Anasayfa arrow Yazarlar arrow Tuğrul Bey arrow Asala'dan sonra PKK oyunu
 
   
Türkçülüğün Esasları
Türkçülüğün Özü
A) Dilde Türkçülük
B) Sanatta Türkçülük
C) Ahlaki Türkçülük
D) Hukukta Türkçülük
E) Dinde Türkçülük
F) İktisatta Türkçülük
G) Siyasette Türkçülük
H) Felsefede Türkçülük
Büyük Türkçülerden
Türkçülerden Özlü Sözler
Genel İçerik
Marşlarımız
Görsellikler
Türk Dünyası Ezgileri 1
Türk Dünyası Ezgileri 2
Türkçülük Hakkında
Tüm Dosyalar
Tüm Yazarlar
Edebiyat
Makaleler
Tepkisiz Kalma
Ağelini Öneriniz
Belge Resim

Bilgilendirme
Türküler
Görsellik
Kitap Önerileri
Büyük Türkçüler
Büyük Türkçülerden
Azınlık veya Özerk Türkler
Nutuk
Duyurular
Özlü Sözler
Yorumsuz Resimler
Siyasi Dosyalar

  :: TSK'dan ABD-İsrail Koridoru'na balyoz
  :: Emperyalizmin Tetikçileri
  :: Komünistlerin Atatürk karşıtlığı
  :: Rockefeller'den yüzyılın itirafı
  :: Ayrılma bildirisi ve Sevr
  :: İstanbul Barosu’ndan yapılan 14 maddelik açıklama
  :: Öz Yurdunda Köleleşen Türk
  :: IŞİD – ABD ilişkisinin delilleri
  :: Barzani ve Erdoğan
  :: İran Türkleri Hapislerde
  :: Hitler’in Müftüsü Hacı Emin El Hüseyni
  :: Seçsis Neden Türkiye'de Kullanılıyor?
  :: Irak’ın 16. Tugayı Peşmergeye katıldı!
  :: Türker Ertürk , ABD tertiplerini ve ABD işbirlikçilerini açıklıyor.
  :: Hava Kuvvetlerinde Tasfiye
  :: Esad'ın Ulusal Kanal Söyleşisi
Türkçe
Türkçe Adlar
Türkçe İzgileri
Hayvan Adları
Türkçe Terimler
Göktürk Yazıtları
Kuş Adları Derlemesi
Türkçe Adlar Sözlüğü
Kazakistan Türkçesi Sözlüğü
Azerbaycan Türkçesi Sözlüğü
Dosyalar
Siyasi Dosyalar
Tarihi Dosyalar
Görüntüler
Dini Dosyalar
Belge Resim
Bilimsel Dosyalar
Atatürk
Eserleri
Makaleleri
Özlü Sözleri
Atatürk Dosyaları
İletişim
 

Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player

İlgili İçerikler

Asala'dan sonra PKK oyunu

PDF Yazdır Ağhesabı
 Hem Osmanlı hem de Türkiye Cumhuriyeti, gerek jeopolitik ve stratejik konumundan dolayı, gerek ise, sahip olduğu zengin erk kaynaklarından ve bölgedeki doğal erk kaynaklarının kesiştiği güzergahın denetimini elinde tutmasından dolayı, tarih boyunca çeşitli entrikalara maruz kalmıştır. Malum güçler bu kirli tezgahlar (entrikalar) kapsamında zaman zaman siyasi ve iktisadi arenada bizzat başrolde görülürken, çoğu zaman perde arkasından replik okumuştur. Osmanlı’nın tarih sahnesinden silinmesi ve mirasını paylaşmak için hertürlü yola başvuran bu asalak güçler, gün geldi sağ-sol çatışması yaratarak kardeşi kardeşe kırdırdı, gün geldi yüzlerce yıldır içiçe ve dostça yaşayan Ermenileri, Kürtleri, Süryanileri kullandı. Bu çirkin oyunlarından da vazgeçmeyecekler ve kirli emellerine alet etmek için yarın Alevilerin, sonra Çerkezlerin, Lazların, Gürcülerin derken, Anadolu’nun bütün zenginliklerinin kapılarını çalacaklardır. Taki, bu mozaği oluşturan unsurların, eskisi gibi birlik içerisinde, tek yürek olup gereken cevabı verene kadar.

Bu senaristlerin en çok ilgi gören ve getirisi kendilerince beğenilen Ermeni oyunu henüz gösterimdeyken, aynı senaryoyu Kürt kimliğine bürünmüş oyuncularla sahneye koymak istemeleri de, ne kadar arsız, bir o kadar da azimli olduklarını göstermektedir. Ne yazık ki, bu oyunun tekerrürden ibaret olduğunu anlamamız çok geç oldu ve ikinci perdeyi izlemeye başladık bile. Peki sonuna kadar seyredecek miyiz, yoksa akılcı bir politikayla Türkiye Cumhuriyeti’nin bekası için el birliği ile mücadele mi edeceğiz? Maymun bile, aynı çomağı iki kez yutmaz.

Türkiye Cumhuriyeti’ni, evinin arka bahçesi haline getiremeyen ve istedikleri rantı sağlayamayacaklarını anlayanlar, bölgedeki daha zayıf güçlere yönelmekle kalmayıp, bir yandan da zengin kaynaklarımızın yer aldığı Doğu ve G.Doğu’da kontrol edebilecekleri özerk bir oluşum için kolları sıvadılar. Bugün yalnızca Ermenistan’da değil, aynı zamanda diğer Kafkas ülkelerinde, Rusya’nın yanı sıra, önde gelen Avrupa ülkelerinin, ABD’nin ve tabi ki, İsrail’in ekonomik ve siyasi güç elde etmek istedikleri aşikardır. Bu ülkelerde Türkleri ve Türkiye’yi sözde soykırımla suçlayan anıtlar dikilmekte, hatta parlamentolarında sözde soykırım iddiaları kabul edilmektedir. Ne yazık ki, tarihçilere bırakılması gereken bu konular, siyasetçilerin elinde siyasi malzeme haline dönüştürülmüştür.

Her ne kadar dünya kamuoyu kulaklarını tıkasa, gözlerini kapasa da; her türlü belge ile gözler önüne serilen Ermeni zulümlerini buraya taşımak istemiyorum, ancak tarih boyunca adeta köle muamelesi gören Ermenilerin, Türklerin insanca muamelesini görmüş ve dönemin her türlü imkanından yararlanmıi olmalarına rağmen neden bu nankörlük ve ihanet içerisinde yer aldıklarına da anlam veremiyorum. Üstelik, dönemin vatandaşlık imkanlarından gayri müslimler içerisinde en fazla yararlanmalarına ve uğraş alanlarında yükselmelerine imkan verilmesine, hatta devlet kademelerinde önemli mevkilere getirilmelerine rağmen ... Aynı sorunun ne yazık ki, Kürt ve Süryani unsurlarımız için de mantıklı bir açıklaması yok. Ama şu da bir gerçek ki, Osmanlı devletinin zayıflama döneminde Avrupa’nın her alanda müdahale etmesiyle Türk-Ermeni ilişkilerinde de bir bozulma başlamış, özellikle misyoner din adamı kisvesinde, Osmanlı devleti içine yerleştirdikleri provokatörlerin faaliyetleriyle Ermeniler; dini, kültürel, ticari, sosyal, siyasi açılardan Türk toplumundan uzaklaştırılmıştır ve trajik olaylar başlamış, Doğu Anadolu’dan İstanbul’a kadar yayılan isyan hareketlerinde binlerce Türk ve Ermeni hayatlarını kaybetmiştir. Anadolu dışında kurulan Hınçak, Taşnak, Ramgavar, Hınçak İhtilal Komitesi, Silahlılar Cemiyeti, Ermenistan’a Doğru Cemiyeti, Genç Ermenistan Cemiyeti, İttihat ve Halas Cemiyeti ve Karahaç Cemiyeti gibi örgütler, halkı silahlı ayaklanmaya sevk etmişlerdir.

Ne yazık ki, aynı senaryo 30 yılı aşkın bir süredir Kürt halkımıza oynatılmıştır. İzlenen strateji aynı olmakla beraber, Atatürk gibi kudretli ve ileri görüşlü bir liderin eksikliği, Türkiye Cumhuriyeti’nin aynı kaderi yaşamasını engelleyememiştir. Oysa ki Atatürk, bundan 83 yıl önce bugünleri görmüş ve gençler üzerinden tüm Türk milletini uyarmıştı. Lütfen, Gençliğe Hitabe’yi hatırlayalım !

Konuyu daha fazla dağıtmadan, yakın tarihimizdeki gelişmeleri çok yüzeysel olarak ele alacak olursak, ortaya şu şekilde özet bir tablo çıkmaktadır :

"Ermenilerin bir fikir ve bir bayrak altında toplanması, siyasi ortamın değerlendirilerek, 4-T stratejisinin son aşaması olan toprak taleplerine yönelinmesi"  amacıyla, terör örgütü ASALA'nın da etkin rol oynadığı, “I. Dünya Ermeni Örgütleri Kongresi”, 03-06 Eylül 1979 tarihlerinde Paris'te toplanmış ve Fransa'daki Ermeni ihtilâlci güçler üzerinde etkili olmuştur.

  Lübnan/Sidon’da 8 Nisan 1980 tarihinde ortak bir basın toplantısı düzenleyen PKK ve ASALA, bu çakışlarının tepkiyle karşılanması üzerine ilişkilerini illegal alanda gizli olarak yürütme kararı aldılar.

PKK ile Ermeniler, 21-28 Nisan 1980 tarihini Kızıl hafta olarak ilan ederek, “24 Nisan” tarihini sözde Ermenilerin katledilme günü olarak birlikte andılar.

Bunu takiben 09 Kasım 1980'de Türkiye'nin Strazburg Başkonsolosluğuna, 19 Kasım 1980'de ise, THY'nin Roma bürosuna yönelik saldırılar PKK ve ASALA terör örgütleri tarafından ortaklaşa üstlenildi.

Yaşanan terör eylemlerinin Avrupa’ya sıçraması üzerine 1983 Lozan Kongresi toplanmış ve dünya kamuoyu destek verdikleri Ermenileri kınama durumuna gelmiştir. Özellikle toplu katliam şekline varan eylemler, Ermenilere en yakın ve destekçi devletleri bile tedirgin etmeye başlamıştır. ASALA'nın katılmadığı ve "Ermeni silahlı ve siyasi görüşlerini birleştirerek birlikte hareket etmelerini sağlamak" amacıyla gerçekleştirilen kongre sonrasında, alınan talimatlar gereği şiddet yanlıları azınlıkta kalmış ve Taşnak ile ASALA'da bölünmeler görülmüştür.
Ermeni komiteleri, Türkiye'ye yönelik terör hareketlerini 1984'ten sonra PKK'ya bırakarak, sözde iddialarını Ermeni diasporası aracılığıyla sürdürmeye devam etmişlerdir. ABD'nin bazı eyaletleri ve Ermenileri destekleyen başta Fransa gibi Avrupalı ülke parlamentolarından "sözde Ermeni Soykırımı"nı kabul eden yasaların çıkmasını sağlamışlardır. Bu süreç halen devam etmekte olup, ne yazık ki, İsveç de 11 Mart 2010 günü gerçekleştirdiği Parlamento Genel Kurul toplantısında sözde soykırımı tanıma kararı almıştır.

Sevr'de 07-13 Temmuz 1985 tarihinde toplanan "III. Dünya Ermeni Örgütleri Kongresi"nde ise, malum "Ermeni Anayasası" kabul edilmiştir.

06-09 Ocak 1993 tarihlerinde ise, Beyrut'taki iki ayrı kilisede düzenlenen toplantılarda Türkiye'yi yakından ilgilendiren önemli kararlar alınmıştır. Lübnan Ermeni Ortodoks Başpiskoposu ve Ermeni parti yetkililerinin yanı sıra 150 civarında gencin katıldığı toplantılarda şu kararlar alınmıştır:

  • Türkiye'ye karşı bir süre sakin tutum gösterilmelidir.
  • Ermeni toplumu gittikçe büyümüştür ve ekonomik yönden güçlenmektedir.
  • Geliştirilen propaganda faaliyetleri sayesinde, bütün dünyada (sözde) soykırım daha iyi bilinmeye başlanmıştır. Böylece ilk “T”, yani “Tanıtım” hedefine ulaşılmıştır.
  • Ermenistan devleti kurulmuştur (2. “T”i yani “Tanınma”); atalarının intikamını alacaklardır ve her geçen gün toprakları genişlemektedir (3. ve 4. “T” planı işlemektedir, yani “Tazminat” ve “Toprak talebi”).
  • Başta ABD olmak üzere, diğer batılı ülkelerin de Karabağ'da sürdürülen savaşta Ermenileri haklı bulmuşlardır; bu fırsat iyi değerlendirilmeli ve Karabağ'da savaşan Ermeni gençlerine yenileri katılmalıdır.
  • PKK’nın Türkiye'deki terör faaliyetleri devam edecektir.
  • Türkiye bölünecek ve Kürt devleti kurulacaktır.
  • Ermeniler, Kürtlerle olan ilişkilerini iyi bir şekilde yürütmeli ve Kürtlerin mücadelelerini desteklemelidirler.

Bölücü terörist elebaşı Abdullah Öcalan, Ermeni Yazarlar Birliği tarafından "Büyük Ermenistan hayali fikrine olan katkılarından dolayı" onur üyeliğine seçilmiştir.

Ermeni Halk Hareketi'nin bünyesinde, bir çok Avrupa ülkesinde olduğu gibi bir Kürdistan Komitesi oluşturulmuştur.

 Ermeni Hınçak Partisi, ASALA ve PKK terör örgütü mensuplarının katılımıyla Batı Beyrut'ta bulunan PKK terör örgütü merkezinde 4 Haziran 1993 tarihinde bir toplantı yapılmıştır.

Anlaşılacağı üzere, ASALA terör örgütünün işbirlikçisi ve stratejik ortağı PKK ve Kürt halkı üzerinden oynanan oyunda da; Tıpkı Lozan’da olduğu gibi, AB uyum yasaları çerçevesinde her türlü fedakarlığı göğüsleyen Türkiye’ye karşı bahanesi kalmayan dünya kamuoyu giderek PKK’yı sözde kınama durumuna gelmiştir. PKK terör örgütünün eylemleri, zaman zaman Avrupa’ya da sıçrayınca, Avrupalı destekçilerini de tedirgin etmeye başlamış ve bir sonraki aşamaya; yani tıpkı ASALA’nın yerini, siyasi işbirliği ve mücadeleye bırakması gibi, PKK’nın da siyasileştirilme zamanı gelmiştir. Bu bağlamda, PKK terör örgütü ile kanbağı bulunan ve Danimarka’dan yayın yapan Roj Tv’nin kapatılarak, yeni bir Tv (Muhtemelen İsveç’ten yapacak) üzerinden sözde temiz bir propaganda başlatılması da, AB hayalleri ile avutulan Türkiye’ye karşı bir iyi niyet göstergesi ve fedakarlıklarının karşılığı olarak gösterilmek istenmektadir. Sonrasında ise, malum “4-T” planının en önemli aşamasına; “TANIMA” aşamasına geçilerek, hiçbir zaman bölgede güçlenmesi arzulanmayan Türkiye Cumhuriyeti’ne yeni bir darbe vurulması arzulanmaktadır.

Ama sanmayın ki dış güçlerin oyunları burada bitecek. Bu oyun çok tuttuğu için seriye devam edilecektir. Bunun için yeni oyuncular da hazırdır. Ermeni ve Kürtlerden sonra, Süryaniler başrolü üstlenecektir. Ekonomik ve siyasi menfaatleri için sözde soykırım iddiaları ile yola çıkan bazı unsurlar çoktan repliklerini prova etmeye ve kendi vatandaşlarımızı ülkemize, halkımıza düşman etmeye başladılar bile.

Bu aşamada yalnızca Ermenilerin değil, I. Dünya Savaşı’nda Osmanlı’yı parçalamak isteyen İngilizlerin, Fransızların, Rusların propagandaları ve destekleri de halen sürmektedir. Rusya’nın, en eski dış politikasını oluşturan; İstanbul’u ele geçirerek sıcak denizlere inmek arzusundan vazgeçtiğini, Rusların Boğazlar ve/veya bölgedeki etkin güç ve geçiş köprüsü olan Türkiye üzerindeki etkinliğini arzulamayan Fransa, İngiltere gibi Avrupa ülkelerinin bu bağlamdaki siyasi ve ekonomik mücadelelerinden vazgeçtiklerini düşünmek yanlış olur.

Türklüğün adil, insani, hoşgörülü, birleştirici anlayış ve inancını suistimal etmeyen herhesi saygı ile selamlıyorum.

14.11.2010

Tuğrul Bey


 
Sonraki >
 
Tavsiye Ettiklerimiz
Yasaklı Belgesel
Tebriz Türk Takımı
Tolon Paşa ve Ordusu
O.Sinanoğlu Sohbet
İthal Tohum İhaneti
Durum Çözümlemesi
Zekeriya Öz Hakkında
Kurtuluş Savaşında 2000 Kırgız
Hakikat nerede?
Etki Ajanları
Çıkışyolu Turan
Dilde Birlik ve Türklük Şuuru
TSK'yı Yıpratma Girişimleri
Siyasetimiz Nasıl Düzelir
Sivil cehalet
Türk Ülküsü
Mevlana'dan Öğütler
Kazak ve Türkiye Türkçesi
Ampulün Anlamı
Said-i Nursi'nin Gerçek Yüzü
Bor Madeni ve Önemi
İran'a şeriat nasıl geldi?
Atatürk'ün Kaleminden
Hablemitoğlu Belgeseli
Gül'ün Süreci
Gizli Mutabakat
Gladyocu İftirası
Kürt Federe Devletine
Gökşad'tan

Saçların gezerdi yüzümde eskiden

Ağlarsın

Saçların gezerdi yüzümde eskiden,

Şimdi yanaklarımda damla damlasın.

Ne çok severdim dizinde yatmayı,

Şimdi uykumu bölen keskin bıçaksın.

 

Nefesin vururdu nefesime her akşam,

Şimdi soluğumu kesen acı rüzgarsın.

Bütün dertlerim yalnız sende biterdi,

Şimdi yüreğimde kapanmaz yarasın.

 

Şehre uzak yerlerden yıldızlar sayardık,

Şimdi gökyüzünde en uzak yıldızsın.

Ne çok özledim seni anlatabilsem,

Şimdi oturup kana kana ağlarsın...

 

Çorlu, 2002

Gökşad

 

Gölgeler

Gölgeler

-I-

Ömrün gölgesi olsun ömrümün

Uzayıp gitsin ardımca

Ben gidersem bir ikindi vakti...

Ki sen bir Cuma sabahı gelirken

Ömrüm gölgesi olmuştu ömrünün

Uzayıp gitmişti ardınca...

 

Ankara, 2004

 

Gölgeler

-II-

Bütün zamanların tek suçlusu ben miyim

Üstüme bir bulutun bile gölgesi düşmez

Bu karanlık sahrada neye pervaneyim

Kapanan gözlerime bir ışık düşmez...

 

Medet ey sevgili, yandım bu çölde!

Bu nasıl bir serap, bu nasıl bir gölge?

Düştüm düşeli bu amansız hüzne

Divane yüreğim bir lahza gülmez

                                  

Ankara, 2004

 

Ahiret'te

 


 

Tanrım sen varlığı yaratansın

Canlı cansız her şeyi kuşatansın

Bir dileğim var sen bağışlayansın

Desem korkarım demesem yer beni

 

Garip gönlüm gece gündüz âhtadır

Dileğim gönlümde sana âyandır

Kusur kulundan bağış katındandır

Desem korkarım demesem yer beni

 

Bedenimi balçıktan sen halk ettin

Yüreğime dünyayı sen dar ettin

Gönlüm coştu, dilimi sen lâl ettin

Desem korkarım demesem yer beni

 

Tanrım hurilerin gözümde değil

Aşk için bir ömür yeterli değil

Hâşâ Kaynaroğlu isyanda değil

Âhirette sevdiğime ver beni

 

               Ankara, 2003

 

Sır Kapısı

Sır Kapısı

 

Kırk sır kapısı açıldı gözlerinde

Kırk ayrı yol var her kapının birinde

Her yol ağzında ayrı idam ettiler

Sade tenim kaldı saçının telinde

 

Bir tel saç ile bağladılar çenemi

Üç tas su ile yıkadılar tenimi

 

Beni gonca gül yaprağına sardılar

Musalla diye avucuna koydular

Nasıl bilirdiniz diye sordular

Sustum da dinledim başka bir alemde

 

Aşkı bilmeyenler hiç ses çıkarmadı

Mecnun dedi ki “beni utandırmadı”

 

Kaynaroğlu, adını toprağa verdin

İki kaş arasından sıratı geçtin

Lokman’ın sırrını sen âşikar ettin

Ölü müsün diri mi, bilmez hiç kimse.

 

Ankara, 2004

 

Nevruz

  

Nevruz

Gökyüzünde göç başlar vakit gece

Sultan kız batıdan doğuya göçer

Toy düğün başlar Türkistan ilinde

Sultan Nevruz önünde gergef işler

 

Bize de gel bilinmez bir saatte

Benim de ölülerim yeyip içsin

Rızkımızı bulalım bu yengi gün’de

Bütün alem Tanrı’ya secde etsin

 

Esir Türkleri unutma Sultanım

Onlar beklese de başka baharı

Birgün muhakkak biter bu zalim kış

Yine az görür Türk, koca dünyayı

 

Hazar’a muhabbet götür sultanım

Yesevi’den hikmet getir bizlere

De ki özlemiş sizi Kaynaroğlu

Gayrı dayanmazmış gönlü hasrete

Gökşad

Sivas, 1997

 

Kuşların Rüyası

Kuşların Rüyası 

Kuşların rüyasına girdim dün gece

Karar verdim bunu hep yapacağım

Hepsi de uyuyordu gözlerinde

Onları mı yoksa seni mi kıskanayım

 

Güya bir bülbül senin nefesinden

Şiirler okuyordu seher vaktinde

Şaşırdım kaldım, ses benim sesim

Dedi ki “İlham” derler buna sizin alemde

 

Rüyasında bir güvercin konup pencerene

Uzatıp kanatlarını tutundu ellerine

Şaşırdım kaldım, el benim elim

Dedi ki “Vuslat” derler buna sizin alemde

 

Bir serçe rüyasında kanat çırpıp

Su içti avuçlarından kana kana

Şaşırdım kaldım içim yanmış benim de

Dedi ki “Mecnun” derler buna sizin alemde

 

Kuşların rüyasına girdim dün gece

Gördüm ki seni seviyorum her bedende

Bir kaknus yaklaşıp kulağıma sessizce

Dedi ki “Kader” derler buna sizin alemde

 

Dedim ki “Hayrolur İnşallah...”

Gökşad 

Ankara, 2004

 

Gidişine Ağıt

 

 Mecnûn düşünde gördü Leylâ’yı bir gece:

 Ve sen, şehirlerini benim ülkeme kurdun,Pâyitahtını benim yaralı kalbime..

.Seni bir kan pıhtısı gibi elimde tuttum.

 İnsafsız rüzgârlar uğradı yurduma: 

Yağmur kar ortasında bir çöle düştüm,Kum fırtınasında tutundum saçlarına...

Sen uykudaydın, ben kâbuslar gördüm. 

Buğday tarlalarına kızgın alevler düştü: 

Çıplak ayaklı çocuklar savruldu her yana,

Çıplak ayaklı yıldızlar gibi darmadağın...

Ne olur beni de kat, beni de kat dualarına. 

Seni düşümde gördüm,  tam altı yıl önce: 

Ve sen, gözlerini giyindin Asya ceylanlarının,

Ak sakallardan miras bir huzur yüzünde...

Gezinip durdun içinde bütün damarlarımın.    

 Benim yüreğim mahşer, senin gönlün sırat: 

Zalim bir korku boğazlar sevincimi,

Gözlerim karanlık benim, senin gözlerin hayat.

Gözlerim hiç görmesin gittiğini...  

Ki o Selçuklu şehri seni bırakır mı bilmem:

 Lacivert göğünde gözlerin, bir muska gibi dururken,

Vakitsiz düşer toprağa kırkikindi yağmurları.

Bin yıllık Medrese, yeni bir Eylül’e soyunmuşken... 

Yıldızlara söyle seni geri getirsinler: 

Onlar bilir benim çekik gözlü yüreğimi.

Geçmişin saçından tut, sana yol göstersinler,

Yıldızlar bilir benim gökçe soylu düşlerimi... 

Ankara, 2003

Gökşad 

 

Gözlerin

 

Gözlerin

 

Sanki deryalara dalar giderim

Baktıkça içimi yakar gözlerin

Her şafak vaktinde çalar kapımı

İlmiği boynuma takar gözlerin

 

Mecnun’u çöllerde koyar çaresiz

Ferhad’ı dağlara salar gözlerin

Yanımda yöremde ölüm gezdirir

Benim peşimde o yeşil gözlerin

 

Başı dik dağlara yasla sırtını

Dolunay akşamı kaldır başını

Her kim ki yazarsa kişi bahtını

Ezelden alnıma yazmış gözlerin

 

Dört duvardan gayrı yerim olmadı

Kendi gölgem bana sadık kalmadı

Şu yalan dünyada yüzüm gülmedi

Benim tek servetim senin gözlerin

 

Kefenimi yeşil sarın, beyaz olmasın

Mezarımı göğe kazın yerde kalmasın

Sevdiğim gözünden yaşlar akmasın

Gider Kaynaroğlu, kalır gözlerin

 

Sivas, 1998

 
   
 
Benzer Yazılar