Anasayfa arrow Yazarlar arrow Kafkas Kartalı arrow Uyutulurken Kaybettiklerimiz
 
   
Türkçülüğün Esasları
Türkçülüğün Özü
A) Dilde Türkçülük
B) Sanatta Türkçülük
C) Ahlaki Türkçülük
D) Hukukta Türkçülük
E) Dinde Türkçülük
F) İktisatta Türkçülük
G) Siyasette Türkçülük
H) Felsefede Türkçülük
Büyük Türkçülerden
Türkçülerden Özlü Sözler
Genel İçerik
Marşlarımız
Görsellikler
Türk Dünyası Ezgileri 1
Türk Dünyası Ezgileri 2
Türkçülük Hakkında
Tüm Dosyalar
Tüm Yazarlar
Edebiyat
Makaleler
Tepkisiz Kalma
Ağelini Öneriniz
Belge Resim

Bilgilendirme
Türküler
Görsellik
Kitap Önerileri
Büyük Türkçüler
Büyük Türkçülerden
Azınlık veya Özerk Türkler
Nutuk
Duyurular
Özlü Sözler
Yorumsuz Resimler
Siyasi Dosyalar

  :: TSK'dan ABD-İsrail Koridoru'na balyoz
  :: Emperyalizmin Tetikçileri
  :: Komünistlerin Atatürk karşıtlığı
  :: Rockefeller'den yüzyılın itirafı
  :: Ayrılma bildirisi ve Sevr
  :: İstanbul Barosu’ndan yapılan 14 maddelik açıklama
  :: Öz Yurdunda Köleleşen Türk
  :: IŞİD – ABD ilişkisinin delilleri
  :: Barzani ve Erdoğan
  :: İran Türkleri Hapislerde
  :: Hitler’in Müftüsü Hacı Emin El Hüseyni
  :: Seçsis Neden Türkiye'de Kullanılıyor?
  :: Irak’ın 16. Tugayı Peşmergeye katıldı!
  :: Türker Ertürk , ABD tertiplerini ve ABD işbirlikçilerini açıklıyor.
  :: Hava Kuvvetlerinde Tasfiye
  :: Esad'ın Ulusal Kanal Söyleşisi
Türkçe
Türkçe Adlar
Türkçe İzgileri
Hayvan Adları
Türkçe Terimler
Göktürk Yazıtları
Kuş Adları Derlemesi
Türkçe Adlar Sözlüğü
Kazakistan Türkçesi Sözlüğü
Azerbaycan Türkçesi Sözlüğü
Dosyalar
Siyasi Dosyalar
Tarihi Dosyalar
Görüntüler
Dini Dosyalar
Belge Resim
Bilimsel Dosyalar
Atatürk
Eserleri
Makaleleri
Özlü Sözleri
Atatürk Dosyaları
İletişim
 

Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player

İlgili İçerikler

Uyutulurken Kaybettiklerimiz

PDF Yazdır Ağhesabı
 Bu işbirliğine en bariz örnek CİA casusu olduğu öne sürülen Barbara Anna Lakeberg ile Nurcu bir cemaat şeyhi Hüseyin Bulut’un bağlantısının tespit edilmiş olmasıdır. Hüseyin Bulut’un konuşmaları yukardaki tespitlerimi ispatlar biçimdedir. İddianamede telefon görüşmelerinde sapıklık yaparak kızlara tacizde bulunduğu ortaya çıkan Bulut, gizli çekimlerde aynen şunları söylemiştir:

Uyutulurken Kaybettiklerimiz

 Tüm Türkiye, 5 gündür Çekleri nasıl elediğimizden ve bu akşam Hırvatlara karşı kimin sakat kimin cezalı olduğundan bahsedip onlarla yatıp onlarla kalkmaktadır. Diğer taraftan ülkede büyük tartışmalara yol açması gereken konulardan birçok vatandaşımız habersiz ya da ilgisiz bıraktırılmıştır.

 Türkiye Cumhuriyeti Devleti kuruluş esasına göre birçok çağdaş Dünya ülkesi gibi uniter yani tek dil, tek bayrak ve tek vatan esasına göre kurulmuştur. Bu temel, Lozan’da şehit kanları ile imzalanmıştır. Ne var ki bu antlaşmayı imzalayan Batılı Devletler, hiçbir zaman bu hükümleri kabuletmemiş, Türkiye’yi etnik olarak parçalamak için her fırsatı değerlendirmişlerdir. Bu çabalardan biri de Kürtçülük akımını kurup, desteklemekleridir.

Türkiye, kendi uniter yapısı ile çeliştiğini düşündüğüm 24 saat Kürtçe Tv uygulamasını nasıl kabuletmiştir, anlamak mümkün değil. Ankara; Kürt İslamcılar, Batı’nın yerli işbirlikçileri, sözde demokrat azınlık ırkçıları ve Kürt milliyetçilerinin içerden; bunları güden Amerika, Avrupa ve diğer sömürgeci devletlerin dışardan elbirliği halinde oluşturdukları baskılara boyun eğmiş gözükmektedir.

 Bu işbirliğine en bariz örnek CİA casusu olduğu öne sürülen Barbara Anna Lakeberg ile Nurcu bir cemaat şeyhi Hüseyin Bulut’un bağlantısının tespit edilmiş olmasıdır. Hüseyin Bulut’un konuşmaları yukardaki tespitlerimi ispatlar biçimdedir. İddianamede telefon görüşmelerinde sapıklık yaparak kızlara tacizde bulunduğu ortaya çıkan Bulut, gizli çekimlerde aynen şunları söylemiştir:

ABD’li kadın ile ilişkisi olduğu tespit edilen cemaat lideri Hüseyin Bulut’un ise, ele geçen CD’lerde cemaat üyeleri yönelik konuşmasında, “Türk milleti denen millet kendine istediğini bu millete istiyor mu? Adaletsizlik, zulüm var. Ne zaman harf inkılabı olursa demek ki Deccal (Atatürk’ü kastediyor) ne olmuş çıkmış, kim harf inkılabı yaptı, Deccal olayı bitmiştir. Harf inkılabı yapana destek veren de Deccal’dir. Bugün Sevr anlaşmasından bu yana Kürdistan 8 parça olmuş. Suriye, İran, Irak, Türkiye, Nahçivan, Azerbeycan ve Sovyetler’dedir bu parçalar. İmamlar melündür Arap ırkçılığı yapıyor. Yani Kürdistan’ı kurtaracak Kürtlerdir. Risale-i Nur Kürt’lerin imdadına gönderilmiş. Bizim de devletimiz olsun, dinsiz bir devlet olsun. Şerefime namusuna dinsiz bir devlet bizim Kürtlerin bu halinden hoştur. Keşke Rusya’nın, İsrail’in işgalinde olsak, İsrail ne kadar vicdanlı, merhametli şevkatli. Yani Türkiye’ye göre ha. Milletimin kurtuluşu için bin tane oğlum olsa demokratik Cumhuriyet için feda edeceğim. Devlet olsun da bizim olsun, dinsiz olsun. Çünkü Türkler meşrutiyette bize zulmetti” dediği tespit edilmişti. *1

 Görüldüğü üzere Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı kimler nasıl iftira ve ittifak içindedir. Bu nurculuk tehlikesi hakkında sürekli uyarıyoruz, buna rağmen gerçek yüzünü halktan saklayan bu cemaatin büyümesi kaygı vericidir. Cemaat içinde iyice yükselmeyenlere bu konulardan söz edilmeyen, nurculuğun yumuşak yüzlü bir kolu daha vardır. Amerika korumasında yaşamını sürdüren bu cemaat şeyhine biad etmiş önemli noktalarda bulunan birçok şahsın olduğu düşünülürse, Türkiye Devleti’nin kendini koruma refleksinden neden bu denli uzaklaştığı görülmektedir. Nurcuların ortak özelliği, Batı’ya, İsrail’e ve Vatikan’a yağcılıkta; Türkiye, Atatürk düşmanlığında ise düşmanlıkta sınır tanımamasıdır. Bu cemaatin talepleri arasında Kürdistan’nın da olması işte bu ortak paydanın eseridir.

Oluşturulacak Kürtçe kanalın başına Kürtçe, İbranice ve Arapça bilen Sinan İlhan adlı bürokratın geçeceği dünkü güncede belirtilmiştir. Bu büroktatın önemli istihbarat görevlerinde bulunduğunu belirten Hürriyet güncesindeki haber, oldukça ilgi çekicidir.*2 Aslında haberle verilen ileti (mesaj), ‘korkmayın denetim elimizdedir’ . Halbuki aynı vurguyu yapanların yarın ‘Kürt özerk bölgesinin denetimi elimizde’ , ‘Kürt federal yapısının denetimi elimizde’ , ‘bizim denetimizde küçük bir Kürdistan kurulsa ne olur’ gibi vurgularla ortaya çıkmayacağı ne malum. Unutmamak gerekir ki Yunanistan ilk kurulduğu zaman Mora yarımadasındaki küçük bir devletti. Habis ur gibi yayıldı ve kurtuluş savaşını vermemiş olmaydık şu anda Türkiye’nin yarısı ve Kıbrıs’ın tamamı onların elinde olacaktı. İşte oluşacak bir yönetimi de kötü huylu bir ur gibi Türkiye içinde, diğer Türk Dünyası ile coğrafi bağı koparak şekilde ilerleyecektir. Zaten nurcu şeyhi konuşturanlar, 6 devletten parça almayı kafaya koymuşlardır.

Aynı günkü başka bir dikkat çekici haber de; Ardahan’da yapılan DTP il kurultayında Kürtçe konuşan DTP’li vekil Özdal Üçer’in anlaşılmaması üzere konuşmasına Türkçe devam etmesi olmuştur. *3 Türk Devleti’nden kendisi, karısı ve bekar çocuklarının ömürboyu maaş alma hakkına sahip olan Üçer, ülkenin bütününün anlayacağı dilde konuşmayı yeğlememesi ne kadar acı, bir o kadar da ibretlik bir durumdur. Fıransa’da Arap kökenli bir vekil, fırka(parti) kurultayında Arapça konuşabilir mi? Bizim Üçer’in yaptığından anladığımız, kendisini sadece Kürtlerin vekili olarak görmesidir. İşte bu da bizim kaygılarımızı haklı çıkarmaktadır.

Kürt olduğunu sanan veya iddia eden bir kesim vatandaşlarımız birçoğunun Batı’nın beyin yıkaması sonucu bu kimliğe yöneldiğini ya da kendisini Kürt sandığının altını çiziyoruz. Kendi aralarında anlaşamayan bu vatandaşları Kürtçe ile birleştirmeye çalışmak hangi ihanetin ürünü olabilir? TRT’de açılacak Kürtçe kanalın, anlaşamayan yerel dil konuşan Kırmançi, Sorani ve Zazaları Kürt kimliği adı altında bir üst kimlikte ve dilde birleştirme vesile olması tehlikesini ne yazık ki görmekteyiz. Türklerin, Anadolu’daki 1000 yıllık hakimiyetini ortadan kaldırmak için bundan tehlikeli ne yapılabilir? Unutmamak gerekir ki biz Türkiye’yi Kürdistan’dan değil Roma’dan aldık. Bu ülkeyi elimizden kim almak isterse karşımıza Roma’dan büyük bir orduyla çıkmalıdır.

Kafkas Kartalı

20.6.08

1: http://www.milliyet.com.tr/default.aspx?aType=SonDakika&Kategori=turkiye&ArticleID=878307&Date=20.06.2008&ver=42

 2:

http://www.hurriyet.com.tr/gundem/9227862.asp?gid=229&sz=22569

 3:

http://www.hurriyet.com.tr/gundem/9227871.asp?gid=229&sz=43181


 
< Önceki   Sonraki >
 
Tavsiye Ettiklerimiz
Yasaklı Belgesel
Tebriz Türk Takımı
Tolon Paşa ve Ordusu
O.Sinanoğlu Sohbet
İthal Tohum İhaneti
Durum Çözümlemesi
Zekeriya Öz Hakkında
Kurtuluş Savaşında 2000 Kırgız
Hakikat nerede?
Etki Ajanları
Çıkışyolu Turan
Dilde Birlik ve Türklük Şuuru
TSK'yı Yıpratma Girişimleri
Siyasetimiz Nasıl Düzelir
Sivil cehalet
Türk Ülküsü
Mevlana'dan Öğütler
Kazak ve Türkiye Türkçesi
Ampulün Anlamı
Said-i Nursi'nin Gerçek Yüzü
Bor Madeni ve Önemi
İran'a şeriat nasıl geldi?
Atatürk'ün Kaleminden
Hablemitoğlu Belgeseli
Gül'ün Süreci
Gizli Mutabakat
Gladyocu İftirası
Kürt Federe Devletine
Gökşad'tan

Saçların gezerdi yüzümde eskiden

Ağlarsın

Saçların gezerdi yüzümde eskiden,

Şimdi yanaklarımda damla damlasın.

Ne çok severdim dizinde yatmayı,

Şimdi uykumu bölen keskin bıçaksın.

 

Nefesin vururdu nefesime her akşam,

Şimdi soluğumu kesen acı rüzgarsın.

Bütün dertlerim yalnız sende biterdi,

Şimdi yüreğimde kapanmaz yarasın.

 

Şehre uzak yerlerden yıldızlar sayardık,

Şimdi gökyüzünde en uzak yıldızsın.

Ne çok özledim seni anlatabilsem,

Şimdi oturup kana kana ağlarsın...

 

Çorlu, 2002

Gökşad

 

Gölgeler

Gölgeler

-I-

Ömrün gölgesi olsun ömrümün

Uzayıp gitsin ardımca

Ben gidersem bir ikindi vakti...

Ki sen bir Cuma sabahı gelirken

Ömrüm gölgesi olmuştu ömrünün

Uzayıp gitmişti ardınca...

 

Ankara, 2004

 

Gölgeler

-II-

Bütün zamanların tek suçlusu ben miyim

Üstüme bir bulutun bile gölgesi düşmez

Bu karanlık sahrada neye pervaneyim

Kapanan gözlerime bir ışık düşmez...

 

Medet ey sevgili, yandım bu çölde!

Bu nasıl bir serap, bu nasıl bir gölge?

Düştüm düşeli bu amansız hüzne

Divane yüreğim bir lahza gülmez

                                  

Ankara, 2004

 

Ahiret'te

 


 

Tanrım sen varlığı yaratansın

Canlı cansız her şeyi kuşatansın

Bir dileğim var sen bağışlayansın

Desem korkarım demesem yer beni

 

Garip gönlüm gece gündüz âhtadır

Dileğim gönlümde sana âyandır

Kusur kulundan bağış katındandır

Desem korkarım demesem yer beni

 

Bedenimi balçıktan sen halk ettin

Yüreğime dünyayı sen dar ettin

Gönlüm coştu, dilimi sen lâl ettin

Desem korkarım demesem yer beni

 

Tanrım hurilerin gözümde değil

Aşk için bir ömür yeterli değil

Hâşâ Kaynaroğlu isyanda değil

Âhirette sevdiğime ver beni

 

               Ankara, 2003

 

Sır Kapısı

Sır Kapısı

 

Kırk sır kapısı açıldı gözlerinde

Kırk ayrı yol var her kapının birinde

Her yol ağzında ayrı idam ettiler

Sade tenim kaldı saçının telinde

 

Bir tel saç ile bağladılar çenemi

Üç tas su ile yıkadılar tenimi

 

Beni gonca gül yaprağına sardılar

Musalla diye avucuna koydular

Nasıl bilirdiniz diye sordular

Sustum da dinledim başka bir alemde

 

Aşkı bilmeyenler hiç ses çıkarmadı

Mecnun dedi ki “beni utandırmadı”

 

Kaynaroğlu, adını toprağa verdin

İki kaş arasından sıratı geçtin

Lokman’ın sırrını sen âşikar ettin

Ölü müsün diri mi, bilmez hiç kimse.

 

Ankara, 2004

 

Nevruz

  

Nevruz

Gökyüzünde göç başlar vakit gece

Sultan kız batıdan doğuya göçer

Toy düğün başlar Türkistan ilinde

Sultan Nevruz önünde gergef işler

 

Bize de gel bilinmez bir saatte

Benim de ölülerim yeyip içsin

Rızkımızı bulalım bu yengi gün’de

Bütün alem Tanrı’ya secde etsin

 

Esir Türkleri unutma Sultanım

Onlar beklese de başka baharı

Birgün muhakkak biter bu zalim kış

Yine az görür Türk, koca dünyayı

 

Hazar’a muhabbet götür sultanım

Yesevi’den hikmet getir bizlere

De ki özlemiş sizi Kaynaroğlu

Gayrı dayanmazmış gönlü hasrete

Gökşad

Sivas, 1997

 

Kuşların Rüyası

Kuşların Rüyası 

Kuşların rüyasına girdim dün gece

Karar verdim bunu hep yapacağım

Hepsi de uyuyordu gözlerinde

Onları mı yoksa seni mi kıskanayım

 

Güya bir bülbül senin nefesinden

Şiirler okuyordu seher vaktinde

Şaşırdım kaldım, ses benim sesim

Dedi ki “İlham” derler buna sizin alemde

 

Rüyasında bir güvercin konup pencerene

Uzatıp kanatlarını tutundu ellerine

Şaşırdım kaldım, el benim elim

Dedi ki “Vuslat” derler buna sizin alemde

 

Bir serçe rüyasında kanat çırpıp

Su içti avuçlarından kana kana

Şaşırdım kaldım içim yanmış benim de

Dedi ki “Mecnun” derler buna sizin alemde

 

Kuşların rüyasına girdim dün gece

Gördüm ki seni seviyorum her bedende

Bir kaknus yaklaşıp kulağıma sessizce

Dedi ki “Kader” derler buna sizin alemde

 

Dedim ki “Hayrolur İnşallah...”

Gökşad 

Ankara, 2004

 

Gidişine Ağıt

 

 Mecnûn düşünde gördü Leylâ’yı bir gece:

 Ve sen, şehirlerini benim ülkeme kurdun,Pâyitahtını benim yaralı kalbime..

.Seni bir kan pıhtısı gibi elimde tuttum.

 İnsafsız rüzgârlar uğradı yurduma: 

Yağmur kar ortasında bir çöle düştüm,Kum fırtınasında tutundum saçlarına...

Sen uykudaydın, ben kâbuslar gördüm. 

Buğday tarlalarına kızgın alevler düştü: 

Çıplak ayaklı çocuklar savruldu her yana,

Çıplak ayaklı yıldızlar gibi darmadağın...

Ne olur beni de kat, beni de kat dualarına. 

Seni düşümde gördüm,  tam altı yıl önce: 

Ve sen, gözlerini giyindin Asya ceylanlarının,

Ak sakallardan miras bir huzur yüzünde...

Gezinip durdun içinde bütün damarlarımın.    

 Benim yüreğim mahşer, senin gönlün sırat: 

Zalim bir korku boğazlar sevincimi,

Gözlerim karanlık benim, senin gözlerin hayat.

Gözlerim hiç görmesin gittiğini...  

Ki o Selçuklu şehri seni bırakır mı bilmem:

 Lacivert göğünde gözlerin, bir muska gibi dururken,

Vakitsiz düşer toprağa kırkikindi yağmurları.

Bin yıllık Medrese, yeni bir Eylül’e soyunmuşken... 

Yıldızlara söyle seni geri getirsinler: 

Onlar bilir benim çekik gözlü yüreğimi.

Geçmişin saçından tut, sana yol göstersinler,

Yıldızlar bilir benim gökçe soylu düşlerimi... 

Ankara, 2003

Gökşad 

 

Gözlerin

 

Gözlerin

 

Sanki deryalara dalar giderim

Baktıkça içimi yakar gözlerin

Her şafak vaktinde çalar kapımı

İlmiği boynuma takar gözlerin

 

Mecnun’u çöllerde koyar çaresiz

Ferhad’ı dağlara salar gözlerin

Yanımda yöremde ölüm gezdirir

Benim peşimde o yeşil gözlerin

 

Başı dik dağlara yasla sırtını

Dolunay akşamı kaldır başını

Her kim ki yazarsa kişi bahtını

Ezelden alnıma yazmış gözlerin

 

Dört duvardan gayrı yerim olmadı

Kendi gölgem bana sadık kalmadı

Şu yalan dünyada yüzüm gülmedi

Benim tek servetim senin gözlerin

 

Kefenimi yeşil sarın, beyaz olmasın

Mezarımı göğe kazın yerde kalmasın

Sevdiğim gözünden yaşlar akmasın

Gider Kaynaroğlu, kalır gözlerin

 

Sivas, 1998

 
   
 
Benzer Yazılar