Anasayfa arrow Yazarlar arrow Tanrıkut arrow Bizans'ın Son Günleri ve Türkiye İzdüşümü
 
   
Türkçülüğün Esasları
Türkçülüğün Özü
A) Dilde Türkçülük
B) Sanatta Türkçülük
C) Ahlaki Türkçülük
D) Hukukta Türkçülük
E) Dinde Türkçülük
F) İktisatta Türkçülük
G) Siyasette Türkçülük
H) Felsefede Türkçülük
Büyük Türkçülerden
Türkçülerden Özlü Sözler
Genel İçerik
Marşlarımız
Görsellikler
Türk Dünyası Ezgileri 1
Türk Dünyası Ezgileri 2
Türkçülük Hakkında
Tüm Dosyalar
Tüm Yazarlar
Edebiyat
Makaleler
Tepkisiz Kalma
Ağelini Öneriniz
Belge Resim

Bilgilendirme
Türküler
Görsellik
Kitap Önerileri
Büyük Türkçüler
Büyük Türkçülerden
Azınlık veya Özerk Türkler
Nutuk
Duyurular
Özlü Sözler
Yorumsuz Resimler
Siyasi Dosyalar

  :: TSK'dan ABD-İsrail Koridoru'na balyoz
  :: Emperyalizmin Tetikçileri
  :: Komünistlerin Atatürk karşıtlığı
  :: Rockefeller'den yüzyılın itirafı
  :: Ayrılma bildirisi ve Sevr
  :: İstanbul Barosu’ndan yapılan 14 maddelik açıklama
  :: Öz Yurdunda Köleleşen Türk
  :: IŞİD – ABD ilişkisinin delilleri
  :: Barzani ve Erdoğan
  :: İran Türkleri Hapislerde
  :: Hitler’in Müftüsü Hacı Emin El Hüseyni
  :: Seçsis Neden Türkiye'de Kullanılıyor?
  :: Irak’ın 16. Tugayı Peşmergeye katıldı!
  :: Türker Ertürk , ABD tertiplerini ve ABD işbirlikçilerini açıklıyor.
  :: Hava Kuvvetlerinde Tasfiye
  :: Esad'ın Ulusal Kanal Söyleşisi
Türkçe
Türkçe Adlar
Türkçe İzgileri
Hayvan Adları
Türkçe Terimler
Göktürk Yazıtları
Kuş Adları Derlemesi
Türkçe Adlar Sözlüğü
Kazakistan Türkçesi Sözlüğü
Azerbaycan Türkçesi Sözlüğü
Dosyalar
Siyasi Dosyalar
Tarihi Dosyalar
Görüntüler
Dini Dosyalar
Belge Resim
Bilimsel Dosyalar
Atatürk
Eserleri
Makaleleri
Özlü Sözleri
Atatürk Dosyaları
İletişim
 

Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player

İlgili İçerikler

Bizans'ın Son Günleri ve Türkiye İzdüşümü

PDF Yazdır Ağhesabı

Bizans’ın Son Günleri ve Türkiye İzdüşümü

İstanbul’un fethi sadece Türk ve Yunan tarihi için değil öncesi ve sonrasında doğan etkileri ile Dünya tarihi için önemli bir dönüm noktası olmuştur.Tarih yazmak, geçmiş dönemi anlamamız,doğru yorumlayabilmemiz, olayların o zamandan bugüne nasıl süregeldiğine ışık tuttuğunu kavrayıp geçmişten ders çıkarabilmemiz için çok önemlidir.Tarihi olayların yanlı ve siyasi hedeflere yönelik çarpıtılmasına bağlı olarak tarih yapıldığı yadsınmaz bir gerçektir.Bu sayede tarihi düşmanlıklar aşılanır,kimi milletler hak etmediği ithamlara maruz bırakılır,bazı işgal ve katliamlar haklı tarihi sebeplere dayandırılabilir.Bazı tarihçiler de vardır ki,tarihi somut verilerle bilimsel ve tarafsız olarak ele alabilirler,işte büyük tarihçi onlardır.Bu büyük tarihçilerden biri,1930 yılında Bizans’ın Son Günleri adlı kitabı yazan Yannis Kordatos’tur.

Bizans’ın yıkılmasını sebepleri ile inceleyen kitapta,çarpıcı iç çekişmelerin propaganda (yaygara) yöntemleri ile yürütülmesi,yaygara çıkarmanın o zamanlarda da ustaca yapıldığına işaret etmektedir.Kullanılan araçlar farklı olsa da,günümüzde çağın araçları ile daha etkili kılınabilinen yaygara yöntemlerini ve düzen kuramlarını(komplo teorilerini) yöneten ve yönlendirenlerin, o tarihte de günümüzde de mevki peşinde koşan ya da sabitleşmiş saplantıları olan din adamları ve zenginliklerine zenginlik katmak isteyen tüccar kesim olmasının altını çizmekte fayda vardır.

Doğu Roma,1071’de Selçuklu Türklerine Malazgirt savaşını kaybetmesi ile gerileme dönemine girmiş yavaş yavaş gücünü ve topraklarını kaybetmeye başlamıştır.Sınıflar arasında uçurum çoğalmış,küçük toprak sahipleri topraklarını kaybetmeye başlamış,derebeylerinin ve büyük toprak sahiplerinin yanında işçi durumuna düşmüştür.Bir nevi kapitalist(anaparacı) süreç yaşanmakta,yoksul ve hoşnutsuzlar çoğunluğu oluşturmaya başlamıştı.Kaybedilen savaşlar moralman halkı yıkmıştı.İmparatorluk, toprakları Doğu’da birer birer Türklerin eline geçmekte iken,Balkanlarda ise etkinliğini koruma zorluğu çekmekte idi.İstanbul,Latin işgali sırasında Katoliklerce yağma edilmişti.Bu gelişmeler sonrası son dönemini yaşayan Bizans halkı ve yönetiminde, Türklere karşı korku,Latinlere karşı hınç beslenmekte idi.

İmparator Konstantinos,tahtını ve devletini korumak için İstanbul surlarının yeterli olmadığını anlamış,kendisini çevreleyen ateş çemberini yarabilmek için çıkış yolları arıyordu.En büyük tehdit olarak algıladığı Türklere karşı,Vatikan’dan yardım istedi.Vatikan,uzun süredir Hıristiyanlık içinde süregelen Katolik-Ortodoks çekişmesinde üstünlük sağlamak için çok iyi bir fırsat yakaladığını biliyordu ve Doğu Roma’nın içinde olduğu durumdan en güzel şekilde istifade etmek istiyordu.Vatikan,Türklere karşı Doğu Roma’nın güvenliğini teminat için kiliselerin birleşmesi koşulunu ortaya koydu.Bu gerçekleştiği taktirde Ayasofya Ekümenlik’ten çıkacak ,Ortodoksluk Katolikliğe lağvedilecek,Ortodoks papazlar halk içindeki itibarını kaybedecek,dini rütbeleri azalacaktı.Bazı papazların kıdemlerinin azalması tek sorun değildi aynı zamanda koyu Ortodoks inancına bağlı halk ve dini kesim,Katolik mezhebine kesin şekilde karşı,kendi mezheplerine sıkı sıkı bağlıydı.İmparator’un kiliselerin birleşmesi fikrine sıcak bakması ve bu yönde karar alması ihtimalinin yüksek olması, kendisine yönelik daha önce Bizans’ta eşine pek rastlanmamış çok yönlü karalama çalışmasının başlamasına sebep oldu.Sonuçta 12.12.1452 yılında yapılan Ayasofya ayini ile kiliseler birleşmiştir.Karalamalar kiliselerin birleşmesinden sonra daha da artmıştır.

Kiliselerin birleşmesi geniş yelpazede düşünüldüğü zaman Hıristiyanlık için atılmış çok önemli bir adım olacaktı,bunun yanında Türklerin ve İslam’ın yayılmasını engelleyecekti.Latinlerin İstanbul’u daha önce yağma etmiş olması ve Türklerin gittiği bölgelerde halkın mal varlıklarına ve namuslarına dokunmuyor olması,kiliselerin ayrı kalması taraftarlarının propagandasını kolaylaştırıyordu.Bu sebepledir ki Ayasofya ayini sonrası olaya tepki gösteren halk ‘Türk kavuğunu,Latin serpuşuna yeğleriz’ diye serzenişte bulunmuştur.Hiç şüphesiz bu karalamaların iki başkahramanı vardı.Bunlardan ilki başrahip Gennadios Scholarios diğeri de soylu bir aileden gelen zengin Notaras idi.Gennadios Ortodoks inancına sıkı sıkıya bağlı,o doğrular çerçevesinde yaşayan ve o ilkelerden başka değer tanımayan koyu bir dindardı.Notaras ise çevresinde çok kişi bulunduran zenginliği ile şehrin önde gelenlerinden bir tüccardı.Notaras ve Gennadios’un yandaşları inançları ya da zenginliklerini koruyabilmek için imparatora karşı yoğun bir muhalefet içinde bulunmuştur.
 Halkın bir aziz olarak görüp dediklerini tartışmayıp kendisine biat ettiği Scholarios,her şeyden üstün tuttuğu kendi kesin inancı olan Ortodoksluğun bekası için ruhbilimsel savaş başlatmıştı.Halka olmayan kehanetlerden bahsediyor,ruhbilimsel olarak yıpratıyordu.Bu sayede halk imparatorun yanında olmayacak,imparator zayıflayacak Türkler şehri alsa da Ortodoksluk yaşayacaktı fakat kiliselerin birleşmesi halinde böyle bir olasılık kalmayacak Ortodoksluk doğrudan ortadan kalkacaktı.Notaras ise birçok sermayedar gibi servetini koruyabilmek için güçlünün yanında idi.Sultan Mehmet ile anlaşacağını umut ediyordu ve halkı imparatora kışkırtanlar arasında idi.Türklerin himayesi altında servetine dokunulmayacağını biliyor,Latinlere bu konuda güvenemiyordu.Scholaris kiliselerin birleşmesi taraftarlarının günahlarından dolayı şehrin kuşatılacağından bahsediyordu.Bu günah o kadar büyük bir günahtı ki ceza olarak şehrin düşmesi kaçınılmazdı.Bu fetvaların amacı kiliselerin birleşmesine karşı taraftar toplamak olsa da , halkın zihin altında savaşı kaybetmişlik hissini aşılıyordu.

Bunun dışında Paleologosların 7.hanedanını Osmanlı soyundan gelen 7.hanedan ortadan kaldıracak söylentisini yaydılar.Gerçekten de Sultan Mehmet Osmanlı’nın 7. hakanı, Konstantinos ise Paleologos soyundan gelen 7.imparator idi.Bu kehanetlere halk çok itibar gösteriyor ve olacağına kesin olarak bakıyordu.İmparator’a karşı düzenlenen gösterilerde imparatorun dinine,soyuna ve kişiliğine saldırılarda bulunuyorlardı.İmparatorun Ortodoksluğa ihanet eden bir dinsiz olduğu kanısında oldukları için dinsiz diye bağırmaktaydılar. Hâlbuki dinlerin birleşmesi Ortodoksluk için kötü olsa da Hıristiyanlık için olumlu bir adımdı.Halk içinde daha da yıpranmasını sağlamak için soyuna laf etmeye başlamışlar hakkında Slav’dır ve kişiliği için korkak olduğu yönünde söylenti çıkarmışlar ve gösterilerde bu yönde bağırmışlardı.İçten içe kaynayan ve ruhbilimsel olarak çökertilmiş yenilgiye hazırlanmış ve fikir olarak bölünmüş Bizans halkının bir kısmı Türklerin tarafına kaçarak bir kısmı da savaşmadan İstanbul’u 29 Mayıs 1453’te Türklere teslim etti.Sadece imparator ve yandaşları savaştılar ve birçoğu öldürüldü ya da esir alındı.

İstanbul düştüğü zaman Notaras Fatih Sultan Mehmet için sakladığı hazine ile huzuruna çıkmıştır.Hazineyi Fatih Sultan Mehmet’e sunmuştur hakkında Fatih’in çaşutu olduğu dedikoduları çıkmış olsa da Fatih kendi hükümdarına ihanet eden bana da eder diyerek,Notaras ve oğullarını ertesi gün idam ettirmiştir.Gennadios ise Fatih tarafından İstanbul patriği olarak atanmıştır böylece kiliselerin birleşmesine son vermiştir.

Tarihten aldığımız bu dersler ışığında bir ülkede halkın üzerine yapılan ruhbilimsel savaşın etkilerinin ne kadar korkunç olabileceğini görmekteyiz.İçerde sağlam olan bir toplumu yıkmak kolay değildir fakat sermayedarların ve din görevlilerinin kendi çıkar veya inançları için bu sağlamlığı parçalayabilecekleri bir başka acı gerçektir.Kişiler,unvanlar ve zaman değişmiş olsa da aynı coğrafyada kurulmuş olan Türkiye’mizde son zamanlarda benzer karalamalar ve ihanetleri görmekteyiz.AB uyum yasaları çerçevesinde çıkan ve devlet geleneğimizde olmayan yasaları, kendi cemaatlerine yönelik rejimsel tehditlere karşı korunabilmek için alkışlayan ve ‘Ankara’nın şerrinden Bürüksel’in şefaatine sığınırım’ diyen malum kesimin,Bizans’ın düşmesini hazırlayan kesin inançlı (serpuşa kavuğu yeğleyen) Ortodokslardan işlevsel olarak bir farkı yoktur.Yine Notaras sendromuna yakalanmış işadamları,kendi maddi çıkarlarını koruyup geliştirmek için AB uyum yasalarını top yükün kabul etmekte hatta Kıbrıs'ın ve hayati önem taşıyan devlet kurumlarının peşkeş çekilmesini desteklemektedir.Bütün bunların dışında kendisine küresel bazı güçler tarafında,değişik bir İslami unvan verilip dini önder yapılacağını umut eden cemaat başına bağlı müritler devleti içerisinde engel gördüklerine karşı soyuna,inançlarına karşı karalamalarda bulunmaktadırlar.

Bu tür haince çabalarda bulunan kandırılmışlar tarihten ders almalıdır.Hizmet ettikleri ya da işbirlikçisi oldukları düşmanları,kendi milletine hayrı dokunmayanın kimseye hayrı olmaz diyerek ilk kendilerini infaz edeceklerdir.Türk milleti,Yunanlı’dan farklıdır.Türk’ü Yunanlı’dan ve diğer milletlerden farklı kılan Türk’ün yaşama bakış biçimidir.Türk,en kötü zamanlarda birleşebilmiş,dayanışma göstermiştir.Bunu tarihte birçok kez ispat etmiştir.Bu sebepledir ki eskide yaşanmış bu olaylarla günümüz Türkiye’sindeki benzerliklerin geçici bir dönem olacağı kanısındayım.Hep birlikte bu alçakça oyunları bozacağımıza inanıyorum. 

Verim(Eylül) 2006

Tanrıkut


 
< Önceki   Sonraki >
 
Tavsiye Ettiklerimiz
Yasaklı Belgesel
Tebriz Türk Takımı
Tolon Paşa ve Ordusu
O.Sinanoğlu Sohbet
İthal Tohum İhaneti
Durum Çözümlemesi
Zekeriya Öz Hakkında
Kurtuluş Savaşında 2000 Kırgız
Hakikat nerede?
Etki Ajanları
Çıkışyolu Turan
Dilde Birlik ve Türklük Şuuru
TSK'yı Yıpratma Girişimleri
Siyasetimiz Nasıl Düzelir
Sivil cehalet
Türk Ülküsü
Mevlana'dan Öğütler
Kazak ve Türkiye Türkçesi
Ampulün Anlamı
Said-i Nursi'nin Gerçek Yüzü
Bor Madeni ve Önemi
İran'a şeriat nasıl geldi?
Atatürk'ün Kaleminden
Hablemitoğlu Belgeseli
Gül'ün Süreci
Gizli Mutabakat
Gladyocu İftirası
Kürt Federe Devletine
Gökşad'tan

Saçların gezerdi yüzümde eskiden

Ağlarsın

Saçların gezerdi yüzümde eskiden,

Şimdi yanaklarımda damla damlasın.

Ne çok severdim dizinde yatmayı,

Şimdi uykumu bölen keskin bıçaksın.

 

Nefesin vururdu nefesime her akşam,

Şimdi soluğumu kesen acı rüzgarsın.

Bütün dertlerim yalnız sende biterdi,

Şimdi yüreğimde kapanmaz yarasın.

 

Şehre uzak yerlerden yıldızlar sayardık,

Şimdi gökyüzünde en uzak yıldızsın.

Ne çok özledim seni anlatabilsem,

Şimdi oturup kana kana ağlarsın...

 

Çorlu, 2002

Gökşad

 

Gölgeler

Gölgeler

-I-

Ömrün gölgesi olsun ömrümün

Uzayıp gitsin ardımca

Ben gidersem bir ikindi vakti...

Ki sen bir Cuma sabahı gelirken

Ömrüm gölgesi olmuştu ömrünün

Uzayıp gitmişti ardınca...

 

Ankara, 2004

 

Gölgeler

-II-

Bütün zamanların tek suçlusu ben miyim

Üstüme bir bulutun bile gölgesi düşmez

Bu karanlık sahrada neye pervaneyim

Kapanan gözlerime bir ışık düşmez...

 

Medet ey sevgili, yandım bu çölde!

Bu nasıl bir serap, bu nasıl bir gölge?

Düştüm düşeli bu amansız hüzne

Divane yüreğim bir lahza gülmez

                                  

Ankara, 2004

 

Ahiret'te

 


 

Tanrım sen varlığı yaratansın

Canlı cansız her şeyi kuşatansın

Bir dileğim var sen bağışlayansın

Desem korkarım demesem yer beni

 

Garip gönlüm gece gündüz âhtadır

Dileğim gönlümde sana âyandır

Kusur kulundan bağış katındandır

Desem korkarım demesem yer beni

 

Bedenimi balçıktan sen halk ettin

Yüreğime dünyayı sen dar ettin

Gönlüm coştu, dilimi sen lâl ettin

Desem korkarım demesem yer beni

 

Tanrım hurilerin gözümde değil

Aşk için bir ömür yeterli değil

Hâşâ Kaynaroğlu isyanda değil

Âhirette sevdiğime ver beni

 

               Ankara, 2003

 

Sır Kapısı

Sır Kapısı

 

Kırk sır kapısı açıldı gözlerinde

Kırk ayrı yol var her kapının birinde

Her yol ağzında ayrı idam ettiler

Sade tenim kaldı saçının telinde

 

Bir tel saç ile bağladılar çenemi

Üç tas su ile yıkadılar tenimi

 

Beni gonca gül yaprağına sardılar

Musalla diye avucuna koydular

Nasıl bilirdiniz diye sordular

Sustum da dinledim başka bir alemde

 

Aşkı bilmeyenler hiç ses çıkarmadı

Mecnun dedi ki “beni utandırmadı”

 

Kaynaroğlu, adını toprağa verdin

İki kaş arasından sıratı geçtin

Lokman’ın sırrını sen âşikar ettin

Ölü müsün diri mi, bilmez hiç kimse.

 

Ankara, 2004

 

Nevruz

  

Nevruz

Gökyüzünde göç başlar vakit gece

Sultan kız batıdan doğuya göçer

Toy düğün başlar Türkistan ilinde

Sultan Nevruz önünde gergef işler

 

Bize de gel bilinmez bir saatte

Benim de ölülerim yeyip içsin

Rızkımızı bulalım bu yengi gün’de

Bütün alem Tanrı’ya secde etsin

 

Esir Türkleri unutma Sultanım

Onlar beklese de başka baharı

Birgün muhakkak biter bu zalim kış

Yine az görür Türk, koca dünyayı

 

Hazar’a muhabbet götür sultanım

Yesevi’den hikmet getir bizlere

De ki özlemiş sizi Kaynaroğlu

Gayrı dayanmazmış gönlü hasrete

Gökşad

Sivas, 1997

 

Kuşların Rüyası

Kuşların Rüyası 

Kuşların rüyasına girdim dün gece

Karar verdim bunu hep yapacağım

Hepsi de uyuyordu gözlerinde

Onları mı yoksa seni mi kıskanayım

 

Güya bir bülbül senin nefesinden

Şiirler okuyordu seher vaktinde

Şaşırdım kaldım, ses benim sesim

Dedi ki “İlham” derler buna sizin alemde

 

Rüyasında bir güvercin konup pencerene

Uzatıp kanatlarını tutundu ellerine

Şaşırdım kaldım, el benim elim

Dedi ki “Vuslat” derler buna sizin alemde

 

Bir serçe rüyasında kanat çırpıp

Su içti avuçlarından kana kana

Şaşırdım kaldım içim yanmış benim de

Dedi ki “Mecnun” derler buna sizin alemde

 

Kuşların rüyasına girdim dün gece

Gördüm ki seni seviyorum her bedende

Bir kaknus yaklaşıp kulağıma sessizce

Dedi ki “Kader” derler buna sizin alemde

 

Dedim ki “Hayrolur İnşallah...”

Gökşad 

Ankara, 2004

 

Gidişine Ağıt

 

 Mecnûn düşünde gördü Leylâ’yı bir gece:

 Ve sen, şehirlerini benim ülkeme kurdun,Pâyitahtını benim yaralı kalbime..

.Seni bir kan pıhtısı gibi elimde tuttum.

 İnsafsız rüzgârlar uğradı yurduma: 

Yağmur kar ortasında bir çöle düştüm,Kum fırtınasında tutundum saçlarına...

Sen uykudaydın, ben kâbuslar gördüm. 

Buğday tarlalarına kızgın alevler düştü: 

Çıplak ayaklı çocuklar savruldu her yana,

Çıplak ayaklı yıldızlar gibi darmadağın...

Ne olur beni de kat, beni de kat dualarına. 

Seni düşümde gördüm,  tam altı yıl önce: 

Ve sen, gözlerini giyindin Asya ceylanlarının,

Ak sakallardan miras bir huzur yüzünde...

Gezinip durdun içinde bütün damarlarımın.    

 Benim yüreğim mahşer, senin gönlün sırat: 

Zalim bir korku boğazlar sevincimi,

Gözlerim karanlık benim, senin gözlerin hayat.

Gözlerim hiç görmesin gittiğini...  

Ki o Selçuklu şehri seni bırakır mı bilmem:

 Lacivert göğünde gözlerin, bir muska gibi dururken,

Vakitsiz düşer toprağa kırkikindi yağmurları.

Bin yıllık Medrese, yeni bir Eylül’e soyunmuşken... 

Yıldızlara söyle seni geri getirsinler: 

Onlar bilir benim çekik gözlü yüreğimi.

Geçmişin saçından tut, sana yol göstersinler,

Yıldızlar bilir benim gökçe soylu düşlerimi... 

Ankara, 2003

Gökşad 

 

Gözlerin

 

Gözlerin

 

Sanki deryalara dalar giderim

Baktıkça içimi yakar gözlerin

Her şafak vaktinde çalar kapımı

İlmiği boynuma takar gözlerin

 

Mecnun’u çöllerde koyar çaresiz

Ferhad’ı dağlara salar gözlerin

Yanımda yöremde ölüm gezdirir

Benim peşimde o yeşil gözlerin

 

Başı dik dağlara yasla sırtını

Dolunay akşamı kaldır başını

Her kim ki yazarsa kişi bahtını

Ezelden alnıma yazmış gözlerin

 

Dört duvardan gayrı yerim olmadı

Kendi gölgem bana sadık kalmadı

Şu yalan dünyada yüzüm gülmedi

Benim tek servetim senin gözlerin

 

Kefenimi yeşil sarın, beyaz olmasın

Mezarımı göğe kazın yerde kalmasın

Sevdiğim gözünden yaşlar akmasın

Gider Kaynaroğlu, kalır gözlerin

 

Sivas, 1998

 
   
 
Benzer Yazılar