Anasayfa arrow Yazarlar arrow Çınargeçidi arrow İki Adım İleri 1 2
 
   
Türkçülüğün Esasları
Türkçülüğün Özü
A) Dilde Türkçülük
B) Sanatta Türkçülük
C) Ahlaki Türkçülük
D) Hukukta Türkçülük
E) Dinde Türkçülük
F) İktisatta Türkçülük
G) Siyasette Türkçülük
H) Felsefede Türkçülük
Büyük Türkçülerden
Türkçülerden Özlü Sözler
Genel İçerik
Marşlarımız
Görsellikler
Türk Dünyası Ezgileri 1
Türk Dünyası Ezgileri 2
Türkçülük Hakkında
Tüm Dosyalar
Tüm Yazarlar
Edebiyat
Makaleler
Tepkisiz Kalma
Ağelini Öneriniz
Belge Resim

Bilgilendirme
Türküler
Görsellik
Kitap Önerileri
Büyük Türkçüler
Büyük Türkçülerden
Azınlık veya Özerk Türkler
Nutuk
Duyurular
Özlü Sözler
Yorumsuz Resimler
Siyasi Dosyalar

  :: TSK'dan ABD-İsrail Koridoru'na balyoz
  :: Emperyalizmin Tetikçileri
  :: Komünistlerin Atatürk karşıtlığı
  :: Rockefeller'den yüzyılın itirafı
  :: Ayrılma bildirisi ve Sevr
  :: İstanbul Barosu’ndan yapılan 14 maddelik açıklama
  :: Öz Yurdunda Köleleşen Türk
  :: IŞİD – ABD ilişkisinin delilleri
  :: Barzani ve Erdoğan
  :: İran Türkleri Hapislerde
  :: Hitler’in Müftüsü Hacı Emin El Hüseyni
  :: Seçsis Neden Türkiye'de Kullanılıyor?
  :: Irak’ın 16. Tugayı Peşmergeye katıldı!
  :: Türker Ertürk , ABD tertiplerini ve ABD işbirlikçilerini açıklıyor.
  :: Hava Kuvvetlerinde Tasfiye
  :: Esad'ın Ulusal Kanal Söyleşisi
Türkçe
Türkçe Adlar
Türkçe İzgileri
Hayvan Adları
Türkçe Terimler
Göktürk Yazıtları
Kuş Adları Derlemesi
Türkçe Adlar Sözlüğü
Kazakistan Türkçesi Sözlüğü
Azerbaycan Türkçesi Sözlüğü
Dosyalar
Siyasi Dosyalar
Tarihi Dosyalar
Görüntüler
Dini Dosyalar
Belge Resim
Bilimsel Dosyalar
Atatürk
Eserleri
Makaleleri
Özlü Sözleri
Atatürk Dosyaları
İletişim
 

Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player

İlgili İçerikler

İki Adım İleri 1 2

PDF Yazdır Ağhesabı
 Yeni-liberal , siyasal islamcı, etnikçi ortaklığın görüşleri AB-ABD güç merkezleri etkisinde ve doğrudan onların yönlendirmesiyle kitle tabanı elde etmiş görünüyor. Bu üçlünün esas özelliği dış desteğinin bulunması ve kitle gücüdür.
    Siyasal iktidar ve onu destekleyenlerin en sıkıştıkları konu ; işsizlik,yoksulluk,cari acık,dış borç batağı ve bir türlü darmadağın edemediği Milli nitelikteki güçlü anti-emperyalist birikimdir. Özellikle Üniversiteli gençlerin emperyalizme ve köleleştirme düzeni olan küreselleşmeye karşı dilimiz Türkçe ve Türk Milletinin birliği temelinde biraraya gelmeleri , egemen oligartları olduğu kadar sözde toplumcu olduğunu söyleyen eskinin çürümüş ideolojilerini savunanları da ürkütmüş görünüyor. Bu kesimler de siyasal iktidarın Milli nitelikteki birikimlere dönük sert eleştirilerini alkışlamıyor mu ?

CHP de son kongresiyle göstermiştir ki; katı laiklik söylemleriyle elitçi siyaset Türkiye'yi yönetme isteğinde değildir. Cesur ve atak değiller. Çünkü onları eyleme geçirecek ekonomik ve sosyal öngörüleri yetersizdir. İstemese de belirli oranda bir oy almaları kaçınılmaz olan bu elitçi kesimin "Türkiye Cumhuriyetini kurmak" gibi kutsal görevi yerine getirmiş olan M.Kemal Atatürk ve ardıllarının adı üzerinden kısır siyasi söylemleri Milli birikimin gözlerini açmış görünüyor. Bizkaçkişiyiz adı altında tabanda özellikle Laik ve aydın kesim arasında yaygın olan kesimin ve diğer benzeri örgütlenmesi ve yaygınlaşması ve çekim merkezi oluşturması CHP nin eskimiş yapısının süremeyeceği anlamını taşıyor. Türkiyem topluluğunun çabalarını da buna ekleyebiliriz. Disk, Tür-iş, Kesk kısmen de olsa Kamu-sen içinde değişik sözler duyulursa buna şaşmamak gerekir.
     1 mayıs gibi tarihi olarak önem taşıyan bir günü, hala daha sınıf savaşı günü yapmaya kalkışan ülkülemsel doğma görüşlü gruplar bir sonraki dayanışma günlerinden dışlanmalılar...
     1977 tarihinde de DİSK'e egemen olan sovyetçi görüş yanlıları ile buna karşıt olan grupların Taksim'e girme -sokmama kararları kışkırtmacılara uygun zemin yaratmış ve korkunç olaylar yaşanmıştı.
     2008 yılında Taksim'e zorla girmeye çalışan DiSK , her türden ideolojik gruplar , sokmamaya çalışan ise siyasal iktidar oldu. Göstericiden daha fazla polis gücü 1 Mayısta İstanbul sokaklarını dar etti göstericilere...Çünkü karşılarında 1977 1 Mayısındaki kadar bir kitle ve örgütlü işçi yoktu.
     Ne garip !
     1977 yılı 1 Mayısı anında, sendikalı işçi sayısının toplam 2.8 milyon olduğunu hatırlayalım.

Düşünelim...aradan geçen zamanda ne oldu da sendikalı işçi sayısı 1.8 milyona geriledi ?


     1- 1950-1980 döneminde ülkemizde uygulanan ekonomi karma olarak adlandırılır ve 5 yıllık planlamalar şeklinde (hiçbirzaman bu planlar uygulanmadı,bu da ayrı bir konudur) yapılandırılırdı. Uygulanan model ithal-ikameci modeldi.yani ithalatı yapılan her şeyi ülke içeride imal etme modeli...Her yerde fabrikalar açan bir Demirel vardı...bugünkü gibi önemli bazı fabrikaların montaj yapmak dışında işlevleri yoktu. İşçi sayısı artıyordu. Köyden kente göç olgusu hızlanmıştı. CHP, o dönemde birinci parti olmayı başarmıştı...ama bir türlü halkın sorunlarını çözecek ekonomik-sosyal uygulamalar ve öngörülerde bulunamıyordu. Varoşlar-gecekondular Chp li belediyeler eliyle kurduruldu...Chp'nin oy depolarıydılar.
     2- 12 Eylül askeri yönetimi dönemi 24 Ocak kararlarını uygulamak için egemenlere uygun ortam yarattı. Sol yığılışı önlemek amacıyla cemaatlerin halka dinini öğretmesi için bu dönemde çalışmalar yoğunlaştı.Turgut Özal dönemi geldi. Sodep olarak kurulan Chp benzeri parti" laiklik elden gidiyor" dedi...Bu dönemde serbest pazar ekonomisi uygulaması başladı. Cemaatler ilk bu dönemde varoşlardan Turgut Özal'a oy yağdırdı. Demirel'in önceki yıllarda açtığı fabrikalar dışarıdan ithalat edilen yabancı ürünlerle kalite ve fiat olarak yarışamadı. Fabrikalar kapanmaya başladı. Kit denilen Devlet'e ait ekonomik kurumlarda bilerek yapılan bir uygulamayla teknoloji yenilenmedi. Devlet ekonomiden çekildi. SHP adıyla kurulan sosyal demokrat parti "ekonomi elden gidiyor" dedi...
     3-Derken 90lı yıllarda Türkiye etnik başkaldırı temelli terörle tanıştı...Bu arada sosyal demokratlar ikiye ayrıldığı için Ecevit in partisi Dsp öne çıkmaya başlamıştı. Halka yönelik dini söylemleri  varoşlarda oy almasını sağlamıştı.Turgut Özal ın serbest piyasa ekonomisi ve imf ile yaptığı işbirliği , sonraki hiçbir iktidar tarafından sökülüp atılamadı. Cemaatler bir dönem büyük marmara depremine kadar iki arada bir derede mümkün olduğunca değişik partileri desteklediler. Büyük marmara depreminde Cemaatlerin halka doğrudan yansıyan yardım kampanyaları ses getirdi. Dsp-Mhp-Anap hükümeti bu büyük felaketin altında kaldı.

Bu süreçte ABD'nin Irak 'a yönelik yapmak istediği işgal-savaş atağına Dsp-Mhp-Anap hükümeti karşı çıktı , Sayın Cumhurbaşkanı Sezer, Ecevit'in suratına anayasa kitapçığını attığında ekonomik deprem kasıp kavurdu ortalığı...Yabancılar bu hükümetin Irak ve AB konusundaki direncini beğenmiyordu.

DSP, bir anda İsmail Cem aracılığıyla bölündü, işadamlarımız MHP siz bir hükümet istediler...Sendikalarımız işlerini kaybeden üyelerine sahip çıkamadılar. Cemaatler vakıfları kanalıyla evlere doğrudan yardım yapmaya başladılar. Kapatılan Refah Partisi sözcüsü Abdullah Gül TBMM'de haykırıyordu :

"Bu iktidar bizi yabancılara ve İMF'ye muhtaç etti..bu hükümet bizi almayacaklarını bilerek Hıristiyan Birliği olan AB'ye boyun eğiyor"...


Olacak şey değildi ! Daha seçimlere 1,5 yıl vardı ve aniden MHP lideri Devlet Bahçeli  kimseye danışmadan erken seçim kararı alıp hükümetten ayrıldı. Etkin Cemaatler bir anda siyasi kurumları olan değişik partilerdeki desteklerini çekip biraraya geldiler.Gül-Arınç-Erdoğan-Şener liderleri Erbakan'la yollarını ayırdılar ve kısa zamanda Anap-Dsp-Dyp den ayrılanlarla cemaatlerin desteğini alan Akp'yi kurdular. 1999 seçiminde sosyal-demokrat kesim Chp'nin ismi altında birleştikleri halde dsp karşısında tutunamamış ve baraja takılıp Meclis dışı kalmışlardı.
2003 seçimleri Akp nin üstünlüğünde tek başına iktidarını sağladı.CHP ana muhalefet ve tek muhalefet partisi oldu. Dsp ve Mhp baraja takılıp Meclis dışında kaldılar. Laiklik elden gidiyor diye diye, topraklar,limanlar, bankalar, kit ler, madenler, hava meydanları satıla satıla, cemaatler doğrudan ülkeyi dönüştürmeye başladılar..Ülkemiz giderek borç batağına düştü , ekonomimiz yabancıların etkisine girdi. 2007 seçiminde CHP , Bağımsızlık söylemleri ve laiklik savunusuyla  ayağa kalkmış milyonlarca insanın mitinglerine karşın, e-muhtıra gürültüsünün ters manyelinde ağır bir yenilgi daha aldı.
     Yakın zamanda CHP kurultayını yaptı. "Laiklik  elden gidiyor "dendi. Bu söylemi yersiz-yanlış bulduğumdan değil atak bir uygulamayla karşılayamadığı , uygun çözüm üretemediği için artık kabak tadı veren söylemler ters etki yapar görüşüyle eleştiriyorum. 1986 avrupa kupası maçlarında top taca çıkınca araya hemen giren bir yağ reklamı insanları öfkelendirmişti; "aymar yağı"...Bugün aymar yağını hala unutmam ama eve hiç almadım...o reklam sürecinde de sanırım o yağ satışları artmamıştır...
    Laiklik elden gidiyor, halkımız uyan, işçimiz uyan,köylümüz uyan !
    Eyiiiiii  !
    Eyi de gardaşım ; Halk nerede bu CHP'de ? ....demezler mi ?
    Bu gidiş CHP için sonun başlangıcıdır. Halkı siyasetine çekebilecek önderlerinden yoksundur.Kapısı da kapalıdır.
    Şimdi şu yazacaklarımı önerenler bence iki adım öne çıkar ve uygun çözümler ileri sürebilirlerse durumu dengelemeyi başarabilirler...
    Sendikalı işçi sayısı azalırken , uyudu mu, uyutuldu mu, yönlendirildi mi ? ...bu anlı şanlı bildirilere imza koyan ama nedense 7 yıdır susan sendikalarımız  !!!!!   
    Erken seçim kararı alanlar bu kararlarının yanlışlığı konusunda özeleştiri yaptı mı ? Bu kararı alırken yanıldı mı ? yanıltıldı mı ? yönledirildi mi ?
    O anayasa kitapçığı neden atıldı ? Bütün yetkiler ve güç ellerinde olanlar neden duruma yön vermeyip sadece "laiklik elden gidiyor" diye seslendiler...Sustular mı ? halkı mı uyandırmaya çalıştılar ? Eğer böyleyse neden doğrdudan tedbir almadılar ? Demokrasiye inanıyorlar ve o inançla sadece konuşmayı tercih ettilerse; halkın ayağa kalktığı görülünce seçim öncesine denk düşen e-bildiri nedir ?
     CHP neden politbüro gibi katı bir yapı oluşturuyor ? Neden bir kitle partisi gibi geniş kesimleri içine alıp güçlenmeyi düşünmüyor ? Kesin bir ideolojik yapılanma öngörüyorsa "laiklik" temelli bir ideoloji ile seçim kazanmanın yeterli olması mümkün mü ? AB konusunda açık olarak ne söylüyor ? Ekonomik kriz beklentiisiyle iktidar olunamayacağını 12 eylül deneyiminde anlayamadılar mı ? Güç merkezleriyle uyum içindeki bir yönetimin ekonomik krizlerinin de perdeleneceğini öğrenemedi mi ? Ekonomide %50 üzerinde bir istihdam ve etkinlik kazanan AB işbirlikçiliğinin karşıtı olarak nasıl bir model öneriyor ? İMKB konusunda öngörüsü nedir ? Bankalar konusunda ,mali yapıda, ekonomik model konusunda, sivil toplum konusunda, dini yapılanmalar konusunda, köylülük ve tarım konusunda ne öngörüyor ? Neden sendikalı işçi sayısı azaldı ? Neden köylüler üretici olmaktan çıktı ? CHP bu konularda ne yapacak ? Bu CHP gerçekten bir muamma.....
     Gelelim iki önemli öneriye;
     1- Sendikalar ve tüm aydınlar, sivil toplum örgütü altındaki işlevsiz kuruluşlar...Sizlerin tabansız kaldığınız ve gelişmeyi göremediğiniz ortadadır.Bir son isteğimiz var sizlerden; lütfen, küreselleşmenin yüzünü görün...sınıf savaşı çağrıları yapıp durmayın. Muhatabınız konumunda kapitalistler değil küreselleşmenin adamları bulunuyor. Üretici konumdaki kapitalistlere rahmet okutan bu yeni adamların emrinde çalışan cemaatlere terk ettiğiniz yeni köleleri sendikalaştırma atağına geçiniz...Özel hastaneler,limanlar,şantiyeler,pastane zincirleri, bakliyat zincirleri, meyve işleme zincirleri, hipermarket zincirleri, süt ürünleri zincirleri, kargo zincirleri ve adını sayamadığımız onlarca özel işyerinde çalışan milyonlarca yeni köleyi sendikalaştırıp işçi konumuna yükseltmeden demokratlık ,özgürlük taraftarı olunmaz.
     2-Küreselleşmenin yıkıma sürüklediği halkı cemaatlerin kucağına düşmekten kurtaracak Vakıf sektörü kurulması önerimdir. Bu sektör oluşturulana kadar bütün gücümüzle Vakıf kurmalıyız, ahilik benzeri örgütlenmeler... Vakıf sektörünü Devlet ve özel sektör yanında 3. sektör olarak öneriyorum. Vakıflar üretime yönelik olarak çalışmalı ve tüm alanlarda hizmet sektörü olarak adlandırılan işleri yürütmelidir. Birikimleri eğitim-kültür-güvenlik alanlarında alt yapının korunması ve onarılmasında değerlendirilmelidir.
     Bu iki önerimin canlı bir tartışma ortamı sağlamasını isterim.
     Kısaca görüşüm budur.
İdeolojik değil üretken , milli birliği güçlendiren, ayrımcı-öteleyici olmayan, işbirlikçiliğe karşı olan...
Bağımsızlığımızı savunan...
Cumhuriyetimizi koruyan...
Demokrat ama eşitlikçi olan...
Toplum çıkarlarını savunan..
Adaletli yönetim isteyen...
İnsanlarımız için en iyisini diliyorum.

 

4.5.2008

Bozdoğan

İki Adım İleri 2

İdeolojik-doktriner eylem biçiminde, kalıplara dökülmüş emirler sıralanmıştır.
        Önce, genel kurallar sıralanır. Sonra, yaşanan gerçekler bu kurallar ışığında yorumlanır. Eylem sıralanmaları yapılır. Doğrusunu isterseniz bu biçimde bir teori-pratik uyumu, tek ses çıkarılması bakımından günümüzdeki siyasi çalışmaların kesin çizgisi olmuştur. Böyle bir çalışmanın varacağı yerin ne olacağı konusu çoğu zaman eylemlerin gürültüsünde kaybolur gider. Bazı liberallerin "akıl tutulması" olarak nitelendirdikleri bu durum; liberal sözde aydınların , eylemsizlik ve teslimiyet içeren önerilerini ve küresel haydutluğun yerel güçleri durumuna "yükselen" onurlarını, yeni köleciliğin "kutsal suyunda" vaftiz etmelerinden başka bir anlam taşımaz. Vatan sevgisi, yurtseverlik, ulusalcılık, milliyetçilik, bağımsızlık tutkusu, özgürlük, eşitlik, kardeşlik, sömürüye karşı çıkma, ilericilik,devrimcilik, ırkçılık kaynaklı tüm hislerin seslendirilmesi ve değerlendirilmesi bu "yeni" beylerin kalıbına dökülmüşse anlaşılabilir , yapılandırılabilir aşağılık duygularının onaylandığı çok perdeli oyundur. Oyunun adı "köleliğe dönüş" tür. Oyuncular küresel haydutlardır. Küresel haydutlarla uyum içinde anlaşılabilir uyum ve yapılandırılabilir hisler yumağında, mahcup, yeni yetmelerin karışık duygusallığında birhoş olmuş christian,judaist,muslım köktencilikle kolkola, işbirlikçi olmayı erdem kabul eden ,korumalı sitelerde oturan, modern yaşamlarını lüks tüketimle taçlandırmış çıkarcı ve bencil beyinlerini taşıyan gövdeleri kutsal yurdumuza küfreden piyonlar da bu oyunda kalabalık yardımcı kadroyu oluşturuyorlar.
        İdeolojilere karşı çıkılmalı...bağımsızlık ve kendine yeterli ekonomik üretkenliği savunarak Milli Ülkü peşinde ilerlemeyi savunmalıyız.Bunun için katı ve belirlenmiş çizgileri savunan örgütlenmeleri beklemek  yeniden kendimizi esir etmemize yol açar. Ayrı ayrı ideolojik yapılanmalardan etkilenmiş yığınla insanın bu iki genel ilkede bir araya gelirken bile ideolojik söylemlerle birbirlerini hırpaladıklarını görmekteyiz. Karşılaştırmalar, alıntılar, keskin suçlamalar üste çıkma çabaları....Bunların hiçbiri bilim ve akıl süzgecinden süzülüp gelen iksirler değildir. İçilmez hükmündedir.
        Aklı ve bilimi uygulayan Mustafa Kemal Atatürk'ü kendi ideolojik yapılanmalarına daha yakın gösterebilme çabaları aslında liberallerin-dincilerin küresel haydutluk işbirlikçiliğini perdeleme çabalarına da yardımcı oluyor. Asıl olan; doğal davranmak, içtenliktir. Dürüstlüktür.Taraf olmaya çabalamaktansa görüş sahibi olmaya çalışmaktır. Ülkülü olanların içtenliği ve dürüstlüğü akıl ve bilimle birleşmelidir. M.Kemal Atatürk'ü büyük yapan onun dehasını Türk Milletinin emrine vermesidir. Akıl ve bilim uygulayarak uygun çözümler üretmesidir. Türk Milletini milli vicdanında sakladığı cevherin sıcaklığıyla yoğurmasıdır. O, bilinen bütün askeri bilgileri  savaştan muzaffer çıkması için Türk ordusuna kumanda ederken uyguladığı gibi yeni öngörülerde de bulunmaktan çekinmemiştir. Hiç şüphesiz ; çeşitli memleketleri yakıp kavuran ideolojilerin temelden insan yaşamına uygun olmadıklarını bilecek birikim ve donanımı vardı. İnsanlığın kendi deneyimleriyle ulaşmış olduğu bir dizi bilimsel gerçekliğin olması bile, ideolojilerin toplumsal yaşamı kuşatıp-esir alan ana yapılarını günümüz de de savunulması bakımından haklı gösteremez. Büyük Atatürk bunu bildiği için akıl ve bilim dışında bir başka ideolojik saplantı önermemiştir. Buraya dikkatinizi çekiyorum ; komünizm,nasyonal sosyalizm,faşizm gibi ideolojileri yıkıp ya da yok sayıp yeni bir ideoloji de geliştirmemiştir.
         Bu kadar açık olan gerçekliğin anlaşılamaması mümkün değildir.Saplantılardan ve akıl dışı, bilim dışı önermelerden yola çıkılarak varılacak bir yer olur mu ?
         Birkaç sol söylemci bir araya geldiğinde bir örgüt kurar...birkaç sağ söylemci bir araya geldiğinde bir reis seçer.
         Sol-sağ kavramlarının içi boşalmıştır. Sol birikimin örgütçülüğü ve sağ birikimin yönetme gücünü birleştirebilen bir siyasi yapılanma Türk Milletini ülküsü  için buluşturabilir. Anlamsız ve boşuna zaman kaybı demek olan karşıt gruplarda yer alma anlayışı terk edilmeden M.Kemal Atatürk'ün ülküsü yükselemez...Toplumcu olmak için komünist ideoloji, vatansever olmak için ırkçılık, özgürlüğü savunmak için liberalizm, dinini yaşamak için köktenci gericilik öne çıkarılma çabaları artık bitmiştir. Tek başına bu söylemlerde bir araya gelebilenler de bizim insanımızdır. O halde; ideoloji konumundan çıkartıldığında,  insanların vicdanlarında saklamaları gereken söylemler, ülkü yolunda karşılanmış olan heveslere dönüşür ve giderek Türk Milletinin en geniş birliğini oluşturabilir. Demem o ki; Karşımızda Küresel Haydutluk vardı. Şimdi kapımıza dayanmış durumdadır. Başka başka karşıtlıklar yaratıp insanlarımızı yormayınız. Ya Küresel Haydutluğun emrine gireceksiniz ya da Türk Milletinin geleceği için karşı duracaksınız.

Bozdoğan

24.5.2008


 
< Önceki   Sonraki >
 
Tavsiye Ettiklerimiz
Yasaklı Belgesel
Tebriz Türk Takımı
Tolon Paşa ve Ordusu
O.Sinanoğlu Sohbet
İthal Tohum İhaneti
Durum Çözümlemesi
Zekeriya Öz Hakkında
Kurtuluş Savaşında 2000 Kırgız
Hakikat nerede?
Etki Ajanları
Çıkışyolu Turan
Dilde Birlik ve Türklük Şuuru
TSK'yı Yıpratma Girişimleri
Siyasetimiz Nasıl Düzelir
Sivil cehalet
Türk Ülküsü
Mevlana'dan Öğütler
Kazak ve Türkiye Türkçesi
Ampulün Anlamı
Said-i Nursi'nin Gerçek Yüzü
Bor Madeni ve Önemi
İran'a şeriat nasıl geldi?
Atatürk'ün Kaleminden
Hablemitoğlu Belgeseli
Gül'ün Süreci
Gizli Mutabakat
Gladyocu İftirası
Kürt Federe Devletine
Gökşad'tan

Saçların gezerdi yüzümde eskiden

Ağlarsın

Saçların gezerdi yüzümde eskiden,

Şimdi yanaklarımda damla damlasın.

Ne çok severdim dizinde yatmayı,

Şimdi uykumu bölen keskin bıçaksın.

 

Nefesin vururdu nefesime her akşam,

Şimdi soluğumu kesen acı rüzgarsın.

Bütün dertlerim yalnız sende biterdi,

Şimdi yüreğimde kapanmaz yarasın.

 

Şehre uzak yerlerden yıldızlar sayardık,

Şimdi gökyüzünde en uzak yıldızsın.

Ne çok özledim seni anlatabilsem,

Şimdi oturup kana kana ağlarsın...

 

Çorlu, 2002

Gökşad

 

Gölgeler

Gölgeler

-I-

Ömrün gölgesi olsun ömrümün

Uzayıp gitsin ardımca

Ben gidersem bir ikindi vakti...

Ki sen bir Cuma sabahı gelirken

Ömrüm gölgesi olmuştu ömrünün

Uzayıp gitmişti ardınca...

 

Ankara, 2004

 

Gölgeler

-II-

Bütün zamanların tek suçlusu ben miyim

Üstüme bir bulutun bile gölgesi düşmez

Bu karanlık sahrada neye pervaneyim

Kapanan gözlerime bir ışık düşmez...

 

Medet ey sevgili, yandım bu çölde!

Bu nasıl bir serap, bu nasıl bir gölge?

Düştüm düşeli bu amansız hüzne

Divane yüreğim bir lahza gülmez

                                  

Ankara, 2004

 

Ahiret'te

 


 

Tanrım sen varlığı yaratansın

Canlı cansız her şeyi kuşatansın

Bir dileğim var sen bağışlayansın

Desem korkarım demesem yer beni

 

Garip gönlüm gece gündüz âhtadır

Dileğim gönlümde sana âyandır

Kusur kulundan bağış katındandır

Desem korkarım demesem yer beni

 

Bedenimi balçıktan sen halk ettin

Yüreğime dünyayı sen dar ettin

Gönlüm coştu, dilimi sen lâl ettin

Desem korkarım demesem yer beni

 

Tanrım hurilerin gözümde değil

Aşk için bir ömür yeterli değil

Hâşâ Kaynaroğlu isyanda değil

Âhirette sevdiğime ver beni

 

               Ankara, 2003

 

Sır Kapısı

Sır Kapısı

 

Kırk sır kapısı açıldı gözlerinde

Kırk ayrı yol var her kapının birinde

Her yol ağzında ayrı idam ettiler

Sade tenim kaldı saçının telinde

 

Bir tel saç ile bağladılar çenemi

Üç tas su ile yıkadılar tenimi

 

Beni gonca gül yaprağına sardılar

Musalla diye avucuna koydular

Nasıl bilirdiniz diye sordular

Sustum da dinledim başka bir alemde

 

Aşkı bilmeyenler hiç ses çıkarmadı

Mecnun dedi ki “beni utandırmadı”

 

Kaynaroğlu, adını toprağa verdin

İki kaş arasından sıratı geçtin

Lokman’ın sırrını sen âşikar ettin

Ölü müsün diri mi, bilmez hiç kimse.

 

Ankara, 2004

 

Nevruz

  

Nevruz

Gökyüzünde göç başlar vakit gece

Sultan kız batıdan doğuya göçer

Toy düğün başlar Türkistan ilinde

Sultan Nevruz önünde gergef işler

 

Bize de gel bilinmez bir saatte

Benim de ölülerim yeyip içsin

Rızkımızı bulalım bu yengi gün’de

Bütün alem Tanrı’ya secde etsin

 

Esir Türkleri unutma Sultanım

Onlar beklese de başka baharı

Birgün muhakkak biter bu zalim kış

Yine az görür Türk, koca dünyayı

 

Hazar’a muhabbet götür sultanım

Yesevi’den hikmet getir bizlere

De ki özlemiş sizi Kaynaroğlu

Gayrı dayanmazmış gönlü hasrete

Gökşad

Sivas, 1997

 

Kuşların Rüyası

Kuşların Rüyası 

Kuşların rüyasına girdim dün gece

Karar verdim bunu hep yapacağım

Hepsi de uyuyordu gözlerinde

Onları mı yoksa seni mi kıskanayım

 

Güya bir bülbül senin nefesinden

Şiirler okuyordu seher vaktinde

Şaşırdım kaldım, ses benim sesim

Dedi ki “İlham” derler buna sizin alemde

 

Rüyasında bir güvercin konup pencerene

Uzatıp kanatlarını tutundu ellerine

Şaşırdım kaldım, el benim elim

Dedi ki “Vuslat” derler buna sizin alemde

 

Bir serçe rüyasında kanat çırpıp

Su içti avuçlarından kana kana

Şaşırdım kaldım içim yanmış benim de

Dedi ki “Mecnun” derler buna sizin alemde

 

Kuşların rüyasına girdim dün gece

Gördüm ki seni seviyorum her bedende

Bir kaknus yaklaşıp kulağıma sessizce

Dedi ki “Kader” derler buna sizin alemde

 

Dedim ki “Hayrolur İnşallah...”

Gökşad 

Ankara, 2004

 

Gidişine Ağıt

 

 Mecnûn düşünde gördü Leylâ’yı bir gece:

 Ve sen, şehirlerini benim ülkeme kurdun,Pâyitahtını benim yaralı kalbime..

.Seni bir kan pıhtısı gibi elimde tuttum.

 İnsafsız rüzgârlar uğradı yurduma: 

Yağmur kar ortasında bir çöle düştüm,Kum fırtınasında tutundum saçlarına...

Sen uykudaydın, ben kâbuslar gördüm. 

Buğday tarlalarına kızgın alevler düştü: 

Çıplak ayaklı çocuklar savruldu her yana,

Çıplak ayaklı yıldızlar gibi darmadağın...

Ne olur beni de kat, beni de kat dualarına. 

Seni düşümde gördüm,  tam altı yıl önce: 

Ve sen, gözlerini giyindin Asya ceylanlarının,

Ak sakallardan miras bir huzur yüzünde...

Gezinip durdun içinde bütün damarlarımın.    

 Benim yüreğim mahşer, senin gönlün sırat: 

Zalim bir korku boğazlar sevincimi,

Gözlerim karanlık benim, senin gözlerin hayat.

Gözlerim hiç görmesin gittiğini...  

Ki o Selçuklu şehri seni bırakır mı bilmem:

 Lacivert göğünde gözlerin, bir muska gibi dururken,

Vakitsiz düşer toprağa kırkikindi yağmurları.

Bin yıllık Medrese, yeni bir Eylül’e soyunmuşken... 

Yıldızlara söyle seni geri getirsinler: 

Onlar bilir benim çekik gözlü yüreğimi.

Geçmişin saçından tut, sana yol göstersinler,

Yıldızlar bilir benim gökçe soylu düşlerimi... 

Ankara, 2003

Gökşad 

 

Gözlerin

 

Gözlerin

 

Sanki deryalara dalar giderim

Baktıkça içimi yakar gözlerin

Her şafak vaktinde çalar kapımı

İlmiği boynuma takar gözlerin

 

Mecnun’u çöllerde koyar çaresiz

Ferhad’ı dağlara salar gözlerin

Yanımda yöremde ölüm gezdirir

Benim peşimde o yeşil gözlerin

 

Başı dik dağlara yasla sırtını

Dolunay akşamı kaldır başını

Her kim ki yazarsa kişi bahtını

Ezelden alnıma yazmış gözlerin

 

Dört duvardan gayrı yerim olmadı

Kendi gölgem bana sadık kalmadı

Şu yalan dünyada yüzüm gülmedi

Benim tek servetim senin gözlerin

 

Kefenimi yeşil sarın, beyaz olmasın

Mezarımı göğe kazın yerde kalmasın

Sevdiğim gözünden yaşlar akmasın

Gider Kaynaroğlu, kalır gözlerin

 

Sivas, 1998

 
   
 
Benzer Yazılar