Türkçülüğün Esasları
Türkçülüğün Özü
A) Dilde Türkçülük
B) Sanatta Türkçülük
C) Ahlaki Türkçülük
D) Hukukta Türkçülük
E) Dinde Türkçülük
F) İktisatta Türkçülük
G) Siyasette Türkçülük
H) Felsefede Türkçülük
Büyük Türkçülerden
Türkçülerden Özlü Sözler
Genel İçerik
Marşlarımız
Görsellikler
Türk Dünyası Ezgileri 1
Türk Dünyası Ezgileri 2
Türkçülük Hakkında
Tüm Dosyalar
Tüm Yazarlar
Edebiyat
Makaleler
Tepkisiz Kalma
Ağelini Öneriniz
Belge Resim

Bilgilendirme
Türküler
Görsellik
Kitap Önerileri
Büyük Türkçüler
Büyük Türkçülerden
Azınlık veya Özerk Türkler
Nutuk
Duyurular
Özlü Sözler
Yorumsuz Resimler
Siyasi Dosyalar

  :: TSK'dan ABD-İsrail Koridoru'na balyoz
  :: Emperyalizmin Tetikçileri
  :: Komünistlerin Atatürk karşıtlığı
  :: Rockefeller'den yüzyılın itirafı
  :: Ayrılma bildirisi ve Sevr
  :: İstanbul Barosu’ndan yapılan 14 maddelik açıklama
  :: Öz Yurdunda Köleleşen Türk
  :: IŞİD – ABD ilişkisinin delilleri
  :: Barzani ve Erdoğan
  :: İran Türkleri Hapislerde
  :: Hitler’in Müftüsü Hacı Emin El Hüseyni
  :: Seçsis Neden Türkiye'de Kullanılıyor?
  :: Irak’ın 16. Tugayı Peşmergeye katıldı!
  :: Türker Ertürk , ABD tertiplerini ve ABD işbirlikçilerini açıklıyor.
  :: Hava Kuvvetlerinde Tasfiye
  :: Esad'ın Ulusal Kanal Söyleşisi
Türkçe
Türkçe Adlar
Türkçe İzgileri
Hayvan Adları
Türkçe Terimler
Göktürk Yazıtları
Kuş Adları Derlemesi
Türkçe Adlar Sözlüğü
Kazakistan Türkçesi Sözlüğü
Azerbaycan Türkçesi Sözlüğü
Dosyalar
Siyasi Dosyalar
Tarihi Dosyalar
Görüntüler
Dini Dosyalar
Belge Resim
Bilimsel Dosyalar
Atatürk
Eserleri
Makaleleri
Özlü Sözleri
Atatürk Dosyaları
İletişim
 

Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player

İlgili İçerikler

Rasim Ozan Kütahyalı Ve Münasip TARAF'ı!

PDF Yazdır Ağhesabı
Rasim Ozan Kütahyalı Ve Münasip TARAF’ı…!

Görev (mission) güncesi (gazete) olduğu bir çok kişi tarafından kabul edilen TARAF’ın yazarlarından Rasim Ozan Kütahyalı tarafından 02.09.2009 tarihinde “Türk bölücübaşı Osman Pamukoğlu” başlıklı bir yazı yayınlandı. Bir liberal’in yazacakları ancak bu kadar olur düşüncesindeyiz. Fazlasını beklemek eşyanın tabiatı gereği imkânsızdır.


28 yaşında biri, güncelerin (gazete) birinde yazarlık yapması takdirlik bir durumdur, çekinmeden alkışlardım ama yazarlık yaptığı günce TARAF olunca, nasıl bu günceye  geldiğini tahmin etmek güç değildir. Yazar’ın, Osman Pamukoğlu ile ilgili yazısı dışında diğer yazılarına da baktığımızda hemen hemen hepsinin kurgu niteliği taşıdığı apaçık ortadadır. Hiçbir kanıt, delil olmadan yazıp, çizmek yazarlık ise, vay halimize…


Mevzu ettiğimiz yazıda “bölücü/Ayrılıkçı Türkçü” sözlerini bir kavram niteliğinde sunmuş ve mevcut yazısında birkaç kere yer vermiş olduğunu görüyoruz ve bu suç unsuru olarak gördüğü “bölücü/Ayrılıkçı Türkçü” oluşumunun başına, önce Tuncay Özkan’ın geçeceğini düşünmüş ve dile getirmiş. Rasim’in basiretsizliği ortada ki, kendisi de basiretsizliğini aynı yazıda hiç çekinmeden itiraf ediyor; “Tuncay Özkan’ın bu kitleyi örgütleyecek bölücü Türk lideri adayı olduğunu düşünüyordum ben, fakat Özkan’ın içeri girmesiyle başlattığı hareket sönmeye başladı... Özkan’ın hareketi sönebilirdi, ama o bölücülük potansiyeli içeren ulusalcı/laikçi kitle yerinde duruyordu... Şu an bu kitleyi örgütlemeye aday bir adam var... O adam Osman Pamukoğlu...”
Yazar olup, Türkçe’yi iyi kullanmak yaptığı işin gereği, olmazsa olmazıdır fakat yazarımız bundan yoksun olduğu bir çok yazısında görülüyor. “…düşünüyordum ben.” gibi basit Türkçe hataları ancak TARAF’ın yazarlarına yakışır. Ne diyelim, düşünmeye devam et, belki bulursun! Diğer yazılarında da benzer hatalar mevcut; “ben gibi, biz gibi…” sözleri yazılarında defalarca kullanmış. Büyüklük bizde kalsın; “Ben gibi değil, benim gibi, biz gibi değil, bizim gibi, Sen gibi, senle değil, senin gibi, seninle…”  diye yazılır.



Mevcut yazıda, Osman Pamukoğlu’nun kürt açılımının “ihânet” olduğunu gösteren belgeli, haritalı yazılarını ve sözlerini eleştirmeye kalkmış fakat ön yargı sahipleri hangi görüşte olursa olsun, hangi bilgi ve donanıma sahip olursa olsun değerlendirmeleri, fikirleri aynı önyargıya sahip olanlar dışında kimse tarafından kabul görülmez. Pamukoğlu paşa ekranlarda bir nevi meydan okuyor, burası doğrudur ama meydan okuyupta karşısına Rasim gibi bir yiğit çıkmaması şaşırtıcı.Yoksa Paşa’nın “Çanakkale’de Alman taburları, Arap taburları da bizle savaştı, onları da kendimizden mi sayacağız beraber savaştık diye, bu vatanda hak iddia edemez kimse” sözlerine karşılık veremeyeceğinden mi korkuluyor! Hoş, Rasim bu yazıyı kaleme almışta aksi bir duruş sergiliyememiş, bir şeyleri kanıtlamayı unutmuş. Unutmamışsa bir başka yazısında bunlara değinmesini dört gözle bekleyeceğiz.
Aynı yazıda muhteşem yazar Rasim, aynen şöyle bir cümle kurmuş; “Pamukoğlu “Türkiye Türklerindir” faşizan ideolojisine kendini öyle kaptırmış gibi iki milyonu aşkın Arap yurttaşımızı dışlayan, hor gören bu ahlakdışı sözleri söylemekten de çekinmiyor...”
Birincisi, yazarın okuduğunu idrâk edememe sorunu olma olasılığı üzerinde herkesin yoğunlaşmasını ricâ ediyorum. Pamukoğlu’nun sözlerini tekrar okuması gerektiğini, kendisinin söylediği sözlere bağlıyorum; “Çanakkale’de Alman taburları, Arap taburları da bizle savaştı, onları da kendimizden mi sayacağız beraber savaştık diye, bu vatanda hak iddia edemez kimse” demek, Türkiye’den yaşam hakkı dışında hak talep edemeyeceği, bugün kürtlerin yapmak istediği gibi federasyon gibi benzer hakları isteyemeyeceğini imâ ediyor. Bu kadar açık ve net olan bir şeyi önyargı nedeniyle mi  anlayamıyor ya da anlamamazlıktan geliyor?
İkincisi, Türkiye’de 2 milyonu aşkın Arap var demek, hükümlerimizin doğruluğuna delâlet eder. Resmi kaynaklara göre, Türkiye’de 870 bin Arap yaşadığı belirtiliyor. Rasim’in, “2 mlyonu aşkın Arap var” demesi, çocukluğumuzda yalan söyleyenlere dair kullandığımız” ufak at civ civler yesin” sözünü akıllara getiriyor...
Üçüncü ve can alıcı nokta ise;  “Pamukoğlu “Türkiye Türklerindir” faşizan ideolojisine kendini öyle kaptırmış…” cümlesidir. Unutulmamalı ki, Türkiye Türklerindir sözü Mustafa Kemâl Atatürk’e aittir! Bu sözü faşistlikle yorumlamak Ulu önder Atatürk’e hakarettir. Liberallerin çoğunda bu rahatsızlıklar mevcut ya, Rasim ise “faşist” diyerek  daha da ileri gitmiştir! Haddini bilmesini öneririz!
Alevilerin sırtından geçinmeye çalışan, “Alevilerin hakları verilsin” diyerek iki amaç güden ve bu amaçları sıralayacak olursak; birincisi, Alevilerden ilgi toplayıp, Alevilerin arkasına sığınarak sesini duyurmak… İkincisi ise, Alevileri de zat-ı âli gibi Liberal yapmaya çalışmak ve Aleviler ile Atatürk arasındaki tarihsel bağı, gerçeğinden koparmaya çalışmak yazarın bu amaçlarından olduğunu seziyoruz. Hem Alevileri savunacaksın, hem de Alevilerin en büyük değerlerinden biri olan Mustafa Kemâl Atatürk’ü dolaylı olarak kötüleyeceksin! Ne yaman çelişki! Alevileri savunmadan önce, Aleviler hakkında sağlam bilgi edinmesini öneririz. Sakın “ben de Aleviyim” sözlerini kullanmasın. Eğer Rasim Alevi ise, ben değilim!



Rasim Ozan bey’in bir çok yazısında sık sık kullandığı sözlerden biri ise az önce de cümle içinde gördüğümüz gibi “faşist, faşizan” sözcükleridir.
“Faşist, bir devrin İtalyan milliyetçisi demektir. İtalyan milliyetçiliğine ise “faşizm” denmiştir. Faşizm ve komünizm aşağı yukarı aynı yıllarda İtalya ve Rusya'da iktidara geldiğinden komünistler, kendi düşmanlarına, bütün milliyetçilere ve giderek komünist olmayan herkese faşist demeye başlamışlardı. “
Bu tanıma göre “faşist” kavramı bir Türk milliyetçisine teşbihte dahi söylenemeyecek bir sözdür. Bunu söyleyenler ise cehâletini ortaya sermek için çaba gösterenlerdir.
Türk milliyetçilerine, Türk milliyetçisi ya da Türkçü denir ki, bu sıfat bizlere onurdur!
Rasim’in, Türkçülüğün ne olup, ne olmadığını hatta Türkçülüğün tanımını dahi yapamayacağına eminim. Türkçülüğü bölücü, ayrılıkçı göstermek pek akıl kârı bir iş değildir.. Türkçülüğe dair ağır ithamlarda bulunması ancak kendi çevresi tarafından takdir görür.


Rasim’in bir sözü daha var ki akıllara zarar; “Öfkelendiğinde “Çok istiyorlarsa verelim oraları, zaten sırtımıza yük oluyorlar, milyarlarca dolar paramız gidiyor, defolsunlar gitsinler” diyerek bölünme talep eden ulusalcı Türk ruh hali her geçen gün daha kökleşti…” bu sözleri dile getiren Türk’ün kimliğinden şüphe duyarım. Topraklarımızın bir karşına kimse göz dikmesin! Hatırlatalım; Toprak ve tarihinden asla vazgeçmemek Türklerin en önemli özelliklerindendir. Bu uğurda canını bile feda edebilecek duyguya sahip olması sıradan bir durum değildir. Tarih, bu sözlerimizi kanıtlayacak hadiselerle doludur.

“Hey arkadaş, sapıtmışın, doğru yola gir;
Hakkı neyse ver maziyle kara toprağın…
Onlar değil efsaneyle cansız bir yığın!

Bu ikisi ebediyen kutlanacaktır…
Ve bunları inkâr eden, bil ki alçaktır!”


Rasim Ozan’ın “Bak Osman Pamukoğlu” diyerek sözlerini “Bu yaptıkların vatana ihanet değil midir? Kendine gel... Bölücülük yapma Osman Paşa...”diye bağlaması, meydan okuyucu tavrı önemsenecek bir durum fakat içerik bakımından zerrece haklı olmadığı aşikardır. Bu hitâp şekline göre beraber mi bot bağladınız diyeceğim ama “askerlik yapmam, yapmayacağım, siz de yapmayın” gibi sözler sarefeden birine bu sözü söylemek yersiz olduğu gibi, bir Tüm general ile aynı dönemde askerlik yapma olasılığı olsa bile aradaki dağlar kadar rütbe farkı nedeniyle bu durum zaten imkânsızdır. “Kürt açılımı” adı altında yapılanları destekleyen bir yazar, “bu açılım olsunda, nasıl olursa olsun…” mantığı ile hareket eden ve bir takım saçma sözleri bu uğurda ortaya atanları belgeyle, akıl yolu ile yalanlayanlara bu şekilde kafa tutması, koca yazıda tek bir çözüm yolu önerememesi samimiyetsizliğini, önyargısını ve sarfettiği sözlerin gereksizliğini gösterir!
Bu yiğitliği çözüm önerilerinde de göstermesini bekleriz.


Milletin ayrışmasından yakınıp, diğer taraftan “açılım” adı ile yapılan bölücülüğü görmemek, sözde kürtlerin sesi olan ve pkk’nın siyasi uzantısı olduğunu her şekilde itiraf edenlerin  küstâhça istemlerinden bahsetmemek, sözlerini desteklemek neyin nesidir?
Köşe bulduğu güncenin yazdıklarına ne kadar katılıyor? Bölücülüğün alâsını TARAF ve taraftarları yalnız bu konuda değil, bir çok konuda yapmıyor mu?
Sahi, TARAF nasıl çıktı? Battı, batacak yaygarası  bir süre manşetlerinizden inmedi ama ne hikmetse olduğu gibi duruyor. Yoksa “TARAF Soros bağlantısı” iddiaları doğru mu? Güncenizin bu konudaki iddialara yanıtsız kalması, yaptığı haberler ve köşe yazılarıda dikkate alınırsa bu işin öyle olduğu ihtimâli ortaya çıkıyor.


İşin özü; yazımızın başlığında da değindiğimiz gibi; Rasim Ozan Kütahyalı’ya en münasip günce TARAF’dır. Öyle uygun, münasip ki, “tencere yuvarlanmış kapağını bulmuş” deyimi yakışır cinsinden… Hani, TARAF sahiden batsa ve finansörleri ( kimlerse) Onlarda elini ayağını çekse, herhalde yazarlık mesleğini belkide yapacak bir günce bulamayacaktır. Bütün fikirleri ancak TARAF ile özdeşleştiği ortada…


Sözlerimizi Rasim’in, Pamukoğlu paşaya hitâp ettiği gibi sonlandırmaya çalışalım; Bak Rasim Ozan Kütahyalı,  ne kadar farkındasın bilmiyorum ama bu yazdıklarının tümü önyargı nedeniyle olduğu aşikârdır. Bölücülük yapmayın diyerek,  Türk milliyetçilerine bölücülükle zerre ilgisi olmayan sözleri sarefederek, diğer tarafta bölücülüğün en alâsını yapanlara sesini çıkarmamanız kasıtlıdır. Bu kasıtlı harekette bölücülere çanak tutmak değil midir? Kendine gel, düşüncesizlik etme!



TÜRK’ÇE
06.09.2009





 
< Önceki   Sonraki >
 
Tavsiye Ettiklerimiz
Yasaklı Belgesel
Tebriz Türk Takımı
Tolon Paşa ve Ordusu
O.Sinanoğlu Sohbet
İthal Tohum İhaneti
Durum Çözümlemesi
Zekeriya Öz Hakkında
Kurtuluş Savaşında 2000 Kırgız
Hakikat nerede?
Etki Ajanları
Çıkışyolu Turan
Dilde Birlik ve Türklük Şuuru
TSK'yı Yıpratma Girişimleri
Siyasetimiz Nasıl Düzelir
Sivil cehalet
Türk Ülküsü
Mevlana'dan Öğütler
Kazak ve Türkiye Türkçesi
Ampulün Anlamı
Said-i Nursi'nin Gerçek Yüzü
Bor Madeni ve Önemi
İran'a şeriat nasıl geldi?
Atatürk'ün Kaleminden
Hablemitoğlu Belgeseli
Gül'ün Süreci
Gizli Mutabakat
Gladyocu İftirası
Kürt Federe Devletine
Gökşad'tan

Saçların gezerdi yüzümde eskiden

Ağlarsın

Saçların gezerdi yüzümde eskiden,

Şimdi yanaklarımda damla damlasın.

Ne çok severdim dizinde yatmayı,

Şimdi uykumu bölen keskin bıçaksın.

 

Nefesin vururdu nefesime her akşam,

Şimdi soluğumu kesen acı rüzgarsın.

Bütün dertlerim yalnız sende biterdi,

Şimdi yüreğimde kapanmaz yarasın.

 

Şehre uzak yerlerden yıldızlar sayardık,

Şimdi gökyüzünde en uzak yıldızsın.

Ne çok özledim seni anlatabilsem,

Şimdi oturup kana kana ağlarsın...

 

Çorlu, 2002

Gökşad

 

Gölgeler

Gölgeler

-I-

Ömrün gölgesi olsun ömrümün

Uzayıp gitsin ardımca

Ben gidersem bir ikindi vakti...

Ki sen bir Cuma sabahı gelirken

Ömrüm gölgesi olmuştu ömrünün

Uzayıp gitmişti ardınca...

 

Ankara, 2004

 

Gölgeler

-II-

Bütün zamanların tek suçlusu ben miyim

Üstüme bir bulutun bile gölgesi düşmez

Bu karanlık sahrada neye pervaneyim

Kapanan gözlerime bir ışık düşmez...

 

Medet ey sevgili, yandım bu çölde!

Bu nasıl bir serap, bu nasıl bir gölge?

Düştüm düşeli bu amansız hüzne

Divane yüreğim bir lahza gülmez

                                  

Ankara, 2004

 

Ahiret'te

 


 

Tanrım sen varlığı yaratansın

Canlı cansız her şeyi kuşatansın

Bir dileğim var sen bağışlayansın

Desem korkarım demesem yer beni

 

Garip gönlüm gece gündüz âhtadır

Dileğim gönlümde sana âyandır

Kusur kulundan bağış katındandır

Desem korkarım demesem yer beni

 

Bedenimi balçıktan sen halk ettin

Yüreğime dünyayı sen dar ettin

Gönlüm coştu, dilimi sen lâl ettin

Desem korkarım demesem yer beni

 

Tanrım hurilerin gözümde değil

Aşk için bir ömür yeterli değil

Hâşâ Kaynaroğlu isyanda değil

Âhirette sevdiğime ver beni

 

               Ankara, 2003

 

Sır Kapısı

Sır Kapısı

 

Kırk sır kapısı açıldı gözlerinde

Kırk ayrı yol var her kapının birinde

Her yol ağzında ayrı idam ettiler

Sade tenim kaldı saçının telinde

 

Bir tel saç ile bağladılar çenemi

Üç tas su ile yıkadılar tenimi

 

Beni gonca gül yaprağına sardılar

Musalla diye avucuna koydular

Nasıl bilirdiniz diye sordular

Sustum da dinledim başka bir alemde

 

Aşkı bilmeyenler hiç ses çıkarmadı

Mecnun dedi ki “beni utandırmadı”

 

Kaynaroğlu, adını toprağa verdin

İki kaş arasından sıratı geçtin

Lokman’ın sırrını sen âşikar ettin

Ölü müsün diri mi, bilmez hiç kimse.

 

Ankara, 2004

 

Nevruz

  

Nevruz

Gökyüzünde göç başlar vakit gece

Sultan kız batıdan doğuya göçer

Toy düğün başlar Türkistan ilinde

Sultan Nevruz önünde gergef işler

 

Bize de gel bilinmez bir saatte

Benim de ölülerim yeyip içsin

Rızkımızı bulalım bu yengi gün’de

Bütün alem Tanrı’ya secde etsin

 

Esir Türkleri unutma Sultanım

Onlar beklese de başka baharı

Birgün muhakkak biter bu zalim kış

Yine az görür Türk, koca dünyayı

 

Hazar’a muhabbet götür sultanım

Yesevi’den hikmet getir bizlere

De ki özlemiş sizi Kaynaroğlu

Gayrı dayanmazmış gönlü hasrete

Gökşad

Sivas, 1997

 

Kuşların Rüyası

Kuşların Rüyası 

Kuşların rüyasına girdim dün gece

Karar verdim bunu hep yapacağım

Hepsi de uyuyordu gözlerinde

Onları mı yoksa seni mi kıskanayım

 

Güya bir bülbül senin nefesinden

Şiirler okuyordu seher vaktinde

Şaşırdım kaldım, ses benim sesim

Dedi ki “İlham” derler buna sizin alemde

 

Rüyasında bir güvercin konup pencerene

Uzatıp kanatlarını tutundu ellerine

Şaşırdım kaldım, el benim elim

Dedi ki “Vuslat” derler buna sizin alemde

 

Bir serçe rüyasında kanat çırpıp

Su içti avuçlarından kana kana

Şaşırdım kaldım içim yanmış benim de

Dedi ki “Mecnun” derler buna sizin alemde

 

Kuşların rüyasına girdim dün gece

Gördüm ki seni seviyorum her bedende

Bir kaknus yaklaşıp kulağıma sessizce

Dedi ki “Kader” derler buna sizin alemde

 

Dedim ki “Hayrolur İnşallah...”

Gökşad 

Ankara, 2004

 

Gidişine Ağıt

 

 Mecnûn düşünde gördü Leylâ’yı bir gece:

 Ve sen, şehirlerini benim ülkeme kurdun,Pâyitahtını benim yaralı kalbime..

.Seni bir kan pıhtısı gibi elimde tuttum.

 İnsafsız rüzgârlar uğradı yurduma: 

Yağmur kar ortasında bir çöle düştüm,Kum fırtınasında tutundum saçlarına...

Sen uykudaydın, ben kâbuslar gördüm. 

Buğday tarlalarına kızgın alevler düştü: 

Çıplak ayaklı çocuklar savruldu her yana,

Çıplak ayaklı yıldızlar gibi darmadağın...

Ne olur beni de kat, beni de kat dualarına. 

Seni düşümde gördüm,  tam altı yıl önce: 

Ve sen, gözlerini giyindin Asya ceylanlarının,

Ak sakallardan miras bir huzur yüzünde...

Gezinip durdun içinde bütün damarlarımın.    

 Benim yüreğim mahşer, senin gönlün sırat: 

Zalim bir korku boğazlar sevincimi,

Gözlerim karanlık benim, senin gözlerin hayat.

Gözlerim hiç görmesin gittiğini...  

Ki o Selçuklu şehri seni bırakır mı bilmem:

 Lacivert göğünde gözlerin, bir muska gibi dururken,

Vakitsiz düşer toprağa kırkikindi yağmurları.

Bin yıllık Medrese, yeni bir Eylül’e soyunmuşken... 

Yıldızlara söyle seni geri getirsinler: 

Onlar bilir benim çekik gözlü yüreğimi.

Geçmişin saçından tut, sana yol göstersinler,

Yıldızlar bilir benim gökçe soylu düşlerimi... 

Ankara, 2003

Gökşad 

 

Gözlerin

 

Gözlerin

 

Sanki deryalara dalar giderim

Baktıkça içimi yakar gözlerin

Her şafak vaktinde çalar kapımı

İlmiği boynuma takar gözlerin

 

Mecnun’u çöllerde koyar çaresiz

Ferhad’ı dağlara salar gözlerin

Yanımda yöremde ölüm gezdirir

Benim peşimde o yeşil gözlerin

 

Başı dik dağlara yasla sırtını

Dolunay akşamı kaldır başını

Her kim ki yazarsa kişi bahtını

Ezelden alnıma yazmış gözlerin

 

Dört duvardan gayrı yerim olmadı

Kendi gölgem bana sadık kalmadı

Şu yalan dünyada yüzüm gülmedi

Benim tek servetim senin gözlerin

 

Kefenimi yeşil sarın, beyaz olmasın

Mezarımı göğe kazın yerde kalmasın

Sevdiğim gözünden yaşlar akmasın

Gider Kaynaroğlu, kalır gözlerin

 

Sivas, 1998

 
   
 
Benzer Yazılar