Anasayfa arrow Yazarlar arrow Tanrıkut arrow Çivisi çıkmış bir ülke ve Özalgiller
 
   
Türkçülüğün Esasları
Türkçülüğün Özü
A) Dilde Türkçülük
B) Sanatta Türkçülük
C) Ahlaki Türkçülük
D) Hukukta Türkçülük
E) Dinde Türkçülük
F) İktisatta Türkçülük
G) Siyasette Türkçülük
H) Felsefede Türkçülük
Büyük Türkçülerden
Türkçülerden Özlü Sözler
Genel İçerik
Marşlarımız
Görsellikler
Türk Dünyası Ezgileri 1
Türk Dünyası Ezgileri 2
Türkçülük Hakkında
Tüm Dosyalar
Tüm Yazarlar
Edebiyat
Makaleler
Tepkisiz Kalma
Ağelini Öneriniz
Belge Resim

Bilgilendirme
Türküler
Görsellik
Kitap Önerileri
Büyük Türkçüler
Büyük Türkçülerden
Azınlık veya Özerk Türkler
Nutuk
Duyurular
Özlü Sözler
Yorumsuz Resimler
Siyasi Dosyalar

  :: TSK'dan ABD-İsrail Koridoru'na balyoz
  :: Emperyalizmin Tetikçileri
  :: Komünistlerin Atatürk karşıtlığı
  :: Rockefeller'den yüzyılın itirafı
  :: Ayrılma bildirisi ve Sevr
  :: İstanbul Barosu’ndan yapılan 14 maddelik açıklama
  :: Öz Yurdunda Köleleşen Türk
  :: IŞİD – ABD ilişkisinin delilleri
  :: Barzani ve Erdoğan
  :: İran Türkleri Hapislerde
  :: Hitler’in Müftüsü Hacı Emin El Hüseyni
  :: Seçsis Neden Türkiye'de Kullanılıyor?
  :: Irak’ın 16. Tugayı Peşmergeye katıldı!
  :: Türker Ertürk , ABD tertiplerini ve ABD işbirlikçilerini açıklıyor.
  :: Hava Kuvvetlerinde Tasfiye
  :: Esad'ın Ulusal Kanal Söyleşisi
Türkçe
Türkçe Adlar
Türkçe İzgileri
Hayvan Adları
Türkçe Terimler
Göktürk Yazıtları
Kuş Adları Derlemesi
Türkçe Adlar Sözlüğü
Kazakistan Türkçesi Sözlüğü
Azerbaycan Türkçesi Sözlüğü
Dosyalar
Siyasi Dosyalar
Tarihi Dosyalar
Görüntüler
Dini Dosyalar
Belge Resim
Bilimsel Dosyalar
Atatürk
Eserleri
Makaleleri
Özlü Sözleri
Atatürk Dosyaları
İletişim
 

Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player

İlgili İçerikler

Çivisi çıkmış bir ülke ve Özalgiller

PDF Yazdır Ağhesabı
 13 Ekim akşamı yayınlanan Siyaset Meydanı izlencesinde Korkut Özal , Türk tarihi açısından ihanetin boyutunu gösteren çok çarpıcı bir açıklamada bulundu. Türkoğlu tarihin bu olaylarını özenle belleklerine kazımalıdır. Korkut Özal , ağabeyi Turgut Özal’ın Türkiye adını değiştirmeyi arzu ettiğini açıklamıştır. Korkut Özal , ağabeyinin Cumhurbaşkan’ı iken kendisi ile yaptığı özel sohbette kendisine Türkiye Devleti adının Anadolu Devleti olarak değiştirilmesi gerektiğinden , böylece kapsayıcı bir devlet olacağından bahsetmiştir. Korkut Özal, konuşmasına ağabeyinin Kürt sorunu için somut adımlar attığı için öldürüldüğü iddia ederek konuşmasına devam etti. Turgut Özal’ın bu fikirlerini, her hangi bir ortamda söylenmiş siyasi söylem olmanın ötesinde kardeşi ile yapılmış dost sohbetinde söylemiş olması, yaşanan olayın vehametini açıkça ortaya koymuştur. Çünkü içtenlikle yapılan bu kardeş sohbeti Cumhurbaşkan’ının gerçek görüşlerine işaret etmektedir.

Bu konuşma üzerine Sayın Altemur Kılıç , Turgut Özal ile olan bir anısını anlatmıştır. Turgut Özal , makamına çağırdığı Kılıç’a ; Kürdistan ile bölünmüş ve Irak’taki sözde Kürdistanla birleştirilmiş bir harita göstererek :

 " Nasıl böyle bir konfederasyona gitsek güzel olur değil mi ? " diye fikrini sormuş. Bu soruya Sayın Altemur Kılıç olumsuz cevap vermiştir.

 Yukarda yaşanılanlar Dünya’nın hiçbir aklı başında ülkesinde yaşanamaz çünkü aklı başındaki ülkelerde o ülkenin temel siyaseti güdülür ya da en azından o temele sahip insanlar iş başına gelir. Dünya’nın hangi ülkesinde o ülkenin adından rahatsız olan bir siyasetçi o ülkeyi yönetebilir? Bir ülkenin temel varlığından rahatsız olan bir siyasetçi ancak sömürge ülkelerde , dışardan tayin edilerek göreve gelir.

 Anayasa’nın değişmesi dahi önerilemeyecek olan ilk üç maddesini de hiçe sayan bu fikre sahip siyasetçi , Türkiye’yi yıllarca yönetmiştir. Malesef halen de ülkemiz o siyasetçinin türevleri tarafından yönetilmektedir. Bunun en bariz örneği, Abdullah Gül'ün Turgut Özal fikir kulubünde yapmış olduğu konuşma örnek teşkil edebilir. Anayasa’nın temeli sayılan ilk üç maddeyi ortadan kaldırmak , Türkiye’yi tarihin sahnesine gömmek demektir. Bir devlete bunu ancak 'gücü yetebilen' bir düşman ordusu yapabilir.

 Türk Milleti’nin savaşla o kadar rahat teslim alınamayacağı malumdur.Düşman ordusuna gerek kalmadan Türkiye adını değiştirmek ya da Türkiye'yi parçalamak nasıl gerçekleşebilir? Tabii ki içerden yetiştirilen truva atlarının , etki ajanlarının , kandırılmış kesin inançlı aşırıların ve işbirlikçilerin  hakim olmasını sağlayarak , Türkiye'nin  denetime sokulması hatta parçalanmasını sağlamak daha masrafsız olan yöntemdir.

 Turgut Özal’ın bu tarz düşünceleri benimsemiş olmasına kızanlar, bu kızgınlıklarını Özal’ın şahsına indirgeme yanlışına düşmemelidir. Malesef Özalgiller Türkiye’de oldukça fazla oranda bulunmaktadır. Asıl önemli olan Özalgillerin bu fikirlerinin temelinde yatan düşüncenin kaynağını anlamak ve soruna doğru teşhis koymaktır. Bu tarz düşünceler, Cumhuriyet kurulduğundan bu yana , işbirlikçi karşı devrimciler tarafından halka çeşitli vesilelerle aşılanmıştır.

 Özenle altını çizmekte fayda görüyorum ki ' Türkiye ' adı yerine ' Anadolu ' adını önermek çok büyük bir tarihsel cehalete ve siyasi garabete işarettir. Anadolu adı, Doğu Roma’nın Anatoliya eyaletinin Türkçe söylenmesinden ortaya çıkmıştır. Yani Bizans'ın bir eyaletinin adıdır. Anatolia eyaleti, 1071 yılında Selçuklu Türkleri’nin Malazgirt Meydan Muhaberesi’ni kazanması ile Rum olmaktan çıkıp Türkleşmeye başlamıştır. Anatoliya’daki Türk ilerleyişi devam etmiştir.Selçuklu Sultan’ı Süleyman Şah’ın 1075 yılında İznik’i fethetmesinden sonra varılan antlaşmada Bizans’tan Anatoliya eyaletinin tapusunu resmen almış ve Türkiye Selçuklu Devleti’ni kurmuştur. Türkiye adı devlet olarak ilk kez, 1075 yılında büyük sultan Süleyman Şah ile tarih sahnesine yazılmıştır. Türkiye adının yeniden ortaya çıkması , Mustafa Kemal Atatürk’ün ve Türkiye halkının Ankara’da Türkiye Cumhuriyet’i Devleti’ni kurması ile gerçekleşmiştir. ( Türkiye’de Roma öncesi uygarlıklardaki Türklük izleri ve Türklükle bağlantı olması tartışmaları konunun özüne aykırı olduğu için yazıya dahil edilmemiştir. )

 Özal’ın soy olarak Türk olduğu bilinmektedir. Rumlar’a karşı yüzbinlerce şehit vererek Anatoliya’yı Türkiye yapan bir milletin torunun; Türkiye adı yerine Anadolu adı önermesi ancak tarihini bilmemek ve milli şuursuzlukla açıklanabilir. Özal’ın Anadolu adının ayrılıkçı Kürtleri tatmin edeceğine inanması da ayrı bir garabettir. Kendilerinin Mezapotamyalı Medler’e dayandığına inanan Kürtçüler, neden kökleri Rum medeniyetine dayanan bir adı kabul etsinler ? Teşbihte hata olmaz. Böyle bir adla Türkiye’deki kürtçüleri ikna edeceğini sanmak , Müslümanla evlenmek istemeyen bir Hindu’ya : “peki , o halde Hıristiyanla evlen” demekten pek farklı değildir.

 Malesef Türkiye’de Özalgiller göbelek (mantar) gibi türemiştir. Peki nasıl oldu da kendi milli benliğine düşman hatta kendi milli kimliğine yabancı insanlar ülkemizde çoğalabilmiştir? Göbeleklerin çoğalmasını için nasıl uygun iklim koşullarının sağlanması gerekiyorsa , kendi milli benliğinden sıkılan insanların bir ülkede çoğalması için o ülkenin koşullarının uygun olması gerekir. Özüne düşman ve milliyetine ihanet etmeye meyilli insanlar gayrı milli ortamlarda çoğalırlar. Milli duyguların yasak sayıldığı düşünce akımlarının bir toplumda çoğalması , o toplum için büyük tehlike arz eder. Çünkü bu tür toplumlarda gayrı milli düşünceler, oluşan düşünce boşluğunu doldurur. Sonuç olarak başka milletlerin oluşturduğu düşünce akımlarının, etkisinde kalmış yabancı olana hayranlık duyan özenti kitlesi oluşur.

 Gayrı milli düşünceler bazen Marksizim , bazen siyasal İslam , bazen liberal sol , bazen de özünde “kürtçü masonluğu” olan nurculuk kılıfına bürünmüş ama  hedefi herzaman aynı kalmıştır. O hedef , son Türk Devleti Türkiye Cumhuriyetidir. Türkiye Cumhuriyet’i yıkmanın en  kestirme yolu da kurucusunu gözden düşürmek ve Türk Silahlı Kuvvetleri’ni yıpratmaktır.

 Atatürk döneminde estirilen Türklük kasırgası , milli duygulara düşman fikir akımlarının gelişmesine fırsat vermemiştir. Bunun sonucu olarak, değişik siyasal akımlarla bölünmeyen çelik gibi bir halk oluşmuş, okuma yazma oranı artmış , hem milli kültürde hem de iktisadi yapıda büyük atılımlar gerçekleştirilmiştir. Atatürk’ün vefatı sonrası karşı devrim süreci, sömürgeciler ve onların yerli işbirlikçileri tarafından başlatılmıştır. Bu süreç, Özal gibi fikirleri olan siyasetçilerin Cumhurbaşkanlığı makamına çıkarılması noktasına kadar varmıştır. Milli temel üzerine kurulmuş olan Türkiye Cumhuriyeti’nde milliyetçiler , “Turanlık suçu” ile 1944 davasında yargılanarak baskı altına alınmıştır. Benzer şekilde 2006’da başlıyan ve halen “Ernegekon” adı altında yürütülen soruşturma ile birçok millici baskı altına alınmaktadır.

 Özal’a dönersek ; Özal, ömrünün büyük çoğunluğu Amerika’da geçirmiş, adı şanı duyulmamış biriyken, Amerikancı 1980 darbesi ile iktidara getirilmiştir. Karşı devrim hamlelerinin en önemlileri Özal döneminde yapılmıştır. Tevhid-i tedrisat kanunu delinmiş böylece Amerikan özentisi gençlerin yetiştiği tarikat ve liboş özel okulları açılmıştır. Sömürge veya yarı sömürge ülkelerde görülen yabancı dille yani İngilizce ile eğitim başlatılmış , dilde ve kültürde yozlaşmaya ön ayak olunmuştur. Bizzat Özal’ın oğlu Ahmet Özal’ın açmış olduğu ilk özel tv kanalının adı ‘Magic Box’ , ve Ahmet Özal-Cem Uan ortaklığının açmış olduğu ikinci kanalın adı ‘Star tv’dir. Bu kanalların adının da İngilizce olması dikkat çekicidir. Bu kanallarda Amerikan dizileri ve geceleri sunulan cinsel içerikli yayınlar sayesinde ahlaki çöküşe ön ayak olunmuştur.

 Kürtçülüğün önü de Özal döneminde açılmıştır. Etnik temelde siyasetin tartışılmaya açılmasını ve sürekli gündemde tutulması sayesinde bölücülerin sesi daha çok kitlelere ulaşabilmiştir. PKK ile mücadele ‘birkaç çapulcu’ denilerek geciktirilirken, Barzani ve Talabani’ye kırmızı geçke (pasaport) verilerek , Irak’ın parçalanıp Kürt devleti kurulasına dolaylı destek olunmuştur.

 Dini atomize eden tarikatlar Özal zamanında güçlendirilmiş,  Zaman güncesi bizzat Özal tarafından övülmüştür. Özal’ın da desteği ile Türkiye'de ve Türk Dünyası’nda açılan cemaat okullarında Atatürk düşmanı gençlerin yetiştirilmesi; laiklik karşıtı  nurcu faliyetlerin yapılması, İngilizce eğitim verilip ve Amerikan casuslarının öğretmen olarak o okullarda görev yapmış olması da Türk Devletleri ile ilişkilerimizi sarsan siyasal yanlışlardan olmuştur.

 Dış borçlanmanın doruklara çıktığı Özal döneminin ‘özelleştirme’ bayrağını birçok konuda olduğu gibi Akp devralmıştır. Türkiye ne yazık ki en önemli kurumlarını ve bankalarını özelleştirmiş , devlet küçültürülürlken küresel sermaye Türkiye’de söz sahibi hale getirilmiştir. Otoyollarla Türkiye, petrol endüstrisine bağımlı hale getirilirken ; demiryolu yapımına Özal ‘kominizmdir’ gibi yapay bir bahane ile karşı çıkmıştır. Halbuki çağdaş olan her ülke,  demirağlarla örülmüştür. Böylece ulaşım hem kolaylaştırılmış hem de çok daha güvenli olmasından dolayı kazalar en aza indirilmiştir. Demiryolu ulaşımı için gerekli olan akım(elektirik) , demir , kömür ve işgücü Türkiye’de bulunmaktadır ama ne var ki otoyollar için gerekli olan hem herşey yurtdışından ihraç edilmektedir.

 Özal’ın yapmış olduğu bazı önemli yanlışlara yukarda kısaca değindik. Şimdi size soruyorum; Özal’ın Türk Devleti’nin adını Anadolu yapmak istemesi de onun bu yanlışları arasında nasıl değerlendirilmelidir? Siyasi yetkinlikten uzak olmasından mı kaynaklanmaktadır,  yoksa katıldığı Bilderberg ya da CRF toplantılarından mı feyz almıştır?

 Türk milletinin bekasını doğrudan ilgilendiren Türkiye Cumhuriyet’inin bekası gayrı milii ellere bırakılamaz. Milli şuur eksikliği olan her yönetici, en basit çıkar karşılığında kolayca satınalınabilir ya da milli bilinçsizliğinden dolayı kandırılabilir. Türkiye’nin daha fazla yanlış yapmaya tahammülü yoktur. İşte bu sebeptendir ki gayrı milli düşüncelere karşı, Cumhuriyet değerleri özenle öğretilmelidir. Atatürk’ün vefatı ile yarıda kalan Türk Devrim’i asli temelleri doğrultusunda devam etmelidir.

17.11.2008

Tanrıkut


 
< Önceki   Sonraki >
 
Tavsiye Ettiklerimiz
Yasaklı Belgesel
Tebriz Türk Takımı
Tolon Paşa ve Ordusu
O.Sinanoğlu Sohbet
İthal Tohum İhaneti
Durum Çözümlemesi
Zekeriya Öz Hakkında
Kurtuluş Savaşında 2000 Kırgız
Hakikat nerede?
Etki Ajanları
Çıkışyolu Turan
Dilde Birlik ve Türklük Şuuru
TSK'yı Yıpratma Girişimleri
Siyasetimiz Nasıl Düzelir
Sivil cehalet
Türk Ülküsü
Mevlana'dan Öğütler
Kazak ve Türkiye Türkçesi
Ampulün Anlamı
Said-i Nursi'nin Gerçek Yüzü
Bor Madeni ve Önemi
İran'a şeriat nasıl geldi?
Atatürk'ün Kaleminden
Hablemitoğlu Belgeseli
Gül'ün Süreci
Gizli Mutabakat
Gladyocu İftirası
Kürt Federe Devletine
Gökşad'tan

Saçların gezerdi yüzümde eskiden

Ağlarsın

Saçların gezerdi yüzümde eskiden,

Şimdi yanaklarımda damla damlasın.

Ne çok severdim dizinde yatmayı,

Şimdi uykumu bölen keskin bıçaksın.

 

Nefesin vururdu nefesime her akşam,

Şimdi soluğumu kesen acı rüzgarsın.

Bütün dertlerim yalnız sende biterdi,

Şimdi yüreğimde kapanmaz yarasın.

 

Şehre uzak yerlerden yıldızlar sayardık,

Şimdi gökyüzünde en uzak yıldızsın.

Ne çok özledim seni anlatabilsem,

Şimdi oturup kana kana ağlarsın...

 

Çorlu, 2002

Gökşad

 

Gölgeler

Gölgeler

-I-

Ömrün gölgesi olsun ömrümün

Uzayıp gitsin ardımca

Ben gidersem bir ikindi vakti...

Ki sen bir Cuma sabahı gelirken

Ömrüm gölgesi olmuştu ömrünün

Uzayıp gitmişti ardınca...

 

Ankara, 2004

 

Gölgeler

-II-

Bütün zamanların tek suçlusu ben miyim

Üstüme bir bulutun bile gölgesi düşmez

Bu karanlık sahrada neye pervaneyim

Kapanan gözlerime bir ışık düşmez...

 

Medet ey sevgili, yandım bu çölde!

Bu nasıl bir serap, bu nasıl bir gölge?

Düştüm düşeli bu amansız hüzne

Divane yüreğim bir lahza gülmez

                                  

Ankara, 2004

 

Ahiret'te

 


 

Tanrım sen varlığı yaratansın

Canlı cansız her şeyi kuşatansın

Bir dileğim var sen bağışlayansın

Desem korkarım demesem yer beni

 

Garip gönlüm gece gündüz âhtadır

Dileğim gönlümde sana âyandır

Kusur kulundan bağış katındandır

Desem korkarım demesem yer beni

 

Bedenimi balçıktan sen halk ettin

Yüreğime dünyayı sen dar ettin

Gönlüm coştu, dilimi sen lâl ettin

Desem korkarım demesem yer beni

 

Tanrım hurilerin gözümde değil

Aşk için bir ömür yeterli değil

Hâşâ Kaynaroğlu isyanda değil

Âhirette sevdiğime ver beni

 

               Ankara, 2003

 

Sır Kapısı

Sır Kapısı

 

Kırk sır kapısı açıldı gözlerinde

Kırk ayrı yol var her kapının birinde

Her yol ağzında ayrı idam ettiler

Sade tenim kaldı saçının telinde

 

Bir tel saç ile bağladılar çenemi

Üç tas su ile yıkadılar tenimi

 

Beni gonca gül yaprağına sardılar

Musalla diye avucuna koydular

Nasıl bilirdiniz diye sordular

Sustum da dinledim başka bir alemde

 

Aşkı bilmeyenler hiç ses çıkarmadı

Mecnun dedi ki “beni utandırmadı”

 

Kaynaroğlu, adını toprağa verdin

İki kaş arasından sıratı geçtin

Lokman’ın sırrını sen âşikar ettin

Ölü müsün diri mi, bilmez hiç kimse.

 

Ankara, 2004

 

Nevruz

  

Nevruz

Gökyüzünde göç başlar vakit gece

Sultan kız batıdan doğuya göçer

Toy düğün başlar Türkistan ilinde

Sultan Nevruz önünde gergef işler

 

Bize de gel bilinmez bir saatte

Benim de ölülerim yeyip içsin

Rızkımızı bulalım bu yengi gün’de

Bütün alem Tanrı’ya secde etsin

 

Esir Türkleri unutma Sultanım

Onlar beklese de başka baharı

Birgün muhakkak biter bu zalim kış

Yine az görür Türk, koca dünyayı

 

Hazar’a muhabbet götür sultanım

Yesevi’den hikmet getir bizlere

De ki özlemiş sizi Kaynaroğlu

Gayrı dayanmazmış gönlü hasrete

Gökşad

Sivas, 1997

 

Kuşların Rüyası

Kuşların Rüyası 

Kuşların rüyasına girdim dün gece

Karar verdim bunu hep yapacağım

Hepsi de uyuyordu gözlerinde

Onları mı yoksa seni mi kıskanayım

 

Güya bir bülbül senin nefesinden

Şiirler okuyordu seher vaktinde

Şaşırdım kaldım, ses benim sesim

Dedi ki “İlham” derler buna sizin alemde

 

Rüyasında bir güvercin konup pencerene

Uzatıp kanatlarını tutundu ellerine

Şaşırdım kaldım, el benim elim

Dedi ki “Vuslat” derler buna sizin alemde

 

Bir serçe rüyasında kanat çırpıp

Su içti avuçlarından kana kana

Şaşırdım kaldım içim yanmış benim de

Dedi ki “Mecnun” derler buna sizin alemde

 

Kuşların rüyasına girdim dün gece

Gördüm ki seni seviyorum her bedende

Bir kaknus yaklaşıp kulağıma sessizce

Dedi ki “Kader” derler buna sizin alemde

 

Dedim ki “Hayrolur İnşallah...”

Gökşad 

Ankara, 2004

 

Gidişine Ağıt

 

 Mecnûn düşünde gördü Leylâ’yı bir gece:

 Ve sen, şehirlerini benim ülkeme kurdun,Pâyitahtını benim yaralı kalbime..

.Seni bir kan pıhtısı gibi elimde tuttum.

 İnsafsız rüzgârlar uğradı yurduma: 

Yağmur kar ortasında bir çöle düştüm,Kum fırtınasında tutundum saçlarına...

Sen uykudaydın, ben kâbuslar gördüm. 

Buğday tarlalarına kızgın alevler düştü: 

Çıplak ayaklı çocuklar savruldu her yana,

Çıplak ayaklı yıldızlar gibi darmadağın...

Ne olur beni de kat, beni de kat dualarına. 

Seni düşümde gördüm,  tam altı yıl önce: 

Ve sen, gözlerini giyindin Asya ceylanlarının,

Ak sakallardan miras bir huzur yüzünde...

Gezinip durdun içinde bütün damarlarımın.    

 Benim yüreğim mahşer, senin gönlün sırat: 

Zalim bir korku boğazlar sevincimi,

Gözlerim karanlık benim, senin gözlerin hayat.

Gözlerim hiç görmesin gittiğini...  

Ki o Selçuklu şehri seni bırakır mı bilmem:

 Lacivert göğünde gözlerin, bir muska gibi dururken,

Vakitsiz düşer toprağa kırkikindi yağmurları.

Bin yıllık Medrese, yeni bir Eylül’e soyunmuşken... 

Yıldızlara söyle seni geri getirsinler: 

Onlar bilir benim çekik gözlü yüreğimi.

Geçmişin saçından tut, sana yol göstersinler,

Yıldızlar bilir benim gökçe soylu düşlerimi... 

Ankara, 2003

Gökşad 

 

Gözlerin

 

Gözlerin

 

Sanki deryalara dalar giderim

Baktıkça içimi yakar gözlerin

Her şafak vaktinde çalar kapımı

İlmiği boynuma takar gözlerin

 

Mecnun’u çöllerde koyar çaresiz

Ferhad’ı dağlara salar gözlerin

Yanımda yöremde ölüm gezdirir

Benim peşimde o yeşil gözlerin

 

Başı dik dağlara yasla sırtını

Dolunay akşamı kaldır başını

Her kim ki yazarsa kişi bahtını

Ezelden alnıma yazmış gözlerin

 

Dört duvardan gayrı yerim olmadı

Kendi gölgem bana sadık kalmadı

Şu yalan dünyada yüzüm gülmedi

Benim tek servetim senin gözlerin

 

Kefenimi yeşil sarın, beyaz olmasın

Mezarımı göğe kazın yerde kalmasın

Sevdiğim gözünden yaşlar akmasın

Gider Kaynaroğlu, kalır gözlerin

 

Sivas, 1998

 
   
 
Benzer Yazılar