Anasayfa arrow Zekeriya Öz Hakkında
 
   
Türkçülüğün Esasları
Türkçülüğün Özü
A) Dilde Türkçülük
B) Sanatta Türkçülük
C) Ahlaki Türkçülük
D) Hukukta Türkçülük
E) Dinde Türkçülük
F) İktisatta Türkçülük
G) Siyasette Türkçülük
H) Felsefede Türkçülük
Büyük Türkçülerden
Türkçülerden Özlü Sözler
Genel İçerik
Marşlarımız
Görsellikler
Türk Dünyası Ezgileri 1
Türk Dünyası Ezgileri 2
Türkçülük Hakkında
Tüm Dosyalar
Tüm Yazarlar
Edebiyat
Makaleler
Tepkisiz Kalma
Ağelini Öneriniz
Belge Resim

Bilgilendirme
Türküler
Görsellik
Kitap Önerileri
Büyük Türkçüler
Büyük Türkçülerden
Azınlık veya Özerk Türkler
Nutuk
Duyurular
Özlü Sözler
Yorumsuz Resimler
Siyasi Dosyalar

  :: TSK'dan ABD-İsrail Koridoru'na balyoz
  :: Emperyalizmin Tetikçileri
  :: Komünistlerin Atatürk karşıtlığı
  :: Rockefeller'den yüzyılın itirafı
  :: Ayrılma bildirisi ve Sevr
  :: İstanbul Barosu’ndan yapılan 14 maddelik açıklama
  :: Öz Yurdunda Köleleşen Türk
  :: IŞİD – ABD ilişkisinin delilleri
  :: Barzani ve Erdoğan
  :: İran Türkleri Hapislerde
  :: Hitler’in Müftüsü Hacı Emin El Hüseyni
  :: Seçsis Neden Türkiye'de Kullanılıyor?
  :: Irak’ın 16. Tugayı Peşmergeye katıldı!
  :: Türker Ertürk , ABD tertiplerini ve ABD işbirlikçilerini açıklıyor.
  :: Hava Kuvvetlerinde Tasfiye
  :: Esad'ın Ulusal Kanal Söyleşisi
Türkçe
Türkçe Adlar
Türkçe İzgileri
Hayvan Adları
Türkçe Terimler
Göktürk Yazıtları
Kuş Adları Derlemesi
Türkçe Adlar Sözlüğü
Kazakistan Türkçesi Sözlüğü
Azerbaycan Türkçesi Sözlüğü
Dosyalar
Siyasi Dosyalar
Tarihi Dosyalar
Görüntüler
Dini Dosyalar
Belge Resim
Bilimsel Dosyalar
Atatürk
Eserleri
Makaleleri
Özlü Sözleri
Atatürk Dosyaları
İletişim
 

Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player

İlgili İçerikler

Zekeriya Öz hakkındaki iddialar

PDF Yazdır Ağhesabı

Aydınlık Dergisinden Ergenekon soruşturmasını yürüten Cumhuriyet Savcısı Zekeriya Öz hakkındaki iddialarını kapak yaptı. Ergenekon'un son dalga operasyonunda tutuklanan Aydınlık yazarı Emcet Olcayto'da bir Zekeriya Öz dosyası ele geçerken yayınlanan dosyada ilginç iddialar yer alıyor.
İşte Aydınlık dergisinin iddiları;

"İLK GÖREV YERİM MUTKİ" DİYOR, YALAN!
Ergenekon Savcısı Zekeriya Öz'ün gizlenen 4 yılı!
Mutki'ye tayin olmadı, Çine'den sürgün gitti! Ergenekon Savcısı Zekeriye Öz, Çine'deki meslektaşlarını çileden çıkardı, Çinelileri canından bezdirdi. Sonunda bir işadamı silahı çekip ensesine namluyu dayadı! Savcı Zekeriya Öz, kendisini iki buçuk saat rehin tutan işadamı Mehmet Ocak hakkında neden şikâyetçi olmadı dersiniz…

Yıl 1994, Aydın ilimizin Çine ilçesi.
Savcı Zekeriya Öz, eşi ve çocuğuyla birlikte ilk görev yeri olan Çine'ye taşındı.
Yeni Savcı, önce, eşinin kara çarşafıyla Çinelilerin dikkatini çekti. Savcı Öz'ün evine gelen misafirler ise haremlik ve selamlık olarak ayrılan odalarda konuk ediliyordu. Kadınlar haremlikte, erkekler selamlıkta… Savcı Zekeriya Öz halktan gelen tepkiler üzerine kara çarşafı çıkarttırıp eşine türban ve pardösü giydirdi.
Eşi kara çarşafı çıkardı ama Savcı Öz'ün adı Çine'de hiç gündemden düşmedi. Zira Savcı'nın adının karıştığı skandalın biri bitmeden diğeri başlıyordu.
KIDEMLİ SAVCIYA ÇİRKİN TEKLİF
Yıl 1995, Çine Adliyesi.
Bütün adliyelerde olduğu gibi, faks ve adli sicil kaydı yaptıran yurttaşların ödediği paralar Çine Adliyesi'nde de Adaleti Güçlendirme Vakfı'na aktarılıyordu.
Zekeriya Öz, bir gün, dönemin kıdemli savcısı Ayhan Uğurdan'ın kapısını çaldı.
Savcı Öz, Vakfa aktarılan paranın bir bölümünü "paylaşma", teklifinde bulunuyordu!
Kıdemli Savcı, çirkin teklife büyük tepki gösterdi. Kıdemli Savcı Ayhan Uğurdan, Zekeriya Öz'ü Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'na şikâyet etmeyi de ihmal etmedi. Sonunda, hem Zekeriya Öz hem de Kıdemli Savcı Ayhan Uğurdan soruşturma geçirdi.
Zekeriya Öz, Çine'den Bitlis Mutki'ye sürüldü. Ayhan Uğurdan ise uğradığı haksızlığa dayanamayıp görevinden istifa etti.
Zekeriya Öz'ün vukuatları bununla bitmiyor. Hakkındaki soruşturma tamamlanıp sürgün cezası yiyene kadar Savcı Öz, yeni skandallarla Çine'yi sarsmaya devam etti…
SAVCI ÖZ, REHİN ALINIYOR
Yıl 1998, Çine girişindeki Türkiye Şoförler ve Otomobilciler Odası kıraathanesinin önü.
Savcı Öz, oğlu ve babasıyla birlikte oradan geçiyordu.
Mehmet Ocak adlı bir işadamı, silahını çekip Savcı Öz'ün ensesine dayadı! İşadamı Ocak, Savcı Öz'ü kolundan tutup sürükleyerek kıraathaneye soktu. İşadamı Mehmet Ocak, kıraathanede bulunan Çinelileri dışarı çıkarırken, Savcı Öz'ü rehin aldığını bildirdi.
Çineliler eylemi hayretler içinde izliyorlardı. Zira, Mehmet Ocak, aynı yıl Çine vergi rekortmeni olmuş, Çinelilerin yakından tanıdığı bir işadamıydı!
Yirmi kadar polis kıraathanenin etrafını çevirdi, Ocak'a Savcı'yı bırakmasını söylediler, bırakmadı... Daha sonra dönemin kaymakamı, savcısı ve komiseri araya girdiler. İşadamı Mehmet Ocak yatıştırıldı…
Mehmet Ocak, tam iki buçuk saat Zekeriya Öz'ü rehin tutmuştu...
Olaya tanık olan Çineliler, ertesi gün gazetelerde bu haberi bulamadılar. Ne işadamı Ocak hakkında, ne de savcı Zekeriya Öz hakkında soruşturma açılmıştı. Bu durum Çinelilerin merakını daha da artırdı.
Neden sonra öğrendiler ki; Savcı Zekeriya Öz, işadamı Mehmet Ocak'ı haraç vermeye zorluyordu. Savcı Öz, arabasının benzinini de, yine Ocak'ın benzin istasyonundan bedava doldurtuyordu... Savcı Zekeriya Öz'ün, kendisini iki buçuk saat rehin tutan işadamı Mehmet Ocak hakkında neden şikâyetçi olmadığı da böylece anlaşılıyordu!
Ergenekon Savcısı'nın Çine skandallarını Aydınlık'a anlatan emniyet yetkilileri, işadamları, politikacılar ve yurttaşlar, "İşadamı Mehmet Ocak, haklı olarak isyan etti" diyorlar…

RESMİ GAZETEDE DE YAZILI
Ergenekon Savcısı Zekeriya Öz'ün savcılıkta ilk dört yılı böyle geçti.
Fethullahçı medya tarafından titizlikle sürdürülen "İlk görev yerim Mutki" yalanıyla örtülmek istenen gerçekleri, böylece açığa çıkarmış oluyoruz.
Zekeriya Öz, Mutki'ye tayin olmadı, Çine'den sürgün gitti!
Mutki'nin Zekeriya Öz'ün ilk görev yeri olmadığı, Mutki'ye Çine'den gittiği, 2 Temmuz 1998 tarihli ve 23390 sayılı Resmi Gazete'de de yazılı. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Başkanlığı tarafından yapılan atama kararlarının beşinci sayfasında şöyle yazıyor: "Mutki Cumhuriyet Savcılığına, Çine Cumhuriyet Savcısı 35837 Zekeriya Öz".
ADALET BAKANLIĞI'NIN AYDINLIK'A YANITI
Aydınlık, 28 Temmuz'da Adalet Bakanlığı'na savcı Zekeriya Öz'ün "hangi tarihte, nerede göreve başladığını ve nerelerde görev yaptığını" sordu. Adalet Bakanlığı da "kamusal gizlilik ve kişisel gizlilik" gerekçesiyle sorularımızı yanıtsız bıraktı.
ÇİNELİLER: PARAYA ZAAFI VAR
Zekeriye Öz, aradan 10 yıl geçmesine rağmen Çine'nin adliye, polis ve işadamları çevreleri tarafından çok iyi hatırlanıyor.
Çineliler bu olayları Aydınlık'a anlatırken, Ergenekon Savcısı Zekeriya Öz hakkında şu sıfatları kullanıyorlar:
-"Doğru adam değildir."
-"Paraya zaafı vardır."
-"Para Zekeriya Öz'ün her şeyidir!"
Çinelilerin anlattığına göre, Zekeriya Öz Çine savcısıyken, kanuna aykırı olduğu halde ticaretle de uğraştı. Merkezi Çine'de bulunan "İstanbullular Nakliyat" isimli bir firma ile araba alım satım işlerine girdi...
"ATATÜRK'TEN 'BETON KEMAL' DİYE SÖZ EDERDİ"
Öz, 1951'de Bulgaristan'dan Bursa'ya göç eden 8 çocuklu mutaassıp bir ailenin tek erkek çocuğu. 1968 doğumlu.
Teyze oğlu Seyfullah Vatansever, Zekeriya Öz'ün İmam Hatip (İHL)'te okuduğu yıllarda Fethullah tarikatı tarafından "devşirildiğini" anlatıyor. Zekeriya Öz, o yıllarda Fethullah Gülen'in finanse ettiği Yeşilırmak Dershanesi'nde eğitim gördü. Kurban Bayramı'nda vatandaşlardan kurban derilerini toplar, Fethullahçıların vakfına verirdi.
Öz'ün çocukluğu ve gençliği, Bursa-Yalova-İstanbul hattında geçti.
Zekeriya Öz, 1997'de Hakimlik ve Savcılık Sınavı'nı kazandıktan sonra, Aktüel Dergisine verdiği bilgiye göre, Bursa Barosu'ndaki kaydını sildirip 35837 sicil numarasıyla savcı oldu. Mutki'de 2 yıl görev yaptıktan sonra, Balıkesir Bigadiç'e atanıyor. 2004'ten sonra da İstanbul Ümraniye'ye ve sonra da Beşiktaş'ta eski adıyla Devlet Güvenlik Mahkemeleri, yeni adıyla özel yetkilendirilmiş Ağır Ceza Mahkemeleri'ne "özel olarak" tayin ediliyor.
Teyzesinin oğlu Seyfullah Vatansever, Zekeriya Öz için "Atatürk ve Cumhuriyet düşmanıdır" diyor, "Atatürk adını ağzına almaz, 'beton Kemal' ifadesini kullanırdı... Savcı olduğunu duyunca çok şaşırdım. Hâlâ da şaşkınım."
ZEKERİYA ÖZ, BURSA BAROSU'NDAN ATILDI MI?
Zekeriya Öz, okulu bitirince Bursa Barosu'na kaydolur. Avukatlık stajını da Avukat Mustafa Noyan'ın yanında yapar. Bursa Barosu'na giriş tarihi 18 Şubat 1993. 18 Aralık 1997 tarihinde Baro'daki kaydı silinir. Ancak basının yazdığının aksine kendi isteğiyle değil, dönemin Bursa Barosu başkanı eski milletvekili Av. Yahya Şimşek'in verdiği bilgiye göre "aidatlarını ödemediği gerekçesiyle."
Zekeriya Öz'ün savcılık görevine başlama tarihi 1994. Bursa Barosu'ndaki kaydı ise 18.12.1997 tarihinde siliniyor. Buna göre Öz, üç yıl boyunca hem savcı hem de avukat. Yasalarımıza göre bir Cumhuriyet Savcısı'nın iki kimliği olamaz.
Ergenekon Savcısı, attığı her adımda bir skandal yaratmış!
BİGADİÇ'TE DE SORUŞTURMA GEÇİRDİ
Zekeriya Öz'ün, 2003 yılında görev yaptığı Bigadiç'te Balıkesir Barosu avukatlarından avukat Dilek Özkayıhan tarafından Adalet Bakanlığı'na şikâyet edildiği de ortaya çıktı. Şikâyet üzerine bakanlık müfettişleri olayı soruşturuyor ve Öz'ün cezalandırılması için rapor hazırlayıp dosyayı üst kurula gönderiyor. Ancak Zekeriya Öz, o dönemde çıkan disiplin affı ile ceza almaktan kurtuluyor.

Zekeriya Öz, 4 CIA ajanını Sakka ile görüştürdü
Savcı Öz'ün Ergenekon'dan önce baktığı en önemli soruşturma, El Kaide'nin Avrupa, Türkiye, İran, Suriye, Pakistan sorumlusu "Louai Sakka" davasıydı. Zekeriya Öz, İsrail gemisine saldırı hazırlığı yaparken yakalanan El Kaide'ci Sakka hakkında hazırladığı iddianameyle dikkatleri üzerine çekti. Savcı Öz, HSBC Bank, İstanbul'daki İngiliz Başkonsolosluğu ve sinagogları bombalayan eylemciler Azad Ekinci ve Abdülkadir Karakuş'un, Suriye'ye Sakka'nın yanına gittiğini belirledi. Öz, Sakka'ya müebbet hapis talep etti. Zekeriya Öz, eski Lübnan Başbakanı Refik Hariri suikastıyla Sakka'nın bağlantısını araştıran Birleşmiş Milletler Soruşturma Komisyonu'na da bilgi verdi. Louai Sakka, ABD'deki ünlü ikiz kulelere yönelik büyük eylemi gerçekleştiren militanları Yalova'daki terörist kamplarında eğittiğini de daha sonra açıklamıştı.
Tarih: 15 Kasım 2005. Yer: İstanbul Sabiha Gökçen Havalimanı. CIA uçağı Türkiye'ye Louai Sakka için geldi. Bu uçağın geliş nedeni sonradan ortaya çıktı.
Sakka'nın avukatı Osman Karahan'ın verdiği bilgiye göre, "4 CIA ajanı Kandıra F Tipi Cezaevi'nde Sakka ile görüştü." CIA ajanlarının cezaevine girişleri için izni veren de Savcı Zekeriya Öz.
Ayrıntıları Avukat Karahan'dan dinleyelim: "Uçak olayından önce 2 defa müvekkilimle görüşen yabancılar, Sakka'ya Suriye aleyhinde ifade vermesi halinde o dönemde havalimanında bekleyen uçakla dünyanın istediği yerine götürme vaadinde bulundular. İlk görüşmeden kısa bir süre sonra 2'si Türk 4 kişinin Beşiktaş'taki İstanbul Adliyesi'nde görevli Cumhuriyet Savcısı Zekeriya Öz'den aldıkları yazılı bir belge ile cezaevine geldiler. Sakka ile 4 saat süren bir görüşme olmuş. Gelenlerden Türkçe konuşan 2'si kendilerini emniyet görevlisi olarak tanıtmış. Benzer önerileri sıralamışlar. Sakka, hiç konuşmayan diğer 2 kişiden şüphelenerek 'Bunlar Türk değil mi?' diye sormuş. Diğerleri 'Onlar da Türk' diye cevaplamışlar. Ancak, bu kişilerin konuşmaları diğerlerinin kulağına aktardığını görünce sinirlenmiş 'Bunlar CIA ajanı' diye bağırmış. Gerginlik yaşanması üzerine bu kişiler 'Seninle nasıl burada görüşüyorsak, gücümüzü biliyorsun. Ay'a da gitsen seni infaz ederiz' diye tehdit etmişler."
Aydınlık, 9 Aralık 2007'de "4 CIA Ajanı El Sakka'yla F Tipinde" görüştü başlığıyla çıkmıştı. Sakka'nın avukatı olayın tüm ayrıntılarını Aydınlık'a açıklamıştı.

 

Ekim 2008

Aydınlık Dergisi


 
< Önceki   Sonraki >
 
Tavsiye Ettiklerimiz
Yasaklı Belgesel
Tebriz Türk Takımı
Tolon Paşa ve Ordusu
O.Sinanoğlu Sohbet
İthal Tohum İhaneti
Durum Çözümlemesi
Zekeriya Öz Hakkında
Kurtuluş Savaşında 2000 Kırgız
Hakikat nerede?
Etki Ajanları
Çıkışyolu Turan
Dilde Birlik ve Türklük Şuuru
TSK'yı Yıpratma Girişimleri
Siyasetimiz Nasıl Düzelir
Sivil cehalet
Türk Ülküsü
Mevlana'dan Öğütler
Kazak ve Türkiye Türkçesi
Ampulün Anlamı
Said-i Nursi'nin Gerçek Yüzü
Bor Madeni ve Önemi
İran'a şeriat nasıl geldi?
Atatürk'ün Kaleminden
Hablemitoğlu Belgeseli
Gül'ün Süreci
Gizli Mutabakat
Gladyocu İftirası
Kürt Federe Devletine
Gökşad'tan

Saçların gezerdi yüzümde eskiden

Ağlarsın

Saçların gezerdi yüzümde eskiden,

Şimdi yanaklarımda damla damlasın.

Ne çok severdim dizinde yatmayı,

Şimdi uykumu bölen keskin bıçaksın.

 

Nefesin vururdu nefesime her akşam,

Şimdi soluğumu kesen acı rüzgarsın.

Bütün dertlerim yalnız sende biterdi,

Şimdi yüreğimde kapanmaz yarasın.

 

Şehre uzak yerlerden yıldızlar sayardık,

Şimdi gökyüzünde en uzak yıldızsın.

Ne çok özledim seni anlatabilsem,

Şimdi oturup kana kana ağlarsın...

 

Çorlu, 2002

Gökşad

 

Gölgeler

Gölgeler

-I-

Ömrün gölgesi olsun ömrümün

Uzayıp gitsin ardımca

Ben gidersem bir ikindi vakti...

Ki sen bir Cuma sabahı gelirken

Ömrüm gölgesi olmuştu ömrünün

Uzayıp gitmişti ardınca...

 

Ankara, 2004

 

Gölgeler

-II-

Bütün zamanların tek suçlusu ben miyim

Üstüme bir bulutun bile gölgesi düşmez

Bu karanlık sahrada neye pervaneyim

Kapanan gözlerime bir ışık düşmez...

 

Medet ey sevgili, yandım bu çölde!

Bu nasıl bir serap, bu nasıl bir gölge?

Düştüm düşeli bu amansız hüzne

Divane yüreğim bir lahza gülmez

                                  

Ankara, 2004

 

Ahiret'te

 


 

Tanrım sen varlığı yaratansın

Canlı cansız her şeyi kuşatansın

Bir dileğim var sen bağışlayansın

Desem korkarım demesem yer beni

 

Garip gönlüm gece gündüz âhtadır

Dileğim gönlümde sana âyandır

Kusur kulundan bağış katındandır

Desem korkarım demesem yer beni

 

Bedenimi balçıktan sen halk ettin

Yüreğime dünyayı sen dar ettin

Gönlüm coştu, dilimi sen lâl ettin

Desem korkarım demesem yer beni

 

Tanrım hurilerin gözümde değil

Aşk için bir ömür yeterli değil

Hâşâ Kaynaroğlu isyanda değil

Âhirette sevdiğime ver beni

 

               Ankara, 2003

 

Sır Kapısı

Sır Kapısı

 

Kırk sır kapısı açıldı gözlerinde

Kırk ayrı yol var her kapının birinde

Her yol ağzında ayrı idam ettiler

Sade tenim kaldı saçının telinde

 

Bir tel saç ile bağladılar çenemi

Üç tas su ile yıkadılar tenimi

 

Beni gonca gül yaprağına sardılar

Musalla diye avucuna koydular

Nasıl bilirdiniz diye sordular

Sustum da dinledim başka bir alemde

 

Aşkı bilmeyenler hiç ses çıkarmadı

Mecnun dedi ki “beni utandırmadı”

 

Kaynaroğlu, adını toprağa verdin

İki kaş arasından sıratı geçtin

Lokman’ın sırrını sen âşikar ettin

Ölü müsün diri mi, bilmez hiç kimse.

 

Ankara, 2004

 

Nevruz

  

Nevruz

Gökyüzünde göç başlar vakit gece

Sultan kız batıdan doğuya göçer

Toy düğün başlar Türkistan ilinde

Sultan Nevruz önünde gergef işler

 

Bize de gel bilinmez bir saatte

Benim de ölülerim yeyip içsin

Rızkımızı bulalım bu yengi gün’de

Bütün alem Tanrı’ya secde etsin

 

Esir Türkleri unutma Sultanım

Onlar beklese de başka baharı

Birgün muhakkak biter bu zalim kış

Yine az görür Türk, koca dünyayı

 

Hazar’a muhabbet götür sultanım

Yesevi’den hikmet getir bizlere

De ki özlemiş sizi Kaynaroğlu

Gayrı dayanmazmış gönlü hasrete

Gökşad

Sivas, 1997

 

Kuşların Rüyası

Kuşların Rüyası 

Kuşların rüyasına girdim dün gece

Karar verdim bunu hep yapacağım

Hepsi de uyuyordu gözlerinde

Onları mı yoksa seni mi kıskanayım

 

Güya bir bülbül senin nefesinden

Şiirler okuyordu seher vaktinde

Şaşırdım kaldım, ses benim sesim

Dedi ki “İlham” derler buna sizin alemde

 

Rüyasında bir güvercin konup pencerene

Uzatıp kanatlarını tutundu ellerine

Şaşırdım kaldım, el benim elim

Dedi ki “Vuslat” derler buna sizin alemde

 

Bir serçe rüyasında kanat çırpıp

Su içti avuçlarından kana kana

Şaşırdım kaldım içim yanmış benim de

Dedi ki “Mecnun” derler buna sizin alemde

 

Kuşların rüyasına girdim dün gece

Gördüm ki seni seviyorum her bedende

Bir kaknus yaklaşıp kulağıma sessizce

Dedi ki “Kader” derler buna sizin alemde

 

Dedim ki “Hayrolur İnşallah...”

Gökşad 

Ankara, 2004

 

Gidişine Ağıt

 

 Mecnûn düşünde gördü Leylâ’yı bir gece:

 Ve sen, şehirlerini benim ülkeme kurdun,Pâyitahtını benim yaralı kalbime..

.Seni bir kan pıhtısı gibi elimde tuttum.

 İnsafsız rüzgârlar uğradı yurduma: 

Yağmur kar ortasında bir çöle düştüm,Kum fırtınasında tutundum saçlarına...

Sen uykudaydın, ben kâbuslar gördüm. 

Buğday tarlalarına kızgın alevler düştü: 

Çıplak ayaklı çocuklar savruldu her yana,

Çıplak ayaklı yıldızlar gibi darmadağın...

Ne olur beni de kat, beni de kat dualarına. 

Seni düşümde gördüm,  tam altı yıl önce: 

Ve sen, gözlerini giyindin Asya ceylanlarının,

Ak sakallardan miras bir huzur yüzünde...

Gezinip durdun içinde bütün damarlarımın.    

 Benim yüreğim mahşer, senin gönlün sırat: 

Zalim bir korku boğazlar sevincimi,

Gözlerim karanlık benim, senin gözlerin hayat.

Gözlerim hiç görmesin gittiğini...  

Ki o Selçuklu şehri seni bırakır mı bilmem:

 Lacivert göğünde gözlerin, bir muska gibi dururken,

Vakitsiz düşer toprağa kırkikindi yağmurları.

Bin yıllık Medrese, yeni bir Eylül’e soyunmuşken... 

Yıldızlara söyle seni geri getirsinler: 

Onlar bilir benim çekik gözlü yüreğimi.

Geçmişin saçından tut, sana yol göstersinler,

Yıldızlar bilir benim gökçe soylu düşlerimi... 

Ankara, 2003

Gökşad 

 

Gözlerin

 

Gözlerin

 

Sanki deryalara dalar giderim

Baktıkça içimi yakar gözlerin

Her şafak vaktinde çalar kapımı

İlmiği boynuma takar gözlerin

 

Mecnun’u çöllerde koyar çaresiz

Ferhad’ı dağlara salar gözlerin

Yanımda yöremde ölüm gezdirir

Benim peşimde o yeşil gözlerin

 

Başı dik dağlara yasla sırtını

Dolunay akşamı kaldır başını

Her kim ki yazarsa kişi bahtını

Ezelden alnıma yazmış gözlerin

 

Dört duvardan gayrı yerim olmadı

Kendi gölgem bana sadık kalmadı

Şu yalan dünyada yüzüm gülmedi

Benim tek servetim senin gözlerin

 

Kefenimi yeşil sarın, beyaz olmasın

Mezarımı göğe kazın yerde kalmasın

Sevdiğim gözünden yaşlar akmasın

Gider Kaynaroğlu, kalır gözlerin

 

Sivas, 1998

 
   
 
Benzer Yazılar