Anasayfa arrow Tarihi Dosyalar
 
   
Türkçülüğün Esasları
Türkçülüğün Özü
A) Dilde Türkçülük
B) Sanatta Türkçülük
C) Ahlaki Türkçülük
D) Hukukta Türkçülük
E) Dinde Türkçülük
F) İktisatta Türkçülük
G) Siyasette Türkçülük
H) Felsefede Türkçülük
Büyük Türkçülerden
Türkçülerden Özlü Sözler
Genel İçerik
Marşlarımız
Görsellikler
Türk Dünyası Ezgileri 1
Türk Dünyası Ezgileri 2
Türkçülük Hakkında
Tüm Dosyalar
Tüm Yazarlar
Edebiyat
Makaleler
Tepkisiz Kalma
Ağelini Öneriniz
Belge Resim

Bilgilendirme
Türküler
Görsellik
Kitap Önerileri
Büyük Türkçüler
Büyük Türkçülerden
Azınlık veya Özerk Türkler
Nutuk
Duyurular
Özlü Sözler
Yorumsuz Resimler
Siyasi Dosyalar

  :: TSK'dan ABD-İsrail Koridoru'na balyoz
  :: Emperyalizmin Tetikçileri
  :: Komünistlerin Atatürk karşıtlığı
  :: Rockefeller'den yüzyılın itirafı
  :: Ayrılma bildirisi ve Sevr
  :: İstanbul Barosu’ndan yapılan 14 maddelik açıklama
  :: Öz Yurdunda Köleleşen Türk
  :: IŞİD – ABD ilişkisinin delilleri
  :: Barzani ve Erdoğan
  :: İran Türkleri Hapislerde
  :: Hitler’in Müftüsü Hacı Emin El Hüseyni
  :: Seçsis Neden Türkiye'de Kullanılıyor?
  :: Irak’ın 16. Tugayı Peşmergeye katıldı!
  :: Türker Ertürk , ABD tertiplerini ve ABD işbirlikçilerini açıklıyor.
  :: Hava Kuvvetlerinde Tasfiye
  :: Esad'ın Ulusal Kanal Söyleşisi
Türkçe
Türkçe Adlar
Türkçe İzgileri
Hayvan Adları
Türkçe Terimler
Göktürk Yazıtları
Kuş Adları Derlemesi
Türkçe Adlar Sözlüğü
Kazakistan Türkçesi Sözlüğü
Azerbaycan Türkçesi Sözlüğü
Dosyalar
Siyasi Dosyalar
Tarihi Dosyalar
Görüntüler
Dini Dosyalar
Belge Resim
Bilimsel Dosyalar
Atatürk
Eserleri
Makaleleri
Özlü Sözleri
Atatürk Dosyaları
İletişim
 

Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player

İlgili İçerikler
Tarihi Dosyalar


24 Kasım PKK'nın Şehit Ettiği Öğretmenleri Anıyoruz

PDF Yazdır Ağhesabı

Güneydoğu’da en kutsal görevlerini yaparken, PKK’lı teröristlerce katledilen şehit öğretmenlerimizi saygıyla anıyoruz.

 

Kışlalı'nın kaleminden Pamuk

PDF Yazdır Ağhesabı

Orhan Pamuk'un "ne mal" olduğunu teröristler tarafından katledilen Ahmet Taner Kışlalı'nın 1999'da bütün netliğiyle ortaya koyduğu yazıyı sizlere aktarmayı bir görev bildim:

"Önce, bir romancımızın son kitabının 50 bin adet basıldığı yazıldı.
Arkasından kısa sürede 100 binlik bir satışın gerçekleştiği açıklandı.
Derken, çıktığı günden beri ikinci cumhuriyetçi çizgisini korumaya özen gösteren Aktüel dergisi, romancıyı Türkiye'nin "bir numaralı aydını" ilan etti.
Bu romancımızın adı Orhan Pamuk'tu! Ben bu "büyük" (!) yazarımızın bir romanını okumayı denemiştim.
Başladığım şeyi bitirme konusundaki tüm inatçılığıma karşın, bitirememiştim.
Ama "Kara Kitap" basında öylesine övüldü ki, ikinci bir deneye girişmekten kendimi alamadım. Ve o çabamda da, daha yarıya gelmeden havlu atmak durumunda kaldım.
Tahsin Yücel ve Emin Özdemir gibi, çok saydığım isimlerin bu yazarla ilgili oldukça ağır eleştirilerini anımsadım.
Ama beğenenlerin de "beğenme hakkı"na saygı duydum.
Ta ki... Bir okurum "Kara Kitap"ta gizlenmiş bir bölüme dikkatimi çekinceye kadar...
"Çocukluğunda kız kardeşi ile tarlada karga kovalayan sapık bir padişah" gibi bir anlatım vardı bu bölümde!
Prof. Çetin Yetkin yönetiminde, "Müdafaa-i Hukuk" adlı çok değerli aylık bir dergi çıkıyor. İlginç bir rastlantı olarak, derginin Aralık 1998 sayısında, Prof. Fahir İz'in bir incelemesi yayımlandı:

"O. Pamuk'taki Atatürk Anlayışı..."
Meğer benim artık okumayı denemediğim kitaplarında daha neler varmış!
İşte birkaç örnek: "Sonra kasaba alanına dolanır. Atatürk heykellerine sıçan güvercinleri ayıplar..."
"Atatürk kendini içkiye vermiş meyhane kalabalığına, cumhuriyeti emanet etmiş olmanın güveniyle gülümsüyordu..."
"Atatürk'ün leblebi zevkinin ülkemiz için ne büyük felaket olduğunu..."
"Sonra bir cumhuriyet, Atatürk, damga pulu havasına girdiğimizi hatırlıyoruz..."
Sayın İz, 275 sayfalık bir kitapta, tam sekiz yerde ve "hiç gerekmediği halde" Atatürk'e sataşıldığını saptamış.
Söyle diyor: "Bunlar kitaptan çıkarılsa hiçbir şey değişmez. Yalnız yazarın kimi ruhsal gereksinimleri tatmin edilmemiş olur!"
Kim bilir, belki de Orhan Pamuk'un "en birinci aydın" ilan edilmesinde, bu incelemenin de büyük katkısı olmuştur!
Ben, inandıklarını açıkça savunanlara hep saygı duymuşumdur. O düşüncelere karsı olsam bile!
Ama o yürekliliği gösteremeyip de bunu sinsice yapmaya çalışanlara, oraya buraya "bityeniği" sokuşturanlara, hep tiksinerek bakmışımdır.
Bunu hep zayıf bir kişiliğin, zavallı bir ruh halinin yansıması olarak görmüşümdür.
Oyun maskesiz oynanmalıdır! Çirkinlikleri gizleyen maskelerin indirilmesini de tüm "gerçek aydınlar" görev saymalıdır!
Ve de Pamuk adlı yazarı, isteyen okumalı, isteyen sevmelidir...
Ama ne olduğunu, kim olduğunu bilerek! Maskenin arkasındaki gerçek yüzü görerek!..
A. Taner KIŞLALI

1999

 

24 Oğuz Boyu

PDF Yazdır Ağhesabı

Boz-Oklar: Dış Oğuzlar da denip, Sağ kolu teşkil ederler.

1. Gün-Alp/Gün-Han: Sembolü şâhin. Oğulları:

a) Kayıg/Kayı-Han: “Sağlam, berk” anlamındadır. Üç kıta ve yedi denize altı yüz yıldan fazla hâkim olan Osmanlı sülâlesi bu boydandır. Kayı Boyundan Ertuğrul Gâzi ve her biri birer müstesnâ şahsiyete sâhip, çoğu dâhî, cihangir, kumandan, şâir ve sanatkâr olan Osmanlı sultanları, Kayı Han neslinin kıymetini göstermeye kâfidir.

b) Bayat: “Devletli, nîmeti bol” anlamındadır. Maraş ve çevresine hâkim olan Dulkadiroğulları, İran’da Kaçarlar, Horasan’da Kara Bayatlar, Maku ve Doğubeyazıt hanları, Kerkük Türkmenlerinin çoğu, bu boydandır. Dede Korkut kitabını 1480’de Hicaz’da yazan Tebrizli Hasan ve meşhûr şâir Fuzûlî bu boydandır.

c) Alka-Bölük/Alka-Evli: “Nereye varsa başarı gösterir” anlamındadır. Türkiye ve Âzerbaycan’daki Alaca, Alacalılar adı taşıyan yerler bu boyun hatırasıdır.

d) Kara-Bölük/Kara-Evli: “Kara otağlı (çadırlı)” anlamındadır. Karalar ve karalı gibi coğrafî yer adları bunlardan kalmadır.

2. Ay-Alp/Ay-Han: Sembolü kartal. Oğulları:

a) Yazgur/Yazır: “Çok ülkeye hâkim” anlamındadır. Ab-Yabgu devrindeki Yenibent Yabguları, Batı Türkistan’daki Cend Emirleri, Kara-Daş denilen Horasan Yazırları, Ahıska’dan aşağı Kür boyundaki Azgur-Et (Azgur Yurdu) Kalesi, Kürmanç Kürtlerinin Azan Boyu, Toroslardaki Gündüzoğulları Hanedanı bu boydandır.

b) Tokar/Töker/Döğer: “Dürüp toplar” anlamındadır. Yenikentli Vezir Ayıdur, Harput-Diyarbakır-Mardin hâkimleri, Artuklular, Sincar-Siverek, Suruç arasında hâkim eski Caber Beyleri, Memluklar devrinde Halep Döğeriyle Hama Döğerleri, bugünkü Mardin-Urfa arasında yirmi dört oymaklı Kürt Döğerleri, Hazar Denizi doğusundaki Saka Boyu Takharlar; Şavşat’taki Ören kale, To-Kharis ve Malatya’nın Tokharis bucağı, Dağıstan’daki Digor ve Kars ve Arpaçay sağındaki Digor kazası bu boydan hatıradır.

c) Totırka/Dodurga/Dödürge: “Ülke almak ve hanlık yapmak” anlamındadır. Sivas doğusundaki Tödürgeler bu boydandır.

d) Yaparlı: “Misk kokulu” anlamındadır. Zaza Çarekliler ve misk ticareti yapan Yaparı Oymağı bu boydandır. Yaparı Oymağının Akkoyunlu ve Giraylı camilerinin mihrap duvar harcına bu güzel ıtriyattan kattıklarından hâlâ hoş kokmaktadır. Diyarbakır ve Kırım’da hatıraları vardır.

3. Yıldız-Alp/Yıldız Han: Sembolü tavşancıl. Oğulları:

a) Avşar/Afşar: “Çevik ve vahşî hayvan avına hevesli” anlamındadır. Hazistan Beyleri, Konya’daki Karamanoğulları, İran’daki Avşarlı Nâdir Şah ve hanedanı, Ürmiye ve Horasan Afşarları bu boydandır.

b) Kızık: “Yasakta pek ciddi ve kuvvetli” anlamındadır. Gaziantep, Halep ve Ankara çevresindeki Kızıklar, Doğu Gürcistan’da ve Şirvan batısındaki ovaya Kızık adını verenler bu boydandır.

c) Beğdili: “Ulular gibi aziz” anlamındadır. Harezmşahlar, Bozok/Yozgat-Raka/Halep çevresindeki Beğdililer, Kürmanç Badılları bu boydandır.

d) Karkın/Kargın: “Taşkın ve doyurucu” anlamındadır. Akkoyunlu-Dulkadiroğlu ve Halep-Hatay bölgesindeki Kargunlar, Doğu Anadolu ve Âzerbaycan’daki ilkbaharda eriyen karların suları ile kopan sel ve su kabarmasına da Kargın/Korkhun denilmesi bu boyun adındandır.

 

Ermenistan'da Amerikan mandası

PDF Yazdır Ağhesabı

MEHMET PERİNÇEK İÜ AİİTE Ar. Gör.

Obama’nın Türkiye’ye gelişiyle birlikte hız kazanan Ermeni açılımı, Amerika’nın Ermeni meselesi üzerinden bölgeye müdahale planlarını daha da net bir şekilde ortaya koydu. Türk kamuoyunun ciddi bir kesimi bu tespiti yaparken, ABD’nin Ermeni meselesini tarih boyunca bir araç olarak defalarca kullanmaya çalıştığını belirtmek gerekir. Belki de bunun ilk önemli adımı, Birinci Dünya Savaşı’nın hemen ardından “bağımsız” Ermenistan Cumhuriyeti’ni mandası altına alma girişimidir. O dönemki devlet başkanı Wilson’un çizdiği Büyük Ermenistan haritası da tarihin sayfalarında yer almaktadır.

Biz de bu yazımızda Ermenistan’da Amerikan mandası tartışmaları dönemine ait Ermeni arşivlerinden bazı belgelerden örnekler vereceğiz. Türkiye’de ilk defa yayınlanan bu belgelerin çoğu Erivan’da basılan Vestnik Arhivov Armenii dergisinin 1965 yılındaki 2. sayısında çıkmıştır. İki belge ise 1974 yılında Erivan’da yayınlanan C. Kirakosyan’ın “Zapadnaya Armeniya V Godı Pervoy Mirovoy Voynı” eserinden ve Sovyet Dışişleri Halk Komiserliği’nin (Bakanlığı) 1920 yılı 34 nolu bülteninden alınmıştır.

ERMENİSTAN’I YÖNETECEK AMERİKALI YETKİLİLER

Belgelerden ilki Amerikan ve Ermeni Taşnak hükümeti arasında imzalanan mandaya dair protokoldür. 18 Temmuz 1919 tarihli protokolün orijinali Fransızca olup Ermenistan SSC Devlet Tarih Merkez Arşivi’nde (TsGİA Arm. SSR) fond 200, dosya 35, yaprak 169-172 numaralarıyla saklanmaktadır.

Protokolün birinci maddesine göre Amerikan mandası, 10 yıl süreliğine öngörülmüş, tarafların kabulüyle iki defalığına 5‘er yıllığına uzatılabilecektir. İkinci maddede ABD’nin manda yönetimini kimler aracılığıyla yürüteceği kayıt altına alınmıştır: Erivan’da devamlı bir rezidansı bulunacak olan yüksek temsilci, her bakanlığa birer danışman, Karma Konsey’de yer alacak 3 üye.

Mandayla ilgili imzalanan protokole göre Ermeni devleti yasamasının kabul edeceği kanunlar, ancak Amerikalı yüksek temsilcinin imzasıyla geçerlilik kazanacaktır. Yüksek komiser, reddetmesi durumunda gerekçesini yazıp tasarıyı tekrardan görüşülmek üzere geri gönderebilecektir. Bu durumda geçerlilik için oyların 2/3’nin alınması gerekmektedir.

Bakanlık danışmanları ise gerekli gördükleri kanunları hazırlayabilecekler ve bağlı oldukları bakanların tasarıyı yasama gündemine almalarını isteyebileceklerdir. Danışmanlar, bunun yanında Ermeni devleti anayasasına aykırı olmamak kaydıyla her türlü karar, bildirge ve talimat metinleri hazırlayıp bağlı olduğu bakana sunabilecektir, ayrıca lüzumlu ve uygun idari tedbirlerin alınmasını önerebilecektir. Danışmanların karşı gelerek alınan kararları, bildirgeleri ve talimatları durdurma yetkisi vardır. İçişleri bakanlığının danışmanıysa güvenlik için olağanüstü tedbirlerin alınmasını önerebilir ve ülkedeki ciddi karışıklıkların önlenmesi için sıkıyönetim ilan edebilir. Bakanlar ve danışmanlar arasındaki çatışmalar, yüksek temsilcinin talebiyle Karma Konsey’de çözülecektir. Karma Konsey, 3 Ermeni parlemento üyesinden ve 3 Amerikalıdan oluşmaktadır.

AMERİKAN ORDULARI KAFKASYA’YA

 Ermenistan Başbakanı A. İ. Hatisyan’ın Ermenistan’daki Amerikalı Müttefik Yüksek Komiseri Haskell’e yaptığı görüşmeye dair 22 Ağustos 1919 tarihli raporu ise Arşiv’de fond 200, dosya 370, yaprak 1-2 numaralarıyla kayıtlıdır. Haskell, görüşmede şimdilik Amerika’nın Ermenistan’a yardım için ordu göndermediğini, ancak 3 subayını Paris’e Fransı Başbakanı Clemenceau’ya ve Amerikan temsilcisine yollayarak bunun gerekliliğine dair raporunu ilettiğini belirtmiştir. Haskell, ayrıca Kafkasya’dan çekilmekte olan İngiliz ordularının bir kısmının Ermenistan’a kaydırılması için de İngiliz hükümetinden ricada bulunmuştur. Diğer taraftan Haskell, Ermenistan sınırlarının korunması için tedbirler almakta ve bu amaçla Türkiye’ye subaylarından oluşan bir heyet gönderme niyetindedir. Raporda Amerikalı albayın Gürcistan ve Azerbaycan’a karşı da Ermenistan sınırlarını güvenlik altına alma sözü verdiği aktarılmaktadır.  Haskell’e göre artık Ermeni sınırlarını ihlal etmek kolay olmayacaktır. Şimdilik Amerika’nın isminin manevi etkisini kullanacak olan Haskell, ileriki süreçte ordular gelince onlara dayanacağını söylemektedir. Albay, Gürcistan’la olan toprak sorunundan kaynaklı oluşan tarafsız bölgede de bir Amerikan valiliği kurma planındadır.

Albay Haskell, Ermenistan ordusunun askeri teçhizatla (kurşun, silah) donatılması için de çabalamaktadır. Batum ve Ardahan üzerinden İstanbul ve Selanik’ten 150 katır cephane ve silahın geleceğini belirten Haskell, Ermenistan ordusu için gerekli kıyafetleri de temin edeceğini ifade etmektedir. Ayrıca 7000 ton un, konserveler, et, ilaç ve tarım makinaları da bir gemiyle gelmektedir.

BOZUK AMERİKAN UNUNDAN ZEHİRLENEN ERMENİLER

Ancak daha 7 Şubat 1919 tarihinde Ermenistan Telgraf Ajansı, kitlesel bir zehirlenmeden söz etmiştir. Yapılan araştırma sonucunda bütün hastaların Amerika’dan gelen bozuk unlardan yapılmış ekmekten zehirlendikleri anlaşılmıştır. Ajansın geçtiği haberin orijinal Ermenice metni, Ermenistan Devlet Tarih Merkez Arşivi’nde fond 200, dosya 227, yaprak 17 numaralarıyla kayıt altındadır.

“BİZİ VE BİZİM GİBİLERİ ANCAK WİLSON KURTARABİLİR”

28 Eylül 1919 tarihinde ise Tiflis’teki Ermeni burjuvazisinin temsilcileri Ermenistan Dışişleri Bakanı Hatisov’a Amerikan mandası konusunda bir açıklama gönderirler. Açıklamada banka, ticaret ve sanayi erbaplarının tecrübe ve sermayelerini vatanları için ancak Amerikan mandası altında düzen sağlandıktan sonra feda edebilecekleri ifade edilmektedir. Belge, Ermenistan arşivinde fond 199, dosya 47, yaprak 66 numaralarıyla saklanmaktadır.

Benzer tespitler aynı tarihlerde Ermeni yetkili Agaronyan tarafından da yapılmıştır. Agaronyan, 2 Eylül 1919 tarihinde “kaderimizin belirlenmesinde Amerika, kudretli son sözünü söyleyecektir” ve “bizi ve bizim gibileri ancak Wilson kurtarabilir” diye yazmaktadır. Belgenin arşiv numaraları fond vıpisok, dosya 3, yaprak 253-255 ve dosya 8, yaprak 67’dir.

“SİZE YALVARIRIZ Kİ…”

5-6 Temmuz 1920 tarihinde ise Taşnak hükümetinin Paris Barış Konferansı’ndaki heyetine liderlik eden Agaronyan ve Pogos Nubar Paşa’nın ABD Başkanı Wilson’a Amerikan mandasıyla ilgili gönderdikleri telgraf o dönemki Ermeni mandacıların ruh halini yansıtmaktadır:

“Yüksek Konsey’in bağımsız Ermenistan’ın sınırlarını belirlemekle sizi görevlendirmesinden sınırsız bir mutluluk duyduk. Hakları sizin tarafınızdan korunacağından tüm Ermeniler, gözlerini büyük umutlarla size dikmiştir. Sadece Ermeni devleti üzerinde Amerikan mandasının kabulü hayallerimizi gerçekleştirebilirdi. Eğer Amerika, bu yükümlülüğü üstlenmeyecekse size yalvarırız ki bari Ermeni devletinin toprakları içerisine şu bölgelerin katılması konusunda ısrarcı olunuz: Eğirdir hariç Bitlis bölgesi, Hakkari hariç Van bölgesi, bütün Erzurum bölgesi, Ermenistan’ın savunması için önde gelen şehirleri Erzurum ve Erzincan şarttır, Amerikan misyonerlerinin faaliyetleri sayesinde Ermeni kültürünün şanlı merkezi haline gelmiş olan bütün Harput bölgesi, ayrıca Ermenistan’a Karadeniz’e çıkış yolu vermek için bütün Çoruh Vadisi, burası demiyolu döşenmesi için de gereklidir ve ayrıca bütün Kafkasardı Ermenistanı.”

Telgrafın arşiv kaydı fond 200, dosya 576, yaprak 142-143 şeklindedir.

AMERİKALILAR ÇARK EDİYOR

Ermenistan’ın Gürcistan’daki temsilcisi G. Bekzadyan, 4 Kasım 1920 tarihinde Amerika’nın Tiflis Konsolosu Moser’e gönderdiği telgrafta Ermenistan’ın Serv Antlaşması’nın ruhuna uygun bir şekilde alması gerekenleri alamadığından yakınmaktadır. Moser, 7 Kasım tarihli cevabında ABD’nin Serv Antlaşması’nın tarafı olmadığını, Birleşik Devletler hükümetinin her ne kadar Ermeni cumhuriyetini tanısa ve elinden geleni yapsa da hiçbir zaman üzerine ülkeyi koruma ve Ermeni halkına askeri yardım yükümlülüğünü almadığını belirtir. Konsolosun son sözleri, bu kriz ortamında hiçbir sorumluluk alamayacakları şeklindedir. Telgraf, Ermeni arşivinde fond 200, dosya 625 yaprak 11 kaydıyla saklı bulunmaktadır.

Beyaz Orduların gerilemesi, Kafkasya’da peşi sıra Sovyet iktidarlarının kurulması, Ankara’da Milli Mücadele’nin başlaması ve düzenli ordunun başarıları Atlantik ötesinden gelen ABD’yi tedirgin etmiştir. Türk-Sovyet işbirliği hız kazanmıştır. Artık Amerikalılar Kafkasya konusunda ısrarcı olmayı göze alamamaktadır. Ermenilere verilen sözler unutulmuş, artık oyalama taktiklerinden bile vazgeçilmiş, Taşnak hükümeti ortada bırakılmıştır. Emperyalist devletlerin askeri temsilcileri bir bir bölgeyi terketmeye başlar.

ERMENİSTAN’DA AMERİKAN YAĞMASI

Böyle bir ortamda bir İngiliz subayının The Morning Post gazetesinin 8 Eylül 1920 tarihli sayısında yayımlanan mektubu çarpıcıdır. Amerikan Ermenistan’a Yardım Misyonu’nun sandıklarla yardım adı altında getirdikleri malları sattığını belirten İngiliz subay, Amerikalıların Azerbaycan’da Sovyet iktidarının kurulmasından sonra hiçbir sözünü yerine getirmeden korkudan ülkeyi terkettiklerini yazar. Amerikalı yetkililer, Ermenistan’dan ayrılmadan önce de açlık çeken halkın elindeki pahabiçilmez pırlanta, kürk gibi değerli eşyaları hiç fiyatına satın alıp yanlarında götürmüşlerdir.

21. YÜZYILIN YENİ MANDA GİRİŞİMLERİ

Ermeni arşivlerinde bu belgeler hem ABD’nin manda politikasının hem de Ermenistan’daki mandacıların iç yüzünü ortaya koymaktadır. Peki Ermenistan’da Amerikan mandası tesis edilmiş midir? Wilson ve Amerikalı yetkililer daha başından beri Ermenistan mandasıyla yetinmemişler, özellikle İstanbul ve Boğazlar üzerinde de manda rejimini kurmak istemişlerdir. Hatta buna Ermenilerin yaşadığı bütün bölgeleri (Rusya, İran, Azerbaycan, Gürcistan ve Anadolu topraklarının belirli bölümleri) dahil etmeyi de tasarlamışlardır. Amerikan hükümeti açısından manda olacaksa denizden denize Ermenistan kurulmalı ve İstanbul manda kapsamına alınmalıdır. Ancak Ankara’da kurulan, “manda ve himaye kabul edilemez” diyen Türk hükümeti ve Ekim Devrimi’nin başarıları bu planları bozmuştur. Bölgeye Amerikan heyetleri gönderilmiş, raporlar kaleme alınmıştır. Bölgede Türkiye’nin dahil olmadığı bir manda rejimi ABD açısından artık karlı değildir. Bölgeye gönderilmesi gereken Amerikan orduları pahalıya mal olacaktır. Ve sonuç olarak ABD, Ermenistan’da mandadan vazgeçecektir. Amerika’nın Kafkaslar’ı etki alanına alma hayalleri suya düşecektir. Ta ki SSCB’nin yıkılmasına dek. Artık Kafkaslar’da oluşan otorite boşluğu ABD’ye yeni manevra alanları açmıştır. Renkli devrimler, Ermeni açılımları vb. Amerikan’ın 21. yüzyıldaki yeni manda girişimleri olarak karşımıza çıkmaktadır.

http://www.mehmetperincek.com/

http://www.mehmetperincek.com/makaleler/aydermen.pdf
 

Apo'nun "beraber kurtardık" palavrası!.

PDF Yazdır Ağhesabı

Milletimize adeta zorda kabul ettirilmek istenilen garip bir dayatma var!.. “Kurtuluş Savaşı’nı beraber yaptık!..” sloganı yayılmak isteniyor.. Bunu hem Ankara’dakiler yapıyor, hem de Apo mahreçli PKK kaynakları!..
Ankara’dakiler hem de aralarında omzu kalabalık saf yetkililer de dahil, “dedelerimiz koyun koyuna şehitlikte” muhabbetine pek meraklılar! O kahraman şehitlerin etnik kimliklerini vurgulayıp sanki “Kurtuluş” ta iki ayrı millet varmış intibaı vermek doğru mu?!.. Apo ve çetesi bunu bilerek yapıyor... Onların stratejisyenleri (Batı) böyle bir dayatma geliştirip ellerine tutuşturmuştur... Apo da bu çerçevede sallıyor (Ortak vatan Türkiye-Kürdistandır(!) Kurtuluş Savaşını Türk-Kürt birlikte yaptı, birlikte kurtardık) diyerek kafasına göre Kurtuluş Savaşı üretiyor!..
Bu sözleri doğru değil, hesap kitap ortada..
Araştırmacı Gökçe Fırat’ın çalışması var... Buna göre Kurtuluş Savaşı sırasında verilen şehitlerle ilgili yöresel ve rakamsal bilgiler şöyledir..
Bölgelere göre şehit oranı...
İç Anadolu Bölgesi: %34
Karadeniz Bölgesi: %29
Ege Bölgesi: %14
Akdeniz Bölgesi: %11
Marmara Bölgesi: %8
Doğu Andolu Bölgesi: %5
Güneydoğu Anadolu Bölgesi: %2
Kurtuluş Savaşında verilen şehit sayısı 35 bine ulaşmaktadır. Bunun 700’e yakını Kürt kökenlidir !
Çanakkale Savaşında 48 bin şehidin de bölgelere dağılımında pek bir değişiklik yoktur!

Arkadan vurdular!..
Bu köşede her seferinde yazıyoruz.. 1919’da da durum şimdiki gibidir... Eşkıyaya karşı emperyalizme karşı, vatan toprağı için ayağa kalkan milletimizin etnik mensubiyetleri vardır ama önemli değildir... Vatanı koruyanlara karşı ihanet şebekeleri de gene şimdiki gibidir.. Mardinli Piri Bekir’ler vs.. Yani o dönemin Apoları...
Kurtuluş Savaşı’nı “birlikte yapmak” bir yana, Kurtuluş’un kahramanları sırtlarından vurulmuştur...
“Kaldı ki Kurtuluş Savaşı’na katılmayan Kürtler çıkardıkları isyanlarda bu devleti yıkmak için savaşmaktan ve ölmekten çekinmemişlerdir. Kürt isyanlarında ölenlerin sayısı Kurtuluş Savaşı’nda ölenlerin on mislidir!..
Tarihi kaderimizin çizildiği savaşlarda Kürt katılımı yok denecek kadar azdır.
Fakat Kürt isyanlarında ölenlerin sayısı 17 bindir !”
 Doğru olan budur...
Apo’nun söyledikleri “itelemedir” önce kendi kapıkullarını efsunlamak için bu yalanlara başvurulmakta, peşine takılan sürüyü hipnotize etmede bunu kullanmaktadır!.. Böylece,  “hak sahibi bir millet kavramı”  peydahlamayı ummaktadır!.. Tabii projenin asıl sahipleri de bellidir..! Apo “Kurtuluş savaşı Türkler ve Kürtlerin ortak savaşıdır. 10 Şubat 1922 tarihinde Meclis’in gizli oturumlu 18 maddelik bir kararı var. Bu karar 64 ret oyuna karşılık 373 kabul oyuyla kabul edilmiş bir yasadır.” diye sallıyor.. Yok böyle bir yasa.. Olduğunu kim söylüyor?.. Apo!.. Ona kim söylemiş, cevap ilginç, “Fransız kaynakları”... Hani kaynak?.. Yok!.

Alpaslan’dan başlıyorlar!..
Apo İmralı’da su kaynattıkça ortaya masal üstüne masal çıkıyor..! O orada oturup bir yandan sosyologlarla, filozoflarla kendini kıyaslarken, bir yandan da kafasına göre tarih yazıyor!.. Yazdığı “tarih(!)” ler de, eteğindeki müritlerince yaygınlaştırılmak isteniyor... Misal, son olarak Malazgirt’teki belediye başkanının teşebbüsü gibi...
Malazgirt meselesi çok ilginçtir.. Eşkıya kaynaklarına göre, Malazgirt bir Kürdistan zaferidir ve Türk Hakanı Alpaslan, bunlara Türk Milleti adına borçlanmıştır!..  
PKK’nın konuya ilişkin tezini(!) yazayım da bir tarafınızla gülün bari!.. Eşkıya kaynakları diyor ki; “Alparslan, Kürt Hanedanı Merwan Bin Dost ile 1071 yılında gerçekleştirdiği stratejik ittifakın gereklerini yerine getirmemiş olsaydı, hiçbir zaman Anadolu’nun kapılarından içeri giremeyecekti...” 
Yaa işte böyle!.. O Merwan mı ne olmasaymış!..
“Türklerin Anadolu’ya geçişleri mümkün olmayacakmış ve gerisin geri Orta Asya’ya dönmek zorunda kalacaklarmış...”
Bu kadar da değil!..
Osmanlı, bunlardan aldığı kuvvetle Balkanlara hakim olmuş(!) ve Atatürk de Cumhuriyeti bunlar sayesinde kurabilmiş!..
Yani?!. Bu palavraların peşinde çapulculara tapu verilsinmiş!..
O kadarcık hakları varmış, yani!!.
Alll!..

Behiç Kılıç

4.9.09

Yeniçağ

 
<< İlk < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Son >>

Sonuç 64 - 72 Toplam 128
 
Tavsiye Ettiklerimiz
Yasaklı Belgesel
Tebriz Türk Takımı
Tolon Paşa ve Ordusu
O.Sinanoğlu Sohbet
İthal Tohum İhaneti
Durum Çözümlemesi
Zekeriya Öz Hakkında
Kurtuluş Savaşında 2000 Kırgız
Hakikat nerede?
Etki Ajanları
Çıkışyolu Turan
Dilde Birlik ve Türklük Şuuru
TSK'yı Yıpratma Girişimleri
Siyasetimiz Nasıl Düzelir
Sivil cehalet
Türk Ülküsü
Mevlana'dan Öğütler
Kazak ve Türkiye Türkçesi
Ampulün Anlamı
Said-i Nursi'nin Gerçek Yüzü
Bor Madeni ve Önemi
İran'a şeriat nasıl geldi?
Atatürk'ün Kaleminden
Hablemitoğlu Belgeseli
Gül'ün Süreci
Gizli Mutabakat
Gladyocu İftirası
Kürt Federe Devletine
Gökşad'tan

Saçların gezerdi yüzümde eskiden

Ağlarsın

Saçların gezerdi yüzümde eskiden,

Şimdi yanaklarımda damla damlasın.

Ne çok severdim dizinde yatmayı,

Şimdi uykumu bölen keskin bıçaksın.

 

Nefesin vururdu nefesime her akşam,

Şimdi soluğumu kesen acı rüzgarsın.

Bütün dertlerim yalnız sende biterdi,

Şimdi yüreğimde kapanmaz yarasın.

 

Şehre uzak yerlerden yıldızlar sayardık,

Şimdi gökyüzünde en uzak yıldızsın.

Ne çok özledim seni anlatabilsem,

Şimdi oturup kana kana ağlarsın...

 

Çorlu, 2002

Gökşad

 

Gölgeler

Gölgeler

-I-

Ömrün gölgesi olsun ömrümün

Uzayıp gitsin ardımca

Ben gidersem bir ikindi vakti...

Ki sen bir Cuma sabahı gelirken

Ömrüm gölgesi olmuştu ömrünün

Uzayıp gitmişti ardınca...

 

Ankara, 2004

 

Gölgeler

-II-

Bütün zamanların tek suçlusu ben miyim

Üstüme bir bulutun bile gölgesi düşmez

Bu karanlık sahrada neye pervaneyim

Kapanan gözlerime bir ışık düşmez...

 

Medet ey sevgili, yandım bu çölde!

Bu nasıl bir serap, bu nasıl bir gölge?

Düştüm düşeli bu amansız hüzne

Divane yüreğim bir lahza gülmez

                                  

Ankara, 2004

 

Ahiret'te

 


 

Tanrım sen varlığı yaratansın

Canlı cansız her şeyi kuşatansın

Bir dileğim var sen bağışlayansın

Desem korkarım demesem yer beni

 

Garip gönlüm gece gündüz âhtadır

Dileğim gönlümde sana âyandır

Kusur kulundan bağış katındandır

Desem korkarım demesem yer beni

 

Bedenimi balçıktan sen halk ettin

Yüreğime dünyayı sen dar ettin

Gönlüm coştu, dilimi sen lâl ettin

Desem korkarım demesem yer beni

 

Tanrım hurilerin gözümde değil

Aşk için bir ömür yeterli değil

Hâşâ Kaynaroğlu isyanda değil

Âhirette sevdiğime ver beni

 

               Ankara, 2003

 

Sır Kapısı

Sır Kapısı

 

Kırk sır kapısı açıldı gözlerinde

Kırk ayrı yol var her kapının birinde

Her yol ağzında ayrı idam ettiler

Sade tenim kaldı saçının telinde

 

Bir tel saç ile bağladılar çenemi

Üç tas su ile yıkadılar tenimi

 

Beni gonca gül yaprağına sardılar

Musalla diye avucuna koydular

Nasıl bilirdiniz diye sordular

Sustum da dinledim başka bir alemde

 

Aşkı bilmeyenler hiç ses çıkarmadı

Mecnun dedi ki “beni utandırmadı”

 

Kaynaroğlu, adını toprağa verdin

İki kaş arasından sıratı geçtin

Lokman’ın sırrını sen âşikar ettin

Ölü müsün diri mi, bilmez hiç kimse.

 

Ankara, 2004

 

Nevruz

  

Nevruz

Gökyüzünde göç başlar vakit gece

Sultan kız batıdan doğuya göçer

Toy düğün başlar Türkistan ilinde

Sultan Nevruz önünde gergef işler

 

Bize de gel bilinmez bir saatte

Benim de ölülerim yeyip içsin

Rızkımızı bulalım bu yengi gün’de

Bütün alem Tanrı’ya secde etsin

 

Esir Türkleri unutma Sultanım

Onlar beklese de başka baharı

Birgün muhakkak biter bu zalim kış

Yine az görür Türk, koca dünyayı

 

Hazar’a muhabbet götür sultanım

Yesevi’den hikmet getir bizlere

De ki özlemiş sizi Kaynaroğlu

Gayrı dayanmazmış gönlü hasrete

Gökşad

Sivas, 1997

 

Kuşların Rüyası

Kuşların Rüyası 

Kuşların rüyasına girdim dün gece

Karar verdim bunu hep yapacağım

Hepsi de uyuyordu gözlerinde

Onları mı yoksa seni mi kıskanayım

 

Güya bir bülbül senin nefesinden

Şiirler okuyordu seher vaktinde

Şaşırdım kaldım, ses benim sesim

Dedi ki “İlham” derler buna sizin alemde

 

Rüyasında bir güvercin konup pencerene

Uzatıp kanatlarını tutundu ellerine

Şaşırdım kaldım, el benim elim

Dedi ki “Vuslat” derler buna sizin alemde

 

Bir serçe rüyasında kanat çırpıp

Su içti avuçlarından kana kana

Şaşırdım kaldım içim yanmış benim de

Dedi ki “Mecnun” derler buna sizin alemde

 

Kuşların rüyasına girdim dün gece

Gördüm ki seni seviyorum her bedende

Bir kaknus yaklaşıp kulağıma sessizce

Dedi ki “Kader” derler buna sizin alemde

 

Dedim ki “Hayrolur İnşallah...”

Gökşad 

Ankara, 2004

 

Gidişine Ağıt

 

 Mecnûn düşünde gördü Leylâ’yı bir gece:

 Ve sen, şehirlerini benim ülkeme kurdun,Pâyitahtını benim yaralı kalbime..

.Seni bir kan pıhtısı gibi elimde tuttum.

 İnsafsız rüzgârlar uğradı yurduma: 

Yağmur kar ortasında bir çöle düştüm,Kum fırtınasında tutundum saçlarına...

Sen uykudaydın, ben kâbuslar gördüm. 

Buğday tarlalarına kızgın alevler düştü: 

Çıplak ayaklı çocuklar savruldu her yana,

Çıplak ayaklı yıldızlar gibi darmadağın...

Ne olur beni de kat, beni de kat dualarına. 

Seni düşümde gördüm,  tam altı yıl önce: 

Ve sen, gözlerini giyindin Asya ceylanlarının,

Ak sakallardan miras bir huzur yüzünde...

Gezinip durdun içinde bütün damarlarımın.    

 Benim yüreğim mahşer, senin gönlün sırat: 

Zalim bir korku boğazlar sevincimi,

Gözlerim karanlık benim, senin gözlerin hayat.

Gözlerim hiç görmesin gittiğini...  

Ki o Selçuklu şehri seni bırakır mı bilmem:

 Lacivert göğünde gözlerin, bir muska gibi dururken,

Vakitsiz düşer toprağa kırkikindi yağmurları.

Bin yıllık Medrese, yeni bir Eylül’e soyunmuşken... 

Yıldızlara söyle seni geri getirsinler: 

Onlar bilir benim çekik gözlü yüreğimi.

Geçmişin saçından tut, sana yol göstersinler,

Yıldızlar bilir benim gökçe soylu düşlerimi... 

Ankara, 2003

Gökşad 

 

Gözlerin

 

Gözlerin

 

Sanki deryalara dalar giderim

Baktıkça içimi yakar gözlerin

Her şafak vaktinde çalar kapımı

İlmiği boynuma takar gözlerin

 

Mecnun’u çöllerde koyar çaresiz

Ferhad’ı dağlara salar gözlerin

Yanımda yöremde ölüm gezdirir

Benim peşimde o yeşil gözlerin

 

Başı dik dağlara yasla sırtını

Dolunay akşamı kaldır başını

Her kim ki yazarsa kişi bahtını

Ezelden alnıma yazmış gözlerin

 

Dört duvardan gayrı yerim olmadı

Kendi gölgem bana sadık kalmadı

Şu yalan dünyada yüzüm gülmedi

Benim tek servetim senin gözlerin

 

Kefenimi yeşil sarın, beyaz olmasın

Mezarımı göğe kazın yerde kalmasın

Sevdiğim gözünden yaşlar akmasın

Gider Kaynaroğlu, kalır gözlerin

 

Sivas, 1998

 
   
 
Benzer Yazılar