Anasayfa
 
   
Joomla extensions and Joomla templates by JoomlaShine.com
Türkçülüğün Esasları
Türkçülüğün Özü
A) Dilde Türkçülük
B) Sanatta Türkçülük
C) Ahlaki Türkçülük
D) Hukukta Türkçülük
E) Dinde Türkçülük
F) İktisatta Türkçülük
G) Siyasette Türkçülük
H) Felsefede Türkçülük
Büyük Türkçülerden
Türkçülerden Özlü Sözler

Sormaca
Açılım Anayasası'na
 

Genel İçerik
Marşlarımız
Görsellikler
Türk Dünyası Ezgileri 1
Türk Dünyası Ezgileri 2
Türkçülük Hakkında
Tüm Dosyalar
Tüm Yazarlar
Edebiyat
Makaleler
Tepkisiz Kalma
Ağelini Öneriniz
Belge Resim

Bilgilendirme
Türküler
Görsellik
Kitap Önerileri
Büyük Türkçüler
Büyük Türkçülerden
Azınlık veya Özerk Türkler
Nutuk
Duyurular
Özlü Sözler
Yorumsuz Resimler
Siyasi Dosyalar

  :: TSK'dan ABD-İsrail Koridoru'na balyoz
  :: Emperyalizmin Tetikçileri
  :: Komünistlerin Atatürk karşıtlığı
  :: Rockefeller'den yüzyılın itirafı
  :: Ayrılma bildirisi ve Sevr
  :: İstanbul Barosu’ndan yapılan 14 maddelik açıklama
  :: Öz Yurdunda Köleleşen Türk
  :: IŞİD – ABD ilişkisinin delilleri
  :: Barzani ve Erdoğan
  :: İran Türkleri Hapislerde
  :: Hitler’in Müftüsü Hacı Emin El Hüseyni
  :: Seçsis Neden Türkiye'de Kullanılıyor?
  :: Irak’ın 16. Tugayı Peşmergeye katıldı!
  :: Türker Ertürk , ABD tertiplerini ve ABD işbirlikçilerini açıklıyor.
  :: Hava Kuvvetlerinde Tasfiye
  :: Esad'ın Ulusal Kanal Söyleşisi
Türkçe
Türkçe Adlar
Türkçe İzgileri
Hayvan Adları
Türkçe Terimler
Göktürk Yazıtları
Kuş Adları Derlemesi
Türkçe Adlar Sözlüğü
Kazakistan Türkçesi Sözlüğü
Azerbaycan Türkçesi Sözlüğü
Dosyalar
Siyasi Dosyalar
Tarihi Dosyalar
Görüntüler
Dini Dosyalar
Belge Resim
Bilimsel Dosyalar
Atatürk
Eserleri
Makaleleri
Özlü Sözleri
Atatürk Dosyaları
İletişim
 

Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player

Advertisement
İlgili İçerikler

Rize’de kaldırılan Atatürk heykeli ve CHP

PDF Yazdır Ağhesabı
yeni_chp.jpgGeçtiğimiz haftaya damgasını vuran olay, Rize’deki 15 Temmuz Demokrasi ve Cumhuriyet Meydanı'nda Atatürk anıtının kaldırılıp, valilik alanına taşınması oldu. Gerek heykelin kaldırılması gerekse kaldırış biçimi çok saygısızca ve çirkindi. O meydandaki Atatürk heykeli, sadece bir kişiyi değil, Türkiye Cumhuriyeti ile yeniden kimlik bulan Türklüğü temsil etmektedir. Bu sebepledir ki yapılan saygısızlık tüm Türk Milleti’ne karşı yapılmıştır.

Emperyalizm, beslediği dinci ve etnikçi örgütlere aşıladığı Atatürk düşmanlığı ile savaş meydanında dize getiremediği Atatürk’ü, bu şekilde içerden yıkarak dize getirmeye çalışmaktadır. Bir kişi, Atatürk’ün her yaptığını beğenmiyor olabilir ama bir Türk’ün ve Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının vefasızlıkta ulaşacağı son nokta Atatürk’e düşmanlık beslemektir. Bu insanların bir çoğu neye ve kime hizmet ettiklerini bile bilmemektedir.

Bazıları heykelin kaldırılmasına  gösterdiği tepkiyi “Rize’ye çayı Atatürk getirdi, Rize’ye bu yakışmıyor” sözleri ile dile getirdi. Doğrudur, Rize’ye çayı Atatürk’ün tarım siyaseti getirmiştir ve Rize’nin zenginleşmesinde büyük payı vardır. Ne var ki bu tanımlama oldukça yetersizdir.Çünkü Atatürk çaydan da önemli olarak Rize’ye bağımsızlığı ve özgürlüğü getirmiştir. Eğer Atatürk’ün vermiş olduğu milli mücâdele ve varlık savaşı olmasaydı; bugünkü Rize , Pontus Rumları ile Ermenistan arasında bir sınır kenti olacaktı. Halkı büyük olasılıkla süngüden geçirilecek ya da sürgün edilecekti. Her gün ezan okunan o camilerde, papazlar çan çalacaktı. Herhalde bazılarını bunun böyle olmaması fazlasıyla rahatsız etmiştir !

heykel_ataturk_rize.jpgTürk Halkı ve Türk Basını, AKP’li Belediye’nin yapmış olduğu bu uygulamaya duyarsız kalmadı ve konu ile ilgili birçok haber ve paylaşım yapıldı. CHP tabanı da bu konuda duyarlı idi ve haklı tepkilerini gösterip AKP’yi suçladı. Ne var ki CHP tabanı önce iğneyi kendisine çuvaldızı başkasına batırmalıdır. Bu olayı siyâsi ranta çevirmek doğru bir yaklaşım değildir çünkü aynı kişiler CHP’de Atatürk’ün resmi kaldırıldığında sessiz kalmıştır. CHP Ankara Milletvekili Aylin Nazlıaka'nın odasında asılı bulunan Atatürk portresini, "Artık yeni şeyler söyleme zamanı" diyerek indirip çöpün yanına koyan ve bunu  10'a yakın CHP'li vekilin olduğu bir ortamda yapan milletvekiline CHP’den hiç bir ceza verilmemiştir. Adı bile kamuoyu ile paylaşılmamış olay örtbas edilmiştir. Hatta bu konuyu gündeme getiren  CHP Ankara Milletvekili Aylin Nazlıaka, partiden ihraç edilmiştir. Atatürk’ün sözünün üstüne söz söyleme hâddini kendinde bulanların, en az onun kadar okumuş, Dünya’yı ve tarihi biliyor, bu ülke için mücâdele vermiş ve yurtseverliğini ispat etmiş olmak gerekir.

CHP Genel Başkanı "Biz 1930’ların CHP’si değiliz" ya da "Atatürk’ün kurduğu Halk Fırkası’yla bugünkü CHP aynı değil" derken Atatürkçü olduğunu öne süren kitleler önce kendi oy verdikleri partiden hesap sorması gerekmez miydi ? CHP’nin Rizeli Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Bekaroğlu’nun heykel olayına gösterdiği içler acısı tepkiye ne demeli ? CHP'li Bekaroğlu kaldırılan Atatürk heykeli hakkında şu yorumda bulunmuştu : "Kıyamet koparılacak bir durum yok".

Aslında çok da kızmamak gerek en azından dürüst davranıyorlar ve oldukları gibi görünüyorlar. Ama CHP seçmeni onları oldukları gibi görmeyi red ediyor. Atatürk’ün kurmuş olduğu partide nasıl olur da Atatürk’ten nefret eden ve onun Cumhuriyeti’ni yıkmaya ant içmiş terör örgütlerini savunmaya çalışan insanlar çıkabilir?

20 Kasım 2015 tarihinde CHP Milletvekilleri Gamze Akkuş İlgezdi ile Sezgin Tanrıkulu, YPG saflarında savaşırken ölen birisinin cenazesine katılmıştır. Bir insanın cenazeye katılması doğal karşılanabilir ama Dünya’nın hiçbir ülkesinde bir milletvekili terörist cenazesine katılamaz. Hele ki o terör örgütü, o ülkeye karşı ve o ülkenin toprak bütünlüğünü tehdit eden bir örgüt ise hiç bir şekilde katılamaz. Milletvekilleri şehitlere karşı sorumluluk duymuyorsa bile vatandaşa karşı sorumluluk duymaları gerekir. CHP Genel Başkan ya da milletvekili düzeyinde temsil bulan bir cenaze o örgüte katılmak isteyenlere cesaret vermez mi? Bu ölen kişiye özenip örgüte birisi katılırsa bunun vebâli kimin üstünde olacak?

Gerçek şu ki bazı CHP’lilerin PYG aşkı bu kadarla kalmıyor.10 Şubat 2016 tarihinde, CHP Milletvekilleri Gürsel Tekin ile Sezgin Tanrıkulu, İngiltere'nin başkenti Londra'da faaliyet gösteren Türkiye Çalışmaları Merkezi'nin düzenlediği toplantıya katılarak PKK'nin Suriye kolu YPG'nin kendi halkını savunduğunu ve bunun çok olağan olduğunu iddia etmişti. Halbuki, Amnesty İnternational raporları YPG’nin o bölgede Kürtleştirme siyaseti izlediğini ve Kürt olmayan unsurları göçe zorladığını açıkça belirtmiştir. Öyle olmasa bile YPG, binlerce vatandaşımızı ve güvenlik kuvvetlerimizi şehit eden PKK’nın Suriye koludur. Hatta bu açıklamalar öncesindeki aylarda ülkemize gelen birçok bombacı YPG’de eğitim almıştır ve Güneydoğu’da kazılan hendeklere lojistik destek YPG bölgesinden sağlanmıştır.

Herhalde bazı şahısların, YPG’nin Terör örgütü PKK'nın Suriye kolu PYD’nin, Ankara'da saldırıda 29 masumu katleden Seher Çağla Demir ve Abdülkadir Sömer'i poster yapıp Kobani’deki binalara astığından haberleri yok. Eğer bu olaydan haberleri yoksa o Meclis’te ne işleri var anlamış değilim.

Peki ya Ermeni asıllı olan CHP milletvekili Selina Doğan, "Soykırım tasarısı" tartışmaları ile ilgili yaptığı açıklamada "Türkiye kafasını kuma gömmekten vazgeçmeli" demesine ne demeli ? Bu bayanın eşi Erdal Doğan’ın hem CHP’yi hem de Mustafa Kemal Atatürk’ü soykırımcılıkla suçladığı ve Türkiye’yi uluslararası mahkemelere şikayet ettiği bilindiği halde Kılıçdaroğlu, onu parti kontenjanından milletvekili yapmıştır. Sözde “Soykırım” iddialarının tanınması için hukuki yol arayan ve bunun için mahkeme kararı çıkarma arayışında olan Doğan, bu amaçla, Türkiye hakkında, “Kültürel soykırım” yaptığı gerekçesiyle Lahey Uluslararası Ceza Mahkemesi(UCM)’ye dilekçe verdiğini de hatırlatmak isterim. İlla ki bir Ermeni aday göstermek gerekiyor ise bu vatana ve Cumhuriyet’e bağlılığından şüphe duyulmayacak bir Ermeni kökenli vatandaşı göstermek gerekmez miydi?

Peki ya Fikri Sağlara ne demeli? Cumhuriyet şehidi Sevgili Ahmet Taner Kışlalı 11 Ağustos 1993 tarihli Cumhuriyet gazetesinde şunları yazmıştı: “Münazarat ve Şualar isimli risalesinde Atatürk’e deccal, süfyan, fitne ve nefreti ammeye layık adam diye saldıran Said Nursi’yi, Kültür Bakanı Fikri Sağlar maalesef bütün Türkiye’ye yararlanılması gereken büyük yazar diye ısrarla tavsiye etmiştir.”

Aslında CHP için söylenecek o kadar çok şey var ki. Daha fazla uzatmadan anlayana sivri sinek saz diyorum. Sadece durumun vahâmetini dostlara bir nebze göstermek istedim. Bir heykel kaldırılır gerekirse yerine bin heykel dikeriz ama CHP’deki ideolojik sapmanın yerini nasıl dolduracağız? CHP, Müdâfaa-i hukuk cemiyetlerinin temelleri üzerine kurulmuştur. Milliyetçilik , anti-emperyalizm, tam bağımsızlıkçı ilkelerinden taviz veremez. Kimse değişim adı altında bu temelleri yıkıp; liboş, küreselci, etnikçi, mozaikçi anlayışı CHP’ye dayatamaz. CHP, bir Kürtçü, bir Ermenici, bir dinciyi partide söz sahibi yaparak kitlesel olacağını sanmasın. CHP, böyle anlayışları bünyesine alarak, milletin vicdânına ters düşmektedir. Kimse buna demokrasi falan da diyerek kendini kandırmasın. Bunun adı buz gibi ikinci cumhuriyetçiliktir. Bu tür görüşleri kabul eden insanlara saygım var ama onların yeri CHP değildir, kendilerine yeni bir parti kurabilirler. Şunun farkına varmak gerekir, dinci Amerikancıların yerine laik Amerikancıların gelmesi neyi değiştirir?

Halkımız bilinçsiz değildir. Bütün bu yapılanları görmekte ve CHP yönetiminin gâyrı milli tavırlarına destek vermemektedir. Kimileri de sineye çekip hâla oy vermektedir. Milyonlarca Atatürkçü’nün olduğu ülkemizde, CHP’nin neden hiçbir zaman iktidâr olamadığını anlamak zor olmasa gerek. Şunu belirtmekte fâyda var; mesele, Atatürk ilkelerinde değil, onu özümsiyememiş siyâsilerdedir. Fakat olumlu gelişmeler de olmaktadır. CHP’de değişim rüzgarlarını, Kemalist/Atatürkçü duruşu ile Ümit Kocasakal estirmektedir. Umarım ki hâyırlı olur.

1.1.2017

Kürşat Yılmaz


 
< Önceki   Sonraki >
 
Yazarlarımız
Neden Türk Birliği
Tavsiye Ettiklerimiz
Yasaklı Belgesel
Tebriz Türk Takımı
Tolon Paşa ve Ordusu
O.Sinanoğlu Sohbet
İthal Tohum İhaneti
Durum Çözümlemesi
Zekeriya Öz Hakkında
Kurtuluş Savaşında 2000 Kırgız
Hakikat nerede?
Etki Ajanları
Çıkışyolu Turan
Dilde Birlik ve Türklük Şuuru
TSK'yı Yıpratma Girişimleri
Siyasetimiz Nasıl Düzelir
Sivil cehalet
Türk Ülküsü
Mevlana'dan Öğütler
Kazak ve Türkiye Türkçesi
Ampulün Anlamı
Said-i Nursi'nin Gerçek Yüzü
Bor Madeni ve Önemi
İran'a şeriat nasıl geldi?
Atatürk'ün Kaleminden
Hablemitoğlu Belgeseli
Gül'ün Süreci
Gizli Mutabakat
Gladyocu İftirası
Kürt Federe Devletine
Gökşad'tan

Saçların gezerdi yüzümde eskiden

Ağlarsın

Saçların gezerdi yüzümde eskiden,

Şimdi yanaklarımda damla damlasın.

Ne çok severdim dizinde yatmayı,

Şimdi uykumu bölen keskin bıçaksın.

 

Nefesin vururdu nefesime her akşam,

Şimdi soluğumu kesen acı rüzgarsın.

Bütün dertlerim yalnız sende biterdi,

Şimdi yüreğimde kapanmaz yarasın.

 

Şehre uzak yerlerden yıldızlar sayardık,

Şimdi gökyüzünde en uzak yıldızsın.

Ne çok özledim seni anlatabilsem,

Şimdi oturup kana kana ağlarsın...

 

Çorlu, 2002

Gökşad

 

Gölgeler

Gölgeler

-I-

Ömrün gölgesi olsun ömrümün

Uzayıp gitsin ardımca

Ben gidersem bir ikindi vakti...

Ki sen bir Cuma sabahı gelirken

Ömrüm gölgesi olmuştu ömrünün

Uzayıp gitmişti ardınca...

 

Ankara, 2004

 

Gölgeler

-II-

Bütün zamanların tek suçlusu ben miyim

Üstüme bir bulutun bile gölgesi düşmez

Bu karanlık sahrada neye pervaneyim

Kapanan gözlerime bir ışık düşmez...

 

Medet ey sevgili, yandım bu çölde!

Bu nasıl bir serap, bu nasıl bir gölge?

Düştüm düşeli bu amansız hüzne

Divane yüreğim bir lahza gülmez

                                  

Ankara, 2004

 

Ahiret'te

 


 

Tanrım sen varlığı yaratansın

Canlı cansız her şeyi kuşatansın

Bir dileğim var sen bağışlayansın

Desem korkarım demesem yer beni

 

Garip gönlüm gece gündüz âhtadır

Dileğim gönlümde sana âyandır

Kusur kulundan bağış katındandır

Desem korkarım demesem yer beni

 

Bedenimi balçıktan sen halk ettin

Yüreğime dünyayı sen dar ettin

Gönlüm coştu, dilimi sen lâl ettin

Desem korkarım demesem yer beni

 

Tanrım hurilerin gözümde değil

Aşk için bir ömür yeterli değil

Hâşâ Kaynaroğlu isyanda değil

Âhirette sevdiğime ver beni

 

               Ankara, 2003

 

Sır Kapısı

Sır Kapısı

 

Kırk sır kapısı açıldı gözlerinde

Kırk ayrı yol var her kapının birinde

Her yol ağzında ayrı idam ettiler

Sade tenim kaldı saçının telinde

 

Bir tel saç ile bağladılar çenemi

Üç tas su ile yıkadılar tenimi

 

Beni gonca gül yaprağına sardılar

Musalla diye avucuna koydular

Nasıl bilirdiniz diye sordular

Sustum da dinledim başka bir alemde

 

Aşkı bilmeyenler hiç ses çıkarmadı

Mecnun dedi ki “beni utandırmadı”

 

Kaynaroğlu, adını toprağa verdin

İki kaş arasından sıratı geçtin

Lokman’ın sırrını sen âşikar ettin

Ölü müsün diri mi, bilmez hiç kimse.

 

Ankara, 2004

 

Nevruz

  

Nevruz

Gökyüzünde göç başlar vakit gece

Sultan kız batıdan doğuya göçer

Toy düğün başlar Türkistan ilinde

Sultan Nevruz önünde gergef işler

 

Bize de gel bilinmez bir saatte

Benim de ölülerim yeyip içsin

Rızkımızı bulalım bu yengi gün’de

Bütün alem Tanrı’ya secde etsin

 

Esir Türkleri unutma Sultanım

Onlar beklese de başka baharı

Birgün muhakkak biter bu zalim kış

Yine az görür Türk, koca dünyayı

 

Hazar’a muhabbet götür sultanım

Yesevi’den hikmet getir bizlere

De ki özlemiş sizi Kaynaroğlu

Gayrı dayanmazmış gönlü hasrete

Gökşad

Sivas, 1997

 

Kuşların Rüyası

Kuşların Rüyası 

Kuşların rüyasına girdim dün gece

Karar verdim bunu hep yapacağım

Hepsi de uyuyordu gözlerinde

Onları mı yoksa seni mi kıskanayım

 

Güya bir bülbül senin nefesinden

Şiirler okuyordu seher vaktinde

Şaşırdım kaldım, ses benim sesim

Dedi ki “İlham” derler buna sizin alemde

 

Rüyasında bir güvercin konup pencerene

Uzatıp kanatlarını tutundu ellerine

Şaşırdım kaldım, el benim elim

Dedi ki “Vuslat” derler buna sizin alemde

 

Bir serçe rüyasında kanat çırpıp

Su içti avuçlarından kana kana

Şaşırdım kaldım içim yanmış benim de

Dedi ki “Mecnun” derler buna sizin alemde

 

Kuşların rüyasına girdim dün gece

Gördüm ki seni seviyorum her bedende

Bir kaknus yaklaşıp kulağıma sessizce

Dedi ki “Kader” derler buna sizin alemde

 

Dedim ki “Hayrolur İnşallah...”

Gökşad 

Ankara, 2004

 

Gidişine Ağıt

 

 Mecnûn düşünde gördü Leylâ’yı bir gece:

 Ve sen, şehirlerini benim ülkeme kurdun,Pâyitahtını benim yaralı kalbime..

.Seni bir kan pıhtısı gibi elimde tuttum.

 İnsafsız rüzgârlar uğradı yurduma: 

Yağmur kar ortasında bir çöle düştüm,Kum fırtınasında tutundum saçlarına...

Sen uykudaydın, ben kâbuslar gördüm. 

Buğday tarlalarına kızgın alevler düştü: 

Çıplak ayaklı çocuklar savruldu her yana,

Çıplak ayaklı yıldızlar gibi darmadağın...

Ne olur beni de kat, beni de kat dualarına. 

Seni düşümde gördüm,  tam altı yıl önce: 

Ve sen, gözlerini giyindin Asya ceylanlarının,

Ak sakallardan miras bir huzur yüzünde...

Gezinip durdun içinde bütün damarlarımın.    

 Benim yüreğim mahşer, senin gönlün sırat: 

Zalim bir korku boğazlar sevincimi,

Gözlerim karanlık benim, senin gözlerin hayat.

Gözlerim hiç görmesin gittiğini...  

Ki o Selçuklu şehri seni bırakır mı bilmem:

 Lacivert göğünde gözlerin, bir muska gibi dururken,

Vakitsiz düşer toprağa kırkikindi yağmurları.

Bin yıllık Medrese, yeni bir Eylül’e soyunmuşken... 

Yıldızlara söyle seni geri getirsinler: 

Onlar bilir benim çekik gözlü yüreğimi.

Geçmişin saçından tut, sana yol göstersinler,

Yıldızlar bilir benim gökçe soylu düşlerimi... 

Ankara, 2003

Gökşad 

 

Gözlerin

 

Gözlerin

 

Sanki deryalara dalar giderim

Baktıkça içimi yakar gözlerin

Her şafak vaktinde çalar kapımı

İlmiği boynuma takar gözlerin

 

Mecnun’u çöllerde koyar çaresiz

Ferhad’ı dağlara salar gözlerin

Yanımda yöremde ölüm gezdirir

Benim peşimde o yeşil gözlerin

 

Başı dik dağlara yasla sırtını

Dolunay akşamı kaldır başını

Her kim ki yazarsa kişi bahtını

Ezelden alnıma yazmış gözlerin

 

Dört duvardan gayrı yerim olmadı

Kendi gölgem bana sadık kalmadı

Şu yalan dünyada yüzüm gülmedi

Benim tek servetim senin gözlerin

 

Kefenimi yeşil sarın, beyaz olmasın

Mezarımı göğe kazın yerde kalmasın

Sevdiğim gözünden yaşlar akmasın

Gider Kaynaroğlu, kalır gözlerin

 

Sivas, 1998

 


En Çok Okunanlar
   
 
Benzer Yazılar