Türkçülüğün Esasları
Türkçülüğün Özü
A) Dilde Türkçülük
B) Sanatta Türkçülük
C) Ahlaki Türkçülük
D) Hukukta Türkçülük
E) Dinde Türkçülük
F) İktisatta Türkçülük
G) Siyasette Türkçülük
H) Felsefede Türkçülük
Büyük Türkçülerden
Türkçülerden Özlü Sözler
Genel İçerik
Marşlarımız
Görsellikler
Türk Dünyası Ezgileri 1
Türk Dünyası Ezgileri 2
Türkçülük Hakkında
Tüm Dosyalar
Tüm Yazarlar
Edebiyat
Makaleler
Tepkisiz Kalma
Ağelini Öneriniz
Belge Resim

Bilgilendirme
Türküler
Görsellik
Kitap Önerileri
Büyük Türkçüler
Büyük Türkçülerden
Azınlık veya Özerk Türkler
Nutuk
Duyurular
Özlü Sözler
Yorumsuz Resimler
Siyasi Dosyalar

  :: TSK'dan ABD-İsrail Koridoru'na balyoz
  :: Emperyalizmin Tetikçileri
  :: Komünistlerin Atatürk karşıtlığı
  :: Rockefeller'den yüzyılın itirafı
  :: Ayrılma bildirisi ve Sevr
  :: İstanbul Barosu’ndan yapılan 14 maddelik açıklama
  :: Öz Yurdunda Köleleşen Türk
  :: IŞİD – ABD ilişkisinin delilleri
  :: Barzani ve Erdoğan
  :: İran Türkleri Hapislerde
  :: Hitler’in Müftüsü Hacı Emin El Hüseyni
  :: Seçsis Neden Türkiye'de Kullanılıyor?
  :: Irak’ın 16. Tugayı Peşmergeye katıldı!
  :: Türker Ertürk , ABD tertiplerini ve ABD işbirlikçilerini açıklıyor.
  :: Hava Kuvvetlerinde Tasfiye
  :: Esad'ın Ulusal Kanal Söyleşisi
Türkçe
Türkçe Adlar
Türkçe İzgileri
Hayvan Adları
Türkçe Terimler
Göktürk Yazıtları
Kuş Adları Derlemesi
Türkçe Adlar Sözlüğü
Kazakistan Türkçesi Sözlüğü
Azerbaycan Türkçesi Sözlüğü
Dosyalar
Siyasi Dosyalar
Tarihi Dosyalar
Görüntüler
Dini Dosyalar
Belge Resim
Bilimsel Dosyalar
Atatürk
Eserleri
Makaleleri
Özlü Sözleri
Atatürk Dosyaları
İletişim
 

Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player

İlgili İçerikler

Muhafazakâr AB'cilere İsviçre'den selam var!

PDF Yazdır Ağhesabı
İsviçre’nin 22 Kasım günü, camilere “minare yasağı” getirilip, getirilmemesine ilişkin yaptığı halk oylamasında, halkın %57’si “Evet, minareler yasaklansın” diyerek tarihi bir karara imza attı ve dünya’da geniş bir yankı uyandırdı.

İsviçre’nin korkusu şüphesiz İsviçre’de bulunan 200 Cami’nin sadece 4 tanesinde bulunan minare değil elbette.Bazı yorumlarda sadece islâm karşıtlığından ve İslâmiyetin yayılmacı bir din oluşundan dolayı olduğu söylensede, İslâm karşıtlığından öte, yabancı kişi ve yabancı kültür düşmanlığınında payı olduğu düşünülmeli. Yapılan oylama neticesinde halkın %57’si bu kararın çıkmasını istiyorsa, Avrupa’da ciddi bir inanç ve kültür düşmanlığı vardır söylemlerimizi de kanıtlar bir durumdur.

Bu durum sadece İsviçre ile sınırlı kalmayıp, Almanya, Fransa, Hollanda, Belçika, Danirmka gibi AB ülkelerinde benzer düşünceler olduğunu dış basından biliyoruz ve düşmanlıklarını hayretle izliyoruz.

Almanya’da yapılan bir sormaca (anket) çalışmasında “minare yasağı”na katılanların sayısı %82 olarak belirlenmiştir. Yine Almanya’nın Die Welt güncesi (Gazete) yaptığı sormacada (anket) “ minare yasağı”na evet diyenlerin sayısı %86 olmuştur.
Dediğimiz gibi, bunlar sadece bu iki ülke ile sınırlı kalmıyor; Hollandalı politikacı Geert Wilders, İsviçrenin yaptığı halk oylaması sonucunu “Harika” olarak değerlendirmesi.ve benzer bir oylamanın Hollanda’da yapılması ve hükümetin bu duruma yanaşması halinde bir yasa teklifi hazırlayacaklarını belirtmesi düşmanlıkların diğer bir kanıtıdır.
Bu kanıtlar saymakla bitmez; Yine Almanya’nın 3 milyon’a yakın yaşayan Türkler’in dillerini unutturacak eğitim dizgesi (sistem) ve Alman vatandaşlığına geçmek isteyenlere mevcut vatandaşlıktan çıkılması önşartı kanıtlarımız arasındadır.

Geçtiğimiz haftalarda Fransa’da zuhur eden hadise ise, Mustafa Doğan adlı Türk gencine “Ermeni Soykırımı” ile ilgili sorulara, öğretmenlerinin baskı yapması ve istediği gibi yanıt alamamaları sonucu okuldan uzaklaştırma ve “Ermeni Soykırımı” ile ilgili ödev hazırlama cezası verilmesi, Avrupa ülkeleri’nin toz pembe demokrasileri ve eşit hak ve özgürlükler yalanını ortaya çıkarır niteliktedir. Bu yalanlarını kıskıvrak yakalamak yüzlerini kızartmadığını da biliriz. Çünkü bu yaşanan olaylar ilk değildir ve son olmayacağı da muhtemeldir.


Danimarka’nın karikatür krizindeki tutumu da hâlâ muallâktadır. Danimarka başkanı Rasmussen NATO Genel sekreterliğine aday gösterilirken Türkiye’nin buna karşı çıkacağını dünya ülkeleri konuşuyordu. Bunun nedenleri arasında Türkiye’de bulunan PKK terörünün bir numaralı basın-yayın kuruluşu olan roj tv, Danimarka’dan yayın yapıp, Türkiye’nin uyarılarına rağmen, Danimarka hükümeti’nin yayını durdurmaması ve karikatür krizinde beklenen özürün gelmemesi, gelmediği gibi özgürlükler adı ile savunmaya geçmeleri ve karikatürü destekleyenlerin gövde gösterileri, bahsettiğimiz düşmanlığını bu ülke’de de apaçık ortaya çıkarmıştı.

Bu düşmanlıklar istisnâ olarak değerlendirilemez. Diğer ülkeleri ve ele aldığımız ülkelerin diğer olaylarını da hesaba kattığımız takdirde saymakla da bitiremeyiz…

Bu düşmanlıklara alışkın bir milletiz fakat asıl sorun, çağdaş, uygar, demokratik, hak ve eşitlikler ülkesi diye bilinen AB ülkeleri’nin böyle karar ve olaylara girişmesinden çok Türkiye’deki muhafazakâr AB’cilerin, muhafazakârlıklarına ters düşecek kararlara rağmen “inadına AB” demesi düşündürücüdür. Türkiye’nin AB üyesi olduğu takdirde ekonomik ve sosyal anlamda refahın yükseleceğine inananlar AB’nin bu yönünü neden görmezden gelirler bilinmez.

Hükümetimizin de AB sevdalısı olduğu, AB-D’nin isteklerine göre ülke politikası belirlediğini görüyoruz. “Kürt açılımı” AB-D’nin isteği ile bize sunulan bir sınavdır ve onlara göre ciddi bir sınavdır. Peki, hakların tanınması, etnik dillerde eğitim ve öğretim gibi derin dayatmaları bizlere sunana kadar Fransa’nın 1999 yılında çıkardığı azınlık dilleri kanununu, uygulamaya koyması için 10 yıldır neden bir şey yapmıyor?
Gücü Türkiye’ye yettiği için değil tabi, Türkiye’nin elini zayıflatıp yüz yıllardır hasret kaldığı topraklara tamamıyla egemen olamasalar da, sömürge düzeni ile Irak ve Afganistan’daki gibi bir uygulama amaçlıdır.

Yıllardır kapısında beklediğimiz AB, isteklerinin tamamını gerçekleştirsek bile her yıl yenisi eklenen ve gittikçe ağırlaşan şartlar Türkiye’yi daha da zayıflatacaktır.
Rusya’nın geçtiğimiz günlerde Avrasya gümrük birliğini Kazakistan ve Beyaz Rusya ile imzaladı. Bu gümrük birliğinin kurulması Avrasya ekonomisini canlandırıp, başka ellere muhtaç olmayacağını da gösteriyor. Ayrıca Moskova belediye başkanı Yuriy Lujkov’un Rusya’nın geleceğine dair söylediği sözler ibretlik olduğu gibi, dışarıdan Türkiye’nin nasıl görüldüğünün de göstergesidir; “Rusya’nın Avrupa ile birleşmek gibi bir strateji seçme lüksü yoktur. Bu birleşme Rusya’nın bağımsızlığına, dış tehditlere karşı durma özelliğinin zayıflamasına engeldir. Türkiye’nin ”sonsuza kadar aday” statüsü buna örnektir. 2050 yılından da önce Rusya dünya’nın gelecekteki kısmını her her şeyden önce post-Sovyet coğrafyayı ve vatandaşların dünyasını toplamak en objektif görevidir. İlk olarak Avrasya birliğinin genişleme dalgalarını başlatmak lazım…”

Görünen o ki, Türkiye’nin AB adaylığı herkesçe hayalden öte bir Ütopya olarak görülüyor… Buna rağmen AB’ye ayak uydurma ve yaranma çabalarını en çok isteyen kişilerde yine AKP hükümeti ve izini sürenlerdir… Avrupa’nın bu husumetlerine karşı derin bir düşünceye dalıp, kaybedilen zamanla birlikte mevcut şartları ve ağır engelleri düşünüp AB sevdasından bir an evvel vazgeçmemiz gereklidir. Aksi takdirde Yuriy Lujkov’un belirttiği gibi “sonsuza kadar aday” statüsü alaycılığına maruz kalmamız kaçınılmazdır.

Şimdi İsviçre’den bilhassa muhafazakâr AB’cilere selam var. “Ve Aleyküm selam” deyip bunca hinliklere karşı AB’ye devam derlerse bu kara sevda’nın derinliklerini düşünmek yine bize düşecek!

Allah ıslah etsin!

TÜRK’ÇE
30.11.2009


 
< Önceki   Sonraki >
 
Tavsiye Ettiklerimiz
Yasaklı Belgesel
Tebriz Türk Takımı
Tolon Paşa ve Ordusu
O.Sinanoğlu Sohbet
İthal Tohum İhaneti
Durum Çözümlemesi
Zekeriya Öz Hakkında
Kurtuluş Savaşında 2000 Kırgız
Hakikat nerede?
Etki Ajanları
Çıkışyolu Turan
Dilde Birlik ve Türklük Şuuru
TSK'yı Yıpratma Girişimleri
Siyasetimiz Nasıl Düzelir
Sivil cehalet
Türk Ülküsü
Mevlana'dan Öğütler
Kazak ve Türkiye Türkçesi
Ampulün Anlamı
Said-i Nursi'nin Gerçek Yüzü
Bor Madeni ve Önemi
İran'a şeriat nasıl geldi?
Atatürk'ün Kaleminden
Hablemitoğlu Belgeseli
Gül'ün Süreci
Gizli Mutabakat
Gladyocu İftirası
Kürt Federe Devletine
Gökşad'tan

Saçların gezerdi yüzümde eskiden

Ağlarsın

Saçların gezerdi yüzümde eskiden,

Şimdi yanaklarımda damla damlasın.

Ne çok severdim dizinde yatmayı,

Şimdi uykumu bölen keskin bıçaksın.

 

Nefesin vururdu nefesime her akşam,

Şimdi soluğumu kesen acı rüzgarsın.

Bütün dertlerim yalnız sende biterdi,

Şimdi yüreğimde kapanmaz yarasın.

 

Şehre uzak yerlerden yıldızlar sayardık,

Şimdi gökyüzünde en uzak yıldızsın.

Ne çok özledim seni anlatabilsem,

Şimdi oturup kana kana ağlarsın...

 

Çorlu, 2002

Gökşad

 

Gölgeler

Gölgeler

-I-

Ömrün gölgesi olsun ömrümün

Uzayıp gitsin ardımca

Ben gidersem bir ikindi vakti...

Ki sen bir Cuma sabahı gelirken

Ömrüm gölgesi olmuştu ömrünün

Uzayıp gitmişti ardınca...

 

Ankara, 2004

 

Gölgeler

-II-

Bütün zamanların tek suçlusu ben miyim

Üstüme bir bulutun bile gölgesi düşmez

Bu karanlık sahrada neye pervaneyim

Kapanan gözlerime bir ışık düşmez...

 

Medet ey sevgili, yandım bu çölde!

Bu nasıl bir serap, bu nasıl bir gölge?

Düştüm düşeli bu amansız hüzne

Divane yüreğim bir lahza gülmez

                                  

Ankara, 2004

 

Ahiret'te

 


 

Tanrım sen varlığı yaratansın

Canlı cansız her şeyi kuşatansın

Bir dileğim var sen bağışlayansın

Desem korkarım demesem yer beni

 

Garip gönlüm gece gündüz âhtadır

Dileğim gönlümde sana âyandır

Kusur kulundan bağış katındandır

Desem korkarım demesem yer beni

 

Bedenimi balçıktan sen halk ettin

Yüreğime dünyayı sen dar ettin

Gönlüm coştu, dilimi sen lâl ettin

Desem korkarım demesem yer beni

 

Tanrım hurilerin gözümde değil

Aşk için bir ömür yeterli değil

Hâşâ Kaynaroğlu isyanda değil

Âhirette sevdiğime ver beni

 

               Ankara, 2003

 

Sır Kapısı

Sır Kapısı

 

Kırk sır kapısı açıldı gözlerinde

Kırk ayrı yol var her kapının birinde

Her yol ağzında ayrı idam ettiler

Sade tenim kaldı saçının telinde

 

Bir tel saç ile bağladılar çenemi

Üç tas su ile yıkadılar tenimi

 

Beni gonca gül yaprağına sardılar

Musalla diye avucuna koydular

Nasıl bilirdiniz diye sordular

Sustum da dinledim başka bir alemde

 

Aşkı bilmeyenler hiç ses çıkarmadı

Mecnun dedi ki “beni utandırmadı”

 

Kaynaroğlu, adını toprağa verdin

İki kaş arasından sıratı geçtin

Lokman’ın sırrını sen âşikar ettin

Ölü müsün diri mi, bilmez hiç kimse.

 

Ankara, 2004

 

Nevruz

  

Nevruz

Gökyüzünde göç başlar vakit gece

Sultan kız batıdan doğuya göçer

Toy düğün başlar Türkistan ilinde

Sultan Nevruz önünde gergef işler

 

Bize de gel bilinmez bir saatte

Benim de ölülerim yeyip içsin

Rızkımızı bulalım bu yengi gün’de

Bütün alem Tanrı’ya secde etsin

 

Esir Türkleri unutma Sultanım

Onlar beklese de başka baharı

Birgün muhakkak biter bu zalim kış

Yine az görür Türk, koca dünyayı

 

Hazar’a muhabbet götür sultanım

Yesevi’den hikmet getir bizlere

De ki özlemiş sizi Kaynaroğlu

Gayrı dayanmazmış gönlü hasrete

Gökşad

Sivas, 1997

 

Kuşların Rüyası

Kuşların Rüyası 

Kuşların rüyasına girdim dün gece

Karar verdim bunu hep yapacağım

Hepsi de uyuyordu gözlerinde

Onları mı yoksa seni mi kıskanayım

 

Güya bir bülbül senin nefesinden

Şiirler okuyordu seher vaktinde

Şaşırdım kaldım, ses benim sesim

Dedi ki “İlham” derler buna sizin alemde

 

Rüyasında bir güvercin konup pencerene

Uzatıp kanatlarını tutundu ellerine

Şaşırdım kaldım, el benim elim

Dedi ki “Vuslat” derler buna sizin alemde

 

Bir serçe rüyasında kanat çırpıp

Su içti avuçlarından kana kana

Şaşırdım kaldım içim yanmış benim de

Dedi ki “Mecnun” derler buna sizin alemde

 

Kuşların rüyasına girdim dün gece

Gördüm ki seni seviyorum her bedende

Bir kaknus yaklaşıp kulağıma sessizce

Dedi ki “Kader” derler buna sizin alemde

 

Dedim ki “Hayrolur İnşallah...”

Gökşad 

Ankara, 2004

 

Gidişine Ağıt

 

 Mecnûn düşünde gördü Leylâ’yı bir gece:

 Ve sen, şehirlerini benim ülkeme kurdun,Pâyitahtını benim yaralı kalbime..

.Seni bir kan pıhtısı gibi elimde tuttum.

 İnsafsız rüzgârlar uğradı yurduma: 

Yağmur kar ortasında bir çöle düştüm,Kum fırtınasında tutundum saçlarına...

Sen uykudaydın, ben kâbuslar gördüm. 

Buğday tarlalarına kızgın alevler düştü: 

Çıplak ayaklı çocuklar savruldu her yana,

Çıplak ayaklı yıldızlar gibi darmadağın...

Ne olur beni de kat, beni de kat dualarına. 

Seni düşümde gördüm,  tam altı yıl önce: 

Ve sen, gözlerini giyindin Asya ceylanlarının,

Ak sakallardan miras bir huzur yüzünde...

Gezinip durdun içinde bütün damarlarımın.    

 Benim yüreğim mahşer, senin gönlün sırat: 

Zalim bir korku boğazlar sevincimi,

Gözlerim karanlık benim, senin gözlerin hayat.

Gözlerim hiç görmesin gittiğini...  

Ki o Selçuklu şehri seni bırakır mı bilmem:

 Lacivert göğünde gözlerin, bir muska gibi dururken,

Vakitsiz düşer toprağa kırkikindi yağmurları.

Bin yıllık Medrese, yeni bir Eylül’e soyunmuşken... 

Yıldızlara söyle seni geri getirsinler: 

Onlar bilir benim çekik gözlü yüreğimi.

Geçmişin saçından tut, sana yol göstersinler,

Yıldızlar bilir benim gökçe soylu düşlerimi... 

Ankara, 2003

Gökşad 

 

Gözlerin

 

Gözlerin

 

Sanki deryalara dalar giderim

Baktıkça içimi yakar gözlerin

Her şafak vaktinde çalar kapımı

İlmiği boynuma takar gözlerin

 

Mecnun’u çöllerde koyar çaresiz

Ferhad’ı dağlara salar gözlerin

Yanımda yöremde ölüm gezdirir

Benim peşimde o yeşil gözlerin

 

Başı dik dağlara yasla sırtını

Dolunay akşamı kaldır başını

Her kim ki yazarsa kişi bahtını

Ezelden alnıma yazmış gözlerin

 

Dört duvardan gayrı yerim olmadı

Kendi gölgem bana sadık kalmadı

Şu yalan dünyada yüzüm gülmedi

Benim tek servetim senin gözlerin

 

Kefenimi yeşil sarın, beyaz olmasın

Mezarımı göğe kazın yerde kalmasın

Sevdiğim gözünden yaşlar akmasın

Gider Kaynaroğlu, kalır gözlerin

 

Sivas, 1998

 
   
 
Benzer Yazılar