Anasayfa arrow Dosyalar arrow Siyasi Dosyalar arrow DarbePlanı Öyle Yapılmaz , Böyle Yapılır
 
   
Türkçülüğün Esasları
Türkçülüğün Özü
A) Dilde Türkçülük
B) Sanatta Türkçülük
C) Ahlaki Türkçülük
D) Hukukta Türkçülük
E) Dinde Türkçülük
F) İktisatta Türkçülük
G) Siyasette Türkçülük
H) Felsefede Türkçülük
Büyük Türkçülerden
Türkçülerden Özlü Sözler
Genel İçerik
Marşlarımız
Görsellikler
Türk Dünyası Ezgileri 1
Türk Dünyası Ezgileri 2
Türkçülük Hakkında
Tüm Dosyalar
Tüm Yazarlar
Edebiyat
Makaleler
Tepkisiz Kalma
Ağelini Öneriniz
Belge Resim

Bilgilendirme
Türküler
Görsellik
Kitap Önerileri
Büyük Türkçüler
Büyük Türkçülerden
Azınlık veya Özerk Türkler
Nutuk
Duyurular
Özlü Sözler
Yorumsuz Resimler
Siyasi Dosyalar

  :: TSK'dan ABD-İsrail Koridoru'na balyoz
  :: Emperyalizmin Tetikçileri
  :: Komünistlerin Atatürk karşıtlığı
  :: Rockefeller'den yüzyılın itirafı
  :: Ayrılma bildirisi ve Sevr
  :: İstanbul Barosu’ndan yapılan 14 maddelik açıklama
  :: Öz Yurdunda Köleleşen Türk
  :: IŞİD – ABD ilişkisinin delilleri
  :: Barzani ve Erdoğan
  :: İran Türkleri Hapislerde
  :: Hitler’in Müftüsü Hacı Emin El Hüseyni
  :: Seçsis Neden Türkiye'de Kullanılıyor?
  :: Irak’ın 16. Tugayı Peşmergeye katıldı!
  :: Türker Ertürk , ABD tertiplerini ve ABD işbirlikçilerini açıklıyor.
  :: Hava Kuvvetlerinde Tasfiye
  :: Esad'ın Ulusal Kanal Söyleşisi
Türkçe
Türkçe Adlar
Türkçe İzgileri
Hayvan Adları
Türkçe Terimler
Göktürk Yazıtları
Kuş Adları Derlemesi
Türkçe Adlar Sözlüğü
Kazakistan Türkçesi Sözlüğü
Azerbaycan Türkçesi Sözlüğü
Dosyalar
Siyasi Dosyalar
Tarihi Dosyalar
Görüntüler
Dini Dosyalar
Belge Resim
Bilimsel Dosyalar
Atatürk
Eserleri
Makaleleri
Özlü Sözleri
Atatürk Dosyaları
İletişim
 

Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player

İlgili İçerikler

DarbePlanı Öyle Yapılmaz , Böyle Yapılır

PDF Yazdır Ağhesabı

28 Eylül 2011 tarihi itibariyle, Hasdal Askeri Cezaevinde tutuklu 56 muvazzaf general ve amiral ile 200 Subay ve Astsubay var.  Buna Silivri Cezaevinde tutuklu bulunan emekli general ve amiraller ile subay ve astsubaylar dâhil değildir. Bunların içinde; zamanın Ordu, Kolordu, Tümen ve Tugay Komutanları ile Deniz ve Hava Kuvvetleri Komutanları da var. Balyoz Darbe Planı kapsamında toplam 194 general, amiral, subay ve astsubay, darbeye teşebbüs etmekle itham ediliyorlar.

1.     DARBE PLANI ÖYLE YAPILMAZ:

Diyorlar ki:

“Darbe planı hazırladılar ve 1nci Ordu Komutanlığı’nda düzenledikleri seminerde provasını yaptılar.”

Hadi diyelim ki inandık:

Darbe planı hazırladılar. Ama Dünyanın hiçbir yerinde yüzlerce subay ve astsubayların katıldığı bir ortamda, darbe planlarının provasını yapacak kadar saf bir tek asker bulamazsınız.

Diyorlar ki:

“Darbe yapmak için toprağa, silah ve mermileri gömdüler. Topraktan silah fışkırıyor.”

Hadi diyelim ki inandık:

Darbe planı hazırladılar ve toprağa silahları gömdüler. Ama cephaneliklerin anahtarları zaten darbe yapmakla itham edilen general ve amirallerin ellerindeydi. Neden toprağa gömsünler? Aynı tür silah ve cephaneler, acaba başka kimlerin ellerinde var?

Diyorlar ki:

“Darbe planını hazırladılar, provasını yaptılar, toprağa silahları gömdüler ama zamanın Genelkurmay Başkanı farkına vardı ve darbeyi engelledi.”

Hadi diyelim ki inandık:

Darbe planları hazırladılar, provasını yaptılar, toprağa silahları gömdüler. Acaba; kararlarını vermiş, provalarını yapmış, silahlarını hazırlamış ve vurucu gücü elinde bulunduran ordu, kolordu, tümen ve tugay komutanları ile Deniz ve Hava Kuvvetleri komutanlarını Genelkurmay Başkanı engelleyebilir miydi? Hem, böyle bir vahim durumda neden görevini yaparak, derhal görevden alınmalarını ve askeri mahkemede yargılanmalarını sağlamadı?

Diyorlar ki:

“Bir gazeteci tarafından bavulla getirilen belgeler, döşeme altına saklanmış CD ve yazışmalar var. ”

Hadi diyelim ki inandık:

Darbe planları hazırladılar, provasını yaptılar, toprağa silahları gömdüler ve Genelkurmay Başkanı farkına varıp engelledi.

Pekiyi ama neden bu belgeleri imha etmeyip, bavulla gazetecilerin eline geçsin diye ortalığa saçtılar ve döşeme altlarına sokuşturdular?

Esas darbe planının kayıtlı olduğu 11 numaralı CD, yapılan bilimsel incelemeler sonunda neden sahte çıktı?

Polis tarafından, bazı sanıkların telefonlarına neden sahte suç delilleri yüklendi. Bu durum ortaya çıkınca, neden yanlışlıkla (sehven) olmuş dediler?

Diyorlar ki: “Darbe ortamı yaratmak için cami bombalayacaklarmış veya Ege Denizinde kendi uçağımızı düşürüp Yunanlılar düşürdü diyerek harp çıkaracaklarmış.”

Hadi diyelim ki inandık:

Darbe planları hazırladılar, provasını yaptılar, toprağa silahları gömdüler, Genelkurmay Başkanı farkına varıp engelledi ve cami bombalayıp, uçak düşüreceklerini de tespit etti.

Ama bu tür iddiaları ispatlayan bir tek yazılı ve ıslak imzalı belge yok. Ayrıca, bu gibi iftiraları içeren CD’nin sahte olduğu bilimsel olarak kanıtlandı.

Ayrıca, darbe yapmak için harp çıkarmayı göze alabilecek kadar gözü dönen insanlar, harp çıkararak başlarını belaya sokmadan darbeyi yapıverirler, her şey olur biterdi. Darbe yapmak için harp çıkaracak kadar aklını, fikrini ve vicdanını yitiren bir tek asker bulamazsınız. Esas, bu gibi iddiaları Türk Ordusuna yamamaya çalışanların ne kadar şeytanca düşünebildiklerini, ahlak ve namustan yoksun olduklarını göstermektedir.

Hem, bütün bunların farkına vararak darbeyi engelleyebilen Genelkurmay Başkanı; cami bombalayıp, kendi uçağımızı düşürebilecek kadar aklını, fikrini yitirmiş ordu, kolordu, tümen ve tugay komutanları ile Deniz ve Hava Kuvvetleri komutanlarını neden görevde tuttu?

Ayrıca, Darbe yapmak için her şeyi göze alabilecek kadar kararlı olan zamanın komutanları, birdenbire hidayete erip sessiz sedasız görevlerini sürdürüp emekli olmaya mı karar verdiler?

Eğer, gerçekten darbe yapmaya karar verip, bu kadar hazırlık yaptıktan sonra, hemencecik vazgeçerler miydi?

Her şey, Türk Ordusunu tasfiye etmek amacıyla düzenlenmiş şeytanca bir plan olamaz mı?

 2.     DARBE PLANI ÖYLE YAPILMAZ BÖYLE YAPILIR:

 a.     Öncelikle, Dünyanın süper gücü Amerika’nın, Ortadoğu’daki petrol kaynaklarını kontrol altına almak maksadıyla; Amerikan yandaşı olmayan yönetimleri devirmek için hazırladığı “Büyük Ortadoğu Projesi”   isimli darbe planına taşeronluk yapmayı kabul edeceksiniz.

 

 b.     Bu plan kapsamında kurulması öngörülen “Bağımsız Kürt Devleti’nin” oluşturulmasına göz yummaya razı olacaksınız.

 c.      Kuzey Irak Kürt Yönetimi’nin sorumlu olduğu bölgede yuvalanan PKK terör örgütüne karşı, Türk Ordusu’nun kapsamlı “sınır ötesi harekât” yapmasına izin vermemeyi taahhüt edeceksiniz.

 d.     İslam Dünyasının tepkilerini kontrol altına almak amacıyla; Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa Birliği tarafından “Ilımlı İslam” adı altında yaratılmaya çalışılan düzmece dinin sözde halifeliğine teşne bir cemaat imamı bulacaksınız. Bu imamı Vatikan’a gönderip Papa’nın elini öptürerek Hıristiyan Dünyasının onayını alacaksınız.

 e.     Cemaat tarafından, fakir ve maddi desteğe muhtaç çocuklara sunulan yurt ve ev gibi olanaklar kullanılarak okutulan ve bu süreç içinde mürit haline dönüştürülen adamlarınızı; vali ve kaymakam gibi Devletin idari kademeleri ile hâkim ve savcı gibi adli birimlerine ve Emniyet İstihbarat kuruluşlarına sızdıracaksınız. Bunlara; “Aman, Devlet gücünü tamamen ele geçirinceye kadar kendinizi belli etmeyin” diyerek çok sıkı tembihte bulunacaksınız.

 f.       Tıpkı, Arap ülkelerinde “Müslüman Kardeşler örgütünün” yaptığı gibi; gezici erkek ve kadın vaizler görevlendireceksiniz. Ülke çapında düzenli olarak cami ve ev sohbetleri organize edeceksiniz. Bu sohbetlerde, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş temelleri olan “ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlük, laiklik ve Atatürk ilke ve devrimlerini” kötüleyerek, din kisvesi altında insanların beyinlerini yıkayacaksınız. Halkı, Hıristiyanlıkla uyumlu olarak yaratılmaya çalışılan “Ilımlı İslam” yönünde şartlandırmaya çalışacaksınız.

 g.     Müritlerinizi sızdırdığınız emniyet, istihbarat ve özel olarak oluşturduğunuz birimlerle; muhaliflerinizin telefonlarını dinleyecek ve yatak odalarına varıncaya kadar gözleyip, kişilerin özel hayatlarını kaydedeceksiniz. Bunları kesip, biçip ekleyerek sahte suç delilleri oluşturup, yeri ve zamanı gelince kullanmak üzere arşivleyeceksiniz.

h.     Kendinize biat etmiş bir yandaş medya oluşturmak amacıyla; tarafsız ve muhalif medya kuruluşları üzerine emrinizdeki vergi denetim uzmanlarını salarak, astronomik vergi cezaları kestirerek iflas noktasına getirip ele geçireceksiniz. Muhalif yazarları ekmeğinden edeceksiniz.

 i.       Ağzınızı açtığınız andan itibaren; Türk, Kürt diye başlayıp 32 etnik kimlik sayacaksınız, arkasından laik-anti laik, Alevi-Sünni, dindar-din karşıtı gibi etnik, mezhepsel ve ideolojik bazda milleti ayrıştırarak böl parçala yönet taktiğini uygulayacaksınız.

 

 j.       Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerini sarsıcı ve kuruluş ilkelerine aykırı plan ve projelere karşı çıkan aydınlar ile Türk Ordusunu tasfiye etmek amacıyla, gerekli hukuki altyapıyı oluşturacaksınız. Bunun için:

1)    Demokrasiye aykırı olan Devlet Güvenlik Mahkemelerini kaldırıyoruz diyerek, bunların yerine “Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemeleri” kuracaksınız.

2)    Bu mahkemelere, özel olarak yetiştirdiğiniz yandaş hâkim ve savcıları atayacaksınız.

3)    Söz konusu mahkemelerin hâkim ve savcılarına; “Şüpheli olarak gördükleri kişileri 10 yıla kadar sorgusuz sualsiz tutuklamak dâhil” çok geniş yetkiler vereceksiniz.

4)    Türk Ceza Kanunu’na; “Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs eden kimseye ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilir” maddesini ilave edeceksiniz.

  5)    Böyle her yöne çekilebilecek bir madde sayesinde, istenirse “hükümete muhalefet eden herkese bir kulp takarak, müebbet hapisle yargılama imkânı” yaratacaksınız.

 6)    Terörle Mücadele Kanununda; “Müdafiin dosya içeriğini incelemesi veya belgelerden örnek alması, soruşturmanın amacını tehlikeye düşürebilecek ise, Cumhuriyet savcısının istemi üzerine hâkim kararıyla bu yetkisi kısıtlanabilir” şeklinde değişiklik yapacaksınız.

 7)    Böylece, Türk hukuk sistemine “GİZLİ DELİL” kavramı sokacaksınız ve sanığa   “suçu ve neyle suçlandığı” söylenmeyerek savunma hakkının kısıtlanmasını sağlayacaksınız.

8)    Bu arada; “Terörle Mücadele Kanunu'nda Anayasal düzenin değiştirilmesi için örgütün silahlı örgüt olması şartı” getireceksiniz. Böylece:

Tarikat ve cemaatlerin; Cumhuriyet Anayasasının öngördüğü anayasal düzene karşı yürüttükleri eylemleri, suç kapsamı dışına çıkaracaksınız.

 

 İktidarda olmanın verdiği gücü kullanarak; Silah kullanmaya gerek kalmadan, ülkenin anayasal düzenini “Sivil darbe yoluyla Ilımlı İslam Cumhuriyeti’ne ve tek adam diktasına dönüştürmeyi” müebbetlik anayasal suç olmaktan kurtaracaksınız.

Buna karşılık; Anayasal görevi ve doğası gereği, silahla donatılmış olan Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarını, istendiği zaman bir kulp takılarak, kolayca “ Anayasal düzeni değiştirmek için silahlı örgüt kurdular” ithamlarıyla yargılamanın yolunu açacaksınız.

9)    Tanık Koruma Kanunuyla, hukuk sistemine “GİZLİ TANIK”  müessesesini sokacaksın. Buna göre; aleyhinize şahitlik yapan kişi veya kişilerin;

“Yüzleri saklanıp, sesleri değiştirilip ve kimlikleri gizlenerek duruşma sırasında veya duruşma salonu dışında ses ve görüntü akarımı yoluyla şahitlik yapmalarına” imkânı sağlayacaksınız.

10)          Böylece; “Etkin pişmanlık yasasından faydalanmak veya sanıklardan intikam almak isteyen terörist eskileri ile pek çok cinayetin faili olduğu belirlenen kişilerin bile, Tanık Koruma Kanunundan yararlanarak temize çıkmak için yalancı şahitlik yapmalarının” yolunu açacaksınız.

 11)          Bir kanun çıkararak “Anayasal düzene karşı suçlar” ile “terör” ve “çete” suçları doğrudan özel yetkili sivil savcılıklar tarafından soruşturulacak hükmü getireceksiniz.

 Bu değişiklikle, askeri bölgede bile işlenmiş olsa (disiplin suçları hariç) muvazzaf subayların sivil yargı tarafından yargılanmalarının yolunu açacaksınız.

12)          Yeni bir kanun çıkararak; “Hâkim ve savcıların bir soruşturma, kovuşturma veya davayla ilgili olarak yaptıkları işlem, yürüttükleri faaliyet veya verdikleri her türlü kararlar nedeniyle; Kişisel kusur, haksız fiil veya diğer sorumluluk sebeplerine dayanılarak da olsa hâkim veya savcı aleyhine tazminat davası açılamaz” hükmü getireceksiniz.

Böylece; Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemelerinin hâkim ve savcıları, siyasal iktidarın ve cemaatin istediği kişileri, haksız yere bilerek ve isteyerek 10 yıl tutuklu olarak içeride yatırsa ve sonunda beraat etseler bile, o hâkim ve savcı aleyhine dava açmalarının yolunu kapatıp, yaptıklarının yanlarına kâr kalmasını sağlayacak güvenceyi vereceksiniz.

13)           Muhalif aydınları, medya mensuplarını, bilim insanlarını, siyasal rakiplerinizi ve Türk Ordusunu “Silahlı terör örgütü veya silahlı çete” olarak itham etmenin yolunu işte böyle açacaksınız.

14)          Ayrıca, Anayasa değişiklikleri yaparak; Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna ve Yüksek Yargıya “Adalet Bakanlığı eşeği aday gösterse, oyumu verip seçerim” diyebilen ve “Anayasa Mahkemesi Başkanı Olarak hukukçu olmayan birisini seçebilecek kadar” siyasal iktidara biat eden zihniyete sahip hukukçuları kilit noktalara getireceksiniz.

15)          Buna karşılık, siyasal iktidar ile cemaat mensuplarının aleyhine karar veren hâkim ve savcılar ile “Deniz Feneri” davasını soruşturan ve yandaşınız olmayan savcıları bir günde görevden alıp haklarında soruşturma açacaksınız.

k.     Artık sıra, muhaliflerinizi ve Türk Ordusunu tasfiye etmeye gelmiştir. Korkmayın, arkanızda “Büyük Ortadoğu Projesi ile Ilımlı İslam” konularında taşeronu olduğunuz Amerika ve Avrupa Birliği var. Buradan aldığınız hızla “Durmak yok yola devam” diyeceksiniz ve:

1)    Muhalifleriniz ve istemediğiniz komutanlar hakkında, isimsiz ve imzasız ihbar e-postaları göndereceksiniz.

2)    Bu ihbarlara dayanarak, özel yetkili savcılarınız ve yargıçlarınız derhal, muhaliflerinizin evlerinizi arama ve gözaltı kararı verecekler.

3)    Emniyetteki müritleriniz sabaha karşı, muhaliflerin evlerini basıp sözde ihbarla ilgili ve ilgisiz ne varsa toparlayıp götürecekler. Bu arada, önceden hazırlanmış sahte suç delillerini de toplanan belgeler arasına sokuşturacaklar. Önceden haberdar ettikleri basın mensuplarının kameraları önünde, muhaliflerin onurlarını kıracak tarzda gözaltına alacaklar.

4)    Gözaltına aldırdığınız muhalifleriniz, Emniyette 2 gün tutulacak ve gece yarıları kaldırılıp ifadeleri alınacak.

5)    Bundan sonra, muhaliflerinizi, özel yetkili savcınız karşısına alıp sorgulayacak ve Özel yetkili mahkemeye sevk edecek. Özel yetkili yargıçlarınız da, derhal tutuklama kararı verecek.

6)    Bütün bunlar yapılırken; tutuklattıklarınıza “Neyle suçlandıkları ve suç delillerinin neler olduğu” söylenmeyecek. Böylece, kendilerini savunma imkânları ve adil yargılanma hakları kısıtlanacak.

7)    Bu arada, kanunlarımıza göre hazırlık soruşturmasının gizliliği kuralı ihlal edilerek, alınan ifadeler yandaş medyaya sızdırılacak. Yandaş medyanız da hemen, yıpratmak istediğiniz kişi ve kurumlar hakkında müthiş bir karalama kampanyası başlatarak kamuoyunu kışkırtacak.

8)    Aylar geçtikten sonra, özel yetkili savcılarınız; ucu açık iddianameler düzenleyecek.  İddianamenin ekleri olarak; yasal ve yasal olmayan dinleme kayıtları ile önceden hazırlanıp arşivlerde saklanan düzmece suç delillerini de hiçbir ayıklama yapmadan dosyalara dolduracak. Bunları yaparken kanunlarımıza göre, sanığın lehine olan delillerin toplanmasına önem verilmeyecek.

9)    Yasalarımıza göre; savcılar tarafından davayla ilgisi olmayan 3ncü şahıslara ait özel konuşmalar ile kayıtlar ayıklanıp, özel hayatlarının deşifre edilmemesi gerekirken, savcılar bu görevlerini yapmayacak. Bu bilgileri yandaş medyaya da sızdırarak, zorlama yorun ve abartmalarla kişilerin itibarsızlaştırmasına fırsat vermeleri sağlanacak.

10)          Bu arada, geçmişte kuyruk acısı bulananlar ile intikam hırsıyla dolu terörist eskilerinden gizli tanıklar da bulunacak. Onların verdikleri yalan yanlış ifadelere itibar edilecek.

11)          Fırsat bu fırsat diyerek; terörle mücadele eden madalyalı kahramanlarınız ile Türk Ordusunun Komutanlarına  “terör örgütü üyesi” damgasını vurarak tutuklayacaksınız.

12)          Terörist Başı Öcalan’ın yakalanmasında, Türkiye’ye getirilmesinde ve ilk ifadelerinin alınmasında katkısı bulunan askerlerin kimliklerini açıklayarak, Onları ve ailelerini terörün hedefi haline getireceksiniz.

13)          Çıkarmaya devam ettiğiniz kanunlarla, terörle mücadele edecek askerlerin operasyona çıkabilmeleri ve yol kontrolü yapabilmeleri için; yer, zaman ve süre belirterek validen izin almaları şartını getireceksiniz. Böylece kırsalda ve yollarda askerin hareketlerini kısıtlayarak, bölgede teröristlerin cirit atmasına imkân sağlayacaksınız.

14)          Çatışmada şehit düşen asker, ölen terörist veya yaralananlar olunca, ilgili subay, astsubay ve askerleri savcının karşısına dikeceksiniz. Böylece, Operasyona çıkan askerleri her an tutuklanma tehdidiyle sindireceksiniz.

15)          Amerikalıların ve Avrupa Birliği’nin talimatlarına uyarak “Kürt açılımı” başlatacaksınız. Bu açılım gereğince, Habur Sınır Kapısından Türkiye’ye giren teröristlerin ayağına, Türk hukukunda yeri olmayan seyyar mahkeme kurup göndereceksiniz. Sözde bağımsız savcı ve yargıçlarınız “pişman değilim” diye bağıran teröristleri “Etkin Pişmanlık Yasasından” yararlandırarak serbest bırakacaklar. Böylece, taşları bağlayıp köpekleri serbest bırakacaksınız.

16)          Türk Ordusu’nda tayin ve terfilerin kararlaştırıldığı Yüksek Askeri Şura toplantılarından önce, siyasal iktidarın beğenmediği generallerin terfilerini ve etkili makamlara tayinlerini engellemek için, özel yetkili savcılarınıza, sözde ihbarlara dayanarak tutuklama kararları çıkarttıracaksınız.

 

17)          Özel yetkili savcı ve yargıçlarınıza; Deniz Kuvvetleri’nin vurucu gücünü oluşturan Kuzey ve Güney Deniz Saha Komutanları ile pek çok amirali tutuklatacaksınız. Tefi sırasındaki Hava Eğitim ve Taktik Hava Kuvvet Komutanlarını tutuklatacaksınız. Kara Kuvvetlerinin pek çok Ordu, kolordu, tümen ve tugay komutanları ile terörle mücadelede tecrübe kazanmış madalyalı subay ve astsubaylarınızı tutuklatıp Türk Ordusu’nun komuta katını zafiyete uğratacaksınız.

18)          Sahte ihbarlara dayanarak, birlikler arasında cephane nakleden askeri araçların yolunu polislere kestireceksiniz. Başbakan Yardımsının evinin bulunduğu sokakta dolaşan iki subayı suikast yapacaklardı gerekçesiyle tutuklayacaksınız. Bunu bahane ederek, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin en gizli sırlarının bulunduğu kozmik odayı basıp arama yaptıracaksınız.  Birliği için erzak almaya çıkan askeri aracı, suikast yapacaklar iddiasıyla polislerinize durdurtup içindeki asker ile aşçıyı gözaltına almaya kalkışacaksınız. Böylece, hiçbir suç unsuru taşımayan olayları medyaya yansıtarak Türk Ordusunu itibarsızlaştırmaya çalışacaksınız.

19)          Ayrıca, özel yetkili hâkim ve savcılarınız, henüz basılmamış bir kitaba bile bomba muamelesi yapacaklar. Kaleme alan muhalif yazarını “terör örgütü üyesi” damgası vurarak tutuklayabilecek kadar coşacaklar. Tutukladıkları bir masumu, kanserden ölüm döşeğine düşünceye kadar tahliye etmeyecekler. Eşi ölmek üzere olan muhalif bir gazeteciye, son nefesinde eşiyle helalleşmesine bile izin vermeyecek kadar zalimleşeceklerdir.

20)          Hızınızı alamayıp, iktidardaki siyasi parti hakkında geçmişte “Laiklik karşıtı eylemlerin odağı” iddiasıyla dava dosyası hazırlayan Cumhuriyet savcıları ile partinin suçlu olduğuna karar veren Anayasa Mahkemesi’nin hâkimlerini “Hükümete karşı darbe yapmaya teşebbüs” iddiasıyla yargılamak için özel savcılarınızı harekete geçireceksiniz.

l.       Bütün bunlarla da yetinmeyeceksiniz. YÖK Başkanlına ve üniversite rektörlüklerine kendi yandaşlarınızı atayacaksınız.

1)    Parasız eğitim isteyen öğrencileri, terör örgütü üyesi olmakla itham edip 18 aydan beri zindanda tutacaksınız.

2)    Öğrenci seçme ve yerleştirme sınavlarında, soru kitapçıklarına özel şifreler koyup yandaşlarınıza sızdıracaksınız ve diğer öğrencilerin haklarını gasp edeceksiniz.

m.  Sendikaları ele geçirip suskunlaştıracaksınız. Gasp edilmiş haklarını geri isteyen işçilerin üzerine polislerinizi gönderip; gaz bombası ve coplarla cezalandırıp, kış ortasında içi su dolu havuza atacaksınız.

n.     Meslek odalarını ve sivil toplum örgütlerini çeşitli ayak oyunlarıyla avucunuzun içine alacaksınız.

o.     Böylece, Devletin ve toplumun bütün kurum ve kuruluşlarının kılcal damarlarına kadar sızıp ele geçireceksiniz.

İşte, darbe planı böyle hazırlanır.                                                                                      

Böyle uygulanır.

Türk Halkına “Alıştıra alıştıra, sindire sindire” İLERİ DEMOKRASİ adı altında böyle yutturulur.

 

Oysaki bunun adı “Post modern sivil darbedir.”

 3.     Sonuç olarak:

Bizim, evlatlarımızın ve torunlarımızın beyinlerini yıkıyorlar. Düşünmemizi, sorgulamamızı ve gerçekleri görmemizi istemiyorlar. Kendilerinin istedikleri şeyleri düşünmemizi ve sanal bir dünyada yaşamamızı kurnazca zihinlerimize sokuyorlar.

Bu medya ve ekranların yarattığı ve bizlere sunduğu dünya gerçek değildir. Bizleri sanal dünyada yaşatmayı; Kim kimin sevgilisini nasıl elinden aldığını anlatan cıvık magazin programlarını, kavgalı dövüşlü yemek programlarını, acıklı evlilik programlarını ve vurdulu kırdılı mafya dizileri ile muhteşem yüzyılı ve yalan rüzgârlarını izlemeye devam etmemizi istiyorlar.

Ülkenin ve milletin bölünmez bütünlüğü, hukukun üstünlüğü ve bağımsızlığı, demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti, demokratik hak ve özgürlükler kimin umurunda?

Ama sivil darbeyi “ileri demokrasi” diye yutturmaya çalışanlara, hukuk adına hukuku katledenlere, Hıristiyanlıkla uyumlu “Ilımlı İslam” adında düzmece bir din yaratmaya çalışan tarikat ve cemaatlere, kalemini ve vicdanını satmış sözde aydınlara ve bölücülerin değirmenine su taşıyanlara, “Arap baharı” adı altında uygulamaya sokulan darbe planına taşeronluk yapanlara bazı uyarılarım var:

 a.     Desteğini aldığınız yabancı efendileriniz sonsuza kadar arkanızda olmayacak ve işleri bittiği anda sizi buruşturup çöp tenekesine atacaklardır.

 b.     Eylemleriniz ve söylemlerinizin hepsi tarihin kayıtlarına geçmiş olup, arşivlerde durmaktadır. Bu Milleti bazen kandırıp uyutabilirsiniz ama asla ülkesine ve milletine ihanet ettiremezsiniz. Bu millet er geç bir gün uyanacak, işte o zaman yaptıklarınızın hesabını mutlaka soracaktır.

Bu Cumhuriyetin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü isteyenlere, hukukun üstünlüğünü ve bağımsızlığını özleyenlere, gerçek demokrasi ve özgürlük âşıklarına selam ve saygılarımla.

 

Hikmet YAVAŞ (İZMİR) Bu ağhesabı çöp ileti korumalıdır. Lütfen JavaScriptleri etkinleştirin.

 

http://hikmetyavas.wordpress.com/


 
< Önceki   Sonraki >
 
Tavsiye Ettiklerimiz
Yasaklı Belgesel
Tebriz Türk Takımı
Tolon Paşa ve Ordusu
O.Sinanoğlu Sohbet
İthal Tohum İhaneti
Durum Çözümlemesi
Zekeriya Öz Hakkında
Kurtuluş Savaşında 2000 Kırgız
Hakikat nerede?
Etki Ajanları
Çıkışyolu Turan
Dilde Birlik ve Türklük Şuuru
TSK'yı Yıpratma Girişimleri
Siyasetimiz Nasıl Düzelir
Sivil cehalet
Türk Ülküsü
Mevlana'dan Öğütler
Kazak ve Türkiye Türkçesi
Ampulün Anlamı
Said-i Nursi'nin Gerçek Yüzü
Bor Madeni ve Önemi
İran'a şeriat nasıl geldi?
Atatürk'ün Kaleminden
Hablemitoğlu Belgeseli
Gül'ün Süreci
Gizli Mutabakat
Gladyocu İftirası
Kürt Federe Devletine
Gökşad'tan

Saçların gezerdi yüzümde eskiden

Ağlarsın

Saçların gezerdi yüzümde eskiden,

Şimdi yanaklarımda damla damlasın.

Ne çok severdim dizinde yatmayı,

Şimdi uykumu bölen keskin bıçaksın.

 

Nefesin vururdu nefesime her akşam,

Şimdi soluğumu kesen acı rüzgarsın.

Bütün dertlerim yalnız sende biterdi,

Şimdi yüreğimde kapanmaz yarasın.

 

Şehre uzak yerlerden yıldızlar sayardık,

Şimdi gökyüzünde en uzak yıldızsın.

Ne çok özledim seni anlatabilsem,

Şimdi oturup kana kana ağlarsın...

 

Çorlu, 2002

Gökşad

 

Gölgeler

Gölgeler

-I-

Ömrün gölgesi olsun ömrümün

Uzayıp gitsin ardımca

Ben gidersem bir ikindi vakti...

Ki sen bir Cuma sabahı gelirken

Ömrüm gölgesi olmuştu ömrünün

Uzayıp gitmişti ardınca...

 

Ankara, 2004

 

Gölgeler

-II-

Bütün zamanların tek suçlusu ben miyim

Üstüme bir bulutun bile gölgesi düşmez

Bu karanlık sahrada neye pervaneyim

Kapanan gözlerime bir ışık düşmez...

 

Medet ey sevgili, yandım bu çölde!

Bu nasıl bir serap, bu nasıl bir gölge?

Düştüm düşeli bu amansız hüzne

Divane yüreğim bir lahza gülmez

                                  

Ankara, 2004

 

Ahiret'te

 


 

Tanrım sen varlığı yaratansın

Canlı cansız her şeyi kuşatansın

Bir dileğim var sen bağışlayansın

Desem korkarım demesem yer beni

 

Garip gönlüm gece gündüz âhtadır

Dileğim gönlümde sana âyandır

Kusur kulundan bağış katındandır

Desem korkarım demesem yer beni

 

Bedenimi balçıktan sen halk ettin

Yüreğime dünyayı sen dar ettin

Gönlüm coştu, dilimi sen lâl ettin

Desem korkarım demesem yer beni

 

Tanrım hurilerin gözümde değil

Aşk için bir ömür yeterli değil

Hâşâ Kaynaroğlu isyanda değil

Âhirette sevdiğime ver beni

 

               Ankara, 2003

 

Sır Kapısı

Sır Kapısı

 

Kırk sır kapısı açıldı gözlerinde

Kırk ayrı yol var her kapının birinde

Her yol ağzında ayrı idam ettiler

Sade tenim kaldı saçının telinde

 

Bir tel saç ile bağladılar çenemi

Üç tas su ile yıkadılar tenimi

 

Beni gonca gül yaprağına sardılar

Musalla diye avucuna koydular

Nasıl bilirdiniz diye sordular

Sustum da dinledim başka bir alemde

 

Aşkı bilmeyenler hiç ses çıkarmadı

Mecnun dedi ki “beni utandırmadı”

 

Kaynaroğlu, adını toprağa verdin

İki kaş arasından sıratı geçtin

Lokman’ın sırrını sen âşikar ettin

Ölü müsün diri mi, bilmez hiç kimse.

 

Ankara, 2004

 

Nevruz

  

Nevruz

Gökyüzünde göç başlar vakit gece

Sultan kız batıdan doğuya göçer

Toy düğün başlar Türkistan ilinde

Sultan Nevruz önünde gergef işler

 

Bize de gel bilinmez bir saatte

Benim de ölülerim yeyip içsin

Rızkımızı bulalım bu yengi gün’de

Bütün alem Tanrı’ya secde etsin

 

Esir Türkleri unutma Sultanım

Onlar beklese de başka baharı

Birgün muhakkak biter bu zalim kış

Yine az görür Türk, koca dünyayı

 

Hazar’a muhabbet götür sultanım

Yesevi’den hikmet getir bizlere

De ki özlemiş sizi Kaynaroğlu

Gayrı dayanmazmış gönlü hasrete

Gökşad

Sivas, 1997

 

Kuşların Rüyası

Kuşların Rüyası 

Kuşların rüyasına girdim dün gece

Karar verdim bunu hep yapacağım

Hepsi de uyuyordu gözlerinde

Onları mı yoksa seni mi kıskanayım

 

Güya bir bülbül senin nefesinden

Şiirler okuyordu seher vaktinde

Şaşırdım kaldım, ses benim sesim

Dedi ki “İlham” derler buna sizin alemde

 

Rüyasında bir güvercin konup pencerene

Uzatıp kanatlarını tutundu ellerine

Şaşırdım kaldım, el benim elim

Dedi ki “Vuslat” derler buna sizin alemde

 

Bir serçe rüyasında kanat çırpıp

Su içti avuçlarından kana kana

Şaşırdım kaldım içim yanmış benim de

Dedi ki “Mecnun” derler buna sizin alemde

 

Kuşların rüyasına girdim dün gece

Gördüm ki seni seviyorum her bedende

Bir kaknus yaklaşıp kulağıma sessizce

Dedi ki “Kader” derler buna sizin alemde

 

Dedim ki “Hayrolur İnşallah...”

Gökşad 

Ankara, 2004

 

Gidişine Ağıt

 

 Mecnûn düşünde gördü Leylâ’yı bir gece:

 Ve sen, şehirlerini benim ülkeme kurdun,Pâyitahtını benim yaralı kalbime..

.Seni bir kan pıhtısı gibi elimde tuttum.

 İnsafsız rüzgârlar uğradı yurduma: 

Yağmur kar ortasında bir çöle düştüm,Kum fırtınasında tutundum saçlarına...

Sen uykudaydın, ben kâbuslar gördüm. 

Buğday tarlalarına kızgın alevler düştü: 

Çıplak ayaklı çocuklar savruldu her yana,

Çıplak ayaklı yıldızlar gibi darmadağın...

Ne olur beni de kat, beni de kat dualarına. 

Seni düşümde gördüm,  tam altı yıl önce: 

Ve sen, gözlerini giyindin Asya ceylanlarının,

Ak sakallardan miras bir huzur yüzünde...

Gezinip durdun içinde bütün damarlarımın.    

 Benim yüreğim mahşer, senin gönlün sırat: 

Zalim bir korku boğazlar sevincimi,

Gözlerim karanlık benim, senin gözlerin hayat.

Gözlerim hiç görmesin gittiğini...  

Ki o Selçuklu şehri seni bırakır mı bilmem:

 Lacivert göğünde gözlerin, bir muska gibi dururken,

Vakitsiz düşer toprağa kırkikindi yağmurları.

Bin yıllık Medrese, yeni bir Eylül’e soyunmuşken... 

Yıldızlara söyle seni geri getirsinler: 

Onlar bilir benim çekik gözlü yüreğimi.

Geçmişin saçından tut, sana yol göstersinler,

Yıldızlar bilir benim gökçe soylu düşlerimi... 

Ankara, 2003

Gökşad 

 

Gözlerin

 

Gözlerin

 

Sanki deryalara dalar giderim

Baktıkça içimi yakar gözlerin

Her şafak vaktinde çalar kapımı

İlmiği boynuma takar gözlerin

 

Mecnun’u çöllerde koyar çaresiz

Ferhad’ı dağlara salar gözlerin

Yanımda yöremde ölüm gezdirir

Benim peşimde o yeşil gözlerin

 

Başı dik dağlara yasla sırtını

Dolunay akşamı kaldır başını

Her kim ki yazarsa kişi bahtını

Ezelden alnıma yazmış gözlerin

 

Dört duvardan gayrı yerim olmadı

Kendi gölgem bana sadık kalmadı

Şu yalan dünyada yüzüm gülmedi

Benim tek servetim senin gözlerin

 

Kefenimi yeşil sarın, beyaz olmasın

Mezarımı göğe kazın yerde kalmasın

Sevdiğim gözünden yaşlar akmasın

Gider Kaynaroğlu, kalır gözlerin

 

Sivas, 1998

 
   
 
Benzer Yazılar