Anasayfa arrow Dosyalar arrow Siyasi Dosyalar arrow Ergenekon'un kuruluşu
 
   
Türkçülüğün Esasları
Türkçülüğün Özü
A) Dilde Türkçülük
B) Sanatta Türkçülük
C) Ahlaki Türkçülük
D) Hukukta Türkçülük
E) Dinde Türkçülük
F) İktisatta Türkçülük
G) Siyasette Türkçülük
H) Felsefede Türkçülük
Büyük Türkçülerden
Türkçülerden Özlü Sözler
Genel İçerik
Marşlarımız
Görsellikler
Türk Dünyası Ezgileri 1
Türk Dünyası Ezgileri 2
Türkçülük Hakkında
Tüm Dosyalar
Tüm Yazarlar
Edebiyat
Makaleler
Tepkisiz Kalma
Ağelini Öneriniz
Belge Resim

Bilgilendirme
Türküler
Görsellik
Kitap Önerileri
Büyük Türkçüler
Büyük Türkçülerden
Azınlık veya Özerk Türkler
Nutuk
Duyurular
Özlü Sözler
Yorumsuz Resimler
Siyasi Dosyalar

  :: TSK'dan ABD-İsrail Koridoru'na balyoz
  :: Emperyalizmin Tetikçileri
  :: Komünistlerin Atatürk karşıtlığı
  :: Rockefeller'den yüzyılın itirafı
  :: Ayrılma bildirisi ve Sevr
  :: İstanbul Barosu’ndan yapılan 14 maddelik açıklama
  :: Öz Yurdunda Köleleşen Türk
  :: IŞİD – ABD ilişkisinin delilleri
  :: Barzani ve Erdoğan
  :: İran Türkleri Hapislerde
  :: Hitler’in Müftüsü Hacı Emin El Hüseyni
  :: Seçsis Neden Türkiye'de Kullanılıyor?
  :: Irak’ın 16. Tugayı Peşmergeye katıldı!
  :: Türker Ertürk , ABD tertiplerini ve ABD işbirlikçilerini açıklıyor.
  :: Hava Kuvvetlerinde Tasfiye
  :: Esad'ın Ulusal Kanal Söyleşisi
Türkçe
Türkçe Adlar
Türkçe İzgileri
Hayvan Adları
Türkçe Terimler
Göktürk Yazıtları
Kuş Adları Derlemesi
Türkçe Adlar Sözlüğü
Kazakistan Türkçesi Sözlüğü
Azerbaycan Türkçesi Sözlüğü
Dosyalar
Siyasi Dosyalar
Tarihi Dosyalar
Görüntüler
Dini Dosyalar
Belge Resim
Bilimsel Dosyalar
Atatürk
Eserleri
Makaleleri
Özlü Sözleri
Atatürk Dosyaları
İletişim
 

Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player

İlgili İçerikler

Ergenekon'un kuruluşu

PDF Yazdır Ağhesabı

Erol Mütercimler, "Memduh Ünlütürk bana, '1950'li yıllarda Kıbrıs Türklerini korumak için Ergenekon adlı bir örgütün Alparslan Türkeş, Turgut Sunalp ve pek çok askerin katılımıyla kurulduğunu' anlattı. Memduh Ünlütürk, 'Ergenekon 1960'ten sonra Türkiye'ye taşındı' dedi. '1983'te Ergenekon'un kepenklerini kapattığını söyledi" dedi. 18'i tutuklu 118 sanığın yargılandığı ikinci Ergenekon davasının 152'nci duruşmasında tutuksuz sanık eski Binbaşı ve akademisyen savunmasına devam etti. Mütercimler, suikaste kurban giden emekli Tümgeneral Memduh Ünlütürk'ün kendisine Kıbrıs'ta 1950'lerin ortasında Ergenekon adıyla kurulan derin yapının 1983'te kapatıldığını söylediğini belirterek "Ben bir kulak tanığıyım. Birebir yaşayanlar gelip anlatsınlar" diye konuştu.

ÜNLÜTÜRK'ÜN ANLATTIĞI ERGENEKON
Mütercimler, 12 Mart 1971 askeri cuntasında önemli görevler üstlenen ve "9 Martçılar" olarak bilinen subaylara işkence yapıldığı iddia edilen Ziverbey Köşkü'nün kurucusu Memduh Ünlütürk ile karşılaşmasını ve kendisine anlattıklarını aktardı. Mütercimler, 1991 yılında yasadışı sol bir örgüt tarafından öldürülen Memduh Ünlütürk'ün aktarımlarına ilişkin daha önce basında yer alanların değil, mahkemede anlattıklarının geçerli olduğunu söyledi.

Mütercimler, 1988 yılında Deniz Astsubay Okulu'nda öğretmen olarak görevli olduğu dönemde yanı zaman da da spor eğitmenliği yaptığını anlattı. Mütercimler, 26 Nisan 1988'de bir spor etkinliği için bulundukları Ankara'da Gazi Orduevi'nde Menduh Ünlütürk ile karşılaştığını belirtti. Mütercimler, şunları anlattı: "Kısaboylu tıknaz mavi takım elbiseli emekli subay olduğunu düşündüğüm bir kişi merdivenlerden zorlukla iniyordu. Yardım etmek istedim. 'Erol Bilbilik'i tanır mısın?' dedi. Erol Bilbilik 9 Mart 1971'de sol cuntada yer alan sağcı cuntadan Faik Türün'ün tepesine bindiği önemli isimlerden biri. Yavaş yavaş inmeye başladık. Merdivenin sonuna geldiğimizde 12 Mart'tan bahsetmeye başladı. 'Benim adım Memduh Ünlütürk' dedi." Memduh Ünlütürk ile Gazi Orduevi'nin alt katındaki pastaneye gittiklerini, kendisinin hiç soru sormadan anlattıklarını dinlediğini belirten Mütercimler, "Ünlütürk medyadan şikayet etti. Genelkurmay'ın kendisine sahip çıkmadığını söyledi. 2 gün yine buluştuk" diye konuştu.

"ERGENEKON NEDİR BİLİYOR MUSUN?"
Mütercimler, anlatımlarını söyle sürdürdü: "Ünlütürk 'Ergenekon nedir, biliyor musun?' diye sordu. 'Türk masalı' dedi. Ünlütürk güldü. Ergenekon'un kuruluşuyla ilgili üç tarih verdi. Önce '1950'li yılların başlarında' dedi, sonra '50'lerin ortasında' dedi. En son 'ortalarına doğru' dedi. Herhalde 1953, 1954 yıllarına kastetti. 'Kıbrıs Türkleri'ni korumak için Ergenekon kuruldu. Alparslan Türkeş, Turgut Sunalp ve pek çok askerin katılımıyla kuruldu' dedi. Memduh Ünlütürk 'Ergenekon 1960'ten sonra Türkiye'ye taşındı' dedi. '1983'te Ergenekon'un kepenklerini kapattılar' dedi. 'Ergenekon' sözünü ettiği zaman yaşlılığı nedeniyle üzerinde durmadım. Umarım öbür dünyada yanına gittiğimde beni azarlamaz. Ergenekon'da işadamları, subaylar, emniyetçiler, profesörler, gazeteciler olduğunu söyledi. Bana bazı isimler verdi. Fakat ben 'bu isimler benimle mezara kadar gidecek' dedim. Çünkü basın üzerine gidecek, soyadlar aranacak, yakıştırılacak."

"ÇELİŞKİLER GÖRDÜM KİTAP YAZMADIM"
Mütercimler, Tümgeneral Memduh Ünlütürk'ün kendisine aktardıklarını 1997'de bir toplantıda açıkladığını, çok eleştiri aldığını ve bir daha bu konu ile ilgilenmediğini söyledi. 12 Mart döneminde 17 yaşında olduğunu söyleyen Mütercimler şöyle devam etti: "Memduh Ünlütürk'ün anlattıklarını aktardım ancak hiçbir zaman bir kitapta yazmadım, çünkü bazı çelişkiler gördüm ve ciddiye almadım. 'Ben işkence yapmadım' dedi. İşkence yaptığını biliyoruz."

"NATO'NUN DERİN YAPILARI" İDDİASI
NATO'ya bağlı ülkelerde orduların içinde derin bazı yapıların kurulduğunu ifade eden Mütercimler, "Türkiye'de de ordu içinde kuruldu. Bunların bazıları rayından çıkmış, işkenceci olmuşlar, küçük çeteler kurmuşlar. Talat Turhan, bu derin yapı ile ilgili 'kontrgerilla' demişti. Talat Turhan, Erol Bilbilik hayatta. Vural Vural (tutuksuz sanık) hayatta. Ben kulak tanığıyım. Onlar ise bire bir yaşadılar. Mahkemenin Talat Turhan, Erol Bilbilik'i tanık olarak dinlenemesini talep ediyorum" diye konuştu. 12 Eylül 1980'te Deniz Kuvvetleri'nde teğmen olduğunu anlatan Mütercimler, "12 Eylül askeri darbesi 24 Ocak kararlarının uygulanması ve 78'li subayların tasfiyesi için yapıldı. Ben de 78'li bir subayım. 78'li subaylara nasıl işkence yapıldığı bana anlatıldı" diye konuştu.

Başkan Özese'nin "78'li subayı nedir açıklar mısınız?" sorusu üzerine Mütercimler, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin 1974'ten itibaren subaylara üniversite eğitimi yaptırıldığını, kendisinin de üniversiteli olduğunu söyledi. Mütercimler "Eski sistemin subayları, teğmenleri anlayamadılar. 78'li subaylar iyi eğitimliydi ve nitelikliydiler. İdeolojileri vardı. Sol ideolojiyi savunanlar ve ülkücü ideloojiyi savunanlar da vardı. 12 Eylül'de bu subaylar ihraç edildi" diye açıklama yaptı.

MÜTERCİMLER O İSİMLERİ AÇIKLADI
Mütercimler, Memduh Ünlütürk'ün kendisine verdiği isimleri asla açıklamayacağını belirtse de bunları söyleyeceğini ifade etti. Ünlütük'ün kendisine bahsettiği "Ergenekon" içinde profesörler Aydın ve karısı ile Ayhan, Salih'in olduğunu söyledi. Mütercimler açıklamasına şöyle devam etti:
"Memduh Ünlütürk bana, 'Doktorlar Asım, Sebahattin, ve Köseoğlu. Medyadan gazete sahipleri iki ayrı Kemal, Mithat, Ergun da vardı' dedi. Emniyet ten Şükrü, iş dünyasından ise Kumaşçı Murat, Hacı Bey, İbrahim, Aydın, Kadir ve Bekir'in olduğunu, senato ve mecliste her partiden politikacının da bu yapılanma içinde yer aldığını söyledi. ;Ünlütürk bana, politikacılar için 'biz seçtirdik' dedi. Önemli valilerin kendilerine hizmet ettiğini de ifade eden Ünlütürk, 'Bu valiler içinde çok sayıda politikacı ve senatör olanlar vardı' dedi."

"O ÖRGÜTÜ CİDDİYE ALACAKSIN"
Ardından tutuklu sanık Tuncay Özkan söz istedi. Özkan, iddianamede Mütercimler'in bahsettiği oluşumun iddia edilen Ergenekon terör örgütünün başlangıcı olarak kabul edildiğini kendisine de gözaltına alındığında 'Madem gazetecisin böyle bir yapılanmayı duydun da neden üzerine gitmedin?' diye sorulduğunu ifade etti. Özkan, "Mütercimler, Memduh Ünlütürk'ün beyanı dışında herhangi başka bir bilgisi var mı?" diye sordu. Mütercimler bir suikaste kurban giden eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Kemal Kayacan'ın da kendisine bu konuyla ilgili anlatımları olduğunu belirtti. "Kemal Kayacan'a '12 Mart'ta subayların tasfiyesine neden engel olmadınız' diye sorduğumda o da bana 'Sen bizim güçlü olduğumuzu mu düşünüyorsun. Bizden yukarıda öyle bir örgüt var ki.. Sen bizim rütbemizin 'Or' olduğuna bakma' dedi. Ben de kendisine 'Ergenekon diye oluşumu duyduğunu fakat ciddiye almadığımı söyledim" dedi. Bu sözleri üzerine ise Kayacan'ın, "O örgütü ciddiye alacaksın, herşeyi tezgahlayan örgütün adı odur" dediğini anlatan Mütercimler'e Özkan, "O zaman bu söz Ergenekon'u tescilleyen bir söz müdür?" diye sordu. Mütercimler ise Kayacan'ın anlatımlarından Ergenekon'un temel yapısını ve içeriğini bilmediği yorumunu çıkardığını ifade etti. Duruşmaya, ara verildi.

DHA 


 
< Önceki   Sonraki >
 
Tavsiye Ettiklerimiz
Yasaklı Belgesel
Tebriz Türk Takımı
Tolon Paşa ve Ordusu
O.Sinanoğlu Sohbet
İthal Tohum İhaneti
Durum Çözümlemesi
Zekeriya Öz Hakkında
Kurtuluş Savaşında 2000 Kırgız
Hakikat nerede?
Etki Ajanları
Çıkışyolu Turan
Dilde Birlik ve Türklük Şuuru
TSK'yı Yıpratma Girişimleri
Siyasetimiz Nasıl Düzelir
Sivil cehalet
Türk Ülküsü
Mevlana'dan Öğütler
Kazak ve Türkiye Türkçesi
Ampulün Anlamı
Said-i Nursi'nin Gerçek Yüzü
Bor Madeni ve Önemi
İran'a şeriat nasıl geldi?
Atatürk'ün Kaleminden
Hablemitoğlu Belgeseli
Gül'ün Süreci
Gizli Mutabakat
Gladyocu İftirası
Kürt Federe Devletine
Gökşad'tan

Saçların gezerdi yüzümde eskiden

Ağlarsın

Saçların gezerdi yüzümde eskiden,

Şimdi yanaklarımda damla damlasın.

Ne çok severdim dizinde yatmayı,

Şimdi uykumu bölen keskin bıçaksın.

 

Nefesin vururdu nefesime her akşam,

Şimdi soluğumu kesen acı rüzgarsın.

Bütün dertlerim yalnız sende biterdi,

Şimdi yüreğimde kapanmaz yarasın.

 

Şehre uzak yerlerden yıldızlar sayardık,

Şimdi gökyüzünde en uzak yıldızsın.

Ne çok özledim seni anlatabilsem,

Şimdi oturup kana kana ağlarsın...

 

Çorlu, 2002

Gökşad

 

Gölgeler

Gölgeler

-I-

Ömrün gölgesi olsun ömrümün

Uzayıp gitsin ardımca

Ben gidersem bir ikindi vakti...

Ki sen bir Cuma sabahı gelirken

Ömrüm gölgesi olmuştu ömrünün

Uzayıp gitmişti ardınca...

 

Ankara, 2004

 

Gölgeler

-II-

Bütün zamanların tek suçlusu ben miyim

Üstüme bir bulutun bile gölgesi düşmez

Bu karanlık sahrada neye pervaneyim

Kapanan gözlerime bir ışık düşmez...

 

Medet ey sevgili, yandım bu çölde!

Bu nasıl bir serap, bu nasıl bir gölge?

Düştüm düşeli bu amansız hüzne

Divane yüreğim bir lahza gülmez

                                  

Ankara, 2004

 

Ahiret'te

 


 

Tanrım sen varlığı yaratansın

Canlı cansız her şeyi kuşatansın

Bir dileğim var sen bağışlayansın

Desem korkarım demesem yer beni

 

Garip gönlüm gece gündüz âhtadır

Dileğim gönlümde sana âyandır

Kusur kulundan bağış katındandır

Desem korkarım demesem yer beni

 

Bedenimi balçıktan sen halk ettin

Yüreğime dünyayı sen dar ettin

Gönlüm coştu, dilimi sen lâl ettin

Desem korkarım demesem yer beni

 

Tanrım hurilerin gözümde değil

Aşk için bir ömür yeterli değil

Hâşâ Kaynaroğlu isyanda değil

Âhirette sevdiğime ver beni

 

               Ankara, 2003

 

Sır Kapısı

Sır Kapısı

 

Kırk sır kapısı açıldı gözlerinde

Kırk ayrı yol var her kapının birinde

Her yol ağzında ayrı idam ettiler

Sade tenim kaldı saçının telinde

 

Bir tel saç ile bağladılar çenemi

Üç tas su ile yıkadılar tenimi

 

Beni gonca gül yaprağına sardılar

Musalla diye avucuna koydular

Nasıl bilirdiniz diye sordular

Sustum da dinledim başka bir alemde

 

Aşkı bilmeyenler hiç ses çıkarmadı

Mecnun dedi ki “beni utandırmadı”

 

Kaynaroğlu, adını toprağa verdin

İki kaş arasından sıratı geçtin

Lokman’ın sırrını sen âşikar ettin

Ölü müsün diri mi, bilmez hiç kimse.

 

Ankara, 2004

 

Nevruz

  

Nevruz

Gökyüzünde göç başlar vakit gece

Sultan kız batıdan doğuya göçer

Toy düğün başlar Türkistan ilinde

Sultan Nevruz önünde gergef işler

 

Bize de gel bilinmez bir saatte

Benim de ölülerim yeyip içsin

Rızkımızı bulalım bu yengi gün’de

Bütün alem Tanrı’ya secde etsin

 

Esir Türkleri unutma Sultanım

Onlar beklese de başka baharı

Birgün muhakkak biter bu zalim kış

Yine az görür Türk, koca dünyayı

 

Hazar’a muhabbet götür sultanım

Yesevi’den hikmet getir bizlere

De ki özlemiş sizi Kaynaroğlu

Gayrı dayanmazmış gönlü hasrete

Gökşad

Sivas, 1997

 

Kuşların Rüyası

Kuşların Rüyası 

Kuşların rüyasına girdim dün gece

Karar verdim bunu hep yapacağım

Hepsi de uyuyordu gözlerinde

Onları mı yoksa seni mi kıskanayım

 

Güya bir bülbül senin nefesinden

Şiirler okuyordu seher vaktinde

Şaşırdım kaldım, ses benim sesim

Dedi ki “İlham” derler buna sizin alemde

 

Rüyasında bir güvercin konup pencerene

Uzatıp kanatlarını tutundu ellerine

Şaşırdım kaldım, el benim elim

Dedi ki “Vuslat” derler buna sizin alemde

 

Bir serçe rüyasında kanat çırpıp

Su içti avuçlarından kana kana

Şaşırdım kaldım içim yanmış benim de

Dedi ki “Mecnun” derler buna sizin alemde

 

Kuşların rüyasına girdim dün gece

Gördüm ki seni seviyorum her bedende

Bir kaknus yaklaşıp kulağıma sessizce

Dedi ki “Kader” derler buna sizin alemde

 

Dedim ki “Hayrolur İnşallah...”

Gökşad 

Ankara, 2004

 

Gidişine Ağıt

 

 Mecnûn düşünde gördü Leylâ’yı bir gece:

 Ve sen, şehirlerini benim ülkeme kurdun,Pâyitahtını benim yaralı kalbime..

.Seni bir kan pıhtısı gibi elimde tuttum.

 İnsafsız rüzgârlar uğradı yurduma: 

Yağmur kar ortasında bir çöle düştüm,Kum fırtınasında tutundum saçlarına...

Sen uykudaydın, ben kâbuslar gördüm. 

Buğday tarlalarına kızgın alevler düştü: 

Çıplak ayaklı çocuklar savruldu her yana,

Çıplak ayaklı yıldızlar gibi darmadağın...

Ne olur beni de kat, beni de kat dualarına. 

Seni düşümde gördüm,  tam altı yıl önce: 

Ve sen, gözlerini giyindin Asya ceylanlarının,

Ak sakallardan miras bir huzur yüzünde...

Gezinip durdun içinde bütün damarlarımın.    

 Benim yüreğim mahşer, senin gönlün sırat: 

Zalim bir korku boğazlar sevincimi,

Gözlerim karanlık benim, senin gözlerin hayat.

Gözlerim hiç görmesin gittiğini...  

Ki o Selçuklu şehri seni bırakır mı bilmem:

 Lacivert göğünde gözlerin, bir muska gibi dururken,

Vakitsiz düşer toprağa kırkikindi yağmurları.

Bin yıllık Medrese, yeni bir Eylül’e soyunmuşken... 

Yıldızlara söyle seni geri getirsinler: 

Onlar bilir benim çekik gözlü yüreğimi.

Geçmişin saçından tut, sana yol göstersinler,

Yıldızlar bilir benim gökçe soylu düşlerimi... 

Ankara, 2003

Gökşad 

 

Gözlerin

 

Gözlerin

 

Sanki deryalara dalar giderim

Baktıkça içimi yakar gözlerin

Her şafak vaktinde çalar kapımı

İlmiği boynuma takar gözlerin

 

Mecnun’u çöllerde koyar çaresiz

Ferhad’ı dağlara salar gözlerin

Yanımda yöremde ölüm gezdirir

Benim peşimde o yeşil gözlerin

 

Başı dik dağlara yasla sırtını

Dolunay akşamı kaldır başını

Her kim ki yazarsa kişi bahtını

Ezelden alnıma yazmış gözlerin

 

Dört duvardan gayrı yerim olmadı

Kendi gölgem bana sadık kalmadı

Şu yalan dünyada yüzüm gülmedi

Benim tek servetim senin gözlerin

 

Kefenimi yeşil sarın, beyaz olmasın

Mezarımı göğe kazın yerde kalmasın

Sevdiğim gözünden yaşlar akmasın

Gider Kaynaroğlu, kalır gözlerin

 

Sivas, 1998

 
   
 
Benzer Yazılar