Ergenekon ve Balyoz ne için yapıldı?

ergenekon_balyoz.jpeg

Geçtiğimiz on yıla bakarak gelişen olaylar üzerinden bir durum değerlendirmesi yaparsak, bugün yaşadığımız gelişmeleri daha doğru çözümleyebiliriz.

Yakın tarihimizde yaşanan Türk Silahlı Kuvvetleri’ne , siyasetçilere, aydınlara, vatanseverlere atılan iftiralar ve kurulan terpitler üzerinden, milli güçler sindirilip yok edilmeye çalışılması süreci tüm vatanseverleri derinden yaralamıştı.

O acı dönemde neler yaşandığını kısaca anımsayalım.Atatürkçü bir  Cumhurbaşkanı olan Ahmet Necdet Sezer’in yerine kimin cumhurbaşkaı olacağı konusu 2007’nin en önemli gündemlerinden biri idi. Erdoğan’ın cumhurbaşkalığına aday olmasının bir şekilde engellenip Abdullah Gül’ün adaylığının önünün açıldığı ve bundan dolayı da ikilinin aralarının  soğuk olduğu bilgisi kulislere yansımıştı. Sonuçta 28 Ağustos 2007 tarihinde Abdullah Gül, Cumhurbaşkanı seçildi.

2007 Temmuz ayından yavaş yavaş yazarların tutuklanması ile başlayan Ergenekon süreci, Ocak 2008 ayından itibaren dalgalar olarak nitelenen büyük çaplı tutuklamalar ile ivme kazandı. 22 Ocak 2008'de emekli Tuğgeneral Veli Küçük, 301. maddeden açtığı davalarla gündeme gelen avukat Kemal Kerinçsiz'in de aralarında bulunduğu çok sayıda kişi tutuklandı ve bu tutuklamalar aylarca devam etti. Silivri’de vatanseverlerin topluca yargılanacağı bir mahkeme salonu hazırlandı. Ergenekon süreci tüm hukuksuzlukları ile devam ederken 1 Mayıs 2009 tarihinde Ahmet Davutoğlu Dışişleri Bakanı oldu. Abdullah Gül “Yarın çok güzel şeyler olacak” demecinde bulundu ve hazırlanan açılım sürecini başlattı. 19 Ekim 2009 tarihinde, 34 PKK’lı büyük bir gösteri ile Habur Sınırkapısı’ndan askeri kıyafetleri ile giriş yaptı. Hakim teröristlerin ayağına giderek Türkiye Cumhuriyeti tarihinde bir ilk yaşandı. Çözüm süreci olarak tanımlanan süreçte, Kürtçü talepler kabul edildi, Kürtçe öğrenim, ve Apo posterleri serbest bırakıldı, Kürtçe tv açıldı. Artık PKK bayrakları ve Apo resimleri altında gösteriler yapılır olması normalleştirilmiş, Türk bayrağının bile adının değiştirilmesi gündeme getirilmişti. Operasyonlarda FETÖ’ye bağlı gazeteler, akademisyenler ve devlet teşkilatına yerleştirilmiş olan ajanlar tetikçilik yapmıştır.

Zaman ve Yeni Şafak Gazetesi  yazarlarından ve Abdullah Gül’e yakın olarak bilinen Fehmi Koru, Ergenekon’un 7 Ekim 2007 tarihli Bush - Erdoğan görüşmesinde kararlaştırıldığını açıklamıştı. Yani ortada bir Amerikan etkisi olduğu saklanmıyordu.

Peki Amerika ve ona bağlı kuvvetlerin amacı ne idi?

1 Amerika’nın Ortadoğu hedeflerinin en önemlisi  bölgede PKK devletciği kurmak. Böylece İsrail’in güvenliği sağlanacak ve komşu ülkeler ile uzun yıllar sürecek istikrarsızlığın önü açılacaktı. Kurulacak bu devletin, Türkiye üzerindeki yayılmacı hedefleri olacağı açıktır. İşte bu nedenle Ergenekon yapılarak, Irak ve Suriye’nin kuzeyinde oluşturulacak olan PKK ve benzeri bölücü yapılanmalara karşı direnç gösterecek, halkı harekete geçirecek güçler etkisiz hale getirilmiştir.

2 Devlet içinde kadrolaşmasını hızlandırmak isteyen FETÖ, özellikle TSK içinde boşalan kadrolara yerleşebilmek için bu operasyonları fırsat olarak kullandı. 2013 yılında Mehdi’nin zühur edeceği, 2013 yılında Türkiye’de çok büyük değişimin gerçekleşeceği bilgilerini toplama yayarak, belirli bir algı oluşturuldu. Belki de kitleler, 2013 yılında bölgede ikinci bir Hümeyni vakasına hazırlanıyordu.

3 Çözüm süreci beklendiği gibi olmamış, terör örgütü propoganda gücünü arttırmış, daha çok taraftar kazandırmıştır. Özgürlük ve demokrasi adı altında, Türk adı taşıyan son devletin çözülmesinin önü “çözüm süreci” kapsamında açılmak istenmiştir. Ana talebin Kürtlerin kültürel hakları üzerinden değil de Türk adının kaldırılması yönünde olması, Türklüğün de bu operasyonlar sayesinde hedef tahtasına oturtulduğunu göstermektedir.

4 Mili devletin ve Türkiye içindeki milli güçlerin, AB ile bütünleşmeye karşı olan engeller olduğu AB tarafından ileri sürülmüştür. Bu operasyonlar sayesinde Avrupa Birliği’ne üyeliğin gerçekleşeceği yönünde kamuoyu oluşturulmuştur.

Bu gayrı milli, Türklük düşmanı ve teslimiyetçi sürecin neden yaşandığı konusunda, bu dört madde bize bir fikir veriyor. Peki  nasıl olur da bu sürecin uygulayıcılarıı, böyle bir sürece alet olmuştur? Kissenger’ın biz sözünü anımsamakta fâyda var. Kissinger; “Biz Amerika olarak neden güçlüyüz biliyor musunuz?” diye başlayıp, şöyle sürdürmüş sözlerini: “Bizler Amerika olarak içimizdeki vatan hainlerini çabuk etkisiz hâle getiririz... Dünya’nın birçok ülkesindeki vatan hainlerini de kahraman yapar, onları ülkelerinde önemli yerlere getiririz.”

Peki bunca insan vatana ihânet içindeydi demek doğru olabilir mi? Bence inandırılmış ya da kandırılmış kimseler olduklarını söylemek daha yerinde olur. Said-i Kürdi’nin Atatürk’e Deccal dediği ve bu yaftalama kapsamında Deccal’in sistemine karşı savaşın , Türkiye Cumhuriyeti’ni yıkmakla sağlanacağına dair görüşlerin varlığını, bu geleneği tanıyanlar çok iyi bilirler. Ayrıca Nurcuların bir çoğunun şeyhleri olan Said-i Kürdi’nin etkisinde kalarak bir Kürt devletinin kurulmasının gerekli olduğuna inanırlar. Böylece bir çok Türk gencinin, “Bediüzzaman’ın bir hayalinin gerçekleştirilmiş olacağına” inandırılıp, dolaylı Kürtçülük yaptığını da unutmayalım. Tabii ki tek suçlu FETÖ değildir. Liboş ve ikinci cumhuriyetçi bir çok kişinin de demokrasi, özgürlükler gibi kavramlar üzerinden kandırıldığının da altını çizmek gerekir.

Peki şimdi durum nedir ? Bu operasyonun tetikçileri büyük ölçüde içerde, o zindanlarda yatan kurmaylar ise dışardadır. Bu da Türkiye siyasetinde, 180 derece dönüş yaşandığını göstermeye yetmez mi? Fakat yine de yukardaki maddeler ışında ele alırsak.

1 Lozan’ın yıldönümü olan 24 Temmuz 2015 tarihinde TSK, PKK’yı bombalamaya başlamıştır. 20 Ağustos 2016 tarihinde Amerika-PKK koridoruna karşı, Fırat Kalkanı Harekâtı gerçekleştirilmiştir. Böylece, PKK devletçiğine karşı ilk balyoz indirilmiştir.

2 Son 2 yılda FETÖ yapılanmasının okulları, dershaneleri, basın ağları ve para kaynaklarına el konulmuştur.15 Temmuz 2016 tarihli başarısız darbe girişimi ardından da devlet içine sızmış kadrolar temizlenmektedir.

3 AKP içinde “çözüm sürecinde etkili olan kadrolar”  kenara alınmış, daha çok milli görüş ya da MHP kökenli kadrolarla terörle mücadele sürecine başlanmıştır. Terörle bağını kesmeyen milletvekilleri tutuklanmıştır. Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından tek vatan, tek bayrak, tek millet ve tek devlet vurgusu yapılarak, çözüm sürecinde ortaya atılan gayrı milli yaklaşımlardan uzaklaşılmıştır.

4 Avrupa Birliği süreci oyalamasına, üst düzey devlet yöneticileri tarafından tavır alınmış, Şangay Beşlisi ile yakınlaşma süreci başlamıştır.

Dayatmalar sürecinden kopup milli çizgiye yönelmek, Türkiye’deki iki kalesinde büyük zayiat veren emperyal güçler tarafından Türkiye’ye ağıra mâl edilmiştir. Küresel emperyalizm, en kanlı terör örgütlerini, en acımasız biçimde üzerimize salmış ve salmaya devam etmektedir. Türkiye’nin kredi notu düşürülmüş ve böylece iktisadi anlamda sıkıntı yaratılması hedeflenmiştir. Ülke içindeki ve dışındaki güçler, özellikle Fırat Kalkanı aleyhinde ve tutuklanan FETÖ mensuplarının kurtarılması noktasında harekete geçirilmiştir. Yurtdışında da Türkiye aleyhinde yoğun bir kamuoyu oluşturulmaktadır.

Ayrıca dikkat edilmesi gereken de Başbakan Erdoğan ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın farklı birer siyasi kimlik sergilemiş olmasıdır. Her ne kadar önceki kötü deneyimlerden dolayı, güven sorunu yaşanıyor olunsa da hükümet, Türkiye Cumhuriyeti’ni yok etmeye yönelik teröre karşı mücadele ve milli bekâyı ilgilendirilen hâmleler noktasında sonuna kadar desteklenmelidir. Bu noktada siyaset üstü milli duruş göstermek her siyasinin milli ve âsli görevidir. Ayrıca muhâletin başka gayrı milli ittifâklar ve tehlikeli arayışlar içine girmemesi için kamuoyu oluşturulmalıdır. Çünkü Türkiye’deki iki etkin örgütünü kaybetmek üzere olan emperyalizm boş durmayacaktır. İlerisi için sonrası için gayrı milli seçenekler üzerinde duruyor olmalıdırlar. Bu sebepledir ki milli güçler, ülkenin yeniden emperyal güçlerin etkisine girmesine olanak vermemek için hem muhâlefeti hem de iktidârı doğru şekillendirmek gibi ağır bir sorumlulukla yükümlüdür.

Kürşat Yılmaz

31.12.2016