Anasayfa arrow Dosyalar arrow Siyasi Dosyalar arrow Fethullahçıların rüyası Kürdistan haritası
 
   
Türkçülüğün Esasları
Türkçülüğün Özü
A) Dilde Türkçülük
B) Sanatta Türkçülük
C) Ahlaki Türkçülük
D) Hukukta Türkçülük
E) Dinde Türkçülük
F) İktisatta Türkçülük
G) Siyasette Türkçülük
H) Felsefede Türkçülük
Genel İçerik
Marşlarımız
Görsellikler
Türk Dünyası Ezgileri 1
Türk Dünyası Ezgileri 2
Türkçülük Hakkında
Tüm Dosyalar
Tüm Yazarlar
Edebiyat
Makaleler
Tepkisiz Kalma
Ağelini Öneriniz
Belge Resim

Bilgilendirme
Görsellik
Kitap Önerileri
Büyük Türkçüler
Büyük Türkçülerden
Azınlık veya Özerk Türkler
Nutuk
Siyasi Dosyalar

  :: AB`den hibe alan gazeteciler ve akademisyenler
  :: Egemen Bağış'ın Yalanları
  :: Kılıçdaroğlu hakkında bilinmeyen tek gerçek
  :: CHP'de Kürtçü Darbe Hazırlığı 2009
  :: Sayın Gülerce, Sayın Tezcan;
  :: Baykal'a yapılan tezgahın gayri resmi tarihi
  :: Banu Avar'ın Yasaklı Belgeseli
  :: Danıştay Suikast Örgütü
  :: Fethullahçıların rüyası Kürdistan haritası
  :: Tarihe geçecek o savunma
  :: Ümraniye ( Ergenekon ) Davası Tutanakları
  :: Osmanım'ın suç dosyaları
  :: TRT'de kadrolaşma
  :: Mustafa Sarıgül'ün malvarlığı
  :: Barzani Aşireti ve İsrail
  :: Silivri duruşmasından
Türkçe
Türkçe Adlar
Türkçe İzgileri
Hayvan Adları
Türkçe Terimler
Göktürk Yazıtları
Kuş Adları Derlemesi
Türkçe Adlar Sözlüğü
Kazakistan Türkçesi Sözlüğü
Azerbaycan Türkçesi Sözlüğü
Dosyalar
İletişim
 

Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player

İlgili İçerikler

Fethullahçıların rüyası Kürdistan haritası

PDF Yazdır Ağhesabı

Serap Yeşiltuna
Fethullahçıların rüyası Kürdistan haritası

Abantçılar cesareti Abdullah Gül’den alıyor

Fethullahçılar, serde nasıl bir PKKlılık yatıyormuş en son gerçekleştirilen Abant Platformu ile iyice ortaya çıkardılar. Abant Platformu 18. toplantısını, 15-16 Şubat tarihlerinde Erbil’de “barış ve geleceği birlikte aramak” sloganı ile açarak gerçekleştirdi. Demokrasi, kardeşlik, özgürlük, barış mesajlarını hiç bulaştırmadan-çünkü nerede barış söylemi varsa orada PKK vardır-toplantıda konuşulanları ve ertesinde yapılan yorumları şöyle bir üzerinden yorumlamak gerekirse, tek bir amacı ve sonucu vardı: “Kürdistan”ı kabul ettirmek!

Mümta’zer Türköne’den, Murat Belge’ye, Cengiz Çandar’dan, Emre Aköz’e, Etyen Mahçupyan’a kadar, Altan Tan, İbrahim Kalın, Bejan Matur gibi pek çok liberal “aydın”ın da yer aldığı toplantıya Türkiye’den yaklaşık 100 Fethullahçı katıldı.

Abant Platformunun ilk “Kürt Konferansı” geçtiğimiz yaz yine aynı ekip tarafından yapılmıştı. Hatırlayalım orada da iyi niyet mesajları yine havada uçuşuyordu. Kuzey Irak Kürtlerine kardeşlerimiz olarak sesleniliyor ve Kürt federe yönetimi ile her türlü dostane ilişkinin geliştirilmesi çağrısında bulunuluyordu. Fethullahçılar en üst düzey Kürtçülüğün tadına varıp adeta orada da PKK’ya ve DTP’lilere taş çıkartıyor, sonuç bildirisi sıradan bir PKK bildirisini aratmıyordu. Anadilde eğitim, öğrenim, konuşma hakkının engellenemeyeceği vurgulanıyordu.

Cengiz Çandar “Kürtlerin devleti yok, Kürt sorunun en önemli tanımı bu” derken, Ümit Fırat, Takrir-i Sükun Yasası’ndan başlayarak, her türlü Atatürk dönemi politikasını eleştiriyor, Türkiye’yi baskıcı olmakla suçluyordu.


Mümtaz'er   Türköne: Hepimiz Kürt'üz

Erbil’de gerçekleştirilen toplantı, son gün akşam yemeği yenmesi ve katılımcıların Kürt Halayı çekmeleri ile son buldu (solda). Toplantıya damga vuran sözler ise Mümtaz’er Türköne’nin “Hepimiz Kürt’üz” sözleriydi.

Mustafa Akyol ise “Bütün Türkiye Kürdistan, başkenti de İstanbul” diyerek Kürtçülüğe son noktayı koyuyordu. Evet geçtiğimiz yaz Abant Platformu böyle geçmiş, Fethullahçılar ve liberal aydınlar Kürtçülük yarıştırmıştı.

Elbette cesareti de büyük yerden alıyorlardı. Daha Mart ayında, Talabani’den sonra Abant Platformu üyelerini de Cumhurbaşkanlığı köşkünde ağırlayan Abdullah Gül, konunun tartışılmasını desteklemiş, oluru vermişti.

İlk Kürt konferansı bu cesaretle, onlar açısından iyi bir girizgah oldu, ancak Erbil’de yapılan son toplantı Fethullahçılar’da nasıl bir Kürtçülük, nasıl bir PKK’lılık olduğunu iyice ortaya koymuş, AKP-PKK rekabetinde de yeni bir dönemi başlatmıştır.

Fethullahçılar için o kadar önemli bir toplantı ki, Fethullah Gülen ilk kez bir Abant toplantısına kutlama mesajı göndererek bu buluşmanın önemini vurgulamış.

Hepiniz Kürtsünüz!

Konferansa katılanlar hem orada yaptıkları konuşmalarla, hem de sonrasında yaptıkları “cesur” yorumlarla kukla kürt devletini meşrulaştırmak için epey “akademik” çaba harcadılar. Şöyle bir bakalım.

Ali Bulaç soruyor “biz nereye geldik” diye. Çünkü kimse geldiği yerin adını koyamıyormuş. Kimi Erbil, kimi Kuzey Irak diyormuş. Fethullahçı Star gazetesinden Hadi Özışık bu durumdan şikayetçi, “her nedense geldiğimiz yerin Kürdistan olduğunu kimse söyleyemiyor” diyerek yakınıyor.

Ama Ali Bulaç cesur: “‘Kürdistan’ nedense çoğumuzun diline ağır geliyor, telaffuz etmekte güçlük çekiyoruz. Bu sefer biraz alıştığımızı zannediyorum” diyor.

Son dönemdeki üst düzey Fethullahçılığı ve AKP’liliği ile dikkati çeken eski ülkücü- tetikçi, yeni liberal Mümtaz’er Türköne ise toplantının en renkli ve cesur konuşmacılarından oluyor. Açılış konuşmasını da yapan Mümtaz’er bir nevi ev sahipliği görevini de üstleniyor:

“Türkiye’deki 72 milyon gibi ben de biraz Kürdüm. Bir Kürt gibi düşünüyor, yaşıyor ve geleceğe bakıyorum. Hepimiz Kürdüz. Herkes gerçekle yüzleşmeli… Bir Kürdistan haritası var. Bazılarının kabusu bazılarının rüyası. Herkesin gerçeklerle yüzleşmesi lazım. Kürt sorunu biraz da Erbil’in sorunu. Fakat burada yaşayan Kürtlerden fazlası Türkiye’de yaşıyor. En büyük Kürt kenti de İstanbul’dur. Türkiye büyük bir ülke. Burada yaşayan etnik unsurların birkaç katı Türkiye’de yaşıyor. Bu kardeşliğin gereğini yerine getirmek için buradayız.” diyen Mümtaz’er’in yaptığı vurgu gerçekten önemli: “Hepimiz Kürdüz!”

Evet hepsi Kürt!

Öyle ki, istisnasız toplantıya katılan herkes, “Kürdistan” sözcüğünü kullandırtmak ve kabul ettirmek için programlanmış. Türkiye’deki 72 milyonun Kürt olduğunu Mümtaz’er nereden çıkartıyordu bilmiyoruz ama, toplantıya katılan ya da “gönlü orada olan” tüm Fethullahçılar, DTP’lileri aratmayacak yorumlar yaparak ne kadar Kürt olduklarını gösteriyorlar.

Yeni Şafak yazarı Yasin Aktay: “‘sözde’ diye bahsedilen Kuzey Irak’taki Kürdistan oluşumunun başkenti Erbil’e gelince bu nitelemenin ne kadar çocukça kaçtığını fark ediyorsunuz. Erbil ve etrafındaki Kürdistan oluşumu gün gibi gerçek.” diyor.

“Kuzey Irak’ta halihazırda merkezi yönetime federatif kimliğini kabul ettirmiş ve varlığı anayasada zaten tanınan bu haliyle de merkezi yönetimle geleceğin Irak’ının nasıl şekilleneceğinin müzakerelerini yapabilen bir oluşum var. Hala bizden Kürtçe konuşabilme hakkı bekleyen birileri değil bunlar.”

Görünen o ki Fethullahçılar, DTP’lileri de aşmış. Bir yandan devlet politikasını eleştiriyor, Kürtçe yayın eğitim hakkını savunuyor, bir yandan da bizim niye “Kürdistan”ımız yok diye üzülüyorlar.

Yeni Şafak’tan Hakan Albayrak ise münasebetsiz Kürt fıkrasıyla katılıyor tartışmalara: “Erbil’de, Dohuk’ta, Selahattin’de ‘Kürdistan’ ismi hanımlar arasında çok yaygın. Bu ismi taşıyan bir kız Türkiye’ye gidiyormuş. Sınır’da Kürdistan bölge yönetimi polisi ismini sorunca göğsünü gere gere ‘Kürdistan’ demiş. Sıra Habur sınır kapısına gelince kız düşünmüş ve ismi sorulduğunda ‘Kuzey Irak’ demiş.”

Fethullahçılara özgü sığ ve anlatanı komik duruma düşüren ve tebessüm dahi ettirmeyen bu fıkra, ancak Kürçülüklerini ve Kürdistan özlemlerini dile getiriyor. Gidin oraya yerleşin diyesiniz geliyor. Kızlarınızın hepsine “Kürdistan” ismi verin, rakamlarla kodlayarak ayırın, diyecek oluyorsunuz.

Hakan Albayrak bunları düşünürken, Erbil’de poşulu cemaatle namaz kılmaya karar vermiş ve camiden çıkarken sansürsüz “Kürdistan’a hoş geldin” demiş içinden. Çünkü Kürdistan denince her şeyden önce akla din kardeşliği geliyormuş!

Ne alaka? Evet ne alaka! “Kürdistan” la din kardeşliğinin ne ilgisi var! “Kürdistan” dedikleri o bölge nasıl kuruldu onu bile bilmiyorlar. Amerika, oraya yerleşebilmek için kaç tane camiyi bombaladı, namaz kılarken kaç tane din kardeşlerini katletti hatırlamıyorlar! Aslında bal gibi biliyorlar da müslüman Türkleri “Kürdistan” a ikna etmek için böyle ucuz yöntemler bulmuşlar.

Cengiz Çandar: “TSK’dan daha etkiliyiz”

Konferansın en renkli kişiliklerinden biri de çekmeye çalıştığı Kürt halayı ile Kürtlük yarışının önde gidenlerinden dönek Cengiz Çandar oluyor.

Cengiz Çandar, “Abant platformu toplantısı için Erbil’e ayak basan üniformasız 100 Türk aydının buradaki oluşturduğu sinerjiden üreyen gücün, 700 bin üniformalı personele sahip TSK’nın Kandil Dağı üzerindeki etkisinden çok daha etkili olduğunu yerinde gözledik.” diyor.

Onun bu söylemi aklımıza TÜRKSOLU’nun “Kuzey Irak’a giren ilk Amerikan Birliğini açıklıyoruz” kapaklı 24. sayısını getirdi. 1 Mart tezkeresinden önce içinde Cengiz Çandar’ın da bulunduğu bir kısım “aydın”, Amerikan birliklerinin Türkiye’ye kabulü için hop oturup hop kalkıyordu. Tezkere reddedilince yıkılan bu çevre şimdi Amerika Irak’tan çekiliyor diye seviniyor. Türkiye’nin Kuzey Irak’a girmesine, Kandil’i bombalamasına da karşı olan ama Amerikan birliklerini Türkiye’ye davet eden bu “birlik”, şimdi Kuzey Irak’a girmenin mutluluğunu yaşıyor. Bunlar üniformasız falan da değil, üzerlerinde Amerikan üniforması, ellerinde Amerikan bayrağı ile yeni bir çıkartma yapıyorlar o kadar.

Cengiz Çandar o kadar mutlu ki, yolculukta “Kuzey Irak, Kürtlerin Piomente’si olabilir mi” başlıklı bir yazıyı okuyunca daha da seviniyor. “Piomente, merkezi Torino olan ve İtalyan milli birliğinin 1870’lerde kurulmasına öncülük eden bir merkez. Bu benzetmeden kalkarak Kuzey Irak ya da Irak Kürdistan’ı tüm Kürtler için bir çekim alanı olacak bir bağımsız Kürt devleti olabilir mi?” diye bir soru geliyormuş aklına.

İhsan Dağı ise konferansa katılamadığı için üzgün olanlardan ancak o da amacı ve sonucu kapmış: “Türkiye’nin ev ödevi kendi Kürtleri ile barışmak”mış.

Hepsinin söylediğini tek bir cümle ile özetlemek mümkün:

“Kuzey Irak ifadesi yanlış artık açıkça ‘Kürdistan’ demeliyiz.”

Hani birkaç tane daha sonuca varmak istiyoruz, başka ne konuşulmuş, ne tartışılmış, niyetleri ne olabilir diye düşünüyoruz ama toplantının başka hiçbir amacının olmadığı gün gibi ortada. Fethullah’ın da toplantıyı bu kadar önemsemesi boşuna değil.

Abant Konferansı Fethullahçıların alternatif 15 Şubat Eylemi

Toplantı aynı zamanda tarihi 15 Şubat’a yani Apo’nun yakalanışının yıl dönümüne getirilerek de PKK’nın eylemlerine alternatif olma özelliği taşıyor. PKK bir yandan tüm Türkiye’yi karıştıran eylemler yapıyor, Fethullahçılar da başka bir yandan ektikleri Kürtçülük tohumlarını yeşertmeye çalışarak, ayrı bir karışıklık çıkarıyor.

PKK’lılar Apo’ya özgürlük çığlıkları atarak her tarafı ateşe veriyor, diğer yanda da Fethullahçılar “Kürdistan” naraları atıyor. İstedikleri kadar “PKK’ya silah bıraktıracağız” gibisinden barış kokulu nutuklar atsınlar, Abantçıların yaptığı PKK’dan önce davranmak o kadar.

DTP’liler Abant toplantısını protesto ediyorlar. Davetli oldukları halde Ahmet Türk, Aysel Tuğluk, Selahattin Demirtaş gibi isimler toplantıya katılmıyor. DTP’li Sabahat Tuncel de “sorunu çözmüyor, erteliyor” diyerek eleştiriyor.

AKP’nin tüm Kürt açılımlarını eleştirdikleri, TRT Kürtçeye karşı çıktıkları gibi elbette DTP’liler bu açılımı da eleştirecekler. Ancak istemem yan cebime koy diyerek aslında izledikleri yerden sinsi sinsi gülüyorlar. Diyarbakır Belediye Başkanı Osman Baydemir, “Kürtçe kanalı kabul ettirdik, Kürdistan’ı da kabul ettireceğiz” diyordu. Onlar henüz kabul ettirmeden görüldüğü gibi Abant Platformu aracılığı ile Fethullahçılar reklamını yapmaya başladı bile “Kürdistan”ın. DTP’liler “Ulusal Kürt Konferansı”nı düzenlemeye çalışadursun, Fethullahçılar bir adım öne geçerek golü attılar.

“Kürdistan”ı kabul edelim, Erbil’e elçilik açalım!

Konferans’ın en önemli hedeflerinden biri de Erbil’i artık yalnızca Kürt bölgesinin merkezi değil, Kürt devletinin başkenti olarak kabul ettirme çabasıdır. Konferansa Musul başkonsolosu Hüseyin Avni Botsalı’nın da katılmış olması bu anlamda büyük bir talihsizliktir. Yani Türk Devleti’nin temsilcisi konumunda olan bir başkonsolosun böyle bir toplantıda yer alması ve desteklemesi Türkiye’nin resmi düzeyde bunu onaylaması anlamına geliyor. Botsalı, bir anlamda Hükümetin sözcülüğünü üstlenmiş oluyor ki, bu büyük bir utanç. Bir zamanlar kırmızı çizgilerimiz dediğimiz, savaş nedeni saydığımız “Kürdistan” artık konsolosluk düzeyinde katıldığımız bir konferansta kabul ediliyor.

Abant Platformu’nun en önemli hedeflerinden biri zaten bunu önce meşrulaştırıp, hafızalara yerleştirmek, sonra da resmi düzlemde kabul ettirmek.

Toplantıda konuşanlardan Kürdistan TV Genel Yayın Yönetmeni Karwan Akreyi, Türkiye’nin Erbil’e konsolosluk açması gerektiğini vurguladı ve buna benzer öneriler özellikle Diyarbakırlı iş adamları tarafından da yinelendi. Ankara’da da Irak bölgesel yönetiminin bir temsilciliğinin açılması fikri ortaya atıldı.

Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Galip Ensarioğlu, “Türkiye’nin Ermenistan ile ilişkilerindeki ezber bozan adımlarını Kuzey Irak konusunda da atması gerekiyor. Türkiye Cumhurbaşkanının tarihi Ermenistan ziyaretinin bir benzerini de Erbil’e yapması ezberleri bozar.” diyordu.

Aslında pek de bozmaz. Abdullah Gül’ün herhangi bir girişimi artık ezberleri bozmuyor. İlk turunu Diyarbakır’a düzenleyen, Talabani’yi köşkünde ağırlayan, Ermenistan’ı ziyaret edip soykırım iddiacılarının elini güçlendiren, özür diliyorum kampanyasını destekleyerek tüm Türk düşmanlarına güç veren Gül, bundan sonra herhangi bir hareketiyle ezber falan bozamaz.

Platformun en büyük destekçilerinden biri olan Cumhurbaşkanı, Erbil’e de bir ziyaret gerçekleştirip “Kürdistan”ı tanıyan ilk isimlerden biri olarak tarihe geçebilir, bizi de şaşırtmaz.

Erbil’e konsolosluk açalım gibi bir istek başlangıç aşamasıdır. Bugün oraya gidip Kürt yönetimine övgüler yağdıranların asıl hedefi Erbil’e elçilik açılması, oranın başkent olarak kabul edilmesidir.

Kuzey Irak, Fethullahçıların hakim olduğu bölgelerden biri. Fethullahçı iş adamları orada, Fethullah’ın okulları orada. Tek istekleri bir de küçük elçilik ve devletçik!

Konferansçılar, Amerikan güçlerinin çekiliyor olmasına seviniyor ve Obama yönetimiyle bölgeye yeni bir barışın geleceğini düşünüyorlar.

Seviniyorlar çünkü Amerikan güçlerinin yerini bizim Fethullahçılar ve Amerika yalakası liboşlar alıyor. Ve daha dün Amerika gelsin Amerika gelsin diye savaş çığlıkları atan liboşlar, bugün gidiyor diye mutlu oluyor. Çünkü Amerika işini bitiriyor ve görevi bunlara devrediyor.

Abant Konferansı’nın ardından geriye kalansa…

Kürt halayı çekmeye çalışan Fethullahçılar ve liboşlar…

“Kürdistan” naraları atarak, tepiniyorlar hepsi bu.


 
< Önceki   Sonraki >
 
Tavsiye Ettiklerimiz
Yasaklı Belgesel
Tebriz Türk Takımı
Tolon Paşa ve Ordusu
O.Sinanoğlu Sohbet
İthal Tohum İhaneti
Durum Çözümlemesi
Zekeriya Öz Hakkında
Kurtuluş Savaşında 2000 Kırgız
Hakikat nerede?
Etki Ajanları
Çıkışyolu Turan
Dilde Birlik ve Türklük Şuuru
TSK'yı Yıpratma Girişimleri
Siyasetimiz Nasıl Düzelir
Sivil cehalet
Türk Ülküsü
Mevlana'dan Öğütler
Kazak ve Türkiye Türkçesi
Ampulün Anlamı
Said-i Nursi'nin Gerçek Yüzü
Bor Madeni ve Önemi
İran'a şeriat nasıl geldi?
Atatürk'ün Kaleminden
Hablemitoğlu Belgeseli
Gül'ün Süreci
Gizli Mutabakat
Gladyocu İftirası
Kürt Federe Devletine
Gökşad'tan

Saçların gezerdi yüzümde eskiden

Ağlarsın

Saçların gezerdi yüzümde eskiden,

Şimdi yanaklarımda damla damlasın.

Ne çok severdim dizinde yatmayı,

Şimdi uykumu bölen keskin bıçaksın.

 

Nefesin vururdu nefesime her akşam,

Şimdi soluğumu kesen acı rüzgarsın.

Bütün dertlerim yalnız sende biterdi,

Şimdi yüreğimde kapanmaz yarasın.

 

Şehre uzak yerlerden yıldızlar sayardık,

Şimdi gökyüzünde en uzak yıldızsın.

Ne çok özledim seni anlatabilsem,

Şimdi oturup kana kana ağlarsın...

 

Çorlu, 2002

Gökşad

 

Gölgeler

Gölgeler

-I-

Ömrün gölgesi olsun ömrümün

Uzayıp gitsin ardımca

Ben gidersem bir ikindi vakti...

Ki sen bir Cuma sabahı gelirken

Ömrüm gölgesi olmuştu ömrünün

Uzayıp gitmişti ardınca...

 

Ankara, 2004

 

Gölgeler

-II-

Bütün zamanların tek suçlusu ben miyim

Üstüme bir bulutun bile gölgesi düşmez

Bu karanlık sahrada neye pervaneyim

Kapanan gözlerime bir ışık düşmez...

 

Medet ey sevgili, yandım bu çölde!

Bu nasıl bir serap, bu nasıl bir gölge?

Düştüm düşeli bu amansız hüzne

Divane yüreğim bir lahza gülmez

                                  

Ankara, 2004

 

Ahiret'te

 


 

Tanrım sen varlığı yaratansın

Canlı cansız her şeyi kuşatansın

Bir dileğim var sen bağışlayansın

Desem korkarım demesem yer beni

 

Garip gönlüm gece gündüz âhtadır

Dileğim gönlümde sana âyandır

Kusur kulundan bağış katındandır

Desem korkarım demesem yer beni

 

Bedenimi balçıktan sen halk ettin

Yüreğime dünyayı sen dar ettin

Gönlüm coştu, dilimi sen lâl ettin

Desem korkarım demesem yer beni

 

Tanrım hurilerin gözümde değil

Aşk için bir ömür yeterli değil

Hâşâ Kaynaroğlu isyanda değil

Âhirette sevdiğime ver beni

 

               Ankara, 2003

 

Sır Kapısı

Sır Kapısı

 

Kırk sır kapısı açıldı gözlerinde

Kırk ayrı yol var her kapının birinde

Her yol ağzında ayrı idam ettiler

Sade tenim kaldı saçının telinde

 

Bir tel saç ile bağladılar çenemi

Üç tas su ile yıkadılar tenimi

 

Beni gonca gül yaprağına sardılar

Musalla diye avucuna koydular

Nasıl bilirdiniz diye sordular

Sustum da dinledim başka bir alemde

 

Aşkı bilmeyenler hiç ses çıkarmadı

Mecnun dedi ki “beni utandırmadı”

 

Kaynaroğlu, adını toprağa verdin

İki kaş arasından sıratı geçtin

Lokman’ın sırrını sen âşikar ettin

Ölü müsün diri mi, bilmez hiç kimse.

 

Ankara, 2004

 

Nevruz

  

Nevruz

Gökyüzünde göç başlar vakit gece

Sultan kız batıdan doğuya göçer

Toy düğün başlar Türkistan ilinde

Sultan Nevruz önünde gergef işler

 

Bize de gel bilinmez bir saatte

Benim de ölülerim yeyip içsin

Rızkımızı bulalım bu yengi gün’de

Bütün alem Tanrı’ya secde etsin

 

Esir Türkleri unutma Sultanım

Onlar beklese de başka baharı

Birgün muhakkak biter bu zalim kış

Yine az görür Türk, koca dünyayı

 

Hazar’a muhabbet götür sultanım

Yesevi’den hikmet getir bizlere

De ki özlemiş sizi Kaynaroğlu

Gayrı dayanmazmış gönlü hasrete

Gökşad

Sivas, 1997

 

Kuşların Rüyası

Kuşların Rüyası 

Kuşların rüyasına girdim dün gece

Karar verdim bunu hep yapacağım

Hepsi de uyuyordu gözlerinde

Onları mı yoksa seni mi kıskanayım

 

Güya bir bülbül senin nefesinden

Şiirler okuyordu seher vaktinde

Şaşırdım kaldım, ses benim sesim

Dedi ki “İlham” derler buna sizin alemde

 

Rüyasında bir güvercin konup pencerene

Uzatıp kanatlarını tutundu ellerine

Şaşırdım kaldım, el benim elim

Dedi ki “Vuslat” derler buna sizin alemde

 

Bir serçe rüyasında kanat çırpıp

Su içti avuçlarından kana kana

Şaşırdım kaldım içim yanmış benim de

Dedi ki “Mecnun” derler buna sizin alemde

 

Kuşların rüyasına girdim dün gece

Gördüm ki seni seviyorum her bedende

Bir kaknus yaklaşıp kulağıma sessizce

Dedi ki “Kader” derler buna sizin alemde

 

Dedim ki “Hayrolur İnşallah...”

Gökşad 

Ankara, 2004

 

Gidişine Ağıt

 

 Mecnûn düşünde gördü Leylâ’yı bir gece:

 Ve sen, şehirlerini benim ülkeme kurdun,Pâyitahtını benim yaralı kalbime..

.Seni bir kan pıhtısı gibi elimde tuttum.

 İnsafsız rüzgârlar uğradı yurduma: 

Yağmur kar ortasında bir çöle düştüm,Kum fırtınasında tutundum saçlarına...

Sen uykudaydın, ben kâbuslar gördüm. 

Buğday tarlalarına kızgın alevler düştü: 

Çıplak ayaklı çocuklar savruldu her yana,

Çıplak ayaklı yıldızlar gibi darmadağın...

Ne olur beni de kat, beni de kat dualarına. 

Seni düşümde gördüm,  tam altı yıl önce: 

Ve sen, gözlerini giyindin Asya ceylanlarının,

Ak sakallardan miras bir huzur yüzünde...

Gezinip durdun içinde bütün damarlarımın.    

 Benim yüreğim mahşer, senin gönlün sırat: 

Zalim bir korku boğazlar sevincimi,

Gözlerim karanlık benim, senin gözlerin hayat.

Gözlerim hiç görmesin gittiğini...  

Ki o Selçuklu şehri seni bırakır mı bilmem:

 Lacivert göğünde gözlerin, bir muska gibi dururken,

Vakitsiz düşer toprağa kırkikindi yağmurları.

Bin yıllık Medrese, yeni bir Eylül’e soyunmuşken... 

Yıldızlara söyle seni geri getirsinler: 

Onlar bilir benim çekik gözlü yüreğimi.

Geçmişin saçından tut, sana yol göstersinler,

Yıldızlar bilir benim gökçe soylu düşlerimi... 

Ankara, 2003

Gökşad 

 

Gözlerin

 

Gözlerin

 

Sanki deryalara dalar giderim

Baktıkça içimi yakar gözlerin

Her şafak vaktinde çalar kapımı

İlmiği boynuma takar gözlerin

 

Mecnun’u çöllerde koyar çaresiz

Ferhad’ı dağlara salar gözlerin

Yanımda yöremde ölüm gezdirir

Benim peşimde o yeşil gözlerin

 

Başı dik dağlara yasla sırtını

Dolunay akşamı kaldır başını

Her kim ki yazarsa kişi bahtını

Ezelden alnıma yazmış gözlerin

 

Dört duvardan gayrı yerim olmadı

Kendi gölgem bana sadık kalmadı

Şu yalan dünyada yüzüm gülmedi

Benim tek servetim senin gözlerin

 

Kefenimi yeşil sarın, beyaz olmasın

Mezarımı göğe kazın yerde kalmasın

Sevdiğim gözünden yaşlar akmasın

Gider Kaynaroğlu, kalır gözlerin

 

Sivas, 1998

 
   
 
Benzer Yazılar