Anasayfa arrow Dosyalar arrow Siyasi Dosyalar arrow Teğmen Mehmet Ali Çelebi'nin savunmaları
 
   
Türkçülüğün Esasları
Türkçülüğün Özü
A) Dilde Türkçülük
B) Sanatta Türkçülük
C) Ahlaki Türkçülük
D) Hukukta Türkçülük
E) Dinde Türkçülük
F) İktisatta Türkçülük
G) Siyasette Türkçülük
H) Felsefede Türkçülük
Büyük Türkçülerden
Türkçülerden Özlü Sözler
Genel İçerik
Marşlarımız
Görsellikler
Türk Dünyası Ezgileri 1
Türk Dünyası Ezgileri 2
Türkçülük Hakkında
Tüm Dosyalar
Tüm Yazarlar
Edebiyat
Makaleler
Tepkisiz Kalma
Ağelini Öneriniz
Belge Resim

Bilgilendirme
Türküler
Görsellik
Kitap Önerileri
Büyük Türkçüler
Büyük Türkçülerden
Azınlık veya Özerk Türkler
Nutuk
Duyurular
Özlü Sözler
Yorumsuz Resimler
Siyasi Dosyalar

  :: TSK'dan ABD-İsrail Koridoru'na balyoz
  :: Emperyalizmin Tetikçileri
  :: Komünistlerin Atatürk karşıtlığı
  :: Rockefeller'den yüzyılın itirafı
  :: Ayrılma bildirisi ve Sevr
  :: İstanbul Barosu’ndan yapılan 14 maddelik açıklama
  :: Öz Yurdunda Köleleşen Türk
  :: IŞİD – ABD ilişkisinin delilleri
  :: Barzani ve Erdoğan
  :: İran Türkleri Hapislerde
  :: Hitler’in Müftüsü Hacı Emin El Hüseyni
  :: Seçsis Neden Türkiye'de Kullanılıyor?
  :: Irak’ın 16. Tugayı Peşmergeye katıldı!
  :: Türker Ertürk , ABD tertiplerini ve ABD işbirlikçilerini açıklıyor.
  :: Hava Kuvvetlerinde Tasfiye
  :: Esad'ın Ulusal Kanal Söyleşisi
Türkçe
Türkçe Adlar
Türkçe İzgileri
Hayvan Adları
Türkçe Terimler
Göktürk Yazıtları
Kuş Adları Derlemesi
Türkçe Adlar Sözlüğü
Kazakistan Türkçesi Sözlüğü
Azerbaycan Türkçesi Sözlüğü
Dosyalar
Siyasi Dosyalar
Tarihi Dosyalar
Görüntüler
Dini Dosyalar
Belge Resim
Bilimsel Dosyalar
Atatürk
Eserleri
Makaleleri
Özlü Sözleri
Atatürk Dosyaları
İletişim
 

Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player

İlgili İçerikler

Teğmen Mehmet Ali Çelebi'nin savunmaları

PDF Yazdır Ağhesabı

Ergenekon Davası sanığı Teğmen Mehmet Ali Çelebi’nin savunmaları kamuoyunda yakından takip ediliyor. Çelebi geçtiğimiz hafta mahkemeye 195 sayfa olan savunmasını okudu. Odatv okurları da bizden o savunmayı günlerdir yolladıkları postalarla istiyor. O savunmada Çelebi’nin son sözleri olan ve “Özgürlük Konuşması” başlıklı yazısını yayınlıyoruz:

Savunmamın bu son kısmına başlarken bu ülkenin aydınlık geleceğini karartmak ve Türkiye Cumhuriyetini buhranlara sokmak adına şehit edilmiş komutanlarımızı, askerlerimizi, vatandaşlarımızı ve aydınlarımızı saygı ve hürmetle anmak istiyorum.

Bu ülke daha nice komutanlar, askerler, daha nice aydınlar,vatanına ve milletine bağlı daha nice nesiller yetiştirecektir. Hiç kimsenin şüphesi olmasın ve hiç kimse gelecek adına umutsuzluğa kapılmasın.

“Özgürlük Konuşması” adını verdiğim bu son bölümü bitirdiğimde Türk adaletinin değerli, adil ve haktan yana olduğuna inandığım, buna bütün kalbimle inanmak istediğim hâkimleri karşısında görevimi bütünüyle ifa etmiş olacağım. Geç de olsa yapabildiğim savunma görevimin eksiksiz olarak yerine getirildiğinin çok iyi algılanmasını, adaletin geç de olsa tecelli etmesi için benim üzerime düşen her şeyi yaptığımın çok iyi anlaşılmasını istiyorum.

Savunmamda bütün noktaları açıklıkla dile getirerek, iddiaların ne kadar kof ve ne kadar gerçeklerden uzakta olduğunu tüm ayrıntılarıyla anlattım. Yine de bu bağlamda, bir kez daha iddia makamına ve yüce heyetinize çağrıda bulunuyorum: Bana aklınıza, yüreğinize ve sezginize gelebilecek bütün soruları sorun. Hakikat ve doğruluktan sapmaksızın sorularınızın benim öncelikli sorumluluğum olduğunu ilan etmek her şeyden önce benim insanlık görevim, namus borcumdur.

 Sorularınız sorumluluğumdur!

İnsan olmanın büyük anlamına ve yüceliğine kara çalmak, insan olmanın sorumluluğuna, insan olmanın değerine gölge düşürmek benim için en büyük talihsizlik, en büyük yara ve en büyük gurursuzluk olacaktır. Adalet için, gelecek için, sorumluluk için insan olana, insan olan bana sorun:

İnsanlık ve adalet adına, bütün şüphelerden arınana dek sorgulayın beni!

Benim gördüğüm saf hakikati, suçsuz olduğum hakikatini siz de görene dek sorgulayın beni!

 Ve mahkemenizden talebimdir: Mahkeme bu iddianamenin yarattığı toplumsal cinnet ve korku karşısında sessizliğini bozmalı ve hakikatin bütün ağırlığını yüklenerek adaleti daha fazla vakit kaybetmeksizin ortaya çıkarmalıdır.

 

Mahkeme için en talihsiz olan size hiç yaklaşamasın diye, tarihin bu toplumsal cinneti yazacağı zamanlar kötü yorumlar Türk Milleti adına karar veren heyetinizden fersah fersah uzak olsun diye bunları söylemeyi size karşı bir borç ve gönüldaşlık sayıyorum.

 

Hepimiz insan olarak adalete ve doğruluğa borçlu olarak doğduk ve bu dünyadan bu borçları ödeyerek ayrılmak bir insan için en büyük teselli olacaktır. Ben bu anlayışın naçizane bir yolcusu olmaktan onur duyuyorum.

“İDDİANAMEYE GÖRE VATANI SEVMEK SUÇ!”

 Sayın Başkan, Değerli Heyet,

Bu iddianameye göre başarılı olmak, Atatürk ilke ve inkilaplarına bağlı olmak, insanlara Nutuk okumalarını salık vermek, vatanını karşılıksız sevmek, o uğurda ölümü göze alarak yaşamak suçtur.

Hiçbir belgeye, sahici bilgiye, gerçek tanıklığa ve somut durumlara sahip olmadan ortaya atılan suçlamalar büyük bir insafsızlığın, gerçeksizliğin, özensizliğin ve hukuksuzluğun eseridir.

İnsanların hayatının böylesine kolay, böylesine adaletten uzak, böylesine dedikodu ve spekülasyonlara dayalı bir biçimde harcanıyor olması, insanın özel hayatının tüm çıplaklığıyla böylesine açığa çıkarılıyor oluşu karşısında insan nasıl olur da titremez, nasıl olur da kendinden geçmez! Nasıl olur da insan, insanlığından utanmaz!

Bu iddianameye göre insanın coşkulanması, insanın öfkelenmesi, insanın hiç kimseye ama hiç kimseye zarar ve ziyan vermeksizin, hiçbir hukuksuzluğa neden olmadan gençlikten gelen coşkuyla haykırması, fikirlerini paylaşması, öğrenme kaygısı taşıması suçtur.

İnsan değil midir ki heyecan ve merak duydukça gelişen, öğrenen, kabalıklarından ve taşkınlıklarından sıyrılarak olgunlaşan ve dinginleşen? İnsan değil midir ki yaşadıkça, duyarlılık gösterdikçe daha fazla insan olan!

Kimi açılardan insani hatalar olarak görülebilecek durumları her halükarda suçlayıcı ve iyi niyetten uzak bir şekilde yorumlamak; insanın zamanla kendisinin düzelteceği yanlışlarının kendi kendine farkına varmasını her durumda engellemek ve onu bir azap çemberi içerisinde acılarla çevirmek, sanığın lehine olabilecek açık gerçekleri gizlemek bu iddianamenin en büyük hünerlerindendir. Ama bu hünerin getirdiği lanete karşı durmak boynumun borcudur.

Bu iddianameye göre insan gözleri kör, kulakları sağır, herkeslerden uzakta, göklere yakın bir kaya olmalıdır. Sopsoğuk ve duyarsız olmalıdır. Yalnız, değersiz, ideallerinden uzakta, heyecansız ve insan olmayı unutmuş bir taş parçası olarak düşünmekten ve sorgulamaktan kendisini alıkoymalıdır. Ama asla unutulmasın bir gün o soğuk taş adaletin taşı olarak adaletsizlik ve hukuksuzluk yapanların başına düşecektir.

Bizler, suçlarımız için, hukuku çiğnediğimiz ya da yasaları ihlal ettiğimiz için burada değiliz. Düşüncelerimiz ve değerlerimiz için buradayız, düşüncelerimizi ve değerlerimizi hukukun bütün zeminlerinde savunmak cumhuriyetin, demokrasinin ve fikir özgürlüğünün tabii sonucudur. 

UTANÇ VERİCİ İDDİALAR

Hukukun bize tanıdığı haklar çerçevesinde fikirlerimizi savunmak bizim en temel hakkımızdır.

Bu hak insanın kendisinden başka hiç kimseye devredilemez, bu hak gasp edilemez. Bu hak hukuk maskesi altındaki hukuksuzluğa alet edilemez. Bu hakkı çalmak, insanın hakikatini çalmaktır.

Benimle ilgili iddialara bakıyorum. Ben okumaktan, oradaki sözcüklerle birlikte anılmaktan utanç ve yas duyuyorum.

Dostluk ve arkadaşlık ve aile ilişkilerini hayali bir örgütün organizasyonuna çeviren bu mantıktan ürküyorum.

Bilinsin: İnsanlar dost oldukları, bir şeyler öğrenmeye çalıştıkları başka insanların elleri, ayakları, emir kulları olmazlar. Ben hiçbir zaman olmadım, olmayacağım da. Başkaları ne düşünürse düşünsün ben kendimim, özgür iradeye sahibim ve o iradeyi her şeyin üstünde gören bir bireyim.

Herkesin kendine özgü algılama, çeşitli süzgeçlerden geçirme, farklı etkileşimler içinde olma, farklı değerlendirme ve yorumlama biçimleri vardır. Herkes başka başkadır.

Bu iddianame, hukuksuzlukları hukuka bulaştırmak suçunu işlerken, her insanın bambaşka bir dünya olduğu hakikatini de gizlemiştir. Bu hakikatin gölgesinde belirtmek isterim ki, ben Türk Silahlı Kuvvetleri dışında hiç kimseyle herhangi bir emir komuta zinciri içerisine girmedim, girmeyeceğim de. Askerlik yeminimden asla ayrılmadım, asla ayrılmayacağım.

Bu iddianame için farklı insanlar yoktur. Yalnızca suçlu insan vardır. Hepsi bir diğerinin aynısıdır, yalnızca istenen cezalarda ayrılırlar. Bu iddianame farklılıkları, diğerlerinden ayrı düşünceleri, bambaşka duyguları, değerlendirme ve yorumlama biçimlerini saklamak, hakikatin sesini kısmak için yapmadığı şey kalmamıştır. Ama hakikatin sesi kısılamaz, insanlar hayali bir örgüt senaryosu adı altında tektipleştirilemez.

Bütün insanlara, çevreme hangi nezaket, saygı ve görgü çevresinde davrandıysam, hangi iyi niyet ve saf duygular içerisinde davrandıysam buraya gelmeden önce tanıdığım insanlara da o duygular ve ilkeler içerisinde davrandım. Bizim suçumuz olsa olsa düzgün, doğru ve saygılı insan olma suçudur.

Bu iddianame bütün bu karanlıkların yanında insanlığın ideallerinden, düşlerinden,heyecanlarından, insanın bilgi ve bilim yolculuğundan uzakta konumlanmıştır.

TERÖRLE MÜCADELE EDENLERE “TERÖRİST” YAFTASI

Genç olmak ne demektir, genç olmak, henüz heyecanlı, dipdiri, idealist ve geri-adım atmaz olmak demektir.

Devrimlere sahip çıkmak ne demektir bilmez görünmektedir bu iddianame.

Atatürk’ün cumhuriyeti neden gençlere emanet ettiği çok açık değil midir?

Sanırım gözleri görmez kulakları duymaz yürekleri atmazlar için hiçbir şey açık değildir. Bu iddianame açık olan bir göğü bile karanlıklaştırabilir, bu iddianame Atatürk’e layık olmaya çalışan gençliğe kötü gözle bakabilir. Ama hiçbir şey ama hiçbir şey terörle mücadele ederken bize terörist yaftası yapıştırılmaya çalışılmasından daha ağır gelemezdi. Bunu şiddetle ve esefle reddediyorum.

Sayın Başkan Değerli Üyeler,

Hukuk, suçu konu olan somut olayların nedenlerini ve sonuçlarını açıklıkla ortaya koyan ve gerçeğe uygunluk taşıyan durumların adaletle değerlendirilmesi işidir. Şüphesiz bu işi en iyi sizler bilirsiniz.

Bu değerlendirme gerçekle, olmuş olanla, olmuş olanın nerede, nasıl, ne zaman ve kimlerle olduğuyla yakinen ilgilenir. Bu en temel soruların yanıtları ortaya konmadan bir suçlama yöneltilemez, bir iddia düzenlenemez. Ama ne kadar ustaca ve kurnazca hazırlanırsa hazırlansın hiçbir insanoğlu, hiçbir hukuk adamı olmayan gerçeği yaratamaz, olmayan gerçeği konuşamaz, olmayan gerçekle suçlama yöneltemez.

Bu iddianamenin bu kadar muğlak ve boş söz içermesi boşuna değildir çünkü bu iddianame gerçeklerle değil üretilmiş sahte gündemlerle, siyasi meselelerle meşguldür.

Oysa adalet, oysa hukuk gerçeğe sadakatin en yüksek ve en şerefli biçimidir. Hukukun temel metinlerinden bu yana, Roma Hukuku’ndan bu yana hep böyle olmuştur.

Hukuk insanlığı yükseltmek, insanca ve adilane yaşamını temin etmek için vardır; insanlığı yalanın sivrisinekleriyle çevrelenmiş bataklıklara mahkûm etmek için değil.

Bu iddianame insanların üzerine yalanın üniformasını zorla giydirmiştir. Ama bu sahte üniforma yalnızca bedenleri örter, ruhları değil.

Büyük çoğunluğunu hayatım boyunca tanımadığım, burada tanıştığım insanların oluşturduğu bu sahte örgütün sahte görüntüsü elbet bir gün yok olacaktır.

Tarih boyu böylesi zulümler, hukuksuzluklar yaşanmıştır. Ama unutulmasın ki gerçekler sadece belirli bir zaman boyunca saklanabilir.

Adalet gün gelecek ve bu üzerine yapıştırılmış süslü ve görünüşte pek dolu maskeyi, bu hukuksuzluğu yırtıp atacaktır. Bundan adım gibi eminim.

“İTHAM EDİYORUM!”

Sayın Başkan, Yüce Heyet,

Sizden gerçeğe sadakati talep ediyorum ve olmamış şeyleri hayali fikirler ve kurgularla olmuş göstermek için çabalayanları da huzurunuzda itham ediyorum. Hem gerçekleri çarpıtıp yok ettikleri hem de böylesine doğrulardan uzak iddialarla benim için hayali bir yöneticilik yarattıkları için itham ediyorum.

Ben bu iddianamede anlatılan kişi değilim, ben bu iddianamede iddia edilen o hayali örgütün hiçbir yerinde değilim. Benim hiçbir yerin sorumlusu olmak gibi bir görevim asla olmadı.

Ben, “nasıl, nerede, ne zaman ve kimlerle” gibi en temel hukuki sorulara bile yanıt vermekten aciz bu iddianamenin neresinde olabilirdim ki!

Haykırıyorum ben bu iddianamenin hiçbir yerindeyim.

Tahliye kelimesini kullanmak bile istemiyorum çünkü bir annenin evladını beklemesi gibi beklerken özgürlüklerimizi, yaşadığımız her hayal kırıklığında daha da uzaklaştık o kelimeden. Soğuk duvarlar, ıssız geceler, iç-çığlıklar, hıçkırıklar girdi o kelimeyle aramıza.

Dışarıda olması gerekenler buradayken bizim için o kelime her gün biraz daha anlamını yitirdi. O kelime gözyaşı, o kelime hüzün, o kelime keder ve haksızlıkla özdeşleşti. O yüzden şahsım adına zaten benim olan tertemiz özgürlüğü talep ediyorum.

İnanıyorum ki özgürlüğümü duyurabileceğim doğru kişi ve doğru yargıçlar var.Sizlere soruyorum bedenimin efendileri sizler değil misiniz?Sürgünümün ve zincirlerimin sahibi sizler değil misiniz?Sizin buyruğunuzla ve dilediğiniz zaman,bütün bunlardan ve zavallı bedenimden vazgeçeceğim.

Sizden görevime layıkıyla geri dönebilmek için suçsuzluğumu talep ediyorum.

Çünkü bilincimin her zerresinde, bilinçdışımın her anında bile bu suçsuzluk, bu masumiyetin hakiki kalbi atıyor.

Kendime ve suçsuzluğuma duyduğum inanç, gerçeklere ve yaşanmışlıklara duyduğum inançtır.

“MERHAMET DEĞİL ADALET İSTİYORUM”

Generallerin üye olduğu, teğmenlerin yönetici olabildiği bu hayali musibette; bu insafsız, izansız ve mantıksız kötülükte; hayatın bütün akışına ters bu organizasyonda temiz, dürüst, aydınlık ve şerefli insanların yeri olamaz.

Benim bu vatana layık olmak, Atatürk’ün ilkelerine bağlı olmak ve kendimi en iyi şekilde yetiştirmekten başka bir derdim olmadı. Özgürlüğümüzün elimizden alındığı, adeta tutsak edildiğimiz tutukevinde bile yaptığım en temel iş kitap okumak, okumak, okumak oldu. Bu anlayışın, böylesine bir hayat anlayışının neresinden terör çıkartılabilir ki!

Gerçek ve hakikat adına, en önemlisi hukuk adına bana doğduğumdan beri en temiz duygularla, en temiz düşüncelerle taşıdığım suçsuzluğumu, masumiyetimi ve saflığımı geri verin.

Namusu olan subayının muzır addedilmesine seyirci kalmayacak mahkemenizden ne merhamet, ne müsamaha istiyorum.Türk milleti adına,vermekle mükellef olduğunuz adaleti talep ediyorum.

O zaman tıpkı sözde örgütün sözde yöneticisinin yani benim yöneticiliğimin altına sözde üye olarak yazılan ve tahliye edilerek şu an görevlerinin başında olan can yoldaşlarım gibi, diğer teğmenler gibi kutsal görevime döneceğim ve burada bize reva görülenleri kalbime taş basarak ve zihnimi en büyük güçle teselli ederek atlatacağım. Ve elimden gelen bütün güçle gerçek teröristlere karşı canımı siper edeceğim.

Sayın Başkan,Yüce Heyet;

Haksız yere ceza da alabilirim, bu sadece çok sevdiğim askerlik mesleğinden ayrılmam, üniformamı çıkarmam sonucunu doğuracaktır.Olsun,Vatan sağ oldukça bu şerefli rütbeleri takacak Türk evlatları yine bulunur. Rütbe ve refahımızı bu aziz millet ve ülkeye borçlu olduğumuz namus görevimizi yerine getirmek için bırakabilecek karakterde olanlardanız.Çünkü bu millet,bu memleket parçalanacak olursa genel şerefsizliğin yıkıntısı altında herkesin şerefi paramparça olur.Ne olursa olsun değişmeyecek bir şey vardır.O da, üniformamı çıkarsam da ben M.Kemal'in askeri olmaya devam edeceğim.Çünkü bu bir üniforma,rozet meselesi değildir ruh meselesidir.

Sonuç ne olursa olsun bizim duracağımız yer değişmez.Biz M.Kemal'in askeriyiz. Biz bir servet sahibiyiz.M.Kemal'in yolunu temiz,izini taze tutacağız,bu uğurda ödeyeceğimiz her bedeli,her tazminatı şeref sayarız.

Beni mahkum edecekseniz özgürlüğe mahkum edin.Çünkü özgür olan bütün evrenin yükünü omuzlarında taşır.Ben milletin evlatlarına faydalı olacağımı biliyorum.Sizden bu sorumluluğu talep ediyorum.

Önemle bilinmesini isterim ki:

Üst düzey yöneticilerinin tutuksuz, üyelerinin aylardır tutuklu bulunduğu bu hayali musibetin izansız tahliye koşullarında;

Öncelikle hastanede olup yüksek hayati risk taşıyan Değerli Bilim Adamı Sn.Prof.Dr.Mehmet Haberal’ın, Komutanım E.Tuğgeneral Levent Ersöz’ün, sonrasında bayan tutukluların, sonrasında bu devlete liyakatle,kahramanca hizmet etmiş komutanlarımın tahliyelerini kendi özgürlüğüme tercih eyleyeceğimi mahkemenize arz ederim.

Eminim ki,Türk milleti bu acı imtihandan şerefli neticelerle çıkacaktır.Türk hukuku yurtseverliğin aşağılanmasına göz kulak olmayacaktır.Türk yargısı Türkiye’ye,Türklüğe,Atatürk’e,Türk Ordusuna karşı düşmanlık güden,aşağılayıcı bir psikolojik savaşın aleti olmayacaktır.Her tür adaletsizlik,partizanlık,yolsuzluk hukukla yok edilecektir.Ve yaşananlar ,Türk milletine uyanış vesilesi olacaktır.

Ancak şimdi aldatılmış olanlara,uyarı ile doğru yolu görebilecek olanlara hitap ediyorum.Türk milletinin evlatlarının arasına fitne,fesat ve münafıklık sokulmuştur.Bir an için olsun hakikati görmekte tereddüt edenlerden istifade ile şu an burada bulunuyoruz.Bu bugünün küçük bir baş dönüşüdür.Ancak hemen uyanılmazsa düşmanlara vereceği fırsatın neticeleri itibariyle yarını büyük bir hataya,cinayete dönüştürecektir.Tarih,talih bizleri gerçeği görmeye davet ediyor.Beni mahkum da etseniz hatalarından dönerek Türk Milletinin yanında olmaya karar verenlere hiçbir düşmanlık beslemeyeceğim.Bizi çürümeye yollayacağınız yerden çıktığımda gidip onların,Türk Milletinin yanlıştan kurtulan evlatlarının elini tutacağım ve düşmanın oyununu bozacağım.Çünkü o zaman geçmiş unutulmuş olacak ve gelecek başlayacaktır.Ben inanıyorum ki bizi bize mahvettirmekten ibaret olan plan,sizlerin ve milletimizin hakikati ayırmaktaki basiret ve uyanıklığı ile başarısız olacaktır.

KARANLIK SENARYOLAR VE GERÇEKLER

Şimdiyi geleceğe bir bedel olarak yaşıyoruz.Güzel günler için.Şairin dediği gibi;

“Ogünler gelecek,

Dünyada yaşayan her bir can

Gözlerindeki ışığı bir diğerine uzatacak

Ve bir daha umudu katledilmiş bir çocuk ağlamayacak

O günler gelecek

Yüreğini sevdasına kurban edenler

Bir daha zemheri ayazına dönmeyecekler

O günler gelecek

Biz göremesek de yedi nesil ötesi çocuklar

Mezar taşımızdan

Yani alnımızdan öpecek

Ve dosta düşmana göstere göstere

Toprağın yufka bağrına

Birkaç damla

Ahde vefa

Sevinç gözyaşı dökecek

O günler gelecek”

İşte “o günler” uğrunda benim başıma gelecekler önemsizdir.Bensiz millet büyüklüğünden bir şey kaybetmez.Fertler pek fazla bir şey ifade etmezler.Ama yarın Türk milletinin başına gelecekler küçümsenemez. Önümüzde duran asıl mesele budur ve sorumluluk sırası benden size geçmiştir. Yüksek huzurunuza arz ettiğim hususların adli makamınızca tetkiki neticesinde takdirinizin lehime olacağına şüphem yoktur

Gerçeklerin, adaletin ve hukukun; karanlıkları ve hayali senaryoları delip geçercesine tıpkı bir güneş gibi doğacağı, şu an belki bizim uzağımızda görünen o kesin, o sarsılmaz, o katı ve doğru, o haktan yana günden, o günün şafağından yüce mahkemeye en derin ve kalbi selamlarımı gönderiyorum.

Bilinsin ki ben o şafakta doğdum, o şafakta yaşıyorum ve o şafakta öleceğim.

Ebedi önder "Vazifem ben toprak olduktan sonra da devam edecektir."demişti.

Mustafa Kemal o şafaklarda,yükseklerdedir ama bacakları halen duyarlıdır.Yere değdirmese de bizim gibi şerefli Türk Subaylarının,şerefli Türk Gençliğinin başlarına basa basa,omuzlarına basa basa ileri atıyor adımlarını,yürüyecek.Yürüteceğiz O’nu.O bu topraklarda hiç kaybetmedi.Yine kazanacak!

Odatv.com


 
< Önceki   Sonraki >
 
Tavsiye Ettiklerimiz
Yasaklı Belgesel
Tebriz Türk Takımı
Tolon Paşa ve Ordusu
O.Sinanoğlu Sohbet
İthal Tohum İhaneti
Durum Çözümlemesi
Zekeriya Öz Hakkında
Kurtuluş Savaşında 2000 Kırgız
Hakikat nerede?
Etki Ajanları
Çıkışyolu Turan
Dilde Birlik ve Türklük Şuuru
TSK'yı Yıpratma Girişimleri
Siyasetimiz Nasıl Düzelir
Sivil cehalet
Türk Ülküsü
Mevlana'dan Öğütler
Kazak ve Türkiye Türkçesi
Ampulün Anlamı
Said-i Nursi'nin Gerçek Yüzü
Bor Madeni ve Önemi
İran'a şeriat nasıl geldi?
Atatürk'ün Kaleminden
Hablemitoğlu Belgeseli
Gül'ün Süreci
Gizli Mutabakat
Gladyocu İftirası
Kürt Federe Devletine
Gökşad'tan

Saçların gezerdi yüzümde eskiden

Ağlarsın

Saçların gezerdi yüzümde eskiden,

Şimdi yanaklarımda damla damlasın.

Ne çok severdim dizinde yatmayı,

Şimdi uykumu bölen keskin bıçaksın.

 

Nefesin vururdu nefesime her akşam,

Şimdi soluğumu kesen acı rüzgarsın.

Bütün dertlerim yalnız sende biterdi,

Şimdi yüreğimde kapanmaz yarasın.

 

Şehre uzak yerlerden yıldızlar sayardık,

Şimdi gökyüzünde en uzak yıldızsın.

Ne çok özledim seni anlatabilsem,

Şimdi oturup kana kana ağlarsın...

 

Çorlu, 2002

Gökşad

 

Gölgeler

Gölgeler

-I-

Ömrün gölgesi olsun ömrümün

Uzayıp gitsin ardımca

Ben gidersem bir ikindi vakti...

Ki sen bir Cuma sabahı gelirken

Ömrüm gölgesi olmuştu ömrünün

Uzayıp gitmişti ardınca...

 

Ankara, 2004

 

Gölgeler

-II-

Bütün zamanların tek suçlusu ben miyim

Üstüme bir bulutun bile gölgesi düşmez

Bu karanlık sahrada neye pervaneyim

Kapanan gözlerime bir ışık düşmez...

 

Medet ey sevgili, yandım bu çölde!

Bu nasıl bir serap, bu nasıl bir gölge?

Düştüm düşeli bu amansız hüzne

Divane yüreğim bir lahza gülmez

                                  

Ankara, 2004

 

Ahiret'te

 


 

Tanrım sen varlığı yaratansın

Canlı cansız her şeyi kuşatansın

Bir dileğim var sen bağışlayansın

Desem korkarım demesem yer beni

 

Garip gönlüm gece gündüz âhtadır

Dileğim gönlümde sana âyandır

Kusur kulundan bağış katındandır

Desem korkarım demesem yer beni

 

Bedenimi balçıktan sen halk ettin

Yüreğime dünyayı sen dar ettin

Gönlüm coştu, dilimi sen lâl ettin

Desem korkarım demesem yer beni

 

Tanrım hurilerin gözümde değil

Aşk için bir ömür yeterli değil

Hâşâ Kaynaroğlu isyanda değil

Âhirette sevdiğime ver beni

 

               Ankara, 2003

 

Sır Kapısı

Sır Kapısı

 

Kırk sır kapısı açıldı gözlerinde

Kırk ayrı yol var her kapının birinde

Her yol ağzında ayrı idam ettiler

Sade tenim kaldı saçının telinde

 

Bir tel saç ile bağladılar çenemi

Üç tas su ile yıkadılar tenimi

 

Beni gonca gül yaprağına sardılar

Musalla diye avucuna koydular

Nasıl bilirdiniz diye sordular

Sustum da dinledim başka bir alemde

 

Aşkı bilmeyenler hiç ses çıkarmadı

Mecnun dedi ki “beni utandırmadı”

 

Kaynaroğlu, adını toprağa verdin

İki kaş arasından sıratı geçtin

Lokman’ın sırrını sen âşikar ettin

Ölü müsün diri mi, bilmez hiç kimse.

 

Ankara, 2004

 

Nevruz

  

Nevruz

Gökyüzünde göç başlar vakit gece

Sultan kız batıdan doğuya göçer

Toy düğün başlar Türkistan ilinde

Sultan Nevruz önünde gergef işler

 

Bize de gel bilinmez bir saatte

Benim de ölülerim yeyip içsin

Rızkımızı bulalım bu yengi gün’de

Bütün alem Tanrı’ya secde etsin

 

Esir Türkleri unutma Sultanım

Onlar beklese de başka baharı

Birgün muhakkak biter bu zalim kış

Yine az görür Türk, koca dünyayı

 

Hazar’a muhabbet götür sultanım

Yesevi’den hikmet getir bizlere

De ki özlemiş sizi Kaynaroğlu

Gayrı dayanmazmış gönlü hasrete

Gökşad

Sivas, 1997

 

Kuşların Rüyası

Kuşların Rüyası 

Kuşların rüyasına girdim dün gece

Karar verdim bunu hep yapacağım

Hepsi de uyuyordu gözlerinde

Onları mı yoksa seni mi kıskanayım

 

Güya bir bülbül senin nefesinden

Şiirler okuyordu seher vaktinde

Şaşırdım kaldım, ses benim sesim

Dedi ki “İlham” derler buna sizin alemde

 

Rüyasında bir güvercin konup pencerene

Uzatıp kanatlarını tutundu ellerine

Şaşırdım kaldım, el benim elim

Dedi ki “Vuslat” derler buna sizin alemde

 

Bir serçe rüyasında kanat çırpıp

Su içti avuçlarından kana kana

Şaşırdım kaldım içim yanmış benim de

Dedi ki “Mecnun” derler buna sizin alemde

 

Kuşların rüyasına girdim dün gece

Gördüm ki seni seviyorum her bedende

Bir kaknus yaklaşıp kulağıma sessizce

Dedi ki “Kader” derler buna sizin alemde

 

Dedim ki “Hayrolur İnşallah...”

Gökşad 

Ankara, 2004

 

Gidişine Ağıt

 

 Mecnûn düşünde gördü Leylâ’yı bir gece:

 Ve sen, şehirlerini benim ülkeme kurdun,Pâyitahtını benim yaralı kalbime..

.Seni bir kan pıhtısı gibi elimde tuttum.

 İnsafsız rüzgârlar uğradı yurduma: 

Yağmur kar ortasında bir çöle düştüm,Kum fırtınasında tutundum saçlarına...

Sen uykudaydın, ben kâbuslar gördüm. 

Buğday tarlalarına kızgın alevler düştü: 

Çıplak ayaklı çocuklar savruldu her yana,

Çıplak ayaklı yıldızlar gibi darmadağın...

Ne olur beni de kat, beni de kat dualarına. 

Seni düşümde gördüm,  tam altı yıl önce: 

Ve sen, gözlerini giyindin Asya ceylanlarının,

Ak sakallardan miras bir huzur yüzünde...

Gezinip durdun içinde bütün damarlarımın.    

 Benim yüreğim mahşer, senin gönlün sırat: 

Zalim bir korku boğazlar sevincimi,

Gözlerim karanlık benim, senin gözlerin hayat.

Gözlerim hiç görmesin gittiğini...  

Ki o Selçuklu şehri seni bırakır mı bilmem:

 Lacivert göğünde gözlerin, bir muska gibi dururken,

Vakitsiz düşer toprağa kırkikindi yağmurları.

Bin yıllık Medrese, yeni bir Eylül’e soyunmuşken... 

Yıldızlara söyle seni geri getirsinler: 

Onlar bilir benim çekik gözlü yüreğimi.

Geçmişin saçından tut, sana yol göstersinler,

Yıldızlar bilir benim gökçe soylu düşlerimi... 

Ankara, 2003

Gökşad 

 

Gözlerin

 

Gözlerin

 

Sanki deryalara dalar giderim

Baktıkça içimi yakar gözlerin

Her şafak vaktinde çalar kapımı

İlmiği boynuma takar gözlerin

 

Mecnun’u çöllerde koyar çaresiz

Ferhad’ı dağlara salar gözlerin

Yanımda yöremde ölüm gezdirir

Benim peşimde o yeşil gözlerin

 

Başı dik dağlara yasla sırtını

Dolunay akşamı kaldır başını

Her kim ki yazarsa kişi bahtını

Ezelden alnıma yazmış gözlerin

 

Dört duvardan gayrı yerim olmadı

Kendi gölgem bana sadık kalmadı

Şu yalan dünyada yüzüm gülmedi

Benim tek servetim senin gözlerin

 

Kefenimi yeşil sarın, beyaz olmasın

Mezarımı göğe kazın yerde kalmasın

Sevdiğim gözünden yaşlar akmasın

Gider Kaynaroğlu, kalır gözlerin

 

Sivas, 1998

 
   
 
Benzer Yazılar