Türkçülüğün Esasları
Türkçülüğün Özü
A) Dilde Türkçülük
B) Sanatta Türkçülük
C) Ahlaki Türkçülük
D) Hukukta Türkçülük
E) Dinde Türkçülük
F) İktisatta Türkçülük
G) Siyasette Türkçülük
H) Felsefede Türkçülük
Büyük Türkçülerden
Türkçülerden Özlü Sözler
Genel İçerik
Marşlarımız
Görsellikler
Türk Dünyası Ezgileri 1
Türk Dünyası Ezgileri 2
Türkçülük Hakkında
Tüm Dosyalar
Tüm Yazarlar
Edebiyat
Makaleler
Tepkisiz Kalma
Ağelini Öneriniz
Belge Resim

Bilgilendirme
Türküler
Görsellik
Kitap Önerileri
Büyük Türkçüler
Büyük Türkçülerden
Azınlık veya Özerk Türkler
Nutuk
Duyurular
Özlü Sözler
Yorumsuz Resimler
Siyasi Dosyalar

  :: TSK'dan ABD-İsrail Koridoru'na balyoz
  :: Emperyalizmin Tetikçileri
  :: Komünistlerin Atatürk karşıtlığı
  :: Rockefeller'den yüzyılın itirafı
  :: Ayrılma bildirisi ve Sevr
  :: İstanbul Barosu’ndan yapılan 14 maddelik açıklama
  :: Öz Yurdunda Köleleşen Türk
  :: IŞİD – ABD ilişkisinin delilleri
  :: Barzani ve Erdoğan
  :: İran Türkleri Hapislerde
  :: Hitler’in Müftüsü Hacı Emin El Hüseyni
  :: Seçsis Neden Türkiye'de Kullanılıyor?
  :: Irak’ın 16. Tugayı Peşmergeye katıldı!
  :: Türker Ertürk , ABD tertiplerini ve ABD işbirlikçilerini açıklıyor.
  :: Hava Kuvvetlerinde Tasfiye
  :: Esad'ın Ulusal Kanal Söyleşisi
Türkçe
Türkçe Adlar
Türkçe İzgileri
Hayvan Adları
Türkçe Terimler
Göktürk Yazıtları
Kuş Adları Derlemesi
Türkçe Adlar Sözlüğü
Kazakistan Türkçesi Sözlüğü
Azerbaycan Türkçesi Sözlüğü
Dosyalar
Siyasi Dosyalar
Tarihi Dosyalar
Görüntüler
Dini Dosyalar
Belge Resim
Bilimsel Dosyalar
Atatürk
Eserleri
Makaleleri
Özlü Sözleri
Atatürk Dosyaları
İletişim
 

Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player

İlgili İçerikler

Türk Milliyetçilerinin Fitneyle Sınavı

PDF Yazdır Ağhesabı

Seçimlerden önce Milliyetçi Hareket Partisi aleyhine başlatılan ve hali hazırda devam eden karalama kampanyaları, ülkücü taban nezdinde çok itibar görmese de Türk Milliyetçiliği ideolojisi ve hareketi açısından son derece mide bulandırıcıdır.

İster kendisini Ülkücü hareketin içerisinde kabul edenler isterse kendisini hareketin dışarısında ve hatta üstünde kendisini görenler olsun hiçbiri Milliyetçi Hareket'in kırk yıllık siyasi sürecinde elini bir kez dahi taşın altına koymamış kişilerdir. Bu özelliklerini ve kalitesizliklerini göz önüne almadan Milliyetçi Hareket Partisi ile alakalı incitici ve hatta menşei karanlık olan eleştirileri sarfetmek kime ne fayda sağlayacaktır? Özellikle Türk Milliyetçiliğinin bundan çıkarı ne olacaktır? Bu soruların cevabı koskoca bir hiçtir.

Türk milliyetçiliği sorumluluğu ve edebinin dışına taşan bu eleştirilere baktığımızda eleştirilerin merkezinde MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli'yi görüyoruz. Devlet Bey, sade kişiliği ve bilge yapısı ile harekete beyefendi bir kimlik kazandırmış, Ülkücü gençliği sokaklardan çekip onlara 2023'ü hedef göstermiştir. Bu özellikler ve stratejiler, Ülkücülere ecnebi değirmenine su taşıtmanın önüne geçmek demektir. Onun sergilediği siyasi tutum Türkiye'deki politika anlayışının fersah fersah ilerisindedir. Dün olduğu gibi bugünde MHP'ye ve Genel Başkanı'na saldıran bu çevreler, seçimler öncesinde Türk Milliyetçilerinin aklını bulandırmak ve oylarını almak için MHP üzerine geldiklerinin yarısı kadar AKP üzerine gitselerdi, muhtemelen AKP bugün aldığından çok daha az oy alırdı.

Örneğin Muhsin Yazıcıoğlu. Kendisi 1991'de başlattığı MHP düşmanlığı görevini bugüne kadar kendisine layık biçimde yerine getirmiştir. 1991'den 1997'ye kadar geçen süreçte ülkücülerin Başbuğu'na, Türk Milliyetçiliği fikrine, Türklüğün sembolü bozkurta karşı söylediği ağza alınmayacak hakaretler hâlâ hafızalarımızda tazeliğini korumaktadır. Hatta Yazıcıoğlu ve ekibinin, 1991'de henüz 13 yaşında olan Alparslan Türkeş'in kızına bile hakaret edecek kadar alçaldıklarını da çok net şekilde hatırlıyoruz.

Yazıcıoğlu 1991'den itibaren bütün politikasını MHP üzerine kurmuş ve bu yönde adımlar atmıştır. MHP'nin güçlü olduğu yerlerde MHP'yi bölme girişimlerinde bulunmuş, MHP'nin aynı derecede güçlü olmadığı ancak güçlenme ihtimalinin olduğu yerlerde ise MHP'ye yönelen seçmenin aklını bulandırarak oylarının MHP'ye kaymasını engellemeye çalışmıştır.  Bunun son örneğini ise 22 Temmuz seçimleri ve öncesinde gördük. Yazıcıoğlu ve arkadaşları 22 Temmuz seçimlerine bağımsız girme kararı alarak seçimlere katıldılar. Yazıcıoğlu'nun seçim öncesi yaptığı gezilerdeki açıklamalarına bakıldığında AKP aleyhine ciddi hiçbir eleştiri görülmezken açıklamalarının hepsinin ağır şekilde MHP'ye saldırı içerdiği görülmektedir. Hatta Yazıcıoğlu, son bir yıldır, 1991'den bu yana hakaret ettiği Alparslan Türkeş'e övgüler yağdırarak MHP'nin Türkeş'in çizgisinden gitmediği gibi saçma ifadelerde bulunmuştur. Alparslan Türkeş'e karşı ihanetin ilk ve tek resmi ismi olan Muhsin Yazıcıoğlu'nun bu tavrının büyük bir yüzsüzlük örneği olmasının ötesinde nasıl bir ahlaki çöküşün içerisinde olduğunun en büyük örneğidir. Şurası muhtemeldir ki, bu ahlaki çöküşün ve psikolojik durumun ana sebebi, bütün çabalarına rağmen 1991'de aldığı görevinde pek başarılı olmayan Yazıcıoğlu'nun patronlarının, halen Türk Milliyetçilerinin bütün saldırılara rağmen ayakta olmasını içlerine sindirememeleri ve Yazıcıoğlu'nu görevine daha çok hizmet etmesi için uyarmış olmalarıdır.  

Yine Yazıcıoğlu gibi MHP düşmanlığı görevi için kimlik almış olan Yeniçağ Gazetesi'de her zamanki gibi yalan, iftira ve ahlaksızlık içeren yazılarla MHP'ye saldırmaktadır. En son iftiraları ise Ülkü Ocakları'nın kapatılacağına dair iftirasıdır. Yapılan iftiranın hangi amaçla olduğunu yazmadan önce kısa bir hatırlatma yapmak isterim. Bugün Ülkü Ocakları kapatılacak iftirasını atan ve bu sebeple MHP'yi eleştiren Yeniçağ Gazetesi'nin, önceki dönemlerde Ülkü Ocakları'nı karaladığını, Ülkü Ocakları'nın ülkücülere zarar verdiğini söyleyen cümlelerini defalarca gördük. Bu sebeple Yeniçağ Gazetesi'nin de Yazıcıoğlu ile aynı psikolojik duruma girdiğini söyleyebiliriz.

Yani görev verenler artık Yeniçağ Gazetesi'nin de kendisine çeki düzen vermesini ve Türk Milliyetçilerini parçalama görevinde daha iyi hizmet etmesini istedikleri belli oluyor. Neyse konuyu fazla dağıtmadan bu gazete tarafından atılan iftiraya gelelim. Gazete kim olduğu belli olmayan bir isim tarafından Emniyetin Ülkü Ocakları'na düzenlediği operasyonlar bahane edilerek ocakların kapatılacağı gibi akıl dışı bir iftirayı atmıştır. Emniyet tarafından Ülkü Ocakları'na yapılan operasyonların içeriğine ve zamanlamasına bakıldığında bu operasyonların AKP tarafından yönlendirildiği açıkça ortadadır. Türk milliyetçilerinden korkan ve kendi amaçlarına ulaşmalarında tek engel olarak Türk milliyetçilerini gören AKP, Türk milliyetçiliğinin siyasi adresi MHP'ye karşı her türlü akıl, mantık ve ahlaktan yoksun söz ve hareketler sarfetmişlerdir. Ülkü Ocakları'na karşı yapılan operasyonda bunlardan biridir. Zaten ilk günden itibaren AKP'nin yayın organları da bu operasyonları desteklemiş, gerçekle hiçbir alakası olmayan ifadelerle emniyeti yönlendirme ve Türk milletini kandırma çabasına hizmet etmişlerdir. Yeniçağ Gazetesi'nin yaptığı da bundan farklı değildir. Gazete attığı bu iftira ile aslında bugüne kadarki operasyonlarında başarılı olamayan AKP'nin elini rahatlatmak ve Ülkü Ocakları'na karşı bundan sonra yapılması muhtemel operasyonlar için ispiyonculuk yaparak zemin hazırlamayı hedeflemektedir.

Birkaç yıldır "Ülkücü Hareket neden sokakta değil?" diyerek hizmet ettiği zihniyeti ifşa eden bu zevat, bugün ise Ülkü Ocakları'nın kapatılacağı iddiasıyla yukarıda bahsettiğimiz hedeflerine ulaşmak için, ülkücü taban arasına bir fitne sokmak istemektedir. Bu fitnenin temel hedefi ise maalesef ki MHP ve onun Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli'dir. Ülkücü Harekete ve dolayısıyla da Türk Milletine yıllardır ve hatta ömrünün tamamında hizmet vermiş olan, Ülkü Ocakları'nın kurucularından biri olan ve ilk yönetimi içerisinde yer alan, Türk siyaseti için bir kazanım ve ötesinde bir değer olan Sayın Devlet Bahçeli, 04.04.2003 tarihinde Ülkü Ocakları'nın yeni genel merkez açılış töreninde şu cümleleri kullanmıştır;  

"... Hareketimizin Başbuğu merhum Alparslan Türkeş Bey de bütün ömrünü, bu gerçeğin milletimize anlatılması ve benimsetilmesi işine vakfetmiştir. Merhum Başbuğumuz'un bu düşüncelerle kurduğu en önemli yapılardan birisi hiç şüphesiz Ülkü Ocakları'dır. Ocaklarımız, Türk milliyetçiliği düşüncesini benimseyenlerin ve bu düşünceyi geniş kitlelere aktarmayı hedefleyenlerin bir araya geldiği, idealist karakteri her şeyden üstün tutan, milliyetçi ve nitelikli insan yetiştirmeyi vatan borcu sayan bir anlayışın sarsılmaz ve yıkılmaz kalesidir.

Ülkü Ocakları'nın hedef kitlesi, Türkiye'miz de ve Türk dünyasında yaşayan büyük gençlik kesimidir. Ocaklarımızın kurulduğu günden bu yana taşıdığı temel hassasiyet, Türk milletinin mutluluğu, refahı ve istikbali üzerine odaklanmış, bütün gayreti Türk gençliğinin bu amaca uygun şekilde yetiştirilmesi olmuştur. Şüphe yok ki bir milleti millet yapan aslî unsur, sadece aynı toprak parçası üzerinde yaşıyor olmak değildir.

Bir milleti millet yapan en önemli unsur, birlikte yaşama iradesi ve azmi içerisinde oluşan kalıcı kültür değerlerinin paylaşımı ve gelecek nesillere aktarılmasıdır. Bunu gerçekleştirememiş milletlerin tarih sahnesinden silinip gittiği herkesin malûmudur. Türk milletinin varlık, birlik ve bekası için her türlü çalışmayı yapma azminde olan Ülkü Ocakları, tarihin yoğurarak millî karakterimiz hâline getirdiği unsurları ve kültürel değerlerimizi yaşatmayı da temel bir hedef olarak benimsemiştir...."

Hemen her fırsatta Ülkü Ocakları ve Ülkücü Gençliğe duyduğu güveni yineleyen Sayın Bahçeli üzerine bu derece yüzsüzce saldıran ve fitnelerine alet eden bu kişileri tarih affetmeyeceği gibi akıl ve vicdan sahibi Türk Milliyetçileri de affetmeyecektir. Tarih bunu gösterecektir. Ayrıca kim, hangi belgeye dayanarak, Ülkü Ocaklarının kapatılacağını ispat edebilir?

Üstelik bu iddiasını MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli'ye isnat edebilir. MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli'nin de yetişmiş olduğu bu kutsal ocakların kapatılacağı iddiasıyla gündem oluşturmak gibi iğreti bir girişime en güzel cevabı Ülkücüler verecektir. Bir kıssa ile devam etmek istiyorum; bir gün kurt yavrusuna çevreyi ve bu çevrede karşısına çıkacak canlıları tanıtıyormuş. İlerde bir koyun sürüsü ve başlarındaki çoban ile alakalı da bilgi verdikten sonra çobanın hemen yanındaki köpeği göstererek şöyle demiş; "aman buna dikkat et, bize benzeyen bu canlı biz olmadığı gibi aynı zamanda en büyük düşmanımızdır".

20. yüzyılın hemen başında önce neşriyatlar ile sonrasında da dernek hüviyetinde kurulan ve tarihi cumhuriyetten eski bir kurum olan Türk Ocakları, hem milli mücadelede hem de milli mücadele sonrası cumhuriyet tarihi boyunca Türk Milletine ve Türk Milliyetçiliğine onca hizmetlerde bulunmuştur.

Ta ki hükümetlerin boyunduruğuna girene kadar. Yani 1980 sonrasında Turgut Özal destekçiliğine kadar. Başbakanlıktan belirli bir ödenek alan bu kurum tarihi süreç ve misyonunun aksine son yıllarda mevcut hükümet ile arasını hep sıcak tutmuş, mevcut AKP hükümetinin Türk Milliyetçiliğini doğrudan ilgilendiren icraatlarında ya genelde hiçbir tavır koymamış ya da AKP'yi destekleyen politikalar içerisine girmişlerdir. Fakat mesele MHP ve Ülkücüler olunca, Türk Ocakları, kendince MHP Genel Başkanı ile alakalı cümleler sarf etmiştir. Başbakan "kürt sorunu" ifadesini kullandığında ketum kesilen bu kurum ve resmi yayın organları aynı dönemlerde gündeme MHP Genel Başkanlığı ile alakalı tartışmayı sokmaya çalışmıştır.

Şimdi de Türk Yurdu dergisine AKP'yi destekler mahiyette bir kapak yapıp, AKP sloganı ile "yola devam etmişlerdir". Bu hareketlerde şunu göstermektedir ki Türk Ocakları da yukarıda bahsettiğimiz oyunun oyuncularından biridir.

Bu oyunun diğer oyuncuları ise, düne kadar MHP'ye Türkçü ve Milliyetçi diyerek saldıran ve bugün 180 derece dönerek kendilerini ulusalcı diye adlandıran sol kökenli kesim var ki onlarda işin cabası. Solculuk yaparken bile MHP'nin politikalarını ve Genel Başkanı'nı eleştirmektedirler. İnsanın içinden "solculuk yapıyorsanız size ne MHP'den" demek geliyor ama biliyoruz ki bu gruplarda yukarıda bahsettiğimiz oyun içerisinde rol almış bulunuyorlar. Yukarıda bahsettiğimiz oyuncular MHP'li gibi görünüp, MHP düşmanlığı yapanlara örneklerdi. Ancak oyun bu kadarla bitmiyor. Bir de direk MHP düşmanlığı yapan bir grup var. AKP'nin emrinde çalışan, Yeni Şafak, Vakit, Zaman, Kanal7, Samanyolu, Star, Bugün, Sabah, TGRT, Haber7, Haber10, İnternethaber, Doğan Grubu gibi medya kuruluşları.

Öyleyse şunu açıkça görüyoruz ki MHP haricindeki her cenah AKP ve zihniyetinden memnundur. Milletin madde ve mâna zeminindeki tüm çıkarlarını savunmak yalnızca MHP'ye kalmıştır. Ayrıca dün Türkeşsiz Türk Milliyetçiliğini savunan kim varsa bugün hem MHP'den hem de MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli'den rahatsızdır. Bu türden yapılan haberlerin oluşturduğu gündemi iyi değerlendiren birkaç malum şahıs ise bu haberleri fırsat bilerek MHP Genel Başkanını eleştirerek rüştlerini ispat etmeye çalışmaktadırlar. Oysa bu eleştiriler kendilerini daha da küçültmekte ve acziyet içerisinde göstermektedir.

Zira MHP'li bir meclis ve siyasetten rahatsız olanları karşımıza alıp baktığımızda kimleri görüyoruz; bütün siyasal Kürtçü zihniyet, beynelminelci, liberal ve emperyalizmi kurtarıcı ilan eden mevcut iktidarın silahşörleri, milliyetçilik adına bir tavır göstermek iradesinden uzak ama milliyetçilikten geçinen gazete ve köşe olmuş yazarları, hemen her gördüğü mikrofona MHP Genel Başkanlığı talebini sarfeden Muhsin Yazıcıoğlu, ABD'nin ve AB'nin bütün yetkili ve görevlileri, Irak'ta maşalık yapan Barzani, Talabani, "sayın" kelimesinin İmralı'daki muhatabı...  

Söyleyecek pek bir şey yok aslında; İnsan bu durumda yalnızca tercih yapar. Dolayısıyla da tercihiniz, kimliğinizdir. Nihai olarak belirtmek isterim ki; kimse MHP'den macera beklemesin. MHP, Türkiye'yi 2023'te bölgesinde ve dünyada lider ülke yapma idealine kilitlenmiş bir partidir. Bu hedefleri gerçekleştirecek donanıma sahip bir yapılanma içerisindedir. Şüphesiz ki bir muhalefet partisinden beklenen performans gösterilecek, doğrular desteklenip yanlışlara karşı Hazreti Ömer'in kılıcı olunacaktır. Ama bunu birilerinin çizdiği rotada ve onların dilediği şekilde değil kendi saikleri, kendi tabanı, kendi inancı ve kendi ideolojisi gereği yapacaktır.

Ancak şuranın altını bir kez daha çizmek gerekmektedir. Ülkücü hareketin mensupları bugün, ülkülerine, partilerine ve ocaklarına dün olduğundan daha fazla sahip çıkmalı, kendileri üzerinde oynanan oyunları artık görmeli ve bu oyunları oynayanlara karşı tavırlarını çok net şekilde almalıdırlar. Çünkü, ülkücü hareket mensuplarının bu kendileri üzerine oynanan oyunlara ciddiye almamaktan kaynaklanıyor olsa bile sessiz kalmaları bu oyuncuları cesaretlendirmektedir.

Ülkücüler bu kişi ve kurumlara karşı "hukuk kuralları içerisinde" tavırlarını en sert şekilde göstermelidirler ki fitneye karşı sınavda başarılı olabilsinler.

Mete Kılıç

Etikhaber


 
< Önceki
 
Tavsiye Ettiklerimiz
Yasaklı Belgesel
Tebriz Türk Takımı
Tolon Paşa ve Ordusu
O.Sinanoğlu Sohbet
İthal Tohum İhaneti
Durum Çözümlemesi
Zekeriya Öz Hakkında
Kurtuluş Savaşında 2000 Kırgız
Hakikat nerede?
Etki Ajanları
Çıkışyolu Turan
Dilde Birlik ve Türklük Şuuru
TSK'yı Yıpratma Girişimleri
Siyasetimiz Nasıl Düzelir
Sivil cehalet
Türk Ülküsü
Mevlana'dan Öğütler
Kazak ve Türkiye Türkçesi
Ampulün Anlamı
Said-i Nursi'nin Gerçek Yüzü
Bor Madeni ve Önemi
İran'a şeriat nasıl geldi?
Atatürk'ün Kaleminden
Hablemitoğlu Belgeseli
Gül'ün Süreci
Gizli Mutabakat
Gladyocu İftirası
Kürt Federe Devletine
Gökşad'tan

Saçların gezerdi yüzümde eskiden

Ağlarsın

Saçların gezerdi yüzümde eskiden,

Şimdi yanaklarımda damla damlasın.

Ne çok severdim dizinde yatmayı,

Şimdi uykumu bölen keskin bıçaksın.

 

Nefesin vururdu nefesime her akşam,

Şimdi soluğumu kesen acı rüzgarsın.

Bütün dertlerim yalnız sende biterdi,

Şimdi yüreğimde kapanmaz yarasın.

 

Şehre uzak yerlerden yıldızlar sayardık,

Şimdi gökyüzünde en uzak yıldızsın.

Ne çok özledim seni anlatabilsem,

Şimdi oturup kana kana ağlarsın...

 

Çorlu, 2002

Gökşad

 

Gölgeler

Gölgeler

-I-

Ömrün gölgesi olsun ömrümün

Uzayıp gitsin ardımca

Ben gidersem bir ikindi vakti...

Ki sen bir Cuma sabahı gelirken

Ömrüm gölgesi olmuştu ömrünün

Uzayıp gitmişti ardınca...

 

Ankara, 2004

 

Gölgeler

-II-

Bütün zamanların tek suçlusu ben miyim

Üstüme bir bulutun bile gölgesi düşmez

Bu karanlık sahrada neye pervaneyim

Kapanan gözlerime bir ışık düşmez...

 

Medet ey sevgili, yandım bu çölde!

Bu nasıl bir serap, bu nasıl bir gölge?

Düştüm düşeli bu amansız hüzne

Divane yüreğim bir lahza gülmez

                                  

Ankara, 2004

 

Ahiret'te

 


 

Tanrım sen varlığı yaratansın

Canlı cansız her şeyi kuşatansın

Bir dileğim var sen bağışlayansın

Desem korkarım demesem yer beni

 

Garip gönlüm gece gündüz âhtadır

Dileğim gönlümde sana âyandır

Kusur kulundan bağış katındandır

Desem korkarım demesem yer beni

 

Bedenimi balçıktan sen halk ettin

Yüreğime dünyayı sen dar ettin

Gönlüm coştu, dilimi sen lâl ettin

Desem korkarım demesem yer beni

 

Tanrım hurilerin gözümde değil

Aşk için bir ömür yeterli değil

Hâşâ Kaynaroğlu isyanda değil

Âhirette sevdiğime ver beni

 

               Ankara, 2003

 

Sır Kapısı

Sır Kapısı

 

Kırk sır kapısı açıldı gözlerinde

Kırk ayrı yol var her kapının birinde

Her yol ağzında ayrı idam ettiler

Sade tenim kaldı saçının telinde

 

Bir tel saç ile bağladılar çenemi

Üç tas su ile yıkadılar tenimi

 

Beni gonca gül yaprağına sardılar

Musalla diye avucuna koydular

Nasıl bilirdiniz diye sordular

Sustum da dinledim başka bir alemde

 

Aşkı bilmeyenler hiç ses çıkarmadı

Mecnun dedi ki “beni utandırmadı”

 

Kaynaroğlu, adını toprağa verdin

İki kaş arasından sıratı geçtin

Lokman’ın sırrını sen âşikar ettin

Ölü müsün diri mi, bilmez hiç kimse.

 

Ankara, 2004

 

Nevruz

  

Nevruz

Gökyüzünde göç başlar vakit gece

Sultan kız batıdan doğuya göçer

Toy düğün başlar Türkistan ilinde

Sultan Nevruz önünde gergef işler

 

Bize de gel bilinmez bir saatte

Benim de ölülerim yeyip içsin

Rızkımızı bulalım bu yengi gün’de

Bütün alem Tanrı’ya secde etsin

 

Esir Türkleri unutma Sultanım

Onlar beklese de başka baharı

Birgün muhakkak biter bu zalim kış

Yine az görür Türk, koca dünyayı

 

Hazar’a muhabbet götür sultanım

Yesevi’den hikmet getir bizlere

De ki özlemiş sizi Kaynaroğlu

Gayrı dayanmazmış gönlü hasrete

Gökşad

Sivas, 1997

 

Kuşların Rüyası

Kuşların Rüyası 

Kuşların rüyasına girdim dün gece

Karar verdim bunu hep yapacağım

Hepsi de uyuyordu gözlerinde

Onları mı yoksa seni mi kıskanayım

 

Güya bir bülbül senin nefesinden

Şiirler okuyordu seher vaktinde

Şaşırdım kaldım, ses benim sesim

Dedi ki “İlham” derler buna sizin alemde

 

Rüyasında bir güvercin konup pencerene

Uzatıp kanatlarını tutundu ellerine

Şaşırdım kaldım, el benim elim

Dedi ki “Vuslat” derler buna sizin alemde

 

Bir serçe rüyasında kanat çırpıp

Su içti avuçlarından kana kana

Şaşırdım kaldım içim yanmış benim de

Dedi ki “Mecnun” derler buna sizin alemde

 

Kuşların rüyasına girdim dün gece

Gördüm ki seni seviyorum her bedende

Bir kaknus yaklaşıp kulağıma sessizce

Dedi ki “Kader” derler buna sizin alemde

 

Dedim ki “Hayrolur İnşallah...”

Gökşad 

Ankara, 2004

 

Gidişine Ağıt

 

 Mecnûn düşünde gördü Leylâ’yı bir gece:

 Ve sen, şehirlerini benim ülkeme kurdun,Pâyitahtını benim yaralı kalbime..

.Seni bir kan pıhtısı gibi elimde tuttum.

 İnsafsız rüzgârlar uğradı yurduma: 

Yağmur kar ortasında bir çöle düştüm,Kum fırtınasında tutundum saçlarına...

Sen uykudaydın, ben kâbuslar gördüm. 

Buğday tarlalarına kızgın alevler düştü: 

Çıplak ayaklı çocuklar savruldu her yana,

Çıplak ayaklı yıldızlar gibi darmadağın...

Ne olur beni de kat, beni de kat dualarına. 

Seni düşümde gördüm,  tam altı yıl önce: 

Ve sen, gözlerini giyindin Asya ceylanlarının,

Ak sakallardan miras bir huzur yüzünde...

Gezinip durdun içinde bütün damarlarımın.    

 Benim yüreğim mahşer, senin gönlün sırat: 

Zalim bir korku boğazlar sevincimi,

Gözlerim karanlık benim, senin gözlerin hayat.

Gözlerim hiç görmesin gittiğini...  

Ki o Selçuklu şehri seni bırakır mı bilmem:

 Lacivert göğünde gözlerin, bir muska gibi dururken,

Vakitsiz düşer toprağa kırkikindi yağmurları.

Bin yıllık Medrese, yeni bir Eylül’e soyunmuşken... 

Yıldızlara söyle seni geri getirsinler: 

Onlar bilir benim çekik gözlü yüreğimi.

Geçmişin saçından tut, sana yol göstersinler,

Yıldızlar bilir benim gökçe soylu düşlerimi... 

Ankara, 2003

Gökşad 

 

Gözlerin

 

Gözlerin

 

Sanki deryalara dalar giderim

Baktıkça içimi yakar gözlerin

Her şafak vaktinde çalar kapımı

İlmiği boynuma takar gözlerin

 

Mecnun’u çöllerde koyar çaresiz

Ferhad’ı dağlara salar gözlerin

Yanımda yöremde ölüm gezdirir

Benim peşimde o yeşil gözlerin

 

Başı dik dağlara yasla sırtını

Dolunay akşamı kaldır başını

Her kim ki yazarsa kişi bahtını

Ezelden alnıma yazmış gözlerin

 

Dört duvardan gayrı yerim olmadı

Kendi gölgem bana sadık kalmadı

Şu yalan dünyada yüzüm gülmedi

Benim tek servetim senin gözlerin

 

Kefenimi yeşil sarın, beyaz olmasın

Mezarımı göğe kazın yerde kalmasın

Sevdiğim gözünden yaşlar akmasın

Gider Kaynaroğlu, kalır gözlerin

 

Sivas, 1998

 
   
 
Benzer Yazılar