Türkçülüğün Esasları
Türkçülüğün Özü
A) Dilde Türkçülük
B) Sanatta Türkçülük
C) Ahlaki Türkçülük
D) Hukukta Türkçülük
E) Dinde Türkçülük
F) İktisatta Türkçülük
G) Siyasette Türkçülük
H) Felsefede Türkçülük
Büyük Türkçülerden
Türkçülerden Özlü Sözler
Genel İçerik
Marşlarımız
Görsellikler
Türk Dünyası Ezgileri 1
Türk Dünyası Ezgileri 2
Türkçülük Hakkında
Tüm Dosyalar
Tüm Yazarlar
Edebiyat
Makaleler
Tepkisiz Kalma
Ağelini Öneriniz
Belge Resim

Bilgilendirme
Türküler
Görsellik
Kitap Önerileri
Büyük Türkçüler
Büyük Türkçülerden
Azınlık veya Özerk Türkler
Nutuk
Duyurular
Özlü Sözler
Yorumsuz Resimler
Siyasi Dosyalar

  :: TSK'dan ABD-İsrail Koridoru'na balyoz
  :: Emperyalizmin Tetikçileri
  :: Komünistlerin Atatürk karşıtlığı
  :: Rockefeller'den yüzyılın itirafı
  :: Ayrılma bildirisi ve Sevr
  :: İstanbul Barosu’ndan yapılan 14 maddelik açıklama
  :: Öz Yurdunda Köleleşen Türk
  :: IŞİD – ABD ilişkisinin delilleri
  :: Barzani ve Erdoğan
  :: İran Türkleri Hapislerde
  :: Hitler’in Müftüsü Hacı Emin El Hüseyni
  :: Seçsis Neden Türkiye'de Kullanılıyor?
  :: Irak’ın 16. Tugayı Peşmergeye katıldı!
  :: Türker Ertürk , ABD tertiplerini ve ABD işbirlikçilerini açıklıyor.
  :: Hava Kuvvetlerinde Tasfiye
  :: Esad'ın Ulusal Kanal Söyleşisi
Türkçe
Türkçe Adlar
Türkçe İzgileri
Hayvan Adları
Türkçe Terimler
Göktürk Yazıtları
Kuş Adları Derlemesi
Türkçe Adlar Sözlüğü
Kazakistan Türkçesi Sözlüğü
Azerbaycan Türkçesi Sözlüğü
Dosyalar
Siyasi Dosyalar
Tarihi Dosyalar
Görüntüler
Dini Dosyalar
Belge Resim
Bilimsel Dosyalar
Atatürk
Eserleri
Makaleleri
Özlü Sözleri
Atatürk Dosyaları
İletişim
 

Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player

İlgili İçerikler

İsrail'e Lânet de, Çin'e Rahmet mi...?

PDF Yazdır Ağhesabı

İSRAİL’E LÂNET DE, ÇİN’E RAHMET Mİ…?  

Günlerdir İsrail’in Filistin’e saldırıları üzerine, dünya’nın her yerinde küçük büyük demeden sokaklara dökülmekte insanlar. Hepsinin ağzından dökülen tümceler aynı; “Kahrolsun İsrail, Dursun bu vahşet, Kardeş Filistin, Faşist İsrail…”Vahşetin ilk günlerinden beri dünya ülkeleri bu acı olayı hem siviller hem de resmi makamlar  kınadı ama ya ekran başında ya da meydanlarda kınamakla kaldılar. Yani sözde kaldı her şey… Bu durum Türkiye içinde geçerli! 

Vahşetin 4 gün öncesinde İsrail başbakanı Ehud Olmert ile başbakan Tayip Erdoğan, Ankara’da görüştü. Görüşmelerin olumlu geçtiğini de öğrendik ama konuşulanlar hâlâ sır…Hükümet sevdalısı ve taraflı basınımız Ümraniye davasında iddialar ortada yokken, İddianame yazma, teoriler üretme ve hüküm verme işine giriştiklerine hepimiz şahit olduk  ama iş, mevcut iktidar ile ilgili olunca üç maymunu oynuyorlar ne yazık ki! 

İş bize düştü yine;

Bu görüşmede akla gelen; İsrail’in Filistin’e yapacağı saldırılardan  bahsedilmemesi imkânsız çünkü; Türkiye, Suriye - İsrail arabuluculuk görevini üstlendiğinden ve yine son dönemlerde Türkiye’nin, İsrail ile sıkı ilişkiler yürütmesi ihtimâlleri güçlü kılıyor.Bir başka olasılık nedeni ise; bu saldırıların ismi ABD- İsrail olup, BOP’un kararlıca yürütülme istediğidir ve bu bağlamda başbakan Erdoğan BOP eş başkanı’dır!Eş başkandan habersiz ne yapılabilir ki? 

Bazıları, İsrail’e sert çıkışları nedeniyle Erdoğan’ı tebrik etti. “İsrail ile bu ilişkilere ihtiyaç olduğu halde postayı koydu yine ..”  Oysa, Erdoğan seyirciye oynuyordu o sözleri ile…Malum, seçim yaklaşıyor; Dış ülkelerden de destek şart. Bu saatten sonra mazlum rolleri de tutmaz. Ne yapılabilir başka…?

Elbet ikili oynanacak; Filistin’e “kardeşim” 

İsrail’e “tu-kaka”.

Ardından İsrail’e ” kardeşim”

Filistin için “biz arabuluculuk teklifini götürdük sabredin…” sözleri tabi ki…

İşin siyasi boyutunda çaresi şu saatten sonra kalmadığı ortada ya da çare bulunacaksa ABD tek başına yapacaktır ki, İsrail demek ABD demektir! 

 

Asıl dikkat çekmek istediğim konu ise; Türkiye’de Filistin için yapılan destek yürüyüşleridir.Meydanlarda, sokak ve caddelerde, toplantı salonlarında, yardım kuruluşlarında vs. olağanüstü “Filistin’e destek, İsrâil’e  lanet” mevcut…Yıllardır özlem duyduk, ortak noktalarda buluşmayı diledik ve solcusu, sağcısı meydanlarda nihayet bir araya geldi, seslerini birleştirdiler, fikirlerini birleştirdiler, aynı hiza adımlar attılar fakat beni ortada bıraktılar!

Filistin’in yaşadığı bu acılar şüphesiz büyük ama bu vahşetin başka şekli; bir kerede değil de, aylara, yıllara bölerek can’a kıyılsa, zulüm edilse, özgürlüğü kısıtlansa, esaret altına alınsa, hakaret, işkence, ölümle sonuçlansa buna vahşet, katliam denmez mi?Elbette denir!Peki, bu meydanlarda haykıranlar, yıllardır Doğu Türkistan’da, Kafkaslar’da, Balkanlar’da, Irak’ta, Kıbrıs’ta, İran’da vs. yaşayan Türklere aynı şekilde destek olması da gerekmez mi? 

Sanırım tepkilerin çoğunluğu ülkülem (ideoloji) ile alâkalı; etkinlikleri düzenleyenlerin en başında “Saadet Partisi” başı çekiyor ve fikirleri dini ağırlıkta olduğu aşikâr. Aynı anda Arap İslâm ülkelerine ne hikmetse açık desteği bulunmaktadır. Arap İslâm ülkelerinde ise genel olarak kökten dinci denilen toplulukların varlığını, düşüncelerini biliyoruz. Filistin’de bu ülkelerden biridir. Etkinlikleri düzenleyen diğer topluluklardan biri ise; “Halkların kardeşliği” gibi sözleri dillerinde dolayan ama samimi olmadıklarını birazdan kanıtlayacağımız kişileri ise; haklıca insan’a değer verdiğini ve ezilenlerin yanında olunması gerektiğini vurgularlar, kendi tanıtımlarını yaparlar!

Bunların yanında  masumane olanlarda var ve sözümüz onlara değil… 

Şimdi soralım;  evlerine, iş yerlerine kadar Filistin bayrakları, İsrail’e tepkili asılar asan, hatta boyunlarına, başlarına kadar Filistin bayrakları asan bu insanlar, sözde yardım dernek ve vakıfları, devletin bireyleri ve kurumları, bakan ve  vekil eşleri, günceler (Gazete)  kaçı Doğuda şehit verdiğimiz askerler için terör örgütüne, yandaşlarına tepki vermişlerdir?Irakta yaşayan, daha doğrusu yaşamaya çalışan Türkmenlerin kaçına maddi ve manevi yardımlar için toplantılar düzenleyip, onların acılarına dair göz yaşı dökmüşlerdir?Batı Trakya’da, balkanlarda yaşayan Türklerin buruk seslerine hangisi kulak asmıştır?Yarım asırdan fazladır esaret altında yaşayan, soydaşlarının yardımını ve devletlerin bu insanlık suçuna tepkisini bekleyen, suçları yargılanmadığı için  belli olmayan ve buna rağmen “İdam!” kararı çıkan, sokaklarda yoksulluktan yalın ayak yürüyen, eğitim haklarından mahrum kalan yavruları, Çin işkencelerine mazur kalan Doğu Türkistan’da yaşayan Türkleri kaç günce haber yaptı, kaç insan “Sessiz olun, Doğu Türkistan Ölüyor!” asıları taşıdı…? Cuma sonrası “din kardeşlerimize dua edelim”  sözleri ile kaç kişi meydanlarda toplandılar?Acaba Doğru Türkistan’ın Müslüman olduklarını biliyorlar mı?Kafkaslarda yaşayan Türk devletleri’nin bir kısmı bağımsız olduğu  gibi, bir kısmı da Stalin dönemlerini aratmayan olayları hâlâ yaşamakta olduğunu bu kuru kalabalık bildiği halde bugüne kadar hiç bu duruma içerleyip, lânet okumuşlar mıdır? 

Şahsen, hiç görmedim!

Ya  siz…? 

Tekrar soralım; bu mudur halkların kardeşliği?Bu mudur Müslümanlık, din kardeşliği?Bu mudur mazlumların yanında bulunmak?Bu mudur günlerce haykırdığınız sözlerdeki samimiyet? Hepsini bir köşeye bırakalım, Filistin bu acıları sadece bugün yaşamıyor, yıllardır olan, yaşanan acı olaylar bunlar. Bu söze bağlı olarak son kez soralım; Ey!  Filistinciler, meydanlardakiler, kendilerine ayrılan  köşelerden atıp tutanlar, rahat koltuklarında nutuk atanlar, ey! ağlayıp sızlayanlar….Tepki vermek şimdi mi aklınıza geldi? 

     TÜRK’ÇE

         07.01.2009


 
< Önceki   Sonraki >
 
Tavsiye Ettiklerimiz
Yasaklı Belgesel
Tebriz Türk Takımı
Tolon Paşa ve Ordusu
O.Sinanoğlu Sohbet
İthal Tohum İhaneti
Durum Çözümlemesi
Zekeriya Öz Hakkında
Kurtuluş Savaşında 2000 Kırgız
Hakikat nerede?
Etki Ajanları
Çıkışyolu Turan
Dilde Birlik ve Türklük Şuuru
TSK'yı Yıpratma Girişimleri
Siyasetimiz Nasıl Düzelir
Sivil cehalet
Türk Ülküsü
Mevlana'dan Öğütler
Kazak ve Türkiye Türkçesi
Ampulün Anlamı
Said-i Nursi'nin Gerçek Yüzü
Bor Madeni ve Önemi
İran'a şeriat nasıl geldi?
Atatürk'ün Kaleminden
Hablemitoğlu Belgeseli
Gül'ün Süreci
Gizli Mutabakat
Gladyocu İftirası
Kürt Federe Devletine
Gökşad'tan

Saçların gezerdi yüzümde eskiden

Ağlarsın

Saçların gezerdi yüzümde eskiden,

Şimdi yanaklarımda damla damlasın.

Ne çok severdim dizinde yatmayı,

Şimdi uykumu bölen keskin bıçaksın.

 

Nefesin vururdu nefesime her akşam,

Şimdi soluğumu kesen acı rüzgarsın.

Bütün dertlerim yalnız sende biterdi,

Şimdi yüreğimde kapanmaz yarasın.

 

Şehre uzak yerlerden yıldızlar sayardık,

Şimdi gökyüzünde en uzak yıldızsın.

Ne çok özledim seni anlatabilsem,

Şimdi oturup kana kana ağlarsın...

 

Çorlu, 2002

Gökşad

 

Gölgeler

Gölgeler

-I-

Ömrün gölgesi olsun ömrümün

Uzayıp gitsin ardımca

Ben gidersem bir ikindi vakti...

Ki sen bir Cuma sabahı gelirken

Ömrüm gölgesi olmuştu ömrünün

Uzayıp gitmişti ardınca...

 

Ankara, 2004

 

Gölgeler

-II-

Bütün zamanların tek suçlusu ben miyim

Üstüme bir bulutun bile gölgesi düşmez

Bu karanlık sahrada neye pervaneyim

Kapanan gözlerime bir ışık düşmez...

 

Medet ey sevgili, yandım bu çölde!

Bu nasıl bir serap, bu nasıl bir gölge?

Düştüm düşeli bu amansız hüzne

Divane yüreğim bir lahza gülmez

                                  

Ankara, 2004

 

Ahiret'te

 


 

Tanrım sen varlığı yaratansın

Canlı cansız her şeyi kuşatansın

Bir dileğim var sen bağışlayansın

Desem korkarım demesem yer beni

 

Garip gönlüm gece gündüz âhtadır

Dileğim gönlümde sana âyandır

Kusur kulundan bağış katındandır

Desem korkarım demesem yer beni

 

Bedenimi balçıktan sen halk ettin

Yüreğime dünyayı sen dar ettin

Gönlüm coştu, dilimi sen lâl ettin

Desem korkarım demesem yer beni

 

Tanrım hurilerin gözümde değil

Aşk için bir ömür yeterli değil

Hâşâ Kaynaroğlu isyanda değil

Âhirette sevdiğime ver beni

 

               Ankara, 2003

 

Sır Kapısı

Sır Kapısı

 

Kırk sır kapısı açıldı gözlerinde

Kırk ayrı yol var her kapının birinde

Her yol ağzında ayrı idam ettiler

Sade tenim kaldı saçının telinde

 

Bir tel saç ile bağladılar çenemi

Üç tas su ile yıkadılar tenimi

 

Beni gonca gül yaprağına sardılar

Musalla diye avucuna koydular

Nasıl bilirdiniz diye sordular

Sustum da dinledim başka bir alemde

 

Aşkı bilmeyenler hiç ses çıkarmadı

Mecnun dedi ki “beni utandırmadı”

 

Kaynaroğlu, adını toprağa verdin

İki kaş arasından sıratı geçtin

Lokman’ın sırrını sen âşikar ettin

Ölü müsün diri mi, bilmez hiç kimse.

 

Ankara, 2004

 

Nevruz

  

Nevruz

Gökyüzünde göç başlar vakit gece

Sultan kız batıdan doğuya göçer

Toy düğün başlar Türkistan ilinde

Sultan Nevruz önünde gergef işler

 

Bize de gel bilinmez bir saatte

Benim de ölülerim yeyip içsin

Rızkımızı bulalım bu yengi gün’de

Bütün alem Tanrı’ya secde etsin

 

Esir Türkleri unutma Sultanım

Onlar beklese de başka baharı

Birgün muhakkak biter bu zalim kış

Yine az görür Türk, koca dünyayı

 

Hazar’a muhabbet götür sultanım

Yesevi’den hikmet getir bizlere

De ki özlemiş sizi Kaynaroğlu

Gayrı dayanmazmış gönlü hasrete

Gökşad

Sivas, 1997

 

Kuşların Rüyası

Kuşların Rüyası 

Kuşların rüyasına girdim dün gece

Karar verdim bunu hep yapacağım

Hepsi de uyuyordu gözlerinde

Onları mı yoksa seni mi kıskanayım

 

Güya bir bülbül senin nefesinden

Şiirler okuyordu seher vaktinde

Şaşırdım kaldım, ses benim sesim

Dedi ki “İlham” derler buna sizin alemde

 

Rüyasında bir güvercin konup pencerene

Uzatıp kanatlarını tutundu ellerine

Şaşırdım kaldım, el benim elim

Dedi ki “Vuslat” derler buna sizin alemde

 

Bir serçe rüyasında kanat çırpıp

Su içti avuçlarından kana kana

Şaşırdım kaldım içim yanmış benim de

Dedi ki “Mecnun” derler buna sizin alemde

 

Kuşların rüyasına girdim dün gece

Gördüm ki seni seviyorum her bedende

Bir kaknus yaklaşıp kulağıma sessizce

Dedi ki “Kader” derler buna sizin alemde

 

Dedim ki “Hayrolur İnşallah...”

Gökşad 

Ankara, 2004

 

Gidişine Ağıt

 

 Mecnûn düşünde gördü Leylâ’yı bir gece:

 Ve sen, şehirlerini benim ülkeme kurdun,Pâyitahtını benim yaralı kalbime..

.Seni bir kan pıhtısı gibi elimde tuttum.

 İnsafsız rüzgârlar uğradı yurduma: 

Yağmur kar ortasında bir çöle düştüm,Kum fırtınasında tutundum saçlarına...

Sen uykudaydın, ben kâbuslar gördüm. 

Buğday tarlalarına kızgın alevler düştü: 

Çıplak ayaklı çocuklar savruldu her yana,

Çıplak ayaklı yıldızlar gibi darmadağın...

Ne olur beni de kat, beni de kat dualarına. 

Seni düşümde gördüm,  tam altı yıl önce: 

Ve sen, gözlerini giyindin Asya ceylanlarının,

Ak sakallardan miras bir huzur yüzünde...

Gezinip durdun içinde bütün damarlarımın.    

 Benim yüreğim mahşer, senin gönlün sırat: 

Zalim bir korku boğazlar sevincimi,

Gözlerim karanlık benim, senin gözlerin hayat.

Gözlerim hiç görmesin gittiğini...  

Ki o Selçuklu şehri seni bırakır mı bilmem:

 Lacivert göğünde gözlerin, bir muska gibi dururken,

Vakitsiz düşer toprağa kırkikindi yağmurları.

Bin yıllık Medrese, yeni bir Eylül’e soyunmuşken... 

Yıldızlara söyle seni geri getirsinler: 

Onlar bilir benim çekik gözlü yüreğimi.

Geçmişin saçından tut, sana yol göstersinler,

Yıldızlar bilir benim gökçe soylu düşlerimi... 

Ankara, 2003

Gökşad 

 

Gözlerin

 

Gözlerin

 

Sanki deryalara dalar giderim

Baktıkça içimi yakar gözlerin

Her şafak vaktinde çalar kapımı

İlmiği boynuma takar gözlerin

 

Mecnun’u çöllerde koyar çaresiz

Ferhad’ı dağlara salar gözlerin

Yanımda yöremde ölüm gezdirir

Benim peşimde o yeşil gözlerin

 

Başı dik dağlara yasla sırtını

Dolunay akşamı kaldır başını

Her kim ki yazarsa kişi bahtını

Ezelden alnıma yazmış gözlerin

 

Dört duvardan gayrı yerim olmadı

Kendi gölgem bana sadık kalmadı

Şu yalan dünyada yüzüm gülmedi

Benim tek servetim senin gözlerin

 

Kefenimi yeşil sarın, beyaz olmasın

Mezarımı göğe kazın yerde kalmasın

Sevdiğim gözünden yaşlar akmasın

Gider Kaynaroğlu, kalır gözlerin

 

Sivas, 1998

 
   
 
Benzer Yazılar