Türkçülüğün Esasları
Türkçülüğün Özü
A) Dilde Türkçülük
B) Sanatta Türkçülük
C) Ahlaki Türkçülük
D) Hukukta Türkçülük
E) Dinde Türkçülük
F) İktisatta Türkçülük
G) Siyasette Türkçülük
H) Felsefede Türkçülük
Büyük Türkçülerden
Türkçülerden Özlü Sözler
Genel İçerik
Marşlarımız
Görsellikler
Türk Dünyası Ezgileri 1
Türk Dünyası Ezgileri 2
Türkçülük Hakkında
Tüm Dosyalar
Tüm Yazarlar
Edebiyat
Makaleler
Tepkisiz Kalma
Ağelini Öneriniz
Belge Resim

Bilgilendirme
Türküler
Görsellik
Kitap Önerileri
Büyük Türkçüler
Büyük Türkçülerden
Azınlık veya Özerk Türkler
Nutuk
Duyurular
Özlü Sözler
Yorumsuz Resimler
Siyasi Dosyalar

  :: TSK'dan ABD-İsrail Koridoru'na balyoz
  :: Emperyalizmin Tetikçileri
  :: Komünistlerin Atatürk karşıtlığı
  :: Rockefeller'den yüzyılın itirafı
  :: Ayrılma bildirisi ve Sevr
  :: İstanbul Barosu’ndan yapılan 14 maddelik açıklama
  :: Öz Yurdunda Köleleşen Türk
  :: IŞİD – ABD ilişkisinin delilleri
  :: Barzani ve Erdoğan
  :: İran Türkleri Hapislerde
  :: Hitler’in Müftüsü Hacı Emin El Hüseyni
  :: Seçsis Neden Türkiye'de Kullanılıyor?
  :: Irak’ın 16. Tugayı Peşmergeye katıldı!
  :: Türker Ertürk , ABD tertiplerini ve ABD işbirlikçilerini açıklıyor.
  :: Hava Kuvvetlerinde Tasfiye
  :: Esad'ın Ulusal Kanal Söyleşisi
Türkçe
Türkçe Adlar
Türkçe İzgileri
Hayvan Adları
Türkçe Terimler
Göktürk Yazıtları
Kuş Adları Derlemesi
Türkçe Adlar Sözlüğü
Kazakistan Türkçesi Sözlüğü
Azerbaycan Türkçesi Sözlüğü
Dosyalar
Siyasi Dosyalar
Tarihi Dosyalar
Görüntüler
Dini Dosyalar
Belge Resim
Bilimsel Dosyalar
Atatürk
Eserleri
Makaleleri
Özlü Sözleri
Atatürk Dosyaları
İletişim
 

Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player

İlgili İçerikler

Türkçe İle Söyleşi

PDF Yazdır Ağhesabı
TÜRKÇE İLE SÖYLEŞİ


--Esenlikler sayın Türkçe.
Sizin ne kadar eski ve köklü bir dil olduğunuzu bütün dünya biliyor. Şöhretiniz asırlardır sürüyor fakat yine de sizi biraz tanımak isteriz.

**Esenlikler. Bu söyleşi ile bazı imkânları yarattığınız için öncelikle çok teşekkür ederim.
Ural-Altay dil ailesine mensup ve belirttiğiniz gibi çok eski ve köklü bir dil’im.  . Bugün, dünya üzerinde ortalama 220 milyon konuşurum bulunmaktadır ve en çok konuşulan diller arasında 5. sırada olduğumu gururla belirtmek isterim.
Yazı halimin 7 ve 8. yüzyıllarda dikilmiş olan Orhun yazıtları ile başladığı söylenir fakat Orhun yazıtlarında ister Bilge Kağan, ister Yollug Tigin ve Kültigin’in yazdıkları, bir başlangıç değil, daha da eski bir dil olduğumun göstergesidir.

--Orhun yazıtları Türk dili’nin yani sizin bir başlangıç olmadığını söylerken sanırım bazı bulgulara dayanarak bunu söylüyorsunuz.

**Aslında bulgudan öte bir durum var; yaşıma dair çalışmalar sürerken, bana ait 168 kök sözcüğün Sümerce’ye geçtiği kanıtlanması, bu sözümün önemini belirtiyor. Bildiğiniz gibi Sümerce M.Ö. 4. yüzyıldan M.Ö. 2. yüzyıla kadar konuşuldu ve yerini Akatça’ya bıraktı ama Sümerce M.S. 1. yüzyıla kadar bilim ve edebiyat dili olarak kullanıldı. Bana ait olan 168 kök sözcüğün Sümerce’de olması, Sümerce kadar eski bir dil olduğumun apaçık kanıtıdır. Ayrıca, 1969 yılında Kazakistan’da bulunan, Esik kurganı (Altın Elbiseli Adam) arasında M.Ö. 4. yüzyıla ait olduğu saptanan çanakta iki satırlık yazının Türkçe olduğu bilinmektedir. Bu da ne kadar eski olduğumun başka bir önemli kanıtıdır.


--Bu kadar eski olduğunuz gibi bir o kadar da yaygın, konuşulan bir dilsiniz.
 
**Evet,  Kuzey Buz Deniz’inden Hindastan’ın kuzeyine, Çin’in iç kesimlerinden Avrupa’nın en uzak köşesine kadar uzanırım. Yaklaşık 12 milyon kilometrekarelik bir alandayım.


--Hangi Devletler’e ana dil görevi görüyorsunuz?

**Türkiye, Azerbaycan, Özbekistan, Kazakistan, Türkmenistan, Kırgızistan, Başkurtistan, Tataristan, Çuvaşistan, Saha Cumhuriyeti ve bir çok özerk bölgeye de sahip toplulukların dilindeyim. Bugün, baskılara, ezilmişliklere rağmen Gagauz Türkleri, Doğu Türkistan Türkleri, Altay Türkleri, Tuva Türkleri, Güney Azerbaycan Türkleri gibi zulüm görmüş Türklerin de hâlâ dilinde yaşamaktayım.


--Fakat bazı dönemler unutulmaya yüz tuttunuz, sizin deyiminizle vefasız davranıldı…

**Ne yazık ki, öyle oldu. Türk tarihinde bazı Devletler’in resmi dil olarak Farsça, Arapça gibi kendilerine ait harsları (kültür) dışında diller kullanılması gereksizdi ama bir noktaya da değinmek gerekli; Selçukluların bir dönem resmi dili Farsça, bilim dili Arapça ama halkın dili Türkçe idi… Bu durum Osmanlı Devletinde de geçerli; Halk, Türkçe’den vazgeçmiyor ve böyle olmasından dolayı Türkçe bugünlere kadar varmıştır.
Vefasızlıktan kastım, daha çok devleti yönetenlere ama bu sözümde herkesi kapsamaz. Yine örnek verecek olursak, Türkçe’yi resmi dil kabul eden Karamanoğulları, Safeviler, Karahanlılar, Karluklar gibi beylik ve devletler bu konudaki duyarlılığını göstermiş ve resmi dil olarak kullanmıştır.


--Günümüzde de vefasızlık olduğunu düşünüyor musunuz?

**Günümüzde daha da içler acısı durumlar var; Bir önceki sorunuzda devletlerin siyasi kararları vardı dedim ve öyle olmasına karşın halk yine de Türkçe konuşuyordu ve bu sayede büyük oranla korunuyordum, başka dillere çok fazla  yer verilmiyordu  fakat günümüzde benden başka diller ile konuşulmaya başlandı. Benden türetilen cümleler arasında İngilizce sözcükler, terimler de yer alamaya başladı. Tabi sadece İngilizce değil, diğer diller hatta hiçbir dile ait olmayan garip sözcükler… Cümle’nin anlam bütünülüğü bozulduğunu farkedemiyorlar artık. Bu iş öyle bir hâl aldı ki, artık İngilizce ve diğer diller bile yozlaşmaya başladı. Resmen kırım yapılıyor.


--Peki bu kırım en çok hangi alanda yapılıyor?

**Basın-yayın yolu, bilgisayar yazışmalarında, diğer iletişim araçlarında, günlük sohbetlerde… Kısacası bir çok alana yayılmış ve daha da yayılmakta. Beni en çok üzen gençlerin duyarsızlığıdır. Yazışmalarda gereksiz kısaltmalar ile yeni bir dil çıkarmaya çalışıyorlar.”V” sesi yerine, Türkçe olmayan “w” karakterini kullanmalar, cümle içinde yarı Türkçe, yarı İngilizce sözcükler vs. bu kırıma örnek gösterilebilir.


--Sizin ebedi bir dil olmanız için elbet bazı yollar var ve bunun için çalışmalarda yapılıyor. Bu çalışmalara örnekler gösterebilir misiniz ve sizin çözüm önerileri var mı?

**Evet, sözlerimiz biraz karamsarlığı gösteriyor olabilir ama gerçekten karamsar değilim. Öyle güzel ve ciddi çalışmalar yapılıyor ki, duygulanmamak elde değil. Türk dil kurumumuzun çalışmaları apayrı bir yere sahip, Türk silahlı kuvvetleri’nin de Türkçe ası çalışmaları çok hoştu ama bunun yanında çeşitli sivil toplum kuruluşları, okullar, bireysel devinimler de çok önemli bir yere sahip. İster ağ üzerinden olsun, ister somut çalışmalar olsun bunlara örnek gösterilebilir. Okullarda da duyarlılık gittikçe artmakta ve topluluklar kurulmakta. Ümitköy Anadolu lisesi’nin “Türkçem” isimli topluluğu, Süleyman Demirel üniversitesi gibi okulların yanı sıra ağ üzerinde ise dilimiz.com, Sinanoğlu.net, Türkçesi varken.com, Türkçe sevdalıları gibi çeşitli toplulukları örnek gösterebiliriz. Benim çözüm önerilerim ise temele dayalı ve kendiliğinden gelişecek bir öneridir ve uygulaması da çok basitir; Türkçe duyarlılığı aşılandığında herşey kendiliğinden gelişecektir. Bu çalışmalara katılanların hepsi herhangi bir zorunluluk hissetmeden duyarlılıklarını eyleme dönüştürüyorlar, yürekten bu çalışmaya katılıyorlar. Yani, en basitinden okullarda bu konuda birkaç etkinlik yapılsa, öğretmenlerimiz Türkçe konusundaki hassasiyetin önemini anlatsa çorap söküğü gibi gelecektir devamı…


--Yapılan çalışmalar dışında size umut veren başka neler var ve yabancı dil bilimcilerin sizin hakkınızdaki düşüncelerini hiç merak ettiniz mi?


**Eğitim ve öğretimin Türkçe yapılması, bireylerin, kişilerin Türkçe konusunda duyarlılıkları, Ozan ve Aşıkların, şairlerin, yazarların vs. Türkçe sanatlarını icra etmesi. Bunlar hep umut vericidir. Bir de önemli kişilerin benimle ilgili sözleri yaşadıkça , yaşatıldıkça, dillendikçe, unutulmadıkça umutlanıyorum. Gerçekleri yanıstmaları çok hoş… Dünyaca ünlü dil bilimci Belçikalı Johan Vandewalle’nin benimle ilgili sözlerini biliyorum ve sizinle de paylaşmak istiyorum;
"...Anadili Türkçe olan bir kişinin kısa cümlelerle düşündüğü, konuşma anında ise bu kısa cümleleri çeşitli yollarla birbirine bağlayarak karmaşık yapılar kurduğu görüşündeyim. Bu "cümle bağlama eğilimi" bazı konuşurlarda zayıf, bazılarında ise adeta bir hastalık derecesinde güçlü olabilir. Bu son durumda ortaya çıkan dilsel yapılar, insan zihninin üstün olanaklarını en güzel şekilde yansıtıyor. Farklı dil gruplarına ait birçok dili incelediğim halde şimdiye kadar hiçbir dilde beni Türkçe’deki karmaşık cümle yapıları kadar büyüleyen bir yapıya rastlamadığımı söyleyebilirim. Biraz duygusal olmama izin verirseniz, bazen kendime "keşke Chomsky de gençliğinde Türkçe öğrenmiş olsaydı... ", diyorum. Eminim o zaman çağdaş dilbilim İngilizce’ye göre değil, Türkçe’ye göre şekillenmiş olurdu..."
Sanırım bu örnek yeterlidir.

--Gerçekten gurur verici sözler… Sayın Türkçe, söyleşimize katıldığınız ve bizleri bir kere daha derinlemesine düşünmeye sevkettiğiniz için çok teşekkür ediyorum. Çok keyif aldım.

**Başında belirttiğim gibi, bazı imkânlara vesile oldunuz, derdimizi dinlediniz. Bu sayede biraz daha dikkate alınacağımı umut ediyorum ve çok teşekkür ediyorum. Bütün gençlere Mustafa Kemâl Atatürk’ün önemli bir sözünü hatırlatıp, söyleşimizi noktalamak istiyorum;
“Ülkesini, yüksek istikl^lini korumasını bilen yüce Türk milleti, dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmasını bilmelidir!”


TÜRK’ÇE
30.03.2010
 
< Önceki   Sonraki >
 
Tavsiye Ettiklerimiz
Yasaklı Belgesel
Tebriz Türk Takımı
Tolon Paşa ve Ordusu
O.Sinanoğlu Sohbet
İthal Tohum İhaneti
Durum Çözümlemesi
Zekeriya Öz Hakkında
Kurtuluş Savaşında 2000 Kırgız
Hakikat nerede?
Etki Ajanları
Çıkışyolu Turan
Dilde Birlik ve Türklük Şuuru
TSK'yı Yıpratma Girişimleri
Siyasetimiz Nasıl Düzelir
Sivil cehalet
Türk Ülküsü
Mevlana'dan Öğütler
Kazak ve Türkiye Türkçesi
Ampulün Anlamı
Said-i Nursi'nin Gerçek Yüzü
Bor Madeni ve Önemi
İran'a şeriat nasıl geldi?
Atatürk'ün Kaleminden
Hablemitoğlu Belgeseli
Gül'ün Süreci
Gizli Mutabakat
Gladyocu İftirası
Kürt Federe Devletine
Gökşad'tan

Saçların gezerdi yüzümde eskiden

Ağlarsın

Saçların gezerdi yüzümde eskiden,

Şimdi yanaklarımda damla damlasın.

Ne çok severdim dizinde yatmayı,

Şimdi uykumu bölen keskin bıçaksın.

 

Nefesin vururdu nefesime her akşam,

Şimdi soluğumu kesen acı rüzgarsın.

Bütün dertlerim yalnız sende biterdi,

Şimdi yüreğimde kapanmaz yarasın.

 

Şehre uzak yerlerden yıldızlar sayardık,

Şimdi gökyüzünde en uzak yıldızsın.

Ne çok özledim seni anlatabilsem,

Şimdi oturup kana kana ağlarsın...

 

Çorlu, 2002

Gökşad

 

Gölgeler

Gölgeler

-I-

Ömrün gölgesi olsun ömrümün

Uzayıp gitsin ardımca

Ben gidersem bir ikindi vakti...

Ki sen bir Cuma sabahı gelirken

Ömrüm gölgesi olmuştu ömrünün

Uzayıp gitmişti ardınca...

 

Ankara, 2004

 

Gölgeler

-II-

Bütün zamanların tek suçlusu ben miyim

Üstüme bir bulutun bile gölgesi düşmez

Bu karanlık sahrada neye pervaneyim

Kapanan gözlerime bir ışık düşmez...

 

Medet ey sevgili, yandım bu çölde!

Bu nasıl bir serap, bu nasıl bir gölge?

Düştüm düşeli bu amansız hüzne

Divane yüreğim bir lahza gülmez

                                  

Ankara, 2004

 

Ahiret'te

 


 

Tanrım sen varlığı yaratansın

Canlı cansız her şeyi kuşatansın

Bir dileğim var sen bağışlayansın

Desem korkarım demesem yer beni

 

Garip gönlüm gece gündüz âhtadır

Dileğim gönlümde sana âyandır

Kusur kulundan bağış katındandır

Desem korkarım demesem yer beni

 

Bedenimi balçıktan sen halk ettin

Yüreğime dünyayı sen dar ettin

Gönlüm coştu, dilimi sen lâl ettin

Desem korkarım demesem yer beni

 

Tanrım hurilerin gözümde değil

Aşk için bir ömür yeterli değil

Hâşâ Kaynaroğlu isyanda değil

Âhirette sevdiğime ver beni

 

               Ankara, 2003

 

Sır Kapısı

Sır Kapısı

 

Kırk sır kapısı açıldı gözlerinde

Kırk ayrı yol var her kapının birinde

Her yol ağzında ayrı idam ettiler

Sade tenim kaldı saçının telinde

 

Bir tel saç ile bağladılar çenemi

Üç tas su ile yıkadılar tenimi

 

Beni gonca gül yaprağına sardılar

Musalla diye avucuna koydular

Nasıl bilirdiniz diye sordular

Sustum da dinledim başka bir alemde

 

Aşkı bilmeyenler hiç ses çıkarmadı

Mecnun dedi ki “beni utandırmadı”

 

Kaynaroğlu, adını toprağa verdin

İki kaş arasından sıratı geçtin

Lokman’ın sırrını sen âşikar ettin

Ölü müsün diri mi, bilmez hiç kimse.

 

Ankara, 2004

 

Nevruz

  

Nevruz

Gökyüzünde göç başlar vakit gece

Sultan kız batıdan doğuya göçer

Toy düğün başlar Türkistan ilinde

Sultan Nevruz önünde gergef işler

 

Bize de gel bilinmez bir saatte

Benim de ölülerim yeyip içsin

Rızkımızı bulalım bu yengi gün’de

Bütün alem Tanrı’ya secde etsin

 

Esir Türkleri unutma Sultanım

Onlar beklese de başka baharı

Birgün muhakkak biter bu zalim kış

Yine az görür Türk, koca dünyayı

 

Hazar’a muhabbet götür sultanım

Yesevi’den hikmet getir bizlere

De ki özlemiş sizi Kaynaroğlu

Gayrı dayanmazmış gönlü hasrete

Gökşad

Sivas, 1997

 

Kuşların Rüyası

Kuşların Rüyası 

Kuşların rüyasına girdim dün gece

Karar verdim bunu hep yapacağım

Hepsi de uyuyordu gözlerinde

Onları mı yoksa seni mi kıskanayım

 

Güya bir bülbül senin nefesinden

Şiirler okuyordu seher vaktinde

Şaşırdım kaldım, ses benim sesim

Dedi ki “İlham” derler buna sizin alemde

 

Rüyasında bir güvercin konup pencerene

Uzatıp kanatlarını tutundu ellerine

Şaşırdım kaldım, el benim elim

Dedi ki “Vuslat” derler buna sizin alemde

 

Bir serçe rüyasında kanat çırpıp

Su içti avuçlarından kana kana

Şaşırdım kaldım içim yanmış benim de

Dedi ki “Mecnun” derler buna sizin alemde

 

Kuşların rüyasına girdim dün gece

Gördüm ki seni seviyorum her bedende

Bir kaknus yaklaşıp kulağıma sessizce

Dedi ki “Kader” derler buna sizin alemde

 

Dedim ki “Hayrolur İnşallah...”

Gökşad 

Ankara, 2004

 

Gidişine Ağıt

 

 Mecnûn düşünde gördü Leylâ’yı bir gece:

 Ve sen, şehirlerini benim ülkeme kurdun,Pâyitahtını benim yaralı kalbime..

.Seni bir kan pıhtısı gibi elimde tuttum.

 İnsafsız rüzgârlar uğradı yurduma: 

Yağmur kar ortasında bir çöle düştüm,Kum fırtınasında tutundum saçlarına...

Sen uykudaydın, ben kâbuslar gördüm. 

Buğday tarlalarına kızgın alevler düştü: 

Çıplak ayaklı çocuklar savruldu her yana,

Çıplak ayaklı yıldızlar gibi darmadağın...

Ne olur beni de kat, beni de kat dualarına. 

Seni düşümde gördüm,  tam altı yıl önce: 

Ve sen, gözlerini giyindin Asya ceylanlarının,

Ak sakallardan miras bir huzur yüzünde...

Gezinip durdun içinde bütün damarlarımın.    

 Benim yüreğim mahşer, senin gönlün sırat: 

Zalim bir korku boğazlar sevincimi,

Gözlerim karanlık benim, senin gözlerin hayat.

Gözlerim hiç görmesin gittiğini...  

Ki o Selçuklu şehri seni bırakır mı bilmem:

 Lacivert göğünde gözlerin, bir muska gibi dururken,

Vakitsiz düşer toprağa kırkikindi yağmurları.

Bin yıllık Medrese, yeni bir Eylül’e soyunmuşken... 

Yıldızlara söyle seni geri getirsinler: 

Onlar bilir benim çekik gözlü yüreğimi.

Geçmişin saçından tut, sana yol göstersinler,

Yıldızlar bilir benim gökçe soylu düşlerimi... 

Ankara, 2003

Gökşad 

 

Gözlerin

 

Gözlerin

 

Sanki deryalara dalar giderim

Baktıkça içimi yakar gözlerin

Her şafak vaktinde çalar kapımı

İlmiği boynuma takar gözlerin

 

Mecnun’u çöllerde koyar çaresiz

Ferhad’ı dağlara salar gözlerin

Yanımda yöremde ölüm gezdirir

Benim peşimde o yeşil gözlerin

 

Başı dik dağlara yasla sırtını

Dolunay akşamı kaldır başını

Her kim ki yazarsa kişi bahtını

Ezelden alnıma yazmış gözlerin

 

Dört duvardan gayrı yerim olmadı

Kendi gölgem bana sadık kalmadı

Şu yalan dünyada yüzüm gülmedi

Benim tek servetim senin gözlerin

 

Kefenimi yeşil sarın, beyaz olmasın

Mezarımı göğe kazın yerde kalmasın

Sevdiğim gözünden yaşlar akmasın

Gider Kaynaroğlu, kalır gözlerin

 

Sivas, 1998

 
   
 
Benzer Yazılar