Anasayfa arrow Dosyalar arrow Siyasi Dosyalar arrow 51 no'lu DVD nasıl hazırlandı?
 
   
Türkçülüğün Esasları
Türkçülüğün Özü
A) Dilde Türkçülük
B) Sanatta Türkçülük
C) Ahlaki Türkçülük
D) Hukukta Türkçülük
E) Dinde Türkçülük
F) İktisatta Türkçülük
G) Siyasette Türkçülük
H) Felsefede Türkçülük
Büyük Türkçülerden
Türkçülerden Özlü Sözler
Genel İçerik
Marşlarımız
Görsellikler
Türk Dünyası Ezgileri 1
Türk Dünyası Ezgileri 2
Türkçülük Hakkında
Tüm Dosyalar
Tüm Yazarlar
Edebiyat
Makaleler
Tepkisiz Kalma
Ağelini Öneriniz
Belge Resim

Bilgilendirme
Türküler
Görsellik
Kitap Önerileri
Büyük Türkçüler
Büyük Türkçülerden
Azınlık veya Özerk Türkler
Nutuk
Duyurular
Özlü Sözler
Yorumsuz Resimler
Siyasi Dosyalar

  :: TSK'dan ABD-İsrail Koridoru'na balyoz
  :: Emperyalizmin Tetikçileri
  :: Komünistlerin Atatürk karşıtlığı
  :: Rockefeller'den yüzyılın itirafı
  :: Ayrılma bildirisi ve Sevr
  :: İstanbul Barosu’ndan yapılan 14 maddelik açıklama
  :: Öz Yurdunda Köleleşen Türk
  :: IŞİD – ABD ilişkisinin delilleri
  :: Barzani ve Erdoğan
  :: İran Türkleri Hapislerde
  :: Hitler’in Müftüsü Hacı Emin El Hüseyni
  :: Seçsis Neden Türkiye'de Kullanılıyor?
  :: Irak’ın 16. Tugayı Peşmergeye katıldı!
  :: Türker Ertürk , ABD tertiplerini ve ABD işbirlikçilerini açıklıyor.
  :: Hava Kuvvetlerinde Tasfiye
  :: Esad'ın Ulusal Kanal Söyleşisi
Türkçe
Türkçe Adlar
Türkçe İzgileri
Hayvan Adları
Türkçe Terimler
Göktürk Yazıtları
Kuş Adları Derlemesi
Türkçe Adlar Sözlüğü
Kazakistan Türkçesi Sözlüğü
Azerbaycan Türkçesi Sözlüğü
Dosyalar
Siyasi Dosyalar
Tarihi Dosyalar
Görüntüler
Dini Dosyalar
Belge Resim
Bilimsel Dosyalar
Atatürk
Eserleri
Makaleleri
Özlü Sözleri
Atatürk Dosyaları
İletişim
 

Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player

İlgili İçerikler

51 no'lu DVD nasıl hazırlandı?

PDF Yazdır Ağhesabı

Emekli Albay Levent Göktaş'ı tutuklatan 51 no'lu DVD nasıl hazırlandı?

Levent Göktaş Özel Kuvvetler Komutanlığı’ndan Albay rütbesinden emekli oldu. Birliğinin belki de en donanımlı askerlerinden biriydi. Kuzey Irak’a düzenlenen operasyonlara defalarca katılmış, aylarca dağlarda yaşamıştı. Öcalan’a “memlekete hoş geldin” diyen kişi de O’ydu. 2009 Ocak ayından bu yana, yani 4 yıla yakındır Silivri Cezaevi’nde. Hakkındaki tek delil ise kırık bir DVD, aleyhindeki ifadeler ise PKK’lı tanıklara ait.

08 Aralık 2012 Cumartesi 14:46

Emekli Albay Levent Göktaş'ı tutuklatan 51 no'lu DVD nasıl hazırlandı?

“Öcalan, Memlekete hoş geldin!” Türkiye’nin yakından tanıdığı bu söz, Kenya’dan Türkiye’ye getirilen Öcalan’a uçakta söylendi. Bu sözün sahibi ise, o dönemde Özel Kuvvetleri Komutanlığı’nda görev yapan Albay Levent Göktaş’tı…

Emekli Albay Levent Göktaş, Kara Harp Okulu’ndan mezun olduktan sonra, hayatı terörle mücadeleyle geçti. Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde birçok operasyona katıldı. Ancak asıl operasyonları Irak’ın Kuzeyi’ne gerçekleştirdi.

Göktaş, Irak’ın kuzeyine gerçekleştirilen operasyonların çoğuna katıldı. Hatta peşmerge kıyafetiyle bölgeye sızıp, Özel Kuvvetler personeli ile çatışmalara katıldı. 6 ay boyunca mağarada yaşayarak arazide kaldığını Ergenekon savunmasında fotoğraflarla anlattı.

PKK ile girdiği çatışmalarda defalarca yaralandı. Birçok arkadaşı şehit düştü.

Göktaş, sadece kara operasyonları değil, yüksek atlama, serbest paraşüt, dağ ve su altı komandosu eğitimleri de aldı.

Albay Levent Göktaş, 1998 yılında Abdullah Öcalan’ın yakalandığı operasyonunda da yer aldı. Öcalan’ın Kenya’dan Türkiye’ye getirilmesi sırasında, Öcalan’ın hemen yanı başında yine Levent Albay vardı. Yüzü bir sır olarak kalsa da, “Memlekete hoş geldin Öcalan” sözüyle tarihe geçen ses onundu.

Bu hizmetlerinin karşılığında birçok ödül aldı. Göktaş, Türk Silahlı Kuvvetleri’nde üç "Üstün Cesaret ve Feragat Madalyası" sahibi olan tek subay olma başarısını gösterdi. Meslek hayatı boyunca altı "Üstün Birlik Yetiştirme Beratı", 180 "Takdirname", sayısız şerit rozeti aldı.

Albay Levent Göktaş bu sırada eğitimine de devam etti. Marmara Üniversitesi’nde Hukuk Fakültesi’ni bitirdi, Gazi Üniversitesi’nde İşletme Bölümü’nde yüksek lisans yaptı, Gazi Üniversitesi İşletme Bölümü’nde de yüksek lisans yaptı. 2004’te askerlik hayatını sonlandıran Albay Levent Göktaş, bundan sonra Yargıtay hakimi olan eşi gibi bir hukukçu olacaktı.

Ancak PKK’ya karşı yıllarca mücadele veren Levent Göktaş, Ergenekon tertibinin hedefi oldu. 7 Ocak 2009 günü Ankara’daki avukatlık bürosuna Terörle Mücadele polislerince operasyon düzenlendi. Bürodan birçok evrakla birlikte, stajyer avukat Özge Uzun’a ait masadan bulunduğu iddia edilen bir DVD alındı. 51 rakamıyla numaralandırılan DVD’de, çoğu yargı mensubu 5 bin 763 kişiye ait özel ve kişisel bilgilerin bulunduğu iddia edildi. DVD’de, Göktaş’ın eşi Nesrin Göktaş’a ait bilgiler de yer alıyordu.

51 no’lu DVD’nin serüveni de böyle başladı. Bu serüven, sonu gelmeyen gariplikler silsilesini de ortaya çıkardı.

İlk önemli ayrıntı, Göktaş’ın ofisinde yapılan aramada ortaya çıktı. Polisler odalara dağılmış, aramaya başlamıştı. Arama yapan polislerin başındaki amir sık sık telefonla aranıyordu. Karşıdaki ses sürekli bir DVD’yi soruyordu.

Polisler bir DVD’yi arıyordu. Ve sonunda o DVD bulundu. Çok gizli olduğu iddia edilen 51 no’lu DVD, stajyer avukat Özge Uzun’un hemen kapı girişindeki masasından alınmış, Göktaş Ergenekon tertibine dahil edilmişti. DVD’yi o günden sonra gören olmadı, taa ki parmak izi incelemesi için mahkemeye getirtilmesi istenene kadar.

Göktaş, 18 Eylül 2009’da 51 no’lu DVD üzerinde parmak izi incelemesi yapılmasını talep etti. Mahkeme talebi kabul etti ve DVD parmak izi incelemesi için Silivri İlçe Emniyet Müdürlüğü ekiplerine verildi. 10 Kasım 2009’da mahkemeye ulaşan raporda, DVD’nin arka yüzünde parmak izi bulunamadığı, verilerin saklandığı ön bölümün ise, veri kaybı olmaması için incelenmediği belirtiliyordu. Daha da önemlisi, polisler DVD’nin üzerinde çatlak olduğunu rapor etmişlerdi. 51 no’lu DVD açılamıyordu.

Mahkeme bu kez İstanbul Emniyeti’ndeki Terörle Mücadele Şubesi’ne DVD’nin kopyası olup olmadığını sordu. DVD’nin bir kopyası vardı, hemen mahkemeye gönderildi. Ve asıl skandal burada patlak verdi.

Kopya DVD üzerinde inceleme yapan TÜBİTAK kopyanın 31 Aralık 2008’de saat 17.40’ta oluşturulduğunu saptadı. Yani kopya olduğu iddia edilen DVD, Levent Göktaş’ın ofisindeki aramadan 7 gün önce oluşturulmuştu.

Mahkeme, DVD’yi adli emanette kıran polisler hakkında suç duyurusu yaptı. Emniyette bu konuda sözde bir soruşturma yürütüldü. Ancak sorumlular ortaya çıkarılmadan, dosya sümenaltı edildi.

Levent Göktaş ise, emniyette oluşturulan, daha sonra da kırılan bu DVD'yle suçlanarak hapse atılmıştı Göktaş aleyhindeki diğer deliller ise, yıllarca mücadele ettiği PKK'lıların ifadeleri.

ulusalkanal.com.tr

 

 


 
< Önceki   Sonraki >
 
Tavsiye Ettiklerimiz
Yasaklı Belgesel
Tebriz Türk Takımı
Tolon Paşa ve Ordusu
O.Sinanoğlu Sohbet
İthal Tohum İhaneti
Durum Çözümlemesi
Zekeriya Öz Hakkında
Kurtuluş Savaşında 2000 Kırgız
Hakikat nerede?
Etki Ajanları
Çıkışyolu Turan
Dilde Birlik ve Türklük Şuuru
TSK'yı Yıpratma Girişimleri
Siyasetimiz Nasıl Düzelir
Sivil cehalet
Türk Ülküsü
Mevlana'dan Öğütler
Kazak ve Türkiye Türkçesi
Ampulün Anlamı
Said-i Nursi'nin Gerçek Yüzü
Bor Madeni ve Önemi
İran'a şeriat nasıl geldi?
Atatürk'ün Kaleminden
Hablemitoğlu Belgeseli
Gül'ün Süreci
Gizli Mutabakat
Gladyocu İftirası
Kürt Federe Devletine
Gökşad'tan

Saçların gezerdi yüzümde eskiden

Ağlarsın

Saçların gezerdi yüzümde eskiden,

Şimdi yanaklarımda damla damlasın.

Ne çok severdim dizinde yatmayı,

Şimdi uykumu bölen keskin bıçaksın.

 

Nefesin vururdu nefesime her akşam,

Şimdi soluğumu kesen acı rüzgarsın.

Bütün dertlerim yalnız sende biterdi,

Şimdi yüreğimde kapanmaz yarasın.

 

Şehre uzak yerlerden yıldızlar sayardık,

Şimdi gökyüzünde en uzak yıldızsın.

Ne çok özledim seni anlatabilsem,

Şimdi oturup kana kana ağlarsın...

 

Çorlu, 2002

Gökşad

 

Gölgeler

Gölgeler

-I-

Ömrün gölgesi olsun ömrümün

Uzayıp gitsin ardımca

Ben gidersem bir ikindi vakti...

Ki sen bir Cuma sabahı gelirken

Ömrüm gölgesi olmuştu ömrünün

Uzayıp gitmişti ardınca...

 

Ankara, 2004

 

Gölgeler

-II-

Bütün zamanların tek suçlusu ben miyim

Üstüme bir bulutun bile gölgesi düşmez

Bu karanlık sahrada neye pervaneyim

Kapanan gözlerime bir ışık düşmez...

 

Medet ey sevgili, yandım bu çölde!

Bu nasıl bir serap, bu nasıl bir gölge?

Düştüm düşeli bu amansız hüzne

Divane yüreğim bir lahza gülmez

                                  

Ankara, 2004

 

Ahiret'te

 


 

Tanrım sen varlığı yaratansın

Canlı cansız her şeyi kuşatansın

Bir dileğim var sen bağışlayansın

Desem korkarım demesem yer beni

 

Garip gönlüm gece gündüz âhtadır

Dileğim gönlümde sana âyandır

Kusur kulundan bağış katındandır

Desem korkarım demesem yer beni

 

Bedenimi balçıktan sen halk ettin

Yüreğime dünyayı sen dar ettin

Gönlüm coştu, dilimi sen lâl ettin

Desem korkarım demesem yer beni

 

Tanrım hurilerin gözümde değil

Aşk için bir ömür yeterli değil

Hâşâ Kaynaroğlu isyanda değil

Âhirette sevdiğime ver beni

 

               Ankara, 2003

 

Sır Kapısı

Sır Kapısı

 

Kırk sır kapısı açıldı gözlerinde

Kırk ayrı yol var her kapının birinde

Her yol ağzında ayrı idam ettiler

Sade tenim kaldı saçının telinde

 

Bir tel saç ile bağladılar çenemi

Üç tas su ile yıkadılar tenimi

 

Beni gonca gül yaprağına sardılar

Musalla diye avucuna koydular

Nasıl bilirdiniz diye sordular

Sustum da dinledim başka bir alemde

 

Aşkı bilmeyenler hiç ses çıkarmadı

Mecnun dedi ki “beni utandırmadı”

 

Kaynaroğlu, adını toprağa verdin

İki kaş arasından sıratı geçtin

Lokman’ın sırrını sen âşikar ettin

Ölü müsün diri mi, bilmez hiç kimse.

 

Ankara, 2004

 

Nevruz

  

Nevruz

Gökyüzünde göç başlar vakit gece

Sultan kız batıdan doğuya göçer

Toy düğün başlar Türkistan ilinde

Sultan Nevruz önünde gergef işler

 

Bize de gel bilinmez bir saatte

Benim de ölülerim yeyip içsin

Rızkımızı bulalım bu yengi gün’de

Bütün alem Tanrı’ya secde etsin

 

Esir Türkleri unutma Sultanım

Onlar beklese de başka baharı

Birgün muhakkak biter bu zalim kış

Yine az görür Türk, koca dünyayı

 

Hazar’a muhabbet götür sultanım

Yesevi’den hikmet getir bizlere

De ki özlemiş sizi Kaynaroğlu

Gayrı dayanmazmış gönlü hasrete

Gökşad

Sivas, 1997

 

Kuşların Rüyası

Kuşların Rüyası 

Kuşların rüyasına girdim dün gece

Karar verdim bunu hep yapacağım

Hepsi de uyuyordu gözlerinde

Onları mı yoksa seni mi kıskanayım

 

Güya bir bülbül senin nefesinden

Şiirler okuyordu seher vaktinde

Şaşırdım kaldım, ses benim sesim

Dedi ki “İlham” derler buna sizin alemde

 

Rüyasında bir güvercin konup pencerene

Uzatıp kanatlarını tutundu ellerine

Şaşırdım kaldım, el benim elim

Dedi ki “Vuslat” derler buna sizin alemde

 

Bir serçe rüyasında kanat çırpıp

Su içti avuçlarından kana kana

Şaşırdım kaldım içim yanmış benim de

Dedi ki “Mecnun” derler buna sizin alemde

 

Kuşların rüyasına girdim dün gece

Gördüm ki seni seviyorum her bedende

Bir kaknus yaklaşıp kulağıma sessizce

Dedi ki “Kader” derler buna sizin alemde

 

Dedim ki “Hayrolur İnşallah...”

Gökşad 

Ankara, 2004

 

Gidişine Ağıt

 

 Mecnûn düşünde gördü Leylâ’yı bir gece:

 Ve sen, şehirlerini benim ülkeme kurdun,Pâyitahtını benim yaralı kalbime..

.Seni bir kan pıhtısı gibi elimde tuttum.

 İnsafsız rüzgârlar uğradı yurduma: 

Yağmur kar ortasında bir çöle düştüm,Kum fırtınasında tutundum saçlarına...

Sen uykudaydın, ben kâbuslar gördüm. 

Buğday tarlalarına kızgın alevler düştü: 

Çıplak ayaklı çocuklar savruldu her yana,

Çıplak ayaklı yıldızlar gibi darmadağın...

Ne olur beni de kat, beni de kat dualarına. 

Seni düşümde gördüm,  tam altı yıl önce: 

Ve sen, gözlerini giyindin Asya ceylanlarının,

Ak sakallardan miras bir huzur yüzünde...

Gezinip durdun içinde bütün damarlarımın.    

 Benim yüreğim mahşer, senin gönlün sırat: 

Zalim bir korku boğazlar sevincimi,

Gözlerim karanlık benim, senin gözlerin hayat.

Gözlerim hiç görmesin gittiğini...  

Ki o Selçuklu şehri seni bırakır mı bilmem:

 Lacivert göğünde gözlerin, bir muska gibi dururken,

Vakitsiz düşer toprağa kırkikindi yağmurları.

Bin yıllık Medrese, yeni bir Eylül’e soyunmuşken... 

Yıldızlara söyle seni geri getirsinler: 

Onlar bilir benim çekik gözlü yüreğimi.

Geçmişin saçından tut, sana yol göstersinler,

Yıldızlar bilir benim gökçe soylu düşlerimi... 

Ankara, 2003

Gökşad 

 

Gözlerin

 

Gözlerin

 

Sanki deryalara dalar giderim

Baktıkça içimi yakar gözlerin

Her şafak vaktinde çalar kapımı

İlmiği boynuma takar gözlerin

 

Mecnun’u çöllerde koyar çaresiz

Ferhad’ı dağlara salar gözlerin

Yanımda yöremde ölüm gezdirir

Benim peşimde o yeşil gözlerin

 

Başı dik dağlara yasla sırtını

Dolunay akşamı kaldır başını

Her kim ki yazarsa kişi bahtını

Ezelden alnıma yazmış gözlerin

 

Dört duvardan gayrı yerim olmadı

Kendi gölgem bana sadık kalmadı

Şu yalan dünyada yüzüm gülmedi

Benim tek servetim senin gözlerin

 

Kefenimi yeşil sarın, beyaz olmasın

Mezarımı göğe kazın yerde kalmasın

Sevdiğim gözünden yaşlar akmasın

Gider Kaynaroğlu, kalır gözlerin

 

Sivas, 1998

 
   
 
Benzer Yazılar