Anasayfa arrow Yazarlar arrow Tanrıkut arrow Türkçülük ve Din
 
   
Türkçülüğün Esasları
Türkçülüğün Özü
A) Dilde Türkçülük
B) Sanatta Türkçülük
C) Ahlaki Türkçülük
D) Hukukta Türkçülük
E) Dinde Türkçülük
F) İktisatta Türkçülük
G) Siyasette Türkçülük
H) Felsefede Türkçülük
Büyük Türkçülerden
Türkçülerden Özlü Sözler
Genel İçerik
Marşlarımız
Görsellikler
Türk Dünyası Ezgileri 1
Türk Dünyası Ezgileri 2
Türkçülük Hakkında
Tüm Dosyalar
Tüm Yazarlar
Edebiyat
Makaleler
Tepkisiz Kalma
Ağelini Öneriniz
Belge Resim

İlgili Altbölümler :

Bilgilendirme
Türküler
Görsellik
Kitap Önerileri
Büyük Türkçüler
Büyük Türkçülerden
Azınlık veya Özerk Türkler
Nutuk
Duyurular
Özlü Sözler
Yorumsuz Resimler
Siyasi Dosyalar

  :: TSK'dan ABD-İsrail Koridoru'na balyoz
  :: Emperyalizmin Tetikçileri
  :: Komünistlerin Atatürk karşıtlığı
  :: Rockefeller'den yüzyılın itirafı
  :: Ayrılma bildirisi ve Sevr
  :: İstanbul Barosu’ndan yapılan 14 maddelik açıklama
  :: Öz Yurdunda Köleleşen Türk
  :: IŞİD – ABD ilişkisinin delilleri
  :: Barzani ve Erdoğan
  :: İran Türkleri Hapislerde
  :: Hitler’in Müftüsü Hacı Emin El Hüseyni
  :: Seçsis Neden Türkiye'de Kullanılıyor?
  :: Irak’ın 16. Tugayı Peşmergeye katıldı!
  :: Türker Ertürk , ABD tertiplerini ve ABD işbirlikçilerini açıklıyor.
  :: Hava Kuvvetlerinde Tasfiye
  :: Esad'ın Ulusal Kanal Söyleşisi
Türkçe
Türkçe Adlar
Türkçe İzgileri
Hayvan Adları
Türkçe Terimler
Göktürk Yazıtları
Kuş Adları Derlemesi
Türkçe Adlar Sözlüğü
Kazakistan Türkçesi Sözlüğü
Azerbaycan Türkçesi Sözlüğü
Dosyalar
Siyasi Dosyalar
Tarihi Dosyalar
Görüntüler
Dini Dosyalar
Belge Resim
Bilimsel Dosyalar
Atatürk
Eserleri
Makaleleri
Özlü Sözleri
Atatürk Dosyaları
İletişim
 

Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player

İlgili İçerikler

Türkçülük ve Din

PDF Yazdır Ağhesabı

  Türkçülük ve Din

Ramazan Ayı’na girdiğimiz bu kutlu gecede,Türkçülere karşı bazı mürteci çevreler tarafından yapılan haksız ithamlara cevap verme gereği görüyorum.Bu ithamlar içinde kafirlik, münafıklık hatta Yahudilik gibi sürtseniz bulaşmayacak  ama Türkçülüğü tanımayanları soğutmaya yarayan yakıştırmalar olduğu için bu hususların aydınlatılması gerektiğine inanıyorum.

‘Türkçülüğün Esasları’nın yazarı ve Cumhuriyet Devrimi’nin önde gelen fikir adamlarından,Türkçü toplumbilimci Ziya Gökalp, milli kalkınma yolunu 3 ana yöntem olarak özetlemiştir.Bunlar;Türkleşmek,İslamlaşmak ve Muasırlaşmaktır.

Türkleşmek,Türk kimliğinin korunması,hars, dil ve uygarlık olarak geliştirilmesi olarak özetleyebiliriz.Bu ilkeyle donanan bireyler sayesinde, Türk Milleti; kültürel ve iktisadi eritime karşı direnç de gösterecektir.Yani dış etkilere karşı benliğini koruyan doğal bir kalkana sahip olacaktır.Milli bilinçle kuşatılmış bir kişi, aynı zamanda, milletinin ve milli devletinin gelişmesi için çalışan motor işlevi de görür.Motorların arızalandığı ya da azaldığı devletler ve milletler geriler ve yavaşlarlar.Bazen de sanayi yığını olarak başka araçlara yama olurlar.İşte bu sonu engellemek için Türkleşmek fikri gereklidir.Bu sebeple Türk Tarih ve Türk Dil Kurumu kurulmuştur.Dili yok olan milletler yokolurlar,tarihini bilmeyen milletler ise hafızasını kaybetmiş Alzmair olmuş insandan farksızdır.Bu sebeple yapılacak milli hamleleri,dil,hars ve tarih eksenine oturtmak gerekir.

İslamlaşmak ilkesi de büyük çoğunluğu Müslüman olan milletimizin dinini daha iyi öğrenmesi ve yaşaması için atılan gerekli bir adımdır.%1’i okuma yazma bilen ve dinin çok daha az bir kitlenin tekelinde olduğu Osmanlı toplum mirasına,dinin daha yaygın ve bilimsel olarak öğretilmesi hedeflenmiştir.Kurtuluş Savaşı’nda örneklerini gördüğümüz ve işgal yanlısı tutum sergileyen,direneşe karşı halkı soğutmaya çalışan bazı çıkarcı yobazlara, halk kanmamasını öğrenecekti.Bu bağlamda Kuran ilk kez Türkçe’ye çevrilmiş,halka dağıtılmıştır.Milli Eğitim sayeside okuma yazma oranı artmış ve Kuran’ı da okuyabilen,kültür seviyesi yüksek yeni nesil ortaya çıkarılmıştır.İlahiyat Fakülteleri,dini kitaplar ve Diyanet İşleri bu fikrin eserleridir.Ne var ki,o zamanki işbirlikçi yobazların bugün varolması engellenemiştir.Sırtını emperyalizme dayamış hocaefendiler halen halktan destek görebilmektedir.Bunun sorumlusu ise Atatürk sonrası yapılan yanlış uygulamalar ve Cumhuriyet ilkelerinden yaşanan uzaklaşmalardır.İslamlaşma’nın diğer bir gerekli yönü ise dindar toplum yapısını korumaktır.Tarihi bir gerçektir ki dinden uzaklaşan toplumlar,zevk ve sefaya düşkünleşir,bencilleşir ve köleleşirler.Din konusunda, Atsız’ın ‘Bugünkü ülküler tamamıyla millidir. Dini inancı da içine almış olan milli ülkü, insanları sürükleyen, güçlendiren ve asilleştiren bu duygu ve düşüncedir’ tespitini de hatırlatmakta fayda var.

Muasırlaşmak ilkesi, bazı ‘Tut-i Garbiler’ (Batı Papağanları) tarafından Batılılaşmak olarak algılansa ve algılatılmak istenmektedir.Bu tamamen yanlış ve maksatlı bir öngörüdür. Muasırlaşmak,sözcük anlamı itibariyle çağdaşlaşmak demektir.Bilimsellik ve çağdaşlığa yönelme ilkesi olan muasırlaşmak,Türk Devleti’nin varlığını sürdürebilmesi için bilimsel rekabet içinde önde yer alması gerekliliği üzerinde durur.Seksanbin ilkel silahla donatılmış Keltlilerin,beşbin zırhlı ve kalkanlı Romalı askere yenilip yokedilmesi; bilimsel gelişmenin gerisinde kalmanın doğurduğu acı sonuçlara verilebilecek örneklerdendir.

Türkçülüğe karşı itiraz eden mürtecilerin çoğunluğu aslında laiklik ilkesine de muhaliftir. Türkçülüğün İslam düşmanlığı olmadığı gibi laiklik de dinsizlik değildir.Laiklik, din hürriyetini güvence altına alan,devletin dini esaslara göre yönetilmemesi ilkesidir.Devlet, inanç hürriyetini teminat altına almalı ve tüm bireylere inançları bağlamında,eşit uzaklıkta bulunmalıdır.Bir devlette tüm bireylerin uyacağı ortak yasalar olmalıdır.

Şeri kanun yanlılarının çokça bulunduğu bir siyasi akım içerisinden gelen Akp , Avrupa Birliği ortak anayasasını,Türk Düşmanlığı ile bilinen Papa heykeli önünde imzalamıştır.Bu, medeni kanuna olan muhalefetin aslında çok samimi olmadığını,sadece siyasi söylemler olduğunu gösterir.Şeri yasa olarak uygulanmakta olan İran’daki gibi recm cezasını ya da Suudi Arabistan’daki kadınlara araba sürme yasağını Türkiye’de kim kabuledebilir?

Türkçülük fikrine saldıranların ortak yanlarından biri de en büyük Türkçülerden Başbuğ Atatürk’ü sevmemeleridir.Hiçbiri bugün onun vermiş olduğu mücadele olmasaydı, Müslüman kalır mıydık diye bile soramayan bu Batı kuklaları,Türkçü Yahudi yakıştırması yapmaya çalışmaktadır.Bu sebeple nerdeyse tüm Türkçüleri, Yahudi ilan edecek kadar şaşırmışlardır.Türkçülere yapılan bu saldırı aslında kendilerine rakip gördükleri herkese yapılan ortak iftiralardandır.Onlara göre mesela kendi akımlarına ters düşen Y. Nuri Öztürk ya da Batı emperyalizmine karşı direnen Türk Ordusu’nun komutanı Org. Yaşar Büyükanıt da Yahudidir. Dinde iftira atmanın ne kadar günah olduğunu bu şahsiyetlere hatırlatırım,insanların soyuna iftira atacak kadar alçalmamalarını nasihat ederim. Türkçülük akımından etkilenmiş Munis Tekinalp adlı Yahudi kökenli Türk vatandaşının olduğu doğrudur.Ne var ki; Tekinalp,Türkçülük içinde ne söz sahibi olmuş,ne fikirleri etkili olmuş ne de Türkçü bir hareketin önderliği yapmıştır.Kendi halinde yaşamış,vefat etmiştir.Onun şahsında Türkçülüğe saldıranlar,bugün Amentü ittifakı adıyla Musevi ve Hıristiyanlara karanfiller uzatmıyorlar mı?

Türkçü bazı kesimler,İslam vurgusu yapmanın diğer dinlerdeki Türkleri gücendireceği savında bulunmaktadır.Bu konuda, Büyük Türkçü N.Atsız’ın görüşlerine başvurmak gerekir, 

"Makaleler III;  "Veda" Sayfa 95-115;

Orkun, 18 Ocak 1952; 68. Sayi Sayfa 104:

"... Millet yapan unsurlardan birisi de din olduğuna göre Türklerin dini üzerinde de durmaya mecburuz. Hic süphe yok ki Türklerin dini Müslümanlıktır. Eski dinimiz olan Şamanlıktan da bazı unsurlar alarak bir Türk Müslümanlığı haline gelen bu din, on asirdan beri bizim milli dinimiz olmuştur.Bununla beraber Türk olmak için mutlaka Müslüman olmaya lüzum yoktur. Çünkübugünkü Türkler arasinda birkaç yüzbin Şamani, birkaç yüz bin Hıristiyan ve hatta birkaç bin Musevi Türk (Karayimlar) de vardır. Din ayrılığ yüzünden bunları Türklükten çıkarmaya hakkımız yoktur. Zaten, Hıristiyan Türkler olan Gagavuzların Türkiye`ye yerleşenleri ekseriyetle Müslüman olmuşlardır. Onlar, bunu Türklügün bir lazımesi saydıkları için yapmışlardır.
Öyle gözüküyor ki Türk birliği gerçeklestiği takdirde bütün bu Şamani ve Hıristiyan Türkler Müslüman olacaklardır. Onun için şimdiden onları zorlamaya bir mecburiyet yoktur......." tespitlerinde bulunmaktadır.

Bu tespitler ışığında ilkemiz devlet olarak laik,millet olarak Müslüman,diğer inançlara bağlı olarak doğmuş Türk halklarını, kardeş olarak kucaklamak olmalıdır. İsveçte ve İngiltere’de farklı mezhep ya da dinden İngiliz ya da İsveçlilerin olması,geleneksel ve çoğunluksal bakımdan bu milletlerin Protestan olmadığı anlamına gelmez.O milletler, çoğunluk olarak yüzlerce yıldır Hıristiyan geleneklerine göre yaşamıştır ve bu olgu, o milletler için kalıcıdır. Kendi milli temelleri üzerinde duran ve milletine olan sevgiden kaynaklanan Türkçülük fikrini diğer milletleri yoketmeyi hedefleyen,münafık ya da kafir bir görüş olarak tanımlayanlara verilecek cevap Nahl suresi 90. ayet olmalıdır: ‘ Muhakkak ki Allah, adaleti, iyiliği, akrabaya yardım etmeyi emreder, çirkin işleri, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. O, düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor.’ Her Cuma hutbesinde okunan bu ayette,akbaraya yardım etmek emri verilmiştir.

Birey olarak akrabamız ailemiz,millet olarak da akrabamız diğer ülkelerdeki soydaşlarımızdır.Türklerin siyasal olarak bölünmüşlüğüne karşı olmak,diğer Türklere yakınlık duygusu beslemek ve onlarla dayanışma içinde bulunmak isteyenlere kafir diyenler,acaba bu ayete ne cevap verecek?Bizler onlara boyumuzdan büyük ithamlarda bulunmuyoruz.Onlar, olsa da ya kandırılmış ya da mankurtlaştırılmışlardır diyoruz.Onlar,kutsal Turan ve Türkçülük ülküsüne saldırarak hainlik yaptıklarını bilmemektedirler,bu açıklamamıza rağmen saldırmakta diretenler varsa ya gerçekten haindir ya da bu işi maksatlı olarak yapan Türk düşmanı çaşutlardır.Kandırılmışları ise titretip özlerine döndürmek cefakar Türkçülerin ödevleri arasındadır.İyi Ramazanlar dilerim.

13.07.2007

Tanrıkut


İlgili Altbölümler :

 
< Önceki   Sonraki >
 
Tavsiye Ettiklerimiz
Yasaklı Belgesel
Tebriz Türk Takımı
Tolon Paşa ve Ordusu
O.Sinanoğlu Sohbet
İthal Tohum İhaneti
Durum Çözümlemesi
Zekeriya Öz Hakkında
Kurtuluş Savaşında 2000 Kırgız
Hakikat nerede?
Etki Ajanları
Çıkışyolu Turan
Dilde Birlik ve Türklük Şuuru
TSK'yı Yıpratma Girişimleri
Siyasetimiz Nasıl Düzelir
Sivil cehalet
Türk Ülküsü
Mevlana'dan Öğütler
Kazak ve Türkiye Türkçesi
Ampulün Anlamı
Said-i Nursi'nin Gerçek Yüzü
Bor Madeni ve Önemi
İran'a şeriat nasıl geldi?
Atatürk'ün Kaleminden
Hablemitoğlu Belgeseli
Gül'ün Süreci
Gizli Mutabakat
Gladyocu İftirası
Kürt Federe Devletine
Gökşad'tan

Saçların gezerdi yüzümde eskiden

Ağlarsın

Saçların gezerdi yüzümde eskiden,

Şimdi yanaklarımda damla damlasın.

Ne çok severdim dizinde yatmayı,

Şimdi uykumu bölen keskin bıçaksın.

 

Nefesin vururdu nefesime her akşam,

Şimdi soluğumu kesen acı rüzgarsın.

Bütün dertlerim yalnız sende biterdi,

Şimdi yüreğimde kapanmaz yarasın.

 

Şehre uzak yerlerden yıldızlar sayardık,

Şimdi gökyüzünde en uzak yıldızsın.

Ne çok özledim seni anlatabilsem,

Şimdi oturup kana kana ağlarsın...

 

Çorlu, 2002

Gökşad

 

Gölgeler

Gölgeler

-I-

Ömrün gölgesi olsun ömrümün

Uzayıp gitsin ardımca

Ben gidersem bir ikindi vakti...

Ki sen bir Cuma sabahı gelirken

Ömrüm gölgesi olmuştu ömrünün

Uzayıp gitmişti ardınca...

 

Ankara, 2004

 

Gölgeler

-II-

Bütün zamanların tek suçlusu ben miyim

Üstüme bir bulutun bile gölgesi düşmez

Bu karanlık sahrada neye pervaneyim

Kapanan gözlerime bir ışık düşmez...

 

Medet ey sevgili, yandım bu çölde!

Bu nasıl bir serap, bu nasıl bir gölge?

Düştüm düşeli bu amansız hüzne

Divane yüreğim bir lahza gülmez

                                  

Ankara, 2004

 

Ahiret'te

 


 

Tanrım sen varlığı yaratansın

Canlı cansız her şeyi kuşatansın

Bir dileğim var sen bağışlayansın

Desem korkarım demesem yer beni

 

Garip gönlüm gece gündüz âhtadır

Dileğim gönlümde sana âyandır

Kusur kulundan bağış katındandır

Desem korkarım demesem yer beni

 

Bedenimi balçıktan sen halk ettin

Yüreğime dünyayı sen dar ettin

Gönlüm coştu, dilimi sen lâl ettin

Desem korkarım demesem yer beni

 

Tanrım hurilerin gözümde değil

Aşk için bir ömür yeterli değil

Hâşâ Kaynaroğlu isyanda değil

Âhirette sevdiğime ver beni

 

               Ankara, 2003

 

Sır Kapısı

Sır Kapısı

 

Kırk sır kapısı açıldı gözlerinde

Kırk ayrı yol var her kapının birinde

Her yol ağzında ayrı idam ettiler

Sade tenim kaldı saçının telinde

 

Bir tel saç ile bağladılar çenemi

Üç tas su ile yıkadılar tenimi

 

Beni gonca gül yaprağına sardılar

Musalla diye avucuna koydular

Nasıl bilirdiniz diye sordular

Sustum da dinledim başka bir alemde

 

Aşkı bilmeyenler hiç ses çıkarmadı

Mecnun dedi ki “beni utandırmadı”

 

Kaynaroğlu, adını toprağa verdin

İki kaş arasından sıratı geçtin

Lokman’ın sırrını sen âşikar ettin

Ölü müsün diri mi, bilmez hiç kimse.

 

Ankara, 2004

 

Nevruz

  

Nevruz

Gökyüzünde göç başlar vakit gece

Sultan kız batıdan doğuya göçer

Toy düğün başlar Türkistan ilinde

Sultan Nevruz önünde gergef işler

 

Bize de gel bilinmez bir saatte

Benim de ölülerim yeyip içsin

Rızkımızı bulalım bu yengi gün’de

Bütün alem Tanrı’ya secde etsin

 

Esir Türkleri unutma Sultanım

Onlar beklese de başka baharı

Birgün muhakkak biter bu zalim kış

Yine az görür Türk, koca dünyayı

 

Hazar’a muhabbet götür sultanım

Yesevi’den hikmet getir bizlere

De ki özlemiş sizi Kaynaroğlu

Gayrı dayanmazmış gönlü hasrete

Gökşad

Sivas, 1997

 

Kuşların Rüyası

Kuşların Rüyası 

Kuşların rüyasına girdim dün gece

Karar verdim bunu hep yapacağım

Hepsi de uyuyordu gözlerinde

Onları mı yoksa seni mi kıskanayım

 

Güya bir bülbül senin nefesinden

Şiirler okuyordu seher vaktinde

Şaşırdım kaldım, ses benim sesim

Dedi ki “İlham” derler buna sizin alemde

 

Rüyasında bir güvercin konup pencerene

Uzatıp kanatlarını tutundu ellerine

Şaşırdım kaldım, el benim elim

Dedi ki “Vuslat” derler buna sizin alemde

 

Bir serçe rüyasında kanat çırpıp

Su içti avuçlarından kana kana

Şaşırdım kaldım içim yanmış benim de

Dedi ki “Mecnun” derler buna sizin alemde

 

Kuşların rüyasına girdim dün gece

Gördüm ki seni seviyorum her bedende

Bir kaknus yaklaşıp kulağıma sessizce

Dedi ki “Kader” derler buna sizin alemde

 

Dedim ki “Hayrolur İnşallah...”

Gökşad 

Ankara, 2004

 

Gidişine Ağıt

 

 Mecnûn düşünde gördü Leylâ’yı bir gece:

 Ve sen, şehirlerini benim ülkeme kurdun,Pâyitahtını benim yaralı kalbime..

.Seni bir kan pıhtısı gibi elimde tuttum.

 İnsafsız rüzgârlar uğradı yurduma: 

Yağmur kar ortasında bir çöle düştüm,Kum fırtınasında tutundum saçlarına...

Sen uykudaydın, ben kâbuslar gördüm. 

Buğday tarlalarına kızgın alevler düştü: 

Çıplak ayaklı çocuklar savruldu her yana,

Çıplak ayaklı yıldızlar gibi darmadağın...

Ne olur beni de kat, beni de kat dualarına. 

Seni düşümde gördüm,  tam altı yıl önce: 

Ve sen, gözlerini giyindin Asya ceylanlarının,

Ak sakallardan miras bir huzur yüzünde...

Gezinip durdun içinde bütün damarlarımın.    

 Benim yüreğim mahşer, senin gönlün sırat: 

Zalim bir korku boğazlar sevincimi,

Gözlerim karanlık benim, senin gözlerin hayat.

Gözlerim hiç görmesin gittiğini...  

Ki o Selçuklu şehri seni bırakır mı bilmem:

 Lacivert göğünde gözlerin, bir muska gibi dururken,

Vakitsiz düşer toprağa kırkikindi yağmurları.

Bin yıllık Medrese, yeni bir Eylül’e soyunmuşken... 

Yıldızlara söyle seni geri getirsinler: 

Onlar bilir benim çekik gözlü yüreğimi.

Geçmişin saçından tut, sana yol göstersinler,

Yıldızlar bilir benim gökçe soylu düşlerimi... 

Ankara, 2003

Gökşad 

 

Gözlerin

 

Gözlerin

 

Sanki deryalara dalar giderim

Baktıkça içimi yakar gözlerin

Her şafak vaktinde çalar kapımı

İlmiği boynuma takar gözlerin

 

Mecnun’u çöllerde koyar çaresiz

Ferhad’ı dağlara salar gözlerin

Yanımda yöremde ölüm gezdirir

Benim peşimde o yeşil gözlerin

 

Başı dik dağlara yasla sırtını

Dolunay akşamı kaldır başını

Her kim ki yazarsa kişi bahtını

Ezelden alnıma yazmış gözlerin

 

Dört duvardan gayrı yerim olmadı

Kendi gölgem bana sadık kalmadı

Şu yalan dünyada yüzüm gülmedi

Benim tek servetim senin gözlerin

 

Kefenimi yeşil sarın, beyaz olmasın

Mezarımı göğe kazın yerde kalmasın

Sevdiğim gözünden yaşlar akmasın

Gider Kaynaroğlu, kalır gözlerin

 

Sivas, 1998