Anasayfa arrow Dosyalar arrow Siyasi Dosyalar arrow Hüseyin Aygün'e açık mektup
 
   
Türkçülüğün Esasları
Türkçülüğün Özü
A) Dilde Türkçülük
B) Sanatta Türkçülük
C) Ahlaki Türkçülük
D) Hukukta Türkçülük
E) Dinde Türkçülük
F) İktisatta Türkçülük
G) Siyasette Türkçülük
H) Felsefede Türkçülük
Büyük Türkçülerden
Türkçülerden Özlü Sözler
Genel İçerik
Marşlarımız
Görsellikler
Türk Dünyası Ezgileri 1
Türk Dünyası Ezgileri 2
Türkçülük Hakkında
Tüm Dosyalar
Tüm Yazarlar
Edebiyat
Makaleler
Tepkisiz Kalma
Ağelini Öneriniz
Belge Resim

İlgili Altbölümler :

Bilgilendirme
Türküler
Görsellik
Kitap Önerileri
Büyük Türkçüler
Büyük Türkçülerden
Azınlık veya Özerk Türkler
Nutuk
Duyurular
Özlü Sözler
Yorumsuz Resimler
Siyasi Dosyalar

  :: TSK'dan ABD-İsrail Koridoru'na balyoz
  :: Emperyalizmin Tetikçileri
  :: Komünistlerin Atatürk karşıtlığı
  :: Rockefeller'den yüzyılın itirafı
  :: Ayrılma bildirisi ve Sevr
  :: İstanbul Barosu’ndan yapılan 14 maddelik açıklama
  :: Öz Yurdunda Köleleşen Türk
  :: IŞİD – ABD ilişkisinin delilleri
  :: Barzani ve Erdoğan
  :: İran Türkleri Hapislerde
  :: Hitler’in Müftüsü Hacı Emin El Hüseyni
  :: Seçsis Neden Türkiye'de Kullanılıyor?
  :: Irak’ın 16. Tugayı Peşmergeye katıldı!
  :: Türker Ertürk , ABD tertiplerini ve ABD işbirlikçilerini açıklıyor.
  :: Hava Kuvvetlerinde Tasfiye
  :: Esad'ın Ulusal Kanal Söyleşisi
Türkçe
Türkçe Adlar
Türkçe İzgileri
Hayvan Adları
Türkçe Terimler
Göktürk Yazıtları
Kuş Adları Derlemesi
Türkçe Adlar Sözlüğü
Kazakistan Türkçesi Sözlüğü
Azerbaycan Türkçesi Sözlüğü
Dosyalar
Siyasi Dosyalar
Tarihi Dosyalar
Görüntüler
Dini Dosyalar
Belge Resim
Bilimsel Dosyalar
Atatürk
Eserleri
Makaleleri
Özlü Sözleri
Atatürk Dosyaları
İletişim
 

Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player

İlgili İçerikler

Hüseyin Aygün'e açık mektup

PDF Yazdır Ağhesabı

Hüseyin Aygün’e açık mektup

‘Neredeyse bütün köşe yazarları söz birliği etmişçesine Mustafa Kemal’e saldırıyorlar.Bunların bir kısmı bizim “Haçlı İrtica” dediğimiz Ortaçağ özlemcileridir. Cumhuriyet Devrimi ile kazandığımız her şeye düşmanlar.’

Sayın Hüseyin Aygün Tunceli Milletvekili

10 Kasım 2011 tarihli Zaman Gazetesi’nde, sizin bir fotoğrafınızın da yer aldığı; “Dersim katliamının sorumlusu Devlet ve CHP’dir” başlıklı haberi okudum. Fethullahçı takımından ve Batıcı neoliberal çevrelerden Atatürk’e karşı bugünlerde yoğun bir şekilde yürütülen saldırı kampanyasına siz de, malum gazetenin sayfalarından, Mustafa Kemal’i “Dersim Soykırımı” nın sorumlusu ilan ederek katılmışsınız.

İki gün sonra, 12 Kasım günü, başka bir vazifeyle, ama gene aynı konuda olmak üzere, Zaman Gazetesi’nde bir kez daha “haber” oldunuz. 16 veya 17 Kasım günü, Çankaya’da Abdullah Gül ile görüşecekmişsiniz. 2003 yılında Vatan Gazetesi’nde Sedat Sertoğlu’na, Amerika ile 2 sayfa 9 maddelik gizli bir hizmet sözleşmesi imzaladığını bizzat kendi ağzıyla itiraf eden ve iktidarda olduğu 9 yıllık dönem boyunca bu “gizli anlaşmaya” uygun hareket eden Abdullah Gül ile Dersim Katliamı’nı konuşacakmışsızınz!

Zaman Gazetesi’ne söyledikleriniz sadece 1938’de Dersim’de olup bitenlerle ve Atatürk’ün “sorumsuzluğu” ile sınırlı değil. Gerçi sadece o konuyla sınırlı haliyle de Zaman Gazetesi sizi gene baştacı ederdi. Ama siz bir de, Ergenekon davası hakkında da konuşmuşsunuz. “Ergenekon Operasyonunun başlamasıyla yaşasa dışı eylemlerin bittiğini, faili meçhullerin neredeyse durma noktasına geldiğini” söylemişsiniz.

Fethullahçı Gladyo

Sayın Aygün,

Sizinle aynı köyden sayılırız. Sizin köyünüz Erdoğdu ile benim köyüm Gömemiş; her ne kadar iki ayrı muhtarlık ise de, tarlalarımız iç içe, sularımız ortak, davarımız, sığırımız çoğu kez hep birliktedir. İki köyden herkes birbirinin kirvesidir, müsahibidir veya akrabasıdır. Ben ilkokuldayken (1959-1964) okulumuz da ortaktı. Sizin Mezra’dan benimle beraber okuyan, çok sevdiğim ve bazılarıyla hl zaman zaman görüşmekte olduğum akranlarım vardı.

Sizinle ise, aramızdaki yaş farkından olsa gerek, şahsen tanışmıyorum. Bu yaz, seçimden sonra köyümüze gitmiştim. Kardeşim, CHP’den milletvekili seçilen sizin, Viroze Dewreş’ten Baba Baki’nin oğlu olduğunuzu söyledi. Sizi tanımıyorum ama babanızı hatırlıyorum. Ağırbaşlı, sakin, kendi halinde bir büyüğümüzdü.

Milletvekili seçilmenize de sevindim. Kendi köyümden bir arkadaşın Meclis’te olmasının iyi olacağını düşündüm. 10 ve 12 Kasım tarihlerinde Zaman Gazetesi’nde sizinle ilgili haberleri okuduğumda ise aynı şekilde üzüldüm. Kendi köyümden, Fethullahçı Gladyo’nun ülkemize ve halkımıza yönelik, ABD adına yürüttüğü saldırı kampanyasına destek olan birinin çıkması bana acı verdi.

Sayın Aygün,

Ergenekon davası konusunda yazdıklarınızdan başlayayım: Üç aydır bu dava kapsamında yürütülen soruşturma kapsamında Silivri’de tutukluyum. Tutuklanma gerekçem; “Ergenekon Silahlı Terör Örgütü’ne üye olmak.” 40 yılı aşkın bir süredir siyasi mücadele içinde olan ve bu 40 yıl boyunca tek bir şiddet hareketi ile yan yana gelmemiş bir siyasi parti yöneticisini, “silahlı terör örgütü üyeliği” suçlamasıyla tutuklama garabetini bir yana bırakarak, tutuklanmamın asıl nedenini söyleyeyim; Tayyip Erdoğan’ın zamanın KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat ile yaptığı ve yasalarımıza göre açıkça suç olan telefon konuşmasını, basın toplantısı ile kamuoyuna açıklamak... “Ergenekon soruşturması ile birlikte faili meçhul cinayetlerin bittiği” şeklindeki sözlerinize gelince; her şeyden önce şunu söylemeliyim: Bizi, yani İşçi Partisi yöneticilerini bir yana bırakıyorum.

“Ergenekon” adı altında yürütülen bütün davalarla ilgili olarak söylüyorum: Avukatsınız, bu davaların iddianamelerine ulaşma olanağınız her zaman var. Partinizden de bulabilirsiniz veya biz de size ulaştırabiliriz. Siyasi görüşünüz, nerede bulunduğunuz vb.den bağımsız olarak söylüyorum; bir hukuk adamının, herhangi bir davada yargılamalarla ilgili olarak bir açıklamada bulunmadan önce o davanın iddianamesine, ortaya konan kanıtlara bakması gerekmiyor mu?

Sayın Aygün,

Tamamen söz konusu iddianameler ve üç yıldır süren mahkemelerde ortaya çıkan gerçeklerden hareket ederek konuşuyorum. Bu davalarda, o bahsettiğiniz faili meçhul cinayetler ile ilgili olarak en ufak bir delil kırıntısı yoktur. Hatta delili bir yana bırakın, o davalarda bahsettiğiniz o faili meçhul cinayetler ile ilgili bir suçlama da yoktur. Tamamen sahte belgeler ve yalancı tanıklarla yürütülen bu davalarda, akıl almaz bir haksızlığı bugüne kadar yürütenlerin bile söylemeye cesaret edemediği bir “yargıyı” siz hiçbir araştırma yapmadan kendi kafanızda çözmüşsünüz! Oysa küçücük bir araştırma ile bu davalar yoluyla ne büyük bir tezgahın kurulduğunu görebilirdiniz. Unutmayın o tezgahın hedefinde, siz dahil bu ülkede Amerika’ya Eşbaşkan diktatörlüğüne ve F Tipi Gladyo’ya boyun eğmeyen herkes vardır.

Kontrgerilla’ya karşı Aydınlıkçılar

Sayın Aygün,

Bildiğiniz üzere 40 yıldır örgütlü siyasal mücadele içinde olan bir devrimciyim. Benim ve arkadaşlarımın bu 40 yıllık mücedele tarihi, aynı zamanda Kontrgerilla’ya karşı mücadele tarihidir. Bizler, Kontrgerilla ile ilk defa 12 Mart’ın işkencehanelerinde tanıştık. 1978 ile 1980 yılları arasında yayınladığımız günlük Aydınlık Gazetesi, Kontrgerilla’ya karşı bu ülke tarihinde ilk geniş kapsamlı yayınların yapıldığı, bu suç örgütünün kulaklarından tutularak karanlık köşelerinden gün ışığına çıkardığı büyük bir kampanya yürüttü. Türkiye, Kontrgerilla’yı Aydınlıkçıların verdiği bu mücadele ile tanıdı.

Bu mücadelemiz sonraki yıllarda da kesintisiz olarak devam etmiştir. Türkiye’de, Kontrgerilla üzerine yayınlanmış araştırmaların tamamına yakınının, Aydınlıkçılar tarafından yapıldığını ve kitap olarak yayınlandığını söyleyebilirim. Bu kitapları yazan Doğu Perinçek, Ferit İlsever, Nusret Senem, Hikmet Çiçek, Adnan Akfırat ve Emcet Olcaytu gibi isimlerin hepsinin şimdi Ergenekon davası dolayısıyla tutuklanması ve yargılanması size bir şey anlatmıyor mu?

Cevabını vereyim: Türkiye’nin yakın tarihinde Kontrgerilla’ya karşı kim mücadele etmişse, onlar şimdi Ergenekon soruşturmasında hedeftedir, hapistedir, yargılanmaktadırlar. Sayın Aygün, Yaşınız gereği rahat hatırlayabileceğiniz bir dönem olduğu için 1991 yılına ait bir anımı anlatmak istiyorum. O yıllarda yayınlanan 2000’e Doğru Dergi’sinin Genel Yayın Yönetmen Yardımcısı (Genel Yayın Yönetmenimiz Doğu Perinçek idi. İkimiz de 12 Eylül yargısı tarafından verilen hükümle siyasi yasaklı idik ve gazetecilik yapıyorduk) ve Diyarbakır temsilcisi idim. Yanlış hatırlamıyorsam 1991 yılı Mayıs sonu veya Haziran başında büromuza bir tehdit mektubu geldi. Tehdit mektubunda “birkaç gün içinde büromuzun boşaltılıp Diyarbakır’ı terk etmemiz gerektiği” söyleniyordu. Aksi taktirde büromuz “havaya uçurulacak”tı ve biz de “öldürülecektik.” Aynı tehdit, apartmanımızda bulunan diğer dairelere de duyurulmuştu. Bunun üzerine bir iki gün içinde butün apartman boşaldı. Biz 2000’e Doğru Diyarbakır bürosu çalışanları, koca apartmanda yalnız başımıza kaldık.

Büro sorumlusu olarak ben, muhabir arkadaşlardan Halit Güngen (8 ay sonra Kontrgerilla tarafından aynı büro içinde katledildi), diğer muhabir arkadaş Mehmet Şenol (iki yıl sonra Diyarbakır’da öldürüldü) ve tehdit sonrasında bizimle dayanışma için gelen 2-3 arkadaş daha, Büro’da olabilecek saldırıya karşı koymak üzere bekledik. Tehdidin yapılmasından bir veya iki gün sonra, Diyarbakır’ın bütün demokratik kitle örgütlerinden, sendikalardan ve meslek odalarından kalabalık bir heyet, başlarında Vedat Aydın olmak üzere Büromuza dayanışma ziyaretine geldiler. Vedat Aydın, gelen heyet adına bir destek konuşması yaptı.

Vedat Aydın, o ziyaretten bir buçuk ay sonra Kontrgerilla tarafından evinden alındı ve Mardin yolunda katledildi.

‘Kırk yıldır Kontrgerilla’nın hedefindeyiz’

Faili meçhuller tam da o günlerde başlamıştı. Sonraki yıllar ise bilindiği üzere faili meçhullerin kampanya halinde yürütüldüğü yıllar oldu. Aynı zamanda Partimizin Şırnak il yönetecisi olan Halit Güngen, Cizre ilçe başkanımız Resul Sakar, Nusaybin ilçe başkanımız Adil Başkan, Van il yönetim kurulu üyesi İbrahim Sarıca bu yıllarda Kontrgerilla tarafından katledildiler.

Bütün bunları şunun için anlatmak gereği duydum. Biz 40 yıldır Kontrgerilla’nın hedefindeyiz. Bu cinayet ve törör örgütüne karşı kelle koltukta mücadele ettik. En değerli arkadaşlarımızı şehit verdk. Ve en etkili mücadelenin; bu suç örgütünü, işlediği suçlarla halkın önüne çıkarmak olduğu bilinciyle çalıştık. Sadece Doğu Perinçek’in “Çiller Özel Örgütü” kitabını okuyun; söz konusu suç örgütünün 90’lı yıllar boyunca neler yaptığını tek tek öğrenirsiniz. Kontrgerilla’nın işlediği suçlara bulaşan elemanlarını isim isim orada göreceksiniz.

Bir savaşta düşmanı en iyi tanıyan, ona karşı mücadele edendir. Gene Doğu Perinçek’in Silivri’deki mahkemede sunduğu “Gladyo ve Ergenekon” kitabını inceleyin, Amerika’nın tam 40 yıldır bu ülkede yürütttüğü gizli faaliyeti, işlediği bütün suçları orada görebiliceksiniz.

Ve şimdi; 1990’lı yıllarda bizi hedef alan, arkadaşlarımızı katleden, bu ülkenin en değerli aydınlarını, Uğur Mumcuları vd. şehit edenler; bugün yurtsever devrimcileri hapislere tıkıyorlar; ellerindeki bütün olanakları seferber ederek, akıl almaz bir bir kare propaganda ile geçmişte işledikleri suçları o geçmişteki kurbanlarının üzerine atarak bir taşla iki taş vurmak istiyorlar.

Sayın Aygün,

Büyük gerçek en yalın haliyle şudur: Amerikan emperyalizminin Türkiye’deki gizli örgütlenmesi olan Kontgerilla, namı değer Gladyo (NATO içindeki adlandırmasıyla Süper NATO) 60 yıla yakın bir zamandır Türkiye’de faaliyet yürütmektedir. Bu 60 yıl içinde üç darbe tezgahlanmıştır. 1971 12 Mart, 12 Eylül 1980 ve 2002 darbeleri. Gladyo bu süre içinde binlerce insanımızı katletmiştir. Etnik ve dinsel ayrımları kışkırtmış, bu temelde çatışmalar örgütlemiştir. Ama Kontgerilla’nın en büyük operasyonu dört yıldır yürütülmekte olan “Ergenekon Tertibidir.” Çünkü bu tertibin hedefi; Türkiye’nin tamamen bitirilmesi ve onun yerine etnik farklılıklar ve inanç ayrımları temelinde milletimin birbirine düşürülerek, bu topraklar üzerinde oluşacak küçük küçük devletçiklerin doğrudan emperyalist metropollere bağlanmasıdır. Bu amaçla Türk Ordusu’nun yurtsever subayları hedef alınmıştır.

İşçi Partisi, bu tertibi gördüğü ve ona karşı mücadele ettiği için hedef tahtasındadır.

Bu saldırı karşısında, teslim olmayıp itiraz etmeye kalkışan aydınlar “İbreti alem” olsun diye hapislere tıkılmaktadır.

Ve bütün bunlar neredeyse tamamen ele geçirilmiş yapılı ve görsel basının tek yanlı kafa karıştırma eylemi eşliğinde gerçekleştirilmektedir.

Bugüne kadar önemli bir yol almış oldukları da ne yazık ki bir gerçektir.

‘Dersim aşiretleri geriyi temsil ediyordu’

Sayın Aygün,

Dersim konusuna gelelim: Yanılmıyorsam iki yıl kadar önce, Sayın Onur Öymen’in bu konuda söyledikleri üzerine büyük bir fırtına kopmuştu. O tartışmalar üzerine Aydınlık Dergisi’nde bir makalem yayınlanmıştı. Mektubuma ek olarak o makaleyi de bilginize sunuyorum. Ama bu vesileyle bir-iki noktaya dikkatinizi çekmeyi istiyorum:

1937-38’de, anti emperyalist, anti feodal bir devrim sonunda kurulmuş olan Türkiye Cumhuriyeti ile, o güne kadar başına buyruk yaşamış olan ve komşu aşiretler ile Erzincan, Elazığ ve Erzurum köylerine yönelik yağma olayları, ekonomik hayatlarında önemli bir yer tutan aşiretler; karşı karşıya geldiler. Hiç şüphe yok ki bu karşı karşıya gelişte, Cumhuriyet yönetimi ileriyi, Dersim aşiretleri ise geriyi temsil ediyordu.

Bununla birlikte 10 Ağustos 1938 ile 16 Eylül 1938 tarihleri arasında, Batı’ya göç ettirilmek üzere köylerinden toplanarak yollarda katledilen halka yapılan uygulama ayrıca değerlendirilmelidir. Ve bu konuda net tavır alınmalıdır. Ama bu konuda da Abdullah Güllerle konuşulacak bir şey yoktur.

Türkiye’nin devrimcileri olarak bizler, (Türk’ü ve Kürt’üyle) halka uygulanan bu şiddeti en başından beri mahkum ettik. 1972-73 yıllarında 12 Mart’ın Darbe Mahkemelerinde yargılanırken, tavrımızı net olarak ortaya koymuştuk. (Bkz. Türkiye İhtilalci İşçi Köylü Partisi, Savunma)

Türkiye’nin ve dünyanın anti emperyalist devrimci hareketinin Dersim olayına ilişkin değerlendirmesi en başından beri son derece nettir ve bizim için aydınlatıcıdır. Sosyalist Sovyetler Birliği ve Kominist Enternasyonal, daha o yıllarda Dersim İsyanı’nı değerlendirmiş ve tavrını belirlemiştir. Dünya devrimcileri, daha o günlerde Kemalist iktidarın haklı konumda olduğunu belirlemiş ve desteklemişlerdir. (Bkz. Mehmet Perinçek; Sovyet Devlet Kaynaklarında Kürt İsyanları) Sayın Aygün,

Zaman Gazetesi’nde birdenbire “muteber konuk” oldunuz. Üzerinde düşünmeniz gereken nokta budur. Niçin? Çünkü AKP ve Fetullahçı Gladyo; daha doğrusu Amerika; “Bölünmenin ve faşizmin Anayasası” nı bu yıl Meclis’ten geçirmek istiyorlar. 10 yıldır iktidardalar ama bu Millet’in bilincindeki ve kalbindeki Atatürk’ü aşamadılar. Bu engelin aşılması gerekiyor. Siz bir Dersimli, bir Kürt, bir Alevi olarak Atatürk’e karşı yürütülen bu kampanyaya katıldınız. Bulunmaz bir destek! Size gösterilen “İltifat”ın nedeni budur.

Özellikle son 15 günün yandaş basınını ve fethullahçı basın yayın organlarını takip etmişsinizdir. Neredeyse bütün köşe yazarları sözbirliği etmişçesine Mustafa Kemal’e saldırıyorlar.

Bunların bir kısmı bizim “Haçlı İrtica” dediğimiz Ortaçağ özlemcileridir. Cumhuriyet Devrimi ile kazandığımız her şeye düşmanlar. Osmanlı özlemcileridir. Atatürk, onların düzenlerini yıkmıştı. Düşmanlıkları anlaşılır. Tarikatların yeniden egemen olduğu bir Türkiye istiyorlar. Aslında bunu önemli ölçüde gerçekleştirdiler. Ama onlar Atatürk’ün geçmişte bu Millete kazandırdıklarından endişeliler. Milletin, bir gün bu kazanımlar için ayağa kalkacağından fena halde korkuyorlar. Onun için, geceleri ve gündüzleri Atatürk’ün “hayaleti” ile dopdolu. Kurtulmak için sürekli saldırmak ihtiyacı duyuyorlar.

“Haçlı İrtica”nın yanı sıra, Atatürk’e sürekli saldıran bir diğer takım ise Amerika’dan, AB fonlarından, Sorosgillerden, F tipi yapılanmadan ve AKP’den beslenen ve “Vatanı bir kadın memesine satarım” takımı. Her toplumda, her zaman bulunurlar. Yaşadığımız koşullar dolayısı ile sayıları çoğalmıştır. Bunların korkusu, irticacılardan daha az değildir. 10 yıldır iktidardadırlar. Devletin zor gücü ile her türlü kanunsuzlukla emirlerindedir. Ama 10 Kasımda y u r d u n dört bir yanında milyonları saygı duruşuna kaldıran vatanseverlik bilinci, korkularına çare bulamayacaklarını göstermiştir. Onun için çıldırmışlardır ve saldırıyorlar.

Anadolu’daki nüfus bileşimi

Sayın Aygün,

Alevilerin, Hz.Ali’nin resminin yanına neden Mustafa Kemal’in resmini astıkları üzerine tekrar düşünmenizi öneririm. Aslında Dersimliler, 12 Eylül Referandumunda Tayyip Erdoğan’ın “ileri demokrasisine” yüzde 84 oranında “Hayır” dedikleri zaman da aynı bilinci göstermişlerdi. Çorum’da Tayyip Erdoğan, “Alevilerin katli vaciptir” fetvasını veren “Şeyhülislam Ebussuud Efendi ile gurur duyuyoruz” deyince; Dersimliler ve bütün Aleviler, tehlikeyi gördüler ve “Hayır” dediler. 12 Eylül Referandumundaki “Hayır” Atatürk’e “Evet”tir.

Aynı şekilde sizi milletvekili yapan 12 Haziran seçimlerinde, Dersimde CHP’ye iki milletvekilini dekazandıran yönelimin nedenlerini doğru değerlendirmelisiniz. O oyla size “Dersim İsyanı” ile ilgili görüşlerinizden dolayı gelmedi. Çünkü aynı görüşleri çok daha tutarlı ve bütünsel olarak savunan BDP’nin bağımsız adayı da vardı. Ama oylar BDP’ye değil, Atatürk’ün kurduğu parti olan CHP’ye geldi ve siz de milletvekili oldunuz.

Neden Aleviler ve elbette Dersimliler, Atatürk’ü Hz.Ali ile eştutan bir yaklaşım içindeler? Celali isyanları 16. yüzyılın ilk yıllarında başladı. Bütün tarihçiler o zaman Anadolu nüfusunun yüzde 90 oranında Kızılbaş (Alevi) olduğunu tespit eder. Celalli isyanları tam 2 yüzyıl sürdü, 17. yüzyılın sonuna kadar. Bu süreç boyunca Osmanlı Devleti Kuyucu Murat politikaları izledi veya başka bir deyişle” Ebussuud Efendi Politikaları.”

İki yüzyılın sonunda Anadolu’da nüfus bileşimi tam tersine döndü. Azerbaycan’a, “Şaha gidenler” dışında kalan Aleviler; ya öldürüldü, ya sünnileşmek zorunda kaldı, ya da “Kuş uçmaz, kervan geçmez dağlar ile bataklık alanlara” sığınarak hayatta kalmaya çalıştı.

Tam 400 yıl böyle geçti. Ve Atatürk’ün önderlik ettiği Cumhuriyet Devrimi işte bu insanları, “eşit yurttaş” yaptı. 400 yıldan sonra inançlarından dolayı ilk defa sorgulanmadılar. Şehirlere indiler, okullara gittiler ülkenin ekonomik ve siyasi yaşamı içinde yer almaya başladılar.

Halkımız kadir bilir. İşte Atatürk’ü, halkımızın bilincinde Hz. Ali ile eş düzeye çıkaran o yüzyılların içinde oluşan bu bilinçtir.

Sayın Aygün,

Dersimlilerin seçtiği bir milletvekili olarak, halkımızın o büyük tarih bilincine uygun hareket etmenizi diliyorum.

İyilikler ve Sağlıklar dileklerimle.

Bedri Gültekin

 


İlgili Altbölümler :

 
< Önceki   Sonraki >
 
Tavsiye Ettiklerimiz
Yasaklı Belgesel
Tebriz Türk Takımı
Tolon Paşa ve Ordusu
O.Sinanoğlu Sohbet
İthal Tohum İhaneti
Durum Çözümlemesi
Zekeriya Öz Hakkında
Kurtuluş Savaşında 2000 Kırgız
Hakikat nerede?
Etki Ajanları
Çıkışyolu Turan
Dilde Birlik ve Türklük Şuuru
TSK'yı Yıpratma Girişimleri
Siyasetimiz Nasıl Düzelir
Sivil cehalet
Türk Ülküsü
Mevlana'dan Öğütler
Kazak ve Türkiye Türkçesi
Ampulün Anlamı
Said-i Nursi'nin Gerçek Yüzü
Bor Madeni ve Önemi
İran'a şeriat nasıl geldi?
Atatürk'ün Kaleminden
Hablemitoğlu Belgeseli
Gül'ün Süreci
Gizli Mutabakat
Gladyocu İftirası
Kürt Federe Devletine
Gökşad'tan

Saçların gezerdi yüzümde eskiden

Ağlarsın

Saçların gezerdi yüzümde eskiden,

Şimdi yanaklarımda damla damlasın.

Ne çok severdim dizinde yatmayı,

Şimdi uykumu bölen keskin bıçaksın.

 

Nefesin vururdu nefesime her akşam,

Şimdi soluğumu kesen acı rüzgarsın.

Bütün dertlerim yalnız sende biterdi,

Şimdi yüreğimde kapanmaz yarasın.

 

Şehre uzak yerlerden yıldızlar sayardık,

Şimdi gökyüzünde en uzak yıldızsın.

Ne çok özledim seni anlatabilsem,

Şimdi oturup kana kana ağlarsın...

 

Çorlu, 2002

Gökşad

 

Gölgeler

Gölgeler

-I-

Ömrün gölgesi olsun ömrümün

Uzayıp gitsin ardımca

Ben gidersem bir ikindi vakti...

Ki sen bir Cuma sabahı gelirken

Ömrüm gölgesi olmuştu ömrünün

Uzayıp gitmişti ardınca...

 

Ankara, 2004

 

Gölgeler

-II-

Bütün zamanların tek suçlusu ben miyim

Üstüme bir bulutun bile gölgesi düşmez

Bu karanlık sahrada neye pervaneyim

Kapanan gözlerime bir ışık düşmez...

 

Medet ey sevgili, yandım bu çölde!

Bu nasıl bir serap, bu nasıl bir gölge?

Düştüm düşeli bu amansız hüzne

Divane yüreğim bir lahza gülmez

                                  

Ankara, 2004

 

Ahiret'te

 


 

Tanrım sen varlığı yaratansın

Canlı cansız her şeyi kuşatansın

Bir dileğim var sen bağışlayansın

Desem korkarım demesem yer beni

 

Garip gönlüm gece gündüz âhtadır

Dileğim gönlümde sana âyandır

Kusur kulundan bağış katındandır

Desem korkarım demesem yer beni

 

Bedenimi balçıktan sen halk ettin

Yüreğime dünyayı sen dar ettin

Gönlüm coştu, dilimi sen lâl ettin

Desem korkarım demesem yer beni

 

Tanrım hurilerin gözümde değil

Aşk için bir ömür yeterli değil

Hâşâ Kaynaroğlu isyanda değil

Âhirette sevdiğime ver beni

 

               Ankara, 2003

 

Sır Kapısı

Sır Kapısı

 

Kırk sır kapısı açıldı gözlerinde

Kırk ayrı yol var her kapının birinde

Her yol ağzında ayrı idam ettiler

Sade tenim kaldı saçının telinde

 

Bir tel saç ile bağladılar çenemi

Üç tas su ile yıkadılar tenimi

 

Beni gonca gül yaprağına sardılar

Musalla diye avucuna koydular

Nasıl bilirdiniz diye sordular

Sustum da dinledim başka bir alemde

 

Aşkı bilmeyenler hiç ses çıkarmadı

Mecnun dedi ki “beni utandırmadı”

 

Kaynaroğlu, adını toprağa verdin

İki kaş arasından sıratı geçtin

Lokman’ın sırrını sen âşikar ettin

Ölü müsün diri mi, bilmez hiç kimse.

 

Ankara, 2004

 

Nevruz

  

Nevruz

Gökyüzünde göç başlar vakit gece

Sultan kız batıdan doğuya göçer

Toy düğün başlar Türkistan ilinde

Sultan Nevruz önünde gergef işler

 

Bize de gel bilinmez bir saatte

Benim de ölülerim yeyip içsin

Rızkımızı bulalım bu yengi gün’de

Bütün alem Tanrı’ya secde etsin

 

Esir Türkleri unutma Sultanım

Onlar beklese de başka baharı

Birgün muhakkak biter bu zalim kış

Yine az görür Türk, koca dünyayı

 

Hazar’a muhabbet götür sultanım

Yesevi’den hikmet getir bizlere

De ki özlemiş sizi Kaynaroğlu

Gayrı dayanmazmış gönlü hasrete

Gökşad

Sivas, 1997

 

Kuşların Rüyası

Kuşların Rüyası 

Kuşların rüyasına girdim dün gece

Karar verdim bunu hep yapacağım

Hepsi de uyuyordu gözlerinde

Onları mı yoksa seni mi kıskanayım

 

Güya bir bülbül senin nefesinden

Şiirler okuyordu seher vaktinde

Şaşırdım kaldım, ses benim sesim

Dedi ki “İlham” derler buna sizin alemde

 

Rüyasında bir güvercin konup pencerene

Uzatıp kanatlarını tutundu ellerine

Şaşırdım kaldım, el benim elim

Dedi ki “Vuslat” derler buna sizin alemde

 

Bir serçe rüyasında kanat çırpıp

Su içti avuçlarından kana kana

Şaşırdım kaldım içim yanmış benim de

Dedi ki “Mecnun” derler buna sizin alemde

 

Kuşların rüyasına girdim dün gece

Gördüm ki seni seviyorum her bedende

Bir kaknus yaklaşıp kulağıma sessizce

Dedi ki “Kader” derler buna sizin alemde

 

Dedim ki “Hayrolur İnşallah...”

Gökşad 

Ankara, 2004

 

Gidişine Ağıt

 

 Mecnûn düşünde gördü Leylâ’yı bir gece:

 Ve sen, şehirlerini benim ülkeme kurdun,Pâyitahtını benim yaralı kalbime..

.Seni bir kan pıhtısı gibi elimde tuttum.

 İnsafsız rüzgârlar uğradı yurduma: 

Yağmur kar ortasında bir çöle düştüm,Kum fırtınasında tutundum saçlarına...

Sen uykudaydın, ben kâbuslar gördüm. 

Buğday tarlalarına kızgın alevler düştü: 

Çıplak ayaklı çocuklar savruldu her yana,

Çıplak ayaklı yıldızlar gibi darmadağın...

Ne olur beni de kat, beni de kat dualarına. 

Seni düşümde gördüm,  tam altı yıl önce: 

Ve sen, gözlerini giyindin Asya ceylanlarının,

Ak sakallardan miras bir huzur yüzünde...

Gezinip durdun içinde bütün damarlarımın.    

 Benim yüreğim mahşer, senin gönlün sırat: 

Zalim bir korku boğazlar sevincimi,

Gözlerim karanlık benim, senin gözlerin hayat.

Gözlerim hiç görmesin gittiğini...  

Ki o Selçuklu şehri seni bırakır mı bilmem:

 Lacivert göğünde gözlerin, bir muska gibi dururken,

Vakitsiz düşer toprağa kırkikindi yağmurları.

Bin yıllık Medrese, yeni bir Eylül’e soyunmuşken... 

Yıldızlara söyle seni geri getirsinler: 

Onlar bilir benim çekik gözlü yüreğimi.

Geçmişin saçından tut, sana yol göstersinler,

Yıldızlar bilir benim gökçe soylu düşlerimi... 

Ankara, 2003

Gökşad 

 

Gözlerin

 

Gözlerin

 

Sanki deryalara dalar giderim

Baktıkça içimi yakar gözlerin

Her şafak vaktinde çalar kapımı

İlmiği boynuma takar gözlerin

 

Mecnun’u çöllerde koyar çaresiz

Ferhad’ı dağlara salar gözlerin

Yanımda yöremde ölüm gezdirir

Benim peşimde o yeşil gözlerin

 

Başı dik dağlara yasla sırtını

Dolunay akşamı kaldır başını

Her kim ki yazarsa kişi bahtını

Ezelden alnıma yazmış gözlerin

 

Dört duvardan gayrı yerim olmadı

Kendi gölgem bana sadık kalmadı

Şu yalan dünyada yüzüm gülmedi

Benim tek servetim senin gözlerin

 

Kefenimi yeşil sarın, beyaz olmasın

Mezarımı göğe kazın yerde kalmasın

Sevdiğim gözünden yaşlar akmasın

Gider Kaynaroğlu, kalır gözlerin

 

Sivas, 1998