Son Olaylar ve Çözüm Önerileri

Alman devlet televizyonu,ART’de yayınlanan ''Tatort'' adlı dizinin 23 Aralık'taki bölümünde bir ''Alevi'' öz kızına tecavüz ederken canlandırıldı. Alevi babasından kaçan kız, Sünni eniştesine sığınmaktadır.Böylece Türkler ister istemez,dizi de taraf olmaya sevkedilmektedir. Bu ahlaksız yayının konusunu öğrenen Türklerin,diziyi yayından kaldırmak talepleri, ''  Demokratik Almanya’da '' sonuçsuz kalmış,dizi yayınlanmıştır. Doğan tepkiler üzerine kendini savunmaya çalışan yapımcı da itiraf edip: ''Dizi bize sipariş geldi'' diyerek kendini savunmuştur.

Son Olaylar ve Çözüm Önerileri
Türkiye, baş döndürücü şekilde gündem değişikleri yaşarken,yaşanan olayların çözümlerini yapmak ve yaşanılan üzücü olayların yeniden yaşanmaması için tedbirler almak oldukça önemlidir.
1 Terör :
Son aylarda yaşadığımız tedhiş (terör) olaylarının,Türkiye’de terörle mücadele konusunda yaşanan bazı ihmalleri ortaya çıkarmıştır.Bu olaylardan çarpıcısı; 22 Ekim 2007’de 12 şehit verdiğimiz Dağlıca baskınında, er Ramazan Yüce hakkındaki köstebeklik,yanlış çevirmenlik ve vatana hıyanet iddiaları olmuştur.Yaklaşık 1000 sayfalık iddianame,diğer tutsakların demeçleri,zanlının geçmişi,Yüce’nin kaçırıldıktan sonra Türk ordusu aleyhinde yapmış olduğu açıklamalar,bütün bu iddiaların doğruluğuna işaret etmektedir.


Hiç şüphesiz,DGM’lerin kapatılması,Türk devletine karşı hareket içinde olanları cesaretlendirmiştir ve onların işine yaramıştır.2002 yılında, Mersin'de 2 göstericinin öldüğü, 2 polis memurunun şehit olduğu 50'si polis, yaklaşık 100 kişinin de yaralandığı Nevruz kutlamalarında yakalanarak tutuklanan 148 kişi arasında o zaman 17 yaşında olan Ramazan Yüce de yer aldı. DGM'lerin kapatılmasının ardından görevlendirilen Özel Yetkili Adana 7'nci Ağır Ceza Mahkemesi'nde bir süre tutuklu yargılandıktan sonra yaşının 18'den küçük olması nedeniyle tahliye edilen ve 3 yıla kadar hapis cezası istemiyle tutuksuz yargılanmaya başlayan Yüce, 2005'te sonuçlanan davada yaşının küçük olması ve delil yetersizliğinden beraat ettiğini basından öğrendik.


Devlet’e karşı böyle bir curümden yakalanmış bir şahsı, yaşı küçük diye serbest bırakmak,halkın içine her an patlamaya hazır bir bombayı salmak demektir.Dünya’nın hiçbir ülkesinde böyle bir uygulama kabuledilmez.Çağdaş ülkelerde suça eğilimli ve suç işlemiş gençleri,yeniden topluma kazandırmak için kurumlar kurulmuştur.Türkiye’de de tam işlemese de böyle bir yapı vardır ne var ki son olaylar,bu yapının yeterli şekilde çalışmadığını göstermektedir.Türkiye’de, terör özel durumundan dolayı teröre eğilimleri gençleri topluma kazandırmak için bir yapılanma kurulması zaruridir.Bu tür tutuklulara  giriştikleri eylemlerin yanlışlığını anlatan ve onları bu eğilimlerden vazgeçirmeye yönelik çalışan bir ekip olsaydı belki de ne 12 şehit verilecekti ne de böyle bir ihanetten dolayı devletin itibarı sarsılacaktı.Bu çalışma ekibi toplumbilimciler,din bilimciler ve ruh hekimlerden oluşabilir.Bu ekip, aynı zamanda hapishanelerde şartlı tahliye kurulu olarak çalışabilir,terörden hüküm giymiş zanlıların,af kapsamına alınıp alınmaması konusunda da öneride bulunabilir.   


Ankara’daki Anafartalar çarşısı bombacısı terörist Güven Akkuş’un, 1996’da 1 Mayıs’ta İstanbul Kadıköy’de çıkan olaylar sırasında Narkotik Şube Müdürü Muzaffer Alat’ın koruması M. F. E.’yi dövenler arasında yer almış.Müdürünün başına taş gelince belinden tabancasını çekip havaya ateş açan polis memuru Aksoy, kurşunu bittiği için göstericiler arasında kalmış, ölü taklidi yaparak linçten kurtulmuştu. O yıl, Kadıköy’deki olaylarda 3 kişi ölmüş, 33 güvenlik görevlisi yaralanmıştı.Bu olaylara karışan Akkuş, 2 yıl hapis yatıp,çıkan af kapsamında tahliye olmuştur.Akkuş,9 yıl sonra büyük maddi kayıplara  ve 6 masum insanın yaşamına yolaçan canlı bomba eylemcisi olarak Türkiye gündemine oturmuştur.Bahsetmiş olduğum kurul var olup, işleseydi belki bugün Akkuş ve diğerleri hayatta olmuş olacaktı.


Diyarbakır’da 5 öğrencinin ölümüyle sonuçlanan bombalı araç eylemini gerçekleştiren terörist Erdal Polat’ın da Diyarbakır DGM'de daha önce yargılanmış olduğunu, mahkemenin zanlının yaşının küçük olmasından dolayı dava dosyasına görevsizlik kararı vererek Çocuk Mahkemesi'ne gönderdiğini öğreniyoruz.Yine aynı yanlış yapılmış, olası bir tehlike sokağa salınmıştır.Bu şekilde gerekli telkinler yapılmadan serbest kalan kişi ruhsal olarak daha da cesaretlenmekte ve yaptıklarına fazlasıyla devam etmektedir.
PKK terör örgütüne yakın birsayfa, Dağlıca saldırısından sonra tutuklanan ve hakkında ömür boyu hapis cezası istenen er Ramazan Yüce'nin babasının da, 1984 yılından sonra örgüte yardım ve yataklık suçundan tutuklandığını yazmış ve ‘güvenilir bir üye’ olduğundan bahsetmiştir.


 Gerek Yüce’nin gerekse ailesinin şüpheli geçmişinden dolayı askeri göreve alınması ve önemli bir bölgede çevirmenlik yaptırılıp,eline silah verilmesi de üzerinde durulması gereken önemli bir güvenlik zafiyetidir.
Terörü destekleyen dış ülkeler ve bu ülkelerdeki oluşumlarla mücadelede Dış İşleri Bakanlığı edilgen kalmaktadır.Buna en bariz örnek, Pkk’nın sesi Roj Tv’nin Danimarka’dan yayınına devam etmesidir.Bu konuda da Dış İşleri Bakanlığı,bir türlü göze alamadığı Avrupa’yla ters düşme pahasına,haklı davası üzerinde ısrarla durmalıdır.


2 Tarikat Yapılanması :


Malatya'da,18 Nisan 2007 tarihinde, Zirve Yayınevi'ni basarak, 3 kişinin boğazlarını keserek öldüren 5 zanlıdan tutuksuz yargılanan sanık Kürşat Kocadağ,zanlılardan Emre Günaydın'la Nur evlerine gittiklerini mahkemede beyan etti.
Bu olayın yanısıra nur cemaati başı Fethullah Gülen’in yakın zamanda bir eylem olacağına dair tespitlerinden kısa zaman sonra Danıştay saldırısı gerçekleşmiştir. 17.5.2006’da Danıştay saldırısını gerçekleştirip,Danıştay 2. Daire üyesi Mustafa Yücel Özbilgin’i katleden ve ülkücü olarak gösterilmeye çalışılan Alpaslan Arslan’ın aslında nurcu şeyh Salih dergahına gidip gelen biri olması her ne kadar saklanmak istense de su yüzüne çıkmıştır.Mahkemede Arslan ‘Bu arada, Fethullah Gülen'e saygı ve sevgilerimi bildiriyorum. Onu kırdım ve üzdüysem özür diliyorum. Bu olayın Ayhan Parlak ile Veli Küçük ile Muzaffer Tekin ile uzaktan yakından alakası yoktur. Türkiye'de yaşayan iman etmiş insanlara film, fırıldak çevirmesinler. Adam olacaklarsa adam gibi adam olsunlar' şeklinde ifade kullanmıştır.


Bu olayların ve laik görüşteki aydınların öldürülmesi,Türkiye’de yaşanmaya başlanan mürteciliğin geldiği boyutları göstermektedir.Türkiye için İslam bir tehlike değildir, hatta bir milletin birliğini perçinlemek için din çok önemlidir.İslam’ın yaşanması ve bilinmesi bu açıdan Türk Milleti için oldukça gereklidir.Türkiye için tehlike ise tarikatlaşma ve dini kullanlardır.Dini kullananlar,böyle kutsal bir duyguyu ve Tanrı’nın adını şahsi çıkarlarına alet ettikleri için alçaktırlar.Yaptıklarının vebalini Ahiret’te çekeceklerdir.
Sömürgeci güçler,Müslüman ülkelerde, sahte şeyhler ve mücedditler aracılığıyla İslam içinde akımlar oluşturarak, nifak tohumları ekmiştir.Pakistan’da Ahmedilik,Suudi Arabistan’da Vahabilik ve Türkiye’de Nurculuk bunlara örnek olarak gösterilebilir. Nurculuk,Aczimendilik’ten Fethullahçılığa kadar birçok kola ayrılmıştır.Fethullah Gülen’e yakın olan oluşum iktisadi,siyasi ve yayılmış olma bakımından bunların en büyüğüdür. İçlerinde bakanlar,milli oyuncular ve emniyet mensupları bulunmaktadır.
Gülen, "laik devlet yapısını değiştirerek, yerine dini kurallara dayalı bir devlet kurmak amacıyla yasadışı örgüt kurup, bu amaç doğrultusunda faaliyetlerde bulunduğu" gerekçesiyle yargılanmıştır. (http://www.belgenet.com/dava/gulendava.html )


Bu iddianame ve bilenen Türkiye’nin gerçekleri bu tarikatın evrenkentler,yüksekokullarda örgütlenmesini açıkça göstermektedir.Bu evlerde nurculuk doğrultusunda eğitilen bireylerin,devlet ve özel alanlarda kadrolaşması hedeflenmektedir.Cumhuriyet ilkelerini yıkmaya yönelik, karşı bir devrimi hedefleyen nurcu örgütlenme;özünde milliyetçi ve tam bağımsızlık içeren, Kemalizm olarak da ifade edilen, Atatürk dönemi uygulamaları ve inkilapları ortadan kaldırmak için çalıştığı için Batı sömürgeciliği tarafından doğrudan desteklenmektedir.CFR denilen Amerikan Dış İlişkiler Kurumu,Cumhuriyet ilkelerinin kaldırılmasına yönelik Türkiye siyasetini 1945’li yıllarda belirlemiştir.Tek kutuplu kalan Dünya’da bu siyaseti uygulamak Batı için daha rahat olmaktadır ve açıkça ‘Kemalizm’den vazgeçin’ diye talepte bulunma hakkını kendilerinde görmektedirler.
Adıyaman’ın Gerger ilçesi Cumhuriyet Savcısı Sadullah Ovacıklı’nın, Fethullah Gülen’nin cemaatine de değinen bir yazısı nedeniyle Gerger Fırat gazetesi sahibi Hacı Boğatekin’e, Gazetenin 4 Ocak 2008 tarihli sayısında yayımlanan “Feto ile Apo” başlıklı başyazı nedeniyle “Sen milyonların saygı duyduğu Fethullah Gülen Hoca Efendi Hazretlerine Feto diyemezsin. Derhal ikinci sayında özür dile. Yoksa seni fena yaparım” dediği ileri sürüldü.Eğer bu haber doğruysa, ülkede yargının düştüğü durum üzerinde de düşünülmesi gerekmektedir.Bu düşünceki insanlara Cumhuriyet’in emanet edilmeyeceği açıktır.( http://nettavir.com/haberdetay.asp?id=3597 )


Türkiye’de Amerika’nın BOP tasarısı doğrultusunda,ılımlı İslam yani mandacı ve teslimiyetçi İslam’ın önü açılmıştır.Bu,sosyal devlet düzeninin temel taşları olan Milli Eğitim ve Kamu alanları baltalanarak sağlanmıştır.Eğitim adaletsizliği sağlanmış,devlet okulları ve yurtları kalitesizleştirilmiş; imtiyazlı ve zenginlerin çocuklarının gittiği özel okullar açılmıştır.Bu özel okullar hem toplumsal adaleti yoketmiş,hem de karşı devrime adam yetiştiren dergahlar halini almıştır.Öğrenci yurtları ve cemaat evleri konusunda devlet acilen tedbirler almalıdır.Devlet yurtları daha güzelleştirilmeli,öğrencilere bu evlerin tuzaklarına düşmemeleri için gerekli olanaklar sağlanmalıdır.Eşitlik ve toplumcul anlayışa ters olan özel okul ve evrenkentlerin kapatılması da acilen atılacak adımlar arasında olmalıdır.Sadece tarikat okulları değil her türlü özel okul,toplumsal eşitliği bozdukları gerekçesi ile devletin bünyesine katılmalıdır.Bu tedbirleri Akp’den beklemenin hayalperestlik olduğu açıktır.Bu sebeple,bu görev gelecek hükümetlere,halkın çağdaş toplumun gerektirdiği tarzdaki dilekçeleri ile uygulatılmalıdır.


3 Aleviler Üzerine Oynanan Oyunlar :


Türkiye’de devletin laik ve çoğulcu yapısının öz be öz Türk olan Alevilere rahatlık getirmiştir.Bu yapı, Alevi kesim tarafından benimsenip, desteklenmiştir.Avrupa Devletlerinin özellikle Almanya’nın,Türkiye’de Alevilerin milli birlikten yana oluşundan rahatsız olduğu açıktır.Bu sebeple,Avrupa’da yaşayan göçmen Alevi Türkleri sürekli olarak Türkiye’nin önüne bir sorun olarak öne sürülmeye çalışılmaktadır.Almanya’da kurulmuş bazı sözde Alevi derneklerin Aleviler için azınlık talebinde bulunması,bunun en güncel örneğidir.Türkiye’deki Alevi dernekleri bu öneriyi şiddetle redetmişler ve maksatlı bulmuşlardır.Bu vatanın gerçek sahiblerinden ve çoğunluğun parçası olan Alevilerin,azınlık sayılması gerici olduğu kadar Türkiye’nin milli birliğini bozmaya hedef alan bir öneridir.


Bu derneklerin kurulduğu Almanya’da durum böyle midir? Almanya’da Protestan ve Katolik Almanlardan herhangi biri azınlık olarak sayılmakta mıdır? Tabii ki böyle bir uygulama ne Almanya’da ne de AB üyesi diğer ülkelerde görülmemektedir.
Bu çirkin önerilerle kalmayan Almanya,Almanya’da yaşayan Türkler arasına da nifak atmaya çalışmaktadır.Büyük bir kültüre ve Almanlardan farklı dine sahip olan Türkler, Almanya’daki diğer azınlıklar gibi eritime uğramamaktadır.Almanya bu sorunu Türkleri kendi içinde bölmek yoluyla aşmak istemektedir.Bu bağlamda etnik kökene dayanan oluşumları desteklemektedir,yeri geldiğinde de bu oluşumları Türkiye üzerinde etki ajanlığı çalışmalarında kullanmaktadır.


Alman devlet televizyonu,ART’de yayınlanan ''Tatort'' adlı dizinin 23 Aralık'taki bölümünde bir ''Alevi'' öz kızına tecavüz ederken canlandırıldı. Alevi babasından kaçan kız, Sünni eniştesine sığınmaktadır.Böylece Türkler ister istemez,dizi de taraf olmaya sevkedilmektedir. Bu ahlaksız yayının konusunu öğrenen Türklerin,diziyi yayından kaldırmak talepleri, ''  Demokratik Almanya’da '' sonuçsuz kalmış,dizi yayınlanmıştır. Doğan tepkiler üzerine kendini savunmaya çalışan yapımcı da itiraf edip: ''Dizi bize sipariş geldi'' diyerek kendini savunmuştur.

'Ali bana sulanma'  diyen bir Alman kızın ve metroda kavga eden Türklerin resimlerinin, Cumhuriyet Fırkası tarafından seçim asısı olarak kullanıldığı Almanya'da bu son yapılan  yüzsüklük,Almanya'da Türk düşmanlığının  geldiği boyutları göstermektedir.Solingenleri anmaktan kaçan siyasilere ve basına özenle duyurulur.

Bütün bu gelişmeler; Türkiye’nin, AB ülkelerinde yaşayan Türkleri ihmal eden dış siyasetini yeniden gözden geçirmesi gerektiğini göstermektedir.Avrupa ülkeleri, Türkiye’deki kendileri ile alakasız her işe ‘burnunu sokarken’ , Türkiye’nin kendi soydaşlarını Avrupalı’nın kaderine teslim etmesi kabuledilemez.Avrupa’da yetişen gençler kendi kültürlerini,tarihlerini tam öğrenemezken;bazıları da kendileri farkına varmadan Türkiye’ye karşı etki ajanı olarak kullanılmaktadır.Bu konuda çözüm önerilerimiz; devlet eliyle Türk okullarının,çocuk yuvalarının açılması,Türk dernekleri ile büyükelçiliklerin ilişkilerinin geliştirilmesidir.


Alevi konusuna değinmişken, AKP’nin düzenlediği Alevi iftarından da bahsetmek gerekir.Aleviler için yas ayı sayılan Muharrem ayında böyle şaşalı bir iftarın yapılması ve Akp desteği ile kurulduğu söylenilen bir derneğin öncülüğünde gerçekleşmesi oldukça düşündürücüdür.Böyle bir iftar Alevi geleneklerinde yoktur ve yapılan doğru değildir.Aleviler için bir Diyanet İşleri kurulması ne kadar yanlışsa,Alevileri Sünnileştirme gayretleri de o kadar yanlıştır.Alevi geleneklerinde Diyanet İşleri gibi bir üst kurum yoktur, dedelik vardır.Bu nedenledir ki Devlet,Diyanet İşleri Başkanlığı’nı 3.3.1924’te kurduğunda, böyle bir kuruma gerek görmemiştir.Cemevlerinin açılması konusu da tamamen özgürlükler dahilinde değerlendirebilir.


Alevi-Sünni , Sünni-Şia ayrılması peygamberimizden sonra Araplar arasında iktidar mücadelesi olarak doğmuştur.Araplar arasında yaşanan iktidar mücadelesi,artık Türkleri bölmemelidir.Safevi-Osmanlı ; Karakoyunlu-Akkoyunlu savaşları Türklere kan kaybettirmiş,hiçbir faydalı olmamıştır.Halbuki bugün o savaşlar yaşamamış olsaydı,İran tamamen Türkleşmiş olacak,Avrupa’daki ilerlememiz devam edecekti.İşte bu nedenledir ki Türk düşmanları bu çatışmayı körüklemektedir.Bu ayrılıkların yaşanmaması için yapılacak laik ve milli devlet yapısını korumak,Türk ülküsünde birleşmektir.


4 Hayvan Hakları :


Antalya’da Pitbull cinsi kırma köpeğin saldırısından sonra sokak püsüsünün ölmesi ve bu cins köpeklerin yasaklanması isteği için 80.000 dilekçenin yazılması ülkemizdeki yeni gelişmelerden biridir.Halkın en azından bir konuda duyarlı olması sevindiricidir.
Türkiye’de başıboş evcil hayvan sayıca oldukça fazladır.Sokak köpekleri ve püsüleri hastalık saçmakta ve birçok ilde gece sokaklarda saldırılarda bulunmaktadırlar.Avrupa’da sokak hayvanlarına rastlanmaz,bütün evcil hayvanlar kayıt altındadır.Bu sayede 100 yıldır Kuzey Avrupa ülkelerinde kuduz vakalarına rastlanmamıştır.Pitbull ve doberman cinsi köpeklerin de çocuklara saldırıp öldürdükleri ya da yaraladıkları bilinen acı gerçeklerdendir.


Bu tür olayların yaşanmasını engellemek için doberman ve pitbull cinsi köpekler yasaklanmalı,sadece hayvanat bahçesinde barındırılmalıdır.Bunun dışında sokak köpekleri ve kedileri kayıt altına alınmalı,sokaklardan toplanıp,hayvanseverlere teslim edilmelidir.
Soyu tükenen hayvanların korunmasını da kapsayacak evcil hayvan yasasının çıkarılması da doğal zenginliklerimizi korumak için atılması gereken güzel bir adım olacaktır.


15.1.2008
Tanrıkut