Anasayfa arrow Tarihi Dosyalar
 
   
Türkçülüğün Esasları
Türkçülüğün Özü
A) Dilde Türkçülük
B) Sanatta Türkçülük
C) Ahlaki Türkçülük
D) Hukukta Türkçülük
E) Dinde Türkçülük
F) İktisatta Türkçülük
G) Siyasette Türkçülük
H) Felsefede Türkçülük
Büyük Türkçülerden
Türkçülerden Özlü Sözler
Genel İçerik
Marşlarımız
Görsellikler
Türk Dünyası Ezgileri 1
Türk Dünyası Ezgileri 2
Türkçülük Hakkında
Tüm Dosyalar
Tüm Yazarlar
Edebiyat
Makaleler
Tepkisiz Kalma
Ağelini Öneriniz
Belge Resim

Bilgilendirme
Türküler
Görsellik
Kitap Önerileri
Büyük Türkçüler
Büyük Türkçülerden
Azınlık veya Özerk Türkler
Nutuk
Duyurular
Özlü Sözler
Yorumsuz Resimler
Siyasi Dosyalar

  :: TSK'dan ABD-İsrail Koridoru'na balyoz
  :: Emperyalizmin Tetikçileri
  :: Komünistlerin Atatürk karşıtlığı
  :: Rockefeller'den yüzyılın itirafı
  :: Ayrılma bildirisi ve Sevr
  :: İstanbul Barosu’ndan yapılan 14 maddelik açıklama
  :: Öz Yurdunda Köleleşen Türk
  :: IŞİD – ABD ilişkisinin delilleri
  :: Barzani ve Erdoğan
  :: İran Türkleri Hapislerde
  :: Hitler’in Müftüsü Hacı Emin El Hüseyni
  :: Seçsis Neden Türkiye'de Kullanılıyor?
  :: Irak’ın 16. Tugayı Peşmergeye katıldı!
  :: Türker Ertürk , ABD tertiplerini ve ABD işbirlikçilerini açıklıyor.
  :: Hava Kuvvetlerinde Tasfiye
  :: Esad'ın Ulusal Kanal Söyleşisi
Türkçe
Türkçe Adlar
Türkçe İzgileri
Hayvan Adları
Türkçe Terimler
Göktürk Yazıtları
Kuş Adları Derlemesi
Türkçe Adlar Sözlüğü
Kazakistan Türkçesi Sözlüğü
Azerbaycan Türkçesi Sözlüğü
Dosyalar
Siyasi Dosyalar
Tarihi Dosyalar
Görüntüler
Dini Dosyalar
Belge Resim
Bilimsel Dosyalar
Atatürk
Eserleri
Makaleleri
Özlü Sözleri
Atatürk Dosyaları
İletişim
 

Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player

İlgili İçerikler
Tarihi Dosyalar


Atatürk'ün İsveç İlişkileri Hakkındaki Konuşması

PDF Yazdır Ağhesabı

İsveç Kralı ve Türkiye-İsveç İlişkileri Hakkında Konuşma 3 Ekim 1934

Memleketimizi ziyarete gelen İsveç Veliahdı Prens Güstav Adolf şerefine Çankaya Köşkü’nde verilen ziyafette söylenmiştir.

Altes Ruayâl,

Bu gece, yüce konuklarımıza, Türkiye’ye uğur getirdiklerini söylerken duyduğum, tükel özgü bir kıvançtır. Burada kaldığınız uzca, sizi sarmaktan hiç durmayacak ılık sevgi içinde, bu yurtta, yurdunuz için beslenmiş duyguların bir yankısını bulacaksınız.

İsveç-Türk uluslarının kazanmış oldukları utkuların silinmez damgalarını tarih taşımaktadır. Süerdemliği, önü, bu iki ulus, ünlü sanlı sözlerinin derinliğinde sonsuz tutmaktadır.

Ancak, daha başka bir alanda da onlar erdemlerini, o denli yaltırıklı yöntemle göstermişlerdir. Bu yolda kazandıkları utkular, gerçekten daha az özence değer değildir.

Avrupa’nın iki bitim ucunda yerlerini berkiten uluslarımız, ataç özlüklerinin tüm ıssıları olarak baysak, önürme, uygunluk kıldacıları olmuş bulunuyorlar; onlar bugün en güzel utkuyu kazanmaya anıklanıyorlar; baysal utkusu.

Altes Ruayâl,

Yetmiş beşinci doğum yılında oğuz babanız, bütün acunda saygılı bir sevginin söyüncü ile çevrelendi. Genlik, baysal içinde erk sürmenin gücü işte bundadır.

Ünlü babanız, yüksek kralınız beşinci Güstav’ın gönenci için en ıssı dileklerimi sunarken, Altes Ruvayâl, sizin Altes Ruvayâl, prenses Louise, sevimli kızınız Altes Prenses İngrid’in esenliğine, tüzün İsveç ulusunun gönencine içiyorum.

Kaynak: Ayın Tarihi 1934, No:II, Sayfa:22-23

 

Tantan: Atatürk`ü Masonlar öldürdü

PDF Yazdır Ağhesabı


Yeniçağ gazetesi`nden Osman Tıraklı`nın Yurt PartisiGenel Başkanı ve İçişleri eski Bakanı Saadettin Tantan ile gerçekleştirdiği ropörtajın yayımı sürüyor. Tantan ropörtajın bugünkü bölümünde Masonları Atatürk`ü öldürmekle suçladı.http://st2.tumgazeteler.com/t/2/img/spacer.gif
Atatürk`ü masonlar öldürttü Türkiye Cumhuriyeti`nin kurucusu Atatürk, mason teşkilatını kapattı. Ama bugün geldiğimiz noktada çok fazla bir şeyin değişmediği görülüyor. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Atatürk`ü de masonların öldürttüğü kesin… Bunlar hep konuşuluyor, zaman zaman medyaya da yansıyor. Çünkü, Atatürk`te bir siroz hastalığı çıkıyor ve bir gecede ölüyor... Atatürk`ün Mason Localarını kapatmasından sonra masonlarla savaş yeniden başlıyor. Atatürk öldükten sonra Mason Locaları yeniden açılıyor. Bu aşamadan sonra dikkat ederseniz, Atatürk`ü kendi halkından soğutma çabalarının ağırlık kazandığı görülüyor. Yani bir noktada diyorsunuz ki, masonlar, kendilerini lağveden Atatürk`ten intikam alıyorlar. Atatürk`ü manen de yok etmek için çalışıyorlar. Bu sonucu mu çıkarmamız gerekiyor?

Türkİye Cumhuriyeti o yıllarda İttihat ve Terakki`nin kuruluşundaki mason hakimiyetini temizleyememişti. Yani Mahmut Esat Bozkurt`un 1930`da Bakanken Meclis`te istifa etmesindeki verdiği mesaj da çok önemlidir. Atatürk dahi bir şey yapamamıştır. Atatürk`ün Mahmut Esat Bozkurt`u çağırtıp bu Mason Locaları ile ilgili gündem dışı konuşma yapıp `hemen bunu kapatmamız lazım` demesinden sonra Atatürk`ün sonu gelmiştir. Peki bu masonlar ne yaptı? Atatürk`ü din düşmanı yaptılar. Oysa Atatürk, parçalanmaya karşı milletin itikatta ve amelde birleşmesi için o günkü alimlere kitaplar yazdırtmıştır. Ondan sonra gelenler dini bir yaşam tarzı gibi göstermemiştir. Dinin babadan dededen gelme batılın da içine karışması ile yozlaşmış bir şekilde devam etmesini istemişlerdir. Bu, Türkiye`yi kullanmak isteyenlerin işine gelmiştir. Oysa bizim bu gücün empoze etmeye çalıştığı dine karşı geleneksel İslam`ı savunmamız gerekirdi.

Türkiye`de gerçek anlamda ülkesine hizmet edecek yetişmiş insan sıkıntısı mı var? Bunu şöyle görmek lazım. Türkiye`de zihinsel anlamda üretim gücünün eksikliğini görüyoruz. Özellikle raflarda eksikliğini hissediyoruz. Yabancı kitaplıklara baktığınız zaman orada Türkiye`den bir şey göremiyorsunuz. Asırlardan beri İslam`a bayraktarlık yapmış bir milletin İslam açısından üretim gücünün sıfır olduğunu görü-yorsunuz. Dünyada İslam`ın yaygınlaşıp kabul görmesi açısından etkili bir alim göremiyorsunuz. Özellikle Mısır`daki eğitim faaliyetinin gelişmesi, bireyin eğitilmesinde Mason Locaları`nın tavsiyesini görüyorsunuz. İslamiyet`in yaygınlaşarak, toplumların bilinçli bir şekilde Müslüman edilmesi noktasındaki hareketin içerisine bile masonların girdiğini görüyorsunuz. Hem aydınlanma çağında, hem de hızlı okullaşma döneminde de, açılan okullara bile masonların sızdığını görüyorsunuz. Bu olayların tarihi sürecinden bu yana yani Haçlı seferlerinden beri bu faaliyetleri görüyorsunuz. Askeri örgütlenmede bu akıma karşı son derece akıllı örgütlenme yapmış fakat sürdürememiş. Yeniçeri`nin kuruluşundaki, Bektaşi örgütlenmesindeki noktalar iyi tahlil edilmeli. Osmanlı Devleti`nin örgütlenmesine baktığınız zaman çıkarılması gereken çok büyük dersler var. Türkiye Cumhuriyeti Devleti`nin kaybı, yeni bir cumhuriyeti kurarken bu altyapıları yeni anlayış ve esaslara göre kuramamasıdır. Niye kuramadı? Çünkü yetişmiş insan gücü ve bilgi eksikliği vardı. Görevdeyken engellendim Yurt Partisi Genel Başkanı Saadettin Tantan, İçişleri Bakanlığı yaptığı dönemde suç örgütleri ile mücadele konusunda yeni bir eylem planı hazırlığı içinde iken Bakanlar Kurulu tarafından engellendiğini açıkladı. Tantan, ` İçinde bulunduğumuz sarmal hala bütün bu güçlerin oyunlarına karşı bir eylem planı yapamayışımızdan kaynaklanıyor. Ben bunu yapmak istedim ama Bakanlar Kurulu`ndan geçirtemedim. Bilginin, insanın, paranın, malın, hizmetin bilgisayar ortamında takip edilmesi gerekiyordu. O zaman korku şuydu: `Tantan bizim hepimizin nerede paramız olduğunu tespit edecek, el koyacak.` Biz aslında güçlü devletin düşündüğü ve yapması gerekeni yapmak istiyorduk. Çünkü, bilgi devletin elinde olursa bunu korur ve geliştirir. Bugün Küresel gücü dünyadaki toplumları istediği şekilde yönlendirecek, o ülkelerin kabul ettikleri din önderleri kontrolünde tutuyor. Tüm bu din önderlerine baktığınız vakit, ekonomik güçleri tartışmasız, etki güçleri çok yüksek. Biz bunun Türkiye`deki etkisini kırmak istemiştik. Ama Bakanlar Kurulu`ndan geçirtemedik` dedi

Uluslararası destek alıyorlar!.. Türkiye`deki Mason Locaları`nın bağlı olduğu mason mahfilleri, Türk biraderlerine desteği eksik etmiyorlar. Türk masonlarına övgü yağdırıyorlar. HÜr ve Kabul Edilmiş Mason Locaları`nın yeni büyük üstadını seçmesinden sonra Fransız masonların büyük üstadı Quillardet`in övgüsü basında yer almakta gecikmedi. Fransız mason, Türk biraderlerinin Türkiye`de Cumhuriyet`in ve laikliğin kuruluşunda büyük rolü olduğunu iddia etti. Türk masonlarının güçlü bir geleneği olduğunu da öne süren Fransız mason, başörtüsü sorunu konusunda da Türkiye`de yapılanlara destek verdi, `Biz de Fransa`da yasaklanmasına çalışıyoruz` dedi.

`Atatürk`e silahla suikasti düşündük!` Gazetemiz yazarı Hasan Demir`in iki gün önce köşesinde gündeme getirdiği bir masonun itirafları, YP Lideri Tantan`ın sözlerini doğruluyor. Hasan Demir köşesinde özetle şu görüşlere yer vermişti:`Yıl 1948, Ağustos`un 1`i. Yunan Komünist Halk Cumhuriyeti(ELD)`nin `Laiki foni` yani `Halkın sesi` isimli gazetesinin 685`inci nüshasında, Bulgar Yahudilerinden 33 dereceli farmason Avram Beneraoysan şunları yazar:` Mefkuremizi imha edici darbe vuranların akıbeti, feci şartlar altında ölümdür!..` 33 dereceli komünist mason hangi darbeden bahsetmektedir ve `akıbeti feci şartlar altında ölüm` olan kimdir?Bırakalım onu da kendi söylesin: `(..) Mustafa Kemal Atatürk, 10.10.1935 tarihinde Ankara`da Çankaya köşkünde doktor Mim Kemal Öke`ye hitaben, `Mason cemiyetinin faaliyetini inkılaplarıma muarız gördüğüm için kapatılmasını elzem gördüm. Bu dakikadan itibaren bu cemiyeti ölmüş biliniz. Ve bir daha diriltmeğe teşebbüs etmeyiniz` demişti..

(...) O zannetti ki; bütün muhalif ve muarızlarını tasfiye ve bertaraf ettiği gibi masonları da tasfiyeye tabi tutmaya muvaffak olacaktır.

Fakat asla! Türkiye`deki mason cemiyetinin Kemal Atatürk tarafından kapatılarak faaliyetinin durdurulduğunu Moskova`da tarihi bir yerde yoldaşlar arasında yapılan bir toplantıda işittiğim zaman, beynimden okla vurulmuş gibi sersemledim. Heyecandan şaşırmış bir halde, orada-kilere şaşkınlık içinde haykırdım: `- O sarı lider ortadan suret-i katiyetle kaldırılacaktır!` İşte böyle.. 1948 yılı Ağustos ayının 1`inde Yunan Komünist Halk Cumhuriyeti örgütünün yayın organı `Laiki Foni`nin 685 sayılı nüshasında Ege ve Balkanların kıdemli komünistlerinden 33 derece mason Bulgar Yahudi Avram Benaroyas`ın itirafları.`

Özkök yazdı, satış iptal oldu Türk masonlar bir yandan kapılarını açtıklarını iddia ediyorlar, diğer yandan ölmüş bir masonun evraklarının müzayedede satılmasına izin vermiyorlar. Nitekim, Hürriyet gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök`ün, müzayedeye çıkacak olan bir masonun evrakları ile ilgili yazısından sonra, müzayedeyi düzenleyen yayınevi sahibi, masonun yakınlarının dev-reye soktuğu avukatların salona gelmesi üzerine, bunları müzayededen geri çekti.

Oysa, Özkök, masonun arşivindeki evrakların hiç de önemli olmadığını iddia etmiş ve müzayedeye çıkmadan evrakların dökümünü vermişti. Kitap ve yayınevi sahibi bundan sonra bir daha mason Aydın Bilge ve Sevgi Locası`nın eserlerini müzayedeye sokup satmayacağına yönelik açıklama yapma gereği de duydu!

Yeniçağ

 

Cumhurbaşkanlığı Forsu

PDF Yazdır Ağhesabı

26 Şubat 2010

Değerli Basın Mensupları:

Cumhurbaşkanının icraatları ile ilgili bir soru önergeme kabul edilemez bir cevap verilmiştir.

Öncelikle bu önerge 2 kez içtüzük hükümlerine aykırılık iddiasıyla geri çevrilmiştir.

İç Tüzüğe aykırı görülen (aslında işlerine gelmeyen) sorular çıkartıldıktan sonra, 3. kez verdiğim önerge bu sefer de “Cumhurbaşkanının eylem ve işlemleri hakkında milletvekilleri soru soramaz diye cevaplanmıştır. Cevap yazısı da “Canan Tan” isimli mevcut olmayan bir milletvekiline verilmiştir. Cevabı da sorunun muhatabı olmayan Cemil Çiçek vermiştir.

2010 Ocak ayından itibaren Cumhurbaşkanlığı Forsu Kırmızı rengi değiştirilerek kullanıma sokulmuştur.

Basında yer alan bilgilere göre yeni fors Cumhurbaşkanının sayın eşinin tasarımı olarak Cumhurbaşkanlığına ait her türlü malzemede (resmi evraklar, davetiyeler, tabak-çanak vs dahil) kullanılmaya başlanmıştır. Çokça da para harcanmıştır.

Yeni Forsta kırmızı zemin yerine krem-bej bir zemin kullanılmaktadır.

Özgün Fors ilk kez Atatürk tarafından İzmir’e girerken arabasına çekilerek kullanılmıştır.

İlk yasal düzenlemesi ise 22 Ekim 1925’te çıkartılan “Sancak Talimatnamesi”dir.

Daha sonra 1936 da “Türk Bayrağı Kanunu” ve 1937’de 2/7175 sayılı Kararname ile “Türk Bayrağı Nizamnamesi” kabul edildi. Bunun 36.maddesi Cumhurbaşkanlığı Forsunun ölçü-şekil ve rengini tanımlar.

Halen yürürlükte olan 1985 tarihli “Türk Bayrağı Tüzüğü”nün 36. maddesi ise; ‘tanıtıcı bayrak ve forslar şekil, ölçü ve renk özellikleri yönünden tescil edilmedikçe kullanılamaz’ der.

Cumhurbaşkanlığı Forsu ile ilgili tüm tarihi bilgilere ve yasal düzenlemelere Cumhurbaşkanlığı’nın resmî internet sayfasında bulabilirsiniz.

Cumhurbaşkanlığı resmî internet sayfasında tüm yasal düzenlemeler ve bu doğrultuda fors tanımı orada dururken, yeni hiçbir yasal düzenleme olmaksızın Cumhurbaşkanı milletin gözüne baka baka, Millete rağmen, keyfi, ‘ben yaptım oldu’ anlayışı ile yani AKP modeli Hukuksuzluk veya Habur Çadır Hukuku anlayışı ile forsu hanımefendinin zevkine göre değiştirmiştir.

Cumhurbaşkanının görev ve yetkileri Anayasada tanımlanmıştır.

Buna göre; TBMM’den yeni bir yasal düzenleme olmadan, Cumhurbaşkanı Forsunu değiştiremez. Böyle bir yetkisi yoktur.

Cumhurbaşkanı’nın yasal sorumluluğunun olmaması ona yasaları tanımama, yasalara uymama yetkisi vermez.

Hele eşleri Hanımefendinin hiçbir yetkisi yoktur.

Cumhurbaşkanı ve eşi de, her Türk vatandaşı gibi yasalara uymak zorundadır.

Ülkenin Cumhurbaşkanı yasalara uymazsa, bizler çocuklarımıza yasalara saygılı olmayı - uymayı nasıl öğreteceğiz?!...

Cumhurbaşkanlığı Forsunun ortasındaki güneş; Türkiye Cumhuriyetini ve onun sonsuzluğunu simgeler. 16 yıldız ise tarihteki bağımsız 16 büyük Türk Devletini simgeler. Zemindeki Kırmızı Renk ise Türk Bayrağının rengidir. Öyle olduğu da Sancak Talimatnamesi’nden beri yazılır.

Bayrağımızdaki ve Cumhurbaşkanlığı Forsundaki Kırmızı Renk aziz şehitlerimizin kanının rengidir.

Türk Bayrağı, Cumhuriyetimiz, bağımsızlığımız uğruna şehit olanlara saygı ve sevgimizin, minnettarlığımızın ifadesidir.

Niçin Türk Milleti-Türkiye Cumhuriyeti için şehit olanlardan bu denli rahatsız olunmaktadır?

Yoksa; Atatürk’ten mi rahatsız olunmaktadır? Atatürk’ün yaptığı her şeyi değiştirme arzusundan mıdır?

Yoksa; Türk Bayrağı’ndan mı rahatsızlık duyulmaktadır?

AKP iktidarı döneminde Türk Millî Futbol takımının Türk Bayrağı rengi millî formasının rengi de değiştirilip, Turkuaz yapılmıştır.

Şimdi de forsun rengi değiştiriliyor!

Sıra Türk Bayrağı’nın rengini değiştirmeye mi geldi?!..

Onu da yeşil renk mi yapacaklar?

Bu yapılanlar Türk Milleti’nin Millî ve Manevi değerlerine saygısızlıktır ve suçtur!

Türk milletinin kutsallarına yapılan saldırı millî kimliğimize yönelik bir yıpratma faaliyetidir.

Dağa-taşa [“Ne mutlu Türk’üm diyene” yazmak, Türkiye’yi ilkelleştirdi] diyen bir zihniyetin Cumhurbaşkanlığı dokunulmazlığına sığınarak yaptıkları kabul edilemez!

Cumhurbaşkanlığı dokunulmazlığı kaldırılmalıdır!

Ettiği yemine göre

Türkiye Cumhuriyetinin şan ve şerefini koruması gereken Cumhurbaşkanı Suudi Arabistan kralının oteline, ayağına kadar gidip Başbakanla dizinin dibinde milletimizi rencide eden resimler çektirdiler.

Cumhuriyetimizin Kurucusu Atatürk’ün ebedi ikametgâhına gitmeyen Suudi Arap kralının ayağına giden ondan aldığı pahalı hediyeleri bir türlü açıklamayan ve devletinin envanterine kaydettirmeyen, hediyeleri iç eden bir Cumhurbaşkanı bu yemine sadakat etmemektedir.

Gül’e kadar Cumhurbaşkanlığı bütçesi yılda %4- %5 artmakta.

2008’de % 64 artırıldı.

2010 bütçesi ise 72,5 milyon lira.

Bir fors değiştirilmesi ile milyonlar harcanmıştır. Kulakları rahatsız olmasın diye 62,5 milyon yeni- özel basınçlı sistemli uçak aldırtmıştır. Hem de bu ülkede gaziler açlıktan ölürken yapmaktadır.

Gereksiz ve haksız harcamaların hesabı sorulmalıdır.

Mesela fors yüzünden değiştirilen yemek takımlarının parası kendisinden tahsil edilmelidir.

Bunun peşini bırakmayacağım!

Cumhurbaşkanı forsun rengini değiştiremez. Bu mutlaka engellenmelidir ve bunun maddi ve manevi hesabı sorulur.

 

'Kürtleşen Türkler' gerçeği

PDF Yazdır Ağhesabı

Tarım Bakanlığı’ndayken 1969-1972 yıllarında Bitlis’te çalıştım. 1969 yılındaki Sığır Vebası salgını yüzünden pek çok köyde, mezrada, komda dolaştım. Mutki’nin kuş uçmaz kervan geçmez yörelerine çıktım. O sarp dağlardaki insanımızın yaşantısını soludum. Nemrut ve Süphan dağlarının eteklerindeki göçerlerimizi tanıdım. Adilcevaz, Tatvan, Hizan yaylalarında koşturdum. Üç yıl boyunca Kürt dediğimiz insanımızla yaşadım. Sofralarına oturdum, döşeklerinde yattım, düğünlerine, yaslarına katıldım. Her davranışı, her olayı ayrıntılı biçimde gözlemledim. İnanın sevgili okurlarım; -o toplama ’dil’den başka- Türk milletinden farklı bir kültüre rastlamadım. Aksine Türklerde unutulan kimi gelenekleri onlarda gördüm.

(Bir örnek: 1970 yılında Hizan’ın yaylasında bir ’göçer’in koyunlarını aşılıyordum. Öğle yemeğine koyun kestiler. Çadırımıza gelen sinideki etli pilavın üstünde pişmiş koyun başı duruyordu. Karşımda saygılı biçim de oturan adını unuttuğum o ’göçer’e -anlamını bildiğim halde kasten-  “Bu koyun başı ne anlama geliyor”  diye sordum. O da, “Bilmem ki. Hörmetli misafirler için koyarız” dedi. Aslında onun yaptığı Hunlardan beri gelen çok eski bir Türk geleneğiydi. Kısaca “Başım buyruğundadır” anlamındaydı.) Özellikle köylerdekiler, yoksul ama yayla gönüllü insanlardı. Hepsini sevgiyle, saygıyla anıyorum.

Beni anılarımla böylesine kucaklaştıran bir kitaptan; “Kürtleşen Türkler” den söz edeceğim. Eski gazeteci, Atatürk Üniversitesi Uzmanı Macit Gürbüz bu eseriyle, akıl terazisi bozuk sözde Kürt önderlerinin keyfini kaçırmaya ahdetmiş olmalı ki; yıllardır yılan soluğuyla şişirilen bir balonu patlatıyor. Ve en önemlisi ABD’nin gözden kaçan sinsi projesini tahrip ediyor. (ABD, Kürtlerle Türklerin kesinlikle ayrışmasını istiyor. Özal dönemi, “Kürt, Kürt’tür; Türk, Türk’tür” sözünü Türkiye’de etkili biçimde -ordu dışındaki- kimi yerlerin ’elemanlarıyla’dillendirmeye başlamıştı. Bu propaganda günümüzde uygulama olanağı buldu.) Bu kitap pek çok kişiye, ezberinin bir ’masal’olduğunu, tartışılmaz gerçeklerle bildiriyor. Yazar belgesiz söz etmiyor. Tanık olduklarını aktarıyor. Eser, 146 kaynak, 482 başlığıyla yoğun emek ürünü olduğunu haykırıyor. Kitabın müthiş bir kurgusu var. Her satırda “Vay canına!” diyesiniz geliyor.

Şimdi sizlere kitaptan birkaç tümce aktaracağım; eser hakkında karar vermenize bir ipucu niteliği taşıyabilir:
 “Kürt adı yaşam biçiminden kalma”, “Kürt kökenli bilinen (Abdülkadir) Aksu, Kürt değil Arnavut’tur.”, “Kürtçüler, hâlâ Doğu ve Güneydoğu’da Kürdistan kurma hayalindedir. Hâlâ kim olduklarının derdinde değillerdir”, “Kürtleşen Küresinliler”, “Diyarbakır nasıl Kürtleşti”, “Dersim nasıl Kürtleşti”, “Mezhep değiştirip Kürtleşenler”, “Kürtleşen Cumukanlılar”, “Gagauzlar nasıl Kürtleşti”, “Yörükleri nasıl Kürt yaptılar”, “Kim kimi asimile etti”, “Yaşar Kemal meğer Türkmen Yaşar Kemal’miş”, “Mem-u Zin kimin?”, “Hakkari’li Avşarlar”, “Çukurca halkı Beydili boyundan”, “Yahudi Barzani”.
Bu satırbaşları 487 sayfa boyunca uzayıp gidiyor. Bu kitap akla ve vicdana sesleniyor; bebek katillerine değil! Aklını, ruhunu yitirmiş bölücülere değil!
 “Kaç PeKeKe’li Ölmüş Abe” adlı eserinden sonra “Kürtleşen Türkler” le bizleri gerçekten aydınlattığı için Macit Gürbüz’ü gönülden alkışlıyorum.
Bildik Yayınları’ndan çıkan bu ilginç esere .212. 527 11 00 - 0.312. 422 93 33 - .232. 464 12 15 numaralı telefonlardan ulaşabilirsiniz.
Haftaya buluşmak dileğiyle, esen kalın.

Mevlüt Uluğtekin YILMAZ

17.12.2009

 

Unutulan Yönleriyle İrlanda'nın Türkiye'ye Karşı Büyük Savaşı: 1914 1924

PDF Yazdır Ağhesabı

Ingiltere Atatürkçü Düşünce Derneği’nin Başkanı Kağan Güner’in kaleme aldığı uzun ama önemli bir yazıyı yayınlıyoruz…

Tarih: 26 Ocak 2010, İngiltere Atatürkçü Düşünce Derneği’nin Londra Üniversitesi’nde içlerinde diplomatlar, büyükelçiler, Ankara Devlet Operası’nı kuran Carl Ebert’in oğlunun da içinde olduğu aydınların yer aldığı 350 kişiyi aşkın seçkin katılımcı ile İngilizce olarak düzenlenen ‘’21st Century Leader: Mustafa Kemal Atatürk’ konferansı. Konuşmacılar; Fuad Kavur ve Andrew Mango. Konferansta İADD standını ziyaret eden; İrlanda Komünist Organizasyon’un ATHOL yayınevi editörü ve yetkilileri, bizlere 2009 yılında yayınladıkları bir kitabı sunuyorlar. Kapağında Atatürk’ün kalpaklı bir fotoğrafı var. 21X14 cm ebatında küçük puntolarla 540 sayfa basılmış kitap, Türkiye üzerinde oynanan oyunların ve en önemlisi de Ermeni Soykırımı yalanlarının tarihsel belgelerini ‘ilk defa’ yayınlıyor.

Forgotten Aspects Of 
Ireland’s Great War on Turkey 
1919–1924 
(Unutulan Yönleriyle İrlanda’nın Türkiye’ye Karşı Büyük Savaşı: 1914–1924) 
Yazan: Dr. Pat Walsh 
Yayınevi: ATHOL BOOKS, 540 sayfa, Belfast 2009 

Yazar Dr. Pat Walsh, İrlanda ulusal mücadelesinin sosyalist aydınlarından birisi. Çalışmalarını İrlanda ulusal tarihi üzerine odaklamış ve İrlanda ulusal kimliğinin şekillenişi üzerine zengin araştırmaları mevcut. Bunlardan en önemli iki tanesi şu kitaplar: 
(İrlanda Cumhuriyetçiliği ve Sosyalizm, Cumhuriyetçi Hareket’in Politikaları 1905-1994) -Irish Republicanism and Socialism, The Politics Of The Republican Movement 1905-1994 
(Sivil Haklar Mücadelesi’nden Ulusal Savaşa, Kuzey İrlanda Katolik Politikları 1964-74) -From Civil Rights to To National War, Northern Ireland Catholic Politics 1964-74 
ATHOL Yayınevi ise; İrlanda ve genel olarak Britanya’da ‘küçük fakat üst düzeyde etkili’olarak tabir edilen The British and Irish Communist Organisation (B&ICO) (Briton ve İrlandalı Kommunist Organizasyon) olarak bilinen Maoist kökenli organizasyonun yayınevi. Londra, Belfast, Cork ve Dublin merkezli olarak faaliyet gösteriyor. Grubun lideri 1935 doğumlu Brendan Clifford. 1965 yılına kadar “İrlanda Komünist Grup” olarak faaliyet gösteren grubun içinde yer alan Clifford, 1965 yılındaki büyük bölünmede, Maocu kanadın liderliğini üstlenerek gruptan ayrıldı.
Troçkist kanat Gerry Lawless’ın liderliğinde Irish Workers Group adını aldı. ATHOL BOOKS yayınevi Belfast’ta bu yıllarda kuruldu. Yayınevi aynı zamanda aylık Irish Political Review ve haftalık The Irish Communist and Workers Weekly yayın organlarını çıkarıyor. 
2009 yılında yayınlanan kitabın tanıtımı; Dublin ve Belfast’ta ‘Öğretmenler Sendikası’ tarafından yapıldı. Söz konusu kitap şu anda İrlanda’da Ulster ve Sinn Fein çevrelerinde okunuyor ve inceleniyor. Bu kitapta İrlanda ve dünya tarihinde ilk defa açıklanan tarihsel belgelerin ışığında dile getirilen düşüncelerin siyasallaşması; dünya politikalarında deprem etkisi yaratabilir. Kitabın en büyük önemi belki de bu. Neden? Dr. Pat Walsh, kitabın önsözünde şu vurguyu yapıyor: 
İrlanda Cumhuriyeti Atatürk’ün açtığı yoldan kurulmuştur.
Atatürk sadece Türk Devleti’nin değil İrlanda Cumhuriyeti’nin de kuruluş temellerinde vardır. 
Dr. Walsh bu saptamayı yaparken, İrlandalı tarihçilere” gelin tarihimizle yüzleşelim” çağrısı yapıyor. Türkiye’de aynı çağrıyı yapan bir takım “aydın” takımının Atatürk’ü reddetmesinin aksine, Dr.Walsh Belfast’ta Atatürk’ü 2010 yılında halkının karşısına çıkartıyor. Bunu da bir tarihçi sorumluluğu ile yapıyor. 
Sözkonusu kitabın Türk okuyucular için birçok açıdan önemi mevcut. Öncelikle Ermeni soykırımı fabrikasyonun Londra’da İngiliz Devleti’nin içinde oluşturulmuş bir gizli örgüt eliyle nasıl geniş kapsamlı olarak hazırlandığını ve meşhur Mavi Kitap’ın bu örgütten nasıl çıktığının belgelerini ilk defa açıklıyor. Bunu yaparken de 540 sayfalık dev eserini akademik bir omurgaya oturtuyor: 
1-Osmanlı İmparatorluğu ile Britanya İmparatorluğu arasındaki devlet mekanizmasını karşılaştırıyor. Osmanlı’daki hoşgörünün Britanya Devleti’nde olmamasının felsefi temellerini tartışıyor. 
2-İngiltere’de bir zamanlar varolan olumlu Türk imajının, 1nci Dünya Savaşı’na giden süreçte değiştirilmesi için uygulanan gizli örgüt faaliyetleri sonucunda nasıl değiştirildiğini anlatıyor. Olumsuzlanan Türk imajı ile dağılan Osmanlı topraklarının Batılı güçlere hazırlanması ve ABD’nin İngiltere yanında savaşa sokulması için nasıl kullanıldığını anlatıyor. 
3-İrlanda ulusal mücadelesinin, Türkiye ve Atatürk’ü kendilerine model olarak nasıl aldıklarını açıklıyor. 
Kitabın içeriğini Türkiye kamuoyuna sunmadan önce son bir noktayı vurgulamak istiyoruz. Bu yazıyı hazırlarken, sıkıntısını çektiğimiz en büyük konu, İrlanda tarihinin Türkler açısından neredeyse hiç bilinmemesi gerçeği oldu. Halbuki, İrlanda ulusal mücadelesi 1900’lerin başlarında dünyada Atatürk ve Lenin gibi iki devrimci önder tarafından yakından takip ediliyordu. Atatürk’ün İrlanda halkının İngiliz emperyalizmine karşı mücadelesine dair, Atatürk’ün Meclis konuşmaları ve Kuvayı Milliye dergisindeki başyazıları mevcut. Öte yandan Lenin, İrlanda mücadelesini ‘burjuva ulusal’ diye küçümseyen Rosa Lüksemburglarla sert tartışmalara girerken, sürekli olarak Türkiye ve İrlanda örneklerini veriyordu. Bu yüzden Türkiye’nin emperyalizme ve Ermeni soykırımı yalanlarına karşı verdiği mücadeleye, kimsenin aklına gelmeyen İrlanda’dan uzanan destek aslında hiç şaşırtıcı olmamalı. Aşağıda okuyacağınız satırlarda bizim hiçbir yorumumuz yoktur. 
Okur için özetlenen kitabın bu makalede kullanılan sayfaları şunlardır: 
Syf.25-Türklere karşı kullanılan ilk faşist entellektüel W.E.D.Allen 
Syf.190-Gizli örgüt elemanı Mark Sykes’ın The Times gazetesindeki makalesi 
Syf.192-Weelington House’da ajanlaştırılan yazarlar komitesi. 
Syf.195-Ermeni soykırımı fabrikasyonu nasıl hazırlandı. 
Syf.197-Mavi Kitabın arkasındaki gerçek. 
Syf.198-Malta Sürgünleri davası Londra’dan nasıl yönetildi. 
Syf.206-Türklere karşı propoganda faaliyeti. 
Syf.207-Anti Türk Kampanyası’nın formülasyonu.

Avustralya ve Yeni Zelanda ulusal uyanışının başlangıcı kendi tarihçileri tarafından Çanakkale Savaşı olarak gösterilir. Avustralya ve Yeni Zelanda ulusalcılığının resmi tarih yazımı Çanakkale ile başlar. Anzaklar olarak bilinen, Britanya İmparatorluk Ordusu içindeki Avustralyalılar ve Yeni Zelandalılar ilk defa Çanakkale’de ‘We are not English anymore’ (Artık İngiliz değiliz) demişlerdir. İrlandalılar bu tarihi yeni yeni tartışmaya başlıyorlar. Pat Walsh’un kitabı bu anlamda İrlanda milliyetçiliğine ve ulus devlet tarih dökümanlarına bir meydan okuma. Neden? 1912-1914 yılları arasında İrlanda İç Savaşı’nın tarafları olan Protestan ve Katolik İrlandalıların, Britanya İmparatorluğu’na bağlılık taraftarı Uslter Gönüllüleri ve IRA temelinde örgütlenen bağımsızlık yanlısı katoliklerin milis örgütlenmeleri, 1nci Dünya Savaşı’nda Britanya Ordusu içinde Türklere ve Almanlara karşı ‘omuz omuza’ savaştılar. Bu tarihe dair, Longman yayınevinin aylık tarih dergisi World History’nin son sayısı Mart 2010 sayısında da Goldsmith University’den Richard Grayson, ‘Düşmanlar Birleşti’ makalesinde İrlanda’nın düşman milis taraflarının 1nci Dünya Savaşı’nda nasıl birleştiklerini anlatıyor. 2002 yılında Oxford Universitesi’nden Adrian Gregory ve Senia Paseta da ‘Savaş Bizi Birleştirdi mi?’ başlıklı bir kitap yayınlamışlardı. 
Dr. Walsh kitabında İrlanda iç politikasını ve Amerika’daki güçlü İrlanda lobisini, Ulster, Sinn Fein ve İrlanda Hükümetlerini hep beraber ‘tarihle yüzleşmeye’ davet ediyor. Resmi tarih belgelerini açıklamaya davet ediyor. Kitabın 5 ve 22nci sayfalarındaki önsözde şunları belirtiyor:

“...Sorumuz ortada duruyor: Kasım 1914 yılında İrlanda Türkiye ile niye savaşa girdi? İrlandalı tarihçilerin sormaya tenezzül etmediği bu soruyu şu anda bu yazar soruyor. İrlandalılar kendilerine karşı hiçbir yanlış davranış içinde bulunmayan ve üstelik 1847-8 yılları arasındaki büyük açlık yıllarında kendilerine yardım elini uzatmış Türklere karşı Britanya İmparatorluğu adına savaştı. Her şeyden önce neden İrlanda Türklerle savaştı? Neden İngiltere yüzyıl boyunca müttefiği olan Türklere savaş açtı? Bütün bunlar yanlıştı ve bu sorular yanıt bekliyor. Yanıtlar, ortaya çıkarılmamış İrlanda’nın 1nci Dünya Savaşı’nda Türkiye ile 1914-24 yılları arasındaki savaşının belgelerinde gizli. 
Karşınızdaki yazar bu soruları sorarken 1919 ve 22 yılları arasındaki gazeteleri inceledikten sonra, kaçamayacağı bir sonuca da ulaştı. 1nci Dünya Savaşı Kasım 1918 yılında sona ermedi. Bu olgu bir sürpriz değil. İrlanda, Türkiye ile 1924 yılına kadar savaşın içinde oldu...

İkinci unutulan gerçek ise, Modern Türk Ulusu’nun kurucusu ve emperyalizme karşı Türk direnişinin kahramanı Mustafa Kemal Atatürk, modern İrlandalı tarihçiler tarafından ‘sekter yayıncılık’ yapmakla suçlanan Katolik Bülten (Catholic Bulletin) gazetesi tarafından büyük bir saygı gördü.Katolik Bülten; Atatürk ve Türk Cumhuriyeti’ne açık bir destek verirken,İngilizlerin kurulmakta olan İrlanda ve Türkiye Cumhuriyetlerini engellemek için aynı yöntemleri uyguladığına dikkat çekti. 
Katolik Bülten ”İngiltere Türkiye ve İrlanda’ya karşı aynı taktiklerle mücadele ederken, tarih her iki Cumhuriyet’in de kuruluşuna şahit oldu” diyor ve ekliyor”T abii ki tek bir farkla, İrlandalılar kaybetti, Türkler kazandı.” Ve ekliyor: 
“1924 Lozan Antlaşması’ndan sonra, kurulamayan İrlanda Cumhuriyeti, Türkiye ile savaşın sonunda Britanya İmparatorluğu’na bağlanmaya zorlandı. -Sinn Fein üyelerinin 1914 yılında kendilerini Redmond’un savaşından ayrı tutmalarına rağmen- Lozan Antlaşması ile Türkiye bağımsız ve hükümran bir devlet olarak tanındı.” 
“Birçok yönden bu hikaye üç antlaşmanın masalıdır” diyor Dr. Walsh ve devam ediyor: “1921 Anglo-İrlanda Antlaşması, 1923 Lozan Antlaşması ve 1920 yılında yenilen bir ulusa 1920 yılında silah doğrultarak dikte edilen; unutulan Sevr Antlaşması.” 

Dr. Walsh kitabında kullandığı tarihsel dökümanları şöyle sıralıyor: “Hanns Froemberg’in 1938 yılında basılan Atatürk kitabı, Catholic Bulletin gazetesinin 1922-24 nüshaları, Lozan Antlaşması tutanakları” Catholic Bulletin’de yer alan saptamaları ve belgeleri şöyle özetliyor: 
“1921 Anglo-Irish Antlaşması’na karşı çıkan Fianna Fail (*) ortaya çıkarken Atatürk’ün örneğini izleyerek bağımsız İrlanda’yı kurmuştur. Böylece, belki de Atatürk’ün, Türk Devleti’nin kurucusu olmanın yanısıra... bağımsız İrlanda fikrinin oluşmasında da payı vardır. 
İrlanda’ya yetki devri (devolution) veren Yurt Yasası (Home Rule) 1914 yazında kanunlaştı. Yasa maddesi 1912 yılında Parlamentoya sunulduğunda, İrlanda’daki Britanya İmparatorluğu içinde kalmak isteyen protestan ULSTER örgütü, yasaya ülkenin bölünmesine giden süreci başlatacağı gerekçesiyle karşı çıktı. 28 Eylül 1912 yılında 234.046 İrlandalı protestan kadın ve 237.368 erkek kamusal bir bildiri yayınlayarak, yasaya karşı çıktılar ve silahlı UVF-Ulster Volunteer Force’u (Ulster Silahlı Gönüllüleri Örgütü) kurdular. 1913 yılında, bu sefer UVF’e karşı, katoliklerden oluşan İrlandalı ulusalcılar, Dublin Universitesi’nden Eoin MacNeill’in önderliğinde IV-Irish Volunteers (İrlandalı Gönüllüler) adlı silahlı teşkilatı oluşturdular. Ulusalcı güçlerin silahlı örgütü kısa bir süre içinde Ulster’de 40 bin kişiye ulaştı. Bu iki paramileter örgüt, 1914 yılında Home Rule yasasının çıkmasından 6 ay sonra, Türkiye ve Almanya’ya karşı cepheye sürüldü. Katolik ulusalcılar, Londra tarafından ‘Katolik Belçika’nın Almanlardan kurtarılması için ikna edildi. Belçika’da Almanların yaptıklarına dair üretilen haberlerin savaştan sonra kurmaca olduğu anlaşıldı. Protestan Ulsterciler ise Britanya İmparatorluğu’na tam sadakati savundukları için savaşa gönüllü girdiler. 
Fakat Çanakkale’ye gönderilen İrlandalılar ülkelerine oldukça farklı döndüler. Özellikle Katolik ulusalcılar. Savaştan önce, istemlerini sadece ‘yerel özerklik’ ile sınırlayan İrlandalı ulusalcılar, Çanakkale’den, Türk direnişinden etkilenerek tam bağımsızlık talebi ile döndü, Cumhuriyetçilere dönüştü ve tamamına yakını IRA saflarına katıldı. 1916 Paskalya ayaklanmasının altında yatan önemli etmenlerden biri, Çanakkale ruhuydu. İrlandacada, Poblacht na hÉireann or Saorstát Éireann olarak geçen İrlanda Cumhuriyeti fikri, 1919-1922 yılları arasındaki İrlanda bağımsızlık savaşının kaynakları, Çanakkale’den Cumhuriyet ve Bağımsılzık fikri ile dönen askerlerde yatıyor. IRA ya da İrlandacada Oglaigh na hEireann yani İrlanda Cumhuriyetçi Ordusu’nun 1913 yılında kurulduğunda iki monarşili sistemden tamamen bağımsız Cumhuriyet fikrine geçmesi, İrlanda Cumhuriyetçi Partisi Fianna Fail’in tarih sahnesine çıkması’nın altında Catholic Bulletin nüshalarında yer alan tek bir etmen var: Atatürk. 1921 Antlaşması İrlandayı sorunları halen daha devam eden bir şekilde ikiye böldü. Bağımsız İrlanda 1937 yılına kadar tanınmadı. Kuzey İrlanda’yı Bağımsız İrlanda’dan kopararak Britanya’ya bağladı. Peki bu süreçte; İrlanda’daki cumhuriyet fikri nasıl gelişti?” 
Nisan 1923 yılında Catholic Bulletin, alışılmadık bir şekilde Lozan Antlaşması’nın resmi İngiliz belgelerini yayınlamaya başladı. Dr. Walsh kitabında bu yayın programını şöyle yorumluyor: 
“...Catholic Bulletin, Lozan belgelerini yorumsuz yayınlamaya başlar. Yoruma da gerek yoktur. Britanya İmparatorluğu’na diz çöktüren bir milletin mücadelesi İrlanda’ya örnek teşkil etmiştir. Bu anlamda kanımca, Atatürk’e İrlanda Cumhuriyeti’ne ilham ve örnek teşkil ettiği için borcumuz vardır. Atatürk’ün Türkiye için yaptığını, İrlandalıların da İrlanda için yapması fikri bir vizyon oluşturmuştur.” 
Dr. Walsh, kitabındaki tezleri Anglo-Sakson dünyasındaki tarihsel Türk imajı ve bu imajın fabrikasyonla değiştirilmesi üzerine oturtuyor. 
“Türk deyince 1915 yılına kadar İngiltere’de ilk akla gelen gerçek bir centilmen imajıydı. Türkler İngilizlere silah doğrulttuktan sonra bile bu imaj değişmedi ve yerini ‘temiz ve dürüst savaşçı’ imajı aldı. Osmanlı İmparatorluğu’nun toparklarının parçalanması sürecinde bu imajın değiştirilmesi gerekiyordu. 
Bu işin ilk adımı olarak Ermeni soykırımı fabrikasyonuna başlandı. Bu amaçla ilk göreve getirilen kişi W.E.D Allen (1901-73) oldu. Allen aristokrat ailelerin çocuklarının okuduğu Eton mezunuydu. 1919 yılında Avrupa’da Türkler adlı kitabını yazdı. Bu kitabında Türklerin Avrupa’daki yerini şöyle tanımlıyordu: ‘...Orta Asya’nın steplerinden gelen göçmen çobanlardan oluşan garip bir kabilenin Avrupa’daki bir düzine ulus üzerinde egemenlik kurması nasıl mümkün olabilir ki?’ 
“Allen, 1920 yılında Türkler ile Yunanlıların Savaşı’na savaş muhabiri olarak katıldı. 1929 yılında Kraliyete bağlılık yanlısı Unionist Parti’den Batı Belfast milletvekili seçildi. 1931 yılında Sör Oswald Mosley’in faşist partisine katıldı. Mosley’nin yakın arkadaşı olarak, faşist Kara Gömlekliler örgütünün kuruluşunda görev aldı. 1934 yılında James Drennan takma adıyla Oswald Mosley ve Britanya Faşizmi adlı bir kitap kaleme aldı. Mussolini ve Mosley arasındaki resmi görevli kurye görevine getirildi. Daha sonradan bu dönemde Sör Basil Thomson’un başkanlığındaki ‘Special Branch’ daki MI5 (İngiliz içistihbarat servisi) görevlisi olduğu öğrenilecekti. İki dünya savaşı arasında, Anadolu’da ve Kafkaslarda MI5 adına araştırmalar yaptı. 1943 yılından 1948 yılına kadar Ankara’da İngiliz Büyükelçiliği Enfromasyon Bürosu’nun başkanlığını yaptı. 1948 yılında Kraliyet madalyası ile ödüllendirildi. Ulster Unionist (Protestan Kraliyet yanlısı örgüt) ve faşist olarak; Türkiye aleyhindeki ilk raporları kaleme alan kişidir.”

ANTİ-TÜRK PROPOGANDASININ MODELİ 
Anti Türk propogandasının modeli ise 20 Şubat 1917 yılında The Times gazetesinde çıkan bir makale ile başladı. Yazarın adı Mark Sykes idi. Türklerin 700 bin Ermeni’yi kestiğini ilk olarak Sykes dile getirdi. Sykes The Times gazetesinde çıkan makalesinde şunları dile getiriyordu: 
“...Kısa zaman öncesine kadar, İngiltere’de Genç Türk denilince akla, Anadolu’ya geziye giden romantik İngiliz seyyahlar ve politikacıların da katkısıyla, dürüst ve temiz bir savaşçı olan Türkler geliyordu... Bir kez daha şu Genç Türk’e Alman üniforması ile bakın. Alman militer sesi. Alman Teknik eğitimiyle yetişmiş Genç Türk. Alman profesörleri ona kitle propogandası, politika ve patlayıcıları öğretmiş... 2.5 yıl boyunca katliamlar yaptı, ihanetler yaptı, bütün anlaşmaları ihlal etti, savaş esirlerimizi katletti, yaralılarımızı öldürdü, kadınlarımızı rehin aldı ve halen daha birileri ‘temiz savaşçı Türk’ (clean fighting Turk) diyor... Bu Türkler 700 bin Ermeniyi katlettiler, Lübnan’da açlık ve sefillik yarattılar, Yahudi kolonistleri yok ettiler...” 
Sykes’ın The Times gazetesinde yayınlanan bu makalesi, 100 bin kopya basıldı. 30 bin adedi Amerika’ya gönderildi. Sykes’ın mektubu Ermenilerin öldürülmesini temel alarak oluşturulan Anti-Türk Kampanyası’nın modeli oldu.(syf.207)

WELLINGTON HOUSE VE TÜRK 
Pat Walsh’ı okumaya devam ediyoruz: 
“Türklere karşı kampanya ve Ermeni katliamı fabrikasyonu 1914 yılında kurulan gizli bir örgütlenmenin içinde oluşturuldu. Britanya Devlet yapısı içindeki bu gizli örgüt 1914 sonbaharında adını o tarihte İngiliz Parlamentosu’nun kalbi olan ve Buckingham Sarayı’nın yanında bulunan, Wellington House’da örgütlenen Savaş Propoganda Bürosu’ndan (War Propoganda Bureau) alıyordu. Doğrudan dışişlerine bağlı olarak kurulan bu gizli örgütün tüm bilgileri ve dokümanları savaştan sonra Wellington House’ın şaibeli bir şekilde tamamen yanmasıyla yok oldu. Bu gizli örgütün ve Türkler aleyhindeki propoganda faaliyetleri 1935 yılına kadar ortaya çıkmadı. Wellington House’da Türklere karşı yapılan kurmaca Ermeni katliamı haberlerinin esas hedefi Amerika Birleşik Devletleri’ydi.(syf.207) ( Bu konudaki geniş dökümantasyon için şu kaynağa bakınız: Wellington House and British PropogandaDuring The first World War, M.L. Sanders, The Historical Journal, XVIII, 1975) 
Savaş Propoganda Bürosu’nun başında Liberal milletvekili Charles F.Masterman bulunuyordu. Eski kabine bakanı ve Daily News gazetesinin edebiyat editörü olan Masterman, Asquith Hükümeti’nde bakanlık yapmıştı. Asquith kendisini bu gizli büronun başına davet ettiğinde, misyon çok netti. İngiltere’nin düşmanlarını kötü ve şeytan göstermek ve İngiltere’yi haklı göstermek. İşin başında bu büro Almanlara karşı örgütlenmişse de daha sonta Türkler özel çalışma alanı oldu.”

TÜRKLERE KARŞI AJANLAŞTIRILAN İNGİLİZ YAZARLAR VE GAZETECİLER 
“Masremann görevi kabul ettiğinde, İngiliz edebiyatının önde gelen 25 yazarını Wellington House’a davet etti. Toplantının amacı Britanya İmparatorluğu’nun savaştaki çıkarlarını korumaktı. Yazarlara bu örgüt ve toplantının başlatacağı faaliyetler hakkında hiçbir yere bilgi sızdırmamaları dikte edildi. Wellington House’daki bu toplantılardan ve çalışmalardan, Ermeni katliamı haberlerinden İngiliz Parlamentosu’nun bile haberi olmadı. Wellington House’daki gizli faaliyete kimler katıldı. Bu bilgi ilk kez geniş kamuoyuna açıklanıyor: Thomas Hardy, H.G.Wells, John Galsworthy, Arthur Conan Doyle, John Masefield, Arnold Bennett, G.K. Chesterton, J.M.Barrie, G.M.Trevelyan ve diğerleri.”(syf.192) 
Dr.Walsh, kitabında bu toplantının İngiliz tarihindeki en geniş katılımlı yaratıcı ve akademik toplantı olduğunu belirtiyor. İkinci toplantı bu sefer gazetecilerle yapıldı: 
“İngiltere’nin önde gelen gazete editörleri örgütte biraraya geldi: Geoffrey Dawson, Edward Cook, J.L. Garvin, J.A. Spender ve diğerleri... 
Wellington House, gizli bir yapılanma olduğu için yayınların özel yayınevleri tarafından basılması ve dağıtımı görevini de üstlendi. Yayınevi editörleri Wellington House’a çağrıldı. Oxford University Press, Macmillan, Hodder and Stoughton, Methuen yayınevleri yani dünyanın en büyük ve prestijli yayınevleri örgütlenmeye dahil edildi. Oxford University Press ve John Murray yayınların dağıtımı işini üstlendiler. Amerika’da tespit edilen 13 bin etkili kişinin de içinde olduğu bir adres listesine; aristokratların imzaları ile yayınlar ulaştırılmaya başlandı.”

ERMENİ SOYKIRIMI YAYINLARI BAŞLIYOR 
“Wellington House gizli propoganda Bürosu, İngiltere’nin o tarihe kadar yetiştirdiği iki öenmli tarihçiyi görevlendirdi. G.P.Gooch ve Arnold Toynbee. Toynbee, Wellington House’da tarihçi olarak değil propogandist olarak görevlendirildi. Toynbee az sonra değineceğimiz meşhur Mavi Kitap’ı da Wellington House memuru olarak yazdı. Wellington House’da Türkleri hedef alan kitapların uzun bir listesi mevcut, bunlardan bazıları: 
Mark Sykes, British Palestine Committee, The Clean Fighting Turk 
E.F.Benson; Crescent and Iron Cross, Deutschland über Allah 
Israel Cohen; The Turkish Persecution of the Jews 
Edward Cook; Britain and Turkey 
E.W.G.Masterman; The Deliverence of Jerusalem 
Basil Mathews; The Freedoom of Jerusalem 
Esther Mugerditchian; From Turkish Toils 
Martin Niepage; The Horrors of Allepo 
Cannon Partif; Mesopotomia 
R.W.Seaton; Serbia, Yesterday, Today and Tomorrow 
Josiah Wedgewood; With Machine Guns in Galliboli 
Chaim Weizmann, R.Gothell; What is Zionism? 
Anon; Subject Nationalities of the German Allies, Syria During March 1916 
S.Tolkowsky; Jewish colonisation in Palestine 
Arnold J.Toynbee; Armenian Atrocities:The Murder of a Nation, Turkey-A Past and a Future, The Murdereous Tyranny of Turks

MAVİ KİTABIN ARDINDAKİ GERÇEK 
Daha geçtiğimiz yıl Lord Avebury’nin eline alarak Ankara’ya geldiği Mavi Kitap’la ilgili İngiltere bu kitabın savaş döneminde propoganda amacıyla yazıldığını dile getirdi bugüne kadar. Ama kullanmaya da ısrarla devam etti. Mavi Kitap’ın ardında başka gerçekler de var. Türkler aleyhine uzun bir liste oluşturan bu kitaplardaki tüm kurmaca malzeme yazarlar arasında aslında tek bir merkezden çıkan akademik referanslarmış gibi kullanıldı. Dr. Walsh Türklere karşı fabrikasyonun bu korkunç metodunu ortaya sererken bir örnek veriyor: 
“Örneğin o yıllarda hayalet romanlarının ünlü bir romancısı olan Canterbury Archbishop’u E.F.Benson ‘Crescent and Iron Cross’ kitabının önsözünde kullandığı kaynakları şöyle açıklıyor: 
‘...Ermeni katliamlarına ilişkin şu kaynaklara başvurdum: Lord Bryce’ın topladığı ifadeler, Bay Arnold J.Toynbee’inin The Murder of a Nation ve The Murdereous Tyranny of the Turks ve Dr.Martin’in Niepage’ın The Horrors of Aleppo kitabı. İlk bölümde Bay D.G.Hogarth’ın The Balkans (Clarendon Press,1915) adlı kitabına başvurdum...’ 
Değişik yayınevlerinden çıkan, değişik kitaplardan kullanılan kaynaklar. Aslında tüm kitaplar tek bir gizli merkezden çıkmış. Yazarlar birbirlerinin çalışmalarının haberleri yokmuş gibi birbirlerine referanslar veriyorlar...”

MAVİ KİTABIN AMACI: Malta sürgününü gerçekleştirmek ve ABD’yi savaşa sokmak. 
Şunu özetleyebiliriz: Mavi Kitap, gelecekte kullanılmak üzere raflarda tozlanmaya bırakıldı, ta ki Britanya’nın Türklere karşı kullanmasına tekrar ihtiyaç duyuluncaya kadar.’ 
(Dr.Walsh, a.g.e: syf.198) 

Dr.Walsh devam ediyor: 
“Mavi Kitabın içeriğine ilişkin Britanya Hükümeti tarafından hiçbir zaman tatmin edici bir resmi açıklama yapılmadı. Toynbee, 1922 yılında yayınlanan Western Question and Turkey adlı kitabının 50inci sayfasında, kitabın ‘propoganda’ amacıyla yazıldığını belirtmesine karşın... 
İngiliz tarihçi Trevor Wilson bu konuda şunları söylüyor: ‘Lord Bryce bu iddiaların yalan ya da sahte olduğunu söyleme seçeneğine sahip değildi. Toynbee’nin Türkiye ile benzer bir şekilde Almanya’nın Belçika’da yaptığı insanlık dışı işlemlere dair fabrikasyon haberlerinin; hiçbirinin doğru olmadığı da savaştan sonra ispatlandı. (Journal of Contemporary History, Haziran 1979)’ 
“Fakat Britanya Hükümeti, 1920-21 yılları arasında Mavi Kitap’ta yazılanları delil gösterererek o zamanki ulusal önderleri Malta’ya sürgüne göndertti. Mahkeme heyetine Mavi Kitap verimesine karşın; iki yıl süren yargılamalardan sonra, yargı sanıkları delil yetersizliğinden serbest bıraktı. ( Bu teknik Kuzey İrlandalı okurlara hiç yabancı gelmeyecektir.) 
Mavi Kitap, Haziran 1915 yılında, 2.5 milyon adet basıldı ve dağıtıldı. 1916 yılında 200 ve 1917 yılında 400 üzerinde yayınevi tarafından 17 dile çevrilerek milyonlarca basıldı. Mavi Kitap broşürleri ABD’deki bütün kütüphanelere, doktor kliniklerine, berber dükkanlarına dağıtıldı. Savaş yıllarında 7 milyonun üzerinde kopya dünyadaki fikir üreticilerine yollandı. Özel hedef ABD’ydi. Gilbert Parker, ABD’de 13bin etkili ismin listesini çıkardı. Bu seçkin kişiler, Devlet Propoganda Bölümü’nden belge aldıklarını bilmeden bu zarfların kendilerine İngiliz elitlerinden gönderilidiğini zannettiler. Kitapların pahalı olması ve sadece üst orta sınıflar tarafından okunabilmesi nedeniyle, Wellington House, Illustrated London News matbaasında birçok dilde kendi gazetelerini basmaya başladı. Savaşın başlaması ile beraber İngiltere, Almanya’dan ABD’ye giden iletişim hatlarını ve kablolarını kesti ve ABD’ye tüm bilgi akışı sadece İngiltere’den gerçekleşmeye başaldı. (Kaynak: H.C. Peterson, British Influence On The American Press 1914-17, American Political Science Review, February 1937, syf.81)H.C.Peterson; Ermeni Soykırımı haberlerinin de ABD’ye İngiltere’den gittiğini, Alman haber ajanslarının sansürlendiğini belirterek, İngiliz medyasının Amerikan medyasına dönüştürüldüğünü anlatıyor. 

Amerika’ya yapılan Türk karşıtı propogandanın amacı; Anadolu’da Ermenileri protestanlaştırmak için faaliyet gösteren Amerikalı misyonerlerin hazırladıkları zemin üzerinde ABD’yi savaşa dahil etmekti. Türklerin Doğu Avrupa’da Yahudileri de katlettikleri Amerika’daki Yahudi cemaatini ayrıca harekete geçirmeye yetiyordu. Kuşkusuz bu propogandanın bir diğer amacı da parçalanan Osmanlı topraklarını Batılı güçlere paylaşım için hazırlamaktı. İngiltere’nin Amerika’ya yönelik propogandasının bir diğer nedeni de, Amerikan elitlerinin savaş yıllarında İngiltere’ye değil Almanya’ya sempati duydukları gerçeği idi. 
İrlandalı sosyalistler; Dr.Walsh’ın kitabı ile büyük bir tarihsel sorumluluğu yerine getirdiler. Şimdi bu kitapta ortaya konan tarihsel gerçeklerin artık siyasallaşmasının zamanı geldi. 1900’lerin başlarında Türkiye karşıtı faaliyetlerin perde arkası; basit bir tarih tartışması değil. Bunun siyasal etkileri halen daha devam ediyor. Bu kitaptaki belgelerin siyasallaşması demek; Ermeni Soykırım yalanlarını onaylayan dünyadaki tüm Meclislerin ve Türkiye’deki işbirlikçilerinin bir kez daha düşünmesi anlamına geliyor. Ya 1915’lerde İngiliz devleti içindeki bir gizli örgütün fabrikasyonuna doğru demeye devam edecekler ya da tarihin önünde saygıyla eğilecekler.

 

 
<< İlk < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Son >>

Sonuç 55 - 63 Toplam 128
 
Tavsiye Ettiklerimiz
Yasaklı Belgesel
Tebriz Türk Takımı
Tolon Paşa ve Ordusu
O.Sinanoğlu Sohbet
İthal Tohum İhaneti
Durum Çözümlemesi
Zekeriya Öz Hakkında
Kurtuluş Savaşında 2000 Kırgız
Hakikat nerede?
Etki Ajanları
Çıkışyolu Turan
Dilde Birlik ve Türklük Şuuru
TSK'yı Yıpratma Girişimleri
Siyasetimiz Nasıl Düzelir
Sivil cehalet
Türk Ülküsü
Mevlana'dan Öğütler
Kazak ve Türkiye Türkçesi
Ampulün Anlamı
Said-i Nursi'nin Gerçek Yüzü
Bor Madeni ve Önemi
İran'a şeriat nasıl geldi?
Atatürk'ün Kaleminden
Hablemitoğlu Belgeseli
Gül'ün Süreci
Gizli Mutabakat
Gladyocu İftirası
Kürt Federe Devletine
Gökşad'tan

Saçların gezerdi yüzümde eskiden

Ağlarsın

Saçların gezerdi yüzümde eskiden,

Şimdi yanaklarımda damla damlasın.

Ne çok severdim dizinde yatmayı,

Şimdi uykumu bölen keskin bıçaksın.

 

Nefesin vururdu nefesime her akşam,

Şimdi soluğumu kesen acı rüzgarsın.

Bütün dertlerim yalnız sende biterdi,

Şimdi yüreğimde kapanmaz yarasın.

 

Şehre uzak yerlerden yıldızlar sayardık,

Şimdi gökyüzünde en uzak yıldızsın.

Ne çok özledim seni anlatabilsem,

Şimdi oturup kana kana ağlarsın...

 

Çorlu, 2002

Gökşad

 

Gölgeler

Gölgeler

-I-

Ömrün gölgesi olsun ömrümün

Uzayıp gitsin ardımca

Ben gidersem bir ikindi vakti...

Ki sen bir Cuma sabahı gelirken

Ömrüm gölgesi olmuştu ömrünün

Uzayıp gitmişti ardınca...

 

Ankara, 2004

 

Gölgeler

-II-

Bütün zamanların tek suçlusu ben miyim

Üstüme bir bulutun bile gölgesi düşmez

Bu karanlık sahrada neye pervaneyim

Kapanan gözlerime bir ışık düşmez...

 

Medet ey sevgili, yandım bu çölde!

Bu nasıl bir serap, bu nasıl bir gölge?

Düştüm düşeli bu amansız hüzne

Divane yüreğim bir lahza gülmez

                                  

Ankara, 2004

 

Ahiret'te

 


 

Tanrım sen varlığı yaratansın

Canlı cansız her şeyi kuşatansın

Bir dileğim var sen bağışlayansın

Desem korkarım demesem yer beni

 

Garip gönlüm gece gündüz âhtadır

Dileğim gönlümde sana âyandır

Kusur kulundan bağış katındandır

Desem korkarım demesem yer beni

 

Bedenimi balçıktan sen halk ettin

Yüreğime dünyayı sen dar ettin

Gönlüm coştu, dilimi sen lâl ettin

Desem korkarım demesem yer beni

 

Tanrım hurilerin gözümde değil

Aşk için bir ömür yeterli değil

Hâşâ Kaynaroğlu isyanda değil

Âhirette sevdiğime ver beni

 

               Ankara, 2003

 

Sır Kapısı

Sır Kapısı

 

Kırk sır kapısı açıldı gözlerinde

Kırk ayrı yol var her kapının birinde

Her yol ağzında ayrı idam ettiler

Sade tenim kaldı saçının telinde

 

Bir tel saç ile bağladılar çenemi

Üç tas su ile yıkadılar tenimi

 

Beni gonca gül yaprağına sardılar

Musalla diye avucuna koydular

Nasıl bilirdiniz diye sordular

Sustum da dinledim başka bir alemde

 

Aşkı bilmeyenler hiç ses çıkarmadı

Mecnun dedi ki “beni utandırmadı”

 

Kaynaroğlu, adını toprağa verdin

İki kaş arasından sıratı geçtin

Lokman’ın sırrını sen âşikar ettin

Ölü müsün diri mi, bilmez hiç kimse.

 

Ankara, 2004

 

Nevruz

  

Nevruz

Gökyüzünde göç başlar vakit gece

Sultan kız batıdan doğuya göçer

Toy düğün başlar Türkistan ilinde

Sultan Nevruz önünde gergef işler

 

Bize de gel bilinmez bir saatte

Benim de ölülerim yeyip içsin

Rızkımızı bulalım bu yengi gün’de

Bütün alem Tanrı’ya secde etsin

 

Esir Türkleri unutma Sultanım

Onlar beklese de başka baharı

Birgün muhakkak biter bu zalim kış

Yine az görür Türk, koca dünyayı

 

Hazar’a muhabbet götür sultanım

Yesevi’den hikmet getir bizlere

De ki özlemiş sizi Kaynaroğlu

Gayrı dayanmazmış gönlü hasrete

Gökşad

Sivas, 1997

 

Kuşların Rüyası

Kuşların Rüyası 

Kuşların rüyasına girdim dün gece

Karar verdim bunu hep yapacağım

Hepsi de uyuyordu gözlerinde

Onları mı yoksa seni mi kıskanayım

 

Güya bir bülbül senin nefesinden

Şiirler okuyordu seher vaktinde

Şaşırdım kaldım, ses benim sesim

Dedi ki “İlham” derler buna sizin alemde

 

Rüyasında bir güvercin konup pencerene

Uzatıp kanatlarını tutundu ellerine

Şaşırdım kaldım, el benim elim

Dedi ki “Vuslat” derler buna sizin alemde

 

Bir serçe rüyasında kanat çırpıp

Su içti avuçlarından kana kana

Şaşırdım kaldım içim yanmış benim de

Dedi ki “Mecnun” derler buna sizin alemde

 

Kuşların rüyasına girdim dün gece

Gördüm ki seni seviyorum her bedende

Bir kaknus yaklaşıp kulağıma sessizce

Dedi ki “Kader” derler buna sizin alemde

 

Dedim ki “Hayrolur İnşallah...”

Gökşad 

Ankara, 2004

 

Gidişine Ağıt

 

 Mecnûn düşünde gördü Leylâ’yı bir gece:

 Ve sen, şehirlerini benim ülkeme kurdun,Pâyitahtını benim yaralı kalbime..

.Seni bir kan pıhtısı gibi elimde tuttum.

 İnsafsız rüzgârlar uğradı yurduma: 

Yağmur kar ortasında bir çöle düştüm,Kum fırtınasında tutundum saçlarına...

Sen uykudaydın, ben kâbuslar gördüm. 

Buğday tarlalarına kızgın alevler düştü: 

Çıplak ayaklı çocuklar savruldu her yana,

Çıplak ayaklı yıldızlar gibi darmadağın...

Ne olur beni de kat, beni de kat dualarına. 

Seni düşümde gördüm,  tam altı yıl önce: 

Ve sen, gözlerini giyindin Asya ceylanlarının,

Ak sakallardan miras bir huzur yüzünde...

Gezinip durdun içinde bütün damarlarımın.    

 Benim yüreğim mahşer, senin gönlün sırat: 

Zalim bir korku boğazlar sevincimi,

Gözlerim karanlık benim, senin gözlerin hayat.

Gözlerim hiç görmesin gittiğini...  

Ki o Selçuklu şehri seni bırakır mı bilmem:

 Lacivert göğünde gözlerin, bir muska gibi dururken,

Vakitsiz düşer toprağa kırkikindi yağmurları.

Bin yıllık Medrese, yeni bir Eylül’e soyunmuşken... 

Yıldızlara söyle seni geri getirsinler: 

Onlar bilir benim çekik gözlü yüreğimi.

Geçmişin saçından tut, sana yol göstersinler,

Yıldızlar bilir benim gökçe soylu düşlerimi... 

Ankara, 2003

Gökşad 

 

Gözlerin

 

Gözlerin

 

Sanki deryalara dalar giderim

Baktıkça içimi yakar gözlerin

Her şafak vaktinde çalar kapımı

İlmiği boynuma takar gözlerin

 

Mecnun’u çöllerde koyar çaresiz

Ferhad’ı dağlara salar gözlerin

Yanımda yöremde ölüm gezdirir

Benim peşimde o yeşil gözlerin

 

Başı dik dağlara yasla sırtını

Dolunay akşamı kaldır başını

Her kim ki yazarsa kişi bahtını

Ezelden alnıma yazmış gözlerin

 

Dört duvardan gayrı yerim olmadı

Kendi gölgem bana sadık kalmadı

Şu yalan dünyada yüzüm gülmedi

Benim tek servetim senin gözlerin

 

Kefenimi yeşil sarın, beyaz olmasın

Mezarımı göğe kazın yerde kalmasın

Sevdiğim gözünden yaşlar akmasın

Gider Kaynaroğlu, kalır gözlerin

 

Sivas, 1998

 
   
 
Benzer Yazılar