Anasayfa arrow Tarihi Dosyalar
 
   
Türkçülüğün Esasları
Türkçülüğün Özü
A) Dilde Türkçülük
B) Sanatta Türkçülük
C) Ahlaki Türkçülük
D) Hukukta Türkçülük
E) Dinde Türkçülük
F) İktisatta Türkçülük
G) Siyasette Türkçülük
H) Felsefede Türkçülük
Büyük Türkçülerden
Türkçülerden Özlü Sözler
Genel İçerik
Marşlarımız
Görsellikler
Türk Dünyası Ezgileri 1
Türk Dünyası Ezgileri 2
Türkçülük Hakkında
Tüm Dosyalar
Tüm Yazarlar
Edebiyat
Makaleler
Tepkisiz Kalma
Ağelini Öneriniz
Belge Resim

Bilgilendirme
Türküler
Görsellik
Kitap Önerileri
Büyük Türkçüler
Büyük Türkçülerden
Azınlık veya Özerk Türkler
Nutuk
Duyurular
Özlü Sözler
Yorumsuz Resimler
Siyasi Dosyalar

  :: TSK'dan ABD-İsrail Koridoru'na balyoz
  :: Emperyalizmin Tetikçileri
  :: Komünistlerin Atatürk karşıtlığı
  :: Rockefeller'den yüzyılın itirafı
  :: Ayrılma bildirisi ve Sevr
  :: İstanbul Barosu’ndan yapılan 14 maddelik açıklama
  :: Öz Yurdunda Köleleşen Türk
  :: IŞİD – ABD ilişkisinin delilleri
  :: Barzani ve Erdoğan
  :: İran Türkleri Hapislerde
  :: Hitler’in Müftüsü Hacı Emin El Hüseyni
  :: Seçsis Neden Türkiye'de Kullanılıyor?
  :: Irak’ın 16. Tugayı Peşmergeye katıldı!
  :: Türker Ertürk , ABD tertiplerini ve ABD işbirlikçilerini açıklıyor.
  :: Hava Kuvvetlerinde Tasfiye
  :: Esad'ın Ulusal Kanal Söyleşisi
Türkçe
Türkçe Adlar
Türkçe İzgileri
Hayvan Adları
Türkçe Terimler
Göktürk Yazıtları
Kuş Adları Derlemesi
Türkçe Adlar Sözlüğü
Kazakistan Türkçesi Sözlüğü
Azerbaycan Türkçesi Sözlüğü
Dosyalar
Siyasi Dosyalar
Tarihi Dosyalar
Görüntüler
Dini Dosyalar
Belge Resim
Bilimsel Dosyalar
Atatürk
Eserleri
Makaleleri
Özlü Sözleri
Atatürk Dosyaları
İletişim
 

Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player

İlgili İçerikler
Tarihi Dosyalar


Selahaddin Eyyûbi Türktür

PDF Yazdır Ağhesabı

Selahaddin Eyyûbi Türktür - 1

Marksistler bir zamanlar, benim millîyetçi muhteşem asîler olarak kabul ettiğim Köroğlu, Dadaloğlu, Pir Sultan Abdal gibi halk şairlerini sınıf savaşısı ilan ederek, komünizme tarihi ve millî bir boyut kazandırmak istemişlerdi.

Halbuki bu Celalî ozanların işçi veya köylü diktatörlüğü kurmak gibi bir niyetleri yoktu. Aksine Türk halk edebiyatının bu seçkin ve eylemci simaları, dönme-devşirme enderun iktidarında pekişen Osmanlı egemen sınıfına başkaldıran birer Türk milliyetçisiydiler.
Şimdi aynı çabayı, farklı bir biçimde bölücülerden görüyoruz.

Kürtlere ayrı bir ırk şuuru kazandırarak, Türkiye''nin Güneydoğu''sunda bir kürt devleti kurulması fikrini telkin edenler, halkın kendilerine sempati ile yaklaşması için tıpkı komünistler gibi tarihî şahsiyetleri ve tarihî olayları istismar etmeye başladılar.

Hemen hemen bütün açık oturumları kürtçülere tahsis eden televizyon kanallarında sık sık tekrarlanan iddialar, özellikle Selahaddin Eyyûbi ile Malazgirt Savaşı etrafında yoğunlaşmaktadır. Haçlı ordularına karşı verdiği mücadelelerle bütün İslâm Dünyası''nda sarsılmaz bir şöhrete kavuşan Selahaddin Eyyûbi''nin bir kürt hükümdarı, Eyyûbi Devleti''nin de bir kürt devleti olduğunda ısrar ederek, bu büyük İslâm mücâhidine duyulan hayranlıktan yararlanmak isteyen bölücü propaganda, aynı amaçla bir başka yalana başvurmuştur.

-Malazgirt Savaşı''na 20 bin kürt katıldı!

Derhal belirtmek isteriz ki, kürtlerin Malazgirt Meydan Muharebesi''ne iştirak etmeleri bizi rahatsız etmez. Hatta Müslüman olmaları sebebiyle, hristiyanlara karşı savaşmak görevleridir de. Ama 1071''de bizanslısı, ermenisi, latini ve Balkanlar''dan getirip muhtelif bölgelere iskan edilen hıristiyanlaşmış Türklerle birlikte nüfusu 2-2.5 milyon civarında olan Anadolu''da kürtlerin 20 bin asker çıkarması esasen mümkün değildir.
Kaldı ki kürtlerin Anadolu''da eskiden beri kalabalık kitleler halinde yaşadığını şuuraltına yerleştirmek amacını güden bu asılsız iddiayı tevsik edecek bir tek ciddi kayıt da yoktur!

Yani Anadolu, kürtler sayesinde bir Türk vatanı olmamıştır! Birkaç aşiret hariç, kürtlerin Doğu ve Güneydoğu Anadolu''da nisbeten görülmeye başlaması, Otlukbeli savaşını kaybeden Türkmen Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan Beğ''in kendisine bağlı Türk aşiretlerini alıp, İran''a geçmesinden sonradır ki, ona rağmen bu bölgede çoğunluk Türkler''e ait olmaya devam etmiştir. 1473''teki Otlukbeli muharebesini takip eden yıllarda kısmen boşalan Doğu ve Güneydoğu yaylalarına Elcezire bölgesindeki kürtler gelip yerleşmişler ve Türk sultanlarının himayesi altına girmişlerdir. O günden beri de Türk Devleti''nin himayesi altındadırlar.


Selahaddin Eyyûbi Türktür -2

4 Ocak 1995

Önce Türk Tarihi''nin en büyük imha savaşlarından biri olan Malazgirt Meydan Muharebesi''yle ilgili bir temel yanlışa işaret etmek gerekir.

Malazgirt Meydan Muharebesi''nin, Anadolu''nun kapısını Türkler''e açtığından bahsedilirse de bu iddia tashihe muhtaçtır. Eğer Malazgirt Savaşı''ndan sonra Anadolu''ya sahip olmak hakkını elde edebilmiş olsaydık, 1072''de Kayseri, 1073''te Paflagonya, 1074''te Antakya meydan muharebelerini yapmak zorunda kalmazdık. 1048''teki Pasinler Meydan Muharebesi dahil, yukarıda zikrettiğimiz bütün savaşlarda düşman ordusunun imha, düşman başkomutanlarının da esir edilmelerine rağmen, Anadolu topraklarına egemen olamamışızdır.

Hatta Ermeni Beyliği, Suriye Latin Prensliği ve maalesef Danişmentli Türk Beyliği ile ittifak kuran imparator Manuel Komnenos, 1161''de İkinci Kılıçarslan''dan toprak koparmış, Bizans orduları 1176''da ise Türklüğü "silip süpürmek" kararıyla Miryakefalon''da yeni bir meydan muharebesini göze alabilmiştir.

Anadolu''nun tapusu, Malazgirt''le başlayan süreç içinde, ancak Selçuklular''dan sonraki beylikler devrinde Türkler''in eline geçmiştir ki bu tapuda Türk ırkının evlâtlarından başka, Allah''ın hiç bir kulunun hakkı yoktur!
Fakat bütün bu gerçekler Malazgirt Meydan Muharebesi''nin öneminin inkâr edildiği anlamına gelmez. Bu savaş, sayıca kat be kat üstün düşman kuvvetlerinin imha edilmesi bakımından Türk Ordusu''nun, Bizans saflarında bulunan Hıristiyan Türkler''in, Müslüman kardeşlerinin tarafına geçmesi bakımından da Türk Millî şuurunun en büyük zaferlerinden biridir.

Kürtlerin Malazgirt Meydan Muharebesi''ne 20 bin kişiyle katıldıkları yolundaki safsataya gelince...

Dün de belirttiğimiz gibi Güneydoğu''yu Türkiye''den koparmak isteyenlerin bu iddiası, kürtlerin Anadolu''da eskiden beri kalabalık bir nüfus teşkil ettikleri fikrini canlı tutmak gayretinden ibarettir.

Malazgirt Meydan Muharebesi''ni konu alan hiçbir İslâm müverihinin eseri günümüze kadar intikâl etmemiştir. Ancak çağdaş kaynaklardan alınan bilgileri ihtiva eden bazı eserler elimizdedir. Bu eserler dikkatle incelendiğinde, müverrihlerin çoğunun şifahi iddiaları hiç bir muhakemeye tâbi tutmadan birbirlerinden kopya ettikleri anlaşılacaktır.

Mesela Tarih-i Meyyafârikin ve Amid yazarı İbn''ı Ezrak, Türk Ordusu''nun mevcudunu "Sultanın az bir askeri vardı" ifadesiyle izah ederken, Ahbarü Devleti Selçukiyye''de bu sayı 15 bin olarak verilir. İbnü''l Cevzi, Türk Ordusu''nun 20 bin kişiye yakın olduğunu belirtirken, Bundari, İbnü-l Adim ve Reşidü''d-Din''de 15 bin rakamı tekrar edilir.

Türk Ordusu''nun sayısı Kerimüdd in Mahmut''la Hamdullah Müstevfi''ye göre 15 bindir. Mirhond rakam vermez, sadece Türk Ordusu''nun azlığından bahseder ki bu rakamların hiçbiri doğru değildir.

"Doğru" diyorsanız ve kürtlerin de 20 bin kişiyle savaşa katıldığını iddia edebiliyorsanız, Malazgirt Meydan Muharebesi''nde bir tek Türk yok demektir.

Selahaddin Eyyûbi Türktür -3

Malazgirt Meydan Muharebesi''yle ilgili şifahî bilgilerin rivayet edildiği, dün bahsettiğimiz eserler, hiçbir bilim adamı tarafından ciddiye alınmamıştır. Çünkü verilen bilgiler hem çelişkilidir, hem mübalağalı, hem de yanlış.
Meselâ sahasındaki ilk müverrihlerden biri olan İbnü-l Kalanisî, bize savaşın hangi ayda vuku bulduğunu dahi bildirmez.

İbnü''l Ezrak da savaşın cereyan ettiği ayı meskut geçer. Bizans İmparatoru''nun esir alındığını dahi bildirmez. Hatta Ahlat ve Malazgirt''in bu savaş sonunda Mervan oğullarının elinden çıktığını zanneder.

Bundari''nin Zübdetü''n-nusra ve Nuhbetü''l-usra adlı kitabı, İsfahanlı İmadeddin''in eserlerinin süslü ve mübalağalı cümlelerle tekrarından ibarettir.
İmadeddin ise esir düşen Bizans İmparatoru Romanos Diogenes''in önce Azerbaycan''a götürülüp oradan Bizans''a dönmesine izin verildiğini söyler ki bu ifadenin doğruluğuna inanmak güçtür.

Mirhond daha da ileri gider. Diogenes''in esir alınmasından sonra "düşmanlığın dostluğa, sevginin dünürlüğe müncer olduğunu ve imparatorun kızının, Alparslan''ın oğlu Melik Arslan''la evlendirildiğini" yazar.
Malazgirt savaşından bahseden bir Norman şairi de Sultan ile imparator arasında böyle bir dünürlükten bahseder. Yalnız, Norman şairi, Mirhond''un aksine "Alparslan''ın, kızını Romanos Diogenes''in oğluna vermeyi vaat ettiğini" söyler. Tabiî ki bu dünürlük hikâyesinin ciddiyetle de, gerçekle de hiçbir ilgisi yoktur.
İbnü''l Esir ise Alparslan''ın Bizans İmparatoru ile 50 yıllık bir barış yaptığını yazar ki hiç bir eserde böyle bir kayda rast gelinmez. Nitekim Malazgirt Savaşı''nın hemen akabinde Türk-Bizans muharebeleri devam etmiştir.
Reşidüddin, Camiu''t Tevarih''in Selçuklularla ilgili bölümünde, Malazgirt Meydan Muharebesi''nin 463 Rebiülevvel ayında yapıldığını yazar ki bu takdirde savaşın Aralık 1070 veya Ocak 1071''de cereyan etmiş olması gerekir.

İşte bu bilgiler ne kadar doğruysa, Kürtler''in Malazgirt Meydan Muharebesi''ne 20 bin kişiyle iştirak ettikleri palavrası da o kadar doğrudur.

Malazgirt Zaferi''nden muhtelif Ortadoğu kavimlerine hisse vermek isteyen, bizim tespit edebildiğimiz ilk kaynak İbnü''l Kalanisî''dir. Kalanisî''nin Zeylü Tarihi Dımaşk adlı eserini ve diğerlerini ileride inceleyeceğiz.


Selahattin Eyyubi Türktür -4

Malazgirt zaferini muhtelif Ortadoğu kavimlerine mal etmeye çalışan bizim tespit edebildiğimiz ilk kaynak İbnü''l Kalanisi''dir. 1160 yılında, doğduğu şehir olan Şam''da ölen bu müverrih, Suriye''deki Türk beyleri ve onların haçlılarla mücadeleleri hakkında değerli bir eser bırakmakla beraber, Malazgirt savaşı konusunda uydurma rivayetleri nakletmiştir. Zaten bu büyük zafere bir sayfacık ayırması da konuyu bilmediğini göstermektedir.
Önce de bahsettiğimiz gibi Kalanisi, savaşın hangi ayda yapıldığını dahi bilmez. Ama Zeylü Tarihi Dımaşk''ta, Türk Ordusu''nun "Türkler''den ve diğer kavimlerden olmak üzere takriben 400 bin kişiden meydan geldiğini" yazmaktan çekinmez.
1257''de öldüğünü bildiğimiz vakanüvis Sıbt İbnü''l Cevzi, Mir''at''-Zeman fi Tarihi''l Ayan adlı eserinde "onbin kürdün sultana katıldığını" yazar. Aynı müellife göre Alparslan Gazi''nin askeri sadece 4 binden ibarettir! Bizans ordusu 100 bin kişidir. Cevzi bu 100 bin askere 1+00 bin nakkab (delici), 100 bin carhi, (yaralayan) ve 100 bin ustayı da refakat ettirir. Bu mübalağa ile yetinmez. 800 mandanın çektiği 400 arabaya nal ve çivi yükler. Silah nakliyatı için de ayrıca bin araba tahsis eder. Bizansı ordusunun bir tek mancığını 1.200 kişiye çektirir. Ve sanki savaş şartlarında yüklemesi mümkünmüş veya sanki pratikmiş gibi bir tek mancınığım 1200 kilo taş fırlattığını hikaye eder.
1335''te öldüğü tahmin edilen İbn''d - Devadari, Kenzü''d-dürer ve Camiü''l gurer de aynı mübalağalı ifadeleri benimser. Cevzi''nin verdiği rakamlara 100 bin okçu, 100 bin kat ipekli elbise ilave eder ve o da Türk Ordusu''nun mevcudunun 4 bin kişiden ibret gösterip, kürtlerden ve sair kavimlerden 10 bin kişinin Sultan''ın komutasında savaşa katıldığını belirtir.
Biz hiç bir tarih kitabında, bir orduya mevcudunun iki buçuk misli insanın katıldığını okumadık. Değil alparslan Gazi gibi bir harp dehasının, sıradan bir komutanın bile, savaş kabiliyeti meçhul, askeri disiplin altında yetişmemiş, belki de ilk darbede firara yeltenecek, Türk savaş taktiğinden habersiz, mukavemeti ve vuruşma gücü üstlerince bilinmeyen bir kalabalığı ordusuna kabul edebileceğine inanmıyoruz.
Kaldı ki bir kaç günden beri fahiş hatalarını, akıl almaz çelişkilerini ve hatta cehaletlerini tekrarlamak ihtiyacını duyduğumuz bu müverrih veya vakanüvislerin hiç biri bilim adamlarınca ciddiye alınmamıştır.
Ona rağmen, bu mübağalı ve asla ilmi kıymet ifade etmeyen kitaplarda bile 20 bin kürtten bahis yoktur!
Bir millet yaratmak gayretiyle yazılan kürt tarihi Şerefname''de ise Malazgirt savaşına bir tek kürdün bile katıldığından bahsedilmez.
Gerçek şudur ki Malazgirt, 50 bin Türk evladının 200 bin kişilik Bizans ordusunu yok ettiği parlak bir zaferin adıdır.

Selahaddin Eyyubi Türktür - 5

Kudüs''ün Selahaddin Eyyûbi tarafından fethini 808.yılına ithaf olunur.

Kürt tarihi olarak da kabul edilen ve 1597 yılında tamamlanan Şerefname, Selahaddin Eyyûbi''nin kürt olduğuna dair iddiayı "tarih bilginlerinin ve araştırmacıların rivayetlerine" bağlar. Fakat bu bilginlerin ve araştırmacıların isimlerini zikretmez. Ama bugüne kadar güvenilir hiç bir islam tarihçisi veya bilim adamı Şeref Han''ı teyit etmemiştir.

Şeref Han''ın umut ettiği destek, asırlar sonra ilmi gerçekleri mensup oldukları devletin siyasi emellerine alet etmek isteyen iki Batılıdan gelir: Grousset ve Cahen.
Bunlardan Grousset, 1192-1193 yıllarında, Şam yöresindeki iç karışıklıkları, Cahen ise 1187''de el-Cezire Türkmenleri''yle kürtler arasındaki otlak kavgalarını etnik uyuşmazlık olarak nitelerler. Oysa bu türlü ihtilaflar, aynı aşiretin muhtelif oymakları arasında bile tarih boyunca süre gelmiştir.

Bazı İslam kaynakları Selahaddin Eyyûbi''yi 758 yılında Basra''dan Azerbaycan''a sürgün edilen, nakledilen veya göçen Yemen araplarından Ravvad b.El-Müsenna El-ezdi''nin soy kütüğüne kaydederler. Rivayete göre bu aile Azerbaycan''da Hezbaniyye kürtleriyle karışmış, daha sonra da Kuzey Irak''a dönerek Selçuklular''ın ve Zengi''lerin hizmetine girmiştir. Arap tarihçilerinin mümtaz şahsiyetlere, özellikle hükümdarlara, ırkçı düşüncelerle veya onları kutsamak için şecere uydurmak, hatta seyit ilan etmek gibi kötü bir gelenekleri olduğu için, bilim adamları bu Yemen''den Basra''ya, Basra''dan Azerbaycan''a göç hikayesine itimat etmezler. Edilecek gibi de değildir. Çünkü bugünün şartlarında bile sıradan bir ailenin 3-500 senelik tarihini takip etmek de bu ailenin siciline tespit etmek de imkân dışıdır.

Şeref Han, yukarıda naklettiğimiz rivayetteki Ravvad Arapları''nı, Ravende Kürtleri olarak değiştirmiştir ki, Selahaddin Eyyûbi''nin Kürt sanılması işte bu tahrifattan dolayıdır!

Oysa aynı Şerefname''de Selahaddin Eyyûbi''nin kardeşleri şöyle sıralanır: Mahammet Ebu Bekir, Şemsüddevle Turan Şah, Seyfilislam Tuğtekin, Şehinşah, Tacilmülük Buri.

Görüldüğü gibi Selahaddin Eyyûbi''nin kürt olduğunu iddia eden Kürt Tarihi yazarı Şeref Han bile, onun kardeşlerinden ikisinin Turanşah ve Tuğtekin gibi Türk has isimleri taşıdığını ifade etmekten kaçamamıştır. Kaldı ki Şeref Han''ın Buri imasıyla yazdığı en küçük kardeş, bütün kaynaklarda Böri veya Börü şeklinde kaydedilmiştir. Bilindiği gibi Börü ismi de Türk has isimidir ve kurt demektir!

Selçuklular''ın ve Zengi''lerin hizmetinde büyük emirler olarak çalışan Selahaddin Eyyûbi''nin babası Necmettin Eyyûp Azerbaycan''daki kesif Türkmen boyları arasında yerleşmiştir ve Türk''tür. Çünkü Selahaddin''in bir Türk oyunu olan ve o tarihlerde Irak tarafında bilinmeyen poloda mahir olduğu kesinlikle bilinmektedir. Bu büyük Türk hükümdarının annesi, Şihabeddin Tokuş''un kardeşidir. Kız kardeşi Rabia Hatun''u da önce Gökbörü ile evlendirmiştir ki, ikisi de Türk''tür. Ağabeyi Şehinşah ise Kutlukız Hatun adında bir Türk kızıyla evlenmiştir.
Selahaddin Eyyubi''nin bizzat kendisi de evlenmek için bir Türk kızını tercih etmiştir: Amine Hatun b. Üner!

Yazan: Necdet Sevinç Yeniçağ Gazetesi

 

BU UNUTULUR MU?

PDF Yazdır Ağhesabı
BU UNUTULUR MU ? (Ama maalesef unuttuk...)

Birinci Dünya Savaşı'nda İngilizlere, 150 bin askerimiz esir düştü. Bu askerlerden bir kısmı da Mısır'ın İskenderiye şehri yakınlarında bulunan Seydibeşir Usare Kampı'na hapsedildi.

Kampın tam adı, 'Seydibesir Kuveysna Osmanlı Useray-i Harbiye Kampı' idi. Bu kampta, 1918'de Filistin cephesinde esir düşen 16. Tumen'in 48. Alayı'na baglı Osmanlı askerleri tutuluyordu.

12 Haziran 1920'ye kadar iki yıl boyunca her türlü işkence, eziyet, ağır hakaret ve aşağılamaya maruz kaldılar.
Devamı...
 
<< İlk < Önceki 11 12 13 14 15 Sonraki > Son >>

Sonuç 127 - 128 Toplam 128
 
Tavsiye Ettiklerimiz
Yasaklı Belgesel
Tebriz Türk Takımı
Tolon Paşa ve Ordusu
O.Sinanoğlu Sohbet
İthal Tohum İhaneti
Durum Çözümlemesi
Zekeriya Öz Hakkında
Kurtuluş Savaşında 2000 Kırgız
Hakikat nerede?
Etki Ajanları
Çıkışyolu Turan
Dilde Birlik ve Türklük Şuuru
TSK'yı Yıpratma Girişimleri
Siyasetimiz Nasıl Düzelir
Sivil cehalet
Türk Ülküsü
Mevlana'dan Öğütler
Kazak ve Türkiye Türkçesi
Ampulün Anlamı
Said-i Nursi'nin Gerçek Yüzü
Bor Madeni ve Önemi
İran'a şeriat nasıl geldi?
Atatürk'ün Kaleminden
Hablemitoğlu Belgeseli
Gül'ün Süreci
Gizli Mutabakat
Gladyocu İftirası
Kürt Federe Devletine
Gökşad'tan

Saçların gezerdi yüzümde eskiden

Ağlarsın

Saçların gezerdi yüzümde eskiden,

Şimdi yanaklarımda damla damlasın.

Ne çok severdim dizinde yatmayı,

Şimdi uykumu bölen keskin bıçaksın.

 

Nefesin vururdu nefesime her akşam,

Şimdi soluğumu kesen acı rüzgarsın.

Bütün dertlerim yalnız sende biterdi,

Şimdi yüreğimde kapanmaz yarasın.

 

Şehre uzak yerlerden yıldızlar sayardık,

Şimdi gökyüzünde en uzak yıldızsın.

Ne çok özledim seni anlatabilsem,

Şimdi oturup kana kana ağlarsın...

 

Çorlu, 2002

Gökşad

 

Gölgeler

Gölgeler

-I-

Ömrün gölgesi olsun ömrümün

Uzayıp gitsin ardımca

Ben gidersem bir ikindi vakti...

Ki sen bir Cuma sabahı gelirken

Ömrüm gölgesi olmuştu ömrünün

Uzayıp gitmişti ardınca...

 

Ankara, 2004

 

Gölgeler

-II-

Bütün zamanların tek suçlusu ben miyim

Üstüme bir bulutun bile gölgesi düşmez

Bu karanlık sahrada neye pervaneyim

Kapanan gözlerime bir ışık düşmez...

 

Medet ey sevgili, yandım bu çölde!

Bu nasıl bir serap, bu nasıl bir gölge?

Düştüm düşeli bu amansız hüzne

Divane yüreğim bir lahza gülmez

                                  

Ankara, 2004

 

Ahiret'te

 


 

Tanrım sen varlığı yaratansın

Canlı cansız her şeyi kuşatansın

Bir dileğim var sen bağışlayansın

Desem korkarım demesem yer beni

 

Garip gönlüm gece gündüz âhtadır

Dileğim gönlümde sana âyandır

Kusur kulundan bağış katındandır

Desem korkarım demesem yer beni

 

Bedenimi balçıktan sen halk ettin

Yüreğime dünyayı sen dar ettin

Gönlüm coştu, dilimi sen lâl ettin

Desem korkarım demesem yer beni

 

Tanrım hurilerin gözümde değil

Aşk için bir ömür yeterli değil

Hâşâ Kaynaroğlu isyanda değil

Âhirette sevdiğime ver beni

 

               Ankara, 2003

 

Sır Kapısı

Sır Kapısı

 

Kırk sır kapısı açıldı gözlerinde

Kırk ayrı yol var her kapının birinde

Her yol ağzında ayrı idam ettiler

Sade tenim kaldı saçının telinde

 

Bir tel saç ile bağladılar çenemi

Üç tas su ile yıkadılar tenimi

 

Beni gonca gül yaprağına sardılar

Musalla diye avucuna koydular

Nasıl bilirdiniz diye sordular

Sustum da dinledim başka bir alemde

 

Aşkı bilmeyenler hiç ses çıkarmadı

Mecnun dedi ki “beni utandırmadı”

 

Kaynaroğlu, adını toprağa verdin

İki kaş arasından sıratı geçtin

Lokman’ın sırrını sen âşikar ettin

Ölü müsün diri mi, bilmez hiç kimse.

 

Ankara, 2004

 

Nevruz

  

Nevruz

Gökyüzünde göç başlar vakit gece

Sultan kız batıdan doğuya göçer

Toy düğün başlar Türkistan ilinde

Sultan Nevruz önünde gergef işler

 

Bize de gel bilinmez bir saatte

Benim de ölülerim yeyip içsin

Rızkımızı bulalım bu yengi gün’de

Bütün alem Tanrı’ya secde etsin

 

Esir Türkleri unutma Sultanım

Onlar beklese de başka baharı

Birgün muhakkak biter bu zalim kış

Yine az görür Türk, koca dünyayı

 

Hazar’a muhabbet götür sultanım

Yesevi’den hikmet getir bizlere

De ki özlemiş sizi Kaynaroğlu

Gayrı dayanmazmış gönlü hasrete

Gökşad

Sivas, 1997

 

Kuşların Rüyası

Kuşların Rüyası 

Kuşların rüyasına girdim dün gece

Karar verdim bunu hep yapacağım

Hepsi de uyuyordu gözlerinde

Onları mı yoksa seni mi kıskanayım

 

Güya bir bülbül senin nefesinden

Şiirler okuyordu seher vaktinde

Şaşırdım kaldım, ses benim sesim

Dedi ki “İlham” derler buna sizin alemde

 

Rüyasında bir güvercin konup pencerene

Uzatıp kanatlarını tutundu ellerine

Şaşırdım kaldım, el benim elim

Dedi ki “Vuslat” derler buna sizin alemde

 

Bir serçe rüyasında kanat çırpıp

Su içti avuçlarından kana kana

Şaşırdım kaldım içim yanmış benim de

Dedi ki “Mecnun” derler buna sizin alemde

 

Kuşların rüyasına girdim dün gece

Gördüm ki seni seviyorum her bedende

Bir kaknus yaklaşıp kulağıma sessizce

Dedi ki “Kader” derler buna sizin alemde

 

Dedim ki “Hayrolur İnşallah...”

Gökşad 

Ankara, 2004

 

Gidişine Ağıt

 

 Mecnûn düşünde gördü Leylâ’yı bir gece:

 Ve sen, şehirlerini benim ülkeme kurdun,Pâyitahtını benim yaralı kalbime..

.Seni bir kan pıhtısı gibi elimde tuttum.

 İnsafsız rüzgârlar uğradı yurduma: 

Yağmur kar ortasında bir çöle düştüm,Kum fırtınasında tutundum saçlarına...

Sen uykudaydın, ben kâbuslar gördüm. 

Buğday tarlalarına kızgın alevler düştü: 

Çıplak ayaklı çocuklar savruldu her yana,

Çıplak ayaklı yıldızlar gibi darmadağın...

Ne olur beni de kat, beni de kat dualarına. 

Seni düşümde gördüm,  tam altı yıl önce: 

Ve sen, gözlerini giyindin Asya ceylanlarının,

Ak sakallardan miras bir huzur yüzünde...

Gezinip durdun içinde bütün damarlarımın.    

 Benim yüreğim mahşer, senin gönlün sırat: 

Zalim bir korku boğazlar sevincimi,

Gözlerim karanlık benim, senin gözlerin hayat.

Gözlerim hiç görmesin gittiğini...  

Ki o Selçuklu şehri seni bırakır mı bilmem:

 Lacivert göğünde gözlerin, bir muska gibi dururken,

Vakitsiz düşer toprağa kırkikindi yağmurları.

Bin yıllık Medrese, yeni bir Eylül’e soyunmuşken... 

Yıldızlara söyle seni geri getirsinler: 

Onlar bilir benim çekik gözlü yüreğimi.

Geçmişin saçından tut, sana yol göstersinler,

Yıldızlar bilir benim gökçe soylu düşlerimi... 

Ankara, 2003

Gökşad 

 

Gözlerin

 

Gözlerin

 

Sanki deryalara dalar giderim

Baktıkça içimi yakar gözlerin

Her şafak vaktinde çalar kapımı

İlmiği boynuma takar gözlerin

 

Mecnun’u çöllerde koyar çaresiz

Ferhad’ı dağlara salar gözlerin

Yanımda yöremde ölüm gezdirir

Benim peşimde o yeşil gözlerin

 

Başı dik dağlara yasla sırtını

Dolunay akşamı kaldır başını

Her kim ki yazarsa kişi bahtını

Ezelden alnıma yazmış gözlerin

 

Dört duvardan gayrı yerim olmadı

Kendi gölgem bana sadık kalmadı

Şu yalan dünyada yüzüm gülmedi

Benim tek servetim senin gözlerin

 

Kefenimi yeşil sarın, beyaz olmasın

Mezarımı göğe kazın yerde kalmasın

Sevdiğim gözünden yaşlar akmasın

Gider Kaynaroğlu, kalır gözlerin

 

Sivas, 1998

 
   
 
Benzer Yazılar