Anasayfa arrow Yazarlar arrow Tanrıkut arrow Kara Yılan ne için şehit oldu ?
 
   
Türkçülüğün Esasları
Türkçülüğün Özü
A) Dilde Türkçülük
B) Sanatta Türkçülük
C) Ahlaki Türkçülük
D) Hukukta Türkçülük
E) Dinde Türkçülük
F) İktisatta Türkçülük
G) Siyasette Türkçülük
H) Felsefede Türkçülük
Büyük Türkçülerden
Türkçülerden Özlü Sözler
Genel İçerik
Marşlarımız
Görsellikler
Türk Dünyası Ezgileri 1
Türk Dünyası Ezgileri 2
Türkçülük Hakkında
Tüm Dosyalar
Tüm Yazarlar
Edebiyat
Makaleler
Tepkisiz Kalma
Ağelini Öneriniz
Belge Resim

İlgili Altbölümler :

Bilgilendirme
Türküler
Görsellik
Kitap Önerileri
Büyük Türkçüler
Büyük Türkçülerden
Azınlık veya Özerk Türkler
Nutuk
Duyurular
Özlü Sözler
Yorumsuz Resimler
Siyasi Dosyalar

  :: TSK'dan ABD-İsrail Koridoru'na balyoz
  :: Emperyalizmin Tetikçileri
  :: Komünistlerin Atatürk karşıtlığı
  :: Rockefeller'den yüzyılın itirafı
  :: Ayrılma bildirisi ve Sevr
  :: İstanbul Barosu’ndan yapılan 14 maddelik açıklama
  :: Öz Yurdunda Köleleşen Türk
  :: IŞİD – ABD ilişkisinin delilleri
  :: Barzani ve Erdoğan
  :: İran Türkleri Hapislerde
  :: Hitler’in Müftüsü Hacı Emin El Hüseyni
  :: Seçsis Neden Türkiye'de Kullanılıyor?
  :: Irak’ın 16. Tugayı Peşmergeye katıldı!
  :: Türker Ertürk , ABD tertiplerini ve ABD işbirlikçilerini açıklıyor.
  :: Hava Kuvvetlerinde Tasfiye
  :: Esad'ın Ulusal Kanal Söyleşisi
Türkçe
Türkçe Adlar
Türkçe İzgileri
Hayvan Adları
Türkçe Terimler
Göktürk Yazıtları
Kuş Adları Derlemesi
Türkçe Adlar Sözlüğü
Kazakistan Türkçesi Sözlüğü
Azerbaycan Türkçesi Sözlüğü
Dosyalar
Siyasi Dosyalar
Tarihi Dosyalar
Görüntüler
Dini Dosyalar
Belge Resim
Bilimsel Dosyalar
Atatürk
Eserleri
Makaleleri
Özlü Sözleri
Atatürk Dosyaları
İletişim
 

Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player

İlgili İçerikler

Kara Yılan ne için şehit oldu ?

PDF Yazdır Ağhesabı
 Hemen hergün ülkemizde ve birçok ülke sinemalarında ve tvlerinde uydurma Amerikan kahramanlarının filimleri gösterilmektedir. Kimi zaman ruhbilimsel savaş ve Amerikan propogandası da içeren bu filimlere yönelik herhangi bir yaptırım yapılmamaktadır. Bu ülkelerde yetişen çocuklar kendi tarihi kahramanlarını bilmezken, anaparacı Dünya düzeninin sunduğu sanal kahramanlara hayranlık duygusu besleyerek büyümektedir.

Küresel emperyalizmin, toplum kültüründe yapmış olduğu tahrifatın ulaştığı boyutlar sandığımızdan da büyüktür. Başka milletlerin kahramanlarına küçük yaşta özenen çocuklar, o millete karşı aşağalık duygusu beslemeye başlar. Zamanla birey tarafından özümsenen bu duygu, o millete karşı kendi değerlerinden ödün vermeye yol açar. O ülkede satılan, giyinen, yenilen ve yapılan ne varsa ; kişi aynısı yapmak, aynısını dinlemek, aynısını satın almak isteyecektir. Bu nedenledir ki, iktisadi bağımsızlığa ve milli bağımsızlığa giden yolların en önemlilerinden biri de kültürel bağımsızlıktır.

 Yerli kanallar ve Yeşilçam, Türk kültürünü ve tarihini sevdiren ve tanıtan yayınlar yapmak zorundadır. Son zamanlarda bazı yerli dizilerde, böyle olgunun geliştiğini sevinerek görmekteyiz. Bu dizilerden en dikkat çekenlerden biri de; hiç şüphesiz, Güney Anadolu’da Fıransız işgaline karşı direnen kuvvayi milliye çetecilerinden Kara Yılan takma adlı Maraşlı Mehmet’i anlatan Kara Yılan dizisidir. Kara Yılan; ne sanaldır, ne uydurmadır ne de yabancıdır. Yüzde yüz yerlidir ve gerçek bir halk kahramanıdır.

 Hem hikaye hem de oyunculuk bakımından en üst düzeyde hazırlanmış olan bu dizinin beklenenden önce bitirildiğini üzülerek öğrendim. Ne yazık ki, dizi üzerinde baskılar oluşacağını tahmin ediyor, uzun süre sürmeyeceğini görüyordum. Özellikle Çalık gurubunun ATV’yi satın aldıktan sonra dizinin içerik olarak değiştirilecebileceğini sanıyordum, neyse ki öyle olmadı. Dizinin son bölümü oynatılarak bitirildi. Dizinin, cesur bir kanalda  yayın hayatına devam etmesini umut ediyorum.

 Akp’ye ve Nur cemaatına yakınlığı hakkında basında oldukça yazılıp çizilen Çalık gurubunun Sabah-ATV’yi almasıyla, bu basın ağının yayın çizgisindeki değişiklikleri son zamanlarda gözlemliyoruz. ATV anahaberi hazırlıyıp sunan gazeteci Ali Kırca da böyle bir değişimi sezmiş olsa gerek ki, başka bir kanalda iş hayatına devam etmektadir. Erdoğan’ın damadı Berat Albayrak’ın da genel müdürlüğünü yaptığı Çalık Holding’e sıkışık dönemlerinde verilen 750 milyon dolarlık devlet kredisi hakkında soru önergesinde bulunan Kamer Genç’in üzerine, Akp’li milletvekillerinin yürümesi de geçtiğimiz hafta yaşanan ve milletvekillerinin demokrasi anlayışını sergileyen üzücü olaylardan biridir. Yandaş basın ağının alanını genişletmeyi her fırka isteyebilir ama bunu milletin parasıyla yapmaya hakkı yoktur.

 Geçtiğimiz günlerde, Çalık gurubunun ihtiyacı olan parayı Katarlı ortak bularak karşılamasında Cumhurbaşkan’ı Abdullah Gül’ün etkisi olduğu Hürriyet güncesinde yazılmıştı. Gül’ün, 25 Nisan 2008 tarihli Hürriyet güncesine yaptığı açıklama bu iddiayı doğrulamaktadır. Haberde şu ifadeler geçiyordu : ‘....Gül, bu çerçevede iş adamı Ahmet Çalık'ı, Suriye'nin başkenti Şam'da, Katar emiri ile enerji konusundaki projeler için tanıştırdığını ifade etti.’

 Hükümetle ve Abdullah Gül’le bu kadar yakın ilişkileri olan Çalık gurubunun sahip olduğu kanalda gösterilen bu dizinin gelen baskılar sonucu yayından kaldırıldığı söylenmektedir. Milli duyguları besleyen ve gerçek olaylar üzerine kurgulanmış olan dizide aynı zamanda, eşkiya Ermeniler’in Amerikalılar ve Fıransızlar tarafından nasıl kışkırtıldığını ortaya serilmektedir. Böyle dizilerin amacı, hamasi duygular besletmek değildir. Kara Yılan dizisi, tarihi gerçeklerin bilinip ders çıkarılmasına ve bağımsızlığımız için mücadele etmiş kahramanların aziz hatırasını hatırlatmaya vesile olmakta idi. Bu dizi aynı zamanda, günümüz Türkiyesi’nin milli, anti-emperyalist kuvayi milliye ruhunun canlı kalmasına da olumlu katkıları vardır.

 Mustafa Kemaller ruhunu yaşatacak olan bu diziden başta Fıransa olmak üzere tüm sömürgeci ülkelerin ve içteki karşı devrimcilerin rahatsız olduğu şüphesizdir. ‘ Köpekler istiyor diye atlar ölmez ‘ !

 Eğer Kara Yılan dizisine, Türkiye’de milli duyguların yükselmesinden rahatsız olan içteki şer ve dıştaki yağı odakları gerçekten baskı yapmışsa; arkasında önemli gücü bulunan kanal; baskılara direnip, hangi ihaleye ya da ne pahasına olursa olsun, dizinin yayın hayatına devam etmesini sağlamalıydı.

 Bağımsızlık için mücadele vermiş ve bu uğurda şehit düşmüş milli kahramanlarımız , acaba ne için şehit olmuşlardır ? Rahat koltuklarında oturanlar bunun vicdani muhakemesini mutlaka yapmalıdır. Bu ve benzeri dizilerin yayın hayatına devam etmesini sağlamak konusunda tüm yetkilileri milli göreve çağırıyorum.

 
28.4.2008

Tanrıkut

http://www.youtube.com/watch?v=UThldT02Kr4 Atatürk'ün sesinden Antep kahramanları
 
< Önceki   Sonraki >
 
Tavsiye Ettiklerimiz
Yasaklı Belgesel
Tebriz Türk Takımı
Tolon Paşa ve Ordusu
O.Sinanoğlu Sohbet
İthal Tohum İhaneti
Durum Çözümlemesi
Zekeriya Öz Hakkında
Kurtuluş Savaşında 2000 Kırgız
Hakikat nerede?
Etki Ajanları
Çıkışyolu Turan
Dilde Birlik ve Türklük Şuuru
TSK'yı Yıpratma Girişimleri
Siyasetimiz Nasıl Düzelir
Sivil cehalet
Türk Ülküsü
Mevlana'dan Öğütler
Kazak ve Türkiye Türkçesi
Ampulün Anlamı
Said-i Nursi'nin Gerçek Yüzü
Bor Madeni ve Önemi
İran'a şeriat nasıl geldi?
Atatürk'ün Kaleminden
Hablemitoğlu Belgeseli
Gül'ün Süreci
Gizli Mutabakat
Gladyocu İftirası
Kürt Federe Devletine
Gökşad'tan

Saçların gezerdi yüzümde eskiden

Ağlarsın

Saçların gezerdi yüzümde eskiden,

Şimdi yanaklarımda damla damlasın.

Ne çok severdim dizinde yatmayı,

Şimdi uykumu bölen keskin bıçaksın.

 

Nefesin vururdu nefesime her akşam,

Şimdi soluğumu kesen acı rüzgarsın.

Bütün dertlerim yalnız sende biterdi,

Şimdi yüreğimde kapanmaz yarasın.

 

Şehre uzak yerlerden yıldızlar sayardık,

Şimdi gökyüzünde en uzak yıldızsın.

Ne çok özledim seni anlatabilsem,

Şimdi oturup kana kana ağlarsın...

 

Çorlu, 2002

Gökşad

 

Gölgeler

Gölgeler

-I-

Ömrün gölgesi olsun ömrümün

Uzayıp gitsin ardımca

Ben gidersem bir ikindi vakti...

Ki sen bir Cuma sabahı gelirken

Ömrüm gölgesi olmuştu ömrünün

Uzayıp gitmişti ardınca...

 

Ankara, 2004

 

Gölgeler

-II-

Bütün zamanların tek suçlusu ben miyim

Üstüme bir bulutun bile gölgesi düşmez

Bu karanlık sahrada neye pervaneyim

Kapanan gözlerime bir ışık düşmez...

 

Medet ey sevgili, yandım bu çölde!

Bu nasıl bir serap, bu nasıl bir gölge?

Düştüm düşeli bu amansız hüzne

Divane yüreğim bir lahza gülmez

                                  

Ankara, 2004

 

Ahiret'te

 


 

Tanrım sen varlığı yaratansın

Canlı cansız her şeyi kuşatansın

Bir dileğim var sen bağışlayansın

Desem korkarım demesem yer beni

 

Garip gönlüm gece gündüz âhtadır

Dileğim gönlümde sana âyandır

Kusur kulundan bağış katındandır

Desem korkarım demesem yer beni

 

Bedenimi balçıktan sen halk ettin

Yüreğime dünyayı sen dar ettin

Gönlüm coştu, dilimi sen lâl ettin

Desem korkarım demesem yer beni

 

Tanrım hurilerin gözümde değil

Aşk için bir ömür yeterli değil

Hâşâ Kaynaroğlu isyanda değil

Âhirette sevdiğime ver beni

 

               Ankara, 2003

 

Sır Kapısı

Sır Kapısı

 

Kırk sır kapısı açıldı gözlerinde

Kırk ayrı yol var her kapının birinde

Her yol ağzında ayrı idam ettiler

Sade tenim kaldı saçının telinde

 

Bir tel saç ile bağladılar çenemi

Üç tas su ile yıkadılar tenimi

 

Beni gonca gül yaprağına sardılar

Musalla diye avucuna koydular

Nasıl bilirdiniz diye sordular

Sustum da dinledim başka bir alemde

 

Aşkı bilmeyenler hiç ses çıkarmadı

Mecnun dedi ki “beni utandırmadı”

 

Kaynaroğlu, adını toprağa verdin

İki kaş arasından sıratı geçtin

Lokman’ın sırrını sen âşikar ettin

Ölü müsün diri mi, bilmez hiç kimse.

 

Ankara, 2004

 

Nevruz

  

Nevruz

Gökyüzünde göç başlar vakit gece

Sultan kız batıdan doğuya göçer

Toy düğün başlar Türkistan ilinde

Sultan Nevruz önünde gergef işler

 

Bize de gel bilinmez bir saatte

Benim de ölülerim yeyip içsin

Rızkımızı bulalım bu yengi gün’de

Bütün alem Tanrı’ya secde etsin

 

Esir Türkleri unutma Sultanım

Onlar beklese de başka baharı

Birgün muhakkak biter bu zalim kış

Yine az görür Türk, koca dünyayı

 

Hazar’a muhabbet götür sultanım

Yesevi’den hikmet getir bizlere

De ki özlemiş sizi Kaynaroğlu

Gayrı dayanmazmış gönlü hasrete

Gökşad

Sivas, 1997

 

Kuşların Rüyası

Kuşların Rüyası 

Kuşların rüyasına girdim dün gece

Karar verdim bunu hep yapacağım

Hepsi de uyuyordu gözlerinde

Onları mı yoksa seni mi kıskanayım

 

Güya bir bülbül senin nefesinden

Şiirler okuyordu seher vaktinde

Şaşırdım kaldım, ses benim sesim

Dedi ki “İlham” derler buna sizin alemde

 

Rüyasında bir güvercin konup pencerene

Uzatıp kanatlarını tutundu ellerine

Şaşırdım kaldım, el benim elim

Dedi ki “Vuslat” derler buna sizin alemde

 

Bir serçe rüyasında kanat çırpıp

Su içti avuçlarından kana kana

Şaşırdım kaldım içim yanmış benim de

Dedi ki “Mecnun” derler buna sizin alemde

 

Kuşların rüyasına girdim dün gece

Gördüm ki seni seviyorum her bedende

Bir kaknus yaklaşıp kulağıma sessizce

Dedi ki “Kader” derler buna sizin alemde

 

Dedim ki “Hayrolur İnşallah...”

Gökşad 

Ankara, 2004

 

Gidişine Ağıt

 

 Mecnûn düşünde gördü Leylâ’yı bir gece:

 Ve sen, şehirlerini benim ülkeme kurdun,Pâyitahtını benim yaralı kalbime..

.Seni bir kan pıhtısı gibi elimde tuttum.

 İnsafsız rüzgârlar uğradı yurduma: 

Yağmur kar ortasında bir çöle düştüm,Kum fırtınasında tutundum saçlarına...

Sen uykudaydın, ben kâbuslar gördüm. 

Buğday tarlalarına kızgın alevler düştü: 

Çıplak ayaklı çocuklar savruldu her yana,

Çıplak ayaklı yıldızlar gibi darmadağın...

Ne olur beni de kat, beni de kat dualarına. 

Seni düşümde gördüm,  tam altı yıl önce: 

Ve sen, gözlerini giyindin Asya ceylanlarının,

Ak sakallardan miras bir huzur yüzünde...

Gezinip durdun içinde bütün damarlarımın.    

 Benim yüreğim mahşer, senin gönlün sırat: 

Zalim bir korku boğazlar sevincimi,

Gözlerim karanlık benim, senin gözlerin hayat.

Gözlerim hiç görmesin gittiğini...  

Ki o Selçuklu şehri seni bırakır mı bilmem:

 Lacivert göğünde gözlerin, bir muska gibi dururken,

Vakitsiz düşer toprağa kırkikindi yağmurları.

Bin yıllık Medrese, yeni bir Eylül’e soyunmuşken... 

Yıldızlara söyle seni geri getirsinler: 

Onlar bilir benim çekik gözlü yüreğimi.

Geçmişin saçından tut, sana yol göstersinler,

Yıldızlar bilir benim gökçe soylu düşlerimi... 

Ankara, 2003

Gökşad 

 

Gözlerin

 

Gözlerin

 

Sanki deryalara dalar giderim

Baktıkça içimi yakar gözlerin

Her şafak vaktinde çalar kapımı

İlmiği boynuma takar gözlerin

 

Mecnun’u çöllerde koyar çaresiz

Ferhad’ı dağlara salar gözlerin

Yanımda yöremde ölüm gezdirir

Benim peşimde o yeşil gözlerin

 

Başı dik dağlara yasla sırtını

Dolunay akşamı kaldır başını

Her kim ki yazarsa kişi bahtını

Ezelden alnıma yazmış gözlerin

 

Dört duvardan gayrı yerim olmadı

Kendi gölgem bana sadık kalmadı

Şu yalan dünyada yüzüm gülmedi

Benim tek servetim senin gözlerin

 

Kefenimi yeşil sarın, beyaz olmasın

Mezarımı göğe kazın yerde kalmasın

Sevdiğim gözünden yaşlar akmasın

Gider Kaynaroğlu, kalır gözlerin

 

Sivas, 1998