Anasayfa arrow Durum Çözümlemesi
 
   
Türkçülüğün Esasları
Türkçülüğün Özü
A) Dilde Türkçülük
B) Sanatta Türkçülük
C) Ahlaki Türkçülük
D) Hukukta Türkçülük
E) Dinde Türkçülük
F) İktisatta Türkçülük
G) Siyasette Türkçülük
H) Felsefede Türkçülük
Büyük Türkçülerden
Türkçülerden Özlü Sözler
Genel İçerik
Marşlarımız
Görsellikler
Türk Dünyası Ezgileri 1
Türk Dünyası Ezgileri 2
Türkçülük Hakkında
Tüm Dosyalar
Tüm Yazarlar
Edebiyat
Makaleler
Tepkisiz Kalma
Ağelini Öneriniz
Belge Resim

Bilgilendirme
Türküler
Görsellik
Kitap Önerileri
Büyük Türkçüler
Büyük Türkçülerden
Azınlık veya Özerk Türkler
Nutuk
Duyurular
Özlü Sözler
Yorumsuz Resimler
Siyasi Dosyalar

  :: TSK'dan ABD-İsrail Koridoru'na balyoz
  :: Emperyalizmin Tetikçileri
  :: Komünistlerin Atatürk karşıtlığı
  :: Rockefeller'den yüzyılın itirafı
  :: Ayrılma bildirisi ve Sevr
  :: İstanbul Barosu’ndan yapılan 14 maddelik açıklama
  :: Öz Yurdunda Köleleşen Türk
  :: IŞİD – ABD ilişkisinin delilleri
  :: Barzani ve Erdoğan
  :: İran Türkleri Hapislerde
  :: Hitler’in Müftüsü Hacı Emin El Hüseyni
  :: Seçsis Neden Türkiye'de Kullanılıyor?
  :: Irak’ın 16. Tugayı Peşmergeye katıldı!
  :: Türker Ertürk , ABD tertiplerini ve ABD işbirlikçilerini açıklıyor.
  :: Hava Kuvvetlerinde Tasfiye
  :: Esad'ın Ulusal Kanal Söyleşisi
Türkçe
Türkçe Adlar
Türkçe İzgileri
Hayvan Adları
Türkçe Terimler
Göktürk Yazıtları
Kuş Adları Derlemesi
Türkçe Adlar Sözlüğü
Kazakistan Türkçesi Sözlüğü
Azerbaycan Türkçesi Sözlüğü
Dosyalar
Siyasi Dosyalar
Tarihi Dosyalar
Görüntüler
Dini Dosyalar
Belge Resim
Bilimsel Dosyalar
Atatürk
Eserleri
Makaleleri
Özlü Sözleri
Atatürk Dosyaları
İletişim
 

Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player

İlgili İçerikler

Durum Çözümlemesi : 1 Dünya'da Durum

PDF Yazdır Ağhesabı

 Avrasya uzmanı bazı araştırmacı ve akademisyenler, Uzakdoğuya yönelen para yoğunluğunu görünce dünyanın yeni süper gücü diye ÇİN'i selamlamaya başladılar.Şangay Beşlisini ve Rusya'yı ittifak eden Avrasyacı dost güçler olarak gördüler.İyi ama;Çin ve ABD kölelik anlaşması yaptılar.Dünyanın üretim üssü Çin'dir.Yeni yüzyılda Çin köle gibi çalıştırılan işçilerin neredeyse boğaz tokluğuna olan maliyet giderleriyle tüm dünya finans gücünün yönettiği üretimin üssü durumuna geldi.Büyük ölçekli şirketlerin Çin ile olan anlaşmalarını ABD yi de yöneten güç merkezi yürütüyor.

1-    DÜNYADA DURUM
2-    BÖLGEDE DURUM
3.    TÜRKİYE’DE DURUM

1.     DÜNYADA DURUM
                  19.yy ‘a damgasını vuran sanayileşme ve Milli Devlet fikri sermayenin üst aşaması olan Emperyalist dönemle birlikte 1900 yılı başlarından itibaren devletlerini yeniden ve yeniden paylaşım ve Pazar kavgasına sürükledi. Emperyalist ekonominin harap ettiği ülkelerde açlık, salgın hastalık, toplu göç, ulusal onursuzluk gibi felaketlere uğrayan insanlık , bu kere komünizm denilen illetin deneme tahtası olmaya adaydı. Eşitsiz gelişme  zenginler ve yoksullar arasındaki uçurumu derinleştirmiş 8 saatlik işgünü için verilen mücadeleler bile bir çırpıda  komünist ideolojinin propagandasına maya olmuştur. Emperyalizm karşısında onurları kırılan Rus işçileri ve köylüleri yeni moda ideolojinin savaş karşıtı söylemleriyle hayat bulmuşlardır. Emperyalist savaşa karşı Enternasyonalizm bayrağını açmışlar, bu uğurda tüm dünya işçilerinin yoğun çabalarıyla  SSCB’yi kurmuşlardır. Karl Marks’ın Kapitalizmin en çok geliştiği Almanya ve İngiltere’de Kömünist devrim yapılabileceği  şeklindeki ideolojisi, Siyasi Parti öncülüğünde bir sıra devrimden sonra  geri kalmış ülkelerde de Komünizmin kurulabileceği şeklinde ve Leninizm olarak ortaya çıkmıştır. Savaş, yokluk, kıtlık, göçler yaşamış, onursuz bırakılmış uluslar başka da bir seçenek bulamayınca ve biraz da SSCB ordularının Alman faşizmini yıkmak için bu ülkelere girmesiyle bir anda sosyalizm deneyiminin kobayları olmuşlardır. Bu ideolojinin sonraki 50 yıl boyunca  en büyük ilham kaynağı Alman faşizmine karşı verilen mücadele olmuştur. Amerika  Hollyvood ile,Moskova ise ; yazılı basın, tiyatro,şiir,resim, sinema gibi sanatın her alanında insanların yaşam savaşlarını farklı amaçlar için propaganda malzemesi olarak kullanmışlardır. Soğuk savaş denen şey giderek emperyalistleşen SSCB ile Amerika arasındaki  süper güçler mücadelesinin işte bu türden  kirli görüntüsüdür. İnsanlık önceki kuşakların acılarından öyle bir senteze vardı ki ; önce Beyaz Saray dünyada istediği gibi at oynatamaz olmuş, ardından SSCB uyduları  çatırdayarak çökmüşlerdir. Gelecekte olacak olan şey ise ; Milli kimliğini yitirmiş ticari merkezler halinde güç merkezlerinin oluşmasıdır. Milletler yozlaşmakta , milli değerler çiğnenmekte, her şey  güç merkezlerinin masasına konulup uluslara yeni roller yazılmaktadır. Medyayı kontrol eden güç merkezlerinin amacı ulusları teslim almaktır. Koydukları sisteme kayıtsız şartsız uymalarını istemektedirler. Tepki olarak da Enternasyonalizm rüyası bu defa kökten dincilik olarak tezahür etmekte ve uluslar yeniden zayıf düşürülmeye çalışılmaktadır.Vatikan yakında yayınladığı yeni yıl görüşleriyle  Hristiyanlığı öne çıkaran çalışmalar içerisindedir.Ruhları temizleyen manevi  inanc bireysel olmaktan çıkmıştır. İnsanın yaratıcısı ile olan bağı yerine cemaatin hissiyatına yönelik uydurma yazı ve yorumlar  insanlara dayatılmaktadır. İnsanlık ,bireyin dini hak ve görevlerini terk eden  kökten dinciliğin yaratacağı hayal kırıklığını şimdiden görebilse ;  temiz inançlarıyla dini ve vicdanı ile yeniden baş başa yaşayıp gidecektir.En büyük Güç merkezi konumundaki ülkenin aynı zamanda judaist-christian-muslım  dialogculuğunu ve giderek birliğini öngörmesi nasıl açıklanabilir ?BOP olarak bölgemize dayatılan öngörünün adı küreselleşmedir.Eskinin katı amerikan karşıtı köktendincileri ve komünistlerinin önemli bir bölümü milliliğe karşıt olarak enternasyonalizm bayrağının yerel aktörleri olabildilerse sorunun cevabı ortada demektir.

1.A-  DÜNYADA GELİŞME  BELİRLİ BİR ÇİZGİDE Mİ OLUYOR ?

                 Bu soruya verilecek yanıt  tekdüze olmamalıdır. İki kamp iki bakış açısı ya da orta yol... Önyargı ve siyasi propaganda ürünü olan bu değerlendirmeler terk edilmelidir. Aynı şekilde  tekli değerlendirme de terk edilmelidir. Dünyadaki gelişmeyi anlatacak kilit kelime devinimdir. İlk çağlardan bu yana ticaretin gelişmesinin ulaştığı en yüksek sonuç sermayenin hakimiyeti değil ticaretin merkezileşmesidir. Finansman sağlanması ve ürün pazarlaması denebilecek merkezileşme ; güç merkezleri,bölge güçleri ve vagona yetişmeye çalışan diğer ülkelerden oluşmaktadır. Finansman odakları devletler değil; bireyler, şirketler, konsorsiyumlar olmaktadır. Merkezileşmeyi yaratan  güç üretim araçlarını ellerinde bulunduranlar değil  teknolojik gelişmeyi uygulayanlar ve yaratanlardır. Belirleyici olan teknolojik imkanlar ve bilgi birikimidir. Para ya da sermaye  değişimin ve gücün sembolüdür. Para ve sermaye kendisine uygun limanlar  bulmakta  koruma ve baskı altına alma eğiliminden uzaklaşmaktadır. Ticarete konu olan şey; ürünlerin pazarlaması ile birlikte çok hızla gerçekleştiği için hatta zamanla yarışıldığı için çoğu kere kiralanması veya  iletişim olanakları sayesinde sonsuz derecede el değiştirebilecek  piyasa imkanları  yaratılmasıdır.
               Bu girişten sonra verilecek yanıt; hayır ! gelişim belirli bir çizgide olmamaktadır. Bu gelişimi ifade edecek kilit kelime devinim ve yoğunlaşmadır. Toplumsal hayat düz bir çizgide değil spiral – helozon  yoğunlaşma şeklindedir. Kimi toplumlar  uzun çaba sonucu ulaştıkları düzeyin bir anda gerisine düşerek başa dönme riskinin her zaman olduğunu gösterdiler. On yıl boyunca istikrarlı bir yapı gösteren ekonomik yapılar  gelişimi yakalayamadıkları anda on yıl önceki ekonomik ve sosyal yapılarıyla yüz yüze kaldılar. Spiral –Helozon gelişme eğrileri üzerinde  ısrarlı analizler, birbiriyle kesişen teğetler ,doyma noktaları, yükselme eğilimleri bulmaya çalışan çabalar , dikey – yatay grafikli eskimiş öğretileri ezip geçtiler. Karmaşık problemleri çözme teknikleri öğrenenler ,iki bilinmeyenli denklemi öğrendiğinde çok karmaşık duygulara kapılan  utangaç ve kendine güveni  olmayanların  hataları ile ilgilenip zaman harcamadılar. Dünya üzerindeki toplumların medeniyet yarışı işte böyle bir seyir ve yarış halindedir. Milletlerin varlığı ve devamlılığı ile ilgili sorunun özü gelişimi nasıl gördüğü ile ilgilidir. Kısacası birileri bilgi – iletişim teknolojisini yaratır ve satar, diğeri en son teknolojiyi  almakla ve kullanmakla öğünür. Sonuçta ikisi de söz konusu teknolojiyi kullanacaktır. Ne var ki ; ikincinin  teknoloji alıp kullanması, imkanları ile sınırlı olduğu halde  ,birincinin   bilgi birikimi ve yaratıcılığı teknoloji  kullanımının  sürekliliğinin  de olanaklarını yaratır. Devinim-yoğunlaşma  gerçekliktir. Helezon-spiral  ilerleme sürecinde tarih yazımı devam etmektedir.

1.B-     DÜNYA SERMAYE NİN  BASKISI ALTINDA MI ?

               Sermayenin belirli ellerde birikeceği şeklinde 20. yy başlarında kabul gören  anlayış ;  savunulması gereken sermaye mağduru emekçi sınıfları örgütleyen popülist bir sınıf yarattı. Sendika örgütleri olarak ortaya çıkan bu yeni  sınıf  aslında  yatıştırıcı ilaç gibi emekçi yığınları sakinleştirdi. Serbest rekabet ortamının dünya üzerinde yarattığı yeni fırtınalar sonucunda ; ağırlıkta olan anlayış, gruplaşan işkolları düzeyinde işçi dayanışması değil ,birbiri ile rekabet eden  yeni tip işletmelerin , sendikaları ezip geçen birlikte yönetim-toplam kalite-rekabet düzeni olmuştur. Köşe başlarında  dayanışma adı altında  kurulup muazzam servetler edindikten sonra,zamanla  aidat toplama planlaması yapmaktan başka bir işlevi kalmayan sözüm ona sivil toplum kuruluşları , ortaya çıkan sosyal problemlerin çözümünde de  hala gerekliliklerini ispat edebilmek için hükümetlere tehditler savurup hiçbir işlevleri olmadığı halde üretimde çalışan kesimler adına güya hakları söke söke aldıkları izlenimi vermektedirler. Hatta bunu yaparken  karşısında kuruldukları iş dünyasının  kaşarlanmış anti-sosyal örgütleri ile birlikte demokrasi mücadelesi verdiklerini  ifade etmektedirler. En zayıfından en güçlüsüne tüm bu örgütler toplumun gelişmesinin önünde duran kast sisteminin  savunucuları haline gelmişlerdir. Sovyet sisteminde bürokratik kast sistemi olarak görünen sendikal-partizan örgütlenme ; gelişmemiş toplumlarda  devlet-siyaset ortak ürünü  işletmelerde, meslekler düzeyinde kast sistemini ; gelişmiş toplumlarda ise; alışılagelmiş tüm örgütlenmeler, meslek kuruluşları, odalar,sendikalar  muazzam aidat planlaması gerçekleştiren kast sistemi oluşturmaktadırlar. Ekonomisi güçlü gelişmiş ülkelerde bu tür örgütlenmelerin sağladıkları birikimler tekrar ekonomiye kazandırılırken , kimi gelişen ülkelerin açmazı  bu birikimleri kontrol edemediği gibi  güya sivil toplum kuruluşu adını kendisine yakıştıran bu örgütlerin   yönetimlerinin can sıkıcı tehditleri ile de uğraşmasıdır.
               Toplumsal değişim ve gelişme devinmekte ,Ülküden yoksun siyasi ve sosyal sistemin payandaları  bilinen ve tekrarlanan “sınıfçı” önyargılarla,  sloganlarla  rollerini yerine getirmeye devam etmektedirler. Kısaca ; sınıfsal temelde örgütlenmeler , toplumsal gelişimin sancılı döneminde üzerlerine düşen sosyal paylaşım görevlerini tamamlamışlardır. Şimdi tabansız kalmış organizasyonlara dönüşme yoluna girmişlerdir. Sivil Toplum kuruluşları olarak tanımlanamazlar. Doğayı, sağlıklı yaşamı, mesleki ihtisaslaşmayı, dayanışmayı, aileyi ,çocukları, kadınları koruma altına alan gönüllü kuruluşlara ihtiyaç vardır. Güç merkezlerinin işbirlikçiliğne soyunan cemaat kuruluşlarının esaretini karşılayacak gönüllü kuruluşlara ihtiyaç vardır.Bu yönelişte bulunan kişi ve kurumlar dini önyargıları ve tahammülsüzlüğü yıkarak  insanlığı kucaklamalıdırlar. Helozonik-spiral gelişmeye uygun  devinim her şeyi aslına  döndürmektedir. Sınırsız  doğa sevgisi   ruhlara dolmaktadır. Ülkü; siyasi sistemdeki dönüşümü sağladıktan sonra yalnızca gönüllü kuruluşları sivil toplum kuruluşu olarak değerlendirir. .Diğer türden örgütlenmeler siyasi organizasyondur. Gelişmiş ülkelerdeki adı güç merkezleri koruma kuruluşları(Onlar NGO hükümet dışı sivil kuruluş der),bizim gibi ülkelerdeki adı ise uzantı ve piyondur. Düşündükleri  şey kendi çıkarlarını ulusun ve toplumun çıkarlarından üstün tutmaktır. Hep talep ederler,durmadan isterler ,her türden yeniliğe karşı çıkarlar,varsa yoksa  kurulu düzenlerinin babadan oğul’a devamıdır. Gelişeni gören Ülkü doğrultusunda yapılması gereken kendi çıkarından arınmak ve bir başka gücün maşası olmamaktır.
                Sermaye  coğrafya tanımayan bir gruplaşma eğilimindedir. Daha ileri teknoloji , daha ileri buluşlar ,güvenilir marka, daha çok satış yapmak isteyen yatırımlara yönelmek İsteyen bütün ülkelerin katılımıyla birlikte meydana getirilen sermaye yönlendirme merkezleri , gelişmenin ve uygarlığın  nimetleri kredi olanakları yaratılarak altın tepsilerde sunulmaktadır. Dayatma, güç kullanma, işgal etme , sömürme kelimelerinin içeriği boşalma eğilimine girmiştir. ABD emperyalizmi ve diğer ortaklarının Irak deneyimleri bu tezi haklı çıkarmaktadır.Gelişmenin yönü bu şekildedir. Emperyalizmin kendisi de yitip gitmemek için şuursuzca direniyor.Dünyanın tepesinde , uluslarüstü bir güç merkezi olgusu ve bu gücün ele geçirdiği Devletler ve o gücü toplumsal olarak destekleyip yönlendiren Dinler Dönüşmesi dediğimiz Birleşmiş Tarikatlar bulunmaktadır.Bugün ABD ekonomisinde Finans sektöründe ortaya çıkan çalkantı ABD yi de terbiye kıskacına alabilme yeteneğindeki büyük güç merkezinin uzakdoğuya yönelik para akışının sonucudur.Bakalım ABD ekonomisi bu daralmayı ne gibi karşı tedbirlerle ve önerilerle karşılayabilecek?Bakalım ABD devlet aygıtı kimin denetimindeymiş ?Ülkelerde kapitalist üretim ilişkileri diye birşey kalmıyor.Üretim yerine tüketim destekleniyor.Kredi muslukları sonuna kadar açılarak modern üretim şartları ortadan kalkıyor,köle gibi çalıştırma dönemi geliyor.Çin'de yaratılan üretim üssü, tüm dünyada üretimi yok etmenin ve teslim almanın alt yapısını hazırlıyor.Avrasyacı romantik görüşler ortaya atılıyor: Para doğuya akıyor diye sevinç çığlıkları atanlara bakarsak; Çin ve Japonya dünyanın yeni efendileri , Rusya da koruyucu ortakları olacak ve ABD yenilecek...ABD - Çin ilişkileri yeni yüzyılda ,Türk coğrafyasında süreceği açıkça belli olan karmaşa ve kaos ortamının ipuçlarını da veriyor.
              Avrasya uzmanı bazı araştırmacı ve akademisyenler, Uzakdoğu'ya yönelen para yoğunluğunu görünce dünyanın yeni süper gücü diye ÇİN'i selamlamaya başladılar.Şangay Beşlisini ve Rusya'yı ittifak eden Avrasyacı dost güçler olarak gördüler.İyi ama;Çin ve ABD kölelik anlaşması yaptılar.Dünyanın üretim üssü Çin'dir.Yeni yüzyılda Çin köle gibi çalıştırılan işçilerin neredeyse boğaz tokluğuna olan maliyet giderleriyle tüm dünya finans gücünün yönettiği üretimin üssü durumuna geldi.Büyük ölçekli şirketlerin Çin ile olan anlaşmalarını ABD'yi de yöneten güç merkezi yürütüyor.Yeni durum Dünya'da büyük şaşkınlıkla karşılandı.Küreselleşmenin üretim üssü Çin,erk(enerji) kaynakları Orta Asya ve Ortadoğu ülkeleridir.Çin, Uygur Türklerine ,Moğolistan ve Tayivan sorunlarına ilişkin politikasında istediği şekilde yol alıyor.Buna bir engel yok...Orta Asya'da kargaşa ve huzursuzluğu gidermenin yolu Yeşil kuşak politikasını yürütmek,Ortadoğuyu "vaadedilmiş topraklar" isteğiyle donanmış İsrail eliyle yönetmek..Güç merkezinin istediği işte budur.Çin ve Japonya küreselleşmenin aracı olmasalardı bile ona karşıt yeni bir düzen öngörecek ülküden yoksun oldukları için değişen birşey olmayacak.Finans ve ticaret merkezi kazanmaya devam edecek.Gücümüzü ve enerjimizi yitip gitmekte olan vahşi kapitalizme ve emperyalizmin ordusuna karşı sanal savaş yürütmek yerine, bizi içeriden bin parçaya bölen kimliksizleşmeye, vatansızlaşmaya ,sosyal devletten yoksun bırakılmaya,üretimsiz kalmaya kısacası ülküsüzleşmeye dikkat çekmeliyiz.İçe dönük bir millileşme atağı uygulamalıyız..
            Emperyalizmin (böl-yönet,işgal et,sömür) dizisi...işbirlikçiler eliyle Milli kimliklerin ve milli ekonominin yok edilmesine dönüşüyor.Küreselleşme dedikleri şey;kapitalizmin de dışında bir kölelik şartlarını dayatıyor.Çin'de 300 milyon kişi üretirken 400 milyon kişi kölelik şartlarında çalışmak için sırasını bekliyor . Bir yatağı 8 saat esasına göre üç kişi paylaşıyor.Ülkemizde yakın bir dönemde bu durumun ortaya çıkması tehlikesi yok mu ?Bu nedenle içe dönük bir Milli atağa gerek vardır.Ülkü bunu başarmalıdır.Dünya'nın geri kalanının  aç ve sefil olduğuna bakıp , emperyalizme karşı çıkma çabaları sonucu % 85 gibi bir çoğunlukla ABD-AB yi düşman olarak algılayan Türk halkının, nasıl olup ta % 47 ile akp yi iktidar yaptığı ve cemaatlerin yoluna girdiği başka türlü açıklanabilir mi ?.Bu yol aç kalma korkusu, işsiz kalma,güvende hissetmeme korkusudur.Türk halkı midesinden yakalanmıştır.Hemen atılması gereken adım; vakıf sistemini gündeme getirip kölelik düzenine karşı halkı  korunmaya ikna etmektir.Özel sektör ve devlet işletmeleri yanında 3. sektör vakıflar sektörü olmalıdır.Üretici kooperatifleri yeniden canlandırılarak üretim sonuna kadar ayakta tutulmalıdır.
           Yapılması gereken Ülkü sahibi olmak değil midir *  Ülkü vizyonu ve ufkudur. Güç merkezlerinin gölgesinde kimliksiz köle olarak huzur içinde yaşama imkanı sunulmaktadır. Başka bir amacı olmayanların  böyle bir yaşama yönelmeleri engellenemiyor. Sorunun esası budur. Ulaşılan yüksek zenginlik düzeyine karşın ,batı ülkelerinin insanları bile ekonomik organizasyonlara  güvenerek siyasi bütünleşmelere şüphe ile bakmakta ve güvenememektedir.Güç merkezleri olgusu ve yarattığı muazzam işsizlik korkusu bu ülkelerde de büyümekte,iktidarlar sosyal haklarda budamaları gündeme getirmektedir.Bir dönemin zengin toplumları gelişimin her şeyi tahrip etmesini yok etmesini kabul edememektedirler. Gelişimin yönü gruplaşma ve güç merkezleri şeklinde olmaktadır. Şunu da belirtmeliyiz  ki ; Bu gelişimin siyasi üstyapıyı nasıl şekillendireceği  konusu; bizim ülkümüz ile güç merkezlerini güya yönlendirdiğini sanan birkaç büyük devlet  arasında muazzam yarış ve çekişmeye sahne olmalıdır.

Çınargeçidi

18.1.2008

 


 
< Önceki   Sonraki >
 
Tavsiye Ettiklerimiz
Yasaklı Belgesel
Tebriz Türk Takımı
Tolon Paşa ve Ordusu
O.Sinanoğlu Sohbet
İthal Tohum İhaneti
Durum Çözümlemesi
Zekeriya Öz Hakkında
Kurtuluş Savaşında 2000 Kırgız
Hakikat nerede?
Etki Ajanları
Çıkışyolu Turan
Dilde Birlik ve Türklük Şuuru
TSK'yı Yıpratma Girişimleri
Siyasetimiz Nasıl Düzelir
Sivil cehalet
Türk Ülküsü
Mevlana'dan Öğütler
Kazak ve Türkiye Türkçesi
Ampulün Anlamı
Said-i Nursi'nin Gerçek Yüzü
Bor Madeni ve Önemi
İran'a şeriat nasıl geldi?
Atatürk'ün Kaleminden
Hablemitoğlu Belgeseli
Gül'ün Süreci
Gizli Mutabakat
Gladyocu İftirası
Kürt Federe Devletine
Gökşad'tan

Saçların gezerdi yüzümde eskiden

Ağlarsın

Saçların gezerdi yüzümde eskiden,

Şimdi yanaklarımda damla damlasın.

Ne çok severdim dizinde yatmayı,

Şimdi uykumu bölen keskin bıçaksın.

 

Nefesin vururdu nefesime her akşam,

Şimdi soluğumu kesen acı rüzgarsın.

Bütün dertlerim yalnız sende biterdi,

Şimdi yüreğimde kapanmaz yarasın.

 

Şehre uzak yerlerden yıldızlar sayardık,

Şimdi gökyüzünde en uzak yıldızsın.

Ne çok özledim seni anlatabilsem,

Şimdi oturup kana kana ağlarsın...

 

Çorlu, 2002

Gökşad

 

Gölgeler

Gölgeler

-I-

Ömrün gölgesi olsun ömrümün

Uzayıp gitsin ardımca

Ben gidersem bir ikindi vakti...

Ki sen bir Cuma sabahı gelirken

Ömrüm gölgesi olmuştu ömrünün

Uzayıp gitmişti ardınca...

 

Ankara, 2004

 

Gölgeler

-II-

Bütün zamanların tek suçlusu ben miyim

Üstüme bir bulutun bile gölgesi düşmez

Bu karanlık sahrada neye pervaneyim

Kapanan gözlerime bir ışık düşmez...

 

Medet ey sevgili, yandım bu çölde!

Bu nasıl bir serap, bu nasıl bir gölge?

Düştüm düşeli bu amansız hüzne

Divane yüreğim bir lahza gülmez

                                  

Ankara, 2004

 

Ahiret'te

 


 

Tanrım sen varlığı yaratansın

Canlı cansız her şeyi kuşatansın

Bir dileğim var sen bağışlayansın

Desem korkarım demesem yer beni

 

Garip gönlüm gece gündüz âhtadır

Dileğim gönlümde sana âyandır

Kusur kulundan bağış katındandır

Desem korkarım demesem yer beni

 

Bedenimi balçıktan sen halk ettin

Yüreğime dünyayı sen dar ettin

Gönlüm coştu, dilimi sen lâl ettin

Desem korkarım demesem yer beni

 

Tanrım hurilerin gözümde değil

Aşk için bir ömür yeterli değil

Hâşâ Kaynaroğlu isyanda değil

Âhirette sevdiğime ver beni

 

               Ankara, 2003

 

Sır Kapısı

Sır Kapısı

 

Kırk sır kapısı açıldı gözlerinde

Kırk ayrı yol var her kapının birinde

Her yol ağzında ayrı idam ettiler

Sade tenim kaldı saçının telinde

 

Bir tel saç ile bağladılar çenemi

Üç tas su ile yıkadılar tenimi

 

Beni gonca gül yaprağına sardılar

Musalla diye avucuna koydular

Nasıl bilirdiniz diye sordular

Sustum da dinledim başka bir alemde

 

Aşkı bilmeyenler hiç ses çıkarmadı

Mecnun dedi ki “beni utandırmadı”

 

Kaynaroğlu, adını toprağa verdin

İki kaş arasından sıratı geçtin

Lokman’ın sırrını sen âşikar ettin

Ölü müsün diri mi, bilmez hiç kimse.

 

Ankara, 2004

 

Nevruz

  

Nevruz

Gökyüzünde göç başlar vakit gece

Sultan kız batıdan doğuya göçer

Toy düğün başlar Türkistan ilinde

Sultan Nevruz önünde gergef işler

 

Bize de gel bilinmez bir saatte

Benim de ölülerim yeyip içsin

Rızkımızı bulalım bu yengi gün’de

Bütün alem Tanrı’ya secde etsin

 

Esir Türkleri unutma Sultanım

Onlar beklese de başka baharı

Birgün muhakkak biter bu zalim kış

Yine az görür Türk, koca dünyayı

 

Hazar’a muhabbet götür sultanım

Yesevi’den hikmet getir bizlere

De ki özlemiş sizi Kaynaroğlu

Gayrı dayanmazmış gönlü hasrete

Gökşad

Sivas, 1997

 

Kuşların Rüyası

Kuşların Rüyası 

Kuşların rüyasına girdim dün gece

Karar verdim bunu hep yapacağım

Hepsi de uyuyordu gözlerinde

Onları mı yoksa seni mi kıskanayım

 

Güya bir bülbül senin nefesinden

Şiirler okuyordu seher vaktinde

Şaşırdım kaldım, ses benim sesim

Dedi ki “İlham” derler buna sizin alemde

 

Rüyasında bir güvercin konup pencerene

Uzatıp kanatlarını tutundu ellerine

Şaşırdım kaldım, el benim elim

Dedi ki “Vuslat” derler buna sizin alemde

 

Bir serçe rüyasında kanat çırpıp

Su içti avuçlarından kana kana

Şaşırdım kaldım içim yanmış benim de

Dedi ki “Mecnun” derler buna sizin alemde

 

Kuşların rüyasına girdim dün gece

Gördüm ki seni seviyorum her bedende

Bir kaknus yaklaşıp kulağıma sessizce

Dedi ki “Kader” derler buna sizin alemde

 

Dedim ki “Hayrolur İnşallah...”

Gökşad 

Ankara, 2004

 

Gidişine Ağıt

 

 Mecnûn düşünde gördü Leylâ’yı bir gece:

 Ve sen, şehirlerini benim ülkeme kurdun,Pâyitahtını benim yaralı kalbime..

.Seni bir kan pıhtısı gibi elimde tuttum.

 İnsafsız rüzgârlar uğradı yurduma: 

Yağmur kar ortasında bir çöle düştüm,Kum fırtınasında tutundum saçlarına...

Sen uykudaydın, ben kâbuslar gördüm. 

Buğday tarlalarına kızgın alevler düştü: 

Çıplak ayaklı çocuklar savruldu her yana,

Çıplak ayaklı yıldızlar gibi darmadağın...

Ne olur beni de kat, beni de kat dualarına. 

Seni düşümde gördüm,  tam altı yıl önce: 

Ve sen, gözlerini giyindin Asya ceylanlarının,

Ak sakallardan miras bir huzur yüzünde...

Gezinip durdun içinde bütün damarlarımın.    

 Benim yüreğim mahşer, senin gönlün sırat: 

Zalim bir korku boğazlar sevincimi,

Gözlerim karanlık benim, senin gözlerin hayat.

Gözlerim hiç görmesin gittiğini...  

Ki o Selçuklu şehri seni bırakır mı bilmem:

 Lacivert göğünde gözlerin, bir muska gibi dururken,

Vakitsiz düşer toprağa kırkikindi yağmurları.

Bin yıllık Medrese, yeni bir Eylül’e soyunmuşken... 

Yıldızlara söyle seni geri getirsinler: 

Onlar bilir benim çekik gözlü yüreğimi.

Geçmişin saçından tut, sana yol göstersinler,

Yıldızlar bilir benim gökçe soylu düşlerimi... 

Ankara, 2003

Gökşad 

 

Gözlerin

 

Gözlerin

 

Sanki deryalara dalar giderim

Baktıkça içimi yakar gözlerin

Her şafak vaktinde çalar kapımı

İlmiği boynuma takar gözlerin

 

Mecnun’u çöllerde koyar çaresiz

Ferhad’ı dağlara salar gözlerin

Yanımda yöremde ölüm gezdirir

Benim peşimde o yeşil gözlerin

 

Başı dik dağlara yasla sırtını

Dolunay akşamı kaldır başını

Her kim ki yazarsa kişi bahtını

Ezelden alnıma yazmış gözlerin

 

Dört duvardan gayrı yerim olmadı

Kendi gölgem bana sadık kalmadı

Şu yalan dünyada yüzüm gülmedi

Benim tek servetim senin gözlerin

 

Kefenimi yeşil sarın, beyaz olmasın

Mezarımı göğe kazın yerde kalmasın

Sevdiğim gözünden yaşlar akmasın

Gider Kaynaroğlu, kalır gözlerin

 

Sivas, 1998

 
   
 
Benzer Yazılar