Anasayfa arrow Azınlık veya Özerk Türkler arrow Pomak Tarihi ve Lehçesi
 
   
Türkçülüğün Esasları
Türkçülüğün Özü
A) Dilde Türkçülük
B) Sanatta Türkçülük
C) Ahlaki Türkçülük
D) Hukukta Türkçülük
E) Dinde Türkçülük
F) İktisatta Türkçülük
G) Siyasette Türkçülük
H) Felsefede Türkçülük
Büyük Türkçülerden
Türkçülerden Özlü Sözler
Genel İçerik
Marşlarımız
Görsellikler
Türk Dünyası Ezgileri 1
Türk Dünyası Ezgileri 2
Türkçülük Hakkında
Tüm Dosyalar
Tüm Yazarlar
Edebiyat
Makaleler
Tepkisiz Kalma
Ağelini Öneriniz
Belge Resim

İlgili Altbölümler :

Bilgilendirme
Türküler
Görsellik
Kitap Önerileri
Büyük Türkçüler
Büyük Türkçülerden
Azınlık veya Özerk Türkler
Nutuk
Duyurular
Özlü Sözler
Yorumsuz Resimler
Siyasi Dosyalar

  :: TSK'dan ABD-İsrail Koridoru'na balyoz
  :: Emperyalizmin Tetikçileri
  :: Komünistlerin Atatürk karşıtlığı
  :: Rockefeller'den yüzyılın itirafı
  :: Ayrılma bildirisi ve Sevr
  :: İstanbul Barosu’ndan yapılan 14 maddelik açıklama
  :: Öz Yurdunda Köleleşen Türk
  :: IŞİD – ABD ilişkisinin delilleri
  :: Barzani ve Erdoğan
  :: İran Türkleri Hapislerde
  :: Hitler’in Müftüsü Hacı Emin El Hüseyni
  :: Seçsis Neden Türkiye'de Kullanılıyor?
  :: Irak’ın 16. Tugayı Peşmergeye katıldı!
  :: Türker Ertürk , ABD tertiplerini ve ABD işbirlikçilerini açıklıyor.
  :: Hava Kuvvetlerinde Tasfiye
  :: Esad'ın Ulusal Kanal Söyleşisi
Türkçe
Türkçe Adlar
Türkçe İzgileri
Hayvan Adları
Türkçe Terimler
Göktürk Yazıtları
Kuş Adları Derlemesi
Türkçe Adlar Sözlüğü
Kazakistan Türkçesi Sözlüğü
Azerbaycan Türkçesi Sözlüğü
Dosyalar
Siyasi Dosyalar
Tarihi Dosyalar
Görüntüler
Dini Dosyalar
Belge Resim
Bilimsel Dosyalar
Atatürk
Eserleri
Makaleleri
Özlü Sözleri
Atatürk Dosyaları
İletişim
 

Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player

İlgili İçerikler

Pomak Tarihi ve Lehçesi

PDF Yazdır Ağhesabı
Pomak tabiri Balkanlarda Pomakça konuşan Müslümanlara verilen bir addır. Bu dilin içinde oldukça yüksek oranda Slavca menşeeli kelimelerin bulunmasından dolayı, Bulgarlar onları "Bulgarca konuşan Müslümanlar" yahut "Müslüman Bulgarlar" şeklinde tarif ederler. Fakat bu tabirler nispeten yeni olup, ancak XIX. Yüzyılın sonlarına doğru kullanılmağa başlanmıştır. Osmanlı müelliflerinin Rumeli fütu­hatından sonra verdikleri kayıtlarda "Müslüman Bulgarlar" tabiri geç­mediği gibi, "Pomak" adına da hiçbir yerde tesadüf edilmemektedir. Batı yazarları da XIX. yüzyılın sonlarına kadar "Pomak" adından bahsetmemektedirler.


Bu tabire Türkçe eserlerde ancak 1877/1878 Osmanlı-Rus savaşın­dan sonra Balkanlardan gelen muhaceretler dolayısı ile rastlanır. Fakat bugünkü Bulgaristan'ın bazı bölgelerindeki köy, kasaba ve nahi­yelerin Osmanlı İmparatorluğu döneminde Pomak adı altında adlandı­rılmış olması muhtemeldir. Çünkü 1839-1840 yıllarında Bulgaris­tan'da tetkikler yapan Ami Bou'e (1794-1881) Kuzey Bulgaristan'ın Selvi ve Lofça havâlisinde bulunan köylerin bir kısmına "Pomak" nahiyeleri adı verildiğini tespit etmiştir. Ancak bu nahiyeleri bu adı hangi tarihten itibaren taşıdıklarını açıklayan belgeler ve bilgiler ve­rilmemiştir. Bu çok mahallî kalmış olmalıdır ki, zira eski tahrir defter­lerinde ve vakfiyelerin hiçbirinde Pomak köyü, kasabası ve nahiyesi adına rastlanılmamaktadır.

Pomak kelimesinin mânası ve menşei üzerinde yapılan araştırma­larda çeşitli yorumlarda bulunulmuştur. İlk olarak Pomak adının mana­sı ve etimolojik menşei üzerinde F. Kanitz yorumda bulunmuştur. Bu müellif Pomak kelimesinin Slavca'nın "yardım etmek" manasına gelen (Pomaçi) mastarından (Pomaçi) yani "yardımcı" manasına geldiğini ve Pomaklarm Türk ordularında yardımcı vazifesini görmüş oldukların­dan dolayı bu adı aldıklarını ileri sürmüştür. Bu görüş Stefan Zahariev, K. Jireçek, P. R. Slaveykov ve daha bir çok Bulgar yazar­ları tarafından paylaşılmaktadır. F. Kanitz'in Pomak adını ve manasını Slavca'ya bağlamak hususundaki bu gayreti, Pomakları kültür, gelenek, dil ve antropolojik bakımdan Türkler'den ziyade Bulgarlar'a yakın görüp mütaalâ etmek arzusundan ileri gelmektedir. Müellif bu fikrin doğruluğunu ispat etmek üzere kendinden daha evvel Balkanlar ila araştırma yapmış olan Fransız âlimi ve diplomatı Lejan'ın Bulga­ristan'daki Müslüman Türkler hakkında ileri sürdüğü doğru mütalâaları tenkide tutmuştur.

O, Lejan'ın 1861 'de Panega menbalarma yağmur ve bereket için kurban kesmeğe ve dua etmeğe giderken görmüş olduğu ve Müslüman Türkleri diye adlandırdığı insanları gerçekte .Türk olmayıp Pomaçi, yani Müslüman Bulgarlar olduklarını, zira suya kudsiyat atfet­mek çok eski Slav ananesi olduğunu ve böyle bir geleneğin Türkler de olmadığını iddia etmiştir. Halbuki son yıllarda yapılan ilmi araştır­malar bu iddiaların aksini ispatlamıştır. Mesela Macar Rilim adamı Geza Feher'in Şumnu şehrine yakın Madara köyü harabelerinde yaptı­ğı incelemeleri ile burada bulunan hamam ile havuzun da bir ibadetha­ne olduğunu ve suyun Göktürklerce mukaddes sayıldığını ve bu gele­neğin Macar ve Hazarlar gibi Türk kavimlerinde de mevcut olduğunu tespit etmiştir.

Bu sebeple Pomak Türklerinde de yaşayan suya kutsiyat atfetmek ananesini Slavlara bağlamanın doğru olmadığı, pomaçi kelimesinin pomoçi'den geldiği iddiasının da izaha muhtaç olduğu ileri sürülmüştür. Bundan sonra Pomak kelimesinin manası ve menşei üzerinde yapılan araştırmalarda çeşitli yorumlarda bulunul­muştur. A. İşirkof  Pomak kelimsinin Bulgarca "maka" "şiddet göster­mek, azap vermek ve cebretmek" fiilinden gelmiş olmasını, yanlış bur halk psikolojisi nazariyesi ile izah ederek Pomaklar İslâmiyet'i cebir ve şiddet yoluyla kabul ettiklerinden bu adı aldıklarını ileri sürmüş­tür. Ayni şekilde, Bulgar Bilimler Akademisi'nin yayınladığı, Rodop Müslümanlarının mahiyetine dair bir eserde de bu konuya temas edil­mekte ve Pomak kelimesinin Rodoplar'da mahallî halkın maça (maka) diye telafuz ettikleri ve aslında mıça (mika), yani "eziyet çekmek" fiili ile ilgili olduğu ileri sürülmektedir.

Pomakların Slav zümresine mensup olduklarını ileri süren müel­liflerin yanı sıra, onların esti Trak kavimlerinden geldikleri iddiasını da müdâfaa edenler vardır. Bunlar arasında Stefan Verkoviç'in "Veda Slavena" adlı esenini zikredebiliriz. Bu eserde "nakl-olunan hikâyele­rin" bir çoğu Rodoplar bölgesinde geçmekte ve Pomakların buraya nasıl geldikleri, onların mâbûdları ve ananeleri bu destanın esansını teşkil etmektedir. Alex. Chodzko ve daha sonra A. Dozon, bu Slav menkibelerine büyük bir değer vererek, neşriyatta bulunmuşlardır. Fakat bu menkıbelerin ileri sürdüğü mesele, yani Pomakların eski Traklar'dan gelmiş olmaları fikri Bulgar yazarların şiddetli tenkitlerine maruz kalmıştır. K. Jireçek v.b. yazarlar Rodoplar da geçtiği anlatılan hikâye ve destanların tamamiyle uydurma olduğunu açıklamışlardır.

 

Bazı Bulgar yazarları Rodopların Osmanlı füttühatından önce tamamiyle Hıristiyan Bulgarlar ile meskûn bulunduğu ve bir çok Türk kavmin Rodoplar'da mevcut olduğu hakkında ileri sürülen fikirlerin doğru olmadığını kanıtlamaya çalışmaktadırlar.  Fakat bu iddialarında tarihi gerçeklerle hiçbir ilgisi yoktur. Çünkü Osmanlı Türklerin Rume­li'de XIV. yüzyılın yarısından itibaren fütuhata başladıkları sırada Rodop havalisi ve bütün Trakya iç kavgalar yüzünden parçalanmış, ne kavmi ve ne de siyasi bakımdan, bir vahdet (birlik) teşkil etmediği gibi, Osmanlı Türklerinin Rumeli'ye geçmesinden önce buralarda Yunan, Sırp, Yahudi vs. topluluklarla birlikte Türklüklerini muhafaza eden kütlelerde bulunmaktaydı. Pomakların İslâmiyet'i şiddet ve cebir yoluyla kabul etmiş oldukları iddiası da yersizdir. Bugün umumi olarak bilinen bir gerçektir ki, Osmanlı Türkleri Balkanlarda idareleri altına aldıkları milletleri İslâm dinine geçmeğe icbar etmemişlerdir, aksine onların diline, dinine, daima saygı göstermişlerdir. Bu nedenle Pomak tabirinin de Bulgarların öne sürdükleri "İslâmiyet'e zorlama" gibi iddiaları ile hiçbir ilgisi yoktur. Pomak tabiri, yukarıda da belirtti­ğimiz gibi Kuman Türklerine Balkan Slavları tarafından verilmiş biraddır. Kuman Türkleri Osmanlı akıncı beylerine Rodoplar'daki fütuhatlarında "pomoç", "pomağa" yani yardım yaptıklarından Slavlar onlara "pomagaç", yani "yardımcı" adını vermiştir  ve zamanla bu sözcük "pomak" şeklini almıştır.

Rodop Müslüman Pomak Türklerine pomak tabiri yanı sıra mahallî ahali tarafından "Ahriyan'i"(Aren) yahut "Agaryan'i' gibi adlar da verilmiştir. Bundan yararlanmak isteyen Yunan yazarları Pomak tabi­rinin Rodoplar'da Milâttan 3-4 asır önce yaşadıkları söylenen "Grek Agriyan'i" etnik unsuru ile ilgisi olduğunu iddia etmektedirler. Bu iddia bugüne kadar hiç bir şekilde ispatlanmış değildir. "Eğer Bizans kronikleri ile tarihi tetkik edilecek olursa Rodoplar'da meskûn bir "Agriyan'i" etnik unsurunun mevcudiyetine asla tesadüf edilmemekte­dir. Yalnız Grek kronikleri ile tarihinde milâttan 4-5 asır evvel, eski Yunanistan da "Grek-Agriyan'i" sıfatı hâiz pek münferid bir etnik boyun mevcudiyetine tesadüf edilmektedir. Bu "Gerk-Agriyan'i" unsu­ru da Makedonya Kralı Büyük İskender'in eski Yunanistan'ı istilası esnasında meydana gelen "iç göç"lerin saik olduğu amillerden meskûn oldukları yöreyi terk ederek tarih sahnesinden tamamen çekilip git­mişler ve yurtlarını müstevlilere terk etmişlerdir. Grek-Agriyani unsu­ru hiç bir vesile ve saik ile Rodoplar ve Makedonya bölgelerine inmiş ve göç etmiş değillerdir. Keza "Agriyan'i'lik" konusu ile ilgili olarak Osmanh-Türk tarih ve kronikleri de tamamen objektif bir tetkik ve tahlil süzgecinden geçirilecek olursa, Osmanlı-Türk tarih ve kronikleri de Rodoplarda ve Makedonya yöresinde meskûn "Agriyan'i" unsuru­nun kaf'iyetle mevcut olmadığı sarahatle görülecektir." Yani Pomak Türkleri ile "Greko-Agriyan'i" ler arasında hiçbir yönden ilişkinin olmadığı ortaya çıkmaktadır. Ancak milâdi 1091 ile 1358 yılları ara­sında bazı Bizans tekfur ve generalleri Rodoplar'daki Kuman Türkle­ri'ne, her yönden mert ve ciddi bir karaktere sahip olduklarından, "Komani" yerine "Aren" yani "Erkek" sıfatını izafe etmişlerdir.

 

Yunanca'da "Aren (Arenos) tabiri "Erkek" manasını ifade elliğine göre Bizanslı tekfurlarda bu Kuman Türkleri'nin "Erkek"lik meziyet ve hasletlerini taktir etmekten kendilerini uzak tutmamışlardır. "Şu duruma göre "Aren" tâbirinin, Yunanlı yazarların iddia ettikleri gibi, "Agrianos" veyahut da "Agrion-dropos"lukla hiç bir yönden alâka ve münasebeti yoktur. Bu tabir Bizanslı tekfurların kullanmış oldukları ve bugünkü Yunanca'da "erkek" manasını ifade etmekte olan “arenos”  tabiridir.

Bazı müellifler "Ahriyan'i" (Aren) tâbirini Türkçe-Arapça yahut Farsça "Aharayan", yani "sonradan fethedilen" veya "sonradan katı­lan" yöre manasına gelen kelimeden türemiş olduğunu ileri sürmekte­dirler. Diğer yazarlar ise "Aren" tâbirinin Osmanlı İmparatorluğunun kuruluşunda ve Rodoplar'm fütuhatında büyük hizmetleri olan A-hi'lerden gelmiş olduğu ihtimali üzerinde durmaktadırlar. Osmanlıların Rodoplara yaptıkları fütuhatın başlarında Ahi teşkilatının önemli rolü olmuştur. Ahiler yoluyla (tekkeler ve zaviyelerle) yayılan tasavvuf! fikir cereyanları XIV. asrın sonunda ve XV. asrın başlarında daha çok kuvvetlenmiştir.(50) Eğer İslâm tarikatlarından Ahi'lerin Rodoplardaki faaliyetleri tetkik edilecek olursa bazı çevrelerde Pomak Türkleri içe­risinde Ahi'lerin faaliyet imkanı buldukları ve pek çok ahi yasa ve törelerin Pomak Türklerince benimsennvş olduğu açık bir şeklide müşahede edilecektir. Ahi örgütünün halk azerine çok yönlü faaliyetle­rini gören zamanın Osmanlı idarecileri tarikat şeyhlerine araziler ba­ğışlayarak kendi bölgelerine yerleşmelerini istemişlerdir. Bu yerleşim bölgelerinde (Orta ve Doğu Rodoplar'da) "Ahriyan" lâkabı ile yeni yeni mahalleler (Ahrenler, Ahrenli, Ahren mahallesi vs.) oluşturulmuş ve bu yörelerdeki bazı dağ, tepe, yaylak, akarsu vb. yerlere aynı isim­ler (Ahriyan bayır, Ahriyan çayır, Ahriyan yurt, Ahriyan dere, Ahriyan bunar vs.) verilmiştir. Bu münasebetle Rodoplardaki Müslüman Pomak Türklerine "Ahi" yerine "Aren" sıfatı verilmiş olduğu belirtil­mektedir. Fakat bu sıfat hiç bir suretle etnik bir unsur sıfatını ifade etmeyip, tamamen "teolojik" ve "klerikalist" bir faaliyet unsurunun sıfatını ifade etmektedir. Müslüman Pomak Türk unsuru ise Balkan jeo-etniğinde kendi varlığını "Pomak" sıfatı altında hissettirmiştir.

 

Pomak Türkleriyle ilgili en çok istismar edilen diğer bir konu da, bu toplumun konuştuğu dilin içinde oldukça yüksek oranda Slav kökenli kelimelerin bulunmasıdır. Buradan hareket ederek Bulgarlar Müslüman Pomak Türklerinin Bulgar menşeli olduklarını iddia et­mektedirler. Fakat Pomak Türk lehçesinde belirli oranda Slav'ca keli­melerin olması Pomaklar'ın gayri Türk olduğu manasına gelmez. Çün­kü bazı yazarlara göre bu lehçenin yüzde 30'unu Ukrayna-Slavca'sının oluşturması yanı sıra yüzde 25'ini Kuman-Kıpçakça, yüzde 20'sini Oğuz Türkçesi, yüzde 15'ini Nogayca, yüzde 10'unu Arapça kelimele­rin oluşturduğunu belirtmektedirler. Ukrayna-Slavca'sının yüzde 30 nispetinde bulunmasının başlıca sebebini Kuman Türklerinin X. ve XI. yüzyıllarda Ukrayna, Lehistan ile Besarabya yörelerinde Slavlarla olan temaslarında ve 150-200 yıl devamlı olarak Slav-Rus topraklarında "konar göçer" bir hayat sürdürmelerinde aramak gerekir. Ayrıca XI. asırdan XIV. Yüzyıla kadar Balkanlarda Slavların akınlarına maruz kalan Türk boyları büyük ölçüde lisanlarını kaybetmişler, fakat eski örf, adet ve geleneklerini devam ettirmişlerdir. Bu gerçek Bulgar Sobranya'sında (Parlemento'sunda) Batı Trakya Türk mebuslarının Sofya'daki Büyük Devletler Mümessillerine 18 Aralık 1918 yılında verdikleri Mıhtırada açık bir şekilde ifade edilmiştir. Mıhtırada" . . . Rodoplar'da, kesif bir kitle halinde bulunan Pomaklar Bulgar değil an asıl Turan ırkına mensup olup oldukça eski bir tarihte Balkanlara gelerek kendilerinden evvel o taraflarda yerleşip İslavlaşmış olan ka­vimlerin lisanını almışlardır..." Bu nedenle Pomak lehçesinde Slav­ca kelimelerin nispi paylı oldukça yüksektir. Arapça'nın yüzde 10 nispetinde bulunması gayet tabii Pomak Türklerinin Müslüman olu­şundan kaynaklanmaktadır. Kuman-Kıpçak, Nogay ve Oğuz Türkçe kelimelerinin mevcut olma sebepleri ise her bakımdan gayet barizdir. Araştırmacılar Pomak Tür lehçesi üzerinde vaktiyle Çağatay-Türk lehçesinin büyük etkisi olduğunu vurgulamaktadırlar. Bu durumu Ahmet Cevad şöyle özetlemektedir: "Eğer Pomakça'nın fonetik aksanı objektif bir tahlil ve tetkik süzgecinden geçirilecek olursa, Pomakça'ya vaktiyle Çağatay Türk lehçesinin pek fazla müessir olduğu görülecektir.

Zira Pomakça'nın "etimolojik" yapısı Çağatay-Türk lehçesine istinat etmektedir." Ahmet Cevad'a göre, "Pomak-Türk lehçesi ve bu lehçeyi muhtevî özellikler, tamamen Çağatay-Türk lehçe grubuna dahildir. Bul­gar diyalektiği ve Bulgar fılolojisiyle Bulgar fonetiğinin dışında çok bariz faktörler arz etmektedir." Pomak Türk lehçesi ayrıca şu gruplara da ayrılmaktadır:

a) Rodop-Pomak Türk lehçesi,

b) Katrancı-Pomak-Türk lehçesi,

c) Tuna havzası Pomak-Türk lehçesi.

Bütün bu lehçeler, Bulgar ve diğer Balkanlı Slav unsurlarının leh­çelerinin dışında bir özel dil hususiyetini ihtiva etmektedir. Bu durum, Pomak Türkleri'nin dil yönünden Balkan ve Tuna boyu Bulgarlarıyla her hangi bir benzerliği olmadığını ve Bulgarların Pomak Türkleriyle ilgili en çok istismar ettikleri dil konusunda ki iddialarının da geçersiz olduğu kanıtlanmaktadır.

"Dil yönünden Pomak Türkçesi Bulgarca'nın tamamen dışında bir özellik arz ettiği gibi, "etnik" yönünden de her bakından Bulgarların dışında çok yönlü hususiyet ve hasletleri ihtiva etmektedir." Yani Müslüman Pomak Türlerinin Bulgarlıkla ve Bulgar etnik menşei ile ve diğer Balkanlı Yunan ve Slav unsurları ile katiyen etnik benzerliği veya karışımları yoktur. Onlar, yukarıda da belirttiğimiz gibi, Kuman Türklerinden 1091'de Rodoplar'da kalmış olan muayyen etnik boyla­rından meydana gelmiş ve zamanla Anadolu Yörük-Türk aşiretleri ile ihtilatlar yapmış saf-kan Türk unsurlarıdır.

 

 

 


İlgili Altbölümler :

 
< Önceki   Sonraki >
 
Tavsiye Ettiklerimiz
Yasaklı Belgesel
Tebriz Türk Takımı
Tolon Paşa ve Ordusu
O.Sinanoğlu Sohbet
İthal Tohum İhaneti
Durum Çözümlemesi
Zekeriya Öz Hakkında
Kurtuluş Savaşında 2000 Kırgız
Hakikat nerede?
Etki Ajanları
Çıkışyolu Turan
Dilde Birlik ve Türklük Şuuru
TSK'yı Yıpratma Girişimleri
Siyasetimiz Nasıl Düzelir
Sivil cehalet
Türk Ülküsü
Mevlana'dan Öğütler
Kazak ve Türkiye Türkçesi
Ampulün Anlamı
Said-i Nursi'nin Gerçek Yüzü
Bor Madeni ve Önemi
İran'a şeriat nasıl geldi?
Atatürk'ün Kaleminden
Hablemitoğlu Belgeseli
Gül'ün Süreci
Gizli Mutabakat
Gladyocu İftirası
Kürt Federe Devletine
Gökşad'tan

Saçların gezerdi yüzümde eskiden

Ağlarsın

Saçların gezerdi yüzümde eskiden,

Şimdi yanaklarımda damla damlasın.

Ne çok severdim dizinde yatmayı,

Şimdi uykumu bölen keskin bıçaksın.

 

Nefesin vururdu nefesime her akşam,

Şimdi soluğumu kesen acı rüzgarsın.

Bütün dertlerim yalnız sende biterdi,

Şimdi yüreğimde kapanmaz yarasın.

 

Şehre uzak yerlerden yıldızlar sayardık,

Şimdi gökyüzünde en uzak yıldızsın.

Ne çok özledim seni anlatabilsem,

Şimdi oturup kana kana ağlarsın...

 

Çorlu, 2002

Gökşad

 

Gölgeler

Gölgeler

-I-

Ömrün gölgesi olsun ömrümün

Uzayıp gitsin ardımca

Ben gidersem bir ikindi vakti...

Ki sen bir Cuma sabahı gelirken

Ömrüm gölgesi olmuştu ömrünün

Uzayıp gitmişti ardınca...

 

Ankara, 2004

 

Gölgeler

-II-

Bütün zamanların tek suçlusu ben miyim

Üstüme bir bulutun bile gölgesi düşmez

Bu karanlık sahrada neye pervaneyim

Kapanan gözlerime bir ışık düşmez...

 

Medet ey sevgili, yandım bu çölde!

Bu nasıl bir serap, bu nasıl bir gölge?

Düştüm düşeli bu amansız hüzne

Divane yüreğim bir lahza gülmez

                                  

Ankara, 2004

 

Ahiret'te

 


 

Tanrım sen varlığı yaratansın

Canlı cansız her şeyi kuşatansın

Bir dileğim var sen bağışlayansın

Desem korkarım demesem yer beni

 

Garip gönlüm gece gündüz âhtadır

Dileğim gönlümde sana âyandır

Kusur kulundan bağış katındandır

Desem korkarım demesem yer beni

 

Bedenimi balçıktan sen halk ettin

Yüreğime dünyayı sen dar ettin

Gönlüm coştu, dilimi sen lâl ettin

Desem korkarım demesem yer beni

 

Tanrım hurilerin gözümde değil

Aşk için bir ömür yeterli değil

Hâşâ Kaynaroğlu isyanda değil

Âhirette sevdiğime ver beni

 

               Ankara, 2003

 

Sır Kapısı

Sır Kapısı

 

Kırk sır kapısı açıldı gözlerinde

Kırk ayrı yol var her kapının birinde

Her yol ağzında ayrı idam ettiler

Sade tenim kaldı saçının telinde

 

Bir tel saç ile bağladılar çenemi

Üç tas su ile yıkadılar tenimi

 

Beni gonca gül yaprağına sardılar

Musalla diye avucuna koydular

Nasıl bilirdiniz diye sordular

Sustum da dinledim başka bir alemde

 

Aşkı bilmeyenler hiç ses çıkarmadı

Mecnun dedi ki “beni utandırmadı”

 

Kaynaroğlu, adını toprağa verdin

İki kaş arasından sıratı geçtin

Lokman’ın sırrını sen âşikar ettin

Ölü müsün diri mi, bilmez hiç kimse.

 

Ankara, 2004

 

Nevruz

  

Nevruz

Gökyüzünde göç başlar vakit gece

Sultan kız batıdan doğuya göçer

Toy düğün başlar Türkistan ilinde

Sultan Nevruz önünde gergef işler

 

Bize de gel bilinmez bir saatte

Benim de ölülerim yeyip içsin

Rızkımızı bulalım bu yengi gün’de

Bütün alem Tanrı’ya secde etsin

 

Esir Türkleri unutma Sultanım

Onlar beklese de başka baharı

Birgün muhakkak biter bu zalim kış

Yine az görür Türk, koca dünyayı

 

Hazar’a muhabbet götür sultanım

Yesevi’den hikmet getir bizlere

De ki özlemiş sizi Kaynaroğlu

Gayrı dayanmazmış gönlü hasrete

Gökşad

Sivas, 1997

 

Kuşların Rüyası

Kuşların Rüyası 

Kuşların rüyasına girdim dün gece

Karar verdim bunu hep yapacağım

Hepsi de uyuyordu gözlerinde

Onları mı yoksa seni mi kıskanayım

 

Güya bir bülbül senin nefesinden

Şiirler okuyordu seher vaktinde

Şaşırdım kaldım, ses benim sesim

Dedi ki “İlham” derler buna sizin alemde

 

Rüyasında bir güvercin konup pencerene

Uzatıp kanatlarını tutundu ellerine

Şaşırdım kaldım, el benim elim

Dedi ki “Vuslat” derler buna sizin alemde

 

Bir serçe rüyasında kanat çırpıp

Su içti avuçlarından kana kana

Şaşırdım kaldım içim yanmış benim de

Dedi ki “Mecnun” derler buna sizin alemde

 

Kuşların rüyasına girdim dün gece

Gördüm ki seni seviyorum her bedende

Bir kaknus yaklaşıp kulağıma sessizce

Dedi ki “Kader” derler buna sizin alemde

 

Dedim ki “Hayrolur İnşallah...”

Gökşad 

Ankara, 2004

 

Gidişine Ağıt

 

 Mecnûn düşünde gördü Leylâ’yı bir gece:

 Ve sen, şehirlerini benim ülkeme kurdun,Pâyitahtını benim yaralı kalbime..

.Seni bir kan pıhtısı gibi elimde tuttum.

 İnsafsız rüzgârlar uğradı yurduma: 

Yağmur kar ortasında bir çöle düştüm,Kum fırtınasında tutundum saçlarına...

Sen uykudaydın, ben kâbuslar gördüm. 

Buğday tarlalarına kızgın alevler düştü: 

Çıplak ayaklı çocuklar savruldu her yana,

Çıplak ayaklı yıldızlar gibi darmadağın...

Ne olur beni de kat, beni de kat dualarına. 

Seni düşümde gördüm,  tam altı yıl önce: 

Ve sen, gözlerini giyindin Asya ceylanlarının,

Ak sakallardan miras bir huzur yüzünde...

Gezinip durdun içinde bütün damarlarımın.    

 Benim yüreğim mahşer, senin gönlün sırat: 

Zalim bir korku boğazlar sevincimi,

Gözlerim karanlık benim, senin gözlerin hayat.

Gözlerim hiç görmesin gittiğini...  

Ki o Selçuklu şehri seni bırakır mı bilmem:

 Lacivert göğünde gözlerin, bir muska gibi dururken,

Vakitsiz düşer toprağa kırkikindi yağmurları.

Bin yıllık Medrese, yeni bir Eylül’e soyunmuşken... 

Yıldızlara söyle seni geri getirsinler: 

Onlar bilir benim çekik gözlü yüreğimi.

Geçmişin saçından tut, sana yol göstersinler,

Yıldızlar bilir benim gökçe soylu düşlerimi... 

Ankara, 2003

Gökşad 

 

Gözlerin

 

Gözlerin

 

Sanki deryalara dalar giderim

Baktıkça içimi yakar gözlerin

Her şafak vaktinde çalar kapımı

İlmiği boynuma takar gözlerin

 

Mecnun’u çöllerde koyar çaresiz

Ferhad’ı dağlara salar gözlerin

Yanımda yöremde ölüm gezdirir

Benim peşimde o yeşil gözlerin

 

Başı dik dağlara yasla sırtını

Dolunay akşamı kaldır başını

Her kim ki yazarsa kişi bahtını

Ezelden alnıma yazmış gözlerin

 

Dört duvardan gayrı yerim olmadı

Kendi gölgem bana sadık kalmadı

Şu yalan dünyada yüzüm gülmedi

Benim tek servetim senin gözlerin

 

Kefenimi yeşil sarın, beyaz olmasın

Mezarımı göğe kazın yerde kalmasın

Sevdiğim gözünden yaşlar akmasın

Gider Kaynaroğlu, kalır gözlerin

 

Sivas, 1998