Anasayfa arrow İthal Tohum İhaneti
 
   
Türkçülüğün Esasları
Türkçülüğün Özü
A) Dilde Türkçülük
B) Sanatta Türkçülük
C) Ahlaki Türkçülük
D) Hukukta Türkçülük
E) Dinde Türkçülük
F) İktisatta Türkçülük
G) Siyasette Türkçülük
H) Felsefede Türkçülük
Büyük Türkçülerden
Türkçülerden Özlü Sözler
Genel İçerik
Marşlarımız
Görsellikler
Türk Dünyası Ezgileri 1
Türk Dünyası Ezgileri 2
Türkçülük Hakkında
Tüm Dosyalar
Tüm Yazarlar
Edebiyat
Makaleler
Tepkisiz Kalma
Ağelini Öneriniz
Belge Resim

İlgili Altbölümler :

Bilgilendirme
Türküler
Görsellik
Kitap Önerileri
Büyük Türkçüler
Büyük Türkçülerden
Azınlık veya Özerk Türkler
Nutuk
Duyurular
Özlü Sözler
Yorumsuz Resimler
Siyasi Dosyalar

  :: TSK'dan ABD-İsrail Koridoru'na balyoz
  :: Emperyalizmin Tetikçileri
  :: Komünistlerin Atatürk karşıtlığı
  :: Rockefeller'den yüzyılın itirafı
  :: Ayrılma bildirisi ve Sevr
  :: İstanbul Barosu’ndan yapılan 14 maddelik açıklama
  :: Öz Yurdunda Köleleşen Türk
  :: IŞİD – ABD ilişkisinin delilleri
  :: Barzani ve Erdoğan
  :: İran Türkleri Hapislerde
  :: Hitler’in Müftüsü Hacı Emin El Hüseyni
  :: Seçsis Neden Türkiye'de Kullanılıyor?
  :: Irak’ın 16. Tugayı Peşmergeye katıldı!
  :: Türker Ertürk , ABD tertiplerini ve ABD işbirlikçilerini açıklıyor.
  :: Hava Kuvvetlerinde Tasfiye
  :: Esad'ın Ulusal Kanal Söyleşisi
Türkçe
Türkçe Adlar
Türkçe İzgileri
Hayvan Adları
Türkçe Terimler
Göktürk Yazıtları
Kuş Adları Derlemesi
Türkçe Adlar Sözlüğü
Kazakistan Türkçesi Sözlüğü
Azerbaycan Türkçesi Sözlüğü
Dosyalar
Siyasi Dosyalar
Tarihi Dosyalar
Görüntüler
Dini Dosyalar
Belge Resim
Bilimsel Dosyalar
Atatürk
Eserleri
Makaleleri
Özlü Sözleri
Atatürk Dosyaları
İletişim
 

Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player

İlgili İçerikler

İthal Tohum ile Türk Milletini Kısırlaştırıyorlar

PDF Yazdır Ağhesabı

“Devlet temel unsur olan çiftçiyi ve çobanı kuvvetlendirmek mecburiyetindedir. Bunları kuvvetlendirmek de öyle lafla olmaz. İlmin, fennin ve asrın emrettiği vasıta ve araçlara fiilen sahip olmak lazımdır.” Gazi Mustafa Kemal Atatürk, 1923


Bugün 1 Mayıs 2008… İşçilerin, yani üretici kesimin Bayramı…
           
Türkiye, Sendikaların 1 Mayıs kutlamalarını Taksim meydanında yapma isteğine karşı hükümetin bunu önleme amacı ile aldığı sert önlemlere kilitlendi. Halkımız günlerdir bu konuyla yatıp kalkıyordu. Hükümetin gereksiz ısrarı ile halkımız televizyonların gün boyu süren canlı yayınlarıyla işçilerin Taksim çevresindeki polisle savaşını izlemek zorunda bırakıldı.
 
Bugün İstanbul’da hayat durdu. Okullar kapatıldı. İnsanlarımız evlerine hapsedildi. Oysa daha benzerlerini defalarca yaşadığımız gibi milyonlarca insanımızın en küçük bir olay çıkmadan gerçekleştirdiği Tandoğan ve Çağlayan toplantıları tecrübesi dikkate alınmalı ve bu toplantı gereksiz tırmanmaya sebep olmadan sağduyu ile geçiştirilmeliydi. Olmadı. Hükümet krize sebep olduğu gibi, çıkan krizi yönetme başarısını da gösteremedi.
 
Şimdi konunun başka bir yönüne bakalım;
 
1 Mayıs, sembolik bir gündür. Üreterek ekonominin sonucuna tesir eden işçi sınıfının gücünün hatırlatıldığı müstesna bir gündür. Yıllardır üretemeyen ve üretim gücü elinden alınan işçinin 1 Mayıs’ı Taksim’de veya başka bir yerde kutlamasının 70 milyonun bugünkü yaşam standardına yapabileceği fazla bir katkısı yoktur. Halkın acil çözüm bekleyen işsizlik, yoksulluk, unutulmuşluk, terör gibi temel sorunlarına da hiç bir katkısı yoktur. Halbuki Türkiye’nin bütün organlarıyla tartışıp çözmesi gereken pek çok temel sorunu vardır.
 
Ben sendikalardan 1 Mayıs ve Taksim meydanı için verdikleri bu müthiş ve haklı mücadelenin benzerini, milletimizin tamamını ilgilendiren stratejik tesislerimiz yok pahasına yabancılara devredilirken, Vakıflar Yasası ve son olarak Tohumculuk Yasası’nın TBMM’den geçirilmesi safhasında da göstermesini beklerdim. İşçilerimizin hem kendilerinin ve hem de gelecek nesillerin sağlığını ciddi şekilde tehdit eden Tohumculuk Yasasını kabul ettirmemek için demokratik tepkilerini göstermek üzere sokağa dökülmelerini ve yasanın çıkartılmasını önlemek için direnmelerini arzu ederdim.
 
Görünen manzara şudur. Birileri gündemi belirliyorlar. Kimin nerede ve niçin sokağa döküleceğini önceden plânlıyorlar ve zamanı gelince düğmeye basıp olayları başlatıyorlar. Milletimizi, olayları sinema izler gibi televizyonlardan izlemek ve birtakım uzman geçinen kişilerin içi boş yorumlarını dinlemek zorunda bırakıyorlar.
           
Kanaatime göre Türkiye’nin gündemini işgal etmesi gereken temel konulardan biri son çıkan Tohumculuk Yasası’nın ülkemize ve insanlarımıza getireceği sorunlardır.
           
Güven Hareketi’nin periyodik Perşembe toplantılarından birinin konusu genetiği değiştirilmiş organizmalar idi. Konuşmacı olarak konunun dünya çapında uzmanı olan Özbekistan’ın sürgündeki muhalif lideri Muhammed Salih’in biyolog eşi Sayın Dr. Aydın Salih Hanımefendi davet edilmişti.
 
Aydın hanımın anlattıkları karşısında dehşete düşmemek elde değildi. Genleri değiştirilen bir domatesin artık domates değil, ismi olmayan diğer bir kimyasal madde olduğunu ve bilmeden yediğimiz bu domatesin (veya başka meyve veya sebzelerin) vücudumuzda ne gibi yan etkileri olacağını bilmemizin mümkün olmadığını söylüyordu.
           
Kendisine sorduğum, “Peki, bir insan bir diğer insana bu derece insanlık dışı bir kötülüğü neden ve nasıl yapar?” sorusunun cevabı ise net ve kesindi. Aydın Hanım; “Ben onların insan olduklarını düşünemiyorum. Çünkü bir insan kendi ailesinin de dahil olduğu nesline bu kadar büyük kötülük yapamaz.”şeklinde idi. O, bu değişiklikleri yapanların dünyayı işgal etmeye hazırlanan uzaylılar olabileceğini düşünüyordu. Çünkü insanlara bu insanlık ayıbını yakıştırmak istemiyordu.
           
İşte bize aslında domates olmayan ama görünüşü domatese benzeyen nesneleri yedirmenin yasal yolunu açan “Tohumculuk Yasası” kamuoyunun dikkatinden özenle kaçırılmasına rağmen uzmanların gözünden kaçmadı.
 
Konunun uzmanları kamuoyunun dikkatini GDO’lu ürünlerle ilgili soru işaretlerine çektiler. Yeni yasanın, Türkiye’ye girişine ve ekimine izin verdiği ‘Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar’ın öncelikle kısırlığa, allerjik reaksiyonlara ve antibiyotik dayanıklılığa neden olduğunu vurguladılar. Ayrıca farklı genlerle birtakım özellikler kazandırılan ürünlerin insan vücudunda ne gibi olumsuz etkilere yol açabileceğinin tam olarak bilinmediğini de belirttiler. Sentetik gıdalarla vücuda giren kimyasal maddelerin sonradan insan sağlığında yol açabilecekleri zararların yanı sıra, örneğin belirli bir ırka has özelliklerle savaşmaya yönelik olarak da kullanılabileceğini ifade ettiler.
 
Bilindiği gibi Gen Mühendisleri; uzun süredir bir genin veya gen gruplarının bir gıda maddesi üzerine eklenmesi, çıkarılması, gen yapısının değiştirilmesi veya türler arasında karşılıklı değiştirilmesini üzerinde çalışmaktadırlar. Değiştirilmiş gıda ürünleri; doğal ortamda birbirleri ile ilişkileri bulunmayan organizmaların genlerinin değiştirilmesi veya transferi ile gerçekleşmektedir. Transfer edilen bu genler mikrop geni, virüs geni, bitki geni, hayvan geni hatta insan geni olabilmektedir. Gen ilavesi ve çıkartılması ile ortaya istenilen şekilde, renkte, tatta, kokuda, istenilen sertlik ve yumuşaklıkta yeni bir ürün elde edilmektedir. Bu ürünlerin elde edilmesinde tamamen ticari pazarlama hedefine yönelik bir çaba gözlenmektedir. Daha dikkat çekici ve güzel görünen, daha uzun süre çürümeden ve bozulmadan rafta sergilenebilen gıda maddeleri elde edilmesi hususu gen mühendislerini yönlendirmektedir.
 
Genetiği değiştirilmiş organizmalar, günümüzde her türlü hazır yiyecek ve içecek sektöründe kullanılmaktadır. Çeşitli aromalar, glikoz, fruktoz, nişasta, maltodekstrin, karamel, riboflavin, aspartam, aspasvit, aspamiks vs. Gibi ürünler bunların bilinen örnekleridir.
 
Ayrıca halkın tamamını ilgilendiren ve yaygın olarak kullanılan tarım ürünlerimizin tohumlarında yapılan gen değişikliği ile yepyeni tarım ürünleri ortaya çıkmıştır. Dış görünümü itibariyle çok doğal olmasına rağmen ortaya çıkan ürünler doğal değildir ve tamamen sentetiktir. Peki, bu ürünlerin bizi ilgilendiren başlıcaları nelerdir?
 
Buğday başta olmak üzere pamuk, pirinç, mısır, ayçiçeği, soya, şeker pancarı, patates, ıspanak, soğan, sarımsak, karpuz, kavun, çilek, elma, armut, erik, üzüm, kayısı gibi çok pek çok gıdanın üretiminde genetiği değiştirilmiş tohumlar yaygın olarak kullanılmaktadır. Doğal olarak bu ürünlerde elde edilen yan ürünlerde yine insan sağlığına elverişli olmayan hususlar içermektedir. Buğdaydan elde edilen ve üretiminde yağ kullanılan yan ticari ürünlerde bunlardan nasibini almaktadır. Buna örnek olarak jips çeşitleri, kraker ve bisküvi çeşitleri ile muhtelif şekerleme cinslerine sayabiliriz.
 
Zarar sadece yediklerimizle kalmıyor. Çeşitli alanlarda sıkça kullandığımız parfümeri, boya, temizlik malzemeleri, çeşitli kumaşlar ve nihayet gübreler vasıtası ile yaşamımızın her safhasında bizi etkilemeye devam ediyor.
 
Konu Türk Milleti’nin geleceği için hayati önem taşımaktadır. Yapılan yanlışlıktan zaman içinde geriye dönülmesi çok zordur. Hititlerin merkezi Hattuşaş’ta yapılan höyük kazılarında 3000 yıl sonra taştan yapılmış kaplar son derece iyi bir durumda saklanan tohumların ortaya çıkarılması aslında bir tarım ülkesi olan Anadolu topraklarının yöneticileri için çarpıcı bir mesaj niteliğinde idi.
 
Bu tarihi ve ince mesaj hiç dikkate alınmamıştır. Konunun her yönü ile derinliğine tartışılarak iktidarı ve muhalefeti ile tarihi bir yanlışlık yapmadan sonuçlandırılması gerekirken gerçek hiç de böyle olmamıştır.
 
Yeni Tohumculuk Yasası ile devletimiz tohumculuk alanından tamamen çekilmiştir. Daha önceden tohum üreten çeşitli tohum araştırmaları yapan merkezlerin kapatılması ile devlet tohumculuk alanındaki kontrolünü tamamen kaybetmiştir. Tohum piyasası üzerinde  ve dolayısıyla tarımımız ve tarım ürünleri vasıtasıyla da halkımızın beslenme faaliyeti üzerinde devletimizin hiç bir etkisi ve yetkisi kalmamıştır. Tohumculuk piyasası başta  İsrailli firmalar, Syngenta, Pioneer, Monsanto gibi çokuluslu tohum şirketlerine teslim edilmiştir. Çiftçilerimiz sadece “Genetiği Değiştirilmiş” tohumları ekmek zorunda bırakılarak doğrudan küresel güçlerin eline teslim edilmiştir.
 
Bugün girmek için kapısında bekletildiğimiz AB ülkelerinin “Genetiği Değiştirilmiş Organizmaların” kendi ülkelerine girişini yasakladığını biliyoruz. Buna rağmen bizim Türk milletinin neslinin tükenmesine ve sağlıksız bir nesil oluşturulmasına sebep olacak böyle bir uygulamayı kabul edişimizin mantığını anlayabilmek mümkün değildir.
 
Mevcut 30 Ziraat Fakültesinden yetişen onbinlerce ziraat mühendisimiz ve yetişmiş ziraat uzmanımız bulunmasına rağmen “neden bizim İsrail’in genetiği değiştirilmiş tohumlarına muhtaç hale getirildiğimizi” birilerinin bu millete açıklaması gerekmektedir.
 
Ben ve çocuklarım bu ülkede yaşayacağız. Başka gidecek yerimiz yoktur. Benim ve çocuklarımın sağlığı ile oymamaya da kimsenin hakkı olmadığını düşünüyorum.
 
Sağlık bakanımızın ve özellikle Tarım bakanımızın bu konuda görevlerini hakkıyla  yapmadıklarını da düşünüyorum.
 
Basınımızın biran önce sanal gündemlerden sıyrılarak ülkemin ve insanlarımızın bu gününü ve geleceğini ilgilendiren temel sorunlara yoğunlaşma zamanının geldiğini de düşünüyorum.
 
“Allah bu millete acısın” demekten başka yapabileceğim bir şey olmadığını da düşünüyorum.
 
Ve inanın kahroluyorum.

 

Dr. Tamer Tahir KUMKALE
http://www.21yyte.org/


İlgili Altbölümler :

 
< Önceki   Sonraki >
 
Tavsiye Ettiklerimiz
Yasaklı Belgesel
Tebriz Türk Takımı
Tolon Paşa ve Ordusu
O.Sinanoğlu Sohbet
İthal Tohum İhaneti
Durum Çözümlemesi
Zekeriya Öz Hakkında
Kurtuluş Savaşında 2000 Kırgız
Hakikat nerede?
Etki Ajanları
Çıkışyolu Turan
Dilde Birlik ve Türklük Şuuru
TSK'yı Yıpratma Girişimleri
Siyasetimiz Nasıl Düzelir
Sivil cehalet
Türk Ülküsü
Mevlana'dan Öğütler
Kazak ve Türkiye Türkçesi
Ampulün Anlamı
Said-i Nursi'nin Gerçek Yüzü
Bor Madeni ve Önemi
İran'a şeriat nasıl geldi?
Atatürk'ün Kaleminden
Hablemitoğlu Belgeseli
Gül'ün Süreci
Gizli Mutabakat
Gladyocu İftirası
Kürt Federe Devletine
Gökşad'tan

Saçların gezerdi yüzümde eskiden

Ağlarsın

Saçların gezerdi yüzümde eskiden,

Şimdi yanaklarımda damla damlasın.

Ne çok severdim dizinde yatmayı,

Şimdi uykumu bölen keskin bıçaksın.

 

Nefesin vururdu nefesime her akşam,

Şimdi soluğumu kesen acı rüzgarsın.

Bütün dertlerim yalnız sende biterdi,

Şimdi yüreğimde kapanmaz yarasın.

 

Şehre uzak yerlerden yıldızlar sayardık,

Şimdi gökyüzünde en uzak yıldızsın.

Ne çok özledim seni anlatabilsem,

Şimdi oturup kana kana ağlarsın...

 

Çorlu, 2002

Gökşad

 

Gölgeler

Gölgeler

-I-

Ömrün gölgesi olsun ömrümün

Uzayıp gitsin ardımca

Ben gidersem bir ikindi vakti...

Ki sen bir Cuma sabahı gelirken

Ömrüm gölgesi olmuştu ömrünün

Uzayıp gitmişti ardınca...

 

Ankara, 2004

 

Gölgeler

-II-

Bütün zamanların tek suçlusu ben miyim

Üstüme bir bulutun bile gölgesi düşmez

Bu karanlık sahrada neye pervaneyim

Kapanan gözlerime bir ışık düşmez...

 

Medet ey sevgili, yandım bu çölde!

Bu nasıl bir serap, bu nasıl bir gölge?

Düştüm düşeli bu amansız hüzne

Divane yüreğim bir lahza gülmez

                                  

Ankara, 2004

 

Ahiret'te

 


 

Tanrım sen varlığı yaratansın

Canlı cansız her şeyi kuşatansın

Bir dileğim var sen bağışlayansın

Desem korkarım demesem yer beni

 

Garip gönlüm gece gündüz âhtadır

Dileğim gönlümde sana âyandır

Kusur kulundan bağış katındandır

Desem korkarım demesem yer beni

 

Bedenimi balçıktan sen halk ettin

Yüreğime dünyayı sen dar ettin

Gönlüm coştu, dilimi sen lâl ettin

Desem korkarım demesem yer beni

 

Tanrım hurilerin gözümde değil

Aşk için bir ömür yeterli değil

Hâşâ Kaynaroğlu isyanda değil

Âhirette sevdiğime ver beni

 

               Ankara, 2003

 

Sır Kapısı

Sır Kapısı

 

Kırk sır kapısı açıldı gözlerinde

Kırk ayrı yol var her kapının birinde

Her yol ağzında ayrı idam ettiler

Sade tenim kaldı saçının telinde

 

Bir tel saç ile bağladılar çenemi

Üç tas su ile yıkadılar tenimi

 

Beni gonca gül yaprağına sardılar

Musalla diye avucuna koydular

Nasıl bilirdiniz diye sordular

Sustum da dinledim başka bir alemde

 

Aşkı bilmeyenler hiç ses çıkarmadı

Mecnun dedi ki “beni utandırmadı”

 

Kaynaroğlu, adını toprağa verdin

İki kaş arasından sıratı geçtin

Lokman’ın sırrını sen âşikar ettin

Ölü müsün diri mi, bilmez hiç kimse.

 

Ankara, 2004

 

Nevruz

  

Nevruz

Gökyüzünde göç başlar vakit gece

Sultan kız batıdan doğuya göçer

Toy düğün başlar Türkistan ilinde

Sultan Nevruz önünde gergef işler

 

Bize de gel bilinmez bir saatte

Benim de ölülerim yeyip içsin

Rızkımızı bulalım bu yengi gün’de

Bütün alem Tanrı’ya secde etsin

 

Esir Türkleri unutma Sultanım

Onlar beklese de başka baharı

Birgün muhakkak biter bu zalim kış

Yine az görür Türk, koca dünyayı

 

Hazar’a muhabbet götür sultanım

Yesevi’den hikmet getir bizlere

De ki özlemiş sizi Kaynaroğlu

Gayrı dayanmazmış gönlü hasrete

Gökşad

Sivas, 1997

 

Kuşların Rüyası

Kuşların Rüyası 

Kuşların rüyasına girdim dün gece

Karar verdim bunu hep yapacağım

Hepsi de uyuyordu gözlerinde

Onları mı yoksa seni mi kıskanayım

 

Güya bir bülbül senin nefesinden

Şiirler okuyordu seher vaktinde

Şaşırdım kaldım, ses benim sesim

Dedi ki “İlham” derler buna sizin alemde

 

Rüyasında bir güvercin konup pencerene

Uzatıp kanatlarını tutundu ellerine

Şaşırdım kaldım, el benim elim

Dedi ki “Vuslat” derler buna sizin alemde

 

Bir serçe rüyasında kanat çırpıp

Su içti avuçlarından kana kana

Şaşırdım kaldım içim yanmış benim de

Dedi ki “Mecnun” derler buna sizin alemde

 

Kuşların rüyasına girdim dün gece

Gördüm ki seni seviyorum her bedende

Bir kaknus yaklaşıp kulağıma sessizce

Dedi ki “Kader” derler buna sizin alemde

 

Dedim ki “Hayrolur İnşallah...”

Gökşad 

Ankara, 2004

 

Gidişine Ağıt

 

 Mecnûn düşünde gördü Leylâ’yı bir gece:

 Ve sen, şehirlerini benim ülkeme kurdun,Pâyitahtını benim yaralı kalbime..

.Seni bir kan pıhtısı gibi elimde tuttum.

 İnsafsız rüzgârlar uğradı yurduma: 

Yağmur kar ortasında bir çöle düştüm,Kum fırtınasında tutundum saçlarına...

Sen uykudaydın, ben kâbuslar gördüm. 

Buğday tarlalarına kızgın alevler düştü: 

Çıplak ayaklı çocuklar savruldu her yana,

Çıplak ayaklı yıldızlar gibi darmadağın...

Ne olur beni de kat, beni de kat dualarına. 

Seni düşümde gördüm,  tam altı yıl önce: 

Ve sen, gözlerini giyindin Asya ceylanlarının,

Ak sakallardan miras bir huzur yüzünde...

Gezinip durdun içinde bütün damarlarımın.    

 Benim yüreğim mahşer, senin gönlün sırat: 

Zalim bir korku boğazlar sevincimi,

Gözlerim karanlık benim, senin gözlerin hayat.

Gözlerim hiç görmesin gittiğini...  

Ki o Selçuklu şehri seni bırakır mı bilmem:

 Lacivert göğünde gözlerin, bir muska gibi dururken,

Vakitsiz düşer toprağa kırkikindi yağmurları.

Bin yıllık Medrese, yeni bir Eylül’e soyunmuşken... 

Yıldızlara söyle seni geri getirsinler: 

Onlar bilir benim çekik gözlü yüreğimi.

Geçmişin saçından tut, sana yol göstersinler,

Yıldızlar bilir benim gökçe soylu düşlerimi... 

Ankara, 2003

Gökşad 

 

Gözlerin

 

Gözlerin

 

Sanki deryalara dalar giderim

Baktıkça içimi yakar gözlerin

Her şafak vaktinde çalar kapımı

İlmiği boynuma takar gözlerin

 

Mecnun’u çöllerde koyar çaresiz

Ferhad’ı dağlara salar gözlerin

Yanımda yöremde ölüm gezdirir

Benim peşimde o yeşil gözlerin

 

Başı dik dağlara yasla sırtını

Dolunay akşamı kaldır başını

Her kim ki yazarsa kişi bahtını

Ezelden alnıma yazmış gözlerin

 

Dört duvardan gayrı yerim olmadı

Kendi gölgem bana sadık kalmadı

Şu yalan dünyada yüzüm gülmedi

Benim tek servetim senin gözlerin

 

Kefenimi yeşil sarın, beyaz olmasın

Mezarımı göğe kazın yerde kalmasın

Sevdiğim gözünden yaşlar akmasın

Gider Kaynaroğlu, kalır gözlerin

 

Sivas, 1998