Anasayfa arrow Azınlık veya Özerk Türkler arrow Karaçay Balkar Türkleri Abecesi ve Ses Bilgisi
 
   
Türkçülüğün Esasları
Türkçülüğün Özü
A) Dilde Türkçülük
B) Sanatta Türkçülük
C) Ahlaki Türkçülük
D) Hukukta Türkçülük
E) Dinde Türkçülük
F) İktisatta Türkçülük
G) Siyasette Türkçülük
H) Felsefede Türkçülük
Büyük Türkçülerden
Türkçülerden Özlü Sözler
Genel İçerik
Marşlarımız
Görsellikler
Türk Dünyası Ezgileri 1
Türk Dünyası Ezgileri 2
Türkçülük Hakkında
Tüm Dosyalar
Tüm Yazarlar
Edebiyat
Makaleler
Tepkisiz Kalma
Ağelini Öneriniz
Belge Resim

Bilgilendirme
Türküler
Görsellik
Kitap Önerileri
Büyük Türkçüler
Büyük Türkçülerden
Azınlık veya Özerk Türkler
Nutuk
Duyurular
Özlü Sözler
Yorumsuz Resimler
Siyasi Dosyalar

  :: TSK'dan ABD-İsrail Koridoru'na balyoz
  :: Emperyalizmin Tetikçileri
  :: Komünistlerin Atatürk karşıtlığı
  :: Rockefeller'den yüzyılın itirafı
  :: Ayrılma bildirisi ve Sevr
  :: İstanbul Barosu’ndan yapılan 14 maddelik açıklama
  :: Öz Yurdunda Köleleşen Türk
  :: IŞİD – ABD ilişkisinin delilleri
  :: Barzani ve Erdoğan
  :: İran Türkleri Hapislerde
  :: Hitler’in Müftüsü Hacı Emin El Hüseyni
  :: Seçsis Neden Türkiye'de Kullanılıyor?
  :: Irak’ın 16. Tugayı Peşmergeye katıldı!
  :: Türker Ertürk , ABD tertiplerini ve ABD işbirlikçilerini açıklıyor.
  :: Hava Kuvvetlerinde Tasfiye
  :: Esad'ın Ulusal Kanal Söyleşisi
Türkçe
Türkçe Adlar
Türkçe İzgileri
Hayvan Adları
Türkçe Terimler
Göktürk Yazıtları
Kuş Adları Derlemesi
Türkçe Adlar Sözlüğü
Kazakistan Türkçesi Sözlüğü
Azerbaycan Türkçesi Sözlüğü
Dosyalar
Siyasi Dosyalar
Tarihi Dosyalar
Görüntüler
Dini Dosyalar
Belge Resim
Bilimsel Dosyalar
Atatürk
Eserleri
Makaleleri
Özlü Sözleri
Atatürk Dosyaları
İletişim
 

Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player

İlgili İçerikler

Karaçay Balkar Türkleri Abecesi ve Ses Bilgisi

PDF Yazdır Ağhesabı

Adilhan Adiloğlu   

Pazartesi, 18 Eylül 2006 15:44

Karaçay-Balkar Türkçesi [bundan sonra kısaca KBT], Türk dilinin Kıpçak lehçesinin Karay, Kırım ve Kumuk şiveleriyle birlikte Hazar-Karadeniz grubunda yer almaktadır [1]. Sovyet Türkologlarından A.N. Samoyloviç’in Türk dili sınıflandırmasına göre KBT, Türk dilinin “z” kolunun “y” bölümünün “taw, bol-, kalġan” grubuna girmektedir. Buna göre eski Türkçedeki “taġ” [dağ] yerine KBT’de “taw”, “ol-” yerine “bol-”, “kalan” yerine “kalġan” biçimleri kullanılır. KBT, kendisine has birtakım söz, ses ve gramer özelliklerine haiz olmakla birlikte genel olarak tipik bir Kıpçak şivesidir. KBT’nin diğer Kıpçak şivelerinden bazı farklı özellikler göstermesinin sebebi, bu şivenin eski tarihlerde Bulgar ve Oğuz Türkçesiyle bağlantısı olmasından ve komşu Kafkas kavimlerinin birtakım dil özelliklerinin tesirinde kalmasından kaynaklanmaktadır [2]. Eski Türkçedeki “adak~azak” [ayak] yerine KBT’de “ayak”, “ben” yerine “men” şeklinin kullanılması, söz başlarında “d” yerine “t” sesinin, “g” yerine “k” sesinin kullanılması ... 
[s. 143] Karaçay-Balkar Türkçesi [bundan sonra kısaca KBT], Türk dilinin Kıpçak lehçesinin Karay, Kırım ve Kumuk şiveleriyle birlikte Hazar-Karadeniz grubunda yer almaktadır [1]. Sovyet Türkologlarından A.N. Samoyloviç’in Türk dili sınıflandırmasına göre KBT, Türk dilinin “z” kolunun “y” bölümünün “taw, bol-, kalġan” grubuna girmektedir. Buna göre eski Türkçedeki “taġ” [dağ] yerine KBT’de “taw”, “ol-” yerine “bol-”, “kalan” yerine “kalġan” biçimleri kullanılır. KBT, kendisine has birtakım söz, ses ve gramer özelliklerine haiz olmakla birlikte genel olarak tipik bir Kıpçak şivesidir. KBT’nin diğer Kıpçak şivelerinden bazı farklı özellikler göstermesinin sebebi, bu şivenin eski tarihlerde Bulgar ve Oğuz Türkçesiyle bağlantısı olmasından ve komşu Kafkas kavimlerinin birtakım dil özelliklerinin tesirinde kalmasından kaynaklanmaktadır [2]. Eski Türkçedeki “adak~azak” [ayak] yerine KBT’de “ayak”, “ben” yerine “men” şeklinin kullanılması, söz başlarında “d” yerine “t” sesinin, “g” yerine “k” sesinin kullanılması ve söz başlarındaki “y” sesinin “c” sesine dönüşmesi de Kıpçak lehçesinin ortak ve tipik bir özelliğidir. Bundan başka, KBT’nin kelime hazinesi de Kıpçak lehçesine ait sözlerden oluşmaktadır.

Karaçaylılar hakkında tarihî ilk bilgiler, 1404 yılında Kafkasya’da bulunan Başpiskopos Johannes de Galonifontibus’un notlarında geçmektedir. Galonifontibus, Karaçay Türklerinden “Kara Çerkes” şeklinde bahsetmekte ve “Kara Çerkeslerin kendilerine has bir dilleri ve yazıları olduğunu” söylemektedir. E.P. Alekseyeva’ya göre, XVII. Yüzyıl ortalarında Kafkasya’da bulunan Archangelo Lamberti’nin de Karaçaylılar için hem “Kara Çerkes” ve hem de “Karaçioli” [Karaçaylı] adlarını kullanması, Galonifontibus’un işaret ettiği “Kara Çerkes”lerin Karaçaylılar olduğuna şüphe bırakmamaktadır. Karaçay bilim adamları, Galonifontibus’un “Kara Çerkeslerin kendi yazıları vardır” ifadesinden, Karaçaylıların XV. yüzyıla kadar eski Türk yazısını [runik] bildikleri ve kullandıkları sonucunu çıkarmaktadırlar [3]. Karaçay-Balkar topraklarındaki; Humara, Arhız, Sutul, Ahmat-Kaya, İnal, Gınakızı, Temirtüz, Sarıtüz, Tokmak-Kaya, Ishavat, Ullu-Dorbunla, Kalej, Teşikle, Bitikle, Ak-Kaya bölgeleri ile yine Kafkasya’da Koban ve Terek ırmakları arasında geniş bir alanda eski Türk [runik] yazılı birçok yazıt bulunmuştur. [s. 144]  Soslanbek Y. Bayçora bu yazıtlardan 74 tanesini çözmüş ve bunların Bulgar Türklerine ait olduğunu delilleriyle ortaya koymuştur.

Karaçay-Balkar Türkologlar, Galonifontibus’un “Kara Çerkeslerin kendi yazıları vardır” ifadesinden çıkardıkları “Karaçaylıların XV. Yüzyıla kadar eski Türk [runik] yazısını bildikleri ve kullandıkları” sonucunu, Kafkasya Bulgarlarından kalma eski Türk yazıtlarıyla kuvvetlendirmeye çalışmaktadırlar. Fakat, bu yazıtların dil özellikleri henüz lâyıkıyla incelenmemiş ve bunların hangi yıllara ait olduğu kesin olarak ortaya konulmamıştır. Ayrıca, bugünkü veya bugünküne yakın bir Karaçay-Balkar Türkçesiyle yazılmış [sözgelimi XV. yüzyıldan kalma] eski Türk [runik] yazılı bir taş veya bir belge yoktur. Bu yüzden, Karaçay-Balkar Türkologların ileri sürdükleri bu görüşe karşın, Kafkasya’da özellikle de Karaçay-Balkar Türklerinin yaşadığı bölgelerde bulunan bu eski Türk yazıtları, XV. yüzyıla kadar Karaçay-Balkarların eski Türk [runik] yazısını kullandıklarına delil sayılamaz.

Eldeki bilgi ve belgelerden, Karaçay-Balkarların ilk olarak Arap harflerine dayalı bir alfabe kullandıkları anlaşılmaktadır. XVIII. yüzyılda İslam dinini kabul eden Karaçay-Balkar Türkleri aynı zamanda Arap alfabesiyle de tanışmışlardır [4]. Üzerinde birtakım töre kararlarının yazılı olduğu 1715 tarihli Holam Yazıtı, Karaçay-Balkar Türkçesine ait Arap alfabesiyle yazılmış en eski yazıtlardan biri olarak sayılmaktadır.

Karaçay-Balkar Türklerinin yazılı edebiyatı çok geç dönemlerde başlamıştır. Bu yüzden de Arap harflerine dayalı yazının kullanımı sınırlı olmuş ve pek yaygınlaşmamıştır. Karaçaylı Küçük Bayramuk Efendi [1772-1862] ile Yusuf Haçir Efendi ve Balkarlı Muhammmed’ül Varakî’nin Arap alfabesi ve Karaçay-Balkar Türkçesiyle yazmış oldukları dinî manzumeler ilk edebi eserlerdendir. Fakat eser sahipleri bu manzumelerini yayımlama imkanını bulamamışlardır. Bu manzumelerin bir kısmı ancak uzun yıllar sonra Türkiye’de yayımlanabilmiştir. Yine, Karaçay’da ve Nalçik şehrinde ilk ve orta medrese eğitimi aldıktan sonra Dağıstan’da yüksek tahsil yapan Kart-curt köyü medresesi müderrisi Eldavur oğlu Geriy Sılpagar Efendi’nin [1857-1906] fıkıh, kelam ve hadis üzerine ondan fazla eser yazdığı bilinmektedir. Fakat bu eserler de yayımlanmamıştır. Geriy Sılpagar’ın ailesiyle birlikte Osmanlı Türkiyesi’ne göç ederken yanında getirdiği eserlerinin tamamı kaybolmuştur.

Bu dönemde sadece, [s. 145] Karaçay-Balkar yazılı edebiyatının babası sayılan Kâzim Möçü’nün [1859-1945] Arap alfabesi ve Karaçay-Balkar Türkçesiyle yazdığı şiirlerinin yayımlandığı bilinmektedir. Müslümanlığın temeli sayılan 32 Farzın manzûm bir şekilde anlatıldığı “İyman-İslam” [İman-İslam] adlı eseri 1909 yılında Dağıstan’ın Temirhan-Şura [bugünkü Buynakskiy] şehrinde Arap harfleriyle ve Karaçay-Balkar Türkçesiyle yayımlanmış ilk kitap sayılan Lokman Asanî el-Balkarî’nin “Kitâbü Mürşidi'n-Nisâ” [Kadının Rehber Kitabı] adlı eserinin son kısmında yayımlanmıştır. Bunun dışında, Kâzim Möçü’nün “Soltan-Hamit el-Çegemî” [Çegemli Soltan-Hamit] adlı ikinci kitabı da 1918 yılında Arap yazısıyla ve Karaçay-Balkar Türkçesiyle Baksan-Kala’da yayımlanmıştır [6].

Teberdi köyünde imamlık ve medrese hocalığı yapan İsmail Akbay’ın [1877-1938], 1916 yılında Tiflis’te yayımladığı “Ana Tili” [Ana Dili] adlı kitabı da KBT ve Arap harfleriyle basılmış ilk matbu eserler arasındadır. İsmail Akbay’ın [Çokuna Efendi] “Ana Tili” adlı kitabında kendi yazdığı şiirler ve İ.A. Krılov’dan KBT’ye çevirdiği hikâyeler yer almaktadır [6].

1880’li yıllarda Safar-Aliy ve Navruz Orusbiy kardeşler KBT için bir Arap alfabesi düzenlemiş ve hatta KBT’nin kısa gramerini hazırlamışlardır. Fakat o dönemin imkansızlıklarından dolayı bu eser yayımlanamamıştır [7].

KBT için Arap alfabesi üzerine ilk ciddi ve ilmî çalışmaları yapanlar Karaçaylı İsmail Akbay ve Balkarlı İsmail Abay’dır. 1920 yılında İ. Akbay ve İ. Abay’ın birlikte hazırladıkları Arap harfli KBT alfabesinde 31 harf bulunmaktadır [8].

1923 yılında İ. Akbay’ın yeniden düzenleyerek hazırladığı Arap harfli KBT alfabesinde ise 33 harf bulunmaktadır [9].

Fakat, Arap yazısı ve Karaçay-Balkar Türkçesiyle bu eserlerin yayımlandığı yıllarda, Karaçay-Balkar Türklerinin gerçek anlamda bir yazılı edebiyata sahip olduğunu söylemek pek mümkün değildir. Çünkü bu dönemde medrese tahsili görmüş birkaç kişi dışında, halkın tamamına yakını, yazılı edebiyat bir tarafa, okuma-yazma dahi bilmiyordu.

Arap yazısına dayalı, Karaçay-Balkar Türklerinin yazılı edebiyatı ancak 1920’li yılların ortalarında başlamıştır. 1922 yılında Battal-Paşa [bugünkü Çerkessk] şehrinde Rusça yayımlanmaya başlayan “Gorskaya Bednota” [Yoksul Dağlılar] gazetesinin bir sayfası Karaçay Türklerine ayrılmış ve bu sayfada Arap yazısı ve Karaçay-Balkar Türkçesiyle şiirler, makaleler ve haberler yayımlanmaya başlanmıştır. Bunu müteakip 19 Ekim 1924 yılında tamamı KBT ve Arap yazısıyla “Tawlu Caşaw” [Dağlı Hayat] adlı ilk Karaçay gazetesinin yayım hayatına başlaması, aynı zamanda, gerçek anlamda Karaçay-Balkar yazılı edebiyatının başlangıcıdır. 1928 yılında “Tawlu Carlıla” [Dağlı Fakirler] adını alacak olan bu gazete, Karaçay-Balkar yazılı edebiyatının teşekkülü ve gelişiminde en büyük rolü oynamıştır.

Aynı [s. 146] dönemde, 1924 yılında Arap yazısı ve Karaçay-Balkar Türkçesiyle Moskova’da basılan Karaçaylı şair İssa Karaköt’ün [1900-1924] “Caññı Şigirle” [Yeni Şiirler] adlı kitabı, modern Karaçay-Balkar şiirinin ilk eseri sayılmaktadır.

 1926 yılında “Tawlu Caşav” gazetesi ve diğer bütün matbuatın Latin alfabesine geçmesiyle Karaçay-Malkar yazılı edebiyatının gelişimi daha da hızlanmıştır [10].

KBT için ilk latin alfabesi çalışmalarını yapan Karaçaylı ressam ve şair İslam Kırımşavhal’dır [1864-1910]. İ. Kırımşavhal 1908-1910 yıllarında KBT için bir Latin alfabesi hazırlamıştır. Fakat bu alfabenin uygulama alanı olmamıştır. Çünkü, 1900’lü yılların başlarında Rusya ve Kafkasya ülkelerinde Latin alfabesiyle faaliyet gösteren bir matbaa yoktu. Bu yüzden 1900’lü yılların başlarında KBT ve Latin harfleriyle basılmış herhangi bir kitap yoktur [11].

KBT için Latin alfabesi üzerinde asıl ciddi ve ilmî çalışmaları 1920’li yıllarda Umar C. Aliy ve Magomet Eney yapmışlardır. Karaçaylıların “Sultan Galiyev”i sayılan ve bilahare V. Lenin’le de yakın temas halinde olan Umar C. Aliy’in [1895-1938] 1924 yılında yayımlanan “Caññı Karaçay-Malkar Elible” [Yeni Karaçay-Malkar Elifleri~Harfleri] ve Magomet Eney’in aynı yıl yayımlanan “Malkar Alifbi” [Balkar Elifbesi~Alfabesi] adlı kitapları KBT ve Latin yazısıyla yayımlanmış ilk matbu eserlerdir [12]. Bilahare; İsmail Akbay’ın genişleterek tekrar yayımladığı “Ana Tili” [Ana Dili, Batalpaşinsk-1924] ve “Orus Tilden Karaçay Tilge Tılmaç Kitabı” [Rusça-Karaçayca Sözlük, Batalpaşinsk-1926], Ashat Bici’nin [1900-1957] “Bilim” [1926], Azret Örten’in [1908-1937] “Caññı Cırla” [Yeni Şarkılar-1927] ve [s. 147]

Umar C. Aliy’in hazırladığı Latin alfabesi üzerinde birkaç değişik yapılarak son şekli verilmiş olan resmi KBT latin alfabesi aşağıda transkripsiyon ile gösterilmiştir.

 “Erkinlikni Ciltinleri” [Hürriyetin Kıvılcımları-1929], Umar C. Aliy’in “Birlikde Tirlik” [Birlikte Dirlik-1929], Umar Bayramkul’un “Karaçay Tilni Grammatikası” [Karaçay Dilinin Grameri-1930] ve Hasan Appa’nın [1904-1939] “Kara Kübür” [Kara Sandık, Mikoyan Şahar-1935] adlı eserleri KBT latin alfabesiyle basılmış ilk matbu eserlerdir.

Bu eserlerin KBT yazı dilinin teşekkülünde ve yazılı edebiyatın gelişmesinde büyük katkısı vardır. KBT latin alfabesiyle matbuat 1937-1938 yıllarına kadar devam etmiştir. Balkar Türkleri 1937 yılında, Karaçay Türkleri de 1938 yılında Rus [Kiril] alfabesi esaslı KBT alfabesini kabul etmişler ve dolayısıyla da bütün matbuat bu alfabeye geçmiştir.

 Aslında Rus [Kiril] alfabesi 1938 yılından önce hatta 1917 Bolşevik ihtilalinden çok daha önce Karaçay-Balkar Türkleri tarafından bilinmekteydi. 1827 yılında Balkarların ve 1828 yılında da Karaçaylıların, Rus Çarlığı hakimiyetine girmesinden sonra Ruslar hemen kültür asimilasyonu çalışmalarına başlamışlar, [s. 149] Karaçay ve Balkar köylerinde son hızla Rus okullarını açmışlardır. 1917 Bolşevik ihtilalinden önce Karaçay’ın 16 köyünde de Rus okulları açılmış ve öğretime başlamış durumdaydı Karaçay’daki ilk Rus okulu 1878 yılında Uçkulan köyünde açılmıştır. Bu okulun ve dolayısıyla da bütün Karaçay’ın ilk Rus öğretmeni olan Mois Aleynikov’un Karaçaylılardan birçok tarihi ve folklor malzeme toplayarak yazdığı makaleleri vardır. Kartcurt köyündeki Rus okulunun öğretmeni Nikolay Kiriçenko ise köyün ileri gelenlerinden olan Abdulkerim Hubiy’in yardımıyla 1897 yılında ilk “Rus-Karaçay Sözlüğü”nü hazırlamıştır. Ancak bu sözlük imkansızlıktan dolayı basılamamıştır. Fakat bu eser orijinal haliyle halen muhafaza edilmektedir. Karaçaylı aydın kimseler, Karaçay’daki Rus okullarında Rusça eğitimin yanında bir de ana dilde de eğitim yapılması gerektiğini kavramışlar ve bu yönde birtakım çalışmalar yapmaya başlamışlardı. İlk olarak, Abdulkerim Hubiy’in oğlu İmmolat Hubiy, KBT için bir Rus [Kiril] alfabesi hazırlamıştır. Fakat, Karaçay’daki Rusça eğitim veren okullarda ana dilde eğitime izin verilmeyince bu alfabenin bir kullanım alanı olmamış, dolayısıyla da bu dönemde Rus [Kiril] harflerine dayalı bir alfabeyle Karaçay-Malkar Türkçesinde herhangi bir yazılı eser ortaya konulamamıştır [14].

1938 yılında Rus [Kiril] alfabesi esaslı KBT alfabesine geçilmiştir. Fakat çeşitli tarihlerde bu alfabe üzerinde birtakım harf değişiklikleri yapılmıştır. 1961 yılında Umar B. Aliy, A.Ü. Bozi, A.H. Sotta, M. Akbay, H.V. Bayramkul ve H.İ. Süyünç tarafından oluşturulan bir komisyon aşağıdaki şekilde Rus harflerine dayalı 40 harften müteşekkil bir KBT alfabesi hazırlamışlardır [15].

1965 yılında ve daha sonraki tarihlerde yukarıdaki alfabe üzerinde yine birtakım harf değişiklikleri yapılmış ve son olarak aşağıda gösterilen Rus [Kiril] esaslı KBT alfabesinde karar kılınmıştır.

Rus [Kiril] alfabesi esaslı KBT alfabesine 1937-38 yıllarında geçilmiştir. Halen de bu alfabe kullanılmaktadır.

[s. 150] Ses ve Alfabe Bilgisi

Rus [Kiril] esaslı KBT alfabesinde bir sertleştirme [ъ] bir de inceltme [ь] işareti olmak üzere toplam 38 harf vardır. Karaçay-Balkar Türkçesinde sekiz tane ünlü [ a, e, ı, i, o, ö, u, ü ] ve yirmi yedi tane ünsüz [ b, c, ç, d, j, f, g, ġ, h¹, h², h³, k, q, m, n, ñ, p, r, s, ş, t, ts, w, v, y, z, ż ] olmak üzere toplam 35 tane ses vardır.

Ünlü Sesler

1. KBT’deki a sesi, arka damakta geniş-düz ve açık telaffuz edilir. Türkiye Türkçesindeki [bundan sonra kısaca TT] a sesiyle aynıdır. KBT’deki a sesinin Karaçay-Balkar Türkçesi Kiril Alfabesi’ndeki [bundan sonra kısaca KBTKA] karşılığı a harfidir. Sözgelimi: aламат~alamat [muhteşem], vs. Bunun dışında KBT’de ā [uzun a] sesi de yoktur. Hatta yabancı dillerden girmiş bazı sözlerdeki ā sesi, KBT’de a sesine dönüşmektedir. Sözgelimi: alam<âlem, alim<âlim, vs.

2. KBT’deki e sesi, ön damakta, geniş-düz ve açık olarak telaffuz edilir. TT’deki e sesiyle aynıdır. KBTKA’daki karşılığı e ve э harfleridir. Rus yazı dilinde söz başındaki e harfi ye şeklinde, э harfi ise e şeklinde telaffuz edilir. KBTKA’da ise her iki harf de e şeklinde telaffuz edilir. Karışıklığa meydan vermemek için söz başında daima э harfi kullanılır. Bunun dışındaki söz içerisinde daima e harfi kullanılır fakat yine e sesiyle telaffuz edilir. Zaten KBT’de söz başında ye veya y sesi de yoktur. Sözgelimi: эмеген~emegen [dev, yaratık], эгиз~egiz [ikiz], vs. Bunun dışında KBT’de è [açık e] ve é [kapalı e]sesleri de yoktur.

3. KBT’deki ı sesi, arka damakta, dar-düz ve orta açıklıkta telaffuz edilir. TT’deki ı sesiyle aynıdır. KBTKA’daki karşılığı ы harfidir. Sözgelimi: ындыр~ındır [harman].

4. KBT’deki i sesi, arka damakta, dar-düz ve orta açıklıkta telaffuz edilir. TT’deki i sesiyle aynıdır. KBTKA’daki karşılığı и harfidir. Sözgelimi: илкич~ilkiç [sırık].

5. KBT’deki o sesi, arka damakta, yuvarlak ve orta açıklıkta telaffuz edilir. TT’deki o sesiyle aynıdır. KBTKA’daki karşılığı o harfidir. Sözgelimi: oноў~onow [fikir, karar].

6. KBT’deki ö sesi, ön damakta, yuvarlak ve orta açıklıkta telaffuz edilir. TT’deki ö sesiyle aynıdır. KBTKA’daki karşılığı ë harfidir. Sözgelimi: ётгюр~ötgür [cesur, gururlu].

7. KBT’deki u sesi, arka damakta, dar-yuvarlak ve orta açıklıkta telaffuz edilir. TT’deki u sesiyle aynıdır. KBTKA’daki karşılığı у harfidir. Sözgelimi: Sözgelimi: уллу~ullu [büyük, yüce].

[s. 151] 8. KBT’deki ü sesi, ön damakta, dar-yuvarlak ve orta açıklıkta telaffuz edilir. TT’deki ü sesiyle aynıdır. KBTKA’daki karşılığı ю harfidir. Sözgelimi: Sözgelimi: юлюш~ülüş [pay].

Ünsüz Sesler

1. Çift dudak ünsüzleri [ b, m, p, w ]: KBT’deki b, m, p çift dudak ünsüzlerinin telaffuzu, TT’deki b, m, p sesleriyle aynıdır. KBTKA’daki karşılıkları б, м, п harfleridir. Sözgelimi: бабуш~babuş [ördek], маммат~mammat [imece], палапан~palapan [pehlivan, dev].

Karaçay-Bashan-Çegem-Holam-Bızıngı ağızlarındaki b ve p sesleri Çerek ağzında sızıcı f sesine dönüşür. Sözgelimi: köb>köf [çok], tulpar>tulfar [yiğit], vs. Fakat, b~p>f ses değişimi kesin bir kural değildir.

KBT’de bir de w sesi vardır. KBTKA’daki karşılığı ў harfidir. Sözgelimi: таў~taw [dağ], vs. Eski Türkçe’deki ġ sesiyle biten sözler KBT’de w sesine dönüşmüştür. Sözgelimi: taġ>taw [dağ], yaġ>caw [yağ], saġ>saw [sağ], vs. Bugünkü resmi KBTKA’da ў [w] harfi olmasına rağmen, günümüz KBT matbuatında w sesi у [u] harfiyle gösterilmekte ise de, KBT’deki w sesi, u veya û [uzun u] sesi değildir. 1938-60 yılları arasındaki matbuatta bu w sesi ў [w] harfiyle gösterilirken daha sonraları у [u] harfiyle gösterilir olmuştur. Fakat bu durum teknik sebeplerden kaynaklanmaktadır.

2. Diş-dudak ünsüzleri [ v, f ]: KBT’deki v, f diş-dudak ünsüzlerinin telaffuzu, TT’deki v, f sesleriyle aynıdır. KBTKA’daki karşılıkları в ve ф harfleridir. Sözgelimi: врач~vraç [doktor], фитна~fitna [fitne], vs. Fakat bu seslerin her ikisi de asli olarak KBT’de yoktur. KBT’deki v sesinin olduğu sözler genellikle Rusça kaynaklıdır. Hata içerisinde v sesinin olduğu bazı Rusça kaynaklı sözler, KBT’nin ses yapısına uyum sağlayarak w sesine dönüşmüştür. Sözgelimi: samawar

KBT’de asli olarak f sesi olmamakla birlikte; Rusça, Arapça, Farsça vs. yabancı dillerden girmiş bazı sözlerdeki f sesi, hem konuşma dilinde, hem de yazı dilinde kullanılmaktadır. Sözgelimi: fayton [fayton], fikir [fikir], vs. Fakat, genellikle Arapça ve Farsça kaynaklı sözlerdeki f sesi, Karaçay-Bashan-Çegem-Holam-Bızıngı ağızlarında p sesine dönüşür. Sözgelimi: fayton>payton, fikir>pikir, vs. Öte yandan, yabancı dillerden girmiş bazı sözlerdeki f sesi Çerek ağzında aynen korunur.

Ayrıca, Karaçay-Bashan-Çegem-Holam-Bızıngı ağızlarındaki b ve p sesleri Çerek ağzında f sesine dönüşür [bkz. Çift dudak ünsüzleri]. Fakat, b-p>f dönüşümü konuşma dilinde [Çerek ağzında] kullanılmakla birlikte KBT yazı dilinde kullanılmaz.

3. Diş ünsüzleri [ d, n, s, ts, t, z, ż ]: KBT’deki d, n, s, t, z diş ünsüzlerinin telaffuzu, TT’deki d, n, s, t, z sesleriyle aynıdır. KBTKA’daki karşılıkları д, н, с, т, з harfleridir. Sözgelimi: дыдай~dıday [korku ünlemi], ненча~nença [ne kadar, kaç], сескек~seskek [telaş, şüphe], тот~tot [pas], заран~zaran [zarar], vs. KBT’de ayrıca, TT’de olmayan, sızıcı ts ve ż [dz] sesleri de vardır. Fakat [s. 152] bu sesler KBT’nin yalnız Çerek ağzında görülür. Karaçay-Bashan-Çegem-Holam-Bızıngı ağızlarındaki ç ve c~j sesleri, Çerek ağzında ts ve ż [dz] seslerine dönüşür. Sözgelimi: çıpçık>tsıftsık [serçe], çeten>tsetsen [sepet], can>żan [can], col>żol [yol], vs. Fakat, bu sesleri sanıldığı gibi Çerek bölgesinde yaşayan Balkarların hepsi değil, belli bir kısmı telaffuz etmektedir. Çerek ağzındaki ts sesinin KBTKA’daki karşılığı ц harfidir. Fakat, KBT yazı dilinde ç>ts dönüşümü yoktur. Yani; tsıftsık, tsetsen, vs. sözler çıpçık, çeten şeklinde yazılır. Öte yandan KBT yazı dilinde içerisinde ц harfinin bulunduğu bütün sözler Rusça kaynaklıdır. Ayrıca, Çerek ağzındaki ż [dz] sesinin KBTKA’da bir karşılığı yoktur ve KBT yazı dilinde bu ses kullanılmaz.

4. Diş-damak ünsüzleri [ c, ç, j, ş ]: KBT’deki c, ç, j, ş diş-dudak ünsüzlerinin telaffuzu, TT’deki c, ç, j, ş sesleriyle aynıdır. KBTKA’daki karşılıkları дж, ч, ж, ш harfleridir. Sözgelimi: джюджек~cücek [civciv], чычхан~çıçh’an [sıçan, fare], aдеж~adej [gem], шашхын~şaşh’ın [çılgın, deli], vs. Karaçay-Bashan-Çegem ağızlarındaki söz başındaki c sesi, Çerek ağzında ż [dz] sesine dönüşürken [bkz. Diş ünsüzleri], Holam-Bızıngı ağızlarında ve Çegem bölgesinin bir kısmında j sesine dönüşmektedir. Sözgelimi: carık>jarık [ışık, aydınlık], culduz>julduz [yıldız], vs. Ayrıca günümüzde Kabardey-Balkar Özerk Cumhuriyetindeki KBT yazı dilinde ve bütün matbuatta дж [c] harfi yerine ж [j] harfi kullanılmaktadır. Bunun dışında, KBT’de yabancı dillerden girmiş sözlerdeki j sesi hem konuşma dilinde, hem de yazı dilinde kullanılmaktadır. Sözgelimi: jurnal [dergi], adej [gem], şibji [yeşil biber], kımıja [çıplak], ajım [şüphe], vs.

5. Ön damak ünsüzleri [ g, h¹, k, l, r, y ]: KBT’deki g, k, l, r, y ön damak ünsüzlerinin telaffuzu, TT’deki g, k, l, r, y sesleriyle aynıdır. KBTKA’daki karşılıkları г, к, л, р, й harfleridir. Sözgelimi: гебдеш~gebdeş [yemlik], кекел~kekel [perçem], лобан~loban [köstebek], aйбат~aybat [gösterişli], vs.

KBT’de bir de ön damak h¹ ünsüzü vardır. Bu ses aynı k sesi gibi ön damakta teşekkül eden bir sestir. Sözgelimi: h¹ora [doru], nartüh¹ vs. [16]. Ayrıca Rusça’dan girmiş bazı sözler de aynı şekilde ön damak h¹ ünsüzüyle telaffuz edilir. Sözgelimi: h¹imya [kimya], arh¹iv [arşiv], vs. KBT yazı dilinde h¹ ünsüzü için ayrıca bir harf belirtilmez. Bu sesin ve KBT’deki diğer h² ve h³ seslerinin KBTKA’daki karşılığı х harfidir.

Çerek ağzında bazı sözlerde g>h¹ ses değişimi söz konusudur. Sözgelimi: ketgen edi>keth¹en edi [gitmişti]. Fakat bu g>h¹ değişimi kesin bir kural değildir.

Yine, Karaçay-Bashan-Çegem-Holam-Bızıngı ağızlarında ince ünlü seslerden önce veya sonra daima ön damak k ünsüzü geldiği halde, Çerek ağzında kimi zaman arka damak q ünsüzü gelmektedir. Sözgelimi: köz>qöz [göz], küzgü>qüzgü [ayna], vs. Fakat bu k>q ses değişimi de kesin bir kural değildir.

[s. 153] 6. Arka damak ünsüzleri [ ġ, h², q, ñ ]: KBT’deki ġ, h², ñ arka damak ünsüzlerinin tümü Anadolu’da konuşulan TT’de olduğu halde, TT’nin yazı dilinde [İstanbul Türkçesinde] bu sesler kullanılmamaktadır. KBT’deki q sesi, TT’de kalın ünlü sesten önce veya sonra kelen arka damak k sesidir. KBT’deki arka damak ünsüzlerinin KBTKA’daki karşılıkları гъ, х, къ, нг harfleridir. Sözgelimi: aлгъыш~alġış [dua, dilek], хоншу~h’onşu [komşu], къалакъ~qalaq [tahta parçası], кенг~keñ [geniş].

KBT’deki ġ sesi, arka damakta teşekkül eden, eski Türkçedeki ġ sesidir. Bu ses TT’de ğ sesine dönüşmüştür. KBT’deki h² sesi arka damakta, eski Türkçe’deki q sesinin sızıcılaşmasıyla teşekkül eden bir sestir ve KBT’deki asıl h sesi budur. Sözgelimi: qoçh²ar [koç], h²urcun [cep], h²ıynı [büyü], vs.

KBT’de kalın ünlü seslerden önce veya sonra daima arka damak q ünsüzü gelir. Sözgelimi: qonaq [konuk], ayaq, [ayak], vs. Fakat, bu kurala uymayan sözler de vardır. Bunlar yabancı dillerden girmiş sözlerdir. Sözgelimi: qırdık [çimen], qak [lapa], vs.

KBT’deki ñ sesi, bütün Türk lehçelerinde olduğu gibi, arka damakta teşekkül eden, yumuşak ve tonlu bir ünsüzdür ve ancak söz ortasında ve söz sonunda kullanılır. Sözgelimi: tañ [tan], keñ [geniş], kañña [tahta], keññeş [istişare, meclis], caññız [yalnız], toññuz [domuz], vs.

Sonu n ve ñ sesleriyle biten sözlerin sonuna yönelme hal -ġa, -ge ekleri geldiğinde, hem söz sonundaki n sesi ñ sesine, hem de yönelme hal eklerinin başındaki ġ ve g sesleri ñ sesine dönüşür. Sözgelimi: men-ge>meññe~mañña [bana], sen-ge>seññe~sañña [sana], çeten-ge>çeteññe [sepete], katın-ġa>katıñña [kadına], vs.

Aynı şekilde -ġan, -gen sıfatfiil ekleri de -ñan, -ñen şeklinde değişir. Sözgelimi: min-gen>miññen [binen], vs.

KBT’de söz sonundaki ñ sesinin yazı dilindeki kullanımında bir problem olmamakla birlikte, söz ortasındaki ñ sesinin daha doğrusu ññ şeklindeki ünsüz ikizleşmesinin yazımında bazı problemler vardır. Sözgelimi KBT latin matbuatında toññuz [domuz] şeklinde yazılırken, kiril matbuatında önceleri tonñuz [тоннгуз] şeklinde, daha sonra ve günümüzde ise toñuz [тонгуз] şeklinde yazılmaktadır. Aynı şekilde: caññız [yalnız]> canñız [джаннгыз]> cañız [джангыз], vs. Halbuki bu son тонгуз [toñuz] ve джангыз [cañız] sözlerinin telaffuzu veya okunuşu toññuz ve caññız şeklindedir. Yani, ikinci tekil şahıs iyelik eki ñ sesi hariç, söz ortasında geçen bütün ñ seslerinin olduğu yerde ünsüz ikizleşmesi vardır ve vurgulu [şeddeli] telaffuz edilir. Aslında bu gibi sözlerin KBT kiril matbuatındaki doğru yazılışı, KBT latin matbuatındaki gibi olmalıdır. Sözgelimi: тонгнгуз [toññuz], джангнгыз [caññız], vs. Veyahut da, KBT kiril yazı dilinde н [n] ve г [g] şeklinde iki ayrı harfin yan yana getirilmesiyle [нг~ng] telaffuz edilen ñ sesini doğrudan karşılayan, latin alfabesindeki ñ harfi gibi, tek bir harf getirilmeli ve söz ortasındaki ññ ikizleşmesi aynı şekilde ññ şeklinde yazılmalıdır. Öte yandan, ikinci tekil şahıs iyelik ñ ekinden sonra, yönelme hal -ġa,-ge ekleri ile ilgi hali -nı,-ni,-nu,-nü ekleri geldiği [s. 154] zaman durum farklıdır. Bu durumda yönelme hali -ġa,-ge eklerinin başındaki ġ ve g sesleri ile ilgi hali -nı,-ni,-nu,-nü eklerinin başındaki n sesi doğrudan düşer. Yani burada ġ, g, n>ñ ses değişmesi ve söz ortasında ññ ünsüz ikizleşmesi olmaz. Sözgelimi: ata-ñ> ata-ñ-ġa>ata-ñ-a [baba-n-a], ata-ñ> ata-ñ-nı>ata-ñ-ı [baba-n-ın], vs. Burada söz ortasındaki ñ sesi vurgulu [şeddeli] olarak telaffuz edilmez ve KBT kiril matbuatında da doğru olarak: атанга~ataña, атангы~atañı şeklinde yazılır.

7. Gırtlak ünsüzü [ h³ ]: KBT’deki h³ gırtlak ünsüzünün telaffuzu, TT’deki gırtlak h sesiyle aynıdır. KBT’de h sesinin bulunduğu sözler yabancı kaynaklıdır. KBT yazı dilinde h ünsüzü için ayrıca bir harf belirtilmez. Bu sesin [ve diğer h¹ ve h² seslerinin] KBTKA’daki karşılığı х harfidir. Sözgelimi: aйхай~ayhay [elbette, tabii ki], хар~har [dantel], хайда~hayda [haydi], vs.

8. Щ [şç] ve Я [ ya, â ] sesleri: KBT’de hiçbir şekilde щ [şç] ve я [ya] sesleri yoktur. KBT’de bu seslerin olduğu sözlerin hepsi Rusça’dır. Öte yandan я harfi, KBT’de asli olarak â [ince a] sesi olmamakla birlikte, Arapça ve Farsça’dan girmiş bazı sözlerdeki â sesinin karşılığı olarak yazı dilinde kullanılmaktadır. Sözgelimi: кяамар~kâmar [kemer], Кязим~Kâzim, гяўур~gâwur, vs. Bunun dışında, KBT yazı dilinde, bir sözde ya hecesi varsa veya bir sözde y ve a sesleri yan yana geliyorsa bu daima я [ya] harfiyle yazılır. Sözgelimi: къоян~qoyan [tavşan], дуния~duniya [dünya], vs.

Dipnotlar

[1] Öner, Mustafa., Bugünkü Kıpçak Türkçesi, TDK Yayınları, Ankara, 1998, s. XXIII.

[2] Baskakov A.N., Appaev A.M., Ahmatov İ.H., Bayramkulov A.M., Boziyev A.Ü., Goçiyaeva S.A., Jaboyev M.T., Musukayev B.H., Sottayev A.H., Habiçev M.A., Karaçay-Malkar Tilni Grammatikası, Nalçik, 1966, s. 8-9.

[3] Hubiylanı M.A., Süyünçlanı A.A., Laypanlanı, K.T., Karaçay Literatura, Çerkessk, 1988, s. 9-10; Bayçorov, S.Y., Drevnie-Türkskie Pamyatniki Evropı, Stavropol, 1989, s. 9, 31-33; Hapayeva, S.M., İz İstorii Sozdaniya Karaçayevo-Balkarskoy Pismennosti, Problemı İstoriçeskoy Leksiki Karaçayevo-Balkarskogo i Nogayskogo Yazıkov, Çerkessk, 1993, s. 137.

[4] Hubiylanı vd., a.g.e., s. 10.

[5] Töppeyev, A.M., Meçilanı Kâzim-Çıgarmalarını Ekitomlugu-I, Nalçik, 1989, s. 11-129; Balkan, Vedat., Kâzim Meçi’nin Doğumunun 140. Yılı Anısına, Birleşik Kafkasya Dergisi, Sayı: 20, Eskişehir, 1999, s. 35.

[6] Hubiylanı vd., a.g.e., s. 50.

[7] Hapayeva, a.g.e., s. 140.

[8] Hapayeva, a.g.e., s. 138, 143.

[9] Hapayeva, a.g.e., s. 143.

[10] Bilimgotlanı Münir-Laypanlanı Raşid., Leninni Bayragı-Tuvganı Emda Ösüv Colu, Zamannı Avazı, Çerkessk, 1975, s. 162, 165-166.

[11] Hubiylanı vd., a.g.e., s. 11.

[12] Baskakov vd., a.g.e., s. 40; Hubiylanı vd., a.g.e., s. 11; Hapayeva, a.g.e., s. 145-146.

[13] Aliyev, Umar., Karaçay, Çerkessk, 1991, s. 265.

[14] Hubiylanı vd., a.g.e., s. 10-11.

[15] Hapayeva, a.g.e., s. 148.

[16] Habiçev M.A., Kratkiy Grammatiçeskiy Oçerk Karaçayevo-Balkarskogo Yazıka [Tenişev, E.R., Goçiyaeva S.A., Süyünçev H.İ., Karaçay-Malkar-Orus Sözlük, Moskova, 1989], s. 89:808-809.

 

___________________________________________________________________

Adilhan Adiloğlu, Karaçay-Balkar Türkçesi Alfabesi ve Ses Bilgisi,

Türk Dünyası Dil ve Edebiyat Dergisi, Sayı: 13, Ankara, 2002, s. 143-15


 
< Önceki   Sonraki >
 
Tavsiye Ettiklerimiz
Yasaklı Belgesel
Tebriz Türk Takımı
Tolon Paşa ve Ordusu
O.Sinanoğlu Sohbet
İthal Tohum İhaneti
Durum Çözümlemesi
Zekeriya Öz Hakkında
Kurtuluş Savaşında 2000 Kırgız
Hakikat nerede?
Etki Ajanları
Çıkışyolu Turan
Dilde Birlik ve Türklük Şuuru
TSK'yı Yıpratma Girişimleri
Siyasetimiz Nasıl Düzelir
Sivil cehalet
Türk Ülküsü
Mevlana'dan Öğütler
Kazak ve Türkiye Türkçesi
Ampulün Anlamı
Said-i Nursi'nin Gerçek Yüzü
Bor Madeni ve Önemi
İran'a şeriat nasıl geldi?
Atatürk'ün Kaleminden
Hablemitoğlu Belgeseli
Gül'ün Süreci
Gizli Mutabakat
Gladyocu İftirası
Kürt Federe Devletine
Gökşad'tan

Saçların gezerdi yüzümde eskiden

Ağlarsın

Saçların gezerdi yüzümde eskiden,

Şimdi yanaklarımda damla damlasın.

Ne çok severdim dizinde yatmayı,

Şimdi uykumu bölen keskin bıçaksın.

 

Nefesin vururdu nefesime her akşam,

Şimdi soluğumu kesen acı rüzgarsın.

Bütün dertlerim yalnız sende biterdi,

Şimdi yüreğimde kapanmaz yarasın.

 

Şehre uzak yerlerden yıldızlar sayardık,

Şimdi gökyüzünde en uzak yıldızsın.

Ne çok özledim seni anlatabilsem,

Şimdi oturup kana kana ağlarsın...

 

Çorlu, 2002

Gökşad

 

Gölgeler

Gölgeler

-I-

Ömrün gölgesi olsun ömrümün

Uzayıp gitsin ardımca

Ben gidersem bir ikindi vakti...

Ki sen bir Cuma sabahı gelirken

Ömrüm gölgesi olmuştu ömrünün

Uzayıp gitmişti ardınca...

 

Ankara, 2004

 

Gölgeler

-II-

Bütün zamanların tek suçlusu ben miyim

Üstüme bir bulutun bile gölgesi düşmez

Bu karanlık sahrada neye pervaneyim

Kapanan gözlerime bir ışık düşmez...

 

Medet ey sevgili, yandım bu çölde!

Bu nasıl bir serap, bu nasıl bir gölge?

Düştüm düşeli bu amansız hüzne

Divane yüreğim bir lahza gülmez

                                  

Ankara, 2004

 

Ahiret'te

 


 

Tanrım sen varlığı yaratansın

Canlı cansız her şeyi kuşatansın

Bir dileğim var sen bağışlayansın

Desem korkarım demesem yer beni

 

Garip gönlüm gece gündüz âhtadır

Dileğim gönlümde sana âyandır

Kusur kulundan bağış katındandır

Desem korkarım demesem yer beni

 

Bedenimi balçıktan sen halk ettin

Yüreğime dünyayı sen dar ettin

Gönlüm coştu, dilimi sen lâl ettin

Desem korkarım demesem yer beni

 

Tanrım hurilerin gözümde değil

Aşk için bir ömür yeterli değil

Hâşâ Kaynaroğlu isyanda değil

Âhirette sevdiğime ver beni

 

               Ankara, 2003

 

Sır Kapısı

Sır Kapısı

 

Kırk sır kapısı açıldı gözlerinde

Kırk ayrı yol var her kapının birinde

Her yol ağzında ayrı idam ettiler

Sade tenim kaldı saçının telinde

 

Bir tel saç ile bağladılar çenemi

Üç tas su ile yıkadılar tenimi

 

Beni gonca gül yaprağına sardılar

Musalla diye avucuna koydular

Nasıl bilirdiniz diye sordular

Sustum da dinledim başka bir alemde

 

Aşkı bilmeyenler hiç ses çıkarmadı

Mecnun dedi ki “beni utandırmadı”

 

Kaynaroğlu, adını toprağa verdin

İki kaş arasından sıratı geçtin

Lokman’ın sırrını sen âşikar ettin

Ölü müsün diri mi, bilmez hiç kimse.

 

Ankara, 2004

 

Nevruz

  

Nevruz

Gökyüzünde göç başlar vakit gece

Sultan kız batıdan doğuya göçer

Toy düğün başlar Türkistan ilinde

Sultan Nevruz önünde gergef işler

 

Bize de gel bilinmez bir saatte

Benim de ölülerim yeyip içsin

Rızkımızı bulalım bu yengi gün’de

Bütün alem Tanrı’ya secde etsin

 

Esir Türkleri unutma Sultanım

Onlar beklese de başka baharı

Birgün muhakkak biter bu zalim kış

Yine az görür Türk, koca dünyayı

 

Hazar’a muhabbet götür sultanım

Yesevi’den hikmet getir bizlere

De ki özlemiş sizi Kaynaroğlu

Gayrı dayanmazmış gönlü hasrete

Gökşad

Sivas, 1997

 

Kuşların Rüyası

Kuşların Rüyası 

Kuşların rüyasına girdim dün gece

Karar verdim bunu hep yapacağım

Hepsi de uyuyordu gözlerinde

Onları mı yoksa seni mi kıskanayım

 

Güya bir bülbül senin nefesinden

Şiirler okuyordu seher vaktinde

Şaşırdım kaldım, ses benim sesim

Dedi ki “İlham” derler buna sizin alemde

 

Rüyasında bir güvercin konup pencerene

Uzatıp kanatlarını tutundu ellerine

Şaşırdım kaldım, el benim elim

Dedi ki “Vuslat” derler buna sizin alemde

 

Bir serçe rüyasında kanat çırpıp

Su içti avuçlarından kana kana

Şaşırdım kaldım içim yanmış benim de

Dedi ki “Mecnun” derler buna sizin alemde

 

Kuşların rüyasına girdim dün gece

Gördüm ki seni seviyorum her bedende

Bir kaknus yaklaşıp kulağıma sessizce

Dedi ki “Kader” derler buna sizin alemde

 

Dedim ki “Hayrolur İnşallah...”

Gökşad 

Ankara, 2004

 

Gidişine Ağıt

 

 Mecnûn düşünde gördü Leylâ’yı bir gece:

 Ve sen, şehirlerini benim ülkeme kurdun,Pâyitahtını benim yaralı kalbime..

.Seni bir kan pıhtısı gibi elimde tuttum.

 İnsafsız rüzgârlar uğradı yurduma: 

Yağmur kar ortasında bir çöle düştüm,Kum fırtınasında tutundum saçlarına...

Sen uykudaydın, ben kâbuslar gördüm. 

Buğday tarlalarına kızgın alevler düştü: 

Çıplak ayaklı çocuklar savruldu her yana,

Çıplak ayaklı yıldızlar gibi darmadağın...

Ne olur beni de kat, beni de kat dualarına. 

Seni düşümde gördüm,  tam altı yıl önce: 

Ve sen, gözlerini giyindin Asya ceylanlarının,

Ak sakallardan miras bir huzur yüzünde...

Gezinip durdun içinde bütün damarlarımın.    

 Benim yüreğim mahşer, senin gönlün sırat: 

Zalim bir korku boğazlar sevincimi,

Gözlerim karanlık benim, senin gözlerin hayat.

Gözlerim hiç görmesin gittiğini...  

Ki o Selçuklu şehri seni bırakır mı bilmem:

 Lacivert göğünde gözlerin, bir muska gibi dururken,

Vakitsiz düşer toprağa kırkikindi yağmurları.

Bin yıllık Medrese, yeni bir Eylül’e soyunmuşken... 

Yıldızlara söyle seni geri getirsinler: 

Onlar bilir benim çekik gözlü yüreğimi.

Geçmişin saçından tut, sana yol göstersinler,

Yıldızlar bilir benim gökçe soylu düşlerimi... 

Ankara, 2003

Gökşad 

 

Gözlerin

 

Gözlerin

 

Sanki deryalara dalar giderim

Baktıkça içimi yakar gözlerin

Her şafak vaktinde çalar kapımı

İlmiği boynuma takar gözlerin

 

Mecnun’u çöllerde koyar çaresiz

Ferhad’ı dağlara salar gözlerin

Yanımda yöremde ölüm gezdirir

Benim peşimde o yeşil gözlerin

 

Başı dik dağlara yasla sırtını

Dolunay akşamı kaldır başını

Her kim ki yazarsa kişi bahtını

Ezelden alnıma yazmış gözlerin

 

Dört duvardan gayrı yerim olmadı

Kendi gölgem bana sadık kalmadı

Şu yalan dünyada yüzüm gülmedi

Benim tek servetim senin gözlerin

 

Kefenimi yeşil sarın, beyaz olmasın

Mezarımı göğe kazın yerde kalmasın

Sevdiğim gözünden yaşlar akmasın

Gider Kaynaroğlu, kalır gözlerin

 

Sivas, 1998

 
   
 
Benzer Yazılar