Kart,
açıklamasında "Hava Kuvvetleri Komutanlığı bünyesinde inançlar
üzerinden acımasızca ayırımcılık yapılmakta ve tasfiye süreci devam
etmektedir. Hukuk katledilmektedir. Temel hak ve özgürlükler ayaklar
altına alınmaktadır. Bu insanlık ayıbının gizlenebilir, savunulabilir,
açıklama getirilebilir bir yönü yoktur." diyen Kart, Balıkesir 9. Ana
Jet Üssü Komutanlığında bir anda 200 Subay – Astsubay hakkında
“iffetsizlik, şans oyunları oynamak, facebookta yanlış işler yapma”
suçlamalarıyla toptan soruşturma başlatıldığını söyledi.
Kart,
personele sorguda “… kusurları, ilişkileri, aileleri ile ilgili özel
konular, dostluk ve arkadaşlık ilişkileri, internette hangi siteleri
ziyaret ettikleri, facebookta Başbakan aleyhinde söylemde bulunulan bir
makaleyi neden beğendikleri, kızının arkadaşının ailesiyle neden çok sık
görüştükleri….” yönünde sorular yöneltildiğini ifade etti.
"Askerlere yasa dışı yollarla elde edilen ve özel hayatlarıyla ilgili
olan görüntüler izletiliyor. Hukuki ve yasal dayanağı olmayan fiili
soruşturmalar yoluyla; insanlar , emekli olmak ya da istifa etmek
zorunda bırakılıyor." diyen Kart, şu inanılmaz ifadeleri kullandı:
"Ortaya çıkan bulgulara göre; Hava Kuvvetleri bünyesinde tasfiye
edilmek istenilen 800kişinin 150’ye yakını hakkında ahlaki gerekçeler
ve borçlanma ilişkileri sebebiyle, işlem yapılmış; 700’e yakın kişi
hakkında ise; tamamen 'Alevi olmaları' sebebiyle işlem yapılmıştır. Bir
diğer acımasız uygulama ise şudur; 150 kişiye yönelik ahlaki ve
ekonomikanlamda getirilen suçlamalar, diğer 650 kişinin de tamamına da
sirayet ettirilerek , “toptan karalama ve tasfiye yoluyla” bu kişiler
ayrıca zan altında bırakılmaktadır."
Odatv.com
Seçim Yazılımı Güvenilir mi?
Macar Milliyetçi Turancı Hareketine Genel Bakış
Macar
Milliyetçi Turancı ideolojisi; Milliyetçiliklerin yüzyılı olan 19.
Yüzyıldan itibaren ortaya çıkmaya başlayan bir siyasi akımdır.
19.
Yüzyılın çalkantılı imparatorluklarından olan Habsburglar’ın içindeki
en büyük azınlık olan Macarlar; her Milliyetçi akımda olduğu gibi
içinden çıkardığı ve “entelijansiya” dediğimiz, okuyan orta sınıf ile
kendi milli benliklerini arama yoluna koyulmuşlardır.
19. Yüzyılın başlarına giderek konumuzun tarihsel arka planına göz atalım.
Pek araştırmacı
olmayan ama hevesli bazı milliyetçi arkadaşların,internette dolaşan ve Necip Fazıl’ı kahramanlaştırılan rüzgardan
etkilendikleri göze çarpmaktadır. Türk Milliyetçiliğinin kurucularının adını
bile bilmeyen bu şahıslar, ülküsü milliyetçilik olmayan Necip Fazıl’ın
şiirlerden kesitleri paylaşıp durmaktadırlar.
Yıl 1984, Şemdinli ve Eruh’ ta pkk terör
örgütüilk saldırılarını gerçekleştirdi.
Dünyadaki egemen konumunda bulunanemperyalist devletlerinekonomik
ve sosyal olarak hızlı bir büyümetrendine girdiği 1980 ve sonrasıdır.Türkiye’ de 1980’ler ise, başlangıçta önemsenmeyen,daha sonra sürekli yükselen bir ivme
kazanan; 30 yılda 500 milyar dolar zarar veren, binlerce sivil vatandaş ve
güvenlik güçlerimizin şehit edilen , içerik olarak terör çemberine girmişülke konumundaydı,gelişmeler ve yapısal dönüşümler zayıftı.
Kaçmaktan kovalamaya fırsat bulamıyoruz. Sadece bireysel imza yetmez. Bu çağrıya milyonlar ses vermeli. Saygıdeğer büyüğümüz, hocaların hocası Prof. Dr. Mustafa Kafalı,
gazetemiz yazarlarından Sadi Somuncuoğlu, Prof. Dr. Ahmet Bican
Ercilasun, Prof. Dr. Ümit Özdağ’ın öncülüğünde hazırlanan bildiri
şöyle:
“Aşağıda imzası
bulunan bizler, Türk Milletinin aklı selimine sesleniyor, tarihin bu
dönemecinde Türk Milleti adına hareket edenleri aşağıdaki hususlarda
uyarıyoruz!..
1- Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu ve sahibi olan Türk Milletinin adı, vatandaşlık tarifinden ve Anayasadan çıkarılamaz.
2- Devletimizin eşit ve şerefli üyeleri olan aziz vatandaşlarımız, ırklara ve mezheplere ayrıştırılamaz.
3-
Anadolu Coğrafyasında Selçuklu ile başlayıp Osmanlı ile devam eden Türk
Milletinin kesintisiz egemenliğini esas alan büyük Atatürk’ün kurduğu
milli devlet yapısı ortadan kaldırılamaz.
Tayyip Erdoğan, Abdullah Gül ve Bülent Arınç’ın üstad
dediği Necip Fazıl’ı malesef bazı milliyetçiler Sakarya şiirinden ötürü sevip
sayarlar.Halbuki Necip Fazıl’ın ülkülemi (ideolojisi) uzaktan yakına
milliyetçilikle alakalı değildir. Zaten kendisi de hiçbir zaman Türk milliyetçisi
olduğunu iddia etmemiştir. Kendisi milliyetçi olmadığı gibi Türkiye Cumhuriyeti’nin
kuruluş felsefesini milliyetçilik yapan ve Türkiye Cumhuriyeti’ni bu temeller
üzerinde kuran kişilere her ortamda düşmanlığını göstermekten de geri
kalmamıştır.
Necip Fazıl,
sırf Türkçü-Turancı olduğu için Ziya Gökap'e söyledikleri akla mantığa sığmaz.
Azerbaycan’ın
Tebriz kentinin takımı, İran Ligi’nin önde gelen takımlarından Tebriz
Traktor’un karşılaşmalarında yaşanan kimlik uyanışı.
Tebriz Traktor, bastırılan
İranTürkleri’nin sesi olmaya devam etmektedir.
Oslo'dan İmralı'ya madde madde açılım sözleşmesi
Bir Başbakan İki Erdoğan
Kızılay’da Türkçülere Saldırı
Ankara Kızılay'da Hocalı'yı anmak ve Hocalı Katliamı’nın
soykırım olarak tanınmasını sağlamak amacıylaimza toplayan Gökbörü Türkçü Turancı Derneğiüyelerine, 'hepimiz ermeniyiz' diye slogan atarak
saldıran 200 kişilik topluluk 7 dernek üyesiniyaralamıştır.
Ankara'nın göbeğinde örgütlenmiş bu topluluğun güpegündüz yaptığı böyle bir eylemi önleme konusunda yaşanan istihbarat ve güvenlik zaafı ortadadır. Bu saldırınınaydınlatılmasının sorumluluğu hükümettedir.Bu eylemi gerçekleştirenler ve gerçekleştirilmesine çanak tutanlar acilen ortaya çıkarılmalı ve Türk adaletine hesap vermelidir.
'Milliyetçiliği ayaklarımız altına aldık' diyen zihniyetin bölücülere gösterdiği demokratlık ne yazık ki Türk adına sahip çıkanlar için geçerli değildir.Her türlü gereksiz olayı gündem yapan holding basınının da bu saldırıyı görmezden gelmesi, Türkiye'de Türklerin her türlü haklarının gaspedildiğinin en basit göstergesidir.
Kitle iletişim
araçlarının toplum üzerine etkisi yadsınamaz. Hiç şüphesiz ki bu araçların gerek
yaygın kullanımı gerekse hem göze ve hem de kulağa hitap etmesinden dolayı televizyon
ve sinemadır. Bu sebepledir ki özellikle her eve girmiş olmasından dolayı
televizyon propoganda aracı olarak kullanılmaktadır.
“Ne mutlu Türk’üm diyene” için “İlkellik” diyen
Abdullah Gül’ün hayali gerçekleşti! Mardin Valisi Ayvaz, Türkmen Dağı
yamacında yazılı olan Atatürk’ün özdeyişini sildi ve “Çok güzel oldu” dedi...
Türk askeri dağlara yazmıştı Mardin-Kızıltepe yolundaki Türkmen Dağı yamaçlarına Türk askerinin taşlarla
yazdığı “Ne mutlu Türk’üm diyene” özdeyişi kazındı. Yerine Türk Bayrağı’nın
ay-yıldız figürü çizildi. Mardin Valisi Turan Ayvaz “Geçmişteki izler yerine
herkesin ortak değeri olan ay-yıldız yaptık. Çok da güzel oldu” dedi.
Gül, 19 yıldır bu anı bekliyor MHP’nin TBMM’deki desteğiyle bugün Köşk’te oturan Abdullah Gül, 1993’te RP
Milletvekili iken, katıldığı istişare toplantısında kürsüye çıkarak şöyle
diyordu: Ne mutlu Türk’üm diyene lafını tutup her yere yaza yaza ve bunu
özellikle hiç olmayacak yerlere yaza yaza Türkiye aslında ilkel bir hale
dönmüştür...
Son zamanlarda sıkça karıştırılan kavramlardan biri de
Osmanlı Devleti’ne sahip çıkmak ile Osmanlıcılık yapmaktır.Doğrudan Osmanlıcı
olanlar ya da Osmanlı Devleti’ni bir bütün olarak ele almayıp koşulsuz olarak Osmanlı
Devleti’ni savunanlar bir kenara,milliyetçilerin bu konuya bakış açısı bizim
açımızdan önemlidir.
Osmanlı Devleti’ni Türkler kurmuş ve
yüceltmiştir.Osmanlı Devleti, genişledikçe daha çok farklı kökenden gelen
insanları içinde barındırmaya başlamıştır. Bu süreç öyle bir hal almıştır ki
Osmanlı Devleti, zamanla asli unsuru olan Türklere sırt dönmeye başlamış ve
yönetime getirdiği dönmelerin ihanetleri ile yıkılmıştır.
Geçtiğimiz günlerde, KKTC’de askerliğini yapan Uğur Kantar isimli gencin vatani görevi esnasında disiplin koğuşunda gördüğü işkence sonucu Ankara GATA’da tedavi altında iken yaşamını yitirdiğihaberlerini okuduk. İşkence gerçekten en ağır insanlık suçudur. Bu gencin ölümüne sebep kimlerse hükmü verilmeli ve TSK’yı zan altında bırakmamalılardır.
Son zamanlarda artarak propogandası yapılan kavramlardan biri de eşcinselliktir. Yapılan propogandalar sonucunda eşcinsellik, Batı toplumlarında oldukça yaygınlaşmıştır. Bu yaygınlaşma, eşcinsel başbakanların,bakanların hatta papazların ortaya çıkması derecesine varmıştır. Batı ile kaynaşma ve yakınlaşma siyaseti sonucunda,bizim toplulumuzda da bu yaşam tarzının yaygınlaştığını görmekteyiz.Bu sapkınlığın yaygınlaştığı toplumların çöküşe geçtiği tarihsel bir gerçekliktir. Bu nedenledir ki bütün Türkçüler, bu sapkınlığın Türk toplumu içerisinde gelişmesine karşı mücadele etmelidir.
Uğruna Atatürk Portresi kaldırılan Kemal Burkay Kimdir?
Akp’nin siyasal çözüm adına etnik bölücüleri baştacı ettiği bunun akabinde, azılı Türk düşmanlarının palazladığı bir dönemden geçmekteyiz. Habur rezaleti ile başlayan bu süreç, hepimizin midesini bulandırmışken, ardı arkası kesilmeyen açılımlarla pkk’nın siyasal uzantıları özerklik ilan etmiştir. Hergün onlarca demeç ve onlarca bölücülük propogandasının yapıldığı bu dönemde hangi konuyu kaleme alacağımı şaşırmış durumdayım.
Türk milleti’nin yaşadığı akıl tutulması sürdükçe, maddi ve manevi anlamda gelişmek, başarıya erişmek imkânsızdır. Millet’in yaşadığı, bildiği sıkıntılı günlerine rağmen susması, tepkisini göstermemesi şaşılacak bir durumdur. Ya da normal şartlarda ve asli gerekçelerle beklenilen tepkilerin hiç olmadık zamanda ve şahsi meselelerine değil de, kendisini ikinci, üçüncü sırada bekleyen konulara ses çıkarması insan hayatının doğal bir durumu değildir.
5 Temmuz 1993 tarihinde Erzincan’ın Başbağlar köyünde gerçekleştirilen katliamın 18. yılında şehitlerimizi rahmetle anıyoruz.
Tam 17 yıl önce bugün, 2 Temmuz"da Sivas’ta yaptıkları kışkırtmaylahalkı birbirine düşürmeye çalışanların terör uzantıları, olayları kan davasına dönüştürerek üç gün sonra 5 Temmuz 1993"te de Erzincan'ın Kemaliye ilçesine bağlı Başbağlar köyünü kana buladılar. Akşam ezanından sonra köye gelen yaklaşık 100 kişilik PKK'lı ve TİKKO'cu terörist grup, masum köylüleri tek tek evlerinden çıkararak köy meydanına topladılar. Ardından kadınları ayırarak erkeklerin üzerine kurşun yağdırırken köyü de ateşe verdiler. Katliamda 29 kişi kurşunlara hedef olarak, biri çocuk ve biri de kadın, 4 kişi de ateşe verilen evlerde diri diri yakılarak katledildi. Yangında okul ve camiyle birlikte 210 ev, 4 araç tamamen kül olurken 3 bin baş hayvan yanarak telef oldu. Teröristler arkalarında yaptıkları vahşeti, "Sivas olaylarının intikamını alma" adına yaptıklarını açıklayan bir bildiri bırakarak köyü terk ettiler. Katliamdan devlet yetkilileri ancak bir gün sonra haberdar olabildi.
Katliamı gerçekleştiren ve yardım edenlerden 16’sı yakalandı. Ancak dava, 22 Eylül 1997’de İzmir DGM’de sadece 2 kişinin 14 ve 3,5 yıla mahkûmiyetiyle son buldu.
Otuzdokuz Yıl Sonra Bozkurt Korkusu
Bundan tam otuz dokuz yıl önce Hüseyin Nihâl Atsız, Ötüken dergisinde, Konya’da bir okulda yaşanan hadise sonrası “Bozkurt Korkusu” başlıklı bir yazı kaleme almıştı.
Konuyu kısaca özetleyecek olursak; 1972 yılında Selçuk Eğitim enstitüsünde 300’ü aşkın genç, Bozkurt rozeti takarak okula geliyor ve okul müdürü Yusuf Ziya Beyzadeoğlu bu öğrencileri Bozkurt rozeti taktıkları için disiplin kuruluna verip, okula Bozkurt rozeti ile gelinmesini yasaklıyor. Atsız ise bu durumların üzerine Bozkurt’un milli önemini vurguluyor.
Ana’m anlatırdı, ninemden dinlerdim, kitapardan okurdum; eski Türk kadınları o kadar şanlıdır ki, kâh cephede görürsün, kâh evinde...Bakarsın ki, Cepheye kurşun taşır ya da cepheden kurşun atar...Evinde yara sarar, çocuk bakar...Vatan'ı evlat bilir de, toprağına bastırmaz gâvur ayağını...Namus bilir de vatanı, bırakmaz yalnız er'ini, yiğidini...
Güneydoğu’da bulunan bu toplu mezarlar neticesinde bazı yazarlar tarafından milletin hafızasına kazınmak istenen; güneydoğu’da bulunan toplu mezarlar demek, askerin faili olduğu toplu katliamlar, suçsuz yere öldürülen masum insanlar demektir anlamına gelen yazılar vurgulanıyor. Türk silahlı kuvvetlerini topla, tüfekle etkisiz hale getiremeyeceğini bilen dış güçler, Türk basınında bazı kalemleri dolaylı ya da direkt olarak satın alarak TSK’yı kalbinden vurmaya çalışıyor, haysiyetini, gururunu ayaklar altına almaya çalışarak, iftiralar ile etkisiz hale getirmeye çalışıyorlar. Bunun somut örneklerinide bilhassa 2007 yılından beri görmekteyiz. Asıl amaç ise; etkisiz, güçsüz bir Türkiye!
Risale-i Nur’un doğruluğuna ve değerine, Allah Kur’an-ı Kerim’de; Peygamber Aleyhisselam Hadis-i Şerifinde ; Hazreti Ali Efendimiz ve birçok ulema kasidelerinde, kitaplarında “imza basmış”lardır.(Çeşitli risalelerde bu iddia aynen yer alıyor. Yeri geldikçe örnekler verilecek.)
Hem Osmanlı hem de Türkiye Cumhuriyeti, gerek jeopolitik ve stratejik konumundan dolayı, gerek ise, sahip olduğu zengin erk kaynaklarından ve bölgedeki doğal erk kaynaklarının kesiştiği güzergahın denetimini elinde tutmasından dolayı, tarih boyunca çeşitli entrikalara maruz kalmıştır. Malum güçler bu kirli tezgahlar (entrikalar) kapsamında zaman zaman siyasi ve iktisadi arenada bizzat başrolde görülürken, çoğu zaman perde arkasından replik okumuştur.
30 Yıl Önce Bir İşçi, Öğretmen ailesi - 30 yıl Sonra Bir İşçi Öğretmen Ailesi.
Sene 1979 köyden şehire gelmiş binbir zorluklarla okuyup biri Fen Bilgisi öğretmeni olmuş, diğeri tekniker olmuş bir bayanla bir erkek evlenmişler.Bu çiftten bayan olanı kadrolu öğretmen olarak atanır, diğer ise şehrindeki sigara fabrikasında işçi olarak göreve başlar.
22 Göçay 2010 tarihindeki,hain saldırıda şehit düşen 4 asker ve asker kızı Buse Sarıyağ’ın anısına
Timsah Gözyaşları 2
Yine, yaşamlarının en taze baharlarında kırılıp dökülen tazecik filizler! Yine, ateş düştüğü yeri yaktı. Yine, milletçe yanan yüreklerin ağıtlarına tek seslilikle yanık ezgiler. Ve yine bu körpecik filizlerin şehadetinden siyasi pay uman, reyting (izlenme oranı) peşinde koşan, ne olduğu tescilli hainlerin salyalı ağızları ve “sonuçta hayat devam ediyor” demeyi alışkanlık haline getiren aymazların timsah gözyaşları!
Yüksek Askeri Şura kararlarına yargı yolunun açılması ile TSK’ne sızmaya çalışan Cumhuriyet düşmanları yüreklenmiştir. Bunun dışında dikkate alınması gereken bir başka konu ise Ergenekon, Poyrazköy, Kafes , Balyoz , Karagahevleri ve Erzincan gibi soruşturmalarla değerli, milli devlet ilkelerine bağlı yaklaşık 300 Atatürkçü askerin terfilerinin önünün kesilmesidir.
25 Nisan 2010 tarihinde oylamaya sunulan Anayasa’nın 12.maddesi nin değişmesi ile Yüksek Askeri Şura kararlarına sivil mahkeme yolu açılmıştır. Geniş toplumsal uzlaşma ile kabuledilemesi gereken anayasa değişikliği, Akp’nin yangından mal kaçırırcasına alel acele yapılmaktadır. Bir sonraki seçimde iktidarda kalamayacağı belli olan Akp, kendisini Yüce Divan’dan kurtarmak ve Yüksek Yargı ile Ordu’ya sızmak isteyenler için son hamlesini yapmıştır.
Kültür, bir milletin gelişmesinde rol oynayan ve o millete özgü hareketlerin (Edebiyat, sanat, güzel sanatlar, bilim, sosyal yaşam v.s.) tümüdür. Etnik olarak saf bir ırk ve millet olmamasına rağmen, yalnızca T.C. sınırları içerisinde yaşayanları değil, yurt dışındaki bir çok milleti de Türk yapan güç, ortak kültür özelliklerinden başka ne olabilir? İşte bu güç (Ortak kültür) Türk milletini tarih boyunca bir arada ve kudretli tutmuştur, işte bu güç islamiyetten önce Çin’e, Selçuklu devrinde Haçlılar Seferlerine ve Osmanlı’nın son dönemlerinde Avrupa ülkelerine karşı, Türk milletinin birliğini sağlamış ve nihai olarak Türk Birliği’ni sağlayacaktır.
Urmiye Gölünün kurutulması, bölgenin doğasını ve birçok canlıyı yokettiği gibi yöre halkını da göçe zorlamaktadır. Bu konuda Dünya kamuoyu uyarılmalıdır.