Anasayfa arrow Yazarlar arrow Çiçi Kağan arrow Hanifliğin Perde Arkası - ılımlı İslam tasarısı
 
   
Türkçülüğün Esasları
Türkçülüğün Özü
A) Dilde Türkçülük
B) Sanatta Türkçülük
C) Ahlaki Türkçülük
D) Hukukta Türkçülük
E) Dinde Türkçülük
F) İktisatta Türkçülük
G) Siyasette Türkçülük
H) Felsefede Türkçülük
Büyük Türkçülerden
Türkçülerden Özlü Sözler
Genel İçerik
Marşlarımız
Görsellikler
Türk Dünyası Ezgileri 1
Türk Dünyası Ezgileri 2
Türkçülük Hakkında
Tüm Dosyalar
Tüm Yazarlar
Edebiyat
Makaleler
Tepkisiz Kalma
Ağelini Öneriniz
Belge Resim

Bilgilendirme
Türküler
Görsellik
Kitap Önerileri
Büyük Türkçüler
Büyük Türkçülerden
Azınlık veya Özerk Türkler
Nutuk
Duyurular
Özlü Sözler
Yorumsuz Resimler
Siyasi Dosyalar

  :: TSK'dan ABD-İsrail Koridoru'na balyoz
  :: Emperyalizmin Tetikçileri
  :: Komünistlerin Atatürk karşıtlığı
  :: Rockefeller'den yüzyılın itirafı
  :: Ayrılma bildirisi ve Sevr
  :: İstanbul Barosu’ndan yapılan 14 maddelik açıklama
  :: Öz Yurdunda Köleleşen Türk
  :: IŞİD – ABD ilişkisinin delilleri
  :: Barzani ve Erdoğan
  :: İran Türkleri Hapislerde
  :: Hitler’in Müftüsü Hacı Emin El Hüseyni
  :: Seçsis Neden Türkiye'de Kullanılıyor?
  :: Irak’ın 16. Tugayı Peşmergeye katıldı!
  :: Türker Ertürk , ABD tertiplerini ve ABD işbirlikçilerini açıklıyor.
  :: Hava Kuvvetlerinde Tasfiye
  :: Esad'ın Ulusal Kanal Söyleşisi
Türkçe
Türkçe Adlar
Türkçe İzgileri
Hayvan Adları
Türkçe Terimler
Göktürk Yazıtları
Kuş Adları Derlemesi
Türkçe Adlar Sözlüğü
Kazakistan Türkçesi Sözlüğü
Azerbaycan Türkçesi Sözlüğü
Dosyalar
Siyasi Dosyalar
Tarihi Dosyalar
Görüntüler
Dini Dosyalar
Belge Resim
Bilimsel Dosyalar
Atatürk
Eserleri
Makaleleri
Özlü Sözleri
Atatürk Dosyaları
İletişim
 

Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player

İlgili İçerikler

Hanifliğin Perde Arkası - ılımlı İslam tasarısı

PDF Yazdır Ağhesabı
 Haniflik, Hz.İbrahim peygamber aracılığıyla indirilen dindir. Aynen Hz. Musa’ya, Hz. İsa’ya ve son Peygamberimiz Hz. Muhammed’e(s.a.v) indirilen din gibi. Son dönemde Haniflik dini tarihin tozlu raflarından indirilip yeniden insanların önüne konulmaya çalışılıyor.

Peki neden hükmü kalkmış bir din, hem kitabı yok, hem de emirleri ortada yokken ve haniflik dininden çok sonraları Allah tarafından indirilen Musevilik ve Hıristiyanlık dininin bile hükmü kalkmışken, en son din, en kemal bir şekilde ortada iken, Hz. İbrahim’in dini olarak ta adlandırılan Haniflik dini niçin yeniden canlandırılmaya çalışılıyor?

Bunun sebebi, Dinler arası Diyalog - Vatikan ve malum tarikat lideri ve o taifeden tarikatlardır.
Vatikan tarafından 1950’li yılların sonunda ortaya atılan Dinler arası diyalog dünyayı Hıristiyanlaştırma amacı için bir araç olarak kullanılmak üzere ortaya atılmıştır.İslam dünyası Hıristiyanlığı ret etmekte ve Hıristiyanlık inancının Kuran-ı Kerim gelince hükmü kalkmış olmasından, ortada gerçek bir incilin bulunmayışı ve Hıristiyanlık inancının akla uygun(İncilin bozulmuş hali) bir inanç olmadığının tüm insanlar tarafından kabullenildiği bir dönemde Müslümanların, Hıristiyanlığın zayıf (hükümsüz) yönlerini ortaya koymamaları ve Müslüman dünyada misyonerlik faaliyetini daha rahat yapabilmek amacıyla dinler arası diyalog masalı uydurulmuştur.

Müslümanların hak din İslam dışında diğer tüm dinlere karşı savunma (ilmi haklılık açısından) mekanizması son derece güçlü iken, dinler arası diyalog ile dinler arasında aslında fark olmadığı dinler arası proje ile Müslümanlara kabul ettirilmeye çalışıldı. Bunun Türkiye ayağı her zaman olduğu gibi tarikatlar oldu. Özellikle bu tarikatlardan bir tanesi ABD-CIA tarafından özel yetiştirildi.Uzun bir sürecin ardından yeterli mürit sayısına erişildiği düşüldüğünden Türkiye’de bu tarikat aracılığı ile dinler arası diyalog projesi devreye sokuldu. Basını, mali sistemi, bürokrasiyi önemli ölçüde ele geçiren bu tarikat allayıp pullayıp dinler arası diyalogu Müslümanların hayrına imiş gibi göstermeye çalıştı. Müritleri zaten tarikat gereği itirazsız bunun hayırlı bir iş olduğunu kabullendiler.(zaten aksi mümkün değildir yoksa şeyhi sorgulamak bile dinden çıkmaya yetip artıyor(!) ) Bir kısım bu işi bilen kesimler ya sesini çıkaracak ortam bulamadılar ya da çeşitli baskılarla susturuldular. Çok az bir kesim sesini çıkarabildiler bunlarda dinsizlikle itham edildiler.

Bu projesin ikinci ayağı devlet yönetimini ele geçirmek ve ılımlı İslam’ı devreye sokmaktı.Bunun önünde tek engel ise Türk Silahlı Kuvvetleri idi.Uzun süre bu kurumu ele geçirme mücadelesinde bulunuldu ise de bunda başarılı olunamadı. Sızmaya çalışanlar tespit edilip, TSK’dan hemen uzaklaştırıldılar.En sonunda bu tarikat lideri de millete adalet dağıtma görevi olan savcı hakimleri satın alma talimatı üzerine suç üstü yakalandı.(ATV de yayınlanan kasette)Hala hastalık bahanesi ile yurt dışında kaçak yaşamakta kendisi için uygun şartlar oluştuğunda dönmeyi ve dinler arası diyaloga kaldığı yerden devam etmeyi planlamaktadır.Ama gizli amacı Türk Milletinin önemli bir kesimi tarafından anlaşıldığından bu Truva atının ABD tarafından değiştirileceğinden de kimsenin şüphesi olmasın.

Gelelim haniflik dini ile amaçlananı sorgulamaya.
Haniflik özünde tektanrıcılık olup tek tanrılı dinleri bir çatıda toplamayı hedeflemektedir.Yani İslamlığı,Hıristiyanlığı ve Museviliği bir potada eritip yeni bir din yaratma sevdasıdır.İşte bu projenin adı HANİFLİK dinidir.

Oysa 3 dinden hatta Hz. İbrahim’in dini (Haniflik) ile 4 dinin tek potada eritilmesi ile ortaya konulan din din olmaz. Kaldı ki ne Hıristiyanların ne de Musevilerin böyle nihai bir hedefleri yok.Hak din olmaktan uzaklaşmış Haniflik, Hıristiyanlık ve Musevilik gibi son ve hak din olan İSLAM dinini bozmak asıl amaçtır. Bu yolda da ne yazık ki önemli mesafeler aldılar. Malum Cemaat lideri, Vatikan’ı ziyaretinde "Amentü’de ittifakımız var" (Muhammed’ en Resulullah deme sekte olur-diyor) diyerek diğer dinler ile İslamiyet arasında aslında fark olmadığını söylemek istiyor. Saidi Nursi ise çok daha önceleri "15 yaşın altında ölen Hıristiyanlar,savaşta ölen Hıristiyanlarda cennete gidecek diyerek" kısmide olsa Hıristiyanlık dinine bir meşrutiyet kazandırmış oldular.(Her nasılsa Nurcular Lahikaların İslam’a uygun olmayanlarını gizlemeyi başardılar.Bu konuda basım evi sahibi yaptıklarını kabullenip ileri gelenleri suçladı.Hala bugün bile anlaşılmayan Risaleyi nurları günümüz Türkçesine çevirip çevirmemeyi tartışmaktadırlar. Çünkü okuyan hiçbir şey anlamakta ve kendi ifadelerine göre "her okuyan kendince bir lezzet" alıyormuş -bunun anlamı herkes kafasına göre bir yorum çıkarıyor- )

İlahi dinleri birleştirmeye dönük kutsal kitaplarda yazılmaya başlandı.Önce ABD’de "Gerçek Furkan" diye bir kitap yazılarak dinler birleştirilmeye çalışıldı. Ülkemizde de yine malum tarikatın müridi bir öğretim üyesi olan Prof. Suat Yıldırım, bu amaca dönük "Kuran Meali" diye bir kitap yazarak Pavlos’un mektuplarını, bozulmuş İncil’den ve Tevrat’tan alıntılar yaparak aslında bu dinler arasında bakınız hiçbir fark yok demeye çalıştı. Ülkemizde bu meale karşı tepkiler o kadar çok arttı ki adamcağız geri adım atmak zorunda kaldı.

Bunlarda yetmedi sahih olma ihtimali olmayan bir hadisin peşine takılarak Hz.İsa gelecek Mehdi’ye yardım edecek.Şimdi sormak lazım bu cemaate geleceği Allahtan başka kimse bilemez hükmü varken İsrailiyat hadisi olduğu ortada iken bunun İslami olduğunu yaymalarındaki amaç ne.Bu kadar önemli bir konudan neden Kuran- Kerimde hiç bahsedilmez.(İşin daha da ilginç tarafı büyük İslam alimi diye tanıtılan tarikat kökenli zatlar bir hadisten hacimli bir kitap yazabiliyorlar.Mehdinin özelliğinden tutunda nasıl savaşacağına kadar en detaylı bilgi var.Buna inananlara şaşmamak mümkün değil.)Aynı cemaate Hz.İsa gelecek ise son peygamber Hz.Muhammed olmuyor.Cevap akıllara ziyan : “Hz.İsa peygamber sıfatı ile gelmeyecek” Ne muhteşem bir cevap ama tabi ancak bunu zihniyet kölesi müridler yer.

Yine bu dinler arası diyalog çerçevesinde Müslüman bir kız Hıristiyan bir erkek Papaz,Haham ve İmam tarafından nikahı kıyılarak evlendirildiler. Zaman Gazetesi bu evliliği öve öve bitiremedi tepkiler çığ gibi artınca 3 gün sonra gazete çark etmek zorunda kaldı.

Sadece bunlar mı oldu? Elbette bunlarla yetinmediler.
ABD’de bir kadın cemaate imamlık yaptı.Kadınlı erkekli namaz kıldılar.Türkiye’de de başbakanlık başdanışmanı Cüneyt Zapsu’nun eşi kadınlı-erkekli cemaat namazı kıldı. Toplumdan bu konuda da büyük eleştiri aldı.Başbakan danışmanını "aile yapınızı bozmaya çalışıyorlar" tarzı açıklama ile savunmaya çalıştı.

Ülkemizde misyonerlik faaliyetleri birilerinin desteği ile olabildiğince artırıldı. Kilise evler her mahallede göbelek ( mantar) biter gibi bitti. Hükümetin sessiz kalması üzerine bir takım kişiler bu konuda sorumluluk üstlendi ama sesleri yeterince duyulmadı. Bunun üzerine misyoner öldürmeler başladı. Yine dinler arası diyalog amacı ile dinler bahçeleri kurulmaya bu amaçla cemaati olmayan yerlere kiliseler havralar yapılmaya başlandı. Yıkıntı kiliseler devletin parası ile onarılmaya başlandı. Buna karşın Kuran kursları yıkıldı. Bunu yapanlar hala millete karşı İslam-Müslümanlık argümanını kullanarak pirim yapma peşinde. Yine bu cümleden olmak üzere Zina serbest hale getirildi. Bir taraftan Türban ve İHL sorunu diyerek din istismarı yaparken diğer taraftan zinayı serbest hale getirmeleri, kilise ve havralar için vakıf kanununu çıkaran bir hükümet ve olayın farkında olmayan tele voleci bir millet.

Ülkemizde hem İslam sömürüsü yapıp hem de Hıristiyanlığın ülkemizde yayılmasını destekleyen bir hükümet ve olup bitenin farkında olan ancak şeyhte keramet vardır mantığı ile sessizce seyreden kuru bir kalabalık.

SONUÇ:
1-Tarikatlar, İslam’ın düşmanıdır.
2-Tarikatlar, millet düşmanıdır.

 

Çiçi Kağan


 
< Önceki   Sonraki >
 
Tavsiye Ettiklerimiz
Yasaklı Belgesel
Tebriz Türk Takımı
Tolon Paşa ve Ordusu
O.Sinanoğlu Sohbet
İthal Tohum İhaneti
Durum Çözümlemesi
Zekeriya Öz Hakkında
Kurtuluş Savaşında 2000 Kırgız
Hakikat nerede?
Etki Ajanları
Çıkışyolu Turan
Dilde Birlik ve Türklük Şuuru
TSK'yı Yıpratma Girişimleri
Siyasetimiz Nasıl Düzelir
Sivil cehalet
Türk Ülküsü
Mevlana'dan Öğütler
Kazak ve Türkiye Türkçesi
Ampulün Anlamı
Said-i Nursi'nin Gerçek Yüzü
Bor Madeni ve Önemi
İran'a şeriat nasıl geldi?
Atatürk'ün Kaleminden
Hablemitoğlu Belgeseli
Gül'ün Süreci
Gizli Mutabakat
Gladyocu İftirası
Kürt Federe Devletine
Gökşad'tan

Saçların gezerdi yüzümde eskiden

Ağlarsın

Saçların gezerdi yüzümde eskiden,

Şimdi yanaklarımda damla damlasın.

Ne çok severdim dizinde yatmayı,

Şimdi uykumu bölen keskin bıçaksın.

 

Nefesin vururdu nefesime her akşam,

Şimdi soluğumu kesen acı rüzgarsın.

Bütün dertlerim yalnız sende biterdi,

Şimdi yüreğimde kapanmaz yarasın.

 

Şehre uzak yerlerden yıldızlar sayardık,

Şimdi gökyüzünde en uzak yıldızsın.

Ne çok özledim seni anlatabilsem,

Şimdi oturup kana kana ağlarsın...

 

Çorlu, 2002

Gökşad

 

Gölgeler

Gölgeler

-I-

Ömrün gölgesi olsun ömrümün

Uzayıp gitsin ardımca

Ben gidersem bir ikindi vakti...

Ki sen bir Cuma sabahı gelirken

Ömrüm gölgesi olmuştu ömrünün

Uzayıp gitmişti ardınca...

 

Ankara, 2004

 

Gölgeler

-II-

Bütün zamanların tek suçlusu ben miyim

Üstüme bir bulutun bile gölgesi düşmez

Bu karanlık sahrada neye pervaneyim

Kapanan gözlerime bir ışık düşmez...

 

Medet ey sevgili, yandım bu çölde!

Bu nasıl bir serap, bu nasıl bir gölge?

Düştüm düşeli bu amansız hüzne

Divane yüreğim bir lahza gülmez

                                  

Ankara, 2004

 

Ahiret'te

 


 

Tanrım sen varlığı yaratansın

Canlı cansız her şeyi kuşatansın

Bir dileğim var sen bağışlayansın

Desem korkarım demesem yer beni

 

Garip gönlüm gece gündüz âhtadır

Dileğim gönlümde sana âyandır

Kusur kulundan bağış katındandır

Desem korkarım demesem yer beni

 

Bedenimi balçıktan sen halk ettin

Yüreğime dünyayı sen dar ettin

Gönlüm coştu, dilimi sen lâl ettin

Desem korkarım demesem yer beni

 

Tanrım hurilerin gözümde değil

Aşk için bir ömür yeterli değil

Hâşâ Kaynaroğlu isyanda değil

Âhirette sevdiğime ver beni

 

               Ankara, 2003

 

Sır Kapısı

Sır Kapısı

 

Kırk sır kapısı açıldı gözlerinde

Kırk ayrı yol var her kapının birinde

Her yol ağzında ayrı idam ettiler

Sade tenim kaldı saçının telinde

 

Bir tel saç ile bağladılar çenemi

Üç tas su ile yıkadılar tenimi

 

Beni gonca gül yaprağına sardılar

Musalla diye avucuna koydular

Nasıl bilirdiniz diye sordular

Sustum da dinledim başka bir alemde

 

Aşkı bilmeyenler hiç ses çıkarmadı

Mecnun dedi ki “beni utandırmadı”

 

Kaynaroğlu, adını toprağa verdin

İki kaş arasından sıratı geçtin

Lokman’ın sırrını sen âşikar ettin

Ölü müsün diri mi, bilmez hiç kimse.

 

Ankara, 2004

 

Nevruz

  

Nevruz

Gökyüzünde göç başlar vakit gece

Sultan kız batıdan doğuya göçer

Toy düğün başlar Türkistan ilinde

Sultan Nevruz önünde gergef işler

 

Bize de gel bilinmez bir saatte

Benim de ölülerim yeyip içsin

Rızkımızı bulalım bu yengi gün’de

Bütün alem Tanrı’ya secde etsin

 

Esir Türkleri unutma Sultanım

Onlar beklese de başka baharı

Birgün muhakkak biter bu zalim kış

Yine az görür Türk, koca dünyayı

 

Hazar’a muhabbet götür sultanım

Yesevi’den hikmet getir bizlere

De ki özlemiş sizi Kaynaroğlu

Gayrı dayanmazmış gönlü hasrete

Gökşad

Sivas, 1997

 

Kuşların Rüyası

Kuşların Rüyası 

Kuşların rüyasına girdim dün gece

Karar verdim bunu hep yapacağım

Hepsi de uyuyordu gözlerinde

Onları mı yoksa seni mi kıskanayım

 

Güya bir bülbül senin nefesinden

Şiirler okuyordu seher vaktinde

Şaşırdım kaldım, ses benim sesim

Dedi ki “İlham” derler buna sizin alemde

 

Rüyasında bir güvercin konup pencerene

Uzatıp kanatlarını tutundu ellerine

Şaşırdım kaldım, el benim elim

Dedi ki “Vuslat” derler buna sizin alemde

 

Bir serçe rüyasında kanat çırpıp

Su içti avuçlarından kana kana

Şaşırdım kaldım içim yanmış benim de

Dedi ki “Mecnun” derler buna sizin alemde

 

Kuşların rüyasına girdim dün gece

Gördüm ki seni seviyorum her bedende

Bir kaknus yaklaşıp kulağıma sessizce

Dedi ki “Kader” derler buna sizin alemde

 

Dedim ki “Hayrolur İnşallah...”

Gökşad 

Ankara, 2004

 

Gidişine Ağıt

 

 Mecnûn düşünde gördü Leylâ’yı bir gece:

 Ve sen, şehirlerini benim ülkeme kurdun,Pâyitahtını benim yaralı kalbime..

.Seni bir kan pıhtısı gibi elimde tuttum.

 İnsafsız rüzgârlar uğradı yurduma: 

Yağmur kar ortasında bir çöle düştüm,Kum fırtınasında tutundum saçlarına...

Sen uykudaydın, ben kâbuslar gördüm. 

Buğday tarlalarına kızgın alevler düştü: 

Çıplak ayaklı çocuklar savruldu her yana,

Çıplak ayaklı yıldızlar gibi darmadağın...

Ne olur beni de kat, beni de kat dualarına. 

Seni düşümde gördüm,  tam altı yıl önce: 

Ve sen, gözlerini giyindin Asya ceylanlarının,

Ak sakallardan miras bir huzur yüzünde...

Gezinip durdun içinde bütün damarlarımın.    

 Benim yüreğim mahşer, senin gönlün sırat: 

Zalim bir korku boğazlar sevincimi,

Gözlerim karanlık benim, senin gözlerin hayat.

Gözlerim hiç görmesin gittiğini...  

Ki o Selçuklu şehri seni bırakır mı bilmem:

 Lacivert göğünde gözlerin, bir muska gibi dururken,

Vakitsiz düşer toprağa kırkikindi yağmurları.

Bin yıllık Medrese, yeni bir Eylül’e soyunmuşken... 

Yıldızlara söyle seni geri getirsinler: 

Onlar bilir benim çekik gözlü yüreğimi.

Geçmişin saçından tut, sana yol göstersinler,

Yıldızlar bilir benim gökçe soylu düşlerimi... 

Ankara, 2003

Gökşad 

 

Gözlerin

 

Gözlerin

 

Sanki deryalara dalar giderim

Baktıkça içimi yakar gözlerin

Her şafak vaktinde çalar kapımı

İlmiği boynuma takar gözlerin

 

Mecnun’u çöllerde koyar çaresiz

Ferhad’ı dağlara salar gözlerin

Yanımda yöremde ölüm gezdirir

Benim peşimde o yeşil gözlerin

 

Başı dik dağlara yasla sırtını

Dolunay akşamı kaldır başını

Her kim ki yazarsa kişi bahtını

Ezelden alnıma yazmış gözlerin

 

Dört duvardan gayrı yerim olmadı

Kendi gölgem bana sadık kalmadı

Şu yalan dünyada yüzüm gülmedi

Benim tek servetim senin gözlerin

 

Kefenimi yeşil sarın, beyaz olmasın

Mezarımı göğe kazın yerde kalmasın

Sevdiğim gözünden yaşlar akmasın

Gider Kaynaroğlu, kalır gözlerin

 

Sivas, 1998

 
   
 
Benzer Yazılar