Türkçülüğün Esasları
Türkçülüğün Özü
A) Dilde Türkçülük
B) Sanatta Türkçülük
C) Ahlaki Türkçülük
D) Hukukta Türkçülük
E) Dinde Türkçülük
F) İktisatta Türkçülük
G) Siyasette Türkçülük
H) Felsefede Türkçülük
Büyük Türkçülerden
Türkçülerden Özlü Sözler
Genel İçerik
Marşlarımız
Görsellikler
Türk Dünyası Ezgileri 1
Türk Dünyası Ezgileri 2
Türkçülük Hakkında
Tüm Dosyalar
Tüm Yazarlar
Edebiyat
Makaleler
Tepkisiz Kalma
Ağelini Öneriniz
Belge Resim

Bilgilendirme
Türküler
Görsellik
Kitap Önerileri
Büyük Türkçüler
Büyük Türkçülerden
Azınlık veya Özerk Türkler
Nutuk
Duyurular
Özlü Sözler
Yorumsuz Resimler
Siyasi Dosyalar

  :: TSK'dan ABD-İsrail Koridoru'na balyoz
  :: Emperyalizmin Tetikçileri
  :: Komünistlerin Atatürk karşıtlığı
  :: Rockefeller'den yüzyılın itirafı
  :: Ayrılma bildirisi ve Sevr
  :: İstanbul Barosu’ndan yapılan 14 maddelik açıklama
  :: Öz Yurdunda Köleleşen Türk
  :: IŞİD – ABD ilişkisinin delilleri
  :: Barzani ve Erdoğan
  :: İran Türkleri Hapislerde
  :: Hitler’in Müftüsü Hacı Emin El Hüseyni
  :: Seçsis Neden Türkiye'de Kullanılıyor?
  :: Irak’ın 16. Tugayı Peşmergeye katıldı!
  :: Türker Ertürk , ABD tertiplerini ve ABD işbirlikçilerini açıklıyor.
  :: Hava Kuvvetlerinde Tasfiye
  :: Esad'ın Ulusal Kanal Söyleşisi
Türkçe
Türkçe Adlar
Türkçe İzgileri
Hayvan Adları
Türkçe Terimler
Göktürk Yazıtları
Kuş Adları Derlemesi
Türkçe Adlar Sözlüğü
Kazakistan Türkçesi Sözlüğü
Azerbaycan Türkçesi Sözlüğü
Dosyalar
Siyasi Dosyalar
Tarihi Dosyalar
Görüntüler
Dini Dosyalar
Belge Resim
Bilimsel Dosyalar
Atatürk
Eserleri
Makaleleri
Özlü Sözleri
Atatürk Dosyaları
İletişim
 

Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player

İlgili İçerikler

Uzaya da Gitseniz Kaçamazsınız

PDF Yazdır Ağhesabı

Bir önceki yazımdan sonra uzun süre yazamadım. Bu sebeple siz değerli okuyucularımdan özür diliyorum. Bu sırada sizlerden gelen teşekkür ağiletileri için de ayrıca teşekkürlerimi sunuyorum. Yazı yazamamamın sebeplerinden biri yazı yazacak o kadar çok olay oldu ki her defasında hangisini yazayım diye tereddüt kalıp karar verme sürecindeyken yeni bir konu başlığının çıkmış olması beni iyice bunalttı.

Neyse sonunda elimize kalemi aldık karaladık bir şeyler.Bu günkü iktidarın mazisine doğru şöyle bir yolculuk yapalım isterseniz…

1980 ihtilali öncesi bu ülke sokaklarında bol bol sarıklı şalvarlı ve cübbeli gençler dolaşırdı. Bellerinde namçuka denilen uzak doğu dövüş silahı taşımalarıyla meşhur olan bu gençler bir tek hayalleri olduğunu söylerlerdi. Bir gün bu ülkede “Şeriat” rejimini hakim kılmak! Dış mihrakların kışkırtmaları ve tezgâhları ile başlayan sağ sol çatışmalarının yoğun olduğu o günlerde birbirlerini kırmakla meşgul olan sağ ve sol düşünce mensupları bu siyah şalvarlarla gezen “mücahitleri” hiç ciddiye almazlardı.

 Oysa ki onlar; “Sağcılarla solcular birbirlerini kıracaklar ve bir gün ortalık bize kalacak, biz hakim olacağız…” düşüncesindeydiler. Zararsız gibi görünen ama aslında "devletin ve milletin köküne dinamit koyan" bu grup büyük bir sebat göstererek senelerce kendilerini olduklarından farklı sergilemeye devam ettiler.

Sağ sol çatışmaları bitti, en azından silahlar bir daha çıkmamak üzere toprağa gömüldü, çatışma demokratik ortamda ve siyasal alanda devam etti. Mücahitler ise taktiklerini hiç değiştirmeden hep ortamı koklayıp, çoğalmanın, güçlenmenin çabasında oldular. Şirketler, gazeteler, dergiler, televizyonlar kurdular. 

Aradan uzun yıllar geçti. O zamanın şalvarlı mücahitleri büyüdü, hem de çok büyüdü… Kimileri hakim, kimileri savcı, kimileri kaymakam, kimileri polis, kimileri gazeteci, kimileri işadamı oldular. Kimileri de siyasetin içinde inatla ilerlemeyi başardılar.. Her partinin içine girdiler, her delikte gözleri her nefesten haberleri vardı. Çoğu çocuklarına mutlaka “Mücahit, Cahit, Cihat, Necmettin, Fatih”  gibi isimler koydular. Hepside Erbakan hocalarına yakıştırdıkları isimlerdi. “Mücahit Erbakan” nidaları atanların çocuklarına da Mücahit ismini vermeleri doğaldı tabiî ki… (Bugün ki hükümete baktığımız zamanda kabinenin en az yarısında -Başbakan başta olmak üzere- bu isimlerden birine sahip bir çocuk olduğunu ve bunların 30’lu yaşlara gelmiş olduğunu görürsünüz.)

Uzun yıllar içinde şekilleri değişti, şalvarları değişti ama yalan üzerine kurulu düşünceleri hiç değişmedi. Neydi o düşünceler derseniz, bazılarını yazalım burada;Atatürk mutlak bir kâfirdi. Şeriatı ve Halifeliği kaldırmış, faizci düzeni getirmişti. İçki fabrikaları kurdurmuş, kadınların başını açmıştı… İstiklal Marşı söylenirken hazır olda durmak putperestlikti. “Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor tevhidi, Bedrin aslanları ancak, bu kadar şanlı idi!” dediği için Şair kimliğinin yanında bir İslam Alimi de sayılabilecek olan Mehmet Akif ERSOY’da “Kafir” idi…

Türk Milliyetçiliğini savunan ülkücüler “Ümmetçiliğe” aykırı gördükleri için “Kafir”, halkların kardeşliğini savunan sol, sosyalist düşünceler ise kardeşleri idi… O yüzden o günlerde onlar için söylenen ve ihtilal öncesinden kalma bir deyimdi “Yeşil Komünistler”…Aradan 30 yılı aşkın bir süre geçti. Kapı kapı dolandılar yıllarca, halis Müslümanlara kendilerini onların tek savunucuları gibi göstererek kandırdılar. Yurt dışında çalışan saf vatandaşlarımızın hayır niyetine verdikleri paralarla propaganda yaptılar. En iyi kullandıkları silah “yalan”dı. Onlar bunları yaparken herkes seyretti. Varlıklarını bir takım kişilere olan nefretlerine borçlu olan ve tüm derdi varlıklarını muhafaza olan birçok kalemşörler kimsenin ciddiye almadığı yazılar yazdılar… Bataklıkla değil sivrisineklerle uğraştılar ve sivrisinek vızıltısını geçmedi etkileri.

Ve günü geldiğinde de ilk satılanlar onlar oldular…Geçen o kadar zaman ardından görüldü ki dindarlıkları da yalanmış. “Arka bahçemiz” dedikleri İmamhatipler sayelerinde yok oldu. Bir zamanlar binlerce öğrencinin okuduğu o okulların çoğunda bugün öğrenci sayısı onda bir oranında azaldı. Kendileri bile çocuklarını İmamhatiplere göndermez oldular. Halis niyetle Kuran Kursları açılır mahalle çocukları gider Kuran öğrenirdi, sayelerinde tamamı kapandı. Kalanlar ise 3-5 öğrenci ile varlıklarını sürdürme çabasındalar. Bu ülkede başörtüsü diye bir sorun yoktu, onlar var ettiler. Onların sayesinde ülkemin halis kadınları kızları mağdur oldular…

Anayasayı bile değiştirebilecek bir çoğunlukla iktidar olduklarında, “namusumuz” dedikleri başörtüsü konusunda bırakın olumlu bir adım atmayı, seçimden hemen sonra çıkıp “başörtüsü diye bir sorunumuz yok” dediler. Ya namuslarını unuttular ya da öyle bir dertleri hiç olmadı zaten.Yaptıkları satmak ve satın almak oldu. Önce medyayı susturdular. Medya patronlarına aba altından TMSF’yi gösterip, bir kaçının da tüm varlığına el koyup tutuklarken, büyük çoğunluğuna da devlet ihalelerinde ne kadar cömert olabileceklerini gösterdiler.

Ve süreç içerisinde "şehit tabutlarının sıra sıra dizildiği" günlerde o en çok okunan gazetelerde, en çok izlenen TV kanallarında first leydinin katıldığı etkinliklerde ne giydiğini görmeye başladık…Ülkemin lafı bile edilemez kırmızı çizgileri vardı. 5 sene önce Kuzey Irak’ta bir Kürt devletinden bahsedilemezdi. Diyarbakır’da Şemdinli’de şurda burda halkın askere polise karşı ayaklanabileceğinden bahis bile edilemezdi. Bu ülkenin Başbakanı ile PKK sempatizanı olduğu herkesçe bilinen malum belediye başkanlarının, eski vatan hainliğinden hükümlü kişilerin "aynı dille" konuşabileceğini kimse düşünmezdi bile…

Artık Kuzey Irak’ta herkesçe kabul edilen bir Kürt devleti var. Hamam böceği ağızlarından, tükürüğünde yok olacakları Türkiye Cumhuriyeti’ne olmadık lafları söylemekteler. Tüm ülke insanının gururu kırılmakta ama onlar duymamaktalar… Apo’ya özgürlük diye imza kampanyaları düzenlenmekte onlara göre demokratik bir davranış… Zaten Başbakan’ın Apo ile aynı fikirleri savunduğu da Apo köpeğinin ağzından onaylanmamış mıydı?

Herkes her şeyin farkında… Örütbağda(İnternette) insanların ağhesaplarında her gün “ülkeyi nasıl sattıklarını” anlatan iletiler dolanmakta. Yeraltı kaynaklarından, kamu arazilerine her şeyi paşa paşa satmaktalar. Artık ne milli menfaat gözetilmekte, ne de dini menfaat… Yargıda bürokraside örümcek ağı gibi ördüler her tarafı ve aklıselim insanlar başını bile kaldıramıyorlar. 

Nasıl kaldırsınlar ki; Diyarbakır’da PKK’nın beğenmediği bir emniyet müdürü çalışamaz, istedikleri adamlara ihale vermeyen hiçbir il müdürü koltuğunda kalamaz… Açılışlarda Kürtçe konuşan bir içişleri bakanı varken haliyle emniyet genel müdürlüğü başta olmak üzere tüm önemli koltuklarda doğu kökenli insanlar oturmakta. Gözleri doymuyordu. Her taraf onların istediği kişilerden olmalıydı.

Hiçbir yerde “ben bu vatanı karşılıksız sevdim” diyen insan görmeye tahammülleri yoktu. Çünkü onların bu ülkeye ve bu ülkenin insanına, Türk milletine tahammülleri yoktu.Aç gözlü siyasetlerini yeraltı dünyasına bile el atarak gösterdiler. Mafyanın bile Kürtçüsünü yetiştirdiler. Mafya ile tümden savaşmak, mafyayı tümden yok etmek yerine Kürt ve PKK’lı olmayan bütün mafya liderlerini ve mensuplarını cezaevine gönderip, yerlerine Kürt kökenli ve PKK destekçisi olan çakalları büyüttüler. 3 ayda kaldıracaklarını söyledikleri dokunmazlıkları kaldırmayarak, dokunulmazlık zırhına sığındılar. Bu sebeple hesap soran da olmadı. Sormaya kalkan hukukçuyu da yok ettiler.Ancak, yok etmeyi başaramadıkları bir şey var. Aziz Türk Milleti. Bu aziz millet, yaptıklarını onların yanına bırakmayacaktır.

Değil köşke, uzaya çıksalar bile günü gelince ihanetlerinin bedelini ödetecektir.

 Alt kimliğin, üst kimliğin; basiretsiz dış siyasetin ve iç siyasetin, bırakın doğuyu, İstanbul’da, İzmir’de güpe gündüz devlete başkaldırmaların, onlara gerekli ortamı hazırlamaların, askerin polisin elini kolunu bağlamaların, ülkeyi etnik çatışmaların sınırına getirmenin, yedi sülalesini zengin etmenin, vurgunların hesabı tek tek sorulacaktır.Yapılacak ilk seçimde sandığa gömülmüş olmak onlar için bir son olmayacaktır. Ülkemin tekrar dirilişinin, onlarınsa hesap verme zamanlarının başlangıcı olacaktır…

11 Mayıs 2006

Mete Kılıç

www.etikhaber.com


 
< Önceki   Sonraki >
 
Tavsiye Ettiklerimiz
Yasaklı Belgesel
Tebriz Türk Takımı
Tolon Paşa ve Ordusu
O.Sinanoğlu Sohbet
İthal Tohum İhaneti
Durum Çözümlemesi
Zekeriya Öz Hakkında
Kurtuluş Savaşında 2000 Kırgız
Hakikat nerede?
Etki Ajanları
Çıkışyolu Turan
Dilde Birlik ve Türklük Şuuru
TSK'yı Yıpratma Girişimleri
Siyasetimiz Nasıl Düzelir
Sivil cehalet
Türk Ülküsü
Mevlana'dan Öğütler
Kazak ve Türkiye Türkçesi
Ampulün Anlamı
Said-i Nursi'nin Gerçek Yüzü
Bor Madeni ve Önemi
İran'a şeriat nasıl geldi?
Atatürk'ün Kaleminden
Hablemitoğlu Belgeseli
Gül'ün Süreci
Gizli Mutabakat
Gladyocu İftirası
Kürt Federe Devletine
Gökşad'tan

Saçların gezerdi yüzümde eskiden

Ağlarsın

Saçların gezerdi yüzümde eskiden,

Şimdi yanaklarımda damla damlasın.

Ne çok severdim dizinde yatmayı,

Şimdi uykumu bölen keskin bıçaksın.

 

Nefesin vururdu nefesime her akşam,

Şimdi soluğumu kesen acı rüzgarsın.

Bütün dertlerim yalnız sende biterdi,

Şimdi yüreğimde kapanmaz yarasın.

 

Şehre uzak yerlerden yıldızlar sayardık,

Şimdi gökyüzünde en uzak yıldızsın.

Ne çok özledim seni anlatabilsem,

Şimdi oturup kana kana ağlarsın...

 

Çorlu, 2002

Gökşad

 

Gölgeler

Gölgeler

-I-

Ömrün gölgesi olsun ömrümün

Uzayıp gitsin ardımca

Ben gidersem bir ikindi vakti...

Ki sen bir Cuma sabahı gelirken

Ömrüm gölgesi olmuştu ömrünün

Uzayıp gitmişti ardınca...

 

Ankara, 2004

 

Gölgeler

-II-

Bütün zamanların tek suçlusu ben miyim

Üstüme bir bulutun bile gölgesi düşmez

Bu karanlık sahrada neye pervaneyim

Kapanan gözlerime bir ışık düşmez...

 

Medet ey sevgili, yandım bu çölde!

Bu nasıl bir serap, bu nasıl bir gölge?

Düştüm düşeli bu amansız hüzne

Divane yüreğim bir lahza gülmez

                                  

Ankara, 2004

 

Ahiret'te

 


 

Tanrım sen varlığı yaratansın

Canlı cansız her şeyi kuşatansın

Bir dileğim var sen bağışlayansın

Desem korkarım demesem yer beni

 

Garip gönlüm gece gündüz âhtadır

Dileğim gönlümde sana âyandır

Kusur kulundan bağış katındandır

Desem korkarım demesem yer beni

 

Bedenimi balçıktan sen halk ettin

Yüreğime dünyayı sen dar ettin

Gönlüm coştu, dilimi sen lâl ettin

Desem korkarım demesem yer beni

 

Tanrım hurilerin gözümde değil

Aşk için bir ömür yeterli değil

Hâşâ Kaynaroğlu isyanda değil

Âhirette sevdiğime ver beni

 

               Ankara, 2003

 

Sır Kapısı

Sır Kapısı

 

Kırk sır kapısı açıldı gözlerinde

Kırk ayrı yol var her kapının birinde

Her yol ağzında ayrı idam ettiler

Sade tenim kaldı saçının telinde

 

Bir tel saç ile bağladılar çenemi

Üç tas su ile yıkadılar tenimi

 

Beni gonca gül yaprağına sardılar

Musalla diye avucuna koydular

Nasıl bilirdiniz diye sordular

Sustum da dinledim başka bir alemde

 

Aşkı bilmeyenler hiç ses çıkarmadı

Mecnun dedi ki “beni utandırmadı”

 

Kaynaroğlu, adını toprağa verdin

İki kaş arasından sıratı geçtin

Lokman’ın sırrını sen âşikar ettin

Ölü müsün diri mi, bilmez hiç kimse.

 

Ankara, 2004

 

Nevruz

  

Nevruz

Gökyüzünde göç başlar vakit gece

Sultan kız batıdan doğuya göçer

Toy düğün başlar Türkistan ilinde

Sultan Nevruz önünde gergef işler

 

Bize de gel bilinmez bir saatte

Benim de ölülerim yeyip içsin

Rızkımızı bulalım bu yengi gün’de

Bütün alem Tanrı’ya secde etsin

 

Esir Türkleri unutma Sultanım

Onlar beklese de başka baharı

Birgün muhakkak biter bu zalim kış

Yine az görür Türk, koca dünyayı

 

Hazar’a muhabbet götür sultanım

Yesevi’den hikmet getir bizlere

De ki özlemiş sizi Kaynaroğlu

Gayrı dayanmazmış gönlü hasrete

Gökşad

Sivas, 1997

 

Kuşların Rüyası

Kuşların Rüyası 

Kuşların rüyasına girdim dün gece

Karar verdim bunu hep yapacağım

Hepsi de uyuyordu gözlerinde

Onları mı yoksa seni mi kıskanayım

 

Güya bir bülbül senin nefesinden

Şiirler okuyordu seher vaktinde

Şaşırdım kaldım, ses benim sesim

Dedi ki “İlham” derler buna sizin alemde

 

Rüyasında bir güvercin konup pencerene

Uzatıp kanatlarını tutundu ellerine

Şaşırdım kaldım, el benim elim

Dedi ki “Vuslat” derler buna sizin alemde

 

Bir serçe rüyasında kanat çırpıp

Su içti avuçlarından kana kana

Şaşırdım kaldım içim yanmış benim de

Dedi ki “Mecnun” derler buna sizin alemde

 

Kuşların rüyasına girdim dün gece

Gördüm ki seni seviyorum her bedende

Bir kaknus yaklaşıp kulağıma sessizce

Dedi ki “Kader” derler buna sizin alemde

 

Dedim ki “Hayrolur İnşallah...”

Gökşad 

Ankara, 2004

 

Gidişine Ağıt

 

 Mecnûn düşünde gördü Leylâ’yı bir gece:

 Ve sen, şehirlerini benim ülkeme kurdun,Pâyitahtını benim yaralı kalbime..

.Seni bir kan pıhtısı gibi elimde tuttum.

 İnsafsız rüzgârlar uğradı yurduma: 

Yağmur kar ortasında bir çöle düştüm,Kum fırtınasında tutundum saçlarına...

Sen uykudaydın, ben kâbuslar gördüm. 

Buğday tarlalarına kızgın alevler düştü: 

Çıplak ayaklı çocuklar savruldu her yana,

Çıplak ayaklı yıldızlar gibi darmadağın...

Ne olur beni de kat, beni de kat dualarına. 

Seni düşümde gördüm,  tam altı yıl önce: 

Ve sen, gözlerini giyindin Asya ceylanlarının,

Ak sakallardan miras bir huzur yüzünde...

Gezinip durdun içinde bütün damarlarımın.    

 Benim yüreğim mahşer, senin gönlün sırat: 

Zalim bir korku boğazlar sevincimi,

Gözlerim karanlık benim, senin gözlerin hayat.

Gözlerim hiç görmesin gittiğini...  

Ki o Selçuklu şehri seni bırakır mı bilmem:

 Lacivert göğünde gözlerin, bir muska gibi dururken,

Vakitsiz düşer toprağa kırkikindi yağmurları.

Bin yıllık Medrese, yeni bir Eylül’e soyunmuşken... 

Yıldızlara söyle seni geri getirsinler: 

Onlar bilir benim çekik gözlü yüreğimi.

Geçmişin saçından tut, sana yol göstersinler,

Yıldızlar bilir benim gökçe soylu düşlerimi... 

Ankara, 2003

Gökşad 

 

Gözlerin

 

Gözlerin

 

Sanki deryalara dalar giderim

Baktıkça içimi yakar gözlerin

Her şafak vaktinde çalar kapımı

İlmiği boynuma takar gözlerin

 

Mecnun’u çöllerde koyar çaresiz

Ferhad’ı dağlara salar gözlerin

Yanımda yöremde ölüm gezdirir

Benim peşimde o yeşil gözlerin

 

Başı dik dağlara yasla sırtını

Dolunay akşamı kaldır başını

Her kim ki yazarsa kişi bahtını

Ezelden alnıma yazmış gözlerin

 

Dört duvardan gayrı yerim olmadı

Kendi gölgem bana sadık kalmadı

Şu yalan dünyada yüzüm gülmedi

Benim tek servetim senin gözlerin

 

Kefenimi yeşil sarın, beyaz olmasın

Mezarımı göğe kazın yerde kalmasın

Sevdiğim gözünden yaşlar akmasın

Gider Kaynaroğlu, kalır gözlerin

 

Sivas, 1998

 
   
 
Benzer Yazılar