Anasayfa arrow Yazarlar arrow Türk'Çe arrow Aleviler ve Cumhuriyet
 
   
Türkçülüğün Esasları
Türkçülüğün Özü
A) Dilde Türkçülük
B) Sanatta Türkçülük
C) Ahlaki Türkçülük
D) Hukukta Türkçülük
E) Dinde Türkçülük
F) İktisatta Türkçülük
G) Siyasette Türkçülük
H) Felsefede Türkçülük
Büyük Türkçülerden
Türkçülerden Özlü Sözler
Genel İçerik
Marşlarımız
Görsellikler
Türk Dünyası Ezgileri 1
Türk Dünyası Ezgileri 2
Türkçülük Hakkında
Tüm Dosyalar
Tüm Yazarlar
Edebiyat
Makaleler
Tepkisiz Kalma
Ağelini Öneriniz
Belge Resim

İlgili Altbölümler :

Bilgilendirme
Türküler
Görsellik
Kitap Önerileri
Büyük Türkçüler
Büyük Türkçülerden
Azınlık veya Özerk Türkler
Nutuk
Duyurular
Özlü Sözler
Yorumsuz Resimler
Siyasi Dosyalar

  :: TSK'dan ABD-İsrail Koridoru'na balyoz
  :: Emperyalizmin Tetikçileri
  :: Komünistlerin Atatürk karşıtlığı
  :: Rockefeller'den yüzyılın itirafı
  :: Ayrılma bildirisi ve Sevr
  :: İstanbul Barosu’ndan yapılan 14 maddelik açıklama
  :: Öz Yurdunda Köleleşen Türk
  :: IŞİD – ABD ilişkisinin delilleri
  :: Barzani ve Erdoğan
  :: İran Türkleri Hapislerde
  :: Hitler’in Müftüsü Hacı Emin El Hüseyni
  :: Seçsis Neden Türkiye'de Kullanılıyor?
  :: Irak’ın 16. Tugayı Peşmergeye katıldı!
  :: Türker Ertürk , ABD tertiplerini ve ABD işbirlikçilerini açıklıyor.
  :: Hava Kuvvetlerinde Tasfiye
  :: Esad'ın Ulusal Kanal Söyleşisi
Türkçe
Türkçe Adlar
Türkçe İzgileri
Hayvan Adları
Türkçe Terimler
Göktürk Yazıtları
Kuş Adları Derlemesi
Türkçe Adlar Sözlüğü
Kazakistan Türkçesi Sözlüğü
Azerbaycan Türkçesi Sözlüğü
Dosyalar
Siyasi Dosyalar
Tarihi Dosyalar
Görüntüler
Dini Dosyalar
Belge Resim
Bilimsel Dosyalar
Atatürk
Eserleri
Makaleleri
Özlü Sözleri
Atatürk Dosyaları
İletişim
 

Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player

İlgili İçerikler

Aleviler ve Cumhuriyet

PDF Yazdır Ağhesabı
 Cumhuriyet'in herkesçe bilinen tanımı; Halkın kendi kendini yönetmesidir fakat bu dar anlamdaki tanımı olarak kabul görülmektedir.Geniş anlamda ise Cumhuriyet; Devlet şeklini ifade eder. Bu açıdan baktığımızda Cumhuriyet'in, bir kişi ya da zümreye değil, toplumun tümüne ait olduğu modeli ortaya çıkar. Cumhuriyet tanımının en özgün şekli budur fakat Mustafa Kemâl'in kurduğu Türkiye Cumhuriyeti rejiminin, Dünya üzerindeki tüm Cumhuriyet ile yönetilen ülkelerden farkı mevcuttur. Bu farklılık, Türkiye Cumhuriyeti'nin kültürel değerleri ele alınarak, Türk insanına göre yorumlanarak kurulduğu ve geliştirildiği ortaya çıkar.

Cumhuriyet'in Aleviler üzerindeki etkisine değinirsek, Alevilerin yüz yıllardır özlem duyduğu bir yönetim şekli olduğunu vurgulamak gerekir; yüz yıllardır baskı gören bir toplum, varlığı hiçe sayılan, hor görülen, inancı hiç bir zaman kabul görülmeyen bir toplum, elbet Cumhuriyet yönetimine gönülden destek verecektir. Bugün sesimizi çıkarabiliyorsak, kimliğimizi dile getirebiliyorsak mutlak Cumhuriyet yönetimi nedeniyledir.
Çünkü; Cumhuriyet, herkese eşit hak ve adaleti sunar. Anayasamızın 10. maddesinde bu eşitliği görebiliyoruz.

Madde 10.Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.
Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür.
Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz.
Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar.

10. maddeden ziyâde anayasamızın tümü Cumhuriyetin niteliğini ortaya koymaktadır.
Milli mücadele tarihinde Mustafa Kemâl'in Sivas kongresi dönüşü, 23 Aralık 1919 yılında Hacı Bektaş kasabasındaki Hacı Bektaş-ı Veli dergahını ziyareti, Alevi- Bektaşi inanç sahipleri açısından büyük önem arz etmektedir ki, bunu da memleketimizin kurtuluşunda ve Cumhuriyetemizin ilanında, az önce yüz yıllardır hor görülen, ayıplanan, hiçe sayılan toplum gözüyle bakıldığını belirttiğimiz Alevi ve Bektaşi'lerin  büyük pay sahibi olduklarını, Mustafa Kemâl'e en büyük destekleri verenlerin arasında Alevi ve Bektaşi'lerinde olduğunu kimse inkâr edemez...

23 Aralık 1919 yılında, Mustafa Kemâl'in Alevi ve Bektaşilerden destek almak amacıyla geldiği Cemallettin Çelebi ve Niyazi Baba ile görüştüğü, Mustafa Kemâl ve heyeti  Hacı Bektaş dergahında bir gün kaldığı, bu bir gün içerisinde Dergahı gezdiği, Hacı Bektaş-ı Veli Türbesi ve diğer önemli yerlerin ziyaret edildiği, Dergahta Atatürk, Cemalettin Efendi, Salih Niyazi Baba ve diğer ileri gelenlerle özel bir toplantı yapıldığı bilinmektedir. Bu toplantıda bağımsızlık savaşı konuşulmuştur. Hacıbektaş görüşmesinde en ilginç konuşmayı sonradan Veliyettin Çelebi şöyle aktarmıştır;
" Çelebi Cemalettin Efendi, Mustafa Kemal Paşa'ya 'Paşa Hazretleri cesaretli ve basiretli idarenizde Türk Milletinin düşmanı kahredeceğine inancım sonsuz. Yüce Allah'ın milletimize müyesser edeceği zaferden sonra Cumhuriyet ilanı düşünüyor musunuz? Mustafa Kemal Paşa bunun üzerine "O mutlu günün ilanına kadar aramızda kalmak kaydıyla, evet Çelebi Efendi Hazretleri " diye yanıtlıyor...
Doç. Dr. Bedri Noyan Dedebaba'nın araştırmalarında ise, bu görüşme sonrasında Mustafa Kemâl'in Hacı Bektaş'tan memnuniyetle ayrıldığını, ayrılırken Dergahta ne kadar yatak, battaniye, şilte, vb. eşya ve ambarda ne kadar zahire varsa Mustafa Kemâl'in gözü önünde vasıtalara yüklenerek, o'nun istediği yere gönderilmiş. Hatta o güne kadar Dergahta biriken, Dergah gelirlerinden 1800 sarı lira bizzat Mustafa Kemâl'e verildiğini belirtiyor...

Görülüyor ki, Alevi ve Bektaşilerin Milli Mücadele döneminde Maddi ve manevi destekleri açıkca ortadır. Bu destek Cumhuriyetin resmen ilan edileceği dönemlerde de sürdüğünü, bunun  asli kanıtını ise, Cemallettin Çelebi'nin 1921 yılında vefatından sonra yerine geçen kardeşi, Veliyettin Çelebi'nin 2. dönem milletvekili seçimi için,  25 Nisan 1923 tarihli bildirisinde ortaya koymuştur. Bu bildiride geçen sözlere hepinizin dikkatini çekmek isterim;

“Anadolu’da bulunan ceddim Hacı Bektaş Velî hazretlerine samimi muhabbeti bulunan bütün sevenlerimize ve bizden yana olanlara duyurulur ki...
Bu milleti yeniden yaratarak bağımsızlığımızı sağlayan; varlığı bütün İslâm dünyasına onur kaynağı olan Türkiye Büyük Millet Meclisi Reisi, Gazi namlı Mustafa Kemal Paşa Hazretlerinin yayınladıkları bildirge tümünüzce bilinmektedir.
Gazi Paşa’nın, vatanın yücelmesi ve yükselmesi konusundaki her arzusunu yerine getirmek, bizlere en birinci görevdir. Milletimizi kurtaracak mutluluğumuzu sağlayacak, onun koruyucu düşünceleridir. Bunu inkâr edenlerin bizimle asla ilişkisi, ilgisi yoktur.
Yüce tarikatımızın bütün üyelerine , Gazi Mustafa Kemal Hazretleri’nin gösterdiği adaylardan başkalarına oy vermemelerini , vatanımızın kurtarılmasının ancak bu yolla gerçekleştirilebileceğini sizlere bütün önemiyle tavsiye ederim.

Hacıbektaş Çelebisi Veliyettin.” .
Yayınlanan bu bildiri üzerine Mustafa Kemâl şu sözleri telgraf olarak göndermiştir;

“Çelebi Veliyettin Efendi Hazretlerine,
Yayınlamış bulunduğunuz, insanlarımıza doğru yolu gösteren koruyucu bildirgenizin suretini okudum. Ulusal zenginliğin doğmasına yardımcı olacak girişiminiz ve çalışmalarınız için, doğru yolu gösteren zatınıza saygılar sunarım.
Söz konusu bildirgenin basılması ve her yana dağıtılması konusunda haber bekliyorum. Vatanın ve halkın mutluluğu için hizmet etmeyi kendilerine ülkü edinenler; Tanrı’nın sevabını kazanırlar ve sonsuza değin mutlu olurlar; efendim.

Gazi Mustafa Kemal”

Kutlu vatan'ın bağımsızlığı için çalışan Alevi ve Bektaşiler, Cumhuriyet'in resmen ilân edileceği günlere yaklaşırken, kurulan ilk Türkiye Büyük Millet Meclisinde, Alevi Bektaşi ileri gelenlerinden seçilen Milletvekillerinin olduğu ve Cumhuriyet'in temelinde, İlk meclise seçilen Alevi ve Bektaşi önde gelenlerininde katkıları olduğu görülüyor; Tunceli Ferhatuşağı aşiretinden Diyap ağa, Şeyh Hasan aşireti reisi Hasan Hayri Bey, Abbasuşağı aşireti reisi Girlevikli Hüseyin Bey, Denizli'den Bektaşi babası Hüseyin Mazlum baba, Kars'tan Garip Musa ocağı'ndan Pirzade Fahrettin bey örnek olarak gösterilebilir.

Cumhuriyetimizin 85. yılında da Alevi- Bektaşi inanç sahipleri, Mustafa Kemâl'e ve o'nun kurduğu Cumhuriyet'e aynı desteği, bahsettiğimiz olaylar kadar özverili şekilde, can-ı gönülden vermektedir. Zaten, günümüzde de Cumhuriyet'in niteliklerinden sayılan lâiklik anlayışını sürekli vurgulamamız, eşitlikten söz etmemiz ve bunların aksini hissetiğimiz anda demokratik hakkımız olan tepkimizi sunmaktayız.
Bugün Cumhuriyete verilecek en büyük desteğin, ulu önderimiz Mustafa Kemâl Atatürk'ü anlayarak, işaret ettiği sözler ve uyarılar doğrultusunda hareket ederek sağlamaktayız, o'nun sağladığı tüm değerleri yaşatmakta ve yükseltmekteyiz.

Sözlerime son verirken yine Ulu önder Mustafa Kemâl'in bir sözü ile bitirmek istiyorum;
  "Gelecek nesillerin, Türkiye’de Cumhuriyet’in ilânı günü, ona en merhametsizce hücum edenlerin başında, cumhuriyetçiyim iddiasında bulunanların yer aldığını görerek şaşıracaklarını asla farz etmeyiniz! Bilâkis, Türkiye’nin aydın ve cumhuriyetçi çocukları, böyle cumhuriyetçi geçinmiş olanların hakikî zihniyetlerini tahlil ve tespitte hiç de tereddüde düşmeyeceklerdir. Onlar, kolaylıkla anlayacaklardır ki, çürümüş bir hanedanın, halife unvanıyla başının üstünden zerre kadar uzaklaşmasına imkân kalmayacak surette muhafazasını mecburî kılan bir devlet şeklinde, cumhuriyet idaresi ilân olunsa bile, onu yaşatmak mümkün değildir."


TÜRK'ÇE
28 Ekim 2008


İlgili Altbölümler :

 
< Önceki   Sonraki >
 
Tavsiye Ettiklerimiz
Yasaklı Belgesel
Tebriz Türk Takımı
Tolon Paşa ve Ordusu
O.Sinanoğlu Sohbet
İthal Tohum İhaneti
Durum Çözümlemesi
Zekeriya Öz Hakkında
Kurtuluş Savaşında 2000 Kırgız
Hakikat nerede?
Etki Ajanları
Çıkışyolu Turan
Dilde Birlik ve Türklük Şuuru
TSK'yı Yıpratma Girişimleri
Siyasetimiz Nasıl Düzelir
Sivil cehalet
Türk Ülküsü
Mevlana'dan Öğütler
Kazak ve Türkiye Türkçesi
Ampulün Anlamı
Said-i Nursi'nin Gerçek Yüzü
Bor Madeni ve Önemi
İran'a şeriat nasıl geldi?
Atatürk'ün Kaleminden
Hablemitoğlu Belgeseli
Gül'ün Süreci
Gizli Mutabakat
Gladyocu İftirası
Kürt Federe Devletine
Gökşad'tan

Saçların gezerdi yüzümde eskiden

Ağlarsın

Saçların gezerdi yüzümde eskiden,

Şimdi yanaklarımda damla damlasın.

Ne çok severdim dizinde yatmayı,

Şimdi uykumu bölen keskin bıçaksın.

 

Nefesin vururdu nefesime her akşam,

Şimdi soluğumu kesen acı rüzgarsın.

Bütün dertlerim yalnız sende biterdi,

Şimdi yüreğimde kapanmaz yarasın.

 

Şehre uzak yerlerden yıldızlar sayardık,

Şimdi gökyüzünde en uzak yıldızsın.

Ne çok özledim seni anlatabilsem,

Şimdi oturup kana kana ağlarsın...

 

Çorlu, 2002

Gökşad

 

Gölgeler

Gölgeler

-I-

Ömrün gölgesi olsun ömrümün

Uzayıp gitsin ardımca

Ben gidersem bir ikindi vakti...

Ki sen bir Cuma sabahı gelirken

Ömrüm gölgesi olmuştu ömrünün

Uzayıp gitmişti ardınca...

 

Ankara, 2004

 

Gölgeler

-II-

Bütün zamanların tek suçlusu ben miyim

Üstüme bir bulutun bile gölgesi düşmez

Bu karanlık sahrada neye pervaneyim

Kapanan gözlerime bir ışık düşmez...

 

Medet ey sevgili, yandım bu çölde!

Bu nasıl bir serap, bu nasıl bir gölge?

Düştüm düşeli bu amansız hüzne

Divane yüreğim bir lahza gülmez

                                  

Ankara, 2004

 

Ahiret'te

 


 

Tanrım sen varlığı yaratansın

Canlı cansız her şeyi kuşatansın

Bir dileğim var sen bağışlayansın

Desem korkarım demesem yer beni

 

Garip gönlüm gece gündüz âhtadır

Dileğim gönlümde sana âyandır

Kusur kulundan bağış katındandır

Desem korkarım demesem yer beni

 

Bedenimi balçıktan sen halk ettin

Yüreğime dünyayı sen dar ettin

Gönlüm coştu, dilimi sen lâl ettin

Desem korkarım demesem yer beni

 

Tanrım hurilerin gözümde değil

Aşk için bir ömür yeterli değil

Hâşâ Kaynaroğlu isyanda değil

Âhirette sevdiğime ver beni

 

               Ankara, 2003

 

Sır Kapısı

Sır Kapısı

 

Kırk sır kapısı açıldı gözlerinde

Kırk ayrı yol var her kapının birinde

Her yol ağzında ayrı idam ettiler

Sade tenim kaldı saçının telinde

 

Bir tel saç ile bağladılar çenemi

Üç tas su ile yıkadılar tenimi

 

Beni gonca gül yaprağına sardılar

Musalla diye avucuna koydular

Nasıl bilirdiniz diye sordular

Sustum da dinledim başka bir alemde

 

Aşkı bilmeyenler hiç ses çıkarmadı

Mecnun dedi ki “beni utandırmadı”

 

Kaynaroğlu, adını toprağa verdin

İki kaş arasından sıratı geçtin

Lokman’ın sırrını sen âşikar ettin

Ölü müsün diri mi, bilmez hiç kimse.

 

Ankara, 2004

 

Nevruz

  

Nevruz

Gökyüzünde göç başlar vakit gece

Sultan kız batıdan doğuya göçer

Toy düğün başlar Türkistan ilinde

Sultan Nevruz önünde gergef işler

 

Bize de gel bilinmez bir saatte

Benim de ölülerim yeyip içsin

Rızkımızı bulalım bu yengi gün’de

Bütün alem Tanrı’ya secde etsin

 

Esir Türkleri unutma Sultanım

Onlar beklese de başka baharı

Birgün muhakkak biter bu zalim kış

Yine az görür Türk, koca dünyayı

 

Hazar’a muhabbet götür sultanım

Yesevi’den hikmet getir bizlere

De ki özlemiş sizi Kaynaroğlu

Gayrı dayanmazmış gönlü hasrete

Gökşad

Sivas, 1997

 

Kuşların Rüyası

Kuşların Rüyası 

Kuşların rüyasına girdim dün gece

Karar verdim bunu hep yapacağım

Hepsi de uyuyordu gözlerinde

Onları mı yoksa seni mi kıskanayım

 

Güya bir bülbül senin nefesinden

Şiirler okuyordu seher vaktinde

Şaşırdım kaldım, ses benim sesim

Dedi ki “İlham” derler buna sizin alemde

 

Rüyasında bir güvercin konup pencerene

Uzatıp kanatlarını tutundu ellerine

Şaşırdım kaldım, el benim elim

Dedi ki “Vuslat” derler buna sizin alemde

 

Bir serçe rüyasında kanat çırpıp

Su içti avuçlarından kana kana

Şaşırdım kaldım içim yanmış benim de

Dedi ki “Mecnun” derler buna sizin alemde

 

Kuşların rüyasına girdim dün gece

Gördüm ki seni seviyorum her bedende

Bir kaknus yaklaşıp kulağıma sessizce

Dedi ki “Kader” derler buna sizin alemde

 

Dedim ki “Hayrolur İnşallah...”

Gökşad 

Ankara, 2004

 

Gidişine Ağıt

 

 Mecnûn düşünde gördü Leylâ’yı bir gece:

 Ve sen, şehirlerini benim ülkeme kurdun,Pâyitahtını benim yaralı kalbime..

.Seni bir kan pıhtısı gibi elimde tuttum.

 İnsafsız rüzgârlar uğradı yurduma: 

Yağmur kar ortasında bir çöle düştüm,Kum fırtınasında tutundum saçlarına...

Sen uykudaydın, ben kâbuslar gördüm. 

Buğday tarlalarına kızgın alevler düştü: 

Çıplak ayaklı çocuklar savruldu her yana,

Çıplak ayaklı yıldızlar gibi darmadağın...

Ne olur beni de kat, beni de kat dualarına. 

Seni düşümde gördüm,  tam altı yıl önce: 

Ve sen, gözlerini giyindin Asya ceylanlarının,

Ak sakallardan miras bir huzur yüzünde...

Gezinip durdun içinde bütün damarlarımın.    

 Benim yüreğim mahşer, senin gönlün sırat: 

Zalim bir korku boğazlar sevincimi,

Gözlerim karanlık benim, senin gözlerin hayat.

Gözlerim hiç görmesin gittiğini...  

Ki o Selçuklu şehri seni bırakır mı bilmem:

 Lacivert göğünde gözlerin, bir muska gibi dururken,

Vakitsiz düşer toprağa kırkikindi yağmurları.

Bin yıllık Medrese, yeni bir Eylül’e soyunmuşken... 

Yıldızlara söyle seni geri getirsinler: 

Onlar bilir benim çekik gözlü yüreğimi.

Geçmişin saçından tut, sana yol göstersinler,

Yıldızlar bilir benim gökçe soylu düşlerimi... 

Ankara, 2003

Gökşad 

 

Gözlerin

 

Gözlerin

 

Sanki deryalara dalar giderim

Baktıkça içimi yakar gözlerin

Her şafak vaktinde çalar kapımı

İlmiği boynuma takar gözlerin

 

Mecnun’u çöllerde koyar çaresiz

Ferhad’ı dağlara salar gözlerin

Yanımda yöremde ölüm gezdirir

Benim peşimde o yeşil gözlerin

 

Başı dik dağlara yasla sırtını

Dolunay akşamı kaldır başını

Her kim ki yazarsa kişi bahtını

Ezelden alnıma yazmış gözlerin

 

Dört duvardan gayrı yerim olmadı

Kendi gölgem bana sadık kalmadı

Şu yalan dünyada yüzüm gülmedi

Benim tek servetim senin gözlerin

 

Kefenimi yeşil sarın, beyaz olmasın

Mezarımı göğe kazın yerde kalmasın

Sevdiğim gözünden yaşlar akmasın

Gider Kaynaroğlu, kalır gözlerin

 

Sivas, 1998