Büyük Asya Cephesi

asya_cephes.jpgKöklü Türk Milleti; köken olarak orta asya halklarındandır.Atalarımız, Bozkır steplerinde verdiği mücadelelerden sonra dünyanın pek çok kıta ve alanlarına yayılmış, geniş Anadolu düzlükleri ile bereketli Mezapotamya topraklarında, İran ve dağlık Kafkasya sahasında yüzlerce yıl adaletle hüküm süren cihan devletlerini kurmuşlar, Coğrafya adeta kaderimizdir diyerek göç ettikleri yerleri benimsemişlerdir. Hunlar ile, Avrupa kıtasının içlerine doğru yol alan Türk Milleti, pek çok göçlere ve çağ açıp çağ kapatarak tarihi olaylara da tanıklık etmiş ve tarihi olayların da her zaman baş aktörü olmuştur.

Köklü Türk Milleti; köken olarak orta asya halklarındandır.Atalarımız, Bozkır steplerinde verdiği mücadelelerden sonra dünyanın pek çok kıta ve alanlarına yayılmış, geniş Anadolu düzlükleri ile bereketli Mezapotamya topraklarında, İran ve dağlık Kafkasya sahasında yüzlerce yıl adaletle hüküm süren cihan devletlerini kurmuşlar, Coğrafya adeta kaderimizdir diyerek göç ettikleri yerleri benimsemişlerdir. Hunlar ile, Avrupa kıtasının içlerine doğru yol alan Türk Milleti, pek çok göçlere ve çağ açıp çağ kapatarak tarihi olaylara da tanıklık etmiş ve tarihi olayların da her zaman baş aktörü olmuştur.

Türkler, Asya halklarıyla her zaman barış içerisinde ve onlara saygılı bir şekilde yaşamış , onlarla olan komşuluk ilişkilerine önem vermiş, hak ve hukuklarını korumaya özen göstermişlerdir. Türkler, tarihte haydut devlet olmamış, ama haydutluk yapmaya kalkanların da tahtlarını başlarına geçirmesini çok iyi bilmiştir. Bu ve benzeri onlarca hikaye ve efsaneler dilden dile günümüze gelmiş, adaletin sembolü ve savunucuları olarak anılmıştır.

Hikaye odur ki; Türk' ün keskin kılıcı, adeletin yılmaz sembolü, cihanın eşsiz büyük komutanlarından Timurlu Devletinin kurucusu ve Lideri Emir Timur, Seferden sefere gittiği Orta çağın bir döneminde 1.400 yılının Ekim ayı içerisinde Şam'ı kuşatır ve kısa sürede ele geçirir.Bir gün Şam' ın dar sokaklarını dolaşır; esnafın hali ve halkın sorunlarını dinlerken, kenarları taşlarla örülmüş, üzerleri de derme çatma kulubelerden yapılmış olan bazı mezarlar dikkatini çeker. Yanında bulunan Şam' ın o dönem ileri gelenleri ile kumandanlarına bu mezarların kime ait olduklarını sorunca, ''Sahabelerin efendim'' yanıtını alır.Yani Hz. Muhammed 'in yanında bulunmuş İslam’a hizmetleri olan kişilerin mezarları olduğunu öğrendi.

Fakat bu mütevazi mezarların daha da ilerisinde ise Emevi Camii’nin yakınında bulunan; sırma taşlı,kubbeli ve son derece gösterişli mezarın da muaviyenin oğlu yezite ait olduğunu öğrenince çok sinirlenir: ''Sahabe mezarları üzerine kulubeler yapmışsınız, Fakat Peygamber efendimizin torununu katletmiş adama da saray gibi mezar inşa etmişsiniz'' der. Yanındaki üst rütbeli subaya dönerek! Buyruğumdur: Bir tabur asker ile derhal yezitin türbesi yıkılmasını, mezar çevresindeki toprağın elli arşın kazılarak ve at arabaları ile taşınarak Kızıldeniz’e dökülmesini emrini verdi. Timur' un Ehlibeyt’e olan sevgisi ve saygısı her zaman anlatılagelmiş örnek şahsiyetlerden birisidir. Adalet; hiç beklemediğin bazen tenha bir sokakta vuku bulur veya bir kılıcın gölgesinde tecilli ederdi.İşte o gün adalet, Timur' un şahsiyetinde ve duruşunda tecelligahını bulmuş, Ehlibeyt’i seven kalpler bir nepze de olsa huzurla dolup teskin edilmişti. Kimsenin yaptığı yanına kar kalmazdı, kalmadı da...

21.yüzyılda uzay çağının evrelerini yaşadığımız bu dönemde, Batı sömürge ve istila talanına karşı Asya halkları yeniden uyanıyor ve bu sömürgeci güclere karşı birlik olmanın önemini yeniden kavrıyordu. Küresel güçler; Asya ve Afrika’yı sömürmekle kalmamış, daha fazlasını ister olmuş ve halklar ve ulus milletleri de emperyalizmin ayına takara kolay yönetim şablonuyla böl parçala yönet doktorini uygulayarak Asya coğrafyasını yaşanmaz hala getirmişlerdir. Kültürün ve tarihin ev sahipliği yaptığı Afganistan'nın içler acısı durumu ve toparlanamaması gözler önündedir.

Komşularımız; Irak ve Suriye'de planlanan oyun ve sürekli istikrarsızlaştırma çabaları ile emperyalizmin küçük jandarmaları bu bölgedeki halkları göçe zorlayarak nüfus değişimleri üzerinden ve güç dengeleri ile yeni haritalar ve devletçikler çıkarma derdindeler. Yüzyıl önce sahneye konan Wilson prensipleri ile sözde bir Kürt devleti ve sözde büyük Ermenistan projesi hiç bir zaman raftan kaldırılmadı. Tasarılar değişmedi ve sadece zamana yayılan bir sürecin işlemesi için bekletiliyor. Irak fiili olarak üçe bölündü, keza Suriye de benzer durumda. Mısır'da darbe yapılarak seçilmiş cumhurbaşkanı hapse atıldı, ABD'nin bir jandarması başa geçirildi.

 İstikrarsızlık bölgemizi kasıp kavurmakta, sıranın kime geleceğine dair kuramlar üretilmektedir. sözde kürt devleti için, Türkiye' de 15 Temmuz darbe girişimi sahnelendi, ayrıca 30 yıl içerisinde İran' a bir harekat yapılması ve İran’ın da üçe bölünmesi gibi sömürgeci güçlerin çabası ve tasarısı söz konusudur. Asya halkları hiç bu kadar sömürge ve istilacılardan çekmemiş, oyunlar üstüne oyunların oynanındığı ve halkların sürekli acı çektiği bir sahne daha önce perdelenmemiştir. Bu oyunlara karşı direnen liderler diktatörlükle yaftalanmaktadır, halbuki ülkelerinde ciddi bir halk desteği bulunan Recep Tayyip Erdoğan ve Vilademir Putin, kafa kafaya verip Büyük Asya Bloğunu oluşturmak için çabalamaktadırlar... Bu girişim Irak, İran ve Çin tarafından desteklenmektedir ve bir savunma kalkanı oluşturulmaktadır. Oluşan bu kalkan, Nato güdümlü güçleri korkutan ve rahatsız eden bir olgudur.

1919' da Samsun'a çıkarak, zorlu bir kurtuluş savaşı ile kısa sürede sömürgecileri Küçük Asya'dan atan Mustafa Kemal Atatürk'den yüzyıl sonra tarih tekrar tekerrür etmektedir. Sömürgeciler bu sefer hiç çıkmamak üzere Asya topraklarına göz dikmiş durumdalar. Türkiye, Rusya ve İran' ın başını çektiği, Asya bloğu tüm ezilen halklara ve sömürgeleşen toplumlara bir nevi direnç düzeneği olmuş , Afrika’daki bir çok devlet liderleri, bu güçbirliğini önemsemiştir. Asya' da oluşabilecek birliktelik ve büyük birleşik güç; kendi içerisinde çarpan etkisi yapmaktadır. Bu kütlenin ağırlığını ve sonuçlarını kestirmeye çalışan batı güdümlü sömürgeci güçler kendi hazırlıklarını da yapmaktadırlar. Mesela İngilizlerin Osmanlı’ya karşı kışkırttığı Arap aşiretlerin yerini DAEŞ almış, Yunan Ordusu’nun işlevini YPG, Taşnak partisinin görevini de PKK üstlenmiştir.

Asya' nın içerisine de pek çok defa nifak sokulmuş, oyunlar oynanmış olsa da, bu üç Liderin kararlılıkları ile sorunlar kısa sürede aşılmıştır. Türkiye, İran ve Rusya Asya kıtası' nın kadim halklarıdır ve birleşmezlerse emperyalizm canavarı herkesi yutmaya hazırdır. Erdoğan, Putin ve Ruhani, kendilerine oynan karanlık oyunlara geçit vermemiş ve her daim birlik ve beraberlik içerisinde hareket etmeye özen göstermişlerdir. Emperyalizm ve sömürge imparatorluğu henüz Asya'dan atılmamış fakat kararlı bir şekilde mücadele mevzi alınmıştır. Şayet bu üçlü ittifak bozulmadığı sürece bu ülkeler milli çıkarlarını her daim önceler ve sömürgeciliğin yalanlarına kulak asmadıkları sürece , devletler de halklar da özgür ve bağımsız olacaklar, kendi  ekonomik çıkarlarının kendileri için döndürüldüğünü görecek ve gönenç içinde yaşacaklardır.

İktisadi kalkınma modellerinden tutun da her türlü ekonomik ve toplumcul gelişme ve gönenç, milli çıkarların ülke için kullanılması kadar önemli ve geçerli olmayacaktır. Kaynakları farklı yerlere aktarılan toplumların içleri boşaltılıp adeta paravan hükümetlerin oyuncakları haline getirilmek istenmesi emperyalizmin doğasında olan bir olgudur. Bugünlerde ise, Türk lirasında, Rus rublesinde ve İran riyalinde devülasyon olması, sömürgeciliğin anaparacı yapısı ile ekonomiyi adeta bir silah gibi kullanmaktan çekinmediği, hatta hükümetleri bile ekonomik tehditlerle yönetip devirdiği bu süreçte milletçe uyanık olmalıyız.

Bağımsız bir Türkiye istiyor ise, bağımsızlıktan yana tavır koymalı, batı sömürge hayranıve işbirlikçisi yöneticilere yol vermemeliyiz. Mustafa Kemal Atatürk' ün açtığı bağımsızlık yolunda hiç durmadan ve kararlı bir şekilde, emperyalizme ve onun basit oyunlarına eğilmeden dimdik yürümeli asla ve asla pes etmemeliyiz. Bizler; Bağımsızlık benim karakterimdir diyen liderin öğretilerine ve gösterdiği aydınlık yarınlara daha çok çalışarak ve muhtaç olmadan ilerlemeliyiz. Kendi kendimize yeten bir ekonomi ile davası Milli ve manevi değerlere saygılı olan genç bir nesil yetiştirmek, ulusal bilinci aşılamak ,ana önceliklerimiz olmalıdır. Unutmayalım ki; muhtaç olduğumuz kudret , damarlarımızdaki asil kanda mevcuttur.

Danişmentli

3.5.2018