Anasayfa arrow Tüm Dosyalar arrow Dini Dosyalar arrow İncil sokuşturmalı meal...
 
   
Türkçülüğün Esasları
Türkçülüğün Özü
A) Dilde Türkçülük
B) Sanatta Türkçülük
C) Ahlaki Türkçülük
D) Hukukta Türkçülük
E) Dinde Türkçülük
F) İktisatta Türkçülük
G) Siyasette Türkçülük
H) Felsefede Türkçülük
Büyük Türkçülerden
Türkçülerden Özlü Sözler
Genel İçerik
Marşlarımız
Görsellikler
Türk Dünyası Ezgileri 1
Türk Dünyası Ezgileri 2
Türkçülük Hakkında
Tüm Dosyalar
Tüm Yazarlar
Edebiyat
Makaleler
Tepkisiz Kalma
Ağelini Öneriniz
Belge Resim

Bilgilendirme
Türküler
Görsellik
Kitap Önerileri
Büyük Türkçüler
Büyük Türkçülerden
Azınlık veya Özerk Türkler
Nutuk
Duyurular
Özlü Sözler
Yorumsuz Resimler
Siyasi Dosyalar

  :: TSK'dan ABD-İsrail Koridoru'na balyoz
  :: Emperyalizmin Tetikçileri
  :: Komünistlerin Atatürk karşıtlığı
  :: Rockefeller'den yüzyılın itirafı
  :: Ayrılma bildirisi ve Sevr
  :: İstanbul Barosu’ndan yapılan 14 maddelik açıklama
  :: Öz Yurdunda Köleleşen Türk
  :: IŞİD – ABD ilişkisinin delilleri
  :: Barzani ve Erdoğan
  :: İran Türkleri Hapislerde
  :: Hitler’in Müftüsü Hacı Emin El Hüseyni
  :: Seçsis Neden Türkiye'de Kullanılıyor?
  :: Irak’ın 16. Tugayı Peşmergeye katıldı!
  :: Türker Ertürk , ABD tertiplerini ve ABD işbirlikçilerini açıklıyor.
  :: Hava Kuvvetlerinde Tasfiye
  :: Esad'ın Ulusal Kanal Söyleşisi
Türkçe
Türkçe Adlar
Türkçe İzgileri
Hayvan Adları
Türkçe Terimler
Göktürk Yazıtları
Kuş Adları Derlemesi
Türkçe Adlar Sözlüğü
Kazakistan Türkçesi Sözlüğü
Azerbaycan Türkçesi Sözlüğü
Dosyalar
Siyasi Dosyalar
Tarihi Dosyalar
Görüntüler
Dini Dosyalar
Belge Resim
Bilimsel Dosyalar
Atatürk
Eserleri
Makaleleri
Özlü Sözleri
Atatürk Dosyaları
İletişim
 

Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player

İlgili İçerikler

İncil sokuşturmalı meal...

PDF Yazdır Ağhesabı

Diyalogcu nurcu Suat Yıldırım, Fetullah Gülen’in teşvikiyle ürettiği “İncil–Tevrat ve Pavlos sokuşturmalı Kur’an meali”nin “BOP’un kutsal kitabı” olarak nitelendirilmesine oldukça içerlemiş (Suat Yıldırım, 3 Mart 2006, Zaman). Ancak, Yıldırım’ın 1998 yılında ürettiği “İncil sokuşturmalı Kur’an meali”nin, 2003 yılında Amerika’da BOP namına üretilen “Furkan’ül Hakk”tan aşağı kalır tarafı yok.  

Mehmet Emin Koç'un yazısı:

Diyalogcu nurcunun “İncilli meali”nden BOP’un “Furkan’ül Hakk”ına Diyalogcu nurcu Suat Yıldırım, Fetullah Gülen’in teşvikiyle ürettiği “İncil–Tevrat ve Pavlos sokuşturmalı Kur’an meali”nin “BOP’un kutsal kitabı” olarak nitelendirilmesine oldukça içerlemiş (Suat Yıldırım, 3 Mart 2006, Zaman).  

Ancak, Yıldırım’ın 1998 yılında ürettiği “İncil sokuşturmalı Kur’an meali”nin, 2003 yılında Amerika’da BOP namına üretilen “Furkan’ül Hakk”tan aşağı kalır tarafı yoktur. Hatta Yıldırım’ın “İncil sokuşturmalı meali”, Amerikan BOP’çularının “Furkan’ül Hakk’ına bir nevi ilham kaynağı olmuştur. Her iki “İncil sokuşturmalı kitap”, adeta birbirini tamamlayıcı mahiyettedir.  Suat Yıldırım, kendi beyanına bakılırsa, güya kendince “mevcut Tevrat ve İncil metinleriyle paralellik arz eden” (Bkz, Suat Yıldırım, Kur’an–ı Hakim, Sunuş, s. 10, İst. 2004) Kur’an–ı Kerim ayetlerinin sonuna, muharref “İncil, Tevrat ve Pavlos’un mektupları”nın ilgili bölümlerini ve sıra numaralarını referans olarak yerleştirmiştir.

Evangelistlerin ürettiği “Furkan’ül Hakk”ta ise, söz konusu Tevrat ve İncil’in ilgili bölüm ve sıra numaralarının konulması yerine; oralardan alınan ilgili pasajlar Kur’an ayetlerinin arasına monte edilerek derleme yapılmıştır. Aradaki fark, yoğurt yeme farkıdır, o kadar...  

ABD’nin Texsas eyaletinde Evangelistlere ait Omega 2001 ve Wine Press yayınevleri tarafından “Furkan’ül Hakk / The True Furqan “ adıyla piyasaya sürülen kitap, Arapça ve İngilizce olarak basılmıştır. Evangelic rahip Anis A. Shorrosh tarafından derlenen ve giriş ve sonuç kısımları haricinde 77 bölümden oluşan 368 sayfalık bir kitaptır. Shorrosh ise, Filistin kökenli bir Arap–Amerikan rahiptir.

1967’de Kudüs’ten göç ederek, ABD’de teoloji eğitimi almıştır. Kitapta geçen surelerden bazılarının adları şöyle:

Fatiha suresi, Sevgi suresi, Mesih suresi, Barış suresi, Evlilik suresi, Cennet suresi, Münafıklar suresi, Cizye suresi, İman suresi, Hak suresi, Kadın suresi, İncil suresi, Maide suresi, Peygamberler suresi.  Kitaptaki surelerin hepsi, güya “besmele”ye benzetilmiş şu tür bir “giriş cümlesi” ile başlıyor: “Bismi’l Eb’il–Kelimeti’r Ruh’il–İlahi’l Vahidi’l Ehad”. “İbrahimi Dinler” vurgusunun yapıldığı bu “şeytan derlemesi”nde, genelde Kur’an–ı Kerim olmak üzere, İncil’den ve Tevrat’tan alıntılar bulunuyor.

Surelerin çoğunun adı Kur’an–ı Kerim surelerinden alınmış. Ayetlerin de büyük çoğunluğu Kur’an’dan alınmış; ancak tahrif edilerek, kelimelerin hepsinin yerine başka kelimeler konularak alıntılanmış. Kitap, 21. yüzyılın “Barış Kitabı” ve “Üç Dinin kitabı” olarak da isimlendiriliyor (Bkz. Turan Kışlakçı, BOP’un kutsal kitabı, Yeni Şafak, 30 Kasım 2004). Mısır’da yayımlanan haftalık El–Usbu’un uzman yazarı Dr. Mustafa Bekri, kitabın CIA’deki uzmanlar tarafından hazırlandığını belirtiyor. 

 Yahudi ve Hıristiyan medeniyetinin Ortadoğu’daki mirasına vurguların çokça yapıldığı kitapta, Ortadoğu’nun Yahudi ve Hıristiyanların diyarı olduğu vurgulanıyor. Kitaptaki Yahudi–Hıristiyan vurgularının ABD Başkanı George Bush’un politikaları ile örtüştüğüne dikkat çeken el–Usbu’, kitabın “Büyük Ortadoğu Projesi”nin bir ürünü olduğunu kaydediyor (Bkz. Turan Kışlakçı, BOP’un kutsal kitabı, Yeni Şafak, 30 Kasım 2004). Rahip Shorrosh’un en önemli özelliği evanjelist bir Hıristiyan olması...

BOP’un Haçlı önderi ve Irak’ın işgalci başı ABD Başkanı G. W. Bush da aynı Hıristiyanlık türüne mensup. Dinler tarihi uzmanı Prof. Dr. Şinasi Gündüz’ün tespitlerine göre, her evanjelist gibi Shorrosh’un da en önemli gayesi, tarih boyu Hıristiyanlığın yayılma konusunda bir türlü başarı gösteremediği İslam ülkelerinde yaşayan halklara ulaşabilmek ve onları Hıristiyanlaştırabilmektir. 

Prof. Dr. Gündüz, “el–Furkan’ül Hakk / The True Furqan”a baktığımızda, bu kitabın böyle bir amaca yönelik olarak hazırlandığını görüyoruz, demektedir. Nitekim, dinler arası diyalog ve BOP sürecinin can damarı olan “İbrahimî dinler mefhumu”na yapılan vurgu, “el–Furkan’ül Hakk / The True Furqan”ın söz konusu amacını ele vermektedir.

  Prof. Dr. Şinasi Gündüz’ün tespitleri şöyle: Kültüre uyarlama (yani contextualisation ya da inkültürasyon) yöntemi doğrultusunda, Hıristiyan mesajını Müslümanların kendi gelenekleri, din dilleri ve kültürel öğeleriyle onlara sunmayı amaçlamaktadır. Bu amaç doğrultusunda metin hazırlanırken tamamıyla Kur’an üslubu, dili, terminolojisi ve Kur’an’ın şematik yapısı temel alınmıştır. Yani metin surelere ve ayetlere paralel tarzda bölümlere ve cümlelere ayrılmıştır (hatta Arapça metinde bunlara sure ve ayet denilmektedir) ve her bölümün başına besmeleye benzer ama teslis içeriğine sahip bir başlangıç ifadesi eklenmiştir.  Kullanılan dil ve vurgular yönünden de Kur’an kopya edilmeye çalışılmıştır (Bkz. Prof. Dr. Şinasi Gündüz, Evanjeliklerin Gerçek Furkan’ı: The True Furqan (al–Furqan’ul–Haqq), http://www.dinlertarihi.com/).

Suat Yıldırım’ın “İncil–Tevrat ve Pavlos sokuşturmalı Kur’an meali”nin ayet sonlarındaki referanslar, okuyucuyu götürdüğü “Kur’an’ın bizzat kendisine aykırı batıl itikad” ve talim ettiği “küfür” bakımından tam bir fecaat arz etmektedir. Fecaat, Kur’an meali içindeki “İncil–Tevrat ve Pavlos’un mektuplarından referanslar” sebebiyle, bu muharref kitapların “yegâne ilahi kitab olan Kur’an”a sanki kaynaklık ediyormuş izlenimi vermesi veya papazların yazdığı “muharref kitaplar”ın da aynen Kur’an–ı Kerim gibi “ilahi vahiy” oldukları imajı vermesi değildir sadece... Asıl fecaat, “Tevhid”i ikame etmek üzere inzal edilen Kur’an ayetlerinin sonuna konan “Haçlı referansları”nın, Müslüman’ı sürüklediği “teslis akaidi”dir.

Bu bağlamda Yıldırım’ın “İncil–Tevrat ve Pavlos sokuşturmalı meali”, Zaman’dan Ahmet Şahin’in “Ehl–i Kitap ile amentüde ittifakımız var” (Bkz. Ahmet Şahin, Zaman gazetesi, 17 Nisan 2000) şeklindeki “çarpık akaid” itirafının adeta “meale aksetmiş hali” gibidir. Dilerseniz, Yıldırım’ın bu mealinden somut birkaç örnek verelim...

 Al–i İmran Suresi 32 ayet: “–De ki, ‘Allah’a ve Rasulüllah’a itaat ediniz’. Şayet yüz çevirirlerse, bilsinler ki, Allah asla kâfirleri sevmez.” Bu ayetin sonuna Yıldırım, “Kitab–ı Mukaddes, Luka İncili, 10, 16” referansını yerleştirmiş.  İlgili Luka İncili referansına baktığımız zaman, aman Allahım bir de ne görelim; “Sizleri dinleyen beni dinler sizleri geri çeviren beni geri çevirir...

Yetmiş kişi sevinç içinde geri geldiler ‘ya Rab’ dediler, adınla cinler bağımlı oluyor. Rab İsa onları şöyle cevapladı: Şükürler sana ey Baba, dedi.”  Yine Al–i İmran Suresi 45. ayet mealine göz atalım: “Dünyada da, ahirette de itibarlı, Allah’a en yakın kullar olacaktır.” Yıldırım, bu ayetin sonuna da, “Kitab–ı Mukaddes, Luka İncili, 1, 26–38; Matta İncili, 1, 16; Yuhanna İncili, 1, 41” referansını sokuşturmuş. Aman ya Rabbi, bu ilahi ayetin sonuna sokuşturulmuş referanslar, Müslüman’ı küfre götürüyor, teslise sürüklüyor.

  Yıldırım’ın sokuşturduğu referansların Müslüman’ı götürdüğü İncil ifadeleri şu: “O, ulu olacak ve en yüce Tanrı’nın Oğlu denecek... Baba Tanrı, ona atası Davut’un tahtını verecek... Doğacak olan kişiye Tanrı’nın oğlu denecek...” Böylesi yüzlerce, evet yüzlerce “vahim sokuşturma” yapılmış Kur’an–ı Kerim mealine... Hatta Hıristiyanlıktaki “teslis” inancının babası Papaz Pavlos’un mektupları bile kur’an ayetlerinin sonuna “referans” olarak yerleştirilmiş (Bkz, S. Yıldırım, Kur’an–ı Hakim, s 6, 15, 45). Bu, hangi akla, kime hizmettir, dersiniz? 

 Suat Yıldırım, “İncil–Tevrat ve Pavlos sokuşturmalı Kur’an meali”nin son sayfasına “Kitapta adı geçen başlıca yerleri gösteren harita” diye, Türkiye’yi “Bizans İmparatorluğu” olarak gösteren haritayı da konduruyor... Yüce milletimiz, işte sadece bu haritaya bakarak bile, dinler arası diyalogun bütün şifrelerini çözer ve “diyalogda asıl asıl hedefin ne olduğu”nu görebilir.

Öte yandan Yüce Allah’ın “Kendilerine okunan şu Kur’an–ı Mübin’i sana indirmemiz onlara yetmedi mi?” (Ankebut Sûresi, 51) şeklindeki sitemli suali, “İncil–Tevrat ve Pavlos sokuşturmalı Kur’an meali” üretenlere “ebedi mucize”nin şamarı olarak gürlüyor... Evet, yetmedi mi ki, Matta’lı, Markos’lu, Luka’lı, Pavlos’lu meal türettiniz sayın Yıldırım? Varın, şimdi siz takdir edin; Yıldırım’ın, Amerika’da mukim Fetullah Gülen’in teşvikiyle dinler arası diyalog ve BOP sürecinde ürettiği “İncil–Tevrat ve Pavlos sokuşturmalı Kur’an meali” ile Amerika’da mukim Evanjelist rahip Anis A. Shorrosh’un derlediği “Furkan’ül Hakk”ının “neyin kitabı” olduğunu... Konuya devam edeceğiz... 

MEHMET EMİN KOÇ

Yenimesaj

Alıntı Anadolu Haber


 
< Önceki   Sonraki >
 
Tavsiye Ettiklerimiz
Yasaklı Belgesel
Tebriz Türk Takımı
Tolon Paşa ve Ordusu
O.Sinanoğlu Sohbet
İthal Tohum İhaneti
Durum Çözümlemesi
Zekeriya Öz Hakkında
Kurtuluş Savaşında 2000 Kırgız
Hakikat nerede?
Etki Ajanları
Çıkışyolu Turan
Dilde Birlik ve Türklük Şuuru
TSK'yı Yıpratma Girişimleri
Siyasetimiz Nasıl Düzelir
Sivil cehalet
Türk Ülküsü
Mevlana'dan Öğütler
Kazak ve Türkiye Türkçesi
Ampulün Anlamı
Said-i Nursi'nin Gerçek Yüzü
Bor Madeni ve Önemi
İran'a şeriat nasıl geldi?
Atatürk'ün Kaleminden
Hablemitoğlu Belgeseli
Gül'ün Süreci
Gizli Mutabakat
Gladyocu İftirası
Kürt Federe Devletine
Gökşad'tan

Saçların gezerdi yüzümde eskiden

Ağlarsın

Saçların gezerdi yüzümde eskiden,

Şimdi yanaklarımda damla damlasın.

Ne çok severdim dizinde yatmayı,

Şimdi uykumu bölen keskin bıçaksın.

 

Nefesin vururdu nefesime her akşam,

Şimdi soluğumu kesen acı rüzgarsın.

Bütün dertlerim yalnız sende biterdi,

Şimdi yüreğimde kapanmaz yarasın.

 

Şehre uzak yerlerden yıldızlar sayardık,

Şimdi gökyüzünde en uzak yıldızsın.

Ne çok özledim seni anlatabilsem,

Şimdi oturup kana kana ağlarsın...

 

Çorlu, 2002

Gökşad

 

Gölgeler

Gölgeler

-I-

Ömrün gölgesi olsun ömrümün

Uzayıp gitsin ardımca

Ben gidersem bir ikindi vakti...

Ki sen bir Cuma sabahı gelirken

Ömrüm gölgesi olmuştu ömrünün

Uzayıp gitmişti ardınca...

 

Ankara, 2004

 

Gölgeler

-II-

Bütün zamanların tek suçlusu ben miyim

Üstüme bir bulutun bile gölgesi düşmez

Bu karanlık sahrada neye pervaneyim

Kapanan gözlerime bir ışık düşmez...

 

Medet ey sevgili, yandım bu çölde!

Bu nasıl bir serap, bu nasıl bir gölge?

Düştüm düşeli bu amansız hüzne

Divane yüreğim bir lahza gülmez

                                  

Ankara, 2004

 

Ahiret'te

 


 

Tanrım sen varlığı yaratansın

Canlı cansız her şeyi kuşatansın

Bir dileğim var sen bağışlayansın

Desem korkarım demesem yer beni

 

Garip gönlüm gece gündüz âhtadır

Dileğim gönlümde sana âyandır

Kusur kulundan bağış katındandır

Desem korkarım demesem yer beni

 

Bedenimi balçıktan sen halk ettin

Yüreğime dünyayı sen dar ettin

Gönlüm coştu, dilimi sen lâl ettin

Desem korkarım demesem yer beni

 

Tanrım hurilerin gözümde değil

Aşk için bir ömür yeterli değil

Hâşâ Kaynaroğlu isyanda değil

Âhirette sevdiğime ver beni

 

               Ankara, 2003

 

Sır Kapısı

Sır Kapısı

 

Kırk sır kapısı açıldı gözlerinde

Kırk ayrı yol var her kapının birinde

Her yol ağzında ayrı idam ettiler

Sade tenim kaldı saçının telinde

 

Bir tel saç ile bağladılar çenemi

Üç tas su ile yıkadılar tenimi

 

Beni gonca gül yaprağına sardılar

Musalla diye avucuna koydular

Nasıl bilirdiniz diye sordular

Sustum da dinledim başka bir alemde

 

Aşkı bilmeyenler hiç ses çıkarmadı

Mecnun dedi ki “beni utandırmadı”

 

Kaynaroğlu, adını toprağa verdin

İki kaş arasından sıratı geçtin

Lokman’ın sırrını sen âşikar ettin

Ölü müsün diri mi, bilmez hiç kimse.

 

Ankara, 2004

 

Nevruz

  

Nevruz

Gökyüzünde göç başlar vakit gece

Sultan kız batıdan doğuya göçer

Toy düğün başlar Türkistan ilinde

Sultan Nevruz önünde gergef işler

 

Bize de gel bilinmez bir saatte

Benim de ölülerim yeyip içsin

Rızkımızı bulalım bu yengi gün’de

Bütün alem Tanrı’ya secde etsin

 

Esir Türkleri unutma Sultanım

Onlar beklese de başka baharı

Birgün muhakkak biter bu zalim kış

Yine az görür Türk, koca dünyayı

 

Hazar’a muhabbet götür sultanım

Yesevi’den hikmet getir bizlere

De ki özlemiş sizi Kaynaroğlu

Gayrı dayanmazmış gönlü hasrete

Gökşad

Sivas, 1997

 

Kuşların Rüyası

Kuşların Rüyası 

Kuşların rüyasına girdim dün gece

Karar verdim bunu hep yapacağım

Hepsi de uyuyordu gözlerinde

Onları mı yoksa seni mi kıskanayım

 

Güya bir bülbül senin nefesinden

Şiirler okuyordu seher vaktinde

Şaşırdım kaldım, ses benim sesim

Dedi ki “İlham” derler buna sizin alemde

 

Rüyasında bir güvercin konup pencerene

Uzatıp kanatlarını tutundu ellerine

Şaşırdım kaldım, el benim elim

Dedi ki “Vuslat” derler buna sizin alemde

 

Bir serçe rüyasında kanat çırpıp

Su içti avuçlarından kana kana

Şaşırdım kaldım içim yanmış benim de

Dedi ki “Mecnun” derler buna sizin alemde

 

Kuşların rüyasına girdim dün gece

Gördüm ki seni seviyorum her bedende

Bir kaknus yaklaşıp kulağıma sessizce

Dedi ki “Kader” derler buna sizin alemde

 

Dedim ki “Hayrolur İnşallah...”

Gökşad 

Ankara, 2004

 

Gidişine Ağıt

 

 Mecnûn düşünde gördü Leylâ’yı bir gece:

 Ve sen, şehirlerini benim ülkeme kurdun,Pâyitahtını benim yaralı kalbime..

.Seni bir kan pıhtısı gibi elimde tuttum.

 İnsafsız rüzgârlar uğradı yurduma: 

Yağmur kar ortasında bir çöle düştüm,Kum fırtınasında tutundum saçlarına...

Sen uykudaydın, ben kâbuslar gördüm. 

Buğday tarlalarına kızgın alevler düştü: 

Çıplak ayaklı çocuklar savruldu her yana,

Çıplak ayaklı yıldızlar gibi darmadağın...

Ne olur beni de kat, beni de kat dualarına. 

Seni düşümde gördüm,  tam altı yıl önce: 

Ve sen, gözlerini giyindin Asya ceylanlarının,

Ak sakallardan miras bir huzur yüzünde...

Gezinip durdun içinde bütün damarlarımın.    

 Benim yüreğim mahşer, senin gönlün sırat: 

Zalim bir korku boğazlar sevincimi,

Gözlerim karanlık benim, senin gözlerin hayat.

Gözlerim hiç görmesin gittiğini...  

Ki o Selçuklu şehri seni bırakır mı bilmem:

 Lacivert göğünde gözlerin, bir muska gibi dururken,

Vakitsiz düşer toprağa kırkikindi yağmurları.

Bin yıllık Medrese, yeni bir Eylül’e soyunmuşken... 

Yıldızlara söyle seni geri getirsinler: 

Onlar bilir benim çekik gözlü yüreğimi.

Geçmişin saçından tut, sana yol göstersinler,

Yıldızlar bilir benim gökçe soylu düşlerimi... 

Ankara, 2003

Gökşad 

 

Gözlerin

 

Gözlerin

 

Sanki deryalara dalar giderim

Baktıkça içimi yakar gözlerin

Her şafak vaktinde çalar kapımı

İlmiği boynuma takar gözlerin

 

Mecnun’u çöllerde koyar çaresiz

Ferhad’ı dağlara salar gözlerin

Yanımda yöremde ölüm gezdirir

Benim peşimde o yeşil gözlerin

 

Başı dik dağlara yasla sırtını

Dolunay akşamı kaldır başını

Her kim ki yazarsa kişi bahtını

Ezelden alnıma yazmış gözlerin

 

Dört duvardan gayrı yerim olmadı

Kendi gölgem bana sadık kalmadı

Şu yalan dünyada yüzüm gülmedi

Benim tek servetim senin gözlerin

 

Kefenimi yeşil sarın, beyaz olmasın

Mezarımı göğe kazın yerde kalmasın

Sevdiğim gözünden yaşlar akmasın

Gider Kaynaroğlu, kalır gözlerin

 

Sivas, 1998

 
   
 
Benzer Yazılar