Anasayfa arrow Tüm Dosyalar arrow Dini Dosyalar arrow Tevrattaki Çelişkiler
 
   
Türkçülüğün Esasları
Türkçülüğün Özü
A) Dilde Türkçülük
B) Sanatta Türkçülük
C) Ahlaki Türkçülük
D) Hukukta Türkçülük
E) Dinde Türkçülük
F) İktisatta Türkçülük
G) Siyasette Türkçülük
H) Felsefede Türkçülük
Büyük Türkçülerden
Türkçülerden Özlü Sözler
Genel İçerik
Marşlarımız
Görsellikler
Türk Dünyası Ezgileri 1
Türk Dünyası Ezgileri 2
Türkçülük Hakkında
Tüm Dosyalar
Tüm Yazarlar
Edebiyat
Makaleler
Tepkisiz Kalma
Ağelini Öneriniz
Belge Resim

Bilgilendirme
Türküler
Görsellik
Kitap Önerileri
Büyük Türkçüler
Büyük Türkçülerden
Azınlık veya Özerk Türkler
Nutuk
Duyurular
Özlü Sözler
Yorumsuz Resimler
Siyasi Dosyalar

  :: TSK'dan ABD-İsrail Koridoru'na balyoz
  :: Emperyalizmin Tetikçileri
  :: Komünistlerin Atatürk karşıtlığı
  :: Rockefeller'den yüzyılın itirafı
  :: Ayrılma bildirisi ve Sevr
  :: İstanbul Barosu’ndan yapılan 14 maddelik açıklama
  :: Öz Yurdunda Köleleşen Türk
  :: IŞİD – ABD ilişkisinin delilleri
  :: Barzani ve Erdoğan
  :: İran Türkleri Hapislerde
  :: Hitler’in Müftüsü Hacı Emin El Hüseyni
  :: Seçsis Neden Türkiye'de Kullanılıyor?
  :: Irak’ın 16. Tugayı Peşmergeye katıldı!
  :: Türker Ertürk , ABD tertiplerini ve ABD işbirlikçilerini açıklıyor.
  :: Hava Kuvvetlerinde Tasfiye
  :: Esad'ın Ulusal Kanal Söyleşisi
Türkçe
Türkçe Adlar
Türkçe İzgileri
Hayvan Adları
Türkçe Terimler
Göktürk Yazıtları
Kuş Adları Derlemesi
Türkçe Adlar Sözlüğü
Kazakistan Türkçesi Sözlüğü
Azerbaycan Türkçesi Sözlüğü
Dosyalar
Siyasi Dosyalar
Tarihi Dosyalar
Görüntüler
Dini Dosyalar
Belge Resim
Bilimsel Dosyalar
Atatürk
Eserleri
Makaleleri
Özlü Sözleri
Atatürk Dosyaları
İletişim
 

Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player

İlgili İçerikler

Tevrattaki Çelişkiler

PDF Yazdır Ağhesabı
‘O da ne demek; hiç Allah’ın kitabında birbiriyle çelişen âyetler olur mu?’ diyeceksiniz. Bir kitap, gerçekten Allah’ın vahyi olma özelliğini koruyorsa, elbette bu kitapta zerre kadar çelişki/tutarsızlık sözkonusu olamaz. Ancak; aslen ilahi olan bir kitap, tahrif edilmiş ve insanlar tarafından-aslı mevcut olmadığı halde-yeniden kaleme alınmışsa...İşte o zaman bir çelişkiler yumağı ile karşılaşır ve hayretler içinde kalırsınız!.. Nasıl mı? İşte size bugünkü Tevrat’tan çarpıcı bazı misaller ve inkarı ve izahı mümkün olmayan açık belgeler:

Rab mı, Şeytan mı?..

II.Samuel:24/1 : “Ve İsrail’e karşı Rabbin öfkesi yine alevlendi ve; ‘Git, İsrail’i ve Yahuda’yı say!’ diye Davud’u onlara karşı tahrik etti.”

I.Tarihler:21/1 : “Ve Şeytan, İsrail’e karşı kalktı ve İsrail’i saymak için Davud’u tahrik etti.”

İsrail’i saymak için Davud’u tahrik eden, Rab mı yoksa Şeytan mı? Bir ‘Kutsal Kitap’ta birbirini nakzeden iki farklı ifade bulunabilir mi? Yoksa Tevrat’ın Rabbi, ‘yeri göğü yaratıp yorgun düştüğü’(Bkz:Tekvin:2/2,3) bir sırada mı böyle bir yanılgıya düştü!?. Hepsi bu kadarcıkla bitmiyor; Tevrat’ın Rabbi, sürekli çelişkiler içinde adeta yuvarlanıyor! Örneklemeye devam edelim de iyice anlaşılmış olsun:

Yedi Yıl mı, Üç Yıl mı?..


II.Samuel:24/13 : “Ve Gad, Davud’a gelip ona bildirdi ve kendisine dedi: ‘Sana memleketinde yedi yıl kıtlık yılı mı gelsin, yoksa düşmanların seni kovalarken onların önünde üç ay mı kaçarsın?’”

I.Tarihler:21/11 : “Ve Gad, Davud’a gelip ona dedi: ‘Rab, şöyle dedi:’İstediğini al; ya üç yıl kıtlık, yahut düşmanlarının kılıcı sana erişerek seni sıkıştıranların önünde üç ay bitip tükenmek..’”.

Hangisi doğru; ‘yedi yıl kıtlık’ mı, ‘üç yıl kıtlık’ mı? Kim şaşırdı: Tevrat’ın Rabbi mi , elçi Gad mı yoksa Tevrat’ı bugünkü haliyle yazanlar mı? Açık bir tahrifat(bozulma) sözkonusu değil mi?

Sekiz mi, Onsekiz mi? / Üç Ay On Gün mü, Üç Ay mı?..



II.Tarihler:36/9 : “Yehoyakin kral olduğu zaman sekiz yaşında idi; ve Yeruşalim’de üç ay on gün krallık etti...”



Harun(a.s.) nerede öldü? Hor Dağında mı, Mosera’da mı? Yoksa her iki yerde mi?!..

Kırkbin mi, Dörtbin mi?..

I.Krallar: 4/26 : “Ve Süleyman’ın, cenk arabaları için kırkbin ahır bölüğünde atları vardı ve onikibin atlısı vardı”.

II.Tarihler : 9/25 : “Ve atlarla cenk arabaları için Süleyman’ın dörtbin ahırı vardı”.

Hz.Süleyman’ın, atları için kaç ahırı vardı; kırkbin mi, dörtbin mi?

Üçbin üçyüz mü, Üçbin altıyüz mü?..

II.Krallar:24/8 : “Yehoyakin kral olduğu zaman on sekiz yaşında idi.; ve Yeruşalim’de üç ay krallık etti...”

Yehoyakin, kral olduğu zaman kaç yaşında idi? Sekiz mi, on sekiz mi?

Yehoyakin, kaç ay krallık yaptı? Üç ay on gün mü, üç ay mı?

Bu çelişki ve tutarsızlıklar, Habîr ve Alîm olan olan Allah tarafından gönderilen gerçek bir Kutsal Kitapta bulunabilir mi? Bu çelişkilerden anlıyoruz ki; bugünkü Tevrat’ın Rabbi, ne kadar da unutkan ve matamatik bilmeyen birisiymiş!..

Yediyüz mü, Yedi bin mi? / Atlı mı, Yaya mı? / Şobak mı, Şofak mı?..

II.Samuel:10/18 : “ Ve Suriyeliler İsrail’in önünden kaçtılar; ve Davud Suriyelilerden yediyüz araba cenkçiler ile kırk bin atlı telef etti ve ordu başbuğu Şobak’ı vurdu ve o orada öldü.

I.Tarihler:19/18 : “Ve Suriyeliler, İsrail’in önünden kaçtılar; ve Davud, Suriyelilerden yedi bin araba cenkçiler ile kırk bin yaya asker öldürdü, ordu başbuğu Şofak’ı da öldürdü.”

Davud, kaç araba cenkçi öldürdü? Yediyüz mü, yedi bin mi?

Öldürülen kırk bin asker; atlı mıydı, yaya mıydı?

Ordu başbuğu Şobak mıydı, Şofak mıydı?

Sayı saymasını bilmeyen, atlı ile yayayı farkedemeyen ve sürç-ü lisan eyleyen bir Rab(!). İşte bugünkü mevcut Tevrat’ın Rabbi bu!..

Hor Dağında mı, Mosera’da mı?..

Sayılar:20/27,28 : “Ve Musa,Rabbin emrettiği gibi yaptı; ve butün kavmın gözü önünde Hor Dağına çıktılar.Ve Musa, Harun’un esvabını çıkardı ve onları oğlu Eleazar’a giydirdi; ve Harun orada, dağın tepesinde öldü.”(Ayrıca bkz: Sayılar:33/39).

Tesniye:10/6 : “Ve İsrailoğulları, Beerot Bene-yaakandan Mosera’ya göç ettiler Harun orada öldü ve orada gömüldü; ve oğlu Eleazar onun yerine kahinlik etti.”

I.Krallar : 5/15,16 : “Ve Süleyman’ın yük taşıyan yetmişbin ve dağlarda taş kesen seksen bin adamı / bunlardan başka Süleyman’ın işte çalışan kavmın üzerine hükmeden, işin başında bulunan üçbin üçyüz başkâhyaları vardı”.

II.Tarihler : 2/2 : “Ve Süleyman, yük taşıyan yetmişbin adam ve dağlarda taş kesen seksenbin adam ve onların üzerinde işbaşı olan üçbin altıyüz adam saydı”.

Süleyman’ın kaç adamı vardı; üçbin üçyüz mü, üçbin altıyüz mü? Süleyman; sayı saymasını mı bilmiyor, yoksa kâhyalar arasıra işten mi kaytarıyorlar?
Çocuğu oldu mu, Olmadı mı?

II.Samuel: 6/23 : “ Ve Saul’un kızı Mikal’ın ölümü gününe kadar çocuğu olmadı.”

II.Samuel: 21/8 : “Saul’un kızı Mikal’ın, Meholalı Barzillay oğlu Adriele doğurmuş olduğu beş oğlunu kral aldı.”

Saul’un kızı Mikal’ın, çocuğu oldu mu yoksa olmadı mı? Hem oldu, hem de olmadı; öyle mi?!..

Bir Karış mı, Bir Avuç mu? İki bin Bat mı, Üç bin Bat mı?

I.Krallar:7/26 : “Ve bir karış kalınlıkta idi; ve onun kenarı, bir kâse kenarı gibi, zambak çiçeği gibi işlenmişti; iki bin bat su alırdı.”


II.Tarihler:4/5 : “Ve kalınlığı bir avuç idi; ve kenarı, bir kâse kenarı gibi, zambak çiçeği gibi işlenmişti; ve içi üç bin bat su alırdı.”

Hangisi doğru? Bir karış mı, bir avuç mu? İki bin bat mı, üç bin bat mı?

Allah’ı Gören Sağ Kalır mı, Kalmaz mı?

Tekvin:32/30: “Ve Yakup, o yerin adını Paniel koydu. Çünkü; Allah’ı yüzyüze gördüm ve canım sağ kaldı, dedi.”

Çıkış:33/20: “Ve dedi: Yüzümü göremezsin. Çünkü insan, beni görüp de yaşayamaz.”

Hangisi doğru? Allah’ı gören yaşayabilir mi, yaşayamaz mı?..

Mevcut Tevrat’taki yüzlerce çelişkiyi burada zikretmemiz mümkün değil. Bazı acaiblikleri zikretmemiz ise, gerçekten ahlaki ve hukuki sıkıntılar doğurabilir. Ancak; ‘bu kadar da olur mu?’ dedirtecek ve parmak ısırtacak bir çelişkiler demeti/yumağı sunmadan da geçmek istemiyoruz. Yetmiş âyet(cümle) olan Ezra: 2.bab ile, hemen arkasından devam eden ve yetmiş üç âyet(cümle) olan Nehemya: 7.bab arasında tam ondokuz çelişki tesbit etmiş bulunuyoruz. Bu çelişkileri, bugünkü Tevrat’ın muharref(bozulmuş) olduğuna açık bir belge olarak takdirlerinize sunuyorum:

“İsrail kavminden olan adamların sayısı”:

Ezra:2.Bab
Nehemya:7.Bab



5:Arah oğulları, yediyüz yetmişbeş(775).
10:Arah oğulları, altıyüz elliiki(652).



6:Yeşua ve Yoab oğullarından Pahat-moab oğulları, ikibin sekizyüz oniki(2812).
11:Yeşua ve Yoab oğullarından Pahat- moab oğulları,ikibin sekizyüz on sekiz(2818).


8:Zattu oğulları, dokuzyüz kırkbeş(945).
13:Zattu oğulları, sekizyüz kırkbeş(845).


10:Bani oğulları, altıyüz kırkiki(642).
15:Binnuy oğulları,altıyüz kırk sekiz(648).


11:Bebay oğulları, altıyüz yirmiüç(623).
16:Bebay oğulları, altıyüz yirmisekiz(628)


12:Azgad oğulları bin ikiyüz yirmiiki(1222).
17:Azgad oğulları, ikibin üçyüz yirmiiki(2322).


13:Adonikam oğulları, altıyüz altmışaltı(666).
18:Adonikam oğulları, altıyüz altmışyedi(667).


14:Bigvay oğulları, ikibin ellialtı(2056).
19:Bigvay oğulları, ikibin altmışyedi(2067).


15:Adin oğulları, dörtyüz ellidört(454).
20:Adin oğulları, altıyüz ellibeş(655).


17:Betsay oğulları, üçyüz yirmiüç(323).
23:Betsay oğulları, üçyüz yirmidört(324).


19:Haşum oğulları, ikiyüz yirmiüç(223).
22:Haşum oğulları, üçyüz yirmisekiz(328).


21:Beyt-lehem oğulları, yüz yirmiüç / 22:Netofa adamları, ellialtı(=179).
26:Beyt-lehem ve Netofa adamları, yüz seksensekiz(188).


28:Beyt-el ve Ay adamları, ikiyüz yirmiüç(223).
32:Beyt-el ve Ay adamları, yüzyirmiüç(123).


33:Lod, Hadid ve Ono oğulları, yediyüz yirmibeş(725)
37:Lod, Hadid ve Ono oğulları, yediyüz yirmibir(721).



35:Senaa oğulları, üçbin altıyüz otuz(3630).
38:Senaa oğulları, üçbin dokuzyüz otuz(3930).



41:İlahiciler: Asaf oğulları, yüzyirmisekiz(128).
44:İlahiciler. Asaf oğulları, yüzkırksekiz(148).


42:Kapıcılar oğulları:....hepsi, yüzotuzdokuz(139).
45:Kapıcılar:....., yüzotuzsekiz(138).

60:Delaya oğulları, Tobiya oğulları, Nekoda oğulları, altıyüz elliiki(652).
62:Delaya oğulları, Tobiya oğulları, Nekoda oğulları, altıyüz kırkiki(642).



65:Bütün cemaat(ın)...ikiyüz ilahicisi vardı(200).
67:Bütün cemaat(ın)...ikiyüzkırkbeş ilahicisi vardı(245).




Şaşırdınız, değil mi? Şaka değil; bu çelişkiler, ‘ilahi kitap’ olduğu iddia edilen bugünkü Tevrat’ta aynen mevcuttur. Ya Ezra, ya da Nehemya(veya her ikisi) sayı saymasını bilmiyorlar! Zaten bu ifadeler, Allah’a ait değil, onlara aittir. İnsan da –dolayısıyla- yanılabilir ve çelişkiye düşebilir. Peki, öyleyse Allah’ın Musa(a.s.)’a gönderdiği gerçek Tevrat nerede?..

Bir ilahiyatçı ve müslüman olarak, imanım artsın diye zaman zaman ‘Tevrat’ okuyorum...Evet, okudukça ‘Kendinde hiçbir şüphe bulunmayan kitaba/Kur’an’a’(el-Bakara,2) bağlılığım artıyor. Kur’ân-ı Kerim’i tetkik etmiş bir ilahiyatçı olarak, şu âyetlerin ne büyük bir anlam kazandığını apaçık görüyorum(çünkü kör değilim):

“Kur’ân’ı düşünmüyorlar mı? Eğer (o), Allah’tan başkası tarafından (indirilmiş) olsaydı, onda birbirini tutmaz(çelişkili) çok şeyler bulurlardı”(en-Nisa sûresi, 82).

“Eğer kulumuz(Muhammed)’e indirdiğimiz(Kur’an)’dan şüphe içinde iseniz; haydi onun gibi bir sûre getirin, Allah’tan başka bütün şahitlerinizi(yardımcılarınızı) da çağırın; eğer doğru iseniz(bunu yapın)./Yok eğer yapamadınızsa, ki asla yapamayacaksınız; o halde yakıtı insanlar ve taşlar olan inkarcılar için hazırlanmış ateşten sakının!”(el-Bakara, 23,24).

 
< Önceki   Sonraki >
 
Tavsiye Ettiklerimiz
Yasaklı Belgesel
Tebriz Türk Takımı
Tolon Paşa ve Ordusu
O.Sinanoğlu Sohbet
İthal Tohum İhaneti
Durum Çözümlemesi
Zekeriya Öz Hakkında
Kurtuluş Savaşında 2000 Kırgız
Hakikat nerede?
Etki Ajanları
Çıkışyolu Turan
Dilde Birlik ve Türklük Şuuru
TSK'yı Yıpratma Girişimleri
Siyasetimiz Nasıl Düzelir
Sivil cehalet
Türk Ülküsü
Mevlana'dan Öğütler
Kazak ve Türkiye Türkçesi
Ampulün Anlamı
Said-i Nursi'nin Gerçek Yüzü
Bor Madeni ve Önemi
İran'a şeriat nasıl geldi?
Atatürk'ün Kaleminden
Hablemitoğlu Belgeseli
Gül'ün Süreci
Gizli Mutabakat
Gladyocu İftirası
Kürt Federe Devletine
Gökşad'tan

Saçların gezerdi yüzümde eskiden

Ağlarsın

Saçların gezerdi yüzümde eskiden,

Şimdi yanaklarımda damla damlasın.

Ne çok severdim dizinde yatmayı,

Şimdi uykumu bölen keskin bıçaksın.

 

Nefesin vururdu nefesime her akşam,

Şimdi soluğumu kesen acı rüzgarsın.

Bütün dertlerim yalnız sende biterdi,

Şimdi yüreğimde kapanmaz yarasın.

 

Şehre uzak yerlerden yıldızlar sayardık,

Şimdi gökyüzünde en uzak yıldızsın.

Ne çok özledim seni anlatabilsem,

Şimdi oturup kana kana ağlarsın...

 

Çorlu, 2002

Gökşad

 

Gölgeler

Gölgeler

-I-

Ömrün gölgesi olsun ömrümün

Uzayıp gitsin ardımca

Ben gidersem bir ikindi vakti...

Ki sen bir Cuma sabahı gelirken

Ömrüm gölgesi olmuştu ömrünün

Uzayıp gitmişti ardınca...

 

Ankara, 2004

 

Gölgeler

-II-

Bütün zamanların tek suçlusu ben miyim

Üstüme bir bulutun bile gölgesi düşmez

Bu karanlık sahrada neye pervaneyim

Kapanan gözlerime bir ışık düşmez...

 

Medet ey sevgili, yandım bu çölde!

Bu nasıl bir serap, bu nasıl bir gölge?

Düştüm düşeli bu amansız hüzne

Divane yüreğim bir lahza gülmez

                                  

Ankara, 2004

 

Ahiret'te

 


 

Tanrım sen varlığı yaratansın

Canlı cansız her şeyi kuşatansın

Bir dileğim var sen bağışlayansın

Desem korkarım demesem yer beni

 

Garip gönlüm gece gündüz âhtadır

Dileğim gönlümde sana âyandır

Kusur kulundan bağış katındandır

Desem korkarım demesem yer beni

 

Bedenimi balçıktan sen halk ettin

Yüreğime dünyayı sen dar ettin

Gönlüm coştu, dilimi sen lâl ettin

Desem korkarım demesem yer beni

 

Tanrım hurilerin gözümde değil

Aşk için bir ömür yeterli değil

Hâşâ Kaynaroğlu isyanda değil

Âhirette sevdiğime ver beni

 

               Ankara, 2003

 

Sır Kapısı

Sır Kapısı

 

Kırk sır kapısı açıldı gözlerinde

Kırk ayrı yol var her kapının birinde

Her yol ağzında ayrı idam ettiler

Sade tenim kaldı saçının telinde

 

Bir tel saç ile bağladılar çenemi

Üç tas su ile yıkadılar tenimi

 

Beni gonca gül yaprağına sardılar

Musalla diye avucuna koydular

Nasıl bilirdiniz diye sordular

Sustum da dinledim başka bir alemde

 

Aşkı bilmeyenler hiç ses çıkarmadı

Mecnun dedi ki “beni utandırmadı”

 

Kaynaroğlu, adını toprağa verdin

İki kaş arasından sıratı geçtin

Lokman’ın sırrını sen âşikar ettin

Ölü müsün diri mi, bilmez hiç kimse.

 

Ankara, 2004

 

Nevruz

  

Nevruz

Gökyüzünde göç başlar vakit gece

Sultan kız batıdan doğuya göçer

Toy düğün başlar Türkistan ilinde

Sultan Nevruz önünde gergef işler

 

Bize de gel bilinmez bir saatte

Benim de ölülerim yeyip içsin

Rızkımızı bulalım bu yengi gün’de

Bütün alem Tanrı’ya secde etsin

 

Esir Türkleri unutma Sultanım

Onlar beklese de başka baharı

Birgün muhakkak biter bu zalim kış

Yine az görür Türk, koca dünyayı

 

Hazar’a muhabbet götür sultanım

Yesevi’den hikmet getir bizlere

De ki özlemiş sizi Kaynaroğlu

Gayrı dayanmazmış gönlü hasrete

Gökşad

Sivas, 1997

 

Kuşların Rüyası

Kuşların Rüyası 

Kuşların rüyasına girdim dün gece

Karar verdim bunu hep yapacağım

Hepsi de uyuyordu gözlerinde

Onları mı yoksa seni mi kıskanayım

 

Güya bir bülbül senin nefesinden

Şiirler okuyordu seher vaktinde

Şaşırdım kaldım, ses benim sesim

Dedi ki “İlham” derler buna sizin alemde

 

Rüyasında bir güvercin konup pencerene

Uzatıp kanatlarını tutundu ellerine

Şaşırdım kaldım, el benim elim

Dedi ki “Vuslat” derler buna sizin alemde

 

Bir serçe rüyasında kanat çırpıp

Su içti avuçlarından kana kana

Şaşırdım kaldım içim yanmış benim de

Dedi ki “Mecnun” derler buna sizin alemde

 

Kuşların rüyasına girdim dün gece

Gördüm ki seni seviyorum her bedende

Bir kaknus yaklaşıp kulağıma sessizce

Dedi ki “Kader” derler buna sizin alemde

 

Dedim ki “Hayrolur İnşallah...”

Gökşad 

Ankara, 2004

 

Gidişine Ağıt

 

 Mecnûn düşünde gördü Leylâ’yı bir gece:

 Ve sen, şehirlerini benim ülkeme kurdun,Pâyitahtını benim yaralı kalbime..

.Seni bir kan pıhtısı gibi elimde tuttum.

 İnsafsız rüzgârlar uğradı yurduma: 

Yağmur kar ortasında bir çöle düştüm,Kum fırtınasında tutundum saçlarına...

Sen uykudaydın, ben kâbuslar gördüm. 

Buğday tarlalarına kızgın alevler düştü: 

Çıplak ayaklı çocuklar savruldu her yana,

Çıplak ayaklı yıldızlar gibi darmadağın...

Ne olur beni de kat, beni de kat dualarına. 

Seni düşümde gördüm,  tam altı yıl önce: 

Ve sen, gözlerini giyindin Asya ceylanlarının,

Ak sakallardan miras bir huzur yüzünde...

Gezinip durdun içinde bütün damarlarımın.    

 Benim yüreğim mahşer, senin gönlün sırat: 

Zalim bir korku boğazlar sevincimi,

Gözlerim karanlık benim, senin gözlerin hayat.

Gözlerim hiç görmesin gittiğini...  

Ki o Selçuklu şehri seni bırakır mı bilmem:

 Lacivert göğünde gözlerin, bir muska gibi dururken,

Vakitsiz düşer toprağa kırkikindi yağmurları.

Bin yıllık Medrese, yeni bir Eylül’e soyunmuşken... 

Yıldızlara söyle seni geri getirsinler: 

Onlar bilir benim çekik gözlü yüreğimi.

Geçmişin saçından tut, sana yol göstersinler,

Yıldızlar bilir benim gökçe soylu düşlerimi... 

Ankara, 2003

Gökşad 

 

Gözlerin

 

Gözlerin

 

Sanki deryalara dalar giderim

Baktıkça içimi yakar gözlerin

Her şafak vaktinde çalar kapımı

İlmiği boynuma takar gözlerin

 

Mecnun’u çöllerde koyar çaresiz

Ferhad’ı dağlara salar gözlerin

Yanımda yöremde ölüm gezdirir

Benim peşimde o yeşil gözlerin

 

Başı dik dağlara yasla sırtını

Dolunay akşamı kaldır başını

Her kim ki yazarsa kişi bahtını

Ezelden alnıma yazmış gözlerin

 

Dört duvardan gayrı yerim olmadı

Kendi gölgem bana sadık kalmadı

Şu yalan dünyada yüzüm gülmedi

Benim tek servetim senin gözlerin

 

Kefenimi yeşil sarın, beyaz olmasın

Mezarımı göğe kazın yerde kalmasın

Sevdiğim gözünden yaşlar akmasın

Gider Kaynaroğlu, kalır gözlerin

 

Sivas, 1998

 
   
 
Benzer Yazılar