Türk Milliyetçiliği , Boyculuk ve Mezhepçilik

mezhep.jpgİnanç, insanın iç dünyasında huzur bulmasına yarayan araçlardan en önemlilerinden bir tanesidir. İnsanla Tanrı arasındaki bağı güçlendiren inanç, insan ile Tanrı arasında kalmadığı zaman diğer insanların istismar konusu olduğunu görmekteyiz. Din adına insanların başlarının kesilmesi , çocukların mayın tarlasına sürülmesi ya da insanların taşlanması günümüzde halen yaşanmaktadır.

Bundan tam 20 yıl önce Pir Sultan Abdal Şenlikleri için Sivas’ta toplanan çoğunluğu Alevi kökenli olan sanatçılar, kaldıkları otelde ateşe verilmiştir.  Binlerce kişi tekbir getirerek, oteldeki sanatçılardan 35 tanesi göz göre yakmıştır. Bu acı olay, hem Türk tarihi için kara bir leke olmuş hem de milli birliğimizi derinden sarsmıştır. Bu olayın meydana gelmesi , mezhepçilik bağnazlığı ve Türkçülük bilinci yoksunluğu ile açıklanabilir. 

Türk Milliyetçiliğinin nihai hedefi Türk Birliğidir. Türk Birliğini savunanların birçoğu , davaya duygusal olarak bakmaktan ya da sloganlaştırmaktan öteye gidememiştir. Türk Birliği ülküsünü daha bilimsel ve akılcı temellere oturtmak ve ülkümüzü sözde savunmanın ötesine gitmek  zorundayız. Bunu sağlarken öncelikle Türkler arasında varolabilecek ya da varolan engeller belirlenmeli ve bu engelleri aşacak çözümler bulmalıyız.

Türk Birliği önündeki en önemli içtimai engellerden ikisi boyculuk ve mezhepçiliktir. Bir Türkçü bu tür önyargılardan sıyrılmıştır. Ne yazık ki  her Türk, Türkçülük bilincine sahip değildir. Mevcut hükümetler de bu bilinci aşılamak için herhangi bir kaygı duymamaktadır. Bu sebeple tarih ve dönem , boyculuk ve mezhepçilik önyargılarının aşılması için Türkçüler üzerine daha büyük sorumluluk yüklemiştir.

Boyculuk tanımıyla; Türklerin ayrıldığı kolları , aşiretleri , boyların birini diğerine üstün tutmayı ya da kayırmayı kastediyoruz. Ne günümüzdeki olayları ne de tarihteki olayları incelerken boyculuk ve mezhepçilik taraftarlığından kurtulmalıyız. Timur - Yıldırım Beyazıt  , Yavuz - Şah İsmail arasındaki savaşlar bizler için talihsizliktir,  bugün bu savaşlarda taraf olamayız. Yine geçtiğimiz yıllarda, Özbekistan’da Ahıska Türklerine yönelik yapılan saldırılar da  boyculuk duygusunun milliyetçilik duygusunun önüne geçmesinden kaynaklanmıştır. Muhakkak ki  Sovyet döneminde, Türkistan Türklerinin boylara göre ayrıştırılması ile boyculuğun altyapısı oluşturulmuştur. Günümüzde Türk Devletlerinin bağımsız oluşu , ekilen düşman fikirleri kökünden temizlemek için uygun ortam hazırlamıştır.

Türklerin %60-65 arası Sunni – Hanefi Müslüman , %30-35 Şii- Alevi Müslüman , geri kalan küçük yüzdenin de diğer dinlerden olduğu biliniyor. Türklerin çoğunluğunun Müslüman olması , diğer küçük dini cemaatlerle çekişmenin yaşanması ihtimalini azaltmaktadır.Ne var ki Türkler arasına mezhep üzerinden nifak tohumları ekilebilir. Türkler arasında mezhep üzerinde bilinen ilk büyük çatışma Otlukbeli ve Çaldıran Savaşlarında ortaya çıkmıştır. Binlerce Oğuz Türkü bu savaşlarda şehit düşmüştür. Bu çekişmenin sonucunda Batı Türkeli Birliği olarak adlandırdığımız , Oğuz Türklerinin birleşmesi uzun yıllar sekteye uğraşmıştır. İttehatçıların milliyetçi olması ve Atatürk’ün gütmüş olduğu Türkçü siyaset ile Türkler arasında mezhepsel yaklaşımlar çok aza indirgenmiştir. Laik ve Milli Devlet yapısı, Türklerin mezhepsel olarak bölünmesi ve milli çatıda birleşmesi için bir güvence olmuştur. Bağımsızlığına kavuşan diğer Türk Devletleri de Türkiye’nin bu idari yapısını örnek almış ve laik devlet düzenine geçmiştir.

Ne yazık ki Sunni bağnazlığı ağır basan örgütlenmelerin eylemleri sonucunda Çorum’da , Maraş’ta ve Sivas’ta Alevilere katliam uygulanmıştır. Bu acı olaylar, Türklerin mezhepsel olarak ayrılmasına yol açabilecek kışkırtıcı eylemlerdi. Türk halkı çoğunlukla bu olaylara sağduyulu ile yaklaşmasını bilmiştir , olaylar başka bölgelere sıçramamıştır. Hiç şüphesiz bu eylemler, devletin 1950 yılından günümüze izlediği yanlış siyasetten de kaynaklanmış ve bazı resmi makamlardan da cesaret bulmuştur. "Oğuz, Kırgız, Tatar, Özbek, Kazak ve Yakut yok, yalnız Türk vardır"  sözünü söyleyen Atatürk’ün makamına ; "Onlar Azeri biz Türküz , onlar Şii biz Sunniyiz "  sözünü söyleyen Özal oturmuştur.  Özal, bu Sunnici anlayışla çoğunluğu Şii Müslüman olan Irak Türkmenlerine destek çıkmamış, emperyalizmin işbirlikçisi Kürtçü Barzani’yi desteklemiştir. Muhakkak ki bu yeğlemenin tek nedeni mezhep değildi. Bu konuda uluslararası başka bağımlılıklar da gözardı edinilemez ama Kürtlerin, Şafi Sunni olması da önemli bir etkendir.

Geçmişte yaşanan olayların yeniden yaşanmamasını arzu ettiğimiz günümüzde; Batı destekli Sunnici anlayış, Türkiye’de Devlet yönetimini ele geçirmiştir. Bu anlayışın izlediği siyaset, bölgede mezhepsel çatışmaları körüklemektedir.  Irak etnik ve mezhepsel temelde üçe bölünmüştür. Irak’ın kuzeyinde, Kürdistan adlı devlet kurulmuş ve Türkiye Cumhuriyeti olarak oluşturulan kukla devletin başkenti Erbil’de konsolosluk açmıştır. Irak’ın kuzeyinde en az Kürtler kadar yoğun nüfusu ve tarihi varlığı olan Türkmenlere mezhepsel yaklaşımlar ve uluslararası işbirlikçilikten ötürü sahip çıkılmamış, kaderlerine terk edilmiştir. Türkmenlere karşı yoketme çalışmaları hızla devam etmektedir. İkinci Körfez Savaşında, Kerkük’ü işgal eden Barzani güçleri  Türk mezarlıklarını yıkmış, tapu kayıt müdürlüklerindeki belgeleri yakmıştır. Bölgeye İran’da yaşayan Kürtler yerleştirilmiş, nufüs dengesinin Türkler aleyhinde bozulması sağlanmaya çalışılmıştır.  25 Haziran 2013 tarihinde Irak Türkmen Cephesi Başkan Yardımcısı Ali Haşim Muhtaroğlu ve partililere gerçekleştirilen saldırıda , Muhtaroğlu ve 15 partili şehit düşmüştür.

Mezhepsel çatışmalar sadece Türkler için değil tüm milletler için bir beladır. Irak’ta Sunni ve Şii Araplar, her hafta karşılıklı olarak onlarca insan öldürmektedir. Halbuki bu Araplar aklını çalıştırıp birlik olsaydı , ne Barzani kendi devletini kurabilirdi ne de binlerce insan birbirini öldürürdü.Muhakkak ki küresel güçler , bu çatışmayı körüklemektedir. Tüm suçu yabancılara yüklemek yerinde bir tavır olmaz. İnsanlardaki mezhepçi anlayışın çatışmayı körüklemeye uygun zemin hazırlamakta olduğu gerçekliğini kabuletmeliyiz. Benzer temelde ayrışma Suriye’de de devametmektedir. Türkiye barışcı siyaset gütmesi gerekirken , Suriye’deki aşırı dinci Sunnicileri desteklemektedir.

Hükümetin Sunnici siyaseti, sadece dış siyasete yönelik değildir. İç siyasete yönelik de mezhepsel olarak halkı bölecek söylemlerde bulunulmaktadır. Tayyip Erdoğan’ın Cemevleri’ne cümbüş evi benzetmesi yapmış olması, yine Erdoğan’ın Reyhanlı’da ölen vatandaşlarımız için " Reyhanlı’da 53 Sunni vatandaşımızı şehit verdik " demecinde bulunması , Abdullah Gül’ün temeli atılan üçüncü Boğaz Köprüsü için Türkler arasında mezhepsel ayrılıkları başlatan Yavuz Sultan Selim’in adını koyacaklarını ilan etmesi ; devleti yönetenlerin düşünce yapısını dışa vuran bazı demeçlerdir.

Temelde Şiilik ve Sunnilik , peygamberimizin ölümünden sonra ortaya çıkmış siyasi ayrılıklardır.  1500 yıl önceki Araplar arasındaki iktidar mücadelesi, günümüz Türklerini bölmemelidir. " La İlahe İlallah Muhammeden Resulullah  " diyen herkes Müslümandır. Bunun dışında nasıl veya kaç rekat namaz kıldığı , nerde ne şekilde ibadet ettiği , kaç gün oruç tuttuğu o şahısla Tanrı arasındaki ilişkidir. Mezhepsel ayrılıklar yüzünden Türklerin bölünmesi , hem İslam’a hem de Türklere sadece zarar verecektir. Bu tür ayrılıklara karşı uyanık olmak, milli görevlerimizden bir tanesidir.

2.7.2013

Tanrıkut