Türkçü Toplumcu Fikirmeydanı  

Geri git   Türkçü Toplumcu Fikirmeydanı > Türk Harsı(Kültürü) ve Tarihi > Türk Tarihi

Cevapla
 
Seçenekler Tarz
Eski 10-23-2007, 22:57   #1
ogedai
Konuk
 
İletiler: n/a
Varsayılan Kızılderili, Eskimo, Kore, Fin, Bulgar, Moğol, Macar.

Kızılderili, Eskimo, Kore, Fin, Bulgar, Moğol, Macar halklarının Türk kökenli olabileceği hakkında bir çok yazı hatta makale okuyorum. Bu konu hakkında ki bilgilerinizi paylaşmanızı rica ediyorum. Dileyen arkadaşlarla elimdeki yazıları paylaşabilirim.

Teşekkür ederim.
  Alıntı ile Cevapla
Eski 10-23-2007, 23:03   #2
Türk'ÇE
Yönetici
 
Türk'ÇE - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jul 2007
İletiler: 1,862
Varsayılan Ynt: Kızılderili, Eskimo, Kore, Fin, Bulgar, Moğol, Macar.

Paylaşım yeriniz burası olsun.Bizleride bilgilendirirseniz seviniriz.

Sevgi ve saygılarımla..
__________________


"Biz bu zulmetler içinden çıkarız bir gün olur;
Şarka garba yıldırımlar çakarız bir gün olur.

Kara bulutlar içinden parlayıp şimşek atar,
Gök gürler, dolular yağar; bakarız bir gün olur.

Kafkas, Buhara, Kırım'dan çevrilen hisarları,
Vurur millî külünk ile yıkarız bir gün olur.

Türkistan'ın güneşinden alırız bir kıvılcım;
Cehennem olur cihanı yakarız bir gün olur.

Anadol'dan Hindistan'a geçeriz Temür gibi,
Himalaya dağlarını çalkarız bir gün olur.

Dağıstan, Kırım, Kazan'ı; İran, Turan, Kaşgar'ı,
İttihadın zinciriyle sıkarız bir gün olur.

Bizi boğmak için yurda akan acı selleri,
Dinimizin kuvvetiyle tıkarız bir gün olur.

Türk doğarız, Türk gezeriz, Türk yaşarız dünyada;
Devrilen Moskof elinden çıkarız bir gün olur.

Der Zülâlî, Volga, Tuna, Ceyhun, Araslar gibi
Tuğyan eder deryalara akarız bir gün olur."
Türk'ÇE isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Eski 10-23-2007, 23:27   #3
ogedai
Konuk
 
İletiler: n/a
Varsayılan Ynt: Kızılderili, Eskimo, Kore, Fin, Bulgar, Moğol, Macar.

Kızılderililer Türk Mü?

“İndiana Üniversitesinden Amerikalı Profesör Denis Sinor Sibirya Türklerinden Tunguz kabileleri ve Yukagir’lerin Tunç çağı evrelerinden beri Kızılderililerle ortak bir kültüre sahip olduklarını tespit etmiştir. Huş ağacından oyulmuş kayıklar, Pirok yani deri, ağaç kabukları örtülerek yapılmış barınaklar ya da Kızılderililerin yarı küresel (Wigwam) veya konik(tepec) çadırları tipinde ortak kültürler, önünde yarık bulunan hafif giysi türleri, makosenler, karlı ormanların temel ulaşım aracı kayak gibi donanımlar tespit etmiştir. (Erken iç Asya Tarihi- Prof. Dr. Sinor- S. 102)” (Tanrının Türkleri- Cilt.1- S.314- Semih Tufan Gülaltay)

“Sümer Tanrıçası İnanna’yı sembolize eden İnanna’nın “Ay kayığı” simgesi olan hilal şeklindeki, boğaza takılan kolyeye Tork denilmektedir. Anadolu’da Hitit devleti kurulmadan evvel yaşayan Tork-lar (Torkom) Hitit devleti sonrası kralları Pamba devrinde Hititlere boyun eğmek zorunda kalmışlardı. (The Hitites-Gurney-Pelican-U.S.A.) (Age. Sayfa:315)

“Tork isimli, Tanrıça İnanna timsali kolyeyi tıpkı Torkom’lar gibi Bozok (Etrak) kabileleri olan sarışın Kızılderili kabilelerinden Navajo’lar, Şanı’lar, Ocibya’lar kemikten yapılmış olarak boyunlarına takmaktadırlar. Bu “Tork”ları, Çokta Kızılderilileri hilalin ortasına yıldız koyarak göğsü kaplayan geniş bir Ay yıldız kolye olarak kullanırlar. (H.C. Tanju- Tunçderililer- S.68)” (Age. Sayfa:315)

“Sümer alfabesinde “Tork” timsali C hilal “N” harfi yerine geçer. Fin-ogur dilinde de “Tork” kelimesi boğaz, boyun anlamına gelen C hilal ile sembolize edilirdi.” (Age. S.315)

“Mayalar kendi dillerine aynı bizim ifademizle “Mayanca” demektedirler. Maya’ların Orta Amerika’daki önemli yerleşim yerlerinden olan “Yuka-tan” isminin Türkistan’ın Yok-Tan bölgesinden gelme olduğu anlaşılmıştır. Bu bölge Sümer Türklerinin Mezopotamya’ya göçmeden evvelki yerleşim sahası idi...
Tahiti adasına ayak basan Captan Cook Kızılderililerin başlarına taktıkları çiçekten başlığa Türk adı verdiklerini 1769 yılında tespit etmiştir. (Papau Mailu Language- D’Argingy- Luzac- New Guiness) (Age. S.315)

“Fiji adalarında Rotuma yerlilerinin dillerinin Altaik dil olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca Endonezya adalarının dillerinin de Altay dillerinden olduğu anlaşılmıştır. (H. Cemil Tanju-Tunç derililer. S.106) (Age.s.316)

“Doktor kelimesi yerine “Ah-men”, kırık çıkıkçıya “Kak-bak”, şifacı hekime”Ah-bak”, çocuk doğurtan ebeye “ilk-alan-zah” derlerdi.” Bütün Altaylılar gibi Kızılderililer birbirlerine amca, baba, teyze, hala, ağabey diye hitap ederler. Maya Kızılderililerinde 1878 yılında el öpme adeti tespit edilmiştir. (Tunç derililer. S.162) (Age. S. 316)

“Mohavk Kızılderilileri uzun eşek oyunu da dahil 12 Anadolu oyununun 11 tanesini bilmektedirler. Güreş ise bütün Kızılderili kabilelerinde dua ile başlanılan en önemli ata sporu olarak tatbik edilmektedir.”

“Brezilya ormanlarında Zakuma Kızılderililerinde güreş, rakiplerden birisi can verene kadar devam eder. Bizdeki “Kırkpınar” efsanesinde de pehlivanlar can verene kadar güreşmişlerdir.”

“Anadolu Türklerinin parmaklar arasına sicim gererek oynadıkları sicim oyunu Atabaşkan ve Keçuva kabilelerinde de oynanmaktadır. Üstelik figürler ve isimler de aynıdır. Eğer Anadolu’da bir figüre yıldız deniliyorsa, Kızılderililerde de yıldız denmektedir.” (Tunç derililer. S. 181) (Age. S. 316)

“İnka’lar kök sülalesine “Ay-ullu” yani ulu soy demekle beraber, kendi yöneticilerine Kur-Hakan demekteydiler. İnka’lar çocuklarına bir kahramanlık gösterene kadar ad vermezlerdi. Ad verme işlemi merasimle yapılırdı. (Dede korkut destanlarından Boğaç Han destanı hatırlanırsa, orada da çocuk bir kahramanlık gösterdikten sonra ad almış, ve bu ad alma işlemi de bir törenle gerçekleştirilmiştir.M.K.) bir kişi ölene kadar bir düzine ad ve nam sahibi olabilirdi. “

“Mayalarda buluğ çağına eren çocuklara ok ve yay verilirdi. Kafkasya Türklerinde hala yaşatıldığı üzere, kadın kocasını adı ile çağırmaz, “Evin büyüğü”, “çocukların babası” gibi sıfatlar kullanırdı. Kına yakma bütün Kızılderili kabilelerinde, Anadolu ve Orta Asyalı Altaylılar gibi uygulanmaktadır. Beşik kertmesi töresi aynı şekilde yaygın bir töredir.” (Age. S. 317)
Yukarıdaki paragrafta anlatılanların tamamı Anadolu’da yaşanmakta olan Türk kültürünün bire bir aynıdır. Bu kadar yakın ve benzer bir yaşam biçiminin binlerce kilometre uzaktaki bir kıtada aynen yaşanıyor olması tesadüflerle izah edilebilir mi?

“İnkalarda aşağı sınıftan yani “Kara budun”dan olan birisi bir boğayı öldürmeden evlenme hakkı kazanamazdı. “

“Mohavk ve Atabaşkan kabilelerinde Kore Türkleri olan İlu’lar gibi, nişanlı kızlar saçlarına nişan tüyü takarlar.”

“Loğusa kadın bütün Altaylılar gibi kutsal sayılır. Loğusanın kırkını yaparlar. Ölülerini bütün Altaylılar gibi, silahları ve atı ile birlikte “Kur-gan”lara gömerler. Kan davası bir töre olarak uygulanır.”

“Cenaze merasimlerinde bütün Altaylılar gibi ölü ağlayıcıları tutarlar. (Anadolu’da, Ankara yöresinde bu gelenek “Yasçı Tutmak” olarak yakın zamana kadar uygulanmaktaydı. Son zamanlarda azalmış durumdadır. Aynı gelenek yine Ankara il sınırları içindeki Kürt köylerinde de uygulanmaktaydı ve halen uygulanıyor. M.K.) Mayalar ölüm yıl dönümünde “Yıl aşı” verirler, cenaze törenlerinde erkekler yüzlerine kara boyalar sürerlerdi.” (Age. S. 317)

“Toltek Kızılderililerinin gebelik ve bereket tanrısı “Tez Katlı Poka” (Tez katlı boğa)dır. Kızılderililerde cennet ve sırat köprüsü kavramı vardır. Cennete Vakui (Akui- Altından ırmaklar akan yer) derler.”

“Siu Kızılderilileri’nin 1870 yılı sonlarında Papıti, Muhave, Kalamat, Şoson, Irok gibi kabilelerinde “Hu” çekerek Bektaşi semahlarına benzeyen ayinler yaptıkları tespit edilmiştir. (Tunç derililer.s.246)”

“İnkalarda Kopuz benzeri bir saz kullanıldığı tespit edilmiştir. Aztek ve Mayalar “Ç-şıra” (şıra) isimli içki içerler. İnkalar ise bu içkiye “Çira” derlerdi.” (Age.318)

Kızılderili ve Türk Dillerinde Kullanılan Ortak Kelimeler

“Toplam 600 lehçeden oluşan Kızılderili lehçelerinin ortak büyük kütlesi Atabaşkan Kızılderililerinin dilidir. Bu dil Altay dillerindendir. Bu dil diğer dillerin ortak buluşma noktası niteliğindedir. Bazı örnekler:

Yatkı : Ev, yatılan yer
Dodohişça : Dudak
Lı-ık : Vatan, ili
Tamazkal : Hamam, temiz kal
T-sün : Uzun
Hogan : Kerpiç ev, Hopan
Missigi : Mısır
Tepek : Tepe
Hu : Selam
Tete : Dede
Türe : Türe, Töre
Atış-ka : Ateş
Yanunda : Yanında
Aş-köz : Yemek
Tapa : Tuba
Yu : Su, yu-mak, yıkamak
İldiş : Dişleme

"İnka'lar kök sülalesine "Ay-ullu" yani ulu soy demekle beraber, kendi yöneticilerine Kur-Hakan demekteydiler. İnka'lar çocuklarına bir kahramanlık gösterene kadar ad vermezlerdi. Ad verme işlemi merasimle yapılırdı. (Dede korkut destanlarından Boğaç Han destanı hatırlanırsa, orada da çocuk bir kahramanlık gösterdikten sonra ad almış, ve bu ad alma işlemi de bir törenle gerçekleştirilmiştir.M.K.) bir kişi ölene kadar bir düzine ad ve nam sahibi olabilirdi. "
_____________________
Kaynak: MUHARREM KILIÇ

  Alıntı ile Cevapla
Eski 10-23-2007, 23:35   #4
ogedai
Konuk
 
İletiler: n/a
Varsayılan Ynt: Kızılderili, Eskimo, Kore, Fin, Bulgar, Moğol, Macar.

Avrasya'dan Amerika'ya Yakut (Saha) Türkleri

Bugün 11 milyon km2'lik bir sahaya yayılmış olan 250 milyon Türk Dünyası'nın, 7 bağımsız ve bağımsızlık ateşiyle yanıp tutuşan onlarca kardeş cumhuriyetleri vardır. Bunlar; federe cumhuriyetler, özerk cumhuriyetler ve topluluklar olarak örgütlenmiş Anadolu Türkleri ile birlikte geleceğe büyük umutlarla bakan bir Türk Dünyası gerçeğinin özlemi içerisindedirler.

Her Tanrı günü Sahaların ülkesi olan Saha Cumhuriyeti (Yakutistan) gelişip, bu kıymetli topraklara sahip çıkacak aydınları çoğaltmaktadır. Saha Yeri'nde beyni ile kalbi arasında bağlantı kurup, milletinin düşünen beyni, hisseden kalbi, konuşan dili olarak güzel yarınlar için görevlerini yapan bu aydınlara ne kadar teşekkür etsek azdır.

Saha Yeri; Orta Sibirya'nın doğusu ile Doğu Sibirya'nın batı bölgelerini içine alan 3.103.000 km2'lik, Fransa'nın 5 katı, Türkiye'nin ise 4 katı büyüklüğündeki yüzölçümüyle Türk Dünyası'nın en geniş arazisine sahip özerk bir Türk Cumhuriyeti'dir. Ülkede 650.000 Saha Türk'ü yaşamaktadır.

Dr. İlhami Durmuş 1993 yılında yayınlanan İskitler (Sakalar) adlı kitabında, Sahaların atalarının Sakalar olduğundan bahsetmiştir: "Vaktiylebu adı taşıyan Türklerden Sibirya içlerine ve kuzeydoğuya doğru göç etmek mecburiyetinde kalmış olan ve günümüzde Ruslar tarafındanverilen Yakut adıyla anılan boyların kendilerini hala Sakha adıyla anmakta olmalarının da, eski Sakalar'ın Türklüklerini gösterdiğini belirtiyor."Bunun yanı sıra biz de memleketimize Sahaların yeri anlamına gelen "Saha Sire" yi kullanıyoruz. İnancımız olan "Göktanrı" Dinine "Ayıı Tanara" diye hitap ediyoruz. Ayrıca Çin kaynaklarında baktığımızda, Sakalar (İskitler) için Kral ya da Prens anlamına gelen "Sai-Wang" kelimesi kullanıldığını görüyoruz.Yunan tarihçileri ve özellikle tarihin babası sayılan Herodot'a göre, M.Ö. 7. yüzyılda Saka Türkleri Anadolu'ya girmişlerdir, Bu demektir ki, Anadolu'ya giren ilk Türklerdir.Yabancı kaynakları araştırdığımız zaman Bizans tarihçileri, "Bugün Türk adını verdiğimiz millete, eskiden Saka denirdi" ifadesini kullanmışlardır. Sakalar(İskitler) M.Ö.215 yılında yapılan Çin Seddinden Tuna Nehrine kadar yayılmışlardır. Herodot, Sakalar olarak adlandırılan İskitleri, başlarına yüksek, yukarıya doğru sivrilerek yükselen başlıklar giyen, pantolonları bulunan ve ülkenin şartlarına göre, muharebe silahı olarak yay, hançer ve balta taşıyan insanlar olarak tasvir etmektedir.

Saha Türkleri, 9–10. yüzyıllarda anayurtlarından ayrılarak Sibirya'nın Lena (Uluhan Örüs) Irmağı'nın çevresine göç etmişlerdi. Bu bölge 1.380.000 km.2'lik geniş ormanların, 715.000 adet gölün ve 450.000 adet nehrin bulunduğu ve değerli av hayvanlarının yaşadığı cennet diyarıdır. Ayrıca, başta elmas olmak üzere altının, yakutun, doğal gazın ve petrolün yurdudur. 2 milyar 500 milyon tonluk kömür rezervine sahip olup, yılda yaklaşık 35 ton altın, 14 milyon karatlık elmas çıkarılmaktadır. (1 karat günümüzde 0.2 gr. metrik bir ölçüdür) Elmaslar ölçülerine göre 5000'i aşkın sınıfa ayrılabilmektedirler. 1 karat ağırlığında tıraşlanmış bir pırlanta elde edilebilecek ham elmas kütlesinin çıkarılması için ortalama 250 ton toprak kazılması gerekiyor. Saha Sire'de dünyanın üçte bir, Rusya'nın da yüzde 98 elması çıkarılmaktadır. Elde edilen pırlanta olağanüstü saflığı nedeniyle Afrika ve Avustralya'dakilerden daha yüksek bir değere sahiptir.

Kültür herkesçe malumdur ki, bir milletin maddi ve manevi değerlerinin tamamına verilen isimdir. Kültür millidir. Millet; ortak dil, tarih şuuru, inanç, örf ve adetler etrafında bir araya gelen insan topluluğudur. Aynı zamanda millet, milli kültürün yoğurduğu hamurdur. Kültürler medeniyetleri oluştururken, inanç sistemlerinin etkisi büyüktür. Örnek olarak, Batı medeniyetinin oluşumunda Hıristiyanlığın etkisi görülmektedir. Hunlardan ve Eski Türklerden daha da eski bir tarihe sahip olan Saha Türkleri, ana dilleri (Saha Tıla), zengin halk edebiyatları, folklorları, adetleri, gelenek ve görenekleri (Törüt Kultuura ) ve dahası atalarından miras kalan binlerce yıllık kendi inançları vardır. Ülkeleri gibi zengin halk edebiyatı malzemesine sahiptirler. Bu tarihi halk edebiyatı malzemesinin başında, 1250 yıllık "Olonho" adı verilen manzum destanlar gelir. Saha destanları hep kahramanlarının adlarıyla anılırlar ve "Olonhohut" adı verilen özel anlatıcıları vardır.Tarihi geleneğe bağlı tipleri, hadiselerin ayrıntılı bir biçimde anlatılması, zengin mecazlar ve benzetmelerle süslenmesi, mısralardaki ilk hece aliterasyonu ile 20.000 mısraya kadar ulaşabilmektedirler.

Kendi öz kültürlerine sımsıkı sarılan Saha Türkleri için, halk musikisi olan ağız kopuzu "Komus", kültürde çok önemli bir yer tutmaktadır. Bu önemine binaen Komus'a genişçe yer vermeden geçemeyeceğim. Tarihten bugüne atalarımızın nefeslerini, haykırışlarını günümüze kadar yansıtan bu alet, Gök-Tanrı tarafından yeryüzündeki (Orto Doydu) kötü ruhları öldürmek için gönderilen yıldırımın, kutsal kuru ağaca çarpmasından ortaya çıkan ağaç parçasından ilk Komus'u Saha Türkleri icat etmişlerdi. Komus'tan çıkan ilahi sesten; cinler, şeytanlar ve kötü ruhlar kaçarlardı. Onun için de bu ve buna benzer müzik aletleri hemen hemen bütün Türk boylarında, hatta başka milletlerde de bulunmaktadır. Komus için Türkmenler Gopuz, Başkurtlar Kubız, Ukraynalılar, Drımba, Almanlar Maultrommel, Estonyalılar Parmupil, Litvanyalılar "Dambryalis" adlarını vermişlerdir. Bu ilahi sesin iyileştirici gücü olduğuna da inanılmaktadır. Sahalar kendilerini Saha yapan milli değerlerini, kendi benliklerini son derece sağlam bir şekilde muhafaza etmiş bir Türk topluluğudur.

Türkiye Türklerinin kökeninin Altay Dağları ile ilgili olduğunu herkes bilmektedir. Amerika'daki Kızılderililer, Orta Asya Türklerinin yaşadığı bölgelerden kuzey doğuya yaklaşık 15.000 ile 30.000 yıl önce, her biri 10 yıl süren, en az iki ayrı göç dalgası Bering Boğazı üzerinden bugünki Kızılderililerin atalarının kökeni, Doğu Asya'nın şimdilerde Sibirya ve Moğolistan adı ile anılan göç yolları üzerinden Baykal Gölü çevresine ve daha ötesine uzanıyormuş. Bunu Dr. Theodor G. Schurr'un "Mitekondrial DNA ve Yeni Dünyanın Yerleşimi" adlı makalesinden öğreniyoruz. Söz konusu bilimlik makale şöyle başlamaktadır: "1492 yılında Christohper Colombus'un Salvador'a ulaşmasından önce, Amerika kıtasında milyonlarca insan yaşamaktaydı. Kuzey Amerika'daki arkeolojik kazılar en eski insan kalıntılarını 11.000-14.000 yıl öncesine dayandırmakta iken, Güney Amerika'daki izler daha öncesine ait değil ise en azından Kuzey Amerika'dakilerle yaşıttır. Dil bilimi irdemelerinde, 12.000- 35.000 yıl önce başlamış olması gereken gelişmelerden söz edilmektedir. DNA çalışmaları da Yeni Dünyaya 30.000 yıl öncesinde ayak basıldığını desteklemektedir. Dişlerdeki değişimi inceleyen çalışmalar, Kızılderililerin Amerikalarda ortaya çıkışını 18.000-20.000 yıl öncesine dayandırmaktadır. Son 10 yılda geliştirilen yeni yöntemler, Yeni Dünyanın iskanına ilişkin birçok önemli bilgi sağlamıştır. Mitekondrial DNA, insanlar arası genetik bağıntıları sınıflamaya çalışan moleküler antropologlara tanrının bir armağanıdır. Mitekondrial DNA, aynı zamanda insanlar göçlerin bir belgesidir. En dikkate değer olan yeni bulgular Yeni Dünyaya insan göçlerinin çok eskilere dayandığının yanı sıra, gelenlerde kökleri Sibirya dışında, Asya'nın başka bölgelerinde olan topluluklara uzanan gensel katkılar bulunduğu önerilerine yol açmıştır. Mitekondrial DNA incelemesi ile elde edilen sonuçlar, Kızılderililerin (mtDNA)larının incelenmesi ile saptanan soy sülaleleri (soy ağaçları) ile Asya'nın bu bölgelerinde yaşayan halkın aynı yöntem ile saptanan soy sülalelerinin birbirine eşit çıkması ile elde edilmiştir." Bu arada Amerika'daki araştırmalara paralel olarak Saha Yeri'ndeki Lena Nehrinin kıyısında yapılan arkeolojik araştırmalar sonucunda Saha Türkleri ile Kuzey Amerika'daki Kızılderililer arasındaki yakınlıklar gün ışığına çıkarıldı. Yapılan incelemeler Kızılderililerin Saha Türk kültürünün izlerini taşıdıkları da ortaya çıkmıştır. Özellikle Aztek, Maya, İnka gibi medeniyetlerin oluşumunda Sahaların büyük katkıları olmuştur. Saha Türkleri ile Kızılderililerin "Göktanrı" inancı aynıdır.

Yeryüzünde Hint-Avrupa, Sami, Bantu ve Çin-Tibet gibi dil ailelerin dışında, bir de bizim güzel Türkçemizin yer aldığı Ural-Altay dil grubu vardır. Sahaca Ural-Altay dil grubunun Altay koluna dahil olan Türk dilinin bir lehçesidir. Yeryüzündeki diller arasında mevcut bulunan yakınlık ve benzerlikler iki nokta etrafında toplanır. Birincisi, menşe bakımından; birbirine yakın olan diller aynı kaynaktan çıkmış bulunan akraba dillerdir. İkincisi ise yapı bakımından; yeryüzündeki diller, tek heceli, eklemeli, çekimli olmak üzere üç gruba ayrılırlar. Ural-Altay dilleri eklemeli dillerdir. Göktürk çağında ortaya çıkan Türk Dilinin ilk yazılı edebiyatı olan Bengütaş (Sonsuztaş) Edebiyatı, Saha Türkçe'sine yüzde 60 oranında benzemektedir. Orhun Abidelerindeki Tengri, Türk ve Kül Tigin sözcüklerini çözerek 1893 yılında Türkolojinin babası olan V. Thomsen, Danimarka Kraliyet İlimler Akademisinde bir toplantı ile 171 yıldan beri ilim adamlarını uğraştıran bu taştan abidelerin Türklere ait olduğunu bütün dünyaya duyurur. Saha Türkçesi, Türk dilinin milattan önceki en eski şeklini temsil etmektedir.Bunu da basit bir örnekten öğrenebiliriz: "yer" kelimesinin en eski şekli, "sir"dir. "Sir" zamanla "yir", daha sonra "yer" olmuştur.

Sahalar, diğer Türk halklarından da önce, daha 1917 yılında Semen Novgorodov'un Latin alfabesini kabul ederek, bu alfabenin kitabını bastırdılar. Mesela Türkiye'de 8 ünlü olmak üzere 28 harfli Latin Alfabesi 1 Kasım 1928 yılında 1353 sayılı kanunla kabul edildi. Sahaların ilk yazılı eseri A. Uvarovskiy'e (1800-1862) ait olup, 1848 yılında yazılmış "Ahtıılar" (Hatıralar) adlı eseridir. 25.000 kelimelik değerli bir hazine olan E.K. Pekarskiy'in hazırladığı "Saha Dili Lügatı", Türk Dünyasının Ulu Önderi M.K. Atatürk (1881-1938) tarafından büyük bir titizlikle incelenmiş ve Türkiye Türkçe'sine çevrilerek yayınlanmıştır. Şu anda bu çalışma Anıtkabir'de bulunmaktadır.

Sovyetler Birliği yıkıldıktan sonra 27 Eylül 1990 tarihinde, Saha Cumhuriyeti Devlet Egemenlik Bildirisi ilan edildi. 20 Aralık 1993 tarihinde, bir Saha Türk'ü olan Mikhayil Efimoviç Nikolayev (1937- ) yüzde 76'lık oyla ilk cumhurbaşkanı seçildi. Seçimden yedi gün sonra Saha Cumhuriyeti kurulmuş oldu. 22 Bakanlıktan oluşturulan Bakanlar Kurulunun yüzde 83 üyesi Saha Türküdür.




İlk önce Kızılderililer ve Türkler arasındaki bağlantılara kısaca değinmek istiyorum:

İlk önce bazı dil benzerlikleri:

Keçua dilnde "tuka" - Türkçe'de "tükür-mek"
Keçua dilinde "paku" - Türkçe'de "bak-mak"
Keçua dilinde "khapao" - Türkçe'de "kaba"
Keçua dilinde "ipa" - Türkçe'de "abla, aba, apa"
Keçua dilinde "ku" - Türkçe'de "koy-mak"
Keçua dilinde "kaşa" - Türkçe'de "kış"
Keçua dilinde "kuli" - Türkçe'de "kül"
Keçua dilinde "kalı" - Türkçe'de "kalın"
Keçua dilinde "karwın" -" Türkçe'de "karın"
Keçua dilinde "kasa" - Türkçe'de "kes-mek"
Keçua dilinde "tawga" - Türkçe'de "tağ, dağ"
Keçua dilinde "takhıla" - Türkçe'de "dağıl-mak"
Keçua dilinde "khip u" - Türkçe'de "ip"
Keçua dilinde "çur" - Türkçe'de "dur"
Keçua dilinde "as" - Türkçe'de "az"
Keçua dilinde "tak" - Türkçe'de "ta ki"
Keçua dilinde "la" - Türkçe'de "ile"
Keçua dilinde "mi?" - Türkçe'de "mi?"
Keçua dilinde "kon" - Maya dilinde "kin" - Türkçe'de "gün"
Keçua dilinde "atacama" - İnka dilinde "atahualpa" - Türkçe'de "ata"
Maya dilinde "kan, khan" - Türkçe'de "kağan, han, hakan"
Bazı Amerika yerli dillerinde "ut, uya, utara, utah" - Türkçe'de "ev, otağ, yuva" (ABD'deki "Utah" eyaleti, adını buradan almakta)
Bazı Amerika yerli dillerinde "ghaz" - Türkçe'de "gez-mek"
Aztek dilinde "it zcu intli" - Türkçe'de "it"
Aztek dilinde "kuuş kuuş" - Türkçe'de "kuş"
Bazı Amerika yerli dillerinde "tano" - Eski Türkçe'de "cehennem" anlamına gelen "tamu"
Aztek ve Maya dilinde "aıtıl" - Eski Türkçe'de "nehir, göl, deniz" anlamına gelen "ıtıl, itil"
Bazı Amerika yerli dillerinde "tepe, tepek" - Türkçe'de "tepe"
Bazı Amerika yerli dillerinde "yaotl" - Eski Türkçe'de "düşman" anlamına gelen "yağı"

Örnekler çoğaltılabilir. Daha böyle yüzlerce sözcük var aynı anlama gelen. Tesadüf olabilir mi? Birkaç sözcük olsa tesadüf der geçerdik ama böyle yüzlerce sözcük var.

Orta Asya'daki atalarımızda kutsal bir simge olan "bozkurt" simgesi, birçok Kızılderili toluluğunda da kullanılmakta.

Orta Asya'da atalarımızın destanı olan "Ergenekon Destanı" bazı Kızılderili topluluklarında da aynen var. Adı da "kapalı biryerden başka biryere göçmek, konmak" anlamına gelen "Kapaktokon Destanı" ve bu da mı tesadüf?

Sayı sistemi de (sayılara verilen adlar) bazı Amerika yerli dilleri ile Türkçe'de birbirine çok benzemekte.

12 Hayvanlı Türk Takvimi'nin hemen hemen aynısı olan bir örneğin Meksika'da bir inşaat kazısı sırasında bulundu, buna ne dersiniz?

* * *

Kızılderililerin Türk olduklarını anlatmaya çalışmıyorum. Şunu anlatmak istiyorum: Ortak bir atadan türedi Kızılderililer ve Türkler. Saka Türklerine bazı kaynaklarda "Asya Kızılderilileri" de denmekte.

Bering Boğazı, birkaç kez karaya (ya da buza) dönüştü. Günümüzden 10 bin, 20 bin ve 40 bin yıl önce Asya'nın doğusundan Kuzey Amerika'ya göçler olduğu biliniyor. Yani kısacası, ortak bir kültürden (Ön Türk) diyebiliriz.

* * *

Konu başlığına dönersek, Amerika'yı keşfedenler Avrupalılar değildir. Bu kıta Colomb tarafından keşfedilmemiştir. Bu kıta, Türklerle ortak bir atadan gelen Kızılderililer tarafından keşfedilmiştir.


(bu alıntının sahibini bulamadım)
  Alıntı ile Cevapla
Eski 10-24-2007, 01:32   #5
Oğuz Yabgu
Senior Member
 
Üyelik tarihi: Jul 2007
İletiler: 518
Oğuz Yabgu - MSN üzeri İleti gönder
Varsayılan Ynt: Kızılderili, Eskimo, Kore, Fin, Bulgar, Moğol, Macar.

Verdiğin bilgiler için çok teşekkürler. Maya Medeniyetinin Türkler tarafından kurulduğunu ama Maya halkının bütünüyle Türk olmadıklarını Yard. Doç. Dr. İsmail Doğan, "Mayalar ve Türklük" adlı kitabında her yönüyle kanıtlamış durumdadır. Dil, kültür, yerleşim planı vs.. Çok harika bir çalışmadır. Bölgeye yerleşen bir Türk kavminin kurduğu medeniyettir. Kendisi yanlış hatırlamıyorsam dört ay boyunca o bölgeleri yaşamış ve halkla iletişime geçmişti. Maya dilini sistemli bir şekilde çıkartarak ortaya koydu. Bu konuda tavsiye edebileceğim en önemli eserdir. Daha bu yıl çıktı.

Diğerlerine de bakalım.

Macarlar: En büyük tez "Hun - Ogur" Türklerinin birliğidir (Hungary). Ogurlar "r"li konuşan Batı Türklerine girerler. Bizler ise "z"li konuşmaktayız ve Doğu Türklüğüne girmekteyiz. Yalnız bu birliğin içinde Finler de olmalı. Çünkü bugün konuştukları dil, Ural - Altay Dil ailesinin Ural koluna girmekteler. Bu gurubun temsilcileri Fin ve Macarlardır. Günümüzde ise Slav karışımlıdırlar.

Bulgarlar: Bulgarlar köken bakımından %100 Türk idiler. Daha eski yerleşim bölgeleri, Hazar Denizinin kuzey ve kuzeybatı bölgeleriydi. Burası "İdil" coğrafyasıdır. Eski Türk alfabesiyle yazılmış (Orhun - Göktürk) mezar taşları bile bulunmaktadır. Onlar da zamanla Batıya göçmüşler. Eski Bulgar dili de "Eski Batı Türkçesi" ne girmektedir. Bugün Eski Batı Türkçesinin yaşayan tek temsilcisi "Çuvaşlar" dır. En uzak Türk lehçesidir. Diğer Türk lehçeleri gibi ilk anda anlaşılması imkansızdır. Yalnız ses denkliklerini öğrendiğiniz zaman bildiğiniz Türkçe sözcükler çıkar. Bugün Bulgarlar fena halde Slavlarla karışmıştır. Hem genetik hem de dil bakımından uzaktırlar. Bir Slav lehçesini konuşurlar.

Finler: Ord. Prof. Reha Oğuz Türkkan'ın bir tezi vardır. Türk ırkı, Finlerin ırkı olan Alpinler ile Kızılderililerin ırkı olan Amerindlerin karşılaşması ve karışmasıyla oluşmuştur. Bu karşılaşma iki kez ortaya çıkmıştır. İlki MÖ 8, 9 binlerde. İkincisi MÖ 3, 4 binlerde. (Bu arada kitap elimde olmadığı için küçük yanlışlar olabilir. hatırladığım kadarıyla yazıyorum) Yani kısacası Anne ve babalarımızdan biri, Alpin yani Fin ırkından gelmektedir. Bu Reha Oğuz Türkkan'ın bir tezidir.

Moğollar ve Koreliler sarı ırk kavimleridir. Orta Asyanın doğusuna yerleşik olan Tunguz kavminin parçalarıdır. bunlara Japonlar da dahildir ve Türk soylu değillerdir. Dilleri çok başkadır. Ortak kelimeler, alış verişler sebebiyle olmuştur. Türk kültürünün baskınlığı sebebiyle alış kısmı daha çok Moğollara kalmıştır Orta Asyanın Batı kısmında ise Türkler yerleşiktir.

Eğer Mogol, Tunguz, Kore, Mançu ve Japonlar, Amerind ırkına dayanıyorsa bunlarla da Anne - Baba tarafımızdan biri ortak olmuş oluyor. ( Reha Oğuz Türkkan'ın tezine göre)
__________________
Ben Oğuz Yabgu ertim. Amtı körteçi siz, Tonyukuk boltım! Kök Türk'ke tarkat kılıntım : )
Oğuz Yabgu isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
Eski 10-29-2007, 11:28   #6
ogedai
Konuk
 
İletiler: n/a
Varsayılan Kızılderili, Eskimo, Kore, Fin, Bulgar, Moğol, Macar.

"Avrasya'daki değişik Türk boyları ile ilişkilerimiz
Osmanlı dönemi Türk devletinde dışarıdaki diğer Türklerle hep ilgilenildi. Etrafınıza bir bakın, şu anda Türkiye'de yaşayan Türklerin hayli bir yüzdesi XIX. yüzyılda ve 1908'e kadar, Avrasya Türklerinin yurtları Ruslar tarafından fethedilip zülum arttıkça, Osmanlı padişahlarımız tarafından kurtarılmış ve Anadolu'ya yerleştirilmiştir. Şu an, Türkiye'deki Türk vatandaşlarının haylisi özellikle Sultan Abdülhamit Han'a çok şey borçludur. Atatürk de daima dünyanın her tarafındaki Türkler ve Türk soydaşlarımız ile yoğun bir şekilde ilgilendi. Yıllar önce, Sovyet zamanı, atom fiziğiyle ilgili bilimsel toplantılar için Lituanya'ya gitmiştim, Baltık Denizi kenarı. Orada bir gün benden hayli yaşlı dostum, Prof. A.Yutsis beni "Trakay Gölü"nün sahilindeki bir köye götürdü, "Buranın ahalisi galiba seninle akraba" dedi. Köyde, hafta sonları ziyaretlerinde Yutsis'le ahbap olmuş olan, köyün ihtiyar meclisi başı, "aksakallı", muhterem bir zatla tanıştırdı. Onun evinde misafir olduk. O zatla uzun uzun Türkçe konuştum. Karay Türkleri imişler; Kırım Tatar Türklerinin dedeleri Kumanların soyundan. 500 yıl önce, o zamanlar Baltık'tan Karadeniz'e kadar uzanan Büyük Lituanya'nın efsanevî kıralı Vitutas, Karay'ların Kuman dedelerinden bir kısmını Baltık bölgesine yerleştirmiş, iki tımar verip. Birisi Trakay.

Düşünün 500 yıllık bir ayrılığa rağmen, Türkçe ile gayet güzel anlaşabildik. Ne mutlu, unutulmayacak bir hâtıra. İşte o zat bana bir ara dedi ki: "Sizin Atatürk'ünüz zamanında, -o zaman gençtim, hatırlıyorum- , Türkiye'den bize Atatürk'ün gönderdiği ziyaretçi gelir, bize Türkçe dergiler, kitaplar getirirdi. Atatürk vefat etti, Türkiye'den ses sedâ kesildi. Size ne oldu?""
Prof.Dr. Oktay SİNANOĞLU

Aynı soruyu Denizli'de toplanan Türk Kurultayına gelen bir Kızılderili de sormuştu. "SİZE NE OLDU?"

Bizden olanları toparlamanın, bir kültür ağı kurmanın zamanı gelmedi mi? Tarih sahnesini Türk varlığının yok olması doğrultusunda işleyenlere bir cevap vermemiz gerekmiyor mu?

Doğu Türkistanlıya uygulanan dehşet, Batı trakya Türküne uygulanan sindirme, Türkiye Türkünün üstünde ki terör.. Bu olanların kendine ya da onlara uygulandığını sanıp çıkış yolu aramak boşuna. Bunlar BİZ'e uygulanıyor, önce bunu anlamak gerekir. Tek tek değiliz, BİR'iz beraberiz. Makedonda ayrı değil hepsinin toplamı BİR'dir. Buna göre önlem almalıyız?

Türkiye de ki terörün de altında yatan Türklüğü tarihten silme oyunudur, diğerleride. Biz ise laiklik peşindeyiz, ben de peşindeyim ama kendimden geçercesine tarihimi unutacak kadar değil. Zaman içinde avrupalı dayatmazkende herşeyim tamdı benim. Laikliğimde.

Gelelim bize sorulan şu sorulara; Kary Türkü'de, kendini Türk bilen Kızılderili'de neredesin diyor. Beni unutursan kendini unutursun diyor galiba. "BİR"lik kurulmalı.

  Alıntı ile Cevapla
Eski 10-29-2007, 19:08   #7
BEYATLI
Konuk
 
İletiler: n/a
Varsayılan Kızılderili, Eskimo, Kore, Fin, Bulgar, Moğol, Macar.

Bir dönem Kayıp Mu Kıtası ile çok ilgilenmiştim. Bir kaç araştırma yaptım ama konunun özüne inildikçe insanın aklı karışıyor. Uygurlar'ın kurulduğu coğrafya ile Kayıp Mu kıatası aynı coğrafya.... Olabilir, ne sakınca var diyebilirsiniz. Bir coğrafyaya birden fazla insan topluluğu yerleşebilir. Ama durum oldukça şaşırtıcı: Haritalara bakıyorum iki insan topluluğunun haritası da aynı bölge üzerinde ve aynı alanı kaplıyor. Yani çok fazla benzerlik var...


Ben idda etmiyorum ama, onların de Türk olma ihtimali yüksek diyorum.

Mustafa Kemal ATATÜRK'de özellikle bu konu hakkında çok iyi araştırma yapılması gerektiğini vurgulamış. O demişse vardır bir bildiği...


Umarım bunu ortaya çıkarabilecek tarihçiler yetişir.
  Alıntı ile Cevapla
Eski 11-01-2007, 21:24   #8
ogedai
Konuk
 
İletiler: n/a
Varsayılan Kızılderili, Eskimo, Kore, Fin, Bulgar, Moğol, Macar.

BİR ESKİMO DİLİNDE TÜRKÇENİN İZLERİ–I: TÜREMİŞ KELİMELER


Amerika yerlilerinin konuştuğu dillerde bulunan Türkçe kelimeler, yıllardan beri hem bilim adamlarının hem de dil ve kültürle ilgilenen kimselerin ilgisini çekegelmiştir. Ancak bu güne kadar Kızılderili dillerinin Türkçe ile bağlantısı üzerinde epeyce durulurken, Eskimo dillerinin Türkçeyle ilişkisi konusunda pek çalışma yapılmamıştır.

Taino Kızılderililerinin dillerinde bulduğum birkaç Türkçe kelimenin diğer Kızılderili dillerinde izini sürerken, internette bir Eskimo dilinin karşılıkları İngilizce olarak verilmiş oldukça kapsamlı sözlüğüne rastladım. Yaptığım inceleme sonunda bu sözlükte birçok Türkçe kelimenin bulunduğunu fark ettim. Interactive Iñupiaq Dictionary (İnteraktif İñupiaq Sözlüğü) adı verilen bu sözlük, İñupiaq Eskimolarına aitti. Adı geçen sözlük, Donald H. Webster ve Wilfried Zibell tarafından hazırlanmış olan Iñupiat Eskimo Dictionary (İñupiaq Eskimoları Sözlüğü) –Fairbanks, Alaska, 1970– adlı eserden faydalanılarak hazırlanmıştır
(http://www.alaskool.org/Language/dic...dictionary.htm).

Daha sonra Alaska’da yaşayanların kökenleri yanında yaşadıkları coğrafya ve bu coğrafyadaki yer adları, bölge insanının kültürel ve etnik yapısı gibi konularda araştırmalarımı sürdürdüm. Ancak yaptığım çalışmaları sınırlandırma ihtiyacını duydum ve bütün Eskimo dilleri üzerine bir çalışma yapmayı bırakıp İñupiaq Eskimolarının dilinde Türkçenin izini sürmeye devam ettim.
İñupiaqça, Kuzey Alaska’da konuşulan bir Eskimo dilidir. “İñupiaq”, aynı zamanda bir veya iki Kuzey Alaska Eskimosunu ifade etmek üzere kullanılır. “İñupiat” kelimesi ise, çokluk belirtir. Yani söz konusu dilde “İñupiat”, “İñupiaqlar” demektir. Ancak üç veya daha fazla kişi için kullanılır. İñupiaqlar, Kuzey Alaska’nın kıyı bölgelerinde ve kutup bitki örtüsüyle kaplı olan daha iç kesimlerde yaşarlar. Daha iç kesimlerde yaşayan İñupiaqlar; Ren geyiği, kuş ve balıklarla geçimlerini sağlarken, kıyıda yaşayanlar; deniz memelileri, Ren geyiği, kuş ve balık avlayarak hayatlarını sürdürürmektedirler. Bitki ve sebzeler, İñupiaqların günlük besin ihtiyaçları arasında çok az bir yer tutar. Geleneksel alış veriş ve takas etme, hemen her yerde yaygındır. Öte yandan bu alış veriş biçimi, diğer gelenek ve göreneklerde olduğu gibi çok canlıdır.

İñupiaqça, Sibirya Yupik ve Merkezî Yupik dilleriyle ilişkili olmakla birlikte Grönland Adasında ve Kanada’da konuşulan Inuvialuit, Inuit ve Kalaallit dillerine daha yakındır. Bu gün İñupiaqların nüfusu 13.000 kadardır. Bu nüfusun ancak 3100 kişisi İñupiaqça konuşmaktadır ve bunların çoğunluğu kırk yaşın üzerindedir. Diğerleri yaygın olarak İngilizce konuşurlar. Yazılı iletişim ve kültür dili olarak da bu dili kullanmaktadırlar. Zengin bir sözlü edebiyatı olan İñupiaqçayı bazı İñupiaq yazarları, eserlerinde işletmişlerdir. Daha önceleri resimyazısı kullanan Eskimolar, 18. yüzyıldan bu yana misyonerlerin tesiriyle benimsedikleri Lâtin asılı alfabeyi kullanmaktadırlar (http://nnlm.gov/pnr/ethnomed/inupiaq.html).

Kuzey Alaska’nın büyük bölümünde konuşulan İñupiaqçaya en yakın dil olan İnuitçe, Kanada’da bulunan 31.000 İnuit’in 24.000’i tarafından; ayrıca Grönland’da bulunan 46.400 İnuit’in 46.000’i tarafından konuşulmaktadır. Anlaşılan İñupiaq Eskimoları, kendi ana dillerini pek koruyamamışlardır (http://www.flw.com/languages/inupiaq.htm).

Eklemeli dil özelliği taşıyor gibi görünen İñupiaqça ve buna yakın Eskimo dilleri, en girift ve en çetin dünya dilleri arasında sayılmaktadır. Belki de çok dilin karışımından oluşan yapay bir özellik taşımaları bunda etkili olabilir. Bu özelliklerinden dolayı, bütün çabalarına rağmen kâşiflerin ve tüccarların çok azı bu dilleri öğrenebilmişler; diğerleri Danimarka ve Hawai dilleriyle İspanyolca, İñupiaqça ve Yupikçe kelimeleri bir arada kullanarak oluşturdukları dar bir çevreye özgü dil (jargon) ile anlaşma yoluna gitmişlerdir (http://nnlm.gov/pnr/ethnomed/inupiaq.html).

Araştırmalarım esnasında ilk önce İñupiaqçanın Türkçe kökenli olup olamayacağı konusunda şüpheye düştüm. Bünyesinde şaşırma ifade eden alai; acı, üzüntü ve hayal kırıklığı ifade annaa gibi ünlemlerin yanında özellikle Altay dillerinde yaygın olan (http://www.compmore.net/~tntr/ata_anain_natlangs.html) ana, apa, ata gibi akrabalık bildiren
adların bulunması, zihnimi epeyce meşgul etti. Akrabalıkla ilgili kelimelerden birkaç örnek vermek istiyorum: İñu. aanaga “annem”, İñu. aapaga “babam”, İñu. aapiyaba “ağabeyim”, İñu. akkaga “amcam”, İñu. ataataga “dedem, büyük babam”.

Clauson, aba kelimesinin Moğ. abaga kelimesinden kısalma olduğunu, ab... ile başlayan diğer akraba adları ve benzerlerinin de Türkçeye yabancı olduğunu, bunların bazılarının sadece bir dil grubunda bulunduğunu, ancak kökenlerinin bilinmediğini ifade eder. Araştırıcı, ana ve ata kelimelerinin Eski Uygur Türkçesi dönmeminde görülmeye başladığını belirtir, ancak bunların kökeniyle ilgili herhangi bir açıklamada bulunmaz (CLAUSON 1972: 5, 40, 169–170).
Dillerin aynı kökenden veya bir üst ana dileden gelip gelmediğini gösteren en önemli kıstaslardan ikisi, organ adları ve sayılardaki ortaklıktır. Bunlardaki ortaklık, dillerin aynı kökenden geldiğini önemli ölçüde belli eder. Bu konuda Türkçe ile İñupiaqçanın yakınlığı veya benzerliği bulunmamaktadır.

Öte yandan isim ve sıfat tamlamalarının dizilişi, Türkçedeki dizilişin tam tersi bir yapıdadır. Sıfat tamlamalarında Türkçede önce sıfat, sonra da nitelenen isim gelir. İñupiaqçada ise, önce isim sonra sıfat gelmektedir. Örnek olarak; İñu. inikitchuq “küçük ev, küçük oda” tamlamasında isim olan ini “ev, oda” önce, sıfat olan kitchuq “küçük” sonra gelmiştir. Bu örnekteki ini “ev, oda”, ET. i:n “vahşi hayvan ini” ile ilişkilidir. Aynı şekilde İñu. niqipiaq “kaliteli et” örneğinde isim olan niqi “et” önce, sıfat olan piaq “kaliteli” sonra gelmiştir. Yukarıda verilen sıfat tamlamaları, İñupiaqçada bitişik yazılmıştır.

İsim tamlamasıyla ilgili olarak da bir örnek verelim: İñu. aularuq nuna “yer sarsıntısı” tamlamasında ana nesne olan nuna “dünya, yer yüzü” (< Ar. dünyâ) sonra, onun bir durumunu anlatan aularuq “hareket etme, sarsıntı” önce gelmiştir. Türkçede “sarsıntısı yer” gibi bir tamlama şekli yoktur. Yani isim tamlamasında ana varlığın bir özelliğinden veya parçasından bahsedilir ve ana varlık önce, özelliği ya da parçası aradından verilerek isim tamlaması oluşturulur.
Türkçeden çok farklı tamlama yapısı bulunan bir dilde Altay kökenli olabileceğini düşündüğümüz soru kelimelerinin varlığı dikkatimizi çekti ve bizi uzun müddet düşündürdü. Aşağıda bunlardan örnekler verilmiştir:

“qa” sesleriyle başlayan soru kelimeleri: qafa “ne zaman” (geçmiş zaman soru zamiri), qakugu “ne zaman” (gelecek zaman soru zamiri), qanuq “nasıl, ne, niçin”, qanutun “ne kadar; ne zamandan beri”, qapsieik “kaç tane”.
“ki” sesleriyle başlayan soru kelimeleri: kia “kimin”, kiea “kim”, kisum “kimin”.
“na” sesleriyle başlayan soru kelimeleri: naami “nerede”, nakiei “nereden”, nani “nere, neye”, nauf “nere, neye”, naukun “hangi yolla, nasıl”.

Türkçedeki kanı, kayu, kayda, kaydan, kaçan, neçe, neçük, neteg, negü, nereye, neden, kim gibi soru kelimeleri eskisi ve yenisiyle kelime başında ortak sesleri bulundurmaktadırlar. Organ ve sayı adlarındaki farklılığın yanında soru kelimelerindeki bu yakınlık ilgi çekicidir.
Ancak küçük bir ayrıntı olarak Şinasi Tekin’e göre soru kelimelerinden “ne”nin Toharca alıntı olduğunu belirtelim (TEKİN 2001: 254–258).

İñupiaqçada, genelde Asya’da yaygın olan şamanizmle ilgili şu kelimelerin bulunduğunu tespit ettik: afatkubnaq “şamana benzeme”, afatkuq “şaman, tıp insanı, tedavi eden adam, büyücü doktor”, tuunbaq “şamanın yardımcı ruhu; şeytan”, tuunbaqtalik “şaman, yardımcı ruhla tatmin edilmiş, cin, şeytan, kötü kimse, kötü ruh”.

Anılan dilde şamanizmle ilgili kelimeler bulunmakla birlikte, son örneklerden şamanlara karşı olumsuz bir bakışın bulunduğu da sezilmektedir.
İñupiaqçanın bir başka özelliği eklemeli dillere bezer görünmesi, hatta bazen hiç tanınmayan kelimelerde Türkçedekilere benzer eklerin bulunmasıdır: Örnek olarak; atuqtuuraq kelimesinin anlamı müzik aletidir. Bu kelimeden yapılmış atuqtuuraqti kelimesinin “çalgıcı, müzisyen” anlamı vardır. Bu kelimeye gelen ek, Türkçedeki meslek yapan “–çI” ekine çok benzemektedir. Bununla ilgili birkaç örnek daha verelim: afuniaqti “avcı”, afuyakti “savaşçı, asker”, aglautitaqti “daktilocu”, aqpaqsruqti “koşucu”.

Türkçe –çI ekiyle aynı fonksiyona sahip olan bu ekin İñupiaqçada –si şekli de bulunmaktadır: afaayuliqsi “papaz, misyoner”, iqsi “sinsice etrafı gözetleyici/gözetleyen”, ukpiqtuaguqatisi “inanıcı/inanan dostlarınız”.
Aynı fonksiyondaki benzer bir ek, Saha Türkçesinde –CIt, –sIt şeklindedir: balıksıt “balıkçı”, emçit “ilâççı, hekim”, kömürcüt “köçmürcü” (KİRİŞÇİOĞLU 1994: 33).
Benzer şekilde başka bir ek olan –taaq, Türkçe isimden isim yapma eki “–lIK”la fonksiyon ve anlam bakımından büyük benzerlik göstermektedir. Vereceğimiz örneklere dikkat edildiğinde bu durum daha iyi anlaşılacaktır: mafaqtaaq “açık grilik”, nutaaq “yenilik, tazelik”, qatiqtaaq “beyazlık” qibeiqtaaq “siyahlık”, qirbiaqtaaq “grilik”, quqsuqtaaq “sarılık”, sufaaqtaaq “yeşillik”, sufauraaqtaaq “mavilik”.

ET. –lIg ekinin Sahacada diğer türevlerinin yanı sıra –taax şeklinde kullanıldığı (KİRİŞÇİOĞLU 1994: 32) dikkate alındığında, GT. –lIK ekinin İñupiaqçada –taaq şekline girerek kullanılıyor olması ihtimal dahilindedir.

Yukarıda verilen kelimelerden nutaaq “yenilik, tazelik” örneğinde –taaq ekinin –lIK’a benzerliği çok açık bir şekilde görülmektedir. Çünkü kelimenin kökü olan nu, Hint–Avrupa dillerine ait bir ögedir. Bu gün Farsçada nev, İngilizcede new olarak geçer.
İñupiaqça nunagluk “kırlık, kırsal” ile Türkçe olduğunu düşündüğümüz qablik (= kablık) “su geçirmez Eskimo çizmesi, botu; kürklü pantolon” ve tagluk “kar ayakkabısı” örneklerinde “–lIK” ekinin varlığı daha da açıktır.

Olumsuz bir anlam taşıyan “değil, yok” kelimeleriyle “–mA” ve “–sIz” ekleri, İñupiaqçada –chuq (= –chuk) şeklinde bir ekle karşılanmaktadır: Genel Türkçedeki yok kelimesiyle bunun bir ilgisi olabilir. Aşağıda –chuq ile biten İñupiaqça kelime örnekleri veriyoruz:
alaitchuq “yırtılmamış, yırtık değil”, ieuitchuq “insanlar yok”, iqiitchuq “tembel değil”, isruitchuq “sonsuz, ölümsüz; kirli değil”, paqinbitchuq “bulmadı”, qieuitchuq “aceleci değil”, sayaitchuq “güçsüz, kuvvetsiz”, sibxibnaitchuq “zor değil”, tafibitchuq “vefasız, güvenilmez”, tuqunayaitchuq “ölmeyecekti”, uqalaitchuq “dilsiz”.
uqalaitchuq “dilsiz” örneğinin kökünde İñupiaqça “kelime” anlamına gelen uqaliq (= uqalıq)’ın bulunduğunu düşünüyoruz. Çünkü aynı dilde “dil” anlamını uqaq veriyor. Saha Türkçesinde, “dilsiz” anlamını oldukça parelel bir yapıyla tıla suoh kelimeleri vermektedir. Buradaki suoh, Sahacada “değil” ve “yok” anlamlarına gelen Genel Türkçe yok kelimesinin bu lehçedeki biçimidir. Sahacadan aynı yapıda birkaç örnek daha verelim: atağa suoh “bacaksız”, küühe suoh “güçsüz, kuvvetsiz”, teñe suox “denk değil”, xaana suoh “kansız”, xaraağa suoh “kör, gözleri görmeyen” (VASİLİEV–CARGISTAY 1995: 23, 67, 83, 102, 142, 167, 305).
Sahacadaki xaraağa suoh “kör, gözleri görmeyen” kelimesi ile İñupiaqçada bulunan qieitlaitchuq “kör, gözleri görmeyen” kelimesinin aynı mantıkla yapılması çok şaşırtıcı, şaşırtıcı olduğu kadar da meraklandırıcıdır.

İñupiaqça ieuitchuq “insanlar yok” örneği, yok ile –chuq arasındaki benzerliği daha açık hâle getirmektedir. Bu kelimedeki ieut, ieuk’un çokluk şeklidir ve “insanlar” anlamına gelir. Aynı kelimedeki –chuq da “yok” anlamını vermektedir.
GT. yok kelimesi, Sahacada olduğu gibi diğer Kuzey lehçelerinde de aynı yapıyla “–sIz” anlamını vermek üzere kullanılmaktadır: Örnek olarak; Tuv. arga “usul, tarz” demektir. argajok ise bu lehçede “usulsüz; imkânsız” anlamlarına gelir. Tuv. hamaan “ilgi, alâka; ilişki” anlamındadır. hamaançok ise aynı lehçede “ilgisiz, alâkasız; ilişkisiz; kayıtsız, umursamaz” anlamlarına gelmektedir (ARIKOĞLU-KUULAR 2003: 6, 48).

İñupiaqçanın Asya kökenli bir dil olduğunu veya Asya’da doğup gelişen ya da konuşulan dillerden etkilendiğini gösteren bazı kelimeler bulunmaktadır. Bunlardan biri, nuna “dünya, yer yüzü” kelimesidir. Bunun Arapça dünyâ ile ilişkili olduğunu düşünüyoruz. Bir diğer Arapça kökenli kelime “bir şeyin üst tarafı, geminin suyun dışında kalan kısmı” anlamına gelen qaafa’dır. Bu kelime de Arapça kafâ ile ilişkili olmalıdır. Aynı kelimeyle ilişkili diğer bir örnek de qaafani “en üstte, tepede, başta” kelimesidir. Bu dilde qixam qaafa da “çatı, dam, tavanın üst kısmı” anlamını vermektedir.

Eski Hintçeden dünya dillerine yayılan bir kelime sayılan papa “biber” (EREN 1999: 52), Çince kaynaklı bir kelime olan saiyu “çay”, Soğdca unsurlar olabileceğini düşündüğümüz timi “vücut, ten” ve tammabvik “cehennem; ıstırap/acı yeri” Asya kaynaklı diğer kelimelerdir.
Ethel G. Stewart, Dene ve Na–Dene Kızılderilileri –Cengiz Han’dan Amerika’ya Kaçan Türkler MS. 1233– adıyla Türkçeye çevrilen eserinde, Çin gemiciliğinin çok erken zamanlarda gösterdiği gelişme üzerinde durarak milâttan önce ve sonraları Alaska taraflarına Çinlilerin yaptıkları seyahatlerden bahseder. Ona göre MS. 1230’lu yıllarda Moğol istilâsından kaçan değişik milletlere ait gruplarla birlikte Uygur Türkleri de Çin gemileriyle Alaska’ya kaçmışlardır.
Daha çok büyükçe bir kayığı ifade etmekle birlikte kemi kelimesinin Stewart’ın belirttiği tarihten çok önceleri XI. yüzyılda Türkler tarafından kullanıldığı biliniyor (DANKOFF–KELLY 1985: 101). Dankoff ile Kelly, bu kelimenin İngilizce karşılığını boat, Arapça karşılığını da safîna olarak vermişlerdir. Aynı kelimenin geçtiği şiirin açıklamasını verirken Besim Atalay’ın “Ila” ırmağının “büyük bir ırmak” olduğunu vurgulaması da dikkat çekicidir (ATALAY 1986: 235).

Kızılderili kabilelerinin bir kısmının atalarının Uygur Türkleri olduğunu dile getiren Ethel G. Stewart, Uygurların yaşadığı Tarım bölgesinin etnik bakımdan çok karışık olduğunu, Türklerin yanı sıra Soğdların, Çinlilerin, Tibetlilerin, Kitanların bu bölgede iç içe yaşadıklarını belirtir. Bölge halkının bu derece karışık olması, lingüistik durumu da çok karmaşık hâle getiriyordu. Konuşma dilleri yazı dillerine oranla büyük faklılık gösteriyordu. Konuşma dilinde Türkçe, Toharca, Çince, Soğdca, Tibetçe, Kitanca, İpek Yolu Arapçası gibi birçok dile ait kelimeler kullanılıyordu (STEWART 2000: 7, 38, 89, 119–125, 162, 173–174, 261, 279–181, 296–299, 359).

İşte bir Eskimo dilinde geçen ve yukarıda verilen Arapça, Soğdca, Çince, Eski Hintçe kelimeler ile bildiri içerisinde üzerinde duracağımız Türkçe kelimeler de bu karışık mirasın günümüze kadar gelmiş uzantıları olmalıdır.

Biz, zaman zaman ayrı ve düşmanca yaşamalarına rağmen Uygur–Karluk birlikteliği tarihte önemli bir yer tuttuğu için (SALMAN 1981: 176–180, 184–186) Moğol istilâsı yüzünden Alaska’ya kaçan Uygur Türkleri arasında Karluk Türklerinin de bulunduğu kanaatini taşıyoruz. Çünkü Karluk Türkleriyle ilgili araştırmaları bulunan Hüseyin Salman, bu konuda yazmış olduğu uzun makalesinde Doğu Karluklarının 12. yüzyıldan sonra Çin kaynaklarında izine rastlanmadığını belirtir (SALMAN 1981: 189). Ethel G. Stewart’ın yukarıda zikrettiğimiz eserinde Moğol istilâsı yüzünden Türklerin Amarika’ya kaçış tarihi MS. 1233 olarak verilir.

İşte 12. yüzyıldan sonra Çin kaynaklarında izlerine rastlanmayan Doğu Karlukları, 13. yüzyılın ilk yarısında Amerika’ya kaçmak zorunda kaldıkları için Çin kayıtlarından düşmüşlerdir. Karlukların Alaska’ya kaçışlarının en önemli delili Alaska’da bulunan yer adlarıdır: Karluk Köyü, Karluk Irmağı, Karluk Gölü (http://www.ankn.uaf.edu/AEB.html, http://www.blacktailpointlodge.com/f...ing_salmon.htm).
Yer adlarının anlamları çok defa bilinemediği için, Karluk adına şüpheyle yaklaşanlar çıkabilir. Ancak Alaska’da anlamı bilinen bazı Türkçe kelimeler de yer adı olarak kullanılmaktadır. Örnek olarak; 1800’lü yılların ortalarında Alaska’da yaşayan Ingalik Kızılderililerinin yaz aylarındaki balık avlama yeri olan Chuathbaluk adında, baluk kelimesinin korunduğunu düşünüyoruz. Bir başka yer adı olan Atqasuk (= Atkasuk), anlamı çok iyi bilinen iki kelimeden oluşan bir yer adıdır (http://alaska.bp.com/alaska/communit...pe/atqasuk.htm). Atqasuk, Türkçe at kasuğı “at tulumu” şeklindeki isim tamlamasından kıslama yoluyla oluşmuş bir yer adı olmalıdır. kasuk, Kaşgarlı Mahmut’un sözlüğünde “içine su veya süt konulan ve at dersinden yapılan tulum” olarak anlamlandırılmıştır (CLAUSON 1972: 666; DANKOFF–KELLY 1985: 131–132). Bir başka yer adı olan Kasigluk (= Kasıgluk) (http://www.explorenorth.com/library/...1;Kasigluk.htm) da aynı sözlükte yer alan kasuklug “ekşitilmiş süt tulumuna sahip olan” (DANKOFF–KELLY 1985: 132) ile ilişkili olsa gerektir. Clauson’a göre kasuklug, kasuk kelimesinden (CLAUSON 1972: 667) türetilmiş bir isimdir.

İñupiaqçada kullanılan bazı Türkçe kelimelerdeki ses özellikleri de bu kelimelerin bir kısmının 13. ve 14. yüzyıl Doğu Türkçesine ait olabileceğini göstermektedir. Söz konusu kelimelerde hem bir ünlü yuvarlaklaşması bulunmakta hem de kelime sonlarındaki “–g” ünsüzlerinin sedasızlaşarak “–k”ye döndüğü görülmektedir.

İñu. qaluk (= kaluk) “balık” örneğinde, OT.’deki yuvarlak ünlülü biçim olan baluk (CLAUSON 1972: 335) aynen korunmuştur. Bir yer adı olan Chuathbaluk’ta ise OT. baluk daha açık bir şekilde yer almıştır. İñu. qablik (= kablık) “su geçirmez Eskimo çizmesi, botu; kürklü pantolon” örneğinde ise, “–lıg” ekinin son sesi olan “–g”, sedasızlaşarak “–k” olmuştur. Bu sedasızlaşma da OT.’de gerçekleşmiş olmalıdır.

Biz, asıl bildiri konumuz İñupiaqçadaki Türkçe kelimeler olduğu için şimdilik diğer bahisleri bırakıp bunlar üzerinde duracağız. İñupiaqçadaki Türkçe ögeleri morfolojik açıdan incelediğimizde iki türlü tabaka görülmektedir: Basit kelimeler, türemiş kelimeler. Bunların hepsini tek bildiride ele almak mümkün olmadığı için “türemiş kelimeler”i inceleyip “basit kelimeler”i bir başka çalışmada değerlendireceğiz. İñupiaqçadaki türemiş kelimeler, Türkçe unsurların ana tabakasını oluşturmaktadır ve bunları dört grupta ele almak mümkündür:
I. İsimden İsim Yapma Eki Almış Türkçe Kelimeler
II. İsimden Fiil Yapma Eki Almış Türkçe Kelimeler
III. Fiilden İsim Yapma Eki Almış Türkçe Kelimeler
IV. Fiilden Fiil Yapma Eki Almış Türkçe Kelimeler
I. İsimden İsim Yapma Eki Almış Türkçe Kelimeler

İñupiaqçada bu türün iki örneği bulunmaktadır:
1. İñu. qablik (= kablık)* “su geçirmez Eskimo çizmesi, botu; kürklü pantolon”. ET. *ka:blıg kelimesiyle ilişkili olmalıdır. Su geçirmeyen çizmelerin bir kısmı kaplıdır; içleri ayağı sıcak tutacak malzemelerle kaplanır. Kürklü pantolon da hayvan kürküyle kaplanmakta veya tamamen kürkten yapılmaktadır. Dolayısıyla bu kelimenin Türkçe olduğu anlaşılıyor.

2. İñu. tagluk “kar ayakkabısı”. Bu kelimenin, ET. *ta:glık kelimesiyle ilişkili olduğunu düşünüyoruz. Kar, yüksek dağlık bölgelere daha çok yağar. tagluk, karların daha yoğun olarak bulunduğu dağ kesitlerinde rahat yürümek ve soğuktan korunmak için yapılmış özel bir kar ayakkabısı olmalıdır. Ancak bu kelimedeki ünlü yuvarlaklaşmasının açık bir sebebi görülmüyor.
II. İsimden Fiil Yapma Eki Almış Türkçe Kelimeler

İñupiaqçada isimden fiil yapma eki almış sadece bir kelime bulunmaktadır:

1. İñu. akiruk (= akıruk) “aykırı, zıt, ters, karşı”. Bu kelimenin ET. arkuru ile ilgisinin olduğunu düşünüyoruz. Clauson, arkuçu “aksi, ters” kelimesinden yola çıkarak arkuru kelimesinin arku isminden yapılmış bir fiil olan arkur–’ın zarf–fiil şekli olduğunu düşünmekte ve turkuru kelimesiyle birlikte kullanıldığını belirtmektedir (CLAUSON 1972: 219).

III. Fiilden İsim Yapma Eki Almış Türkçe Kelimeler
İñupiaqçadaki Türkçe kelimelerin çoğunluğu, fiilden yapılmış isimlerden oluşmaktadır. Bu türün on altı örneği bulunmaktadır. Bunları da kendi içerisinde üç grupta ele almayı düşünüyoruz:

  Alıntı ile Cevapla
Eski 11-01-2007, 21:25   #9
ogedai
Konuk
 
İletiler: n/a
Varsayılan Kızılderili, Eskimo, Kore, Fin, Bulgar, Moğol, Macar.

A. Bağımsız Türkçe Kelime Hâlinde Olan ve Türkçe Fiil Kökünden Türetilen İsimler
1. İñu. akmaaq (= akmaak) “çakmaktaşı”. Bu kelime, ET. ve OT. çakma:k kelimesiyle ilişkilidir. Aslına bakıldığında kelime başı ç– ünsüzü düşmüştür. Kelime başındaki ünsüz düşmelerine Türkçenin kuzey lehçelerinden biri olan Sahacada da rastlanmaktadır: Sah. arbuz “karpuz” ve Sah. emis “semiz” örneklerinde olduğu gibi. İñupiaqçada aynı kelimenin afmaaq şekli de bulunmaktadır. çakmak ismi, Türkçe çak– “çakmaktaşı ve çeliği birbirine sürterek ateş yakmak; kibrit vb. ile ateş yakmak” fiilinden gelmektedir.
İñupiaqçada kullanılan akmaaq kelimesinin sonunda bulunan fiilden isim yapma eki “–mak”ın uzun ünlü ile kullanılması bu kelimenin Türkçe olduğunun bir diğer delilidir. Çünkü çakmak kelimesinin sonunda bulunan “–mak” eki Eski ve Orta Türkçe dönemlerinde uzun ünlülüydü (CLAUSON 1972: 408; DANKOFF–KELLY 1985: 87). yak– fiiliyle çak– fiilinin ilişkisinin bulunup bulunmadığı ayrıca düşünmeye değer.

2. İñu. ayak “mızrak direği/kazığı; balina avlama zıpkını”. ayak örneği, ET. tayak “destek, dayanak, mesnet” ile ilişkilidir ve Türkçe taya– fiilinden yapılmış bir isimdir. Bu örnekte de kelime başı ünsüzü (t–) düşmüştür. Kelime başında ünsüz düşmesi, akmaaq kelimesinde de vardı. Bu iki kelimede düşen t– ve ç– sesleri, ortak özellikleri bulunan seslerdir.

3. İñu. igalaaq (= ıgalaak) “çatı penceresi”, igaliq (= ıgalık) “çatı penceresi; pencere”. Bu kelimeler de ET. kalık ve kalak kelimeleriyle ilişkilidir.

Yakın seslere sahip olan İñu. qaluk (= kaluk) “balık” örneğinde, bu kelimelerde olduğu gibi, başta bulunan ünsüzün baskın söylenmesinden dolayı bir ünlü türemesi meydana gelmiş ve iqaluk (= ıkaluk) şekli ortaya çıkmıştır. kalık ve kalak kelimelerinin İñupiaqça şekli olan igalaaq (= ıgalaak) ve igaliq (= ıgalık) kelimelerinde de benzer bir ses gelişmesi olmuş; kelime başında bulunan “g–”lerin baskın söylenmesinden dolayı başta bir ünlü türemesi meydana gelmiştir.

Clauson’a göre normalde “hava, atmosfer” anlamına gelen kalık, kalı– fiilinden gelir. Bu kelime, kök kalık şeklinde eş anlamlı ikileme olarak da kullanılır. kök kalık ikilemesinin anlamı ise, “(açık) gök yüzü”dür. kalık, bazı durumlarda “göğe açık herhangi bir yapı” anlamına da gelir. Öte yandan kalık, tek başına da “gök, gök yüzü” anlamını taşımaktadır. Clauson, kalık’ın “balkon” ve “pencere” anlamlarına da geldiğini belirtmiştir. Aynı araştırıcı, kalık ve kalıma örneklerinin her ikisinin kalı– fiilinden geldiğini ifade etmiş ve bu fiilin anlamını şöyle vermiştir: “Herhangi bir şey göğe yükselmek”. Tek yerde geçtiği belirtilen kalıma’nın anlamı ise Clauson tarafından “balkon” olarak verilmiş ve Arapçasının al–ğufra olduğu belirtilmiştir (CLAUSON 1972: 620, 622).
Şinasi Tekin tarafından yayımlanan Maytrısimit adlı Uygurca eserde üzerinde durulan kelime, iki şekilde geçer: kalık “kule; sema, gök”, kalak “kule; sema, gök” (TEKİN 1976: 400).
Eski Anadolu Türkçesinde bulunan kalakla– “dalgalanmak”, kalaklan– “havalanmak, kendini yüksek görmek”, kalaklu “yüksek, büyük”, kalkı– “sıçramak, hoplamak, kalkmak”, kalkıt– “sıçratmak, hoplatmak” (Tarama Sözlüğü IV 1969: 2179, 2191) örnekleriyle Türkiye Türkçesi yazı dilindeki kalk– fiili ve Anadolu ağızlarında geçen kalak–II “gelin tacı”, kalak–III “burun, burun ucu; boynuz”, kalak–IX “gurur, kibir”, kalak–XI “büyük”, kalaklı “gururlu” (Derleme Sözlüğü VIII 1975: 2608), galak–I “boynuz”, galak–III “burun kemiği”, galak–IV “kibir”, galakla– “ayağı takılıp sendelemek” (Derleme Sözlüğü VI 1972: 1897, 1898) örnekleri de aynı kelimenin (kalık / kalak) benzerleri ve türevleridir.

Bütün bu örnekler dikkate alındığında kalı–/kala– fiillerinin temel anlamı “yükselmek” olmalıdır. kalık “yüksek, yükselmiş” temel anlamlarıyla birlikte “gök, gök yüzü” anlamına kullanılmıştır. kalk– fiili de kalıkı–’tan gelmiştir. Nitekim bu fikrimizi EAT.’de geçen kalkı– “sıçramak, hoplamak, kalkmak” örneği desteklemektedir.

kalık ve kalak örneklerindeki a ~ ı nöbetleşmesi Türkçede seyrek de olsa vardır. İñupiaqçada igalaaq (= ıgalaak) ve igaliq (= ıgalık) şeklinde “ı”lı ve “a”lı olarak bulunması, Uygur Türkçesindeki ikili kullanımı (kalık ~ kalak) hatıra getirmektedir.

4. İñu. Karluk “Alaska’da bir yer adı”. Clauson, karlıg kelimesinin anlamını “karlı, karla kaplı” şeklinde vermiştir (CLAUSON 1972: 658). Bir Türk boyunun adı olan Karluk kelimesini “kar” ile açıklamaya çalışanların görüşünden çok Doerfer’in görüşü gerçeğe yakındır. Doerfer, karışık boy ve sülâlelerden oluşan bir boy olarak düşündüğü Karluk boyunun adını, karıl– fiiliyle ilişkilendirmektedir (SALMAN 1981: 169). Bu durumda söz konusu kelime, bir fiilden fiil yapma ekinin ardından fiilden isim yapma eki almış görünüyor.

5. İñu. qayaq (= kayak) “deriyle kaplanmış olan ve kürekle yürütülen dar, uzun, hafif tekne; Eskimo kayığı”. qayaq, ET. kayguk “kayık” ve OT. (14. yüzyıl) ka:yga:k “kayık” kelimeleriyle ilişkilidir. Clauson’a göre kayguk ve ka:yga:k, kay– fiilinden türetilmiştir (CLAUSON 1972: 676).
İñupiaqçadaki qayaq kelimesi,
1757 yılında Eskimocadan İngilizceye geçmiştir (http://www.m–w.com/cgi–bin/dictionary). İngilizceye kayak şeklinde isim olarak girmiş ve bu dilin özelliğinden dolayı aynı kelime hem isim hem de fiil olarak kullanılmaya başlanmış, daha sonra İngilizcede kayaks, kayaker ve kayaking gibi biçimleri ortaya çıkmıştır. Bu kelimeler, Alaska’daki turizmle ilgili İngilizce internet sitelerinde çok yaygındır.

İñupiaqçada kullanılan ve “dalgalanmış/hareketlenmiş kar yüzeyi” anlamına gelen qayuqjaq kelimesinin de Türkçe kay– fiiliyle ilişkisi olabilir.

6. İñu. kiiraq (= kıırak) "kıvrık, buruşuk, kırışık, bükülmüş”. ET. kıvırgak “kıskanç, cimri” kelimesinin somut anlamlı biçimiyle ilişkilidir. Clauson, Eski Türkçede kullanılan kıvırgak kelimesinin muhtemel bir *kıvır– fiilinden geldiğini düşünmektedir (CLAUSON 1972: 587). Ancak varsayım olan bu kelime (*kıvır–), Türkçenin ilk devirlerine ait olmakla birlikte soyut bir anlam taşımaktadır. Söz konusu kelimenin türevlerinde somut anlam OT.’de belirmiştir: kıvırcuk “kıvırcık”, kıvur– “kıvırmak” (YÜCE 1988: 144).
İñupiaqçada kiiraq (= kıırak) kelimesiyle ilgili iki kelime daha bulunmaktadır: kigiraqtuq / kiiraqtuq "kıvrılan/bükülen tabanlar”.

7. İñu. isiq “ev/bina içindeki duman, sis”. isiq, ET. isig/ısıg “ısı, sıcaklık” kelimeleriyle ilişkili olabilir. isig/ısıg kelimelerinin kökü, isi–/ısı– “sıcaklaşmak, sıcak duruma gelmek, ısınmak” fiilleridir (CLAUSON 1972: 246; DANKOFF–KELLY 1985: 36). Clauson sözlüğünde bulunmayan is ve sis kelimelerinin Türkçenin yeni zamanlarında ortaya çıktığı anlaşılmaktadır ve temelde bu kelimeler yanma veya ısınmayla ilgili olmalıdırlar.

İñupiaqçada isiq kelimesinden isiqsiruq “iyice dumanla dolmuş olma, dumanla kaplanma” kelimesi türetilmiştir.

8. İñu. patiktuq ( = patıktuk) “pataklar”. Çuvaşçada “baston; sopa”, Türkiye Türkçesinde ise “dayak, kötek” anlamlarında kullanılan patak kelimesinin Rus. batog “değnek, sopa, baston” kelimesinden geldiği yolunda bir görüş vardır (CEYLAN 1996: 139). Gerçekten bu kelime patak haliyle, adı anılan Türk lehçelerine Rusçadan geçmiş olabilir. Ancak biz bu kelimenin daha öncesinde Rusçaya Türkçeden geçtiğini düşünüyoruz. ET. butı– “budamak” fiili yanında bu fiilden yapılmış butık “dal –ağaç için–” biçiminde bir isim bulunmaktadır. Daha sonraki dönemlerde Türkçe içerisinde bu ismin butak ve budak biçimleri yaygınlaşmıştır (CLAUSON 1972: 300–302). butak, özellikle Kıpçakçada kullanılmıştır. Rusçaya söz konusu kelimenin Kıpçakçadan geçtiğini düşünüyoruz. Bu kelimelerdeki “dal, değnek, sopa, baston” anlamları ise; bir ağaç dalının sopa ve baston olarak kullanılabilmesinden dolayı birbirine uzak anlamlar değildir.
İñupiaqçadaki patiktuq (= patıktuk) kelimesinin ilk iki hecesinin de ET. butık ile ilişkili olduğunu düşünüyoruz. Kelimenin bundan sonrasında İñupiaqça unsurlar devreye girmişe benziyor. Çünkü bu kelimeye “pataklar” anlamının verilebilmesi için bir fiil yapıcı unsura ve bir de zaman ekine ihtiyaç vardır. Ancak bunları Türkçenin imkanlarına göre izah etmekte zorlanıyoruz.

9. İñu. qabruq “kabuk; deniz hayvanı kabuğu”. Clauson sözlüğünde “kabuk” anlamına gelen ve benzer ses özelliği taşıyan bir kelimeye rastlayamadık. Clauson, “kapı” anlamındaki ET. kapıg, kabag ve “kapak, örtü” anlamındaki kapga:k, kapkak, kapak kelimelerinin *kap– fiilinden geldiğini düşünür (CLAUSON 1972: 583, 584). Ancak Clauson, muhtemel *kap– fiilinin anlamını vermemiştir. Clauson tarafından *kap– fiilinin anlamının “kapamak, kapatmak, örtmek” olarak düşünüldüğünü sanıyoruz. Hasan Eren de kapı kelimesinin etimolojisi üstünde dururken bu kelimenin kap– veya kapa– fiilinden geldiğini belirtir (Eren 1999: 208). Günümüz Türk lehçelerinde kabuk yanında özellikle kabık şeklinde yaygın olan (ERCİLASUN 1991: 418–419) kelimenin de muhtemel bir *kap– fiilinden gelmiş olduğunu düşünüyoruz. Eski Anadolu Türkçesinde “kaplamak, istilâ etmek” anlamına bir kap– fiili bulunmaktadır (Tarama Sözlüğü IV 1969: 2248).

10. İñu. qiruk (= kıruk) “yakacak kuru odun; kurumuş ölü ağaç”. qiruk örneği, kurı– fiilinden türemiş bir isim olan ET. kurug/kurıg “kuru, kurumuş” (CLAUSON 1972: 652–653) ile ilişkilidir.
İñupiaqçada qiruk kelimesinden şu kelimeler türetilmiştir: qiruksiruq “içeriye odun taşır”, qiruktaqtuq “yakacak odun sağlar”.

11. İñu. sauniq (= saunık) “kemik” < ET. süñük “kemik”. Clauson, ET. süñük kelimesinin birçok söylenişi olduğu için aslî biçimini tahmin etmenin güçlüğüne değinir, ancak bazı verilerden yola çıkarak bunun süñök olabileceğini belirtir (CLAUSON 1972: 838–839). Araştırıcı, bu kelimenin muhtemel bir *süñ– fiilinden yapılmış isim olduğu görüşündedir, fakat bu muhtemel fiilin anlamını vermemiştir.

12. İñu. tikiq “yüksük; işaret parmağı”. ET. tikig ile ilişkili olmalıdır. Clauson bu kelimenin manasının tam olarak anlaşılamadığını belirtmiş, ancak rahatsızlık ifade eden “batma, saplanma” gibi anlamlara gelebileceğini ifade etmiştir. Aynı bilim adamı, ET. tikiglig kelimesiyle ilgili yaptığı açıklamada bu kelimenin “dikili, dikilmiş –elbise vb. için–” anlamına geldiğini belirtir (CLAUSON 1972: 480). Bu durumda aslında ET. tikig kelimesinin “dikme, dikiş” anlamlarının da bulunması beklenirdi. Çünkü ET. tik– fiilinin birkaç anlamı vardır: “sokmak, içine yerleştirmek; dik bir şekilde yerleştirmek; dik hâle getirmek; ağaç dikmek; dikiş dikmek”. Bütün bunlara bakarak İñupiaqçada tikiq kelimesinin “yüksük” ve “işaret parmağı” anlamlarına gelmesinin çok normal olduğunu düşünüyoruz. Belki eski insanlar da bir şeye işaret ederken günümüzdeki değişik milletlere ait insanlar gibi işaret parmaklarını kullanıyorlardı. İşaret parmağının İngilizcesi index finger’dır. Buradaki index, “işaret” anlamına gelmektedir. Öte yandan bu iki anlam (“yüksük” ve “işaret parmağı”), İñupiaqlarda ve bu kelimeyi aldıkları Türklerde yüksüğün işaret parmağına takılarak kullanıldığının da bir göstergesi olabilir. Yüksük takılmış parmak biraz dik durur. Gösterme esnasında işaret parmağı da dik durumdadır.

İñupiaqçada bulunan ve “üç parmaklı eldiven, üç bölümlü eldiven” anlamına gelen tikilik kelimesinin de yukarıda yer verdiğimiz ET. tikiglig kelimesiyle ilgili olduğunu düşünüyoruz. Bu kelime, Eski Türkçede “dikili, dikilmiş” anlamlarına geliyordu. Bu eldivenin, üç bölümü arasında dikişler bulunmalıdır.

13. İñu. titiq (= tıtık) “çizgi, damga, iz, işaret”. ET. çız– “çizmek; çizgi çizmek; resim çizmek” fiilinin Çağataycada sız– şekli bulunmaktadır. çiz– biçimi ise, sonradan ortaya çıkmıştır (CLAUSON 1972: 432). İñupiaqçadaki titiq (= tıtık), ET. muhtemel bir *çızıg kelimesinden geliyor olmalıdır. İñupiaqçadaki tittaq (= tıttaq) “çizgi, damga, iz, işaret”, aynı dilde bulunan titiq (= tıtık)’ın, ses değişmesine uğramış bir başka biçimi olsa gerektir.
İñupiaqçadaki titibaa (= tıtıbaa) “çizer, üzerine çizgi çeker, işaret koyar” ve titiqtuq (= tıtıktuk) “çizer, çizgi çeker, işaret koyar” kelimeleri de Türkçe çız– fiiliyle ilişkili diğer kelimelerdir.

14. İñu. tuutuq (= tuutuk) “bağlama sırımı –çerçeve vb. için–”. “Tutmak, yakalamak, kavramak” anlamlarına gelen tut– fiilinden yapılmış bir isim olduğunu düşündüğümüz bu kelime, ET. tutuk “bulutlu hava; tutulmuş dil; felç olmuş vücut; kapalı perde” (CLAUSON 1972: 451,453) ile ilişkili olmalıdır. Ancak anlamı biraz farklılaşmış durumdadır.

15. İñu. tuvaq (= tuvak) “kara ile kuşatılmış buz”. Türkçe tugak kelimesiyle ilgili olmalıdır. Eski Türkçede “kapak, örtü” anlamında tug kelimesine rastlayamadık. Bu anlamla ilgili olarak hem tug hem de tugak Kaşgarlı’nın sözlüğünde bulunmaktadır (DANKOFF–KELLY 1985: 198). Hasan Eren, duvak kelimesinin etimolojisi üzerinde dururken bu kelimenin OT. tuğ “örtü, kapak” kökünden geldiğini, “–(a)k” ekinin de küçültme eki olduğunu belirtmiştir. Eren, söz konusu kelimenin bu gün bazı lehçelerde kullanılan biçimleriyle birlikte Yeni Uygurcadaki biçimi olan tuvak’ı da vermiştir (EREN 1999: 124). Gerçi bu kelime, Türkçenin yeni dönemleriyle ilgilidir. Ancak tuğ kelimesinden yapılmış eski ve yeni türevlerde “örtmek, kapamak; örtü, kapak” ile ilgili çekirdek anlam, Türkçenin her devrinde var olagelmiştir.

Robert Dankoff ve James Kelly, tug kelimesini, tu– “örtmek, kapamak, kapatmak” kelimesinin bir türevi olarak değerlendirmişlerdir (DANKOFF–KELLY 1985: 198). Bu durumda tugak aslında iki yapım eki almış bir kelime sayılmalıdır. İçerisinde önce fiilden isim, daha sonra da isimden isim yapma eki bulunmaktadır.

16. İñu. upkuaq “kapı”. Ses özellikleri bakımından ET. kapıg “kapı” kelimesinden çok ET. kapga “büyük giriş kapısı, şehir kapısı” kelimesiyle ilişkili olmalıdır. kapga kelimesi, bu gün Türk lehçelerinden Çuvaşçada hapha “kapı” (CEYLAN 1996: 122), Kazan Tatarcası ve Kırgızcada kapka, Kazakçada ise göçüşmeli olarak kakpa biçiminde yaşamaktadır (CLAUSON 1972: 583). Emine Ceylan, Çuv. hapha’nın Kazan Tatarcasından (kapka) alındığını düşünmektedir.

  Alıntı ile Cevapla
Eski 11-01-2007, 21:26   #10
ogedai
Konuk
 
İletiler: n/a
Varsayılan Kızılderili, Eskimo, Kore, Fin, Bulgar, Moğol, Macar.

B. Bir Tarafı Türkçe Olan ve Türkçe Fiil Kökünden Türetilen İsimler

İñupiaqçada kullanılan bazı kelimelerin baş tarafı başka dile aittir, ancak son kısımlarında Türkçe kelimelerin bulunduğu anlaşılmaktadır. İñupiaqçada “ağrı”yı ifade etmek üzere kullanılan kelimelerin sonu aruq (= aruk) ile bitmektedir: İñu. anniiyaruq “ağrılı, acılı, ağrıyan, acıyan”, İñu. atniiyaruq “ağrılı, acılı, ağrıyan, acıyan”, İñu. avaalaruq “ağrıyla/acıyla havlar”, İñu. ibbialaruq “ağrıyla/acıyla havlar; ağrıyla/acıyla bağırır”, İñu. ixasrailaruq “ağrı/acı ile ağlar; acı acı bağırır, çığlık atar”, İñu. mabaalaruq “ağrıyla/acıyla havlar”, İñu. nipaalaruq “acı acı bağırır, çığlık atar”, İñu. quluularuq “mide gurultusu; karın ağrısı”.

Bu kelimelerin son kısmında bulunan aruq (= aruk) kelimesinin ET. agrıg “ağrı, sızı, acı; acı verici, sızlatan” ile ilişkili olduğunu düşünüyoruz. agrıg ise, ET. agrı:– fiilinden türemiş bir isimdir (CLAUSON 1972: 90).

İñu. utuqqauruq “yaşlı, ihtiyar; eski” kelimesinin ikinci kısmında bulunan qauruq (= kauruk), ET. karı:– “yaşlanmak, ihtiyarlamak” fiilinden yapılmış bir isim olan muhtemel *karıg/*karug kelimesiyle ilişkili olabileceği gibi Eski Uygurcada kullanılan karıyuk “yaşlanmış, yaşlı” ile ilişkili de olabilir (CLAUSON 1972: 645).

İñu. iyabijhaq (= ıyabıjhaq) “bıçak kını” kelimesinin son kısmında bulunan bijhaq (= bıjhak), bıç– “kesmek” fiilinden yapılmış ET. bıçak “bıçak” ile ilişkili olmalıdır (CLAUSON 1972: 292–294). İñupiaqçada yine “bıçak kını” anlamına gelen yabisrhaq’taki bisrhaq (= bısrhak) da aynı kelimenin bir başka şeklidir.

C. Bir Tarafı Türkçe Olan ve Türkçe İsim Kökünden Türetilen İsimler

Yukarıda İñupiaqçada kullanılan bazı kelimelerin baş tarafının başka dile ait olduğunu, ancak son kısımlarında Türkçe kelimelerin bulunduğunu belirtmiştik. Bu örnekler, fiil kökünden yapılmış isimler şeklindeydi. İñupiaqçada kullanılan bazı kelimelerin son kısmında ise isimden isim yapma ekiyle yapılmış isimler bulunmaktadır. Bu isimlerin, “ikisi beraber, ikisi birlikte” anlamına gelen ET. ikegü (CLAUSON 1972: 105) ile ilişkili olduğunu düşünüyoruz: İñu. aniqatigiik “kardeş çifti, ikiz”, İñu. aullaqatigiiksut “onlar birlikte ölür”, İñu. ieuuqatigiik “aynı günde doğmuş iki kişi, gündeş”, İñu. ixisaqatigiiksut “onlar birbirine öğretir”, İñu. piqatigiiksut “birlikte, beraber”, İñu. piqatigiiktuk “birlikte, beraber”.

ET. ikegü ise, sayı adı iki ile, sayılara gelen ve birliktelik ifade eden isimden isim yapma eki “–egü”nün birleşmesinden meydana gelmiştir.

IV. Fiilden Fiil Yapma Eki Almış Türkçe Kelimeler

Bu türün tek örneği bulunmaktadır:

1. İñu. qupiruq (= kupıruk) “koparır, yarar, kırar, böler”. qupiruq, ET. kop– fiil kökünden yapılmış bir fiil olan kopur– “kaldırmak, yukarı kaldırmak, yükseltmek” (CLAUSON 1972: 586) ile ilişkili olmalıdır. Ancak bu fiilin “koparmak” şeklindeki anlamı, Türkçenin daha sonraki dönemlerinde ortaya çıkmışa benziyor. Çünkü bu anlam, Eski Türkçede bulunmuyor. Yerde köklü bulunan bir şeyi söküp çıkaran bir kimse, o nesneyi hem yukarı kaldırır hem de koparır. “koparmak” anlamına geçiş, bu şekilde bir anlam ilişkisinden doğmuş olsa gerektir. Burada ilginç olan, İñupiaqçada kullanılan bir Türkçe kelimenin, Türkçenin ilk devresinden sonraki dönemlerde ortaya çıkan anlamını taşımasıdır.
qupiruq (= kupıruk) “koparır, yarar, kırar, böler” kelimesinin son kısmında bir geniş zaman ekinin bulunması gerekir. Bu kısım, İñupiaqçaya ait bir unsur olmalıdır.
İñupiaqçada “koparmak, yarmak, kırmak, bölmek” anlamına gelen quppaq (= kuppak) örneği de ilginçtir. Bu örnekte mastar eki “–mak”ın varlığı ortadadır. quppaq (= kuppak)’ın da Türkçe kopurmak ile ilişkili olduğunu, ancak söz konusu kelimede bir hece düşmesi meydana geldiğini düşünüyoruz.

SONUÇ VE DEĞERLENDİRME

İñupiaqçadaki Türkçe ögeler ve bunların giriş yollarıyla ilgili varsayımlarımızı şöyle sıralayabiliriz. Bu varsayımlar; kelimelerle alâkalı olmayıp bunların giriş yollarıyla ilgilidir:

1. İñupiaqça içinde gelişen alt türevleri hariç, bu dildeki Türkçe türemiş kelimelerin sayısı yirmi beş (25)’tir.

2. İñupiaqlar; Alaska’nın çok eski yerlileri olabilir ve bu dildeki Türkçe kelimeler, Asya’dan Alaska’ya geçen Türklerin dilinden alınmış olabilir.

3. İñupiaqlar; Alaska’nın çok eski yerlileri değil de Asya’dan göçmüşlerse, İñupiaqçadaki Türkçe kelimeler, İñupiaqların Asya’da yaşadıkları dönemde Türklerden aldıkları kelimeler olarak kabul edilebilir ve bu kelimeleri, Amerika’ya geçtikten sonra da muhafaza etmiş olabilirler.

4. İñupiaqlar; Türkçe ögeleri, Türklerle siyasî ve kültürel işbirliği yapmış ve onlardan kelime almış bir başka kavmin dilinden de almış olabilirler.

5. İñupiaqlar, değişik sebeplerden dolayı hep Türklerle iç içe yaşamış bir kavim olabilir ve Asya’dan Alaska’ya da birlikte geçerek yaşamaya devam etmiş olabilirler. Bu kelimeler de onların ortak yaşantısının mirası olarak günümüze kadar yaşayagelmiş olabilir. Nitekim son yıllarda yapılan bazı araştırmalarda bu geçişin özellikle Moğol akınları sırasında olduğu ortaya konulmuştur. Bu araştırmalarda bir grup Uygur Türkünün Tunguzlarla ve başka milletlerden olan topluluklarla birlikte Moğollardan kaçarak Alaska’ya geçtiği vurgulanmıştır (STEWART 2000: 7, 38, 89, 119–125, 162, 173–174, 261, 279–181, 296–299, 359). Zaman zaman ayrı ve düşmanca yaşamalarına rağmen Uygur–Karluk birlikteliği tarihte önemli bir yer tutar. Alaska’daki Karluk yer adını da dikkate alarak bu geçişte Uygur Türklerinin yanı sıra Karluk Türklerinin de rol aldığını düşünüyoruz. Dolayısıyla bu kelimeler, Uygur ve Karluk Türklerinden kalma kelimeler olarak düşünülebilir.

6. nuna “dünya”, timi “ten, vücut”, qaafa “bir şeyin üst kısmı”, tammabvik “cehennem” örnekleri; İñupiaqçadaki Türkçe kelimelerin Uygur–Karluk Türkleriyle ilişkisini gösterecek diğer veriler olarak değerlendirilebilir. Verilen kelimeler, Arapça ve Soğdcadır. Eski Uygur Türkleri, Soğdcadan bazı kelimeler almışlardı. Karluklar, Araplarla Çinliler arasında yapılan savaşta Arapların yanında yer almışlardı. Arapça kelimeler de bu dönemde ve sonrasında Karluk Türkçesine girmiş kelimelerin İñupiaqçaya geçmiş biçimleri olabilir. Ancak Arapça kelimelerin, İpek Yolu tüccarları aracılığıyla Uygurlar veya bölgedeki diğer milletler tarafından alındıktan sonra değişik iletişimlerle Alaska’da yaşayan İñupiaq Eskimolarının diline geçmiş olması da muhtemeldir.

7. Eğer çok önceleri Altay kavimleri ve bunlar arasında Türkler, Alaska’ya geçmiş iseler, o zaman bu Türkçe ögelerin bir kısmının daha eski Türkçe döneminden kalmış olduğu da düşünülebilir. Toplumlar birbiriyle farklı zamanlarda iletişim içinde olabilmektedirler. Buna paralel olarak kelime alış verişleri de birkaç farklı zaman diliminde gerçekleşmiş olabilir.

8. İñupiaqlar ve diğer Eskimo gruplarıyla Türklerin kültür ve dil ilişkileri konusunda daha derin araştırmaların yapılmasının faydalı olacağını düşünüyoruz.

KISALTMALAR
Çuv. : Çuvaşça
EAT. : Eski Anadolu Türkçesi
ET. : Eski Türkçe
GT. : Genel Türkçe
İñu. : İñupiaqça
Moğ. : Moğolca
OT. : Orta Türkçe
Sah. : Sahaca
Tuv. : Tuvaca

Doç. Dr. Mehmet KARA
  Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Seçenekler
Tarz

Yetkileriniz
Konu Açmaya Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
İletinizi Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı

Fikirmeydanı Kuralları
Hızlı Erisim


24 Saatlik Zaman Dilimi +2. Şuan Saat: 16:36.


vBulletin® Sürüm 3.8.4
Telif ©2000 - 2014, Jelsoft Enterprises Ltd. Türkçü Toplumcu Ağalanı'nın tüm hakları Türk Milleti'ne aittir. Kaynak göstererek alıntı yapmak serbesttir.
Türkçü Toplumcu Fikirmeydanı
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56