Türkçülüğün Esasları
Türkçülüğün Özü
A) Dilde Türkçülük
B) Sanatta Türkçülük
C) Ahlaki Türkçülük
D) Hukukta Türkçülük
E) Dinde Türkçülük
F) İktisatta Türkçülük
G) Siyasette Türkçülük
H) Felsefede Türkçülük
Büyük Türkçülerden
Türkçülerden Özlü Sözler
Genel İçerik
Marşlarımız
Görsellikler
Türk Dünyası Ezgileri 1
Türk Dünyası Ezgileri 2
Türkçülük Hakkında
Tüm Dosyalar
Tüm Yazarlar
Edebiyat
Makaleler
Tepkisiz Kalma
Ağelini Öneriniz
Belge Resim

Bilgilendirme
Türküler
Görsellik
Kitap Önerileri
Büyük Türkçüler
Büyük Türkçülerden
Azınlık veya Özerk Türkler
Nutuk
Duyurular
Özlü Sözler
Yorumsuz Resimler
Siyasi Dosyalar

  :: TSK'dan ABD-İsrail Koridoru'na balyoz
  :: Emperyalizmin Tetikçileri
  :: Komünistlerin Atatürk karşıtlığı
  :: Rockefeller'den yüzyılın itirafı
  :: Ayrılma bildirisi ve Sevr
  :: İstanbul Barosu’ndan yapılan 14 maddelik açıklama
  :: Öz Yurdunda Köleleşen Türk
  :: IŞİD – ABD ilişkisinin delilleri
  :: Barzani ve Erdoğan
  :: İran Türkleri Hapislerde
  :: Hitler’in Müftüsü Hacı Emin El Hüseyni
  :: Seçsis Neden Türkiye'de Kullanılıyor?
  :: Irak’ın 16. Tugayı Peşmergeye katıldı!
  :: Türker Ertürk , ABD tertiplerini ve ABD işbirlikçilerini açıklıyor.
  :: Hava Kuvvetlerinde Tasfiye
  :: Esad'ın Ulusal Kanal Söyleşisi
Türkçe
Türkçe Adlar
Türkçe İzgileri
Hayvan Adları
Türkçe Terimler
Göktürk Yazıtları
Kuş Adları Derlemesi
Türkçe Adlar Sözlüğü
Kazakistan Türkçesi Sözlüğü
Azerbaycan Türkçesi Sözlüğü
Dosyalar
Siyasi Dosyalar
Tarihi Dosyalar
Görüntüler
Dini Dosyalar
Belge Resim
Bilimsel Dosyalar
Atatürk
Eserleri
Makaleleri
Özlü Sözleri
Atatürk Dosyaları
İletişim
 

Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player

İlgili İçerikler

Gül'ü Seven Dikenine Katlanır!

PDF Yazdır Ağhesabı
Günlerdir gündemden düşmeyen Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün “Kayıp Trilyon davası” ile ilgili “yargılanır, yargılanamaz” meselesini seyir halindeyiz. Konunun gündeme oturduğu ilk günden beri her kafadan bir ses çıkmakta fakat yine de net bir sonuç yok ortada çünkü; devletin hukukçuları dışında tartışılan bir hadise niteliğini taşıyor!
Açıklamalara baktığımızda garip söylemler, ihtiraslar, yalakalık, yandaşlık, kin, kibir vs. ile yorumlamalar mevcut olduğu ortada oysa, bu konunun üzerine gidecek olan kişiler, adil bir şekilde hüküm vermeden, toplumu bilinçlendirecek olan kişiler devletin resmi hukukçuları olmalıydı ama onların dışında herkes konuya el attı.

Bizim konuya dair vereceğimiz hüküm, yargılanıp ya da yargılanmaması ile ilgili olamaz. Değinmek istediklerimiz; tamamıyle bu konuyu değerlendirenler ve taraflılıkları, söylediği sözlerin garipliklerini belirtmek amaçlıdır.
Öncelikle “Kayıp Trilyon davası” nedir kısaca açıklayalım; RP, 28 Şubat sürecinden sonra 1998'de kapatılınca, devlet haklıca Hazine yardımlarını devlete iade etmeleri istedi. Ancak RP yönetimi paranın teşkilatlara gönderilip harcandığını ileri sürdü ve parayı vermedi. Yapılan incelemelerde Hazine'ye iade edilmesi beklenen, o günün parasıyla 1 trilyon liranın “sahte belgelerle harcanmış gibi gösterildiği” ortaya çıktı.
Maliye Müfettişleri kesilen makbuzların sahte olduğunu belirlediler ve olayın yargıya intikal etmesi üzerine Yargıtay Başsavcılığı suç duyurusunda bulundu, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı da dava açtı. Erbakan’da bu davadan yargılanıp 2 yıl 4 ay hapise mahkum oldu…

Konunun gündeme geldiği ilk gün duyduklarımız karşısında açıkcası şaşırdım fakat başka bir husus daha var ki, “Allah’ın sopası yok, al işte ne edersen o’nu bulursun” dedim. Bazı taraflı köşe yazarları “ümraniye davası” ile ilgili ortada iddianame yokken kesin hükümler verip, farklı farklı isimleri işaret ediyorlardı, suç olup olmadığını bilmeden kimlerle ilişkileri olduğunu yazıyorlardı ve ilişkilerin hangi boyutta olduğunu bile araştırmadan iddianameye isimlerin girmesi gerektiğini köşelerine kadar taşıyorlardı. Bu duruma karşılıkta hukukçular, bilinçli köşe yazarları ve aydınlar, bu yanlışı eleştirdiklerinde, dava başlamadan etkileme devinimine girişilmesini doğru bulmadıklarını söylediklerinde “bunlarda Ergenekoncu” yakıştırması yaparak, daha dava süreci işlemeden, nerdeyse terör örgütü hükmünü veriyorlardı.
Bugün “Kayıp Trilyon davası” ile ilgili ise, “Gül yargılanır” diyenlere aynı yandaş köşe yazarları ve aydınlar “dava başlamadan, davayı etkilemeye çalışıyorlar” diyerek sitem edip, herkese hukuk dersi vermeye başlamışlar. Oysa, ümraniye davası ile ilgili aynı özveriyi göstermedikleri gibi, davayı etkileyenler kendileri olmuştur ve uyarılara kulak tıkamaktan ziyâde “örgüt üyesi” damgası da vurmuşlardır.
Dilerim bu tartışma kendilerine yaptığı yanlışlar hakkında fikir verip, ibretlik olur.

Gül’ün yargılanmasına dair yapılan değerlendirmelerde en dikkat çekici yorum, daha doğrusu hüküm, eski anayasa komisyonu başkanı, halen İstanbul Üniversitesi Anayasa hukuku anabilim dalı başkanı, AKP İstanbul Milletvekili Burhan Kuzu’dan gelmiştir; “Sayın Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanı olmasından sonra da bir tartışma yaşandı. Karma komisyondan bir dosya vardı. Refah Partisi’nin in ’kayıp trilyon’davası. Onunla alakalı olarak iki genel başkan yardımcısı, biri Abdullah Gül, ikisi hakkında da aynı iddia var. İddia ile ilgili olarak o dönemde il başkanlığı yapanlar mahkum oldu. Ama kararda diyor ki mali işlere bakan genel başkan yardımcısı kimse o incelenmeli. Fiilen bitmiş bir dava. Bu dava yüzde yüz beraatla bitecek bir dava. Sincan Ağır Ceza Mahkemesi’nin verdiği bu karar yanlış bir karar. Cumhurbaşkanına dokunulmazlık otomatik olarak sağlanmıştır. Zaman aşımı işlemez, görev bitince bu süreç tekrar başlayabilir….” diyor

Yapılan değerlendirmede en dikkat çekici söz; “ bu dava beraatla sonuçlanır…” ve “Sincan Ağır Ceza Mahkemesi’nin verdiği bu karar yanlış bir karar…” sözleridir. Belki de başkaları için hatta hukukçular için bile bu değerlendirme doğal karşılanabilir ama dava ile ilgili Gül’ün yargılanabileceği açıklamasını yapanlara, karşıt görüşlüler; “ etkileme sürecindeler…” denilebiliyorsa, Sayın Kuzu’nun bu değerlendirmesi de aynı çerçevede düşünülmelidir.

Bir başka AKP’li ise, kimilerince “en AKP’li…” ve “AKP’nin gelecekteki genel başkanı” gözüyle bakılan, AKP’nin her konuda sözcüsü olan, son kabine değişikliğiyle sanayi bakanı yapılan Nihat Ergün’de, Burhan Kuzu gibi benzer açıklamalarda bulunmuştur. Bu açıklamarda da dikkat çekecek sözler mevcuttur; “….Sonucu belli (!), beraatla sonuçlanacak. Hiçbir ilgisi alakası olmayan bir davadır." diyor. Ayrıca ekliyor; “ülkemizde, hak, hukuk, adalet kimsenin kafasında tereddüt kalmayacak şekilde tecelli etmelidir.“
Burada altı çizilecek söz özellikle “Sonucu belli…” ibaresidir! Sonucun nasıl belirlendiği konusunda hukuki bir dayanak olmadığını görüyoruz ve böyle olduğu gibi adalet kimsenin aklında tereddüt ve çelişki olmayacak şekilde uygulanması gerektiğini vurgulamıştır ki, hemen sözlerin çeliştiğini farkediyoruz!

Cumhurbaşkanı Gül’e başka yakın bir isim ise, Gül’ün yargılanıp, yargılanamayacağı konusu ile ilgili “Cumhurbaşkanı konuyu mümkün olduğu kadar uzatsın ve sonunda kendisini halkın oylarıyla Çankaya Köşkü'ne yeniden döndürecek süreci başlatsın... “ sözlerinin sahibi olan Fehmi Koru’dur. Bahsettiği bu uzatmaca oyununun sağlıklı olmayacağını ve son zamanlarda milletin adalete eksilmiş olan güvenin tamamıyle yitirilmesine vesile olabileceğini düşünmemekte olduğunu sanıyoruz…

Kısacası; Görünen o ki, Atalarımızın söylediği sözlerinde haklılığı ayan beyân ortada; “Gül’ü seven dikenine katlanır!”

Dava ile ilgili asıl söz hakkına sahip olan Cumhurbaşkanı Gül ise; “Kendimle ilgili kaygım yok ama Cumhurbaşkanlığı makamı zedelenmesin” diyor. Makamın zedelenmemesini düşünen bir Cumhurbaşkanı, nerde oturduğunu, neyi ve kimi temsil ettiğinin bilincinde demektir ve hizmet aşkı ile yanıp tutuştuğunun da göstergesidir. Bu halde, yabancı devletlerde benzer yargılama kararları alınan devlet adamları istifasını verip yargılanmışlardır. Aynı yolu seçebilir ya da “dava ile ilgili deliller toplansın, süreç devam etsin, deliller koruma altına alınsın ama görev sürem bittiği vakit yargılanacağım” deyip, hem “makamın zedelenmemesi”ni önler hem de millete güven sağlayabilir…

Konuyla ilgili kararı veren Sincan ağır ceza mahkemesi, Anayasa mahkemesi üyeleri ve diğer hukukçular konuya net bir açıklık getirip, akıllardaki karışıklığı önleyip, karara bağlamalılar ve ortak bir sonuç çıkarmalılar. Aksi halde dava başlamadan verilen hükümler kargaşaya vesile olacağı apaçık ortada. Türkiye, adaleti, hukukuna dair Milletine kuşku hissi uyandırmamalıdır!

TÜRK'ÇE

20.05.2009


 
< Önceki   Sonraki >
 
Tavsiye Ettiklerimiz
Yasaklı Belgesel
Tebriz Türk Takımı
Tolon Paşa ve Ordusu
O.Sinanoğlu Sohbet
İthal Tohum İhaneti
Durum Çözümlemesi
Zekeriya Öz Hakkında
Kurtuluş Savaşında 2000 Kırgız
Hakikat nerede?
Etki Ajanları
Çıkışyolu Turan
Dilde Birlik ve Türklük Şuuru
TSK'yı Yıpratma Girişimleri
Siyasetimiz Nasıl Düzelir
Sivil cehalet
Türk Ülküsü
Mevlana'dan Öğütler
Kazak ve Türkiye Türkçesi
Ampulün Anlamı
Said-i Nursi'nin Gerçek Yüzü
Bor Madeni ve Önemi
İran'a şeriat nasıl geldi?
Atatürk'ün Kaleminden
Hablemitoğlu Belgeseli
Gül'ün Süreci
Gizli Mutabakat
Gladyocu İftirası
Kürt Federe Devletine
Gökşad'tan

Saçların gezerdi yüzümde eskiden

Ağlarsın

Saçların gezerdi yüzümde eskiden,

Şimdi yanaklarımda damla damlasın.

Ne çok severdim dizinde yatmayı,

Şimdi uykumu bölen keskin bıçaksın.

 

Nefesin vururdu nefesime her akşam,

Şimdi soluğumu kesen acı rüzgarsın.

Bütün dertlerim yalnız sende biterdi,

Şimdi yüreğimde kapanmaz yarasın.

 

Şehre uzak yerlerden yıldızlar sayardık,

Şimdi gökyüzünde en uzak yıldızsın.

Ne çok özledim seni anlatabilsem,

Şimdi oturup kana kana ağlarsın...

 

Çorlu, 2002

Gökşad

 

Gölgeler

Gölgeler

-I-

Ömrün gölgesi olsun ömrümün

Uzayıp gitsin ardımca

Ben gidersem bir ikindi vakti...

Ki sen bir Cuma sabahı gelirken

Ömrüm gölgesi olmuştu ömrünün

Uzayıp gitmişti ardınca...

 

Ankara, 2004

 

Gölgeler

-II-

Bütün zamanların tek suçlusu ben miyim

Üstüme bir bulutun bile gölgesi düşmez

Bu karanlık sahrada neye pervaneyim

Kapanan gözlerime bir ışık düşmez...

 

Medet ey sevgili, yandım bu çölde!

Bu nasıl bir serap, bu nasıl bir gölge?

Düştüm düşeli bu amansız hüzne

Divane yüreğim bir lahza gülmez

                                  

Ankara, 2004

 

Ahiret'te

 


 

Tanrım sen varlığı yaratansın

Canlı cansız her şeyi kuşatansın

Bir dileğim var sen bağışlayansın

Desem korkarım demesem yer beni

 

Garip gönlüm gece gündüz âhtadır

Dileğim gönlümde sana âyandır

Kusur kulundan bağış katındandır

Desem korkarım demesem yer beni

 

Bedenimi balçıktan sen halk ettin

Yüreğime dünyayı sen dar ettin

Gönlüm coştu, dilimi sen lâl ettin

Desem korkarım demesem yer beni

 

Tanrım hurilerin gözümde değil

Aşk için bir ömür yeterli değil

Hâşâ Kaynaroğlu isyanda değil

Âhirette sevdiğime ver beni

 

               Ankara, 2003

 

Sır Kapısı

Sır Kapısı

 

Kırk sır kapısı açıldı gözlerinde

Kırk ayrı yol var her kapının birinde

Her yol ağzında ayrı idam ettiler

Sade tenim kaldı saçının telinde

 

Bir tel saç ile bağladılar çenemi

Üç tas su ile yıkadılar tenimi

 

Beni gonca gül yaprağına sardılar

Musalla diye avucuna koydular

Nasıl bilirdiniz diye sordular

Sustum da dinledim başka bir alemde

 

Aşkı bilmeyenler hiç ses çıkarmadı

Mecnun dedi ki “beni utandırmadı”

 

Kaynaroğlu, adını toprağa verdin

İki kaş arasından sıratı geçtin

Lokman’ın sırrını sen âşikar ettin

Ölü müsün diri mi, bilmez hiç kimse.

 

Ankara, 2004

 

Nevruz

  

Nevruz

Gökyüzünde göç başlar vakit gece

Sultan kız batıdan doğuya göçer

Toy düğün başlar Türkistan ilinde

Sultan Nevruz önünde gergef işler

 

Bize de gel bilinmez bir saatte

Benim de ölülerim yeyip içsin

Rızkımızı bulalım bu yengi gün’de

Bütün alem Tanrı’ya secde etsin

 

Esir Türkleri unutma Sultanım

Onlar beklese de başka baharı

Birgün muhakkak biter bu zalim kış

Yine az görür Türk, koca dünyayı

 

Hazar’a muhabbet götür sultanım

Yesevi’den hikmet getir bizlere

De ki özlemiş sizi Kaynaroğlu

Gayrı dayanmazmış gönlü hasrete

Gökşad

Sivas, 1997

 

Kuşların Rüyası

Kuşların Rüyası 

Kuşların rüyasına girdim dün gece

Karar verdim bunu hep yapacağım

Hepsi de uyuyordu gözlerinde

Onları mı yoksa seni mi kıskanayım

 

Güya bir bülbül senin nefesinden

Şiirler okuyordu seher vaktinde

Şaşırdım kaldım, ses benim sesim

Dedi ki “İlham” derler buna sizin alemde

 

Rüyasında bir güvercin konup pencerene

Uzatıp kanatlarını tutundu ellerine

Şaşırdım kaldım, el benim elim

Dedi ki “Vuslat” derler buna sizin alemde

 

Bir serçe rüyasında kanat çırpıp

Su içti avuçlarından kana kana

Şaşırdım kaldım içim yanmış benim de

Dedi ki “Mecnun” derler buna sizin alemde

 

Kuşların rüyasına girdim dün gece

Gördüm ki seni seviyorum her bedende

Bir kaknus yaklaşıp kulağıma sessizce

Dedi ki “Kader” derler buna sizin alemde

 

Dedim ki “Hayrolur İnşallah...”

Gökşad 

Ankara, 2004

 

Gidişine Ağıt

 

 Mecnûn düşünde gördü Leylâ’yı bir gece:

 Ve sen, şehirlerini benim ülkeme kurdun,Pâyitahtını benim yaralı kalbime..

.Seni bir kan pıhtısı gibi elimde tuttum.

 İnsafsız rüzgârlar uğradı yurduma: 

Yağmur kar ortasında bir çöle düştüm,Kum fırtınasında tutundum saçlarına...

Sen uykudaydın, ben kâbuslar gördüm. 

Buğday tarlalarına kızgın alevler düştü: 

Çıplak ayaklı çocuklar savruldu her yana,

Çıplak ayaklı yıldızlar gibi darmadağın...

Ne olur beni de kat, beni de kat dualarına. 

Seni düşümde gördüm,  tam altı yıl önce: 

Ve sen, gözlerini giyindin Asya ceylanlarının,

Ak sakallardan miras bir huzur yüzünde...

Gezinip durdun içinde bütün damarlarımın.    

 Benim yüreğim mahşer, senin gönlün sırat: 

Zalim bir korku boğazlar sevincimi,

Gözlerim karanlık benim, senin gözlerin hayat.

Gözlerim hiç görmesin gittiğini...  

Ki o Selçuklu şehri seni bırakır mı bilmem:

 Lacivert göğünde gözlerin, bir muska gibi dururken,

Vakitsiz düşer toprağa kırkikindi yağmurları.

Bin yıllık Medrese, yeni bir Eylül’e soyunmuşken... 

Yıldızlara söyle seni geri getirsinler: 

Onlar bilir benim çekik gözlü yüreğimi.

Geçmişin saçından tut, sana yol göstersinler,

Yıldızlar bilir benim gökçe soylu düşlerimi... 

Ankara, 2003

Gökşad 

 

Gözlerin

 

Gözlerin

 

Sanki deryalara dalar giderim

Baktıkça içimi yakar gözlerin

Her şafak vaktinde çalar kapımı

İlmiği boynuma takar gözlerin

 

Mecnun’u çöllerde koyar çaresiz

Ferhad’ı dağlara salar gözlerin

Yanımda yöremde ölüm gezdirir

Benim peşimde o yeşil gözlerin

 

Başı dik dağlara yasla sırtını

Dolunay akşamı kaldır başını

Her kim ki yazarsa kişi bahtını

Ezelden alnıma yazmış gözlerin

 

Dört duvardan gayrı yerim olmadı

Kendi gölgem bana sadık kalmadı

Şu yalan dünyada yüzüm gülmedi

Benim tek servetim senin gözlerin

 

Kefenimi yeşil sarın, beyaz olmasın

Mezarımı göğe kazın yerde kalmasın

Sevdiğim gözünden yaşlar akmasın

Gider Kaynaroğlu, kalır gözlerin

 

Sivas, 1998

 
   
 
Benzer Yazılar