Türkçülüğün Esasları
Türkçülüğün Özü
A) Dilde Türkçülük
B) Sanatta Türkçülük
C) Ahlaki Türkçülük
D) Hukukta Türkçülük
E) Dinde Türkçülük
F) İktisatta Türkçülük
G) Siyasette Türkçülük
H) Felsefede Türkçülük
Büyük Türkçülerden
Türkçülerden Özlü Sözler
Genel İçerik
Marşlarımız
Görsellikler
Türk Dünyası Ezgileri 1
Türk Dünyası Ezgileri 2
Türkçülük Hakkında
Tüm Dosyalar
Tüm Yazarlar
Edebiyat
Makaleler
Tepkisiz Kalma
Ağelini Öneriniz
Belge Resim

Bilgilendirme
Türküler
Görsellik
Kitap Önerileri
Büyük Türkçüler
Büyük Türkçülerden
Azınlık veya Özerk Türkler
Nutuk
Duyurular
Özlü Sözler
Yorumsuz Resimler
Siyasi Dosyalar

  :: TSK'dan ABD-İsrail Koridoru'na balyoz
  :: Emperyalizmin Tetikçileri
  :: Komünistlerin Atatürk karşıtlığı
  :: Rockefeller'den yüzyılın itirafı
  :: Ayrılma bildirisi ve Sevr
  :: İstanbul Barosu’ndan yapılan 14 maddelik açıklama
  :: Öz Yurdunda Köleleşen Türk
  :: IŞİD – ABD ilişkisinin delilleri
  :: Barzani ve Erdoğan
  :: İran Türkleri Hapislerde
  :: Hitler’in Müftüsü Hacı Emin El Hüseyni
  :: Seçsis Neden Türkiye'de Kullanılıyor?
  :: Irak’ın 16. Tugayı Peşmergeye katıldı!
  :: Türker Ertürk , ABD tertiplerini ve ABD işbirlikçilerini açıklıyor.
  :: Hava Kuvvetlerinde Tasfiye
  :: Esad'ın Ulusal Kanal Söyleşisi
Türkçe
Türkçe Adlar
Türkçe İzgileri
Hayvan Adları
Türkçe Terimler
Göktürk Yazıtları
Kuş Adları Derlemesi
Türkçe Adlar Sözlüğü
Kazakistan Türkçesi Sözlüğü
Azerbaycan Türkçesi Sözlüğü
Dosyalar
Siyasi Dosyalar
Tarihi Dosyalar
Görüntüler
Dini Dosyalar
Belge Resim
Bilimsel Dosyalar
Atatürk
Eserleri
Makaleleri
Özlü Sözleri
Atatürk Dosyaları
İletişim
 

Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player

İlgili İçerikler

Şamanizm-1

PDF Yazdır Ağhesabı

Şamanizm, genellikle Sibirya halklarının dinsel inanışlarını anlatan bir deyim olup, Kuzey Asya halkları arasında “büyücü, sihirbaz” anlamına gelen Şaman kelimesinden türemiştir.

Çok geniş bir alana yayılmış olan ve Türk-Moğol kültür tarihinin önemli bir bölümünü oluşturan Şamanizm, 18. ve 19. yüzyıllarda Georgi, Banzarovve Şaşkov gibi kimi yazarlarca eski bir din olarak gösterilmiştir. Buna karşılık, aynı yüzyıllarda Hıristiyanlık bağnazlığı içinde karar veren kimi başka araştırıcılar ise, Şamanizmin bir din sayılmaması gerektiğini öne sürmüşlerdir. Onlara göre, Şaman bir sihirbaz, kötü ruhları kovmak suretiyle hastalıkları iyileştirmeye çalışan bir üfürükçü ve nihayet gelecekten haber veren bir falcı ya da kahinden başka bir şey olmadığı için, Şamanizm de bir din sayılamaz. 19. yüzyılın ikinci yarısında Radloff, 20. yüzyılın birinci yarısında Anohin, Culloch ve başka birçok yazarlar, Şamanizmi yalnızca Ural-Altay halklarının dini olarak göstermişlerdir. Bu inanış üzerinde geniş bir araştırma yapmış olan Nioradze Şamanizmde belirli bir dini sistemden daha çok, dine doğru bir gelişme evresi görür. Ohlmarks’a göre, Şamanizm tam anlamıyla bir din sayılmazsa da yayıldığı yerlerde dinin yerini almıştır. Son olarak W. Schmidt Şamanizmi, gökteki Ülgen ile yeraltındaki Erlik ve bunlara bağlı ruhlara dayanan bir din olarak kabul eder.

Türk-Moğol halklarının inanışlarına dair en eski bilgi, Çin kaynaklarında bulunmaktadır. Eski Türk dili yadigarları ile Bizans ve Ortaçağ doğu kaynakları ve nihayet 13. yüzyıldan başlayarak Asya’yı gören Avrupalı gezginlerin verdiği bilgiler de bu bakımdan büyük bir önem taşır. Örneğin 10. yüzyılın birinci yarısında İbn Fazlan’ın verdiği bilgilere göre, Ural-Hazar havzasında yaşayan bazı Türk boylarının Şamanist oldukları anlaşılmaktadır. Papa Innocentius IV. tarafından 1245’te Orhon ırmağı yakınındaki Kara-Korum şehrinde Moğol hanının katına gönderilen Fransiskan rahibi Johannes de Plano Carpini ziyaret ettiği halkların gelenek ve inanışlarına dair birçok bilgi toplamıştır. Ondan bir süre sonra yine bir Fransiskan rahibi olan Wilhelm Rubruk da, Louis IX.’nin elçisi olarak aynı yöreyi 1253-1255’te dolaşmış ve bu nedenle Orta Asya’nın o zamanki durumunu çeşitli yönleri ile aydınlatan bir gezi kitabı yazmıştır. Nihayet 1271’de Papa’nın elçisi olarak Kubilay Han’ın sarayında bulunan Venedikli ünlü gezgin Marco Polo’nun anıları da Asya’ya ait önemli izlenimleri yansıtır.

Çeşitli halkların inanışlarına dair Orta Çağ kaynaklarının verdikleri bilgiler genellikle yetersiz görünmektedir. Daha sonra 17. yüzyılda yayınlanan gezi kitaplarında bu bakımdan ancak kısa ve rastlantısal gözlemlere yer verilmiştir. 18. ve 19. yüzyıllarda Şamanizme dair yazılmış olan eserlerin çoğu, kanıtlanmış araştırmalara dayanmaktan çok, birtakım kabli hükümlerle verilmiş yüzeysel bilgileri içerir. Nihayet 20. yüzyılda özellikle Bogoras, Jochelson, Czaplicka, Anohin, Zelenin, Harva, Ohlmarks ve nihayet W. Schmidt gibi bilginler, esaslı incelemelerle Şamanizmi bilimsel bakımdan değerlendirmeye çalışmışlardır. Bununla birlikte bu alanda yapılan araştırmaların sona erdiği asla söylenemez. Bugün de bir yandan mevcut pek çok malzeme içinde belirsiz ve hatta şaşırtıcı olanların araştırılması, bir yandan da eksik malzemenin tamamlanması gerekmektedir.

1. Şamanizmin Kökeni ve Gelişimi

Şaman ve dolayısıyla Şamanizmin ortaya çıkışına dair Sibirya’da türlü efsaneler anlatılır. Nioradze başlangıçta bireysel Şamanlığın varlığından söz eder. Ona göre Şamanistler bütün doğayı iyi ve kötü ruhların etkisi altında gördüklerinden, ilkel bir insan kötü güçlere karşı korunabilmek için, ruhlarla ilişki kurmanın çarelerini aramıştır. Buna bakarak, ilk zamanlarda Şamanlığın yalnız yetenekli, belli kişiler tarafından değil, herkes tarafından yapılmış olduğu söylenebilir. Aynı yazara bakılırsa, ilkel bir insan ancak kötü ruhların etkisinden tek başına kurtulamayınca, daha güçlü kişiliğe sahip olan kişilerin yardımına sığınmak zorunda kalmış ve bu da aile Şamanlığına doğru atılan bir adım olmuştur. Genellikle ailede gerek kişiliği ve yaşı, gerekse deneyimi ile başta gelen aile reisi Şamanlık yapmıştır. Nitekim bazı yazarlar da, Koryak ve Yakutlarda bu tür Şamanlıktan söz etmişlerdir. Nioradze’ye göre, ancak daha sonraları özel yetenek ve yatkınlık sahibi kişiler, belirli bir eğitim devresinden sonra, Şamanlığı bir meslek halinde uygulamaya başlamışlardır. Bu yazardan önce Bogoras, Jochelson, Czaplicka gibi araştırıcılar da büyük mesleki Şamanizmi, aile Şamanlığının gelişimi ile açıklamaya çalışmışlardır. Oysa daha sonra, Şamanizmin kökeni sorununu esaslı bir araştırmaya tabi tutarak bu inanışın ruhsal ve etnik niteliklerini aydınlatmaya çalışan Ohlmarks’a göre, Şamanizm, halkın ruhundaki sinirsel hastalık yatkınlığı ve eğilime dayanan ve yarı din seviyesine çıkarılan canlı bir gelenektir. Bu gelenek, özel ruhsal güç ve yatkınlıkla donanmış olan kişiyi, yani Şamanı, kimi kişisel sıkıntı ya da toplumsal felaketlerin ortaya çıkışında, yapay uyutma ve kendi kendine telkin yoluyla, çeşitli şiddette cezbe haline sokup, sıkıntı ya da felaketin nedenini ve ona karşı alınacak tedbirleri ruhlardan sorup öğrenmekten ibarettir. Şamanizmin esasını bir tür cezbe durumu oluşturmakla birlikte, her cezbe durumu da Şamanizm sayılamaz. Bu yazara göre, belirgin biçimiyle kutup bölgesinin doğal olmayan koşulları içinde ortaya çıkan Şamanizm, başka ilkel halklardaki cezbe durumundan, tedavi ve kehanet yöntemlerinden şu özelliklerle ayrılır:
1.     Din tarihi bakımından; yardımcı ruhların Şaman ile olan ilişkisini, her ayinin başında onların çağırılmasını ve nihayet ruhlar dünyasına giden Şamana rehberlik etmek konusundaki önemli görevlerini göz önünde tutmak gerekir. Aslında Şamanizmin esasını, bu inanışın dayandığı ruhlar dünyası teşkil eder.
2.     Etnografya bakımından: Şamanizm yayıldığı her yerde, hemen hemen aynı şekilde yapılan birtakım hazırlık ve eylemlerin bütünü olarak ortaya çıkar (ayin yerinin düzenlenmesi, davul ve başka çalgılarla yapılan müzik, ruhların sesini taklit vb. gibi).
3.     Toplumsal özellikler bakımından: Şamanlar, gerçek kabile reislerinin bulunmadığı kuzey kutup kültürlerinde büyük bir mevkiye sahiptirler. Nitekim Buryat kabilelerinde Şamanların eski beyler olduğu söylenir. Ayrıca bu kültürlerde Şamanlık eylemi, ortak toplumsal yaşamda canlı ve esaslı bir yer alır.
4.     Nihayet ruhbilim bakımından: gerçek Şamanizmin cezbe durumunda, örneklerine başka yerlerde kolay kolay rastlanmayan büyük bir şiddet göze çarpar.

Ohlmarks en kuzey bölgede yaşayan halklarla, bunların daha güneyinde oturan halklardaki Şamanizm arasında bir tür ve derece farkı bulunduğuna işaret ettikten sonra, Şamanizmin esasını oluşturan ruhsal hastalık durumunu, “arktik isteri” ile birleştirir. Ona göre, daha geçen yüzyılın sonları ile 20. yüzyılın başlangıcında Priklonskiy, Bogoras, Jochelson, Zelenin gibi bazı yazarlar, kuzeyde yaşayan Koryak, Yukagir, Tunguz ve Yakut gibi halklarda isteriye benzeyen birtakım ruhsal-sinirsel hastalıklardan sözetmişlerdir. Bu arada anlatılanlara bakarak, meryak ve menerik denilen ve daha çok kadınların yakalandığı salgın halindeki sinirsel hastalıklarla Şaman adaylarının mesleğe çağırıldıkları zaman geçirdikleri sinir nöbetleri arasında büyük bir benzerlik göze çarpar. Kuzey kutup bölgesindeki ağır iklim ve yaşam şartlarının birtakım sinirsel hastalıklar yarattığı kesin olup, özellikle bu yörede derin bir inziva içinde geçen uzun geceler, şiddetli soğuklar ve nihayet tam bir ıssızlık ve monotonluk içinde uzayan manzaralar bu hastalıklarda başlıca etken olarak görülmektedirler. Bunlara ayrıca konut darlığı, yiyecek azlığı, hele özellikle sinir sisteminin normal çalışabilmesi için gerekli olan ve daha çok bitkisel gıda maddelerinde bulunan vitaminlerin tamamen ya da kısmen eksik olması gibi bir takım uygun olmayan koşullar da eklenince, bu bölgede “arktik isteri” hemen hemen genel bir sinir hastalığı halinde ortaya çıkar. Diğer taraftan “arktik isteri” deyimi ile buna bağlı ruhsal bozukluğu yok sayarak ilkel isteriyi Moğol halklarının ruhsal bedensel doğası, biyolojik bünyesi ile açıklamak isteyen Czaplicka’ya karşı Ohlmarks, özellikle şu iki konuyu öne sürmektedir:

1.     Kuzey kutup bölgesine yerleşmiş olan eski Orta Asya halkları, buradaki sert doğanın isteri yaratan ağır koşullarına karşı zamanla bir takım ruhsal dirençler edindikleri halde, çeşitli nedenlerle buraya sonradan göçen halklar “arktik isteri”ye ağır bir şekilde yakalanmışlardır.
2.     Kuzey kutup bölgesine sonradan yerleşen Rus, Fin ve İskandinav halklarında da “arktik isteri” görüntülerine rastlanmıştır. Ohlmarks’a göre, kuzey kutup bölgesinde yaşayan halklar o bölgede doğmamışlardır. Bugünkü etnolojiye göre, oradaki en eski halklar bile, zamanında Orta Asya’da yaşadıkları halde, sonradan tarihsel ve toplumsal nedenlerle kuzeydeki sınırlara doğru çekilmeye zorlanmışlardır. Güneyden gelen halklar bu yeni yurtlarında zor bir yaşam savaşına girişmek zorunda kalmış, buradaki ağır koşulların baskısı altında bunalan insanlar ruhsal olarak çökmekte iken, sonunda isteriye benzeyen birtakım aksülamellerle kendilerini kurtarmaya çalışmışlardır. Bu davranışlar o kadar genişlemiştir ki, nihayet tamamıyla özel bir şekilde kehanete, birtakım hastalıkları iyileştirmeye yol açmış ve kültür hayatı üzerinde gittikçe düzenli bir yer  almaya başlayan bu durum, Şamanizmin doğmasında başlıca etken olmuştur. İşte bu koşullar altında ortaya çıkan Şamanizm sayesinde, herhangi bir felaket ya da sıkıntı karşısında eli kolu bağlı kalan halk, ayin sırasında ruhlarla ilişkiye geçen Şamanın ağzından teselli verici haberler alarak kendini avutmaya çalışmıştır. Bundan dolayı kuzey kutup bölgelerinde Şamanın görevi önemli olduğu kadar, gerekli ve hayırlı da olmuştur. Bu şekilde Şamanizm Kuzey Asya halkları arasında âdeta din yerine geçerek, bütün kuzey kutup uygarlığına damgasını vurmuştur. O kadar ki, bugün Şamanist bir kültür dairesinden bile söz edilmeye başlanmıştır. Gahs ve onun fikirlerini benimseyen W. Schmidt Şamanizmin çok eskiden güneydeki anaerkil kültürlerden çıkarak kuzeye göç etmiş olduğunu ileri sürmüşlerdir. Şirokogorov da daha eski dönemlerde Şamanizmin, güneyden gelen bir Budizm dalgası ile kuzey halklarına geçtiğini öne sürmüştür. Oysa Ohlmarks’a göre, gerçek bunun tam tersinedir. Çünkü, Şamanlığın doruğunu oluşturan ve denildiğine göre, Şamanın ruhunun bedeninden ayrılarak ruhlar dünyasına gitmesini sağlayan gerçek cezbe hali, ancak kuzey kutup bölgesindeki büyük Şamanlara mahsustur. Şamanlığı kuzeydeki halklardan alan güney bölgesindeki halklarda ise, Şaman bu göksel ruh gezisini ancak birtakım hareketlerin taklidi ile anlatmaya çalışır.

Güneyde Şamanizmin etkisi altında kalan yüksek kültürler vardır. Hint kültürü bu aralıkta anılabilir. Konov Hindistan’da yogilerin Şamanlardan geldiğine işaret etmiştir. Eski Şamanizmi Budizmin bir kaynağı olarak gösteren Ruben de Hint yogisi ile Şaman, Budist yogası ile Şamanlık eğitim ve alıştırmaları arasında büyük bir benzeyiş olduğu düşüncesindedir. Bu bilgine göre Şamanlık, Lapların ülkesinden Bering boğazına, oradan Eskimolara, kuzey Amerika’nın kuzeybatı kıyılarına ve nihayet Hindistan ile Asya’nın güneydoğu adalarına yayılmıştır. Nyberg eski İran’ın maga toplumunun Şamanist bir çevreyi simgelediğini ileri sürer. Mevlevilerin semasını da Şamanizmle açıklayan aynı yazar, Delfi kahinliğini de bir tür  Şamanlık olarak kabul etmiştir. Ohlmarks’dan öğrendiğimize göre, Meuli, İskit kültüründe de Şamanizme ait unsurlar bulmuştur. Bu yazar Şamanizmin İskitler aracılığıyla Traklara bile geçtiğini ileri sürmüştür. Ohlmarks, eski Hint, İran ve İskit kültürlerinde Şamanist bir tabaka bulunduğuna bakarak, daha İndo-İrani çağda Aryalıların, kutup bölgesinin güneyinde, Şamanlığa bağlı halkların etkisi altında kalmış olduklarını ileri sürer. Bugün etnografya ve kültür tarihi araştırmaları ile İndo-Cermenlerin eski dinleri ve buna ait törenler Şamanizm ile açıklanmakta ve aradaki benzeyişlerden önemli sonuçlar çıkarılmaktadır. Örneğin Nehring’e göre, ezcümle Gök Tanrı ile, onun adına yapılan kurban töreninin kökeni Asya olup İndo-Cermenlere, diğer unsurlarla birlikte, Altay halklarından geçmiştir. Koppers de İndo-Cermenlerin at kültünde, Orta Asya’dan alınmış unsurlar bulmakta ve bunlara dayanarak eski Türklük ile, eski İndo-Cermenliğin etnoloji ve kültür tarihi bakımlarından ilişkilerini saptamaya çalışmaktadır. Bleichsteiner ise Kafkasya halklarında ve bu arada özellikle Gürcülerde Şamanist izler bulunduğunu ileri sürmüştür.

Fuad Köprülü ise Orta-Asya Türk-Moğol Şamanizminin, Yesevi, Rifai, Kalenderi, Hayderi, Bektaşi ve Torlaki gibi İslam tarikatları üzerindeki etkilerini göstermeye çalışmıştır. Ohlmarks da Rifai dervişlerinin gösterdikleri çeşitli şaşırtıcı marifetleri, Radloff, de Levchineve Divayev’inKırgız baksılarına dair aktardıkları şeylere benzetir. Nihayet Gordlevskiy, Nakşbendi tarikatında da Şamanizm izlerini görmek istemiştir.

Old, Franke, SchmittŞirokogorov, Zelenin’e göre, Şamanizmin eski Çin kültürü üzerinde de etkin olduğu bizzat Çin kaynaklarından anlaşılmaktadır. Aynı kaynaklar, MÖ. 3. yüzyıldan MS. 1. yüzyıla kadar Kuzey Moğolistan’da yaşayan Hun ve Hiungnular ile MÖ. 1. yüzyıldan MS. 3. yüzyıla kadar Doğu Moğolistan’da yaşayan ve Mançularla akraba olan Uhuan ya da Dun-Huların Şamanist olduklarını yazar. Yine Çin kaynaklarından öğrenildiğine bakılırsa, Hunların bir kolu olup 5.-7. yüzyıllarda, Kara-İrtiş kıyıları ile Gobi çölünün kuzeyinde oturan Dulgaslar ile nihayet yine Hunlardan gelen, 5. yüzyılda Yenisey’in yukarı kısımlarında yaşayan ve nihayet bugünkü Karagaslar ile Soyotları oluşturmuş olan Dubolar (Tobalar) da Şamanist idiler. MÖ. 2. yüzyıldan başlayarak, 9. yüzyıla kadar gelen, Çin vekayinamelerinde çeşitli adlarla “doğudaki yabancı halklar” diye anılan ve kimilerine göre, bugünkü Mançu, Tunguz, Gılyak, Aynu ve Goldları oluşturan halklar da Şamanist idiler. Ohlmarks’a göre, eski kuzey halklarındaki seidhr ayini de bir tür Şamanizmden başka bir şey değildir.

Gök Türklerin, kısmen eski Uygurların ve nihayet 10. yüzyılın birinci yarısında İbn Fazlan’ın verdiği bilgiye göre, Ural-Hazar çevresinde yaşayan bazı Türk boylarının Şamanist oldukları anlaşılıyor. Aslında zamanında bütün Türk-Moğol ve Tunguz halkları Şamanlığa bağlı idiler. Türkler, Altay ve Sayan dağları bölgesinde yaşayanları hariç olmak üzere, uzun yüzyıllardab beri İslamlığı kabul etmişlerdir. Bunlardan Sibirya ile doğu Avrupa’da yaşayanların bir kısmı Hıristiyan olmuş, Doğu Moğolistan’da, Sayan dağlarının kuzey taraflarında oturan Soyotlar (Tuba), Nan-şan sıradağlarının kuzey yamaçlarında yaşayan Sarı-Uygurlar çoğunlukla Budizmin etkisi altına girmişlerdir. Böylece Şamanist inanışı bugüne kadar koruyanlar, Altay dağlarının sapa vadilerinde yaşayan Altay-kijiler, Teleütler, Ku-kijiler (Lebedler), Yış-kijiler (Orman Türkleri) ve Şorlardır. Ancak bu bölgedeki Şamanlık da bir taraftan Budistliğin, bir taraftan da Hıristiyanlığın baskısı altındadır. Moğollar genellikle Budist olmuşlardır. Bunlardan yalnız Baykal gölü civarında yaşayan Buryatların bir kısmı Şamanisttir. Kutup bölgesindeki Şamani halklar Laplar ve Skoltlar, Yurak-Samoyedler, Yeniseyliler, ren geyiği ile beslenen Tunguzlar ile at besleyen Tunguzların kuzey kabileleri, Dolganlar, Yukagirler, Çuvanlar, Çukçlar, Lamutlar ve nihayet kuzeydeki Koryaklardır. Ayrıca ren geyiği besleyen Eskimolar, Ostyak-Samoyedler, kuzeyde yaşayan Kazak boyları ve nihayet Amur halkları iler güneyde yaşayan halklar da Şamanist kültür dairesine girerler. Kuzey Amerika yerli kabileleri, Rusya’da Ural ve Volga çevresinde yaşayan bazı halklar, güneybatı Kazak boyları, Türkmenler, Özbekler, Doğu Türkistanlılar, Kırgızlar, Mançular, kuzey Çinliler, Koreliler ve nihayet Aynular da Şamanlığın etkisi altında kalmışlardır. Amerika’da (Aleutlar, güney Alaska ve Labrador Eskimoları hariç) birçok Eskimo grupları, bu arada Grönland Eskimoları da Şamanist sayılırlar.

Sonradan Müslüman, Budist ya da Hıristiyan olan Türk-Moğol halklarında Şamanizmin izlerine hala rastlanır. Nitekim, bugün Altay ve Abakan Türkleri ile Yakutlar ancak resmen Hıristiyan oldukları halde, aslında koyu Şamanisttirler. Bu arada ülkemizde geçerli kimi halk gelenek ve inanışlarında da Şamanizmin kalıntılarını görmek olasıdır.

 

Sadettin Buluç

  

 


 
< Önceki   Sonraki >
 
Tavsiye Ettiklerimiz
Yasaklı Belgesel
Tebriz Türk Takımı
Tolon Paşa ve Ordusu
O.Sinanoğlu Sohbet
İthal Tohum İhaneti
Durum Çözümlemesi
Zekeriya Öz Hakkında
Kurtuluş Savaşında 2000 Kırgız
Hakikat nerede?
Etki Ajanları
Çıkışyolu Turan
Dilde Birlik ve Türklük Şuuru
TSK'yı Yıpratma Girişimleri
Siyasetimiz Nasıl Düzelir
Sivil cehalet
Türk Ülküsü
Mevlana'dan Öğütler
Kazak ve Türkiye Türkçesi
Ampulün Anlamı
Said-i Nursi'nin Gerçek Yüzü
Bor Madeni ve Önemi
İran'a şeriat nasıl geldi?
Atatürk'ün Kaleminden
Hablemitoğlu Belgeseli
Gül'ün Süreci
Gizli Mutabakat
Gladyocu İftirası
Kürt Federe Devletine
Gökşad'tan

Saçların gezerdi yüzümde eskiden

Ağlarsın

Saçların gezerdi yüzümde eskiden,

Şimdi yanaklarımda damla damlasın.

Ne çok severdim dizinde yatmayı,

Şimdi uykumu bölen keskin bıçaksın.

 

Nefesin vururdu nefesime her akşam,

Şimdi soluğumu kesen acı rüzgarsın.

Bütün dertlerim yalnız sende biterdi,

Şimdi yüreğimde kapanmaz yarasın.

 

Şehre uzak yerlerden yıldızlar sayardık,

Şimdi gökyüzünde en uzak yıldızsın.

Ne çok özledim seni anlatabilsem,

Şimdi oturup kana kana ağlarsın...

 

Çorlu, 2002

Gökşad

 

Gölgeler

Gölgeler

-I-

Ömrün gölgesi olsun ömrümün

Uzayıp gitsin ardımca

Ben gidersem bir ikindi vakti...

Ki sen bir Cuma sabahı gelirken

Ömrüm gölgesi olmuştu ömrünün

Uzayıp gitmişti ardınca...

 

Ankara, 2004

 

Gölgeler

-II-

Bütün zamanların tek suçlusu ben miyim

Üstüme bir bulutun bile gölgesi düşmez

Bu karanlık sahrada neye pervaneyim

Kapanan gözlerime bir ışık düşmez...

 

Medet ey sevgili, yandım bu çölde!

Bu nasıl bir serap, bu nasıl bir gölge?

Düştüm düşeli bu amansız hüzne

Divane yüreğim bir lahza gülmez

                                  

Ankara, 2004

 

Ahiret'te

 


 

Tanrım sen varlığı yaratansın

Canlı cansız her şeyi kuşatansın

Bir dileğim var sen bağışlayansın

Desem korkarım demesem yer beni

 

Garip gönlüm gece gündüz âhtadır

Dileğim gönlümde sana âyandır

Kusur kulundan bağış katındandır

Desem korkarım demesem yer beni

 

Bedenimi balçıktan sen halk ettin

Yüreğime dünyayı sen dar ettin

Gönlüm coştu, dilimi sen lâl ettin

Desem korkarım demesem yer beni

 

Tanrım hurilerin gözümde değil

Aşk için bir ömür yeterli değil

Hâşâ Kaynaroğlu isyanda değil

Âhirette sevdiğime ver beni

 

               Ankara, 2003

 

Sır Kapısı

Sır Kapısı

 

Kırk sır kapısı açıldı gözlerinde

Kırk ayrı yol var her kapının birinde

Her yol ağzında ayrı idam ettiler

Sade tenim kaldı saçının telinde

 

Bir tel saç ile bağladılar çenemi

Üç tas su ile yıkadılar tenimi

 

Beni gonca gül yaprağına sardılar

Musalla diye avucuna koydular

Nasıl bilirdiniz diye sordular

Sustum da dinledim başka bir alemde

 

Aşkı bilmeyenler hiç ses çıkarmadı

Mecnun dedi ki “beni utandırmadı”

 

Kaynaroğlu, adını toprağa verdin

İki kaş arasından sıratı geçtin

Lokman’ın sırrını sen âşikar ettin

Ölü müsün diri mi, bilmez hiç kimse.

 

Ankara, 2004

 

Nevruz

  

Nevruz

Gökyüzünde göç başlar vakit gece

Sultan kız batıdan doğuya göçer

Toy düğün başlar Türkistan ilinde

Sultan Nevruz önünde gergef işler

 

Bize de gel bilinmez bir saatte

Benim de ölülerim yeyip içsin

Rızkımızı bulalım bu yengi gün’de

Bütün alem Tanrı’ya secde etsin

 

Esir Türkleri unutma Sultanım

Onlar beklese de başka baharı

Birgün muhakkak biter bu zalim kış

Yine az görür Türk, koca dünyayı

 

Hazar’a muhabbet götür sultanım

Yesevi’den hikmet getir bizlere

De ki özlemiş sizi Kaynaroğlu

Gayrı dayanmazmış gönlü hasrete

Gökşad

Sivas, 1997

 

Kuşların Rüyası

Kuşların Rüyası 

Kuşların rüyasına girdim dün gece

Karar verdim bunu hep yapacağım

Hepsi de uyuyordu gözlerinde

Onları mı yoksa seni mi kıskanayım

 

Güya bir bülbül senin nefesinden

Şiirler okuyordu seher vaktinde

Şaşırdım kaldım, ses benim sesim

Dedi ki “İlham” derler buna sizin alemde

 

Rüyasında bir güvercin konup pencerene

Uzatıp kanatlarını tutundu ellerine

Şaşırdım kaldım, el benim elim

Dedi ki “Vuslat” derler buna sizin alemde

 

Bir serçe rüyasında kanat çırpıp

Su içti avuçlarından kana kana

Şaşırdım kaldım içim yanmış benim de

Dedi ki “Mecnun” derler buna sizin alemde

 

Kuşların rüyasına girdim dün gece

Gördüm ki seni seviyorum her bedende

Bir kaknus yaklaşıp kulağıma sessizce

Dedi ki “Kader” derler buna sizin alemde

 

Dedim ki “Hayrolur İnşallah...”

Gökşad 

Ankara, 2004

 

Gidişine Ağıt

 

 Mecnûn düşünde gördü Leylâ’yı bir gece:

 Ve sen, şehirlerini benim ülkeme kurdun,Pâyitahtını benim yaralı kalbime..

.Seni bir kan pıhtısı gibi elimde tuttum.

 İnsafsız rüzgârlar uğradı yurduma: 

Yağmur kar ortasında bir çöle düştüm,Kum fırtınasında tutundum saçlarına...

Sen uykudaydın, ben kâbuslar gördüm. 

Buğday tarlalarına kızgın alevler düştü: 

Çıplak ayaklı çocuklar savruldu her yana,

Çıplak ayaklı yıldızlar gibi darmadağın...

Ne olur beni de kat, beni de kat dualarına. 

Seni düşümde gördüm,  tam altı yıl önce: 

Ve sen, gözlerini giyindin Asya ceylanlarının,

Ak sakallardan miras bir huzur yüzünde...

Gezinip durdun içinde bütün damarlarımın.    

 Benim yüreğim mahşer, senin gönlün sırat: 

Zalim bir korku boğazlar sevincimi,

Gözlerim karanlık benim, senin gözlerin hayat.

Gözlerim hiç görmesin gittiğini...  

Ki o Selçuklu şehri seni bırakır mı bilmem:

 Lacivert göğünde gözlerin, bir muska gibi dururken,

Vakitsiz düşer toprağa kırkikindi yağmurları.

Bin yıllık Medrese, yeni bir Eylül’e soyunmuşken... 

Yıldızlara söyle seni geri getirsinler: 

Onlar bilir benim çekik gözlü yüreğimi.

Geçmişin saçından tut, sana yol göstersinler,

Yıldızlar bilir benim gökçe soylu düşlerimi... 

Ankara, 2003

Gökşad 

 

Gözlerin

 

Gözlerin

 

Sanki deryalara dalar giderim

Baktıkça içimi yakar gözlerin

Her şafak vaktinde çalar kapımı

İlmiği boynuma takar gözlerin

 

Mecnun’u çöllerde koyar çaresiz

Ferhad’ı dağlara salar gözlerin

Yanımda yöremde ölüm gezdirir

Benim peşimde o yeşil gözlerin

 

Başı dik dağlara yasla sırtını

Dolunay akşamı kaldır başını

Her kim ki yazarsa kişi bahtını

Ezelden alnıma yazmış gözlerin

 

Dört duvardan gayrı yerim olmadı

Kendi gölgem bana sadık kalmadı

Şu yalan dünyada yüzüm gülmedi

Benim tek servetim senin gözlerin

 

Kefenimi yeşil sarın, beyaz olmasın

Mezarımı göğe kazın yerde kalmasın

Sevdiğim gözünden yaşlar akmasın

Gider Kaynaroğlu, kalır gözlerin

 

Sivas, 1998

 
   
 
Benzer Yazılar