Sinanoğlu Terimler Sözlüğü

Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu tarafından hazırlanan bilimsel terimler sözlüğü.

 

 


FİZİKSEL KİMYA TERİMLERİ SÖZLÜĞÜ

A

açık dizge [Alm. öffene System, freisystem, geschlossenes System] [Fr. systéme ouvert] [İng. open system] [Jap. kaihô-kei, heisakei]: Isıldevimbilimde, sınırlarından erke ya da özdek geçebilen dizge.

açık kabuk [Alm. offene Schale] [Fr. couche non-compléte] [İng. non-closed shell] [Jap. hiheikaku]: Yörüngeçleri, eksiciklerle çifter çifter dolmamış kabuk.

açısal devinirlik [Alm. Drehimpuls] [Fr. moment cinétique] [İng. angular momentum] [Jap. kaku unduryo]: Dinginlik koluyla açısal hızın çarpımı olarak belirtilen açısal devinim niceliği.

açısal hız [Alm. Kreisfrequenz, Winkelgeschwindigkeit] [Fr. vitesse accélérée] [İng. angular velocity] [Jap. kakusokuda]: Devinen bir taneciğin, seçilen bir özek noktaya göre birim zamanda taradığı açı.

açısal nicem sayısı [Alm. winkelig Quantezahl] [Fr. angulaire numéro de quantum] [İng. angular quantum number] [Jap. kakuundôryô (angular momentum), hôi-ryôsisû]: Bir yörüngecin açısal devinimle ilgili nicem sayısı (örn. hidrojen atomunda)

ağaçsı [Alm. Dendrit] [Fr., İng. dendrite] [Jap. zyusizyô, kessyô]: Dallı budaklı bir biçimde büyümüş kırılca.

ağdalık [es. t. viskozite] [Alm. Viskosität, Zähigkeit, Flüssigkeitsgrad] [Fr. viscosité][İng. viscosity] [Jap. nendo, nensei]: Sıvının, belli bir hızla akması için uygulanması gereken kuvveti ölçen katsayı.

ağınma [es. t. süblimasyon] [Alm. Sublimation, Verdampfung fester Stoffe] [Fr., İng. sublimation] [Jap. syôka]: Katının ergimeden buhara dönüşmesi olayı.

ağınma ısısı [Alm. Sublimationswärme] [Fr. chauler de sublimation] [İng. heat of sublimation] [Jap. rairi-netu]: Ergimeden buharlaşan katı özdeğin, birim ağırlık başına aldığı ısı.

ağırcık [es. t. baryon] [Alm. Baryon] [Fr., İng. baryon] [Jap. bariyon, zyûryûsi]: Çekincik, ılıncık gibi ağır etkileşim gösteren, kütlesi milyar eksicik-voltlarda (ev) olan temek tanecik türü.

ağır etkileşim [Alm. stark Wechselwirkungen] [Fr. interactions fortes] [İng. strong interactions] [Jap. kyô-sôgosayô, tsuyoi-sôgosayô]: Ağırcık ve kimi ortacıkların arasında yer alarak, atom çekininin yapısını da kalımlı kılan temel kuvvet ve etkileşim türü.

ağır su [Alm. schweres Wasser] [Fr. eau lourde] [İng. heavy water] [Jap. zyûsui]: Hidrojen yerine döteryumdan yapılmış olan su.

akı [Alm. Fluss, Stromfluss, Schmelzmittel] [Fr. flux, fondant] [İng. flux] [Jap. yûzai, hurakkusu]: Birim zamanda, birim yüzeye dik düşen ısı ya da ışık niceliği.

akım [Alm. Strom] [Fr. courant] [İng. current] [Jap. denryû, nagare]: Birim zamanda, dik bir kesitten geçen özdek, kıvıl yük vb. ilişkin nicelik.

akışkan [Alm. Fludium, Flüssigkeit] [Fr. fluide] [İng. fluid] [Jap. ryûtai]: Akış özellikleri gözlenebilen sıvı ya da gaz evresindeki özdek.

akışlı tepkir [Alm. Durchflussreaktor] [Fr. réacteur d'écoulement] [İng. flow reactor] [Jap. renzoku han'nô-ki]: Bir yanından aldığı özdekleri, öbür yanından tepkimeye uğramış olarak veren aygıt.

akışmazlık bkz. ağdalık

aktarım [es. t. transfer] [Alm. Übertragen] [Fr. transférer] [İng. transfer] [Jap. idô, tensya]: Erke ya da özdeğin bir yerden bir yere geçişi.

alanlar kuramı [Alm. Feld Theorie] [Fr. théorie de champ] [İng. field theory] [Jap. ba riron]: 1- Tanecik sayısının değişmediğini, kimilerinin soğurulup, kimilerinin de salındığını göz önüne alan kuram (nicem alan kuramı). 2- Bir kuvvetin uzayın her noktasındaki yönünü, niceliğini, fiziksel alanlarını hesaplayan kuram.

alan salımı [Alm. Feldemission] [Fr. émission d'un champ] [İng. field emission] [Jap. denkai-hôsya]: Yeğin kıvıl alan etkisiyle, bir özdeğin ucundan eksiciklerin salınması olayı.

altıgenli sık doldurma [Alm. hexagonal dichteste kugei Packung] [Fr. hexagonal arrangement compact] [İng. hexagonal closest packing] [Jap. rokumentai-saimitu-zyûtan]: Kürelerin yan yana, birbirleriyle en yakın olacak biçimde yığılmasıyla oluşan kırılca yapılarından biri.

altuzay [Alm. Unterraum] [Fr. souséespace] [İng. subspace] [Jap. huku kukan]: Matematik bir uzayın kimi nesnelerinden oluşan daha az boyutlu uzay.

ana nicem sayısı [Alm. Hauptquantenzahl] [Fr. nombre quantique principal] [İng. principal quantum number] [Jap. syu-ryôsisû]: Hidrojen öğeciğindeki gibi, eksicik yörüngeçlerinden yarıçapsal, dikine devinim boyutuyla ilgili nicem sayısı: (n).

aradizi öğeleri [Alm. Übergangselementen] [Fr. éléments en série de transition] [İng. transition series elements] [Jap. sen'i tyokuretu genso]: Çevrimsel çizelgede d, f gibi iç kabukların eksiciklerle dolmasından oluşan öğeler (demir kümesi).

araduru kuramı [Alm. Übergangszustündes Theorie] [Fr. théorie de l'état de transition] [İng. transition state theory] [Jap. sen'i-zyotai-kasetu]: Kimyasal hızbilimde, tepkinlerle ürünlerarası geçici bir özdecik durusunu varsayarak tepkime hızını hesaplamaya çalışan kuram.

arakalımlı duru [Alm. metastabiler Zustand] [Fr. état méetastable] [İng. metastable state] [Jap. jun-antei-jotai]: Isıldevingen dengede olmayıp, kısa süre yaşayabilen duru.

arayüzey [Alm. Zwischenfläche] [Fr., İng. interface] [Jap. kaimen]: Sıvı, gaz gibi iki özdek evresini birbirinden ayıran yüzey.

arayüzey gerilimi [Alm. Zwischenfläche Potential] [Fr. potential interfacial] [İng. interfacial tension] [Jap. kaimenno potensharu]: Birbirine değen iki evre arasındaki yüzeyi, birim alan ölçüsünde büyütmek için verilmesi gereken özgür erke.

arday [Alm., Fr., İng. bra] [Jap. bura]: Sayıl çarpımın solunda görülen soyut yöney: < b l; öneyin ekleniği: l b > + = b l.

arı [es. t. saf] [Alm. rein] [Fr. pur] [İng. pure] [Jap. zyunsui-na]: Bir kimyasal özdeğin yabancı özdeciklerden arınmış niteliği.

arıtıcı [es. t. deterjan] [Alm. Detergent] [Fr. détergent] [İng. detergent] [Jap. senzai]: Susever ve yağsever özdeciklerden oluşmuş, yağsal özdeklerle su arasındaki sınırda toplanıp onları ayıran özdek.

arıtma [Alm. Reinigung] [Fr., İng. purification] [Jap. seisei]: Bir kimyasal özdeği yabancı özdeciklerden ayırma işlemi.

artıcık [es. t. pozitron] [Alm. Positron, positives Elektron] [Fr., İng. positron] [Jap. yôdensi]: Kütlesi eksicikle eş, kıvıl yükü ise artı olan temek tanecik.

artıcıl [Alm. nukleophil] [Fr. nucléophilique] [İng. nucleophilic] [Jap. şin kaku]: Özdeciklerin artı yükü daha çok olan yerlerine giden ayıraç özdeciği özelliğine ilişkin.

artın [es. t. katyon] [Alm. Kation, positives Ion] [Fr., İng. cation] [Jap. yô-ion]: Artı yüklü özdecik yükünü.

artıuç [es. t. anot] [Alm. Anode] [Fr., İng. anode] [Jap. yôkyoku]: Kıvılkesimde, sıvıya batırılıp kıvıl akım geçmesini sağlayan metal uçlardan artı yüklü olanı.

asıltı [es. t. süspansiyon] [Alm. Suspension] [Fr., İng. suspension] [Jap. kendaku]: Çözünmeyen özdek parçacıklarının, dibe çökmeden bir sıvı içinde kalmış durumu.

aştırma [Alm. Beförderung, Beschleunigung] [Fr. promouvement] [İng. promotion] [Jap. syôsin]: Kimyasal değerbağ oluştururken, biraz yüksek erkede bulunan öğecik yörüngeçlerinin de ilk yörüngeçle kırmalaşması olayı.

aştırma erkesi [Alm. Überführtes Energie] [Fr. énergie de promotion] [İng. promotion energy] [Jap. zyosyoku enerugii]: Bir özdeğin parçası durumuna gelecek öğecik eksiciklerinin, daha yüksek erkeli belirli düzeylere gelmeleri için verilmesi gereken erke.

aygıt [es. t. cihaz, aparat] [Alm. Apparat] [Fr. appareil] [İng. apparatus] [Jap. sôti]: Deneylerin yapılmasını sağlayan takımlar dizgesi.

ayıraç [es. t. reaktif] [Alm. Reagens, Zusatzmittel] [Fr. réactif] [İng. reagent] [Jap. siyaku]: Belirli bir kimyasal tepkimenin olmasını sağlayan tepkin.

ayırıcı [es. t. separatör] [Alm. Ausleser] [Fr. séparateur] [İng. separator]: Özellikle kimyasal çözümleme aygıtlarında, çeşitli özdekleri ayıran bölüm.

ayrık konoluşum [Alm. verdrehte Stellung] [Fr. configuration de quinconce] [İng. staggered conformation] [Jap. nejire - gata]: Özdecik ekseni doğrultusunda bakıldığında, iki topağı üst üste görünmeyen, bir topağın öğecikleri öbürününkiler arasında görünen biçim (etanın ik metil topağında olduğu gibi).

ayrışık öğecik [Fr. atome désuni] [İng. separated atom] [Jap. bunri no genshi]: Bir özdecikteki yörüngeçlerin erke düzeyi sırasını bulmak için, atomları sonsuza dek ayrılmış sayıp onların erke düzeyleri sırasına bakmaya yarayan erey duru.

ayrışma [Alm. Dissoziation] [Fr., İng. dissociation] [kairi]: Bir özdeciğin parçalara ya da öğeciklerine ayrılması olayı.

ayrışma ısısı [Alm. Dissoziationswärme, Trennungswärme] [Fr. chaleur de dissociation] [İng. heat of dissociation] [Jap. kairinetu]: Bir özdeciğin ayrışırken verdiği ya da aldığı ısı.

B

bağ [Alm. Bindung] [Fr. liasion] [İng. bond] [Jap. ketugô]: Ancak belirli doğrultu ve uzaklıklarda güçlü olan, özel kimyasal kuvvetlerden kurul öğeciklerarası bağlam.

bağ açısı [Alm. Valenzwinkel] [Fr. angle de liasion] [İng. bond angle] [Jap. ketugôgaku]: Bir özdeği oluşturan bağlar arasında, aynı öğecikten çıkan bir çiftin yaptığı açı.

bağdeğer [Alm. Valenz] [Fr. valence] [İng. valence, valency] [Jap. genshika]: Öğeciğin kaç kimyasal bağ yapabileceğini gösteren sayı.

bağ düzesi [Alm. Bindung Ordnung] [Fr. ordre de valence] [İng. bond order] [Jap. ketugô-zisû]: İki öğrecik arasındaki bağlarda, bağlamaz yörüngeçlerdeki eksicik sayılarından, toplam ne ölçüde kimyasal bağ oluştuğunu veren nicelik.

bağ erkesi [Alm. Bindungsenergie] [Fr. énergie de liasion] [İng. bond energy] [Jap. ketugô enerugii]: İki öğecik arasındaki bağın, genellikle ısıldevingen niceliklerden, dolayısıyla deneysel yoldan bulunan ortalama erkesi.

bağıllık kuramı [Relativitätstheorie] [Fr. théorie de relativite] [İng. relativity theory] [Jap. sôtaisei-riron]: Işık hızının sonsuz olmaması, nesnelerin zaman ve yerlerinin ışıkla ölçülmesi dolayısıyla, ışık hızını sonsuz sayan olağan düzenek yasalarının ışık hızına yakın hızda giden nesnelere uymadığını gösteren daha genel düzenek kuramı.

bağlam [Alm. Bindung, Klemme] [Fr. liage] [İng. binding] [Jap. ketugô]: Taneciklerin, aralarındaki fiziksel ya da kimyasal kuvvetlerle bir arada durması olayı.

bağlamaz yörüngeç [Alm. nichtbindendes Orbital] [Fr. orbitale non-liante] [İng. non-binding orbital] [Jap. hi-ketugô (sei)-kidô]: İçinde eksicik olsun ya da olmasın, öğeciklerarası bağı pek etkilemeyen özdeciksel yörüngeç türü.

bağlam erkesi [Alm. Bindungsenergie] [Fr. énergie de liasion] [İng. binding energy] [Jap. ketugô-enerugii]: 1- İki öğeciği ya da bir eksicik ile bir çekin taneciğini bir arada tutan erke niceliği. 2- Ayrışma erkesinin karşıt imlisi.

bağlanma [Alm. Bindung] [İng. bonding]: Öğecikler arasında nicem yasalarına göre devinen eksiciklerin, durularına dayalı kimyasal kuvvetler oluşması.

bağlar [Alm. bindung] [Fr. liante] [İng. bonding]: Yapısındaki eksiciklerle öğeciklerarası kimyasal bağı güçlendirme niteliğinde olan.

bağlar yörüngeç [Alm. bindendes Orbital] [Fr. orbitale liante] [İng. bonding orbital] [Jap. ketsugo kido]: İçinde bir ya da iki eksicik olunca, öğeciklerarası kimyasal bağı güçlendiren özdeciksel yörüngeç türü.

bağlaşık tepkimeler [Alm. gekoppelte Reaktionen] [Fr. réactions conjuguées] [İng. coupled reactions] [Jap. ketugô han'no]: Ürünleri ya da tepkinleri arasında, ortak olanların varlığı dolayısıyla birbirini etkileyen tepkimeler dizisi.

bağönler [Alm. antibindendes] [Fr. anti-lant] [İng. anti bonding] [Jap. han-ketugô(sei)]: Çekinlerin aralarındaki yörelere eksicik koyma olasılığını azaltan, içinde eksicik olursa kimyasal bağı güçsüzleştiren nitelik.

bağönler yörüngeç [Alm. antibindendes (lockerndes) Orbital] [Fr. orbitale anti-liante] [İng. antibonding orbital] [Jap. han-ketsugo-kido]: İçindeki eksicikle öğeciklerarası kimyasal bağın gücünü azaltıp itiş veren özdecik yörüngeci türü.

bağ titreşim sayıları [Alm. Bindungsfrequenz] [Fr. frequence de liasion] [İng. bond frequencies] [Jap. ketugô sindôsû]: Bir özdeciği oluşturan her kimyasal bağın, iki atomunun türüne göre değişen belirli titreşim sayıları.

bakışık bkz. bakışımlı.

bakışıklık bkz. bakışım.

bakışıksız bkz. bakışımsız.

bakışım [es. t. simetri] [Alm. Symmetrie] [Fr. symetrie] [İng. symmetry] [Jap. taisho]: Bir nesne ya da işlevin; belirli eksen, özek noktası ve işlemlere göre noktalarının yerleri değiştirildiğinde görünümünü değiştirmemesi özelliği.

bakışımlama [es. t. simetrikleştirme] [Alm. Symmetrisierung] [Fr. syméetrisation] [İng. symmetrization] [Jap. taisyôka]: Bakışımı olmayan matematiksel nesne ya da işlevleri, kimi işler uygulayarak bakışımlı duruya getirme.

bakışımlı [es. t. simetrik] [Alm. symmetrisch] [Fr. symétrique] [İng. symmetric] [Jap. taishoki]: Belirli eksen, özek nokta ve işlemlere göre noktalarının yerleri değiştirildiğinde, görünümünü bozmayan nesne ya da işlevlerin niteliği.

bakışımlı topaç [Alm. symmetrischer Kreisel] [Fr. toupie symétrique] [İng. symmetric] [Jap. taisho koma]: Bir eksen çevresinde dönüş bakışımı olan koniye benzer özdecik.

bakışımsız [es. t. asimetrik] [Alm. asymmetrisch] [Fr. asymétrique] [İng. asymmetric] [Jap. hitaisho]: Bakışımlı olmayan geometrik nesne, özdecik ya da işlevlerin niteliği.

barın [Alm. Barn] [Fr., İng. barn] [Jap. bân]: Çekinlerin çarpışma olaylarında gösterdikleri kesit alanlar için kullanılan ölçü birimi.

basınç [es. t. tazyik] [Alm. Druck] [Fr. pression] [İng. pressure] [Jap. aturyoku]: Birim alan başına dik olarak düşen kuvvet.

basınç enlendirmesi [Alm. Druckverbreiterung] [Fr. élargissement par pression] [İng. pressure broadening] [Jap. atsuryoku ni yoru hirogari]: Basınç arttıkça gaz içindeki özdecik izge çizgilerinin genişlemesi olayı.

başnokta [Alm. Nullpunkt, Ursprung, Herkunft] [Fr. origine] [İng. origin, coordinate system] [Jap. genten, zahyô genten]: Konsayı eksenlerinin kesiştiği (0,0) noktası.

beklenen değer [Alm. Erwartungswert] [Fr. valeur attendue] [İng. expectation value] [Jap. kitaiohi]: Nicem durusu özgün duru olmadığında, ölçülebilir nicelik için birçok eş ölçümlerden sonra bulunan nicemsel ortalama değer.

belirtilmezlik [Alm. Unbestimmtheit] [Fr. état indéterminé] İng. indeterminancy] [Jap. hukakuteisei]: Nicemde, erke ya da zaman gibi eş çift değişkenlerinin her ikisinin birden kesinlikle ölçülemezliği ilkesi. (?E?t ~ h).

belirtilmezlik ilkesi [Alm. Unbestimmtheitsrelation] [Fr. principe d'indétermination] [İng. uncertainty principle] [Jap. hukakutei-sei genri]: Nicem düzeneğinde, bir taneciğin hem konum, hem de hızının bir noktada kesinkes ölçülemeyeceğini, böyle değişken çiftlerinde, belirsizlikler çarpımının en az Planck katsayısı (h) ölçüsünde olacağını bildiren ilke.

belirtken [es. t. determinant] [Alm. Bestimmungsgrösse, Determinante] [Fr. déterminant] [İng. determinant] [Jap. gyôretusiki]: Dizey öğelerinin tersbakışımlı çarpımları olarak hesaplanan sözgelimi, dizey evriğinin varlığını sanımaya yarayan sayı.

benzerlik dönüşümü [Alm. Ähnlichkeitstransformation] [Fr. transformation de ressemblance] [İng. similarity transformation] [Jap. dokei-henkan]: Bir işleri (A), önünden bir dizey (S) ile, arkasından da o dizeyin evriği (S¯¹) ile çarparak dönüştürme: (S¯¹ AS = A´).

biçim katsayısı [Alm. Formfaktor] [Fr. facteur de forme] [İng. form factor] [Jap. keizyû-insi]: Çarpışma olaylarında saçınım açı ya da yeğinliklerini bulmaya yarayan, çarpılan tanecikteki yük dağılımı biçimiyle ilgili nicelik.

bileşen [Alm. Komponente, Bestandteil] [Fr. composant] [İng. component] [Jap. seibun]: Bir özdeği oluşturan kimyasal bileşimi bildirmek için verilmesi gerekli kimyasal türlerden her biri.

bileşik [Alm. Verbindung, Bindung] [Fr. combinaison chimique, composé] [İng. compound] [Jap. kagôbutu]: Belirli öğeciksel yapıda, hep eş türde özdeciklerden oluşan kimyasal özdek.

bileşim [es. t. kompozisyon] [Alm. Zusammensetzung] [Fr., İng. composition] [Jap. sosei]: Bir özdeğin hangi kimyasal türlerden oluştuğunu belirleyen verilerin tümü.

bileşken [Alm. Komponente, Bestandteil] [Fr. composant, constituant] [İng. component] [Jap. seibun]: Bir bileşkeyi oluşturan yöneylerden her biri.

bireşim [es. t. sentez] [Alm. Synthese, synthetisches Aufbau] [Fr. synthése] [İng. synthesis] [Jap. gôsei]: İstenen bir kimyasal özdeğe, daha olağan ayıraçlardan başlayarak birkaç kimyasal adım sonunda erişme işlemi.

birim gözcük [Alm. Elementarzelle, Gittereinheit] [Fr. maille élémentaire] [İng. unit cell] [Jap. tan'i-kôsi]: Ötelenmekte bütün bir kırılcayı tarayabilen, yineleyerek kırılca yapısını oluşturan birkaç özdecikli ana yapı.

birim işlemler [Alm. Betriebseinheit] [Fr. opérations unitaires] [İng. unit operations][Jap. tan'i - sôsa]: Kimya mühendisliğinde, özdekleri ayırmak için yapılan damıtma, süzme gibi uygulayımsal işlem türleri.

birim işler [Alm. Einheitsoperator] [Fr. opérateur unitaire] [İng. unit operator] [Jap. tan'i-enzansi]: Matematiksel nesnelere uygulandığında onları değiştirmeyen işler: I.

birim süreçler [Alm. Grundvorgangen] [Fr. procédés unitaires] [İng. unit processes] [Jap. tan'i-purosesu]: Kimya mühendisliğinde, kimyasal özdekleri üretmek için kullanılan belli başlı tepkime işlemleri.

birleşik öğecik [Alm. vereinigles Atom] [Fr. atome uni] [İng. united atom] [Jap. ketsugo genshi]: Bir özdecik öğreciklerinin yaklaştırılmasıyla elde edilecek özdecik yörüngeçlerinin erke düzeyi sırasını bulmaya yarayan varsayımsal öğecik.

biryapımlama bkz. tektürelleme.

biryapımlı bkz. tektürel.

bocalama [Alm. Schwankung] [Fr., İng. fluctuation] [Jap. hendô] [yuragi]: Bir değerin, ortalama değer çevresinde oynaması.

boğum [Alm. Knoten] [Fr. noeud] [İng. node] [Jap. setsu]: Bir durur dalganın sıfır noktaları.

Bohr yörüngesi [Alm. Bahn] [Fr. orbite de Bohr] [İng. Bohr orbit] [Jap. (Bôa) kido]: Eski nicem kuramında, eksiciğin çekin çevresinde çevrimsel olarak devinirken geçtiği noktalardan oluşan eğri.

bolluk [Alm. Ausgiebigkeit, Fülle, Haudigkeit, Überfluss] [Fr. abondance] [İng. abundance] [Jap. sonzaido]: Evrende kimyasal öğelerin dağılımı; evrenin ya da güneş gibi belirli bir yıldızın ortalama kimyasal bileşimi.

bol tanecikli etkiler [İng. many body effects]: Taneciklerin bağımsız varsayılan devinimlerinden değil, birbirlerini etkileyen karmaşık devinimlerden doğan olgular.

Boltzman etkeni [Alm. Boltzmannsche faktor] [Fr. facteur de Boltzman] [İng. Boltzmann factor] [Jap. Borutaman - insi]: Belirli sıcaklıktaki bir dizge içinde, bir özdeciğin herhangi bir devinim erkesi değerinde bulunması olasılığını veren işlev: e üzeri -(?/kT)

boşay [es. t. vakum] [Alm. Vakuum] [Fr., İng. vacuum] [Jap. sinkû]: İçinde hiçbir öğecik, özdecik vb. bulunmayan, bir gazın basıncı düşürüldükçe sonunda varılacak duru.

boş oylum [Alm. frei Volumen] [Fr. volume libre] [İng. free volume] [Jap. ziyû-taiseki]: Sıvı içindeki bir özdeciğin ufak tefek devinimlerine olanak veren, sıvı yapısının sayıtım düzeneği kuramında kullanılan oylum: Vƒ.

bozunma [es. t. dekompozisyon] [Alm. Zersetzung, Zerlegung] [Fr. décomposition] [İng. decomposition] [Jap. bunkai]: Bir özdeğin daha yalın kimyasal özdeklere ayrılması.

bölmeleme [Alm. Abteilung] [Fr. cloisonnage] [İng. partitioning] [Jap. bumpai]: N x M boyutlu bir dizeyin, boyutları birbirinin toplamı olacak biçimde daha küçük dizeyleri oluşturması olayı.

bulanıklık [Alm. Trübung, Trübheit] [Fr. turbidité] [İng. turbidity] [Jap. nigorido]: Çözünmemiş asıltının ışığı saçtırarak sıvıyı saydam göstermesi.

bulucu [es. t. detektör] [Alm. Detektor] [Fr. détecteur] [İng. detector] [Jap. kensyutuki]: Genellikle çarpışma deneylerinde, belli bir yönden gelen çeşitli tanecikleri teker teker bulup saptamaya yarayan araç.

bunalgı sıcaklığı [Alm. kritische Temperatur] [Fr. température critique] [İng. critical temperature] [Jap. rinkai-ondo]: Sıvı ya da buharın, birbirinden ayırt edilemez duruya geldiği özel noktadaki sıcaklık.

büklüm [Alm. Rohrverzweigung] [Fr. rampe de distribution, systéme de vannes] [İng. manifold] [Jap. tajukai]: Soyut yöneyleri ve doğrusal bileşkeleri içeren, düzlemin daha genel matematiksel kümesi.

C

cıvalı alaşım [es. t. amalgam] [Alm. Amalgam] [Fr. amalgame] [İng. amalgam] [Jap. amarugamu]: Bir metalin cıvada çözünmesinden oluşan alaşım.

Ç

çakışık duru [Alm. entarted Zustand] [Fr. état dégénéré] [İng. degenerate state] [Jap. shukutai zyotai]: Nicem düzeneğinde, erkeleri eş olan ayrı nicem durularının her biri.

çakışıklık [Alm. Entartung] [Fr. dégénérescene] [İng. degeneracy] [Jap. shukuju]: Eş erke düzeyinde birkaç nicem durusu bulunması olayı.

çakışma [Alm. Degeneration, Entartung] [Fr. dégénération] [İng. degeneracy] [Jap. syukutai]: İki nicem durusunun eş erkede bulunması olayı.

çarpışma [Alm. Kollision] [İng. collision]: Devinim durumunda bulunan taneciklerin, aralarındaki kuvvetler yüzünden karşılıklı olarak devinimlerini değiştirmeleri.

çarpışma kesiti [Alm. Stossquerschnitt] [Fr. section droite de collision] [İng. collision cross section] [Jap. syôtotu-danmenseki]: İki taneciğin çarpışma olasılığını ölçen, çarpılan taneciğin gösterdiği etkileşim alanın büyüklüğüyle ilgili nicelik.

çekici [Alm. anziehend] [Fr. attirant] [İng. attractive] [Jap. kenin]: Tanecikleri birbirine yaklaştıran kuvvete ilişkin.

çekim [Alm. Anziehung, Attraktion] [Fr., İng. attraction] [Jap. inryoku]: Tanecikleri birbirine yaklaştıran kuvvet.

çekin [Alm. Kern, Nuklid] [Fr. noyau, nuclide] [İng. nucleus, nuclide] [Jap. kaku, kakusyu]: Öğeciğin ağırlığını veren artı yüklü özek taneciği.

çekincik [es. t. nükleon] [Alm. Nukleon] [Fr. nucléon] [İng. nucleon] [Jap. kakusi]: Çekini oluşturan ılıncık ve önelcik taneciklerinin genel adı.

çekincik yoğunluğu [Alm. Atomkerndichte] [Fr. densité d'un nucléon] [İng. nucleon densitiy] [Jap. nitudo]: Çekin yapısı içinde birim oyluma düşen ortalama çekincik sayısı.

çekin dönüsü [Alm. Kernspin] [Fr. spin nucléaire] [İng. nuclear spin] [Jap. kaku-spin]: Ilıncık ile önelcik çekincikleri dönülerinin yöneysel toplamından oluşan dönü.

çekin kaynaşması [Alm. Kernfusion, Kernverschmelzung] [Fr. fusion nucléaire] [İng. nuclear fusion] [Jap. kaku-yûgô]: İki çekinin kaynaşıp daha ağır bir çekin oluşturması olayı (hidrojen çekinlerinden helyum yapılması gibi).

çekin kopması [Alm. Kernspaltung, Atomkernspaltung] [Fr. fission nucléaire] [İng. nuclear fission] [Jap. kaku-bunretu]: Ağır çekinin daha küçük birkaç çekine parçalanması olayı.

çekinlerarası uzaklık [Alm. Kernabstand] [Fr. distance internucléaire] [İng. internuclear distance] [Jap. kakukan-kyori]: Bir özdeciğin çekinleri arasındaki uzaklıkların her biri.

çekinsel [es. t. nükleer] [Alm. Kern] [Fr. nucléaire] [İng. nuclear] [Jap. kaku]: Öğecik çekinini ilgilendiren.

çekinsel mıknatıslı yankılaşım [Alm. Nuclear magnetischen Resonanz] [Fr. résonance magnétique nucléer] [İng. nuclear magnetic resonance (NMR)] [Jap. ziki kyômei]: Mıknatıs alanı altında ayrılmış çekin dönüsünün erke düzeyleri arasındaki geçişlerini, özel kıvılmıknatıslı alanlarla saptama ilkesine dayanan izgeölçüm.

çekinsel tepkime [Alm. Kernreaktion] [Fr. réaction nucléer] [İng. nuclear reaction] [Jap. (gensi) kaku-hannô]: Çekinlerin çarpışması sonucunda çekin yapılarını değiştiren olay.

çekinsel tepkir [Alm. Kernreaktor] [Fr. réacteur nucléaire] [İng. nuclear reactor] [Jap. gensiro]: Çekinsel tepkimelerden ısı, ılıncık ya da değişik yerdeşler üreten aygıt.

çekirdek [Alm. Kern] [Fr. noyau] [İng. nucleus] [Jap. kaku]: Dirilbilimsel gözenin ortasında, özellikle kalıtımı yöneten nesnecik.

çekirdek ekşiti [Alm. Nukleinsäuren, Polynukleotide] [Fr. acides nucléiques] [İng. nucleic acid] [Jap. kakusan]: Göze çekirdeğindeki kalıtım etkeni DNA, göze ortamındaki RNA vb. türünden, dört tür özdeciksel birimin (A, T, G, C; kimi kez U) fostfat-şeker zinciri üzerine bir şifreyle dizilmesinden oluşmuş dirilçoğuz.

çekirdeklenme [Alm. Keimbildung, Keimkristallbildung] [Fr. amorçage de cristallisation] [İng. nucleation] [Jap. kaku-seisei]: Bir buharın yoğunlaşabilmesi için gerekli damlaların üzerinde, büyüyen ilk tanelerin oluşması.

çekişim [Alm. gegenseitige Ziehlkraft] [Fr. attraction mutuelle] [İng. mutual attraction] [Jap. sôgo]: Karşılıklı olarak birbirini çeken iki tanecik arasındaki kuvvet.

çevirgeç [Alm. Zyklotron] [Fr., İng. cyclotron] [Jap. saikurotoron]: İçinde kıvıl yüklü eksicik gibi taneciklerin çember biçiminde dönüp durdukları, yüksek erkeye getirme aygıtı.

çevirmek [Alm. umwandeln] [Fr. convertir] [İng. convert] [Jap. tenkan]: Bir birim dizgesinden başka birine, örneğin c.g.s.'ten M.K.S.'e geçmek.

çevirtim [es. t. konversiyon] [Alm. Konversion] [Fr., İng. conversion] [Jap. tenka]: Kimyasal türleri başka türlere dönüştürme işlemi.

çevrimsel çizelge [Alm. periodisches System] [Fr. tableau périodique] [İng. periodic table] [Jap. syûkihyô]: Öğeciklerin, eksicik sayısı ve benzer özelliklerine göre sıralanmasıyla elde edilen çizelge.

çevrimsel süreç [Alm. Kreisprozess] [Fr. procédé cyclique] [İng. cyclic prosess] [Jap. zyunkan-katei]: Belli bir süre sonra önceki yere, duruma gelme özelliğindeki süreç.

çıkık [Alm. Versetzung] [Fr., İng. dislocation] [Jap. ten'i]: Bir kırılca içinde kimi öğeciklerin, yerlerinden örneğin bir sarmal eksenin çevresinden kaymalarıyla oluşan yöresel yapı.

çift bağ [Alm. Doppelbindung, Athylenbindung] [Fr. double liasion, liasion éthylénique] [İng. double bond] [Jap. nizyû-ketugô]: İki öğecik arası eksicik çifti bağı.

çift eşlem [Alm. gerader Parität] [Fr. parité pair] [İng. even parity] [Jap. gu guki sei]: Eşlemsel bakışım işleri uygulandığında, nicemsel nesnenin artı im verme özelliği.

çift katman [Alm. Doppelschicht] [Fr. couche double] [İng. double layer] [Jap. nizyûsô]: Sıvı içindeki kıvıl yük dizilerinin çevresinde oluşan biri eksili, biri artılı yük katmanı.

çift katyapı [Alm. Aufbaupaar] [Fr. construction en paires] [İng. pair aufbau] [Jap. tui-kozô]: Öğeciklerin kaçınım erkesini, eksicik çiftlerinin kaçınım erkelerinden bulma yöntemi.

çiftli [Alm. Dublett] [Fr., İng. doublet] [Jap. nizyûsen, nizyûkô]: Toplam dönüsü S = 1/2 olan dizge.

çift öğecikli özdecik [Alm. zweiatomisch Molekül] [Fr. molécule diatomique] [İng. diatomic molecule] [Jap. nigensi-bunsi]: İki öğecikten yapılmış özdecik türü.

çiftucay [es. t. dipol] [Alm. Dipol] [Fr. dipôle] [İng. dipole] [Jap. sôkyokushi]: Yarısı eksik, yarısı artı olmak üzere iki küme kıvıl yükten oluşup özel gerilim işlevleri veren yük dağılımları biçimi.

çiftucay yönlenimi [Alm. dipolorientierung] [Fr. orientation d'un dipôle] [İng. orientation of dipole] [Jap. sôkyokushi no hôkôka]: Çiftucayların kıvıl alan doğrultusunda dizilmeleri.

çizeylem [es. t. program] [Alm. Reichnerprogramm] [Fr. programme d'ordinateur] [İng. computer program]: Bilgisayara bir işlemi yaptırmak için yazılan komutlar dizisi.

çizeylemleme [es. t. programlama] [Alm. Programmierung] [Fr. programmer] [İng. programming, program]: Bir işlemi ana mantık komutlarına indirgeyip bilgisayara verilecek duruma getirme.

çizge [es. t. diyagram] [Alm. Diagramm, Schaubild] [Fr. diagramme] [İng. diagram] [Jap. zu-gurafu]: Bir işlem ya da bağıntıları özlüce gösteren çizim.

çizgelemek [Alm. aufzeichnen, graphisch darstellen] [Fr. tracer] [İng. plot] [Jap. purroto]: İki değişken arasındaki bağıntıyı, bir eğri üstüne düşecek noktalarla göstermek.

çizgi eni [Alm. Linienbreite] [Fr. largeur d'une raie] [İng. line width] [Jap. sen no haba]: İzgede görülen ışık çizgilerinin, ışığı salan durunun süresi ve etkileşimleriyle ilgili kalınlığı.

çizgisel akış bkz. katmanlı akış.

çizit [Alm. Graphik] [Fr. graphique] [İng. graph] [Jap. zuhyô, gurafu]: Bir dizi noktanın ikişer ikişer birbirine hangi bağlarla bağlandığını gösteren matematiksel biçim (organik özdecik yapı biçimleri gibi).

çizit kuramı [Alm. Graphik Theorie] [Fr. théorie graphique] [İng. graph theory] [Jap. gurafu-riron]: Birkaç noktanın ikişer ikişer birbirlerine nasıl bağlandıklarını gösteren biçimlerin matematiksel özelliklerini inceleyen dal.

çoğuz [es. t. polimer] [Alm. Polymer, Polymerisat] [Fr. polymère] [İng. polymer] [Jap. syûgôtai]: Küçük bir özdeciğin yinelenmesinden oluşmuş, tekizleri kimyasal bağlarla birbirine ekli uzun özdecik.

çoğuz konbiçimi [Alm. Polymer Gestallung] [Fr. configuration polymère] [İng. polymer configuration] [Jap. kobunsi no kukan-haii]: Bir çoğuz özdeciğinin aldığı herhangi bir biçimde öğeciklerin yerlerini tek tek belirleyen konum.

çoğuzlaşma [es. t. polimerizasyon] [Alm. Polymerisation] [Fr. polymérisation] [İng. polymerization] [Jap. zyûgô]: Tekiz özdeciklerin birleşip çoğuz özdeciği oluşturmaları olayı.

çokbiçimlilik [Alm. Polymorphismus] [Fr. polymorphisme] [İng. polymorphism] [Jap. takei(-gensyô)]: Bir özdeğin birkaç değişik yapılı katı duruda olabilirliği.

çokdolamlılar [Alm. Polyzklisch] [Fr. polycyclique] [İng. polycyclics] [Jap. takanzyô]: Birbirine bitişik birkaç dolamdan yapılı özdecikler.

çokeksicikli yapılar kuramı (ÇEK) [Alm. Mehrelektronen Theorie] [Fr. théorie des multi-eléctrons] [İng. many-electron theory (MET)]: Öğecik ve özdeciklerin nicemsel özelliklerini, eksicik kaçınımı olaylarını ayrıntılı olarak çözümleyip katarak bulabilen kuram.

çokkatlı [Alm. Multiplett] [Fr., İng. multiplet] [Jap. tazyûsen, tazyûko]: Toplam dönüsü S = 0, 1/2, 1, 3/2... olduğundan (2S+1)=1,2,3,4... katlı çakışıklık gösteren öğecik duru ya da erke düzeyi.

çokkatlılık [Alm. Multiplizität] [Fr. multiplicité] [İng. multiplicity] [Jap. tazyûdo]: Belirli bir öğecik erke düzeyinde olup, toplam dönüleri S olduğu için (2S+1) çakışıklık gösteren durulara ilişkin sayı.

çoköğecikli özdecik [Alm. vielatoming Molekül] [Fr. molécule polyatamique] [İng. polyatomic molecule] [Jap. tagensi bunsi]: İkiden artık öğecikli özdecik.

çoktürel [es. t. heterojen] [Alm. heterogen] [Fr. hétérogène] [İng. heterogeneous] [Jap. tasôeki]: Tek evreli olmayan, özellikleri kesikli olarak değişen ortamlara ilişkin.

çoktürel tezlendirme [Alm. heterogene Katalyse] [Fr. catalyse hétérogène] [İng. heterogeneous catalysis] [Jap. hukin'itu (kei)]: Tezgenin, tepkimenin içinde yer aldığı evreden başka bir evrede olması ile yapılan tezlendirme (örneğin, katı tezgen, gaziçi tepkimesi).

çokyapımlı bkz. çoktürel

çökelek [Alm. Niederschlag] [Fr. précipité] [İng. precipitate] [Jap. tinden (butu)]: Sıvı içindeki bir tepkime sonucu, dibe çöken çözünmez özdek (deney tüpünde olduğu gibi).

çökeltme [Alm. niederschlagen] [Fr. précipitation] [İng. precipitation] [Jap. tinden, tinkô-hannô]: Bir çözeltiye belirli bir ayıraç katarak, çözünmeyip dibe çöken yeni bir bileşik elde etme.

çözelti [es. t. solüsyon] [Alm. Lösung] [Fr., İng. solution] [Jap. yôeki]: İçinde birden artık kimyasal tür bulunan tektürel evre.

çözgen [es. t. solvent] [Alm. Lösungsmittel, Lösemittel] [Fr. solvent, dissolvant] [İng. solvent] [Jap. yôbai]: İçinde çözünmüş özdecikleri barındıran özdek ortamı.
çözmek [Alm. auflösen] [Fr. dissoluér] [İng. dissolve] [Jap. yokai]: Çözgenle karıştırarak, bir özdeği çözeltiye sokmak.

çözülkesim [Solvolyse] [Fr. solvolyse] [İng. solvolysis] [Jap. suruborisisu]: Çözgenin kimyasal etkisiyle, çözünmüş özdeciklerin parçalanması olayı.

çözümleme [es. t. analiz] [Alm. Analyse] [Fr. analyse] [İng. analysis] [Jap. bunseki]: 1- Bir sorunu bir dizi daha ilken soruna indirgeme. 2- Bir özdeğin kimyasal bileşimini bulma.

çözümsel kimya [es. t. analitik kimya] [Alm. analytische Chemie] [Fr. chimie analytique] [İng. analytical chemistry] [Jap. bunseki no kagaku]: Özdeklerin kimyasal bileşimini, özdek içindeki öğe ve bileşiklerin niceliklerini bulmakla uğraşan kimya dalı.

çözümsel tartaç [Alm. Analysen-waage] [Fr. balance analytique] [İng. analytical balance] [Jap. kagaku tenbin, kagaku-haka]: Kimyasal çözümlemede, ağırlıkları ölçmeye yarar duyarlı aygıt.

çözünen [Fr. soluté] [İng. solute]: Çözelti oluşturan özdek.

çözünme [Alm. Lösung] [Fr., İng. dissolution] [Jap. yôkai]: Bir özdeğin, çözgenle karıştırıldıktan sonra, çözgen içine tektürel bir çözelti oluşturacak biçimde dağılması.

çözünmez [Alm. unlöslisch] [Fr., İng. insoluble]: Bir çözgen içinde çözünme özelliği göstermeyen.

çözünük [Alm. Gelöste] [Fr. dissolu] [İng. dissolved] [Jap. yôsitu]: Çözelti içinde bulunan çözülmüş özdek, özdecik.

çözünür [Alm. löslich] [Fr., İng. soluble]: Bir çözgen içinde çözünme özelliği gösteren.

çözünürlük [es. t. solubilite] [Alm. Löslichkeit, Lösbarkeit] [Fr. solubilité] [İng. solubility] [Jap. yôkaido]: Birim nicelikte çözelti ya da çözgen içinde, belli sıcaklık ve basınçla çözülebilen özdek niceliği.

çözünürlük çarpımı [Alm. Löslichkeitskonstante, Löslichkeitsprodukt] [Fr. produit de solubilité] [İng. solubility product] [Jap. yôkaido-seki]: Az çözünerek yükünlerine ayrılmış olan özdeğin yükün derişikliklerinin çarpımı.

çürüme [Alm. Zerfall] [Fr. putréfaction] [İng. decay (nuclear)] [Jap. hôkai]: Işınetkin bir çekinin, kimi ışın ya da tanecikler salmasıyla başka çekinlere dönüşmesi olayı.

D

dağı [Alm. Entropie] [Fr. entropie] [İng. entropy]: Eş erke ve oylumlu dizgelerden hangisinin daha çok olasılığı bulunduğunu ölçen temel ısıldevimbilimsel nicelik.

dağılım bkz. yük dağılımı, erke dağılımı.

dalga [Alm. Welle, Schwingung] [Fr. onde] [İng. wave] [Jap. hadô]: Yeğinliği, genliği yer ile zamana göre düzenli biçimde yinelenerek değişen işlev ya da nicelik.

dalga boyu [Alm. Wellenpaket] [Fr. paquet d'onde] [İng. wavelength] [Jap. hacho]: Dalganın ardı ardına iki eş evreli noktası arasındaki uzaklık.

dalga çıkını [Alm. Wellenpaket] [Fr. paquet d'onde] [İng. wave packet] [Jap. hami no mure]: Az ayrımlı dalga boylarının girişiminden doğan, uzamı sınırlı dalga parçası.

dalga evresi [Alm. Phase einer Welle] [Fr. phase d'une onde] [İng. phase of a wave] [Jap. hami no isô]: Belli bir sürede dalganın, genliğine ne denli vardığını ölçen açı.

dalga genliği [Alm. Amplitude einer Welle] [Fr. amplitude d'une onde] [İng. amplitude of a wave] [Jap. hami no sinpuku]: Dalganın en yüksek noktası ile sıfır noktası arasındaki nicelik.

dalga işlevi [Alm. Wellenfunktion] [Fr. fonction d'onde] [İng. wave function] [Jap. hadô-kansû]: Karesi alındığında olasılıkları veren dalga devim özelliklerini nicemsel olarak saptayıcı işlev.

dallanma [Alm. Verzweigung] [Fr. embranchement] [İng. branching] [Jap. edawakere]: Genellikle çarpışma, saçınım olaylarından çıkan tanecik ya da ışıncıkların birkaç son duruda değişik olasılıklarla bulunmaları olayı.

dallanma oranı [Alm. Abzweigungsverhältnis] [Fr. proportion à embranchement] [İng. branching ratio]: Taneciklerin çarpışması sonucunda ortaya çıkan olayların olasılıkları arasındaki oran.

damıtma [es. t. distilasyon] [Alm. Destillation, Umsieden] [Fr., İng. distillation] [Jap. zyôryû]: Sıvıyı sürekli olarak buharlaştırıp sonra yine yoğunlaştırarak yapılan ayırma işlemi.

damıtma dikeci [Alm. Destillation Kolonne] [Fr. distillation colonne] [İng. distillation column] [Jap. zyôryû karamu]: Sıvıların buharlaştırılarak ayrılmasını sağlayan diklemesine ince uzun aygıt.

damlar cıva kıvılucu [Alm. Quecksilbertrofelektrode] [Fr. électrode de mercure à gouttes] [İng. dropping mercury electrode] [Jap. tekika - suigin - denkyoku]: Organik özdeciklerin yükünleşme niteliklerini bulmak için kullanılan kıvıluç.

değeç [Alm. Liqand] [Fr. groupe de coordination] [İng. ligand] [Jap. haiisi]: Bir yükün ya da öğeciğin çevresini sarmış belli sayıdaki özdeciklerden her biri.

değerbağ yöntemi [Alm. Valenzbindungs-Methode] [Fr. méthode des liaisons de valence] [İng. valence bond method] [Jap. genshika detsugo ho]: Özdecik dalga işlevini, öğecik yörüngeçlerinin çarpımıyla yaklaştıran nicemsel kimya yöntemi.

değer doyması [Alm. Absättigbarkeit der Valeuer] [Fr. saturation de valence] [İng. saturation of valency] [Jap. ketugosû-na-hôva]: Bir öğeciğin yörüngeçlerine Pauli dışarlama ilkesince sınırlanmış sayıda eksicik konulabilmesiyle birkaçtan çok kimyasal bağa yer kalmaması olayı.

değişik öğecikli [Alm. Heteronuklear] [Fr. hétéronucléaire] [İng. heteronuclear] [Jap. fukusokaku-bunsi]: İki öğeciği değişik özdecik.

değişim [Alm. Abweichung] [Fr., İng. variation]: Bir özelliğe ilişkin değerin belirli koşullar altında azalıp çoğalması.

değişken [Alm., Fr., İng. variable]: Bir işlevin bağlı olduğu niceliklerden her biri.

değişmez [Alm. nonvarian] [Fr., İng. invariant] [Jap. fukenno]: Bir işlev uygulandığında öğeleri eş küme, büklüm vb. içinde kalan (nicelik).

değiştirgen [es. t. parametre] [Alm. parameter] [Fr. paramètre] [İng. parameter] [Jap. paramêtâ]: Değişkenlerin yanı sıra dursayı gibi görülen, ancak her yeni değeri için işlevi değiştiren cebirsel simge ya da sayı.

değiştirmece yöntemi [Alm. Variationsmethode] [Fr. méthode variationnelle] [İng. variation method] [Jap. henbun-hô]: Erkenin alacağı değerlere baka baka, ilk yaklaştırmaları değiştirerek istenen dalga işlevini bulma yöntemi.

değiş tokuşlama [Alm. Permutierung, Vertauschung] [Fr., İng. permutation] [Jap. kôkan]: Birkaç nesnenin yerlerini ya da adlarını aralarında değiştirme.

değiş tokuş öbeği [Alm. Permutationgruppe] [Fr. groupe de permutation] [İng. permutation group] [Jap. kôkangun]: Bir dizi nesnenin yerlerini ya da adlarını, aralarında değiştirme işlemlerinden oluşan matematiksel öbek.

değme açısı [Alm. Kontakwinkel] [Fr. angle de contact] [İng. contact angle] [Jap. sessyokukaku]: Bir katı yüzeyine konan sıvı damlasının sınırlarında görülen, dik düzlem içindeki açı.

demet [Alm. Strahlenbündel] [Fr. faisceau] [İng. beam] [Jap. sao, biimu]: Belli bir doğrultuda giden, ışından daha kalın tanecikler topluluğu.

demirmıknatıslık [Alm. Ferromagnetismus] [Fr. ferromagnétisme] [İng. ferromagnetism] [Jap. kyôzisei]: Demir parçası içinde, öğecik mıknatıs kolcuklarının eş yönü almasından oluşup, dış alan kalkınca da kalabilen mıknatıslık.

denel bkz. deneysel

denel yanılgı [Alm. Fehler] [Fr. erreur expérimentale] [İng. experimental error] [Jap. gosa]: Ölçmede elde edilen değerlerin kesin değerden sapma niceliği.

denetim [es. t. kontrol] [Alm. Kontrolle, Nachprüfung, Steuerung] [Fr. contrôler, commander, agir sur] [İng. control] [Jap. seigyo]: Değişkenlerin belli değerler arasında kalmasını sağlama işlemi.

denet işlem [Alm. Kontrollverfahren, Regelverfahren] [Fr. processus de contrôle, processus de réglage] [İng. control process, regulatory process] [Jap. seigyo-katei]: Tepkimelerin istenen biçimde yürümesini, bir değişiklik olunca dizgenin gene yerine gelmesini sağlayan işlem.

deney [es. t. tecrübe] [Alm. Experiment] [Fr. expérience] [İng. experience, experiment]: Bilimsel bir gerçeği ortaya çıkarmak, bir varsayımı denemek ya da kanıtlamak, bir yasanın doğruluğunu göstermek ereğiyle yapılan işlem.

deneyimcilik [es. t. empirizm] [Alm. Empirismus] [Fr. empirisme] [İng. empiricism] [Jap. kei-kenron]: Kuramsal nedenini aramadan, deneyerek kimi nicelikler arasında bağlantılar bulmaya çalışma yolu.

deneyimsel [es. t. empirik] [Alm. empirisch] [Fr. empirique] [İng. empirical] [Jap. bengi]: Kuramsal nedenini aramadan, denemeyle kimi nicelikler arasında bağıntılar bulmaya ilişkin.

deneysel [es. t. tecrübi] [Alm. experimentell] [Fr. expérimental] [İng. experimental] [Jap. kokoromi no]: Deneylerle, ölçümlerle ilgili.

denge [Alm. Gleichgewicht] [Fr. équilibre] [İng. equilibrium] [Jap. heiko]: Isıldevimbilimde, kapalı dizgenin en son vardığı, ne denli beklense de değişmeyecek duru.

denge duru denklemi [Alm. Gleichgewicht Zustandgleichung] [Fr. (équilibre) équation d'état] [İng. (equilibrium) equation of state] [Jap. (heiko) zyôtai-hôteisiki]: Isıldevingen dengedeki bir özdeğin basıncı, moloylumu, sıcaklığı arasındaki bağıntıyı veren denklem.

denşirik [Alm. vegällter] [Fr. dénaturé] [İng. denatured] [Jap. hensei]: DNA, önbesi gibi dirilçoğuz özdeciklerinin, canlı göze içindeki etkin yapılarının sıcaklık, alkol gibi etkenlerle bozulmuş durumu.

denşirme [Alm. Denaturierung] [Fr. dénaturation] [İng. denaturation] [Jap. hensei]: DNA, önbesi gibi dirilçoğuz özdeciklerinin gözeiçi etkin yapılarının sıcaklık, alkol gibi etkenlerle bozulması.

derişik [es. t. konsantre] [Alm. konzentriet] [Fr. concentré] [İng. concentrated] [Jap. hôsyuku-sareta]: Birim çözelti niceliği içinde çözünmüş özdesi çok olan.

derişiklik [es. t. konsantrasyon] [Alm. Konzentration] [Fr., İng. concentration] [Jap. nôdo, nôsyuku]: Bir çözeltinin birim oylumuna düşen ortalama özdecik sayısı.

devimbilim [es. t. dinamik] [Alm. Dynamik] [Fr. dynamique] [İng. dynamics] [Jap. rikigaku, dô-rikigaku]: Fiziksel olayları zamana bağlı olarak inceleyen bilgi dalı.

devimsel erke [es. t. kinetik enerji] [Alm. Bewegungsenergie, kinestische Energie] [Fr. énergie cinétique] [İng. kinetic energy] [Jap. undô - enerugii]: 1- Taneciğin hızından ileri gelen erke. 2- Kütle ile hız karesi çarpımının yarısı.

devimsel kuram [es. t. kinetik teori] [Alm. kinetische Theorie] [Fr. théorie cinétique] [İng. kinetic theory] [Jap. dôrikigaku]: Gaz özelliklerini, içindeki özdeciklerin tek tek devinim ile çarpışmalarından türeten kuram.

devingen [es. t. hareketli, dinamik] [Alm. dynamisch] [Fr. dynamique] [İng. dynamics] [Jap. dô]: Durgun olmayıp devinim gösteren.

devinim [es. t. hareket] [Alm. Bewegung] [Fr. mouvement] [İng. motion] [Jap. undô]: Nesnenin, tüm ya da kimi noktalarının zamana bağlı olarak yer değiştirmesi olayı.

devinirlik [Alm. Bewegungsgrösse, Impuls] [Fr. quantité de mouvement] [İng. momentum] [Jap. undôryô]: Devinim çokluğunu ölçen temek düzenek niceliği. bkz. açısal devinirlik, doğrusal devinirlik.

devinirlik aktarımı [Alm. Impulsübertragung] [Fr. transfert de force vive] [İng. momentum transfer] [Jap. undôryô-idô]: Akışkanın geçtiği yerde, özdeciklerin duvarlara ya da sıvı katmanlara çarpmasıyla devinirliklerini azaltmaları, böylece akışmazlık, ağdalık özelliğinin doğuşu.

dikeç [es. t. kolon] [Alm. Kolonne] [Fr. colonne] [İng. column] [Jap. karamu]: Genellikle, ayırma işlemlerinde kullanılan diklemesine ince uzun aygıt (damıtma dikeci, renkseme dikeci gibi).

dikeylik [Alm. Orthogonalität, Rechteckigkeit] [Fr. orthogonalité] [İng. orthogonality] [Jap. tyokkô]: İki yöneyin sayıl çarpımının sıfır olması. ( < a / b > =0).

dikey titreşim kipleri [Alm. Vibrationsnormal Art und Werse] [Fr. modes] [İng. vibrational normal modes] [Jap. kizyun-sindô-no-môdo]: Özdecikte, bağ titreşimlerinin çeşitli bileşkelerini alarak bulunan birbirine karışmaz titreşimler.

diksıra [es. t. kolon] [Alm. Kolonne (Gangstein, Gangart, Matrize)] [Fr. colonne (ganque, matrice)] [İng. column (matrix)] [Jap. to (matorikkusu qyôretu)]: Dizeyi oluşturan dikey öğe dizilerinin her biri.

dindirme [Alm. Löschung, Ablöschung] [Fr. extinction] [İng. quenching] [Jap. syôkô, syômetu]: Katışkılarla çarpışma vb. yüzünden belirli bir özdecik ışınımının azalması, azaltılması.

dinginlik [Alm. Trägheit] [Fr. inertie] [İng. inertia] [Jap. kansei]: Devinim değişikliğine karşı koyma özelliği.

dinginlik kolcuğu [Alm. Trägheitsmoment] [Fr. moment d'inertie] [İng. moment of inertia] [Jap. kansei-mômento]: Bir eksen çevresinde dönen nesnenin her noktasındaki kütle ile eksene olan dik uzaklık karesi çarpımları toplanarak elde edilip, dönmesel devinim erkesini saptamaya yarayan nicelik.

dinimbilim [es. t. statik] [Alm. Statik] [Fr. statique] [İng. statics] [Jap. seirikigaku]: Devinmeyen nesnelerin üzerindeki kuvvet dengeleri vb. ile uğraşan bilgi dalı.

direnç [es. t. rezistans] [Alm. Widerstand] [Fr. résistance] [İng. resistance] [Jap. teikô, taisei]: Bir nesne içinden, birim nicelikte kıvıl akımın geçebilmesi için gerekli kıvıl gerilim olarak ölçülen özellik: (R = V/I).

dirilçoğuz [es. t. biyopolimer] [Alm. Biopolymere] [Fr. biopolymère] [İng. biopolymer] [Jap. seitai-kôbunsi]: Canlıları oluşturan önbesi, çekirdek ekşiti gibi iri özdecikler.

dirilfizik [es. t. biyofizik] [Alm. Biophysik] [Fr. biophysique] [İng. biophysics] [Jap. seibutu-buturi]: Canlılardaki fiziksel olayları inceleyen bilim dalı.

dirilkimya [es. t. biyokimya] [Alm. Biochemie] [Fr. biochimie] [İng. biochemistry] [Jap. seikagaku]: Canlıların kimyasal yapısını inceleyen bilim dalı.

dizey [es. t. matris] [Alm. Matrize] [Fr. matrice] [İng. matrix] [Jap. matorikkusu, gyôretu]: Dikdörtgen biçiminde yatık, dik sıralardan yapılmış iki boyutlu sayılar dizisi.

dizey diksırası [Alm. Matrize Kolonne] [Fr. matrice colonne] [İng. matrix column] [Jap. matorikkusu karamu]: Dizeyi oluşturan dikey öğe dizilerinden her biri. bkz. diksıra.

dizey izi [Alm. Spur] [Fr. trace d'une matrice] [İng. trace of a matrix] [Jap. gyôretu-no seki (taikakuva)]: Dizeyin köşegen öğeleri toplamı.

 

dizge [es. t. sistem] [Alm. System] [Fr. système] [İng. system] [Jap. kei]: Üzerinde ölçme yapılan ya da söz konusu olan belirli nesneler topluluğu.

dizilmıknatıslık [es. t. paramanyetizm] [Alm. paramagnetismus] [Fr. paramagnétisme] [İng. paramagnetism] [Jap. zyôzisei]: Özdeciksel mıknatıs kolcuklarının, bir yöne doğru dizilmeye çalışmalarından doğan mıknatıslık.

doğrusal bileşim [Alm. linear Kombination] [Fr. combinasion linéaire] [İng. linear combination] [Jap. itizi-ketugô]: Yöneylerin, dalga işlevlerinin, katsayılarla çarpılıp toplanmasından oluşan yöney ya da işlev.

doğrusal bileştirme ilkesi [Alm. Superpositionsprinzip] [Fr. principe de superposition] [superposition principle] [Jap. kasanari-genri]: Nicem düzeneğinde, olasılıkların değil de dalga işlevlerinin toplanmasını öngören temel ilke.

doğrusal büklüm [Alm. linear Mannigfach] [Fr. manifold linéaire] [İng. linear manifold] [Jap. senzyo-tajuki]: Doğrusal bileşim işlemi altında kapalı küme.

doğrusal devinirlik [Alm. linear Moment] [Fr. mouvement lineéaire] [İng. linear momentum] [Jap. senzyo-daryoku]: Kütle ile doğrusal hızın çarpımı olarak bulunan doğrusal devinim niceliği (mv).

doğrusal özdecik [Alm. linear Molekül, faden Molekül] [Fr. molécule linéaire] [İng. linear molecule] [Jap. tyokusen (zyô) bunsi, senzyo-bunsi]: Bütün öğecikleri bir eksen üzerinde olan özdecik.

dolam [es. t. halka] [Alm. Kern] [Fr. noyau] [İng. ring] [Jap. ukiwa]: 1- Bir çarpım işlemi altında kapalı öğeler kümesi. 2- Öğecikleri, çevrimsel olarak dizilmiş özdeciğin geometrik biçimi.

dolamlılar [es. t. halkalılar] [Alm. Ringmolekül, Cyclischenmolekül] [Fr. molécules en forme d'anneau, molécule cycliques] [İng. ring molecules, cyclic molecules] [Jap. kanzyô-bunsi]: Öğecikleri tek ya da birkaç dolam biçiminde dizili özdecikler.

dolaşık akış [Alm. turbulente Strömung] [Fr. écoulement turbulent] [İng. turbulent flow] [Jap. ranryû]: Belirli bir Reynold sayısını aştığı için, içinde rasgele devinimleri artmış, çizgisel akıştan çıkmış akış türü.

dolaysız çarpım [Alm. direktes Produkt] [Fr. produit direct] [İng. direct product] [Jap. chokusei]: İki yöneyin bütün bileşkenlerini ikişer ikişer çarparak elde edilip, yöney boyutları çarpımını veren boyutlu gerey.

doldurma [Alm. Packung, Dichtung] [Fr. joint, emballage] [İng. packing] [Jap. pakkin, zyûten, zyûtenbutu]: Özdeciklerin, boy ile biçimlerine göre bir oylumu kaplayıp dizilmeleri.

donma noktası alçalımı [Alm. niederdrücken des Gefrierpunktes] [Fr. abaissement de la température de congélation] [İng. depressing of freezing poing] [Jap. gyakôten-kôka]: Az nicelikte yabancı özdek katılmasıyla, arı bir kimyasal özdeğin donma noktasında görülen düşme.

Dopler enlenmesi [Alm. Doppler-Verbreiterung] [Fr. élargissement par effet Doppler] [İng. Doppler broadening] [Jap. Doppler hirogari]: Işık salan taneciklerin hızları dolayısıyla, izge çizgilerinde görülen kalınlaşma.

doruk [es. t. maksimum] [Alm. Maximum] [Fr., İng. maximum] [Jap. saidaiti]: İşlev değerinin en büyük, değişkene göre türevin sıfır olduğu nokta.

dönel izge [Alm. Rotationsspektrum] [Fr. spectre de rotation] [İng. rotational spectre] [Jap. kaiten supekutoru]: Özdeciğin nicemsel dönme erke düzeylerinden oluşan izgesi.

dönermıknatıslık oranı [Alm. gyromagnetisches Verhältnis] [Fr. rapport gyromagnétique] [İng. gyromagnetic ratio] [Jap. jiki-kaiten hi]: Kıvıl yük dağılımlı bir taneciğin dönmesinden doğan mıknatıslık kolcuğunun açısal devinirliğe oranı.

dönü dizge geçişi [Alm. zwischensystem Kreuzung] [Fr. croisement entre deux systèmes] [İng. intersystem crossing] [Jap. kei-kan-kosa]: Özdecik erke düzeyleri arasında, toplam dönüsü değişik olan düzey dizgelerinin birinden diğerine geçişi (çoğunlukla S = 1 üçlülerinden S = 0 teklilerine).

dönü nicem sayısı [Alm. Spinquantenzahl] [Fr. nombre quantique de spin] [İng. spin quantum number] [Jap. supin-ryôsisû]: Eksicik gibi temel taneciklerin bağıl nicem kuramına uymalarından doğan, kıvıl yükün tanecik ekseni çevresinde dönmesiyle ilgili sayılabilecek, ancak nicemde yalnızca birkaç değer alabilen değişken.

dönüşke [Alm. Transform] [Fr. transforme] [İng. transform] [Jap. henkon]: Matematik işler ya da işlevlerin belirli, ve eş bir işlem altında dönüştürülmüş biçimleri.

dönüştürücü [es. t. transformatör] [Alm. Transformator] [Fr. transformateur] [İng. transformer] [Jap. hen-atu-ki, henkan-enzansi]: Kıvıl gerilim ve akımı değiştiren aygıt.

dönüştürüm [es. t. transformasyon] [Alm. Umwandlung] [Fr., İng. transformation] [Jap. henkan, hentai]: 1- Kimyasal yollarla bir özdeciğin yapısını değiştirme. 2- Temel yöneyler üzerine işlerlerin etkisiyle konsayı dizgesini değiştirme.

dönü yörünge etkileşimi [Alm. Spin-Bahn-Wechselwirkung] [Fr. interaction spin-orbitale] [İng. spin-orbit interaction] [Jap. supin-kido- / kan- / sôgosayô]: Kıvıl yükü yanında dönüsü olan bir taneciğin deviniminden oluşan mıknatıs alan ile dönü mıknatıs ucayının etkileşimi.

dört özekli tümlev [Alm. Vierzentrenintegral] [Fr. intégral des quatres centres] [İng. four center integral] [Jap. si-tyûsin-sakibun]: Özekleri dört ayrı çekin üzerinde olan öğecik yörüngeçlerinin çarpımıyla alınan tümlev.

dörtucay [Alm. Quadrupol] [Fr., İng. quadrupole] [Jap. shizyûkyokushi]: Yarısı eksi, yarısı artı olmak üzere dört kıvıl yükten oluşan ya da benzeri özel gerilim işlevleri veren yük dağıtımı.

dörtyüzlü bağlanma [Alm. tetradrischen Bindung] [Fr. liasion tétraédrique] [İng. tetrahedral bonding] [Jap. simentai-ketugô]: Özekteki karbon gibi bir öğeciğin, her yüzü eşkenar üçgen olan dörtyüzlü bir prizmayı belirleyen dört bağ kurması.

durmaz devinim [Alm. perpetuum Mobile] [Fr. mouvement perpétuel] [İng. perpetual motion] [Jap. eikyû-undô]: Erke sağlamadan sürüp gidecek bir devinim. (Isıldevimbilime göre böyle bir devinim gerçekleşemez, düşseldir.)

dursayı [es. t. sabit] [Alm. Konstante] [Fr. constante] [İng. constant] [Jap. teisû]: Bir denklem, fiziksel yasa vb. bulunup, değeri değişmeyen sayı ya da simge.

duru [es. t. hal] [Alm. Zustand] [Fr. état] [İng. state] [Jap. zyôtai]: Değişkenlerin değerleri verildiğinde, dizgenin kesinlikle tanımlanan belirli durumu.

duru denklemi [Alm. zustandsgleichung] [Fr. équation caractéristique d'un gaz] [İng. equation of state] [Jap. zyotai-hâtoeisiki]: Bir özdeğin ısıldevingen durularını sıcaklık, basınç ve bileşim gibi değişkenlere bağlı olarak veren denklem.

duruk kütle [Alm. Ruhemasse] [Fr. masse de reste] [İng. rest mass] [Jap. seisi-situryô]: Bağıllık kuramına göre, hızı ses hızına yaklaştıkça artan kütlenin hız sıfırken aldığı değer: (m0).

durur dalga [Alm. stehende Welle] [Fr. onde stationnaire] [İng. standing wave] [Jap. teizyô-ha]: Ters yönlü, eş genlikli iki dalganın girişiminden oluşan, sıfır, doruk ve oyluk noktaları değişmeyen dalga türü.

düşüm [Alm. Gradient] [Fr., İng. gradient] [Jap. kôbai]: Bir niceliğin, en çok değiştiği doğrultuda uzaklığa göre türevi (örn. sıcaklık düşümü).

düzdöner [es. t. jiroskop] [Alm. Gyroskop, Kreisel] [Fr., İng. gyroscope] [Jap. zyairo (sukôpu)]: Dinginlik kolcuğu büyük olduğundan, dönerken eksenini hep bir doğrultuda tutma eğiliminde olan özel nesne.

düze [Alm. Ordnung, Reihenfolge] [Fr. ordre] [İng. order] [Jap. zyûni]: 1- Kimyasal hız denklemlerinde derişiklik çarpanları sayısı. 2- Türevsel denklemin en yüksek türevi.

düzenek [es. t. mekanik] [Alm. Mechanik] [Fr. mécanique] [İng. mechanics] [Jap. rikigaku]: Nesne, dizge, özdek ya da taneciklerin özelliklerini, değişkenlerini yer ile zamana bağlı olarak türeten ana kural, denklem, fiziksel yasalar topluluğu (nicem düzeneği, Newton düzeneği, sayıtım düzeneği... gibi).

düzey [Alm. Niveau] [Fr. niveau] [İng. level] [Jap. zyun'i reberu]: Nicem düzeneğinde, öğecik özdeciklerinin bulunabildiği kesikli değerlerdeki erkelerden her biri.

düzgü kipler [Alm. Normalschwingungen] [Fr. modes normaux] [İng. normal modes] [Jap. kiyunshindo]: Özdecikiçi titreşimleri birbirine dikey yapıp, Hamilton işlerini yalnızca kareler biçimine sokan titreşim boyutları bileşkeleri.

E

eğim [Alm. Neigung, Gefalle, Rampe] [Fr. pente, rampe] [İng. slope] [Jap. kôbai]: Matematiksel bir eğrinin, belirli bir noktasındaki türevinin değeri.

eğri özdecik [Alm. nichtlineare Moleküle] [Fr. molécule non-linéaire] [İng. non-linear molecule] [Jap. hi-tyokusen (zyô)-bunsu]: Öğecikleri, bir eksen üzerinde olmayan özdecik.

ekleme tepkimesi [Alm. Additionreaktion] [Fr. réaction d'addition] [İng. addition reaction] [Jap. huka-hannô]: Çift karbon-karbon bağlarında pi-bağının açılıp, yerine her bir karbonda bir sigma bağla öğecikler bağlanması.

eklenik [Alm. adjungierte] [Fr. adjointe] [İng. adjoint] [Jap. kamezi]: Bir işlerin ya da yöneyin tersyüz eşleniğinin alınmasıyla edinilen işler, dizey, yöney.

eksicik [es. t. elektron] [Alm. Elektron] [Fr. électron] [İng. electron] [Jap. densi]: Öğecik ile özdecik yapısını oluşturan, kütlesi çekinden iki bin kez daha küçük, eksi yüklü temel tanecik.

eksicik çekerliği [Alm. Elektronenaffinität, Elektroaffinität] [Fr. électro-affinité, affinité électronique] [İng. electron affinity (E. A.)] [Jap. densi-sinwaryoku]: Yüksüz bir öğecik ya da özdeciğin, bir eksicik daha almasıyla saldığı erke ile ölçülen nicelik.

eksicik kırınımı [Alm. Elektronenbeugung] [Fr. diffraction d'électrons] [İng. electron diffraction] [Jap. densi-kaisetu]: 1- Eksicik demetinin özdek içinden geçip saçılması. 2- Bu olaya dayanarak özdeciksel yapıyı bulma yöntemi.

eksicil [Alm. elektrophil] [Fr. électrophile] [İng. electrophylic] [Jap. kyûdensi (sei)]: Eksi yükün daha çok olduğu yerlere giden (ayıraç).

eksiçekerlik [es. t. elektronegativite] [Alm. Elektronegativität] [Fr. électronégativité] [İng. electronegativity] [Jap. denki-inseido]: Ilın öğeciklerin eksicik çekme eğilimlerini sıralayan, dolayısıyla öğeciğin kimyasal etkinliği ve özdecik içinde yol açacağı ucaylaşmaya ilişkin bilgi veren nicelik.

eksin [es. t. anyon] [Alm. Anion, negatives Ion] [Fr., İng. anion] [Jap. in-ion]: Eksi yüklü özdecik yükünü.

eksiuç [es. t. katot] [Alm. Kathode] [Fr., İng. cathode] [Jap. inkyoku, kasôdo]: Kıvılkesimde, sıvıya batırılıp kıvıl akım geçmesini sağlayan metal uçlardan eksi yüklü olanı.

ekşit [es. t. asit] [Alm. Säure] [Fr. acide] [İng. acid] [Jap. san]: Çözününce hidrojen yükünleri veren özdek.

emdirme [Alm. Impragnierung, Durchtränkung, Tränkung] [Fr. imperméabilisation, imprégnation] [İng. impregnation] [Jap. gansin]: Süngerimsi özdekleri yapışkan bir sıvı ile doyurma.

en altyapı [Alm. Hyperfeinstruktur] [Fr. structure hyperfine] [İng. hyperfine structure] [Jap. chô-bisai-kozô]: Çekinsel dönü etkisiyle, eksiciklerin izgesindeki her çizginin birkaç yakın çizgiye ayrılmasıyla oluşan izge biçimi.

engelden sızma [Fr. pénétration de barrière] [İng. penetration of barrier] [Jap. tonneru koka]: Nicem düzeneğinde, üstünden aşmaya devinim erkesi yetmese de, nicemsel bir taneceğin bir engelden öbür yana sızabilmesi olayı.

engelleme [Alm. Hemmung, Inhibition] [Fr. inhiber, inhibition] [İng. inhibition] [Jap. kinsi, yokusei]: Yabancı bir özdek ile tezgenin çalışmasını önleyip tepkimedeki etkisini azaltma.

engelleyici [Alm. Inhibitor, Hemmstoff] [Fr. inhibiteur] [İng. inhibitor] [Jap. yokuseizai]: Tezgenin çalışmasını önleyerek, tepkime hızını azaltan katışkı.

enlenme [Alm. Verbreiterung] [Fr. élargissement] [İng. broadening] [Jap. hirogari]: İzge çizgilerinin, basınç ya da kıvıl alan özdeciklerinin hızlarına bağlı nedenlerle genişlemesi olayı.

erey [es. t. limit] [Alm. Grenze] [Fr. limite] [İng. limit] [Jap. genkai]: Sürekli, sonsuz bir değişmenin en son varacağı yer.

ergime noktası [Alm. Schmelztemperatur, Schmelzpunkt] [Fr. point de fusion] [İng. melting point] [Jap. yûten (yûkai-ten)]: Katının sıvıya dönüştüğü sıcaklık.

eritken bkz. çözgen.

eritmek bkz. çözmek.

eriyik bkz. çözelti.

erke [es. t. enerji] [Alm. Energie] [Fr. énergie] [İng. energy] [Jap. enerugii]: Taneciklerin devinimini ya da devinim yapabilme gerilimlerini ölçen nicelik.

erke aralığı [Alm. Energie Spalt] [Fr. discontinuité d'énergie] [İng. energy gap] [Jap. enerugii-kangeki]: Birbirine yakın erkelerden oluşmuş bir düzey dizisi ile gene öyle bir erke düzey dizisi arasındaki büyücek erke ayrımı.

erke atlaması [es. t. enerji transferi] [Alm. Energieüberleitung] [Fr. transfert d'énergie] [İng. energy transfer] [Jap. enerugii-idô]: Uyarık duru erkelerinin, özdecik içinde bir yerden bir yere ya da bir özdecikten başka birine geçmesi.

erke dağılım [Alm. Energie Verteilung] [Fr. distribution d'énergie] [İng. energy distribution] [Jap. enerugii-bunpu]: Sayıtım düzeneği kurallarına göre, belirli koşullarda hangi devinim kipinde ya da nicemsel erke düzeyinde, ne ölçüde erke bulunacağını gösteren ortalamalar.

erke eşbölümü [Alm. Gleichverteilung der Energie] [Fr. équipartition d'énergie] [İng. equipartition of energy] [Jap. enerugii no tobunpai]: Nicemsiz sayıtım düzeneğine göre, belirli bir sıcaklıkta (T), devinen nesnenin her devinim kipine (örn. devinim erkesinin her bir boyut doğrultusundaki devinimden gelenine) ortalama (1/2) kT nicelikte erke düşmesi ilkesi.

erkelendirmek [Alm. aktivieren] [Fr. activer] [İng. energize] [Jap. enerugii]: Bir tepkimeye girebilmelerini sağlamak için özdeciklerin erkesini artırmak.

esnek [es. t. elastik] [Alm. elastisch] [Fr. élastique] [İng. elastic] [Jap. dansei]: Kuvvetle orantılı olarak uzayıp kısalan (özdek, nesne vb.).

esneklik [es. t. elastikiyet] [Alm. Elastizität] [Fr. élasticité] [İng. elasticity] [Jap. dansei]: Kuvvetle orantılı olarak uzayıp kısalma durumu.

eşbasınç eğrisi [es. t. izobar] [Alm. Isobar] [Fr. isobare] [İng. isobar] [Jap. tôatusiki, tôatusen, dôzyûtai]: Eşbasınç altında, bir özelliğin başka bir değişkene göre nasıl değiştiğini gösteren eğri.

eşbölüm [Alm. Gleichverteilung] [Fr. équipartition] [İng. equipartition] [Jap. tôbunpai]: Erkenin, sayıtım düzeneği kurallarına uygun olarak çeşitli devinim kiplerine dağılımı.

eşçoğuz [Alm. Mischpolymer] [Fr. copolymère] [İng. copolymer] [Jap. kyô-zyûgôtai]: İki ayrı tekiz özdecik türünden yapılı çoğuz.

eşdeğer yörüngeçler [Alm. äquivalentes Orbital] [Fr. orbitales équivalentes] [İng. equivalent orbitals] [Jap. toka-kido]: Birbirinin eşi olmalarına karşın doğrultuları değişik, birlikte belli bir bakışıklık gösteren yörüngeçler.

eşdönüşür [Alm. Kovariante] [Fr. covarient] [İng. covariant] [Jap.kyôhen]: Belirli bir öbeğe göre konsayı dizgesi değiştirildikçe görünümünü değiştirmeyen (gerey denklemleri), birlikte değişen (gerey bileşenleri).

eşeksicikli dizi [Alm. isoelektronische Reihenfolge] [Fr. succession isoélectronique] [İng. isoelectronic sequence] [Jap. tôdensi-kôka]: Eşit sayıda eksicikleri olan yükünler dizisi.

eşevreli ışık [Alm. kohärentes Licht] [Fr. lumière cohérente] [İng. coherent light] [Jap. konsho-sei no hikari]: Işıncıkları hep bir evrede olan ışık.

eşevresiz ışık [Alm. nichtkohärentes Licht] [Fr. lumière incohérente] [İng. incoherent light] [Jap. hikansho-sei no hikari]: Işıncıkları hep bir evrede olmayan ışık.

eşik [Alm. Schwelle] [Fr. seuil] [İng. threshold] [Jap. ikichi]: Özellikle çarpışma olaylarında, yükünleşme, uyarma gibi işlemlerin ilk olabildiği erke.

eşitsizlik [Alm. Ungleichheit] [Fr. inégalité] [İng. inequality] [Jap. futô]: Hangi yanın daha büyük olduğunu gösteren bağıntı.

eşiz [es. t. izomer] [Alm. Izomer] [Fr. isomére] [İng. isomer] [Jap. iseitai]: Bileşimleri özdeş, geometrileri değişik özdeciklerden her biri.

eşizlenme [es. t. izomerleşme, izomerizasyon] [Alm. Isomerisation, Isomerisierung] [Fr. isomérisation] [İng. isomerization] [Jap. iseika]: Bir özdeciğin, belirli bir eşiz yapısından başka bir eşiz yapısına dönüşmesi olayı.

eşkaynar [es. t. azeotrop] [Alm. azeotrop] [Fr. azéotrope] [İng. azeotrope] [Jap. kyôhutu-kongôbutu]: Tek bir özdekten oluşmayan, ama yine de öyle imiş gibi tek bir sıcaklık noktasında kaynayan sıvı.

eşlem [es. t. parite] [Alm. Parität] [Fr. parité] [İng. parity] [Jap. hantensei]: Yöneysel değişkenleri eksi yapıldığında, işlevin aldığı imi gösteren bakışım niceliği.

eşlem sakınımı [Alm. Parität Konservierung] [Fr. conservation de parité] [İng. parity conservation] [Jap. guki sei no hantensei]: Fiziksel olay ya da tepkimelerde, tüm tepkenlerin eşlem imleri çarpımının tüm ürünlerinkine eşit, bakışımlı olması.

eşlenik sayı [Alm. konjugierte Zahl] [Fr. chiffre conjugué] [İng. conjugate number] [Jap. hukusosû]: Karmaşık sayıdan, sanal parçasının simgesini değiştirmekle edinilen sayı.

eşoylum eğrisi [es. t. izokron] [Alm. Isochrone] [Fr., İng. isochrone] [Jap. tôyôsiki]: Oylum değişmeden, bir özelliği başka değişkenlere göre gösteren eğri.

eşöğecikli [es. t. homonükleer] [Alm. Homonuklear] [Fr. homonucléaire] [İng. homonuclear] [Jap. kin'i tukaku-bunsi]: İki öğeciği de bir türde olan (özdecik).

eşsıcaklık eğrisi [es. t. izoterm] [Alm. Isotherme] [Fr. isotherme] [İng. isotherm] [Jap. tôonsen]: Bir özelliğin başka bir değişkene göre, her biri değişmez sıcaklıktaki eğrilerinden biri.

eşyönlü [es. t. izotropik] [Alm. isotrop, isotropisch] [Fr. isotropique] [İng. isotropic] [Jap. tôhôsei no]: Özellikleri her yönde bir olan (ortam).

eşyönsüz [es. t. anizotropik] [Alm. anisotrop] [Fr. anisotropique] [İng. anisotropic] [Jap. ihôsei no]: Özellikleri, içindeki doğrultuya göre değişen (ortam).

etkilenirlik [Alm. Suszeptibilität] [Fr. susceptibilité] [İng. susceptibility] [Jap. zikaritu]: Uygulanan kıvıl ya da mıknatıs alana göre, özdeğin içindeki bir noktada alanın ne olacağını bildiren katsayı.

etkileşim [Alm. Wechselwirkung] [Fr., İng. interaction] [Jap. sôgo-sayô]: Dizgelerin, aralarında gösterdikleri karşılıklı kuvvetler, etkiler.

etkinleşme erkesi [es. t. aktivasyon enerjisi] [Alm. Aktivierungsenergie] [Fr. énergie d'activation] [İng. activation energy] [Jap. kasseika-enerugii]: Tepkime olabilmesi için, aradaki gerilim engelini aşacak ölçüde verilmesi gereken erke.

etkinleşmiş karmaşık [Alm. Reaktionsknäuel] [Fr. complexe activé] [İng. activated complex] [Jap. kassei sakutai]: Tepkime sonuçlanmadan önce, tepkinlerin birbirine kısa süre için bağlanarak aldıkları varsayımlı durum.

etkinlik [es. t. aktivite] [Alm. Aktivität] [Fr. activité] [İng. activity] [Jap. kassei, katuryô]: Kimyasal gerilimi logaritmik olarak veren nicelik.

etkinlik katsayısı [Alm. Aktivitätskoeffizient] [Fr. coefficient d'activité] [İng. activity coefficient] [Jap. katuryô-kaisû]: Etkinliğin derişikliğe oranını veren katsayı.

etkin nokta [Alm. aktive Lage] [Fr. site actif] [İng. active site] [Jap. kasseiten]: Özgen gibi bir iri özdeciğin, belirli bir tepkimeyi gerçekleştiren özel noktası.

evre [es. t. faz] [Alm. Phase] [Fr., İng. phase] [Jap. sô, isô]: 1- Özdeğin tektürel, kesiksiz durusu (katı evre, sıvı evre vb.). 2- Dalga işlevinin bir noktasının aynı yere hangi zamanda geleceğini gösterir açı.

evre çizgesi [es. t. faz diyagramı] [Alm. Phasendiagramm, Zustandsdiagramm] [Fr. diagramme d'équilibre, diagramme de phase] [İng. phase diagram] [Jap. zyôtaizu]: Sıcaklık ve bileşime göre, bir dizgede hangi özdek evrelerinin bulunacağını gösteren çizge.

evre geçişi [Alm. Phasenübergang, Phasenumwandlung] [Fr. transition de phase] [İng. phase transition] [Jap. sôten'i]: Katı, sıvı, gaz gibi bir evrenin, bağımsız değişkenlerin belli bir noktasında başka bir evreye dönüşmesi olayı.

evren ışınları [es. t. kozmik ışınlar (şualar)] [Alm. Höhenstrahlen, Weltraumstrahlung] [Fr. rayons cosmiques] [İng. cosmic rays] [Jap. utyûsen]: Uzaydan yeryüzüne gelen çok yüksek erkeli temel tanecikler.

evrik [Alm. umgekehrt] [Fr., İng. inverse] [Jap. tentôshita]: Bir işlerin (L) etkisini gideren ters işler: (L?¹): (L?¹ L = l).

evrilme [es. t. enversiyon] [Alm. Inversion] [Fr., İng. inversion] [Jap. hanten, tenka]: Amonyak gibi şemsiye biçimli özdeciğin tersyüz olması.

F

Fermi düzeyi [Alm. Fermihöhe] [Fr. niveau de Fermi] [İng. Fermi level] [Jap. Ferumi-zyun'i]: Bir metalin, Pauli dışarlama ilkesine göre eksiciklerle doldurulmuş olan erke düzeylerinin en yükseği.

fiziksel kimya [Alm. physikalische Chemie] [Fr. chimie physique] [İng. physical chemistry] [Jap. butsuri-kagaku]: Kimyasal olguları, özdeklerin özelliklerini ana fizik yasalarından başlayarak açıklayan, fiziksel ölçme yöntemleriyle nicelleştiren bilim dalı.

fosforlanma [Alm. Phosphoreszenz] [Fr., İng. phosphorescence] [Jap. rinkô]: Bir özdeğin, uyarık bir durudan taban duruya geçiş olasılığı az olması yüzünden uzun süre ışıldaması olayı.

G

gaz devimbilimi [Alm. Gas Dynamik] [Fr. dynamique des gaz] [İng. gas dynamics] [Jap. kitai-rikigaku]: Gazların akışlarını, devinirken gösterdikleri özellik vb. ile ilgilenen bilgi dalı.

gaz hızbilimi [Alm. kinetische Gastheorie] [Fr. théorie cinétique des gaz] [İng. gas kinetics] [Jap. kitai-bunsi-undôran]: Özdeciklerin devinim ve çarpışmalarından ilerleyerek, gazların özelliklerini bulan kuramsal dal.

geçerli nicem sayısı [Alm. gunstige Quantenzahl] [Fr. bonne nombre quantique] [İng. good quantum number] [Jap. iyi ryosisu]: Özel bakışımlardan doğan nicem sayı türlerinin kesinliklerini koruyabilenleri.

geçirgen [Alm. durchlässig] [Fr. perméable] [İng. permeable] [Jap. tô kasei]: Kimi yükün ya da özdecikleri içinden göçüren (zar).

geçirgenlik [Alm. Durchlässigkeit] [Fr. perméabilité] [İng. permeability] [Jap. tôziritu, tôkaritu]: Birim zar alanı başına geçişi ölçen katsayı.

geçirmez [Alm. undurchlässig] [Fr. imperméable] [İng. unpermeable] [Jap. hitôkasei]: Kimi yükün ya da özdecikleri içinden göçürmeyen (zar).

geçiş [Alm. Übergang] [Fr., İng. transition]: Çeşitli etkenler yüzünden, dizgenin bir nicem durusundan başka bir nicem durusuna atlaması.

geçişme [es. t. ozmoz] [Alm. Osmose] [Fr. osmose] [İng. osmosis] [Jap. sintô]: Bir sıvıyı tümüyle geçirmeyen bir zardan, ancak o sıvı içindeki kimi tür özdeciklerin geçmesi olayı.

geçiş olasılığı [Alm. Übergangswahrscheinlichkeit] [Fr. probabilité de transition] [İng. transition probability] [Jap. sen'i kakuritsu]: Bir erke düzeyinden bir ötekine, saniyede geçen öğecik ya da özdecik sayısı: (Aij).

genleşirlik [Alm. Ausdehnbarkeit] [Fr. expansivité] [İng. expansivity (coefficient of thermal expansion)] [Jap. bôtyôritu (netu-bôtyôritu)]: Belirli bir özdeğin, sıcaklık bir derece artınca ne ölçüde oylum değiştirdiğini veren katsayı.

genleşme katsayısı [Alm. Ausdehnbarkeit] [Fr. expansivité] [İng. expansivity] [Jap. bôtyôsei]: Birim nicelikte bir özdeğin, bir derece sıcaklık artışıyla gösterdiği oylum genişlemesi.

genlik [Alm. Amplitude, Weite] [Fr. amplitude, étendue, largeur] [İng. amplitude] [Jap. sinpuku]: bkz. dalga genliği.

geometrik eşiz [Alm. geometrischer Isomerie] [Fr. isomère géométrique] [İng. geometric isomer] [Jap. kôgaku isei]: Öğesel bileşimi ile bağları özdeş, geometrik biçimi değişik özdecik.

gerçek sayı alanı [Alm. reelle Zahl] [Fr. champ de numéros réels] [İng. real number field] [Jap. zissu-ryôiki]: Eksi sonsuzdan artı sonsuza dek bir eksen üzerindeki bütün sayılar.

gerey [es. t. tensör] [Alm. Tensor] [Fr. tenseur] [İng. tensor] [Jap. tensoru]: Belli dönüştürüm öbeği işlerleri altında, birkaç yöney gibi dönüşür matematik nesne.

geriçevrim [Alm. Zurückführung] [Fr. recyclage] [İng. recycling] [Jap. (sai) zyunkan]: Tepkime ürünlerinin bir kesimini yeniden kimyasal işleme sokma.

gerilim [es. t. potansiyel] [Alm. Potential] [Fr. potentiel] [İng. potential] [Jap. potensharu]: Uzaklığa göre türevi, ters yönde kuvveti veren işler.

gerilimölçer [es. t. potansiyometre] [Alm. Potentionmeter] [Fr. potentiomètre] [İng. potentiometer] [Jap. den'isa-kei]: Kıvıl gerilimi ölçen araç.

geritepme (çekinsel) [Alm. Rückpall, Prellklotz, Rückstoss (nuklear), Zurückspringen] [Fr. rebondissement (nucléaire)] [İng. recoil (nuclear)] [Jap. han'tyô]: Eksicik, gamma ışıncığı gibi tanecikleri salarken, devinirliğin sakınımı ilkesi yüzünden, çekinin de eksi yönde gitmesi olayı.

geriverme [Alm. Rückführung, Rückkopplung] [Fr. rétroaction] [İng. feedback] [Jap. fiido-bakku]: 1-Sonuç etkenlerinin, neden etkenlerini etkilemesi. 2- Bu yoldan sağlanan işlem denetlemesi.

gevşeme olayları [Alm. Relaxionsverfahren, Relaxionsphänomenen] [Fr. phénomènes de relaxation] [İng. relaxation phenomena] [Jap. kanwa genisyô]: Uyarık durudaki devinimlerin, bir süre sonra dengeye doğru gitmeleri olayları.

giderlik [Alm. Beweglichkeit] [Fr. mobilité] [İng. mobility] [Jap. idôdo]: Yükünlerin birim alan altındaki hızları.

gidim [es. t. menzil] [Alm. Reichweite] [Fr. distance de pénétration] [İng. range] [Jap. tôtaru-kyori]: Atılan bir nesnenin, bir yere çarpınca ya da devinim erkesi sürtünme katsayıları yüzünden tükeninceye dek gidebildiği uzaklık.

gidimizi [es. t. parkur] [Alm. Fluglinie] [Fr. parcours] [İng. trajectory] [Jap. jundô]: Atılan bir nesnenin düzenek yasalarına göre çizdiği eğri.

girişim [Alm. Interferenz] [Fr. interférence] [İng. interference] [Jap. kansyô]: Işık dalgalarının üst üste gelmesiyle ışık yeğinliğinin kimi yerlerde çok, kimi yerlerde az çıkması olayı.

girişimölçer [es. t. interferometre] [Alm. Interferometer] [Fr. interféromètre] [İng. interferometer] [Jap. kansyôkei]: Girişime dayanarak dalga boyunu ölçen aygıt.

gizil ısı [Alm. latente Wärme] [Fr. chaleur latente] [İng. latent heat] [Jap. sennetu]: Buharın yoğunlaşması ya da sıvının katılaşması ile verilen ısı.

g-katsayısı [Alm. G-Faktor] [Fr. g-facteur] [İng. g-factor] [Jap. zii-insi]: İzgelerde ölçülüp nicemle açıklanabilen, dönermıknatıslık kolcuğunun nicemsiz kıvılmıknatıslıktan çıkan değere oranı.

gökfiziği [es. t. astrofizik] [Alm. Astrophysik] [Fr. astrophysique] [İng. astrophysics] [Jap. tonmon-buturu]: Uzaydaki öğecik ve özdeciklerin izgelerini fiziksel olarak inceleyen, gök cismi görüntülerini ana fizik yasaları ile açıklamaya çalışan bilim dalı.

gönderme [İng. mapping]: Bir uzaydaki matematiksel nesnelere karşılık, başka bir uzayda kimi nesneler gösterme işlemi.

görünen tepkime [Alm. Gesamtreaktion] [Fr. réaction total] [İng. overall reaction] [sôkatu-hannô]: Yalnız tepken ve ürünleriyle belirtilen tepkime.

görünge [es. t. temsil] [Alm. Darstellung] [Fr. représentation] [İng. representation] [Jap. hyogen]: Bir yöney, gerey ya da matematiksel işlerin belirli bir uzaydan, düzlem ya da konsayı dizgesi üzerinde aldığı sayısal, dizeysel biçim.

görüngü [es. t. fenomen] [Alm. Phänomen, Erscheinung] [Fr. phénomène] [İng. phenomenon] [Jap. gensyô]: Kuramsal anlamı üzerinde pek durulmadan, yalnız gözlenmiş olan belirli bir doğa ya da deney olayı.

göstergeç [es. t. indikatör] [Alm. Anzeiger, Indikator, Messzeiger] [Fr. indicateur] [İng. indicator] [Jap. siziyaku]: Belirli bir kimyasal özdeğin var olup olmadığını, örneğin belli bir renk vererek gösteren özel ayıraç.

gözcük [Alm. Zelle] [Fr. cellule] [İng. cell] [Jap. saibô, denti, denkaisô]: Kıvılkesim işleminin yapıldığı kap.

göze çekirdeği ekşiti [es. nükleik asit] [Alm. Nukleinsäure] [Fr. acide nucléique] [İng. nucleic acid] [Jap. kakusan]: Canlılarda göze çekirdeğindeki kalıtım etkeni DNA; göze ortamındaki RNA gibi dört tür özdeciksel birimin (ATGC kimi kez de U) fosfat-şeker zinciri üzerine bir şifreyle dizilmesinden oluşmuş dirilçoğuz.

gözeli [Alm. porig, zellenartig, zell(en) förmig, zellig] [Fr. cellulaire] [İng. cellular] [Jap. saibo-no]: Gözelerden dizilmiş biçimde bir yapı gösteren.

H

hız [Alm. Geschwindigkeit] [Fr. vitesse] [İng. speed] [Jap. sokudo]: Yön belirtmeden verilen, birim zamanda alınan yol niceliği.

hızbilim [es. t. kinetik] [Alm. Kinetik] [Fr. cinétique] [İng. kinetics] [Jap. hannô-soku-doron]: Kimyasal tepkimelerin hızlarını ölçen, çözümleyen; bu hızlardan tepkime düzeneklerini çıkarmaya çalışan fiziksel kimya dalı.

hız katsayısı [Alm. Geschwindigkeitskonstante] [Fr. constant de rapport] [İng. rate constant] [Jap. sokudo-teisû]: Derişikliklerle çarpıldığında tepkime hızını veren, derişikliklere bağlı olmayıp, ancak sıcaklık, basınç gibi dış etkenlere göre değeri değişebilen sayı.

hız yöneyi [Alm. Geschwindigkeit] [Fr. vitesse] [İng. velocity] [Jap. sokudo]: Belirli bir yön ve büyüklükteki hız.

I

ılımlayıcı [Alm. Bremsstoff] [Fr. modérateur] [İng. moderator] [Jap. gensokuzai]: Çekinsel tepkirlerdeki ılıncık sayı erkelerini azaltıp, erke üretimini denetlemeye yarayan özdek.

ılın [es. t. nötr, nötür] [Alm., İng. neutral] [Fr. neutre] [Jap. tyûsei]: 1- Kıvıl yükü olmayan. 2- Ekşit ya da baz olmayan.

ılınlama [es. t. nötralize etme, nötürleştirme] [Alm. Neutralisation, Abstumpfen] [Fr. neutralisation] [İng. neutralization] [Jap. tyûwa]: 1- Ekşitle bazı karıştırıp, ekşitliği ya bazlığı giderme (pH = 7 yapma). 2- Toplam kıvıl yükü sıfır yapma işlemi.

ılıncık [es. t. nötron] [Alm. Neutron] [Fr., İng. neutron] [Jap. tyûseisi]: Önelciklerle birlikte çekinleri oluşturan, kıvıl yüksüz, dönüsü 1/2 olan ana tanecik.

ılıncık kapma [Alm. Neutroneneinfang] [Fr. capture de neutrons] [İng. neutron capture] [Jap. tyûseisi-hosoku]: Çekine bir ılıncığın katılması olayı.

ıraksak dizi [Alm. auseinandergehende Reihen] [Fr. série divergente] [İng. divergent series] [Jap. hirogaru tyokuretu]: Terimleri sonsuza doğru toplandığında belirli bir sayısal sonuç vermeyen dizi.

ısı [Alm. Wärme] [Fr. chaleur] [İng. heat] [Jap. netu]: Bir özdeği, ısıldevingen bir durudan daha yüksek sıcaklıktaki ısıldevigen duruya götürmek için verilmesi gereken erke niceliği.

ısı aktarımı [Alm. Wärmeübergang] [Fr. transfert de chaleur] [İng. heat transfer] [Jap. netudentatu]: Isının, çeşitli yollarla (ısı iletimi, ışınım) bir ortamdan başka bir ortama geçiş özelliklerini inceleyen bilgi dalı.

ısı iletimi [Alm. Wärmeleitung] [Fr. conduction de chaleur] [İng. heat conduction] [Jap. netudendô]: Isının, birbirine değen nesneler arasından özdeciksel çarpışmalarla geçmesi olayı.

ısı kapsağı bkz. yığa.

ısıl [es. t. termik, termal] [Alm. thermisch, kalorisch] [Fr. thermique, calorique] [İng. thermal, caloric] [Jap. netu]: 1- Isıyla ilgili. 2- Olağan sıcaklıklardaki (kT) ölçüsünde ısı nicelikleriyle ilgili.

ısılçekinsel tepkime [Alm. thermonukleare Reaktion] [Fr. réaction thermonucléaire] [İng. thermonuclear reaction] [Jap. netu-kakuhanô]: Isı üretmek için kullanılan çekinsel tepkime.

ısıldevimbilim[es. t. termodinamik] [Alm. Thermodynamik, Wärmelehre] [Fr. thermodynamique] [İng. thermodynamics] [Jap. neturikigaku]: Özdeğin kimyasal ve fiziksel dönüşümlerinde erke, iş ve ısı arasındaki bağıntıları veren bilgi dalı.

ısıldevingen duru [Alm. thermodynamik Zustand] [Fr. état thermodynamique] [İng. thermodynamic state] [Jap. neturikigakuteki-ozyôtai]: Bir dizgede sıcaklık, basınç ve bileşimle belirlenip değişmeyen duru.

ısıl erke [es. t. termal enerji] [Alm. Wärmeenergie] [Fr. énergie thermique] [İng. thermal energy] [Jap. netu-dendôritu]: Bir özdeğin birim kesitinden, birim zamanda ne ölçüde ısı geçebildiğini ölçen nicelik.

ısıl iletkenlik [Alm. Wärmeleitzahl] [Fr. conductibilité thermique] [İng. thermal conductivity] [Jap. netu-dendôritu]: Bir özdeğin birim kesitinden, birim zamanda ne ölçüde ısı geçebildiğini ölçen nicelik.

ısılkesim [es. t. piroliz] [Alm. Pyrolyse] [Fr. pyrolyse, thermolyse, pyrogénation] [İng. pyrolysis] [Jap. netubunkai]: Özdecikleri, ısı etkisinden yararlanarak parçalama işlemi.

ısılkimya [es. t. termokimya] [Alm. Thermochemie] [Fr. thermochimie] [İng. thermochemistry] [Jap. netukagaku]: Kimyasal tepkimlerin ısılarını araştıran bilim dalı.

ısılpil [es. t. termopil] [Alm. Thermosaule] [Fr. pile thermoélectrique] [İng. thermopile] [Jap. netudentui-retu]: Çekinsel tepkimelerden ısı üretmeye yarayan aygıt.

ısıölçer [es. t. kalorimetre] [Alm. Kalorimeter] [Fr. calorimètre] [İng. calorimeter] [Jap. neturyôkei]: Alınıp verilen ısı niceliğini ölçen aygıt.

ısı sığası [Alm. Wärmeinhalt, Wärmekapazität] [Fr. capacité calorifique] [İng. heat capacity] [Jap. netuyôryô]: Birim ağırlıkta bir özdeğin, bir derece ısınmak için aldığı ısı.

ısı varışımı [Alm. Wärmekonvektion] [Fr. convection thérmique] [İng. heat convection] [Jap. netuden tairyû]: Isınan bir sıvının yer değiştirerek, ısısını değdiği başka bölgelere götürmesi olayına dayanan ısı aktarma türü.

ıssız [es. t. adiyabatik] [Alm. adiabatische] [Fr. adiabatique] [İng. adiabatic] [Jap. dannetu]: Dışarısıyla herhangi bir özdek ya da erke iletimi olmadan yapılan (işlem).

ışık serpinmesi [Alm. Lichtstruung] [Fr. dispersion de lumière] [İng. dispersion of light] [Jap. kôbunsan]: Bir ortam içinde, ışık kırınım indisinin ışık dalga boyuna göre değişimi.

ışık soğurması [Alm. Lichtabsorption] [Fr. absorption de lumière] [İng. light absorption] [Jap. hikari-sanran]: Bir özdeğin, ışığı alarak daha yüksek erke düzeylerine geçmesi.

ışık ucaylanması [Alm. Lichtpolarisation] [Fr. polarisation de la lumière] [İng. polarization of light] [Jap. henko]: bkz. ucaylanma.

ışıldama [Alm. lumineszieren, leuchten] [Fr. émettre une luminescence] [İng. luminescence] [Jap. ruminesensu]: Bir özdeğin kendi kendine ışık vermesi eylemi.

ışıldar [Alm. lumineszierend, leuchtend] [Fr., İng. luminescent] [Jap. ruminesentu]: Kendi kendine ışık verebilen nitelikte (özdek).

ışılduygunlaştırma [Alm. photochemische Sensibilisierung] [Fr. photosensibilisation] [İng. photosensitization] [Jap. kôzôkan]: Işık etkisiyle bir kimyasal özdeğe tepkiyebilirlik kazandırma.

ışıleksicik izgeölçümü [Alm. Photoelektron Spektroskopie] [Fr. spectroscopie photoélectronique] [İng. photoelectron spectoscopy] [Jap. kôdenshi bunkôki]: Işık etkisiyle çıkan eksiciklerin erkelerini ölçerek elde edilen ve özdecikteki hangi yörüngeçlerin eksiciklerle dolu olduğunu gösteren izgeölçüm yöntemi.

ışıliletkenlik [Alm. lichtelektrische Leitfähigkeit, Photoleitfähigkeit] [Fr. photoconductivité] [İng. photoconductivity] [Jap. kôdendôsei]: Yalıtkan bir özdeğin ışık etkisiyle iletkenleşmesi olayı.

ışılkesim [es. t. fotoliz] [Alm. Photolyse] [Fr. photolyse] [İng. photolysis] [Jap. kôbunkai]: Özdecikleri ışık, çoğunlukla morötesi kullanarak parçalama yöntemi.

ışılkimya [Alm. Photochemie] [Fr. photochimie] [İng. photochemistry] [Jap. kôkagaku]: Işık etkisiyle oluşan kimyasal tepkimeleri inceleyen bilim dalı.

ışılyükünleşme [Alm. Photoionisierung] [Fr. photoionisation] [İng. photoionization] [Jap. kô-ion-ka]: Özdeciğin ışık etkisiyle eksicik çıkarıp bir alt yüküne dönüşmesi olayı.

ışımak [Alm. fluoreszieren] [Fr. émettre une fluorescence] [İng. fluorescence] [Jap. keiko]: (Işık almakta olan bir özdek) Başka ya da aynı dalga boyunda ışınlar salmak.

ışın [es. t. şua] [Alm. Strahl] [Fr. rayon] [İng. ray] [Jap. kosen]: Belli bir doğrultuda giden tanecikler ya da erke demeti.

ışıncık [es. t. foton] [Alm. Photon] [Fr., İng. photon] [Jap. kôsi]: Her biri Planck katsayısı çarpımıyla ışık titreşim sayısı erkesinde olan, bu erkesi daha bölünemeyen nicemsel ışık taneciği.

ışınetkin [es. t. radyoaktif] [Alm. radioaktiv] [Fr. radioactif] [İng. radioactive] [Jap. hôsyasei]: Çekinlerinin kendiliğinden ayrışmasıyla ?, ß ya da ? ışınları salma özelliğinde olan.

ışınetkin izleyici [Alm. Radioindikator] [Fr. traceur radioactif] [İng. radioactive tracer] [Jap. torêsâ]: Kimi öğecikleri ışınetkin yerdeşleriyle değiştirip, ışınetkinliği izleyerek, o özdeğin vardığı yerleri bulmaya yarayan yerdeş.

ışınetkin kimyası [Alm. Radiochemie, Chemie radioaktiver Stoffe] [Fr. radiochimie, chimie des éléments radioactifs] [İng. radio chemistry] [Jap. hôsya-kagaku]: Işınetkin özdekleri, bunlara bağlı olayları inceleyen kimya dalı.

ışınetkinlik [es. t. radyoaktivite] [Alm. Radioaktivität] [Fr. radioactivité] [İng. radioactivity] [Jap. hôsyanô]: Kalımsız çekinlerin, ?, ß ya da ? ışınları salarak bozunmaları durumu.

ışınım [es. t. radyasyon] [Alm. Strahlung] [Fr., İng. radiation] [Jap. hôsya, hôsyasen]: Çekincik ya da eksiciklerin, alt nicem durularına geçmeleriyle ışınlar salmaları olayı.

ışınım kimyası [es. t. radyasyon kimyası] [Alm. Strahlenchemie] [Fr. chimie sous rayonnement] [İng. radiation chemistry] [Jap. hôsyasen-kagaku]: X ışınları, ? ışınları gibi yüksek erkeli ışınların etkisinden doğan kimyasal olayları inceleyen kimya dalı.

ışınımsal aktarım [Alm. strahlungs Transportierung] [Fr. transfert radiatif] [İng. radiative transfer] [Jap. hôsya-idô]: Işının birbirine değmeyen nesneler arasında, kızılaltı kıvılmıknatıs alanlarıyla boşoylumdan geçmesi.

ışınımsız geçiş [Alm. Übergang ohne Strahlung] [Fr. transition sans radiation] [İng. radiationless transition] [Jap. hihôsha-sen'i]: Bir özdeciğin, ışık salmadan uyarık bir durudan başka bir duruya yaptığı geçiş.

ışınım yoğunluğu [Alm. Strahlungsdichte] [Fr. densité de radiation] [İng. radiation density] [Jap. hôsya-mitudo]: Birim oylumdaki ışınım erkesi niceliği.

ışınır [es. t. flüoresan] [Alm. fluoreszierend] [Fr., İng. fluorescent] [Jap. keiko]: Işık almakta olan bir özdeğin, başka ya da aynı dalga boyunda ışınlar salabilirliği.

ışınırlık [es. t. flüoresans] [Alm. Fluoreszenz] [Fr., İng. fluorescence] [Jap. keikô]: Işık almakta olan bir özdeğin, başka ya da aynı dalga boyunda ışınlar salması olayı.

ışınırlık dindirmesi [Alm. Fluoreszenlöschung] [Fr. extinction d'un fluorescence] [İng. quenching of fluorscence] [Jap. keikô-syômetsu]: Bir dış etkenle, özdeciklerin ışınırlığını azaltma ya da durdurma.

ışınkıvıl etki [Alm. photoelektrischer Effekt, lichtelektrischer Effekt, Photoeffekt] [Fr. effet photo-électrique] [İng. photoelectric effect] [Jap. kôden-kôka]: Işığın, bir özdek yüzeyine çarpmasıyla ondan eksicikler çıkartmasını sağlayan etki.

ışın yaprak izgeölçümü [Alm. Bündel Folie Spektroskopie] [Fr. spectroscopie feuille et faisceau] [İng. beam-foil spectroscopy] [Jap. hari-haku bunkôgaku]: Öğecik demetlerinin, çok ince bir karbon vb. yaprağından geçmesiyle uyarılmaları, sonra saldıkları ışınların demet ekseni boyunca azalması olayına dayanan öğecik geçiş olasılığını ölçme yöntemi.

 

İ

içbasınç [Alm. Innendruck] [Fr. tension interne] [İng. internal pressure] [Jap. naiatu (ryoku)]: Sıvı erkesinin oylumuna göre değişmesini verip, sıvıyı bir anda tutan kuvveti ölçen nicelik.

iççelişmez alan [Alm. selbst-verträglich-Feld] [Fr. champ auto-cohérent] [İng. self-consistent field] [Jap. jiko-mudochaku no ba]: Çok eksicikli öğecik ve özdecik yapıları kuramında, her bir eksiciğin gördüğü, öbür eksiciklerin devinimleri üzerinden ortalama alınarak bulunan alan.

iççevirtim [Alm. innere Umlagerung] [Fr. rotation interne] [İng. internal rotation] [Jap. naibu-kaiten]: Aynı özdecik içindeki kimi parçaların birbirlerine göre yaptıkları dönmesel devinim.

içözekli küpsel yapı [Alm. raumzentirierte kübische Gitter] [Fr. réseau cubique centré] [İng. body-centered cubic, body-cut cubic] [Jap. taisin-rippô-kôsi]: Birim gözesinin özeğinde ve köşelerinde birer özdeciği olan (kırılca yapı türü).

içyapışkanlık [es. t. kohezyon] [Alm. Kohäsion] [Fr. cohésion] [İng. cohesion] [Jap. yôsyû]: Sıvı ya da katı tanecikleri bir arada tutan kuvvet, erke.

iki bileşkenli dizge [Alm. Zweikomponensystem, Zweistoffsystem, binares System] [Fr. système binaire] [İng. two component system] [Jap. ni-seibun-kei]: Bir özdek evresinin tektürel bileşimini belirginlemek için, en az verilmesi gereken kimyasal türlerin her biri.

ikinci ısıldevimbilim yasası [Alm. Der zweite Hauptsatz der Wärmelehre] [Fr. deuxième loi de thermodynamique] [İng. second law of thermodynamics] [Jap. neturikigaku-daini-hôsoku]: Erkesi değişmez tutulan bir dizgenin, olasılığı en yüksek olan duruya doğru gideceğini söyleyen temel yasa.

ikiözdecikli [Alm. bimolekülar] [Fr. bimoléculaire] [İng. bimolecular] [Jap. ni-bunshi]: İki özdeciğin çarpışmasından oluşan (tepkime vb.).

ikişerli toplanırlık [Alm. Additivität paarweise] [Fr. additivite paire au paire] [İng. pairwise-additivity] [Jap. tur-kaseisei]: Boşluktaki iki özdecik arasındaki gerilim erkesi işlerinin ikişer ikişer bütün özdeciklere uygulanarak, daha yoğun bir ortamın toplam gerilim erkesinin bulunabilmesi.

ikiuzay [Alm. Doppelt] [Fr. double, duel] [İng. dual] [Jap. nizyûsei]: Bir yöneyler uzayındaki her yöneyi: l a >, tersyüzleyerek edinilen yöney uzayı: < a l.

iletken [es. t. kondüktör] [Alm. Leiter] [Fr. conducteur] [İng. conductor] [Jap. dôtai]: Isıl ya da kıvıl geçirgenliği olan (özdek, nesne vb.).

iletmez [es. t. izolant] [Alm. Nichtleiter] [Fr. isolant] [İng. non-conducting] [Jap. hudôtai]: Isıl ya da kıvıl geçirgenliği olmayan (özdek, nesne vb.).

ilginlik [Alm. Affinität, Verwandtschaft] [Fr. affinité] [İng. affinity] [Jap. sinwaryoku]: Başka bir özdeği çekme, onunla birleşme eğilimi.

ilinge [es. t. topoloji] [Alm. Topologie] [Fr. topologie] [İng. topology] [Jap. isô]: Geometride olduğu gibi, katı biçimlerin değil, esneyip sündürülen biçimlerin özelliklerini, değişmezlerini, kimyada da kesin bağ uzaklıklı, açık özdecik biçimleri yerine, yalnız hangi öğeciklerin hangilerine bağlı oldukları üzerinde duran temel matematiksel dal.

ince yapı [Alm. Feinstruktur] [Fr. structure fine] [İng. fine structure] [Jap. bissai kozô]: Eksicik itişimleri yüzünden, öğecik izgesinin toplam eksicik dönüsüne göre ayrılmış çizgiler göstermesiyle oluşan yapı.

ince yük [Alm. Nettoladung] [Fr. charge nette] [İng. net charge] [Jap. netto denka]: Yığılım çözümlemesinde, kaplaşım yükünden ayrı olarak, her bir öğecik üzerinde çıkan eksicik yükü.

indirgenme [es. t. redüksiyon] [Alm. Reduktion, Desoxydation] [Fr. réduction] [İng. reduction] [Jap. kangen]: Özdeciğin eksicik alması, hidrojen öğesinin çoğalması ya da oksijenin azalması olayı.

indirgenmiş kütle [Alm. reduzierte Masse] [Fr. masse réduite] [İng. reduced mass] [Jap. kansan şitsuryo]: Aralarındaki ağırlık özeği değişmeden, iki kütlenin birbirlerine karşı yaptıkları bağıl devinim erkesini veren kütle.

indirgenmiş oylum [Alm. reduziuerte Volumen] [Fr. volume réduite] [İng. reduced volume] [Jap. gensyô taiseki]: Belli bir sıcaklık ve basınçtaki özdemsel oylumun, o özdeğin bunalgı noktasındaki oylumuna oranı.

indirgenmiş sıcaklık [Alm. reduzierte Temperature] [Fr. température réduite] [İng. reduced temperature] [Jap. kansan-ondo]: Sıcaklığın, bir özdeğin bunalgı sıcaklığına oranı.

irgitim [es. t. indüksiyon, indükleme, indüklem] [Alm. Induktion] [Fr., İng. induction]: 1- Mıknatısla ya da kıvıl bir alan etkisiyle bir özdek içinde ucayların oluşması. 2- Mıknatıs alanı değişirken kıvıl alan ya da akım oluşması.

irgitim sarmalı [Alm. Funkeninduktor, Induktionsrolle, Induktionspule] [Fr. bobine d'induction] [İng. induction coil] [Jap. yûdô-koiru]: İçinden geçen mıknatıs alanı değişince yüksek kıvıl alıp veren tel sarmal.

iriölçekte [es. t. makroskobik] [Alm. maktoskopisch] [Fr. macroscopique] [İng. macroscopic] [Jap. kyositeki]: Özdeciksel çapta değil, göze görünür çapta olan.

iriözdecik [es. t. makromolekül] [Alm. Makromoleküle] [Fr. macromolécule] [İng. macromolecule] [Jap. kôbunsi, kyodai-bunsi]: Özdecik ağırlığı binleri bulan çoğuz türü özdecik.

işler [Alm. Operator] [Fr. opérateur] [İng. operator]: Nicem düzeneğinde, bir yöneye uygulanınca başka bir yöney veren matematiksel nesne.

işlev [es. t. fonksiyon] [Alm. Funktion] [Fr. fonction] [İng. function] [Jap. kansû]: Bir değişkenin değerlerine karşılık atanan sayılar topluluğu.

itim [Alm. Abstossung] [Fr. répulsion] [İng. repulsion] [Jap. sekiryoku]: İki özdeciği ya da taneciği birbirinden uzaklaştıran kuvvet.

itişli [Alm. Zurücktreibend, fauling, widerlich] [Fr. répulsif, repoussant] [İng. repulsive] [Jap. iya na]: Tanecikleri birbirinden uzaklaştıran kuvvetlere ilişkin.

ivdirici [es. t. akseleratör] [Alm. Beschleuniger, Accelerator] [Fr. accélérateur] [İng. accelerator] [Jap. sokusinzai]: Temel tanecikleri ya da çekinleri yüksek erkelere dek hızlandırmaya yarayan aygıt.

izdüşüm işleri [Alm. Projektionsoperator] [Fr. opérateur de projection] [İng. projection operator] [Jap. hansya enzansi]: Bir uzaydaki yöneylerin, bir altuzay içindeki izdüşümlerini veren işler.

izge [es. t. tayf] [Alm. Spektrum] [Fr., İng. spectrum] [Jap. supekutoru]: 1- Işığın dalga boylarına göre ayrılmış biçimi; her dalga boyundaki ışık yeğinliğini gösteren çizge. 2- Matematik bir işlerin özgün değerlerinin tümü.

izgebilim [es. t. spektroskopi, tayfölçüm] [Alm. Spektroskopie] [Fr. spectroscopie] [İng. spectroscopy] [Jap. bunkôgaku]: Öğecik ya da özdeciklerin soğurduğu, saldığı ışıkları, dalga boylarına göre ayırıp her birinin yeğinliğini ölçme (çözümleme) yöntemlerini ve kuramlarını içeren bilim dalı.

izgeçizer [es. t. spektrograf, tayfçizer] [Alm. Spektropgraph] [Fr. spectrographe] [İng. spectrograph] [Jap. bunkô-syosin]: Özdeklerin izgelerini, dalga boyuna göre ışık yeğinliklerinin değişimini çizen aygıt.

izgeölçer [es. t. spektroskop, tayfölçer] [Alm. Spektroskop] [Fr., İng. spectroscope] [Jap. bunkôki]: Dalgalarına ayrılmış ışıklara bakmaya, özdeklerin saldığı kendilerine özgü dalga boylarındaki ışıkları yeğinlikleriyle birlikte ölçmeye yarayan aygıt.

izleyici [Alm. Radioindikator] [Fr. traceur] [İng. tracer] [Jap. toresa]: bkz. ışınetkin izleyici.

K

kabarcık odası [Alm. Blasenkammer, Sprudelkammer] [Fr. chambre à bulles] [İng. bubble chamber] [Jap. kiribaka]: Temel taneciklerin geçmesiyle gaz kabarcıklarından oluşmuş çizgiler gösteren, öylece gözlenip ölçüm sağlayan aygıt.

kabayük [Alm. brutto Ladung] [Fr. charge brut] [İng. gross charge] [Jap. ôki-denka]: Yığılım çözümlemesinde, kaplaşma yükünü de böldükten sonra, her öğecik üzerinde çıkan toplam eksicik yükü.

kabuk [Alm. Schale] [Fr. couche] [İng. shell] [Jap. kaku]: Öğecik, özdecik ya da çekin içinde, kimi nicem sayıları eş, erkeleri birbirine yakın eksicik, çekincik topluluğu.

kabuklar taslamı [Alm. Schalenmodell] [Fr. modèle en couche] [İng. shell model] [Jap. kaku-mokei]: Çekin yapısını özdeciğin eksicikli dış yapısına benzeterek, ayrı ayrı tanecik yörüngeçleri ile açıklamaya çalışan yaklaşık kuram.

kaçarlık [Alm. Flüchtigkeit] [Fr. fugacité] [İng. fugacity] [Jap. hugasit'ii, issannô]: Özdeciklerarası kuvvetlere göre değişip logaritması kimyasal gerilimi veren, gaz basıncının daha geneli bir ısıldevimbilim niceliği.

kaçınım erkesi [es. t. korelasyon enerjisi] [Alm. Korrelationsenergie] [Fr. énergie de correlation] [İng. correlation energy] [Jap. sôkan-enerugii]: Eksiciklerin bağımsız yörüngeçlerde değil, birbirlerini itiştirerek devinmelerinden doğan ve özdecik bağ erkelerini, geçiş erkelerini önemle etkileyen erke.

kaçma eğilimi [Alm. Entweichnend Tendenz] [Fr. tendance d'échappement] [İng. escaping tendency] [Jap. ridaku-keiko]: Bir özdeğin kimyasal gerilimini (µ), logaritmik olarak veren buhar basıncına benzer nicelik (f).

kaldıraç kuralı [Alm. Hebel Regel] [Fr. règle de levier] [İng. lever rule] [Jap. zyun'i soku]: Evre çizgesine bakarak, belli bileşimde bir evre soğudukça yeni, daha yoğun iki evrenin ne oranda çıkacaklarını veren kural.

kalımlı duru [Alm. stabiler Zustand] [Fr. état stable] [İng. stable state] [Jap. antei-zyôtai]: Özdeğin tepkimeye, ayrışmaya uğramadan özelliklerini uzun süre koruduğu düzeneksel ya da ısıldevimbilimsel durumu.

kalımlılık [Alm. Beständigkeit] [Fr. stabilité] [İng. stability] [Jap. anteisei]: Özdeğin ayrışma, kimyasal değişme eğiliminde olmayışı.

kalımlı özdek [Alm. stabil Substanz] [Fr., İng. stable substance]: Kimyasal tepkimelerle kendi kendine değişmeyen özdek.

kalımsız özdek [Alm. unstabil Substanz] [Fr. substance instable] [İng. instable substance]: Kendi kendine ayrışan ya da değişen özdek.

kapalı dizge [Alm. abgeschlossenes System] [Fr. système isolé] [İng. closed system] [Jap. kaihôkei]: Sınırlandırılan erke ya da özdek geçmeyen dizge.

kapalı kabuk [Alm. abgeschlossene Schale] [Fr. couche complète] [İng. closed shell] [Jap. tozitakara]: Öğecik ya da özdeciklerin eksicik yapısında, Pauli dışarlama ilkesine göre bütün eksicikleri almış kabuk.

kaplaşım [Alm. Überlappung] [Fr. recouvrement] [İng. overlap] [Jap. kasanari]: 1- İki ayrı özekteki, iki öğeciksel yörüngecin çarpımı üzerinden alınan tümlev. 2- İki yük dağılımının ortak bölgesi.

kaplaşım tümlevi [Alm. Überlappungs-Integral] [Fr. intégrale de recouvrement] [İng. overlap integral] [Jap. kasanari-sekibun]: İki yörüngeç çarpımının eksicik konsayıları üzerinden tümlevi.

kaplaşım yükü [Alm. Überlappung ladung] [Fr. charge de recouvrement] [İng. overlap charge] [Jap. kasanari no denka]: Yığılım çözümlemesinde, ayrı çekinler üzerindeki öğeciksel yörüngeç ile katsayıların çarpımlarından oluşan eksicik yükü.

karagövde ışınımı [Alm. Hohlraumstrahlung] [Fr. radiation de corps noir] [İng. black-body radiation] [Jap. kokutai-hôsya]: Salt sıcaklığın dördüncü kuvvetiyle (T4) orantılı olarak artan, çeşitli titreşim sayılı ışıncıkların ısıldevingen dengede bulunduğu ışıl ışınım biçimi.

karışım [Alm. Gemisch, Mischung] [Fr. mélange] [İng. mixture] [Jap. kongôbutu]: 1- Gazlararası çözelti. 2- Bir evre içinde çözünmeden bir arada bulunan birkaç özdek.

karışma yığası [Alm. Mischungsenthalpie] [Fr. enthalpie de mélange] [İng. enthalpy of mixing] [Jap. kongô-entarupii]: Birkaç bileşik karıştırıldıktan sonra elde edilen dizge yığasının, karıştırılmadan önceki yığadan farkı.

karmaşık [es. t. kompleks] [Alm. komplex] [Fr. complexe] [İng. complex] [Jap. sakutai, hukugôtai]: İki özdeciğin pek güçlü olmayan kuvvetlerle bir arada tutulmasından oluşan az kalımlı bileşik.

karmaşık sayılar alanı [Alm. Komplexzahl Feld] [Fr. champ des nombres complexes] [İng. complex number field] [Jap. Boltzman bunpu]: Bütün karmaşık sayıları kapsayan küme: z = a +ib; a, b = gerçek sayılar; i²=-1.

karşı kütle [Alm. reduzierte Masse] [Fr. masse réduite] [İng. reduced mass] [Jap. kansan shitsuryo]: İki kütlenin, ikisi arasında ağırlık özeği değişmeden birbirlerine karşı yaptıkları bağıl devinim erkesini veren kütle.

karşıt önelcik [Alm. Antiproton] [Fr., İng. antiproton] [Jap. han-yosi]: Önelcikle birleştiğinde, onu da yok ederek erkeye dönüşen tanecik.

karşıt özdek [es. t. zıtmadde] [Alm. Antistoff] [Fr. antimatière] [İng. antimatter] [Jap. han bussitu]: Olağan özdek ile birleştiğinde erkeye dönüşen, ilk kez bağıl nicem kuramının temel bakışımından kestirip sonradan yüksek erke deneylerinde bulunmuş taneciklerden oluşan özdek.

katıcıl eğri [Alm. solidur Kurve] [Fr. courbe des températures de solidification, complète solidue] [İng. solidus curve] [Jap. kosôsen (zyôtaizu)]: Evreler çizgesi için katı evrenin oluşma koşullarını gösteren eğri.

katı döner [Alm. starrer Rotator] [Fr. rotateur rigide] [İng. rigid rotator] [Jap. gotai kaitenshi]: Parçaları esnemeden kaskatı dönen özdecik.

katı evre [Alm. feste Phase] [Fr. phase solide] [İng. solid phase] [Jap. kosô]: Biçimi ve oylumu basınç altında zor değişebilen evre.

katılmaz oylum [Alm. ausschiessenen Volumen] [Fr. volume exclue] [İng. excluded volume] [Jap. haizyo taiseki]: Özdecikler ortamı içinde dolaşan bir özdeciğin taradığı, onun için başka özdeciklerin kaplayamadığı oylum.

katışıklama [Alm. hybridisierung] [Fr. hybridation] [İng. hybridization] [Jap. konsei, zassyu-keisei]: Açısal devinirlikleri (nicem sayısı) değişik olan özdecik yörüngeçlerinin, özdecik içinde doğrusal bileşip istenen doğrultulara uzanan yörüngeçler yapmaları.

katışık yörüngeç bkz. kırma yörüngeç.

katışkı [Alm. Unreinigkeit, Verunreinigung] [Fr. impureté] [İng. impurity] [Jap. huzyunbutu]: Belirli kimyasal özdeğin arılığını bozan az nicelikteki özdek.

katlı orantılar yasası [Alm. Gesetz der multiplen Proportionen, Gesetz der vielfachen Mengenverhältnisse] [Fr. loi des proportions multiples] [İng. law of multiple proportions] [Jap. baisû-hirei no hôsoku]: Öğelerin tamsayı katsayılarla kimyasal bileşik yapmaları yasası.

katmanlı akış [Alm. laminare Strömung] [F. écoulement laminaire] [İng. laminar flow] [Jap. sôryû]: Sıvının, iriölçekte, hızları belirlenebilir katmanlar biçiminde düzenli akışı.

katmanyazar [es. t. kromatograf] [Alm. Chromatograph] [Fr. chromotographe] [İng. chromotagraph] [Jap. kuromatoguraf]: Bir sıvı ya da gaz içindeki özdekleri bir katı ortama, yerine göre kağıt üzerine soğurarak çeşitli, kimileyin de ayrı renklerde katmanlara ayıran aygıt.

katyapı [Alm. Aufbau] [Fr. sur-construction] [İng. aufbau, building up] [Jap. kizuki-age]: Eksiciklerin üst üste kabuklara konarak oluşturdukları yapı.

katyapı ilkesi [Alm. Aufbau Prinzip] [Fr. principe de construction] [İng. audbau principle] [Jap. kumitateritu]: Çevrimsel çizelge öğeciklerinin, yörüngeçlere eksiciklerin ikişer ikişer koyularak yapılması ilkesi.

kavuşmaz [es. t. asimtot, asimtotik] [Alm. Asymptote, asymptotisch] [Fr. asymptote, asymptotique] [İng. asymptote, asymptotic] [Jap. zenkinsen]: Bir eğrinin, değişkeni sonsuza doğru giderken yaklaştığı erey doğru.

kaydırım [Alm. Übersetzung] [Fr. déplacement] [İng. displacement]: 1- Dıştan bir kıvıl ya da mıknatıs alan uygulandığında, ortamın içinde oluşan alan. 2- Bir taneciğin, bir dizgenin yerini biraz değiştirme.

kayık biçimi [Alm. Wannenform] [Fr. forme en bateau] [İng. boat form] [Jap. funagata]: Dolamlı bir özdeciğin, iki ucu da yukarı doğru kıvrık biçimine verilen ad.

kayma düzlemi [Alm. Gleitebene, Gleitfläche] [Fr. plan décocté] [İng. slip plane] [Jap. suberimen]: Kırılcanın bir yerinden bastırılmasıyla kayma gösteren özdecikler düzlemi.

kaynama noktası [Alm. Siedepunkt, Kochpunkt] [Fr. point d'ébullition] [İng. boiling point] [Jap. hutten]: Belli basınç altında, sıvının buhara dönüşmeye başladığı sıcaklık.

kaynama noktası yükselimi [Alm. Siedepunkterhöhung] [Fr. élévation du point d'ébullition] [İng. elevation of boiling point] [Jap. huttenzyôsyô]: Yabancı özdeciklerin katılmasıyla, arı bir sıvının kaynama noktasının daha yüksek sıcaklığa ağması.

kendiliğinden ışınsalım [Alm. spontane Emission] [Fr. émission spontanée] [İng. spontaneous (light) emission] [Jap. şizen fukuşa]: Uyarık durunun, başka kıvılmıknatıs alanlar olmadan kendi kendine ışık salarak alt durulara inişi olayı.

kesi [Alm. Auffangen, Unterbrechen] [Fr. intercepter] [İng. intercept] [Jap. seppen]: Doğrunun konsayı eksenini kestiği yer.

kesimleme [Alm. Fraktionieren] [Fr. fractionnement] [İng. fractionation] [Jap. bunbetu]: Karışık bir sıvıyı, damıtma yoluyla değişik kaynama noktalarında daha arı sıvılara ayırma.

kesimli damıtma [Alm. fraktionierte Destillation] [Fr. distillation fractionnée] [İng. fractional distillation] [Jap. bun (betu-zyô) ryû]: Karışık bir sıvıyı, değişik kaynama noktalarında birkaç sıvıya ayırarak damıtma.

kesin orantılar yasası [Alm. Gesetz der Konstanten Proportionen] [Fr. loi des proportions définies] [İng. law of definite proportions] [Jap. teihirei no hôsoku]: Öğeciklerin, bölünmeden ancak tamsayılarda birleşebildiklerini söyleyen yasa.

kesişmezlik kuralı [Alm. Überschneidungsverbot] [Fr. règle de non-croisement] [İng. non-crossing rule] [Jap. hikosa hosoku]: Eş bakışımlı iki nicem duru erke düzeyi eğrilerinin, öğeciklerarası uzaklık büyüdükçe kesişmeden değişmesi kuralı.

kesit alan [Alm. Querschnitt] [Fr. coupe transversale] [İng. cross section] [Jap. ôdanmen]: Tanecik çarpışmaları olasılıklarını veren, bir taneciğin etkileşim alanı ile ilgili nicelik.

kırılca [es. t. billur, kristal] [Alm. Kristall] [Fr. cristal] [İng. crystal] [Jap. kessyô]: İriölçekte, düzgün geometrik biçimlerle büyüyüp belirli düzlemler boyunca kırılan, ufakölçekte ise düzgün bir özdecik dizilimi gösteren katı yapı.

kırılca bağ [Alm. kristalline Bindung] [Fr. liaison cristalline] [İng. crystalline bond] [Jap. kessyô-tai]: Kırılcal katılarda özdecikleri yerlerinde tutan kuvvet.

kırılca büyümesi [Alm. Wachstum der Kristalle] [Fr. croissance des cristaux] [İng. crystal growth] [Jap. kesyô-seityô]: Çözelti içindeki kırılcanın, geometrik biçimini koruyarak büyümesi olayı.

kırılca gediği [Alm. Kristallbaufehler] [Fr. imperfection d'un cristal] [İng. crystal defect] [Jap. kessyôkekkan]: Kimi özdeciklerin yerlerinden kaymaları, kimilerininse eksilmesi gibi nedenlerle oluşarak kırılcanın düzgün dizilim yapısını aksatan nokta.

kırılcal [es. t. billuri, kristalin] [Alm. kristalline] [Fr. cristalline] [İng. crystalline] [Jap. kessyôsei]: Kırılca yapısında, bu yapıya özgü.

kırılcal alan [Alm. Kristallfeld] [Fr. champ cristallin] [İng. crystal field] [Jap. kesshoba]: Kırılcal ortam içindeki bir öğeciğin izgesini etkileyip, bu kırılcal ortamdan doğan kıvıl ya da mıknatıssal alan.

kırılcayazım [Alm. Kristallographische] [Fr. cristallographique] [İng. crystallographic] [Jap. kessyôgaku]: Kırılcayazım yöntemlerine ilişkin.

kırınım [es. t. difraksiyon] [Alm. Diffraktion] [Fr., İng. diffraction] [Jap. kaisetu]: Işınların, bir kırılcanın öğeciklerinden yansıdıktan sonra yine girişimler yaparak çıkmaları, böylece kırılca yapısını belirten düzenlerde görülmeleri olayı.

kırma yörüngeç [Alm. Hybridbahnen, Hybridorbitale] [Fr. orbitale hybride] [İng. hybrid orbital] [Jap. konsei-kidô (-kansû)]: Değişik açısal kolcuklu öğecik yörüngeçlerinin, aynı öğecik üzerindeki doğrusal bileşkeleriyle elde edilen ve belirli doğrultularda çıkan yeni yörüngeçlerden her biri.

kıvıl akım [Alm. elektrische Ström] [Fr. courant électrique] [İng. electrical current] [Jap. denki-denryû]: Yükünlü bir ortam ya da bir metal içinden saniyede geçen eksicik sayısı, bunun kıvıl yükü.

kıvıl alan [Alm. elektrisches Feld] [Fr. champ électrique] [İng. electric field] [Jap. denkai, denba]: Artı birim kıvıl yükünü etkileyen o noktadaki kuvvet.

kıvıldevimbilim [es. t. elektrodinamik] [Alm. Elektrodynamik] [Fr. électrodynamique] [İng. electrodynamics] [Jap. denki-rikigaku]: Devinen kıvıl yükleri ve yarattıkları olayları inceleyen fizik dalı.

kıvıldinimbilim [es. t. elektrostatik] [Alm. Elektrostatik] [Fr. électrostatique] [İng. electrostatics] [Jap. seidenkigaku]: Devinmeyen kıvıl yük dağılımlarını ve yarattıkları olayları inceleyen fizik dalı.

kıvıliter kuvvet [es. t. elektromotor kuvvet] [Alm. elektromotorische Kraft] [Fr. force électromotrice] [İng. electromotive force (EMF)] [Jap. denki-ryoku]: Üretilip çevrime sokulan kıvıl akım sağlayıcı kıvıl gerilim.

kıvıl kaydırım [Alm. elektrische Verschiebung] [Fr. déplacement électrique] [İng. electric displacement] [Jap. densoku-mitudo]: Kıvıl alanın özdek içinde aldığı değişik değer.

kıvılkesilgen [es. t. elektrolit] [Alm. Elektrolyt] [Fr. électrolyte] [İng. electrolyte] [Jap. denkaisitu, denkaieki]: Çözgen içinde yükünlerine tümüyle ayrılan özdek.

kıvılkesim [es. t. elektroliz] [Alm. Elektrolyse] [Fr. électrolyse] [İng. electrolysis] [Jap. den (ki-bun) kai]: Kimyasal değişiklikleri, çözeltiden kıvıl akım geçirerek yapma yöntemi.

kıvılkesimsel çözelti [es. t. elektrolitik solüsyon] [Alm. Elektrolytlösungen] [Fr. solution électrolytique] [Jap. denki-kagaku]: İçindeki çözümsüz özdecikleri yükünlere ayrışmış, kıvıl akımsal geçirgenliği olan çözelti.

kıvılkimya [es. t. elektrokimya] [Alm. Elektrochemie] [Fr. électrochimie] [İng. electrochemistry] [Jap. denki-kagaku]: Kıvıl akım etkisiyle oluşan kimyasal değişmeleri inceleyen kimya dalı.

kıvıllandırma [es. t. elektrifikasyon] [Alm. Elektrisierung] [Fr. électrisation] [İng. electrification] [Jap. kaden]: Artı, eksi yükler sağlayarak kıvıl alanlar yaratma.

kıvıllık [Alm. Elektrizität] [Fr. électricité] [İng. electricity] [Jap. denki]: Eksiciklerin akım ve alanlarından oluşan görüngeler.

kıvılmıknatıs kuramı [es. t. elektromanyetik teori] [Alm. Elektromagnetische Theorie] [Fr. théorie électromagnétique] [İng. electromagnetic theory] [Jap. denzikigaku]: Devinen kıvıl yüklerden doğup, kıvıl ve mıknatıs alanları veren temel kuram.

kıvılmıknatıslık [es. t. elektromanyetizm] [Alm. Elektromagnetismus, Galvanomagnetismus] [Fr. électromagnétisme] [İng. electromagnetism] [Jap. denziki]: Kıvıl akımların yarattığı mıknatıslık alanları.

kıvıluç [es. t. elektrod] [Alm. Elektrode] [Fr. électrode] [İng. electrode] [Jap. denkyoku]: Kıvılkesimde, sıvı ortamın içine batırılıp kıvıl akım geçmesini sağlayan biri artı, öteki eksi yüklü uçlar.

kıvıl yük [es. t. elektrik yükü] [Alm. elektrisch Beschickung, Charge] [Fr. charge électrique] [İng. electrical charge] [Jap. denka, zyûden]: Artı ya da eksi olarak alınan, uzaklığın karesiyle ters orantılı biçimde birbirini itme ya da çekme gücü gösteren temel nicelik.

kıvlandırmak [es. t. elektriklendirmek] [Alm. elektrifizieren] [Fr. électriser] [İng. electrify] [Jap. denki to suru]: Camın kumaşa sürtünmesi olayındaki gibi kıvıl yük kazandırmak.

kızgın öğecik kimyası [Alm. Chemie der hochangeregter Atome] [Fr. chimie des atomes fortement excités] [İng. hot atom chemistry] [Jap. netu-gensi kagaku]: Kalımlı öğeciklerin yerine ışıınetkin yerdeşleri konulduğunda, bu yerdeşler bozunurken yol açtıkları kimyasal değişiklikleri inceleyen kimyasal fizik dalı.

kızılaltı [es. t. enfraruj] [Alm. Infrarot] [Fr. infrarouge] [İng. infrared] [Jap. sekigai]: Kırmızı ışıktan daha düşük titreşim sayılı ışık.

kimyasal bileşim [Alm. chemische Zusammensetzung] [Fr. composition chimique] [İng. chemical composition] [Jap. kagaku sosei]: Bir özdeğin hangi tür öğecik ya da özdeciklerden, ne oranda oluştuğunu gösteren veriler.

kimyasal bileşme [Alm. chemische Verbindung] [Fr. combinaison chimique] [İng. chemical combination] [Jap. kagaku ketugô]: Değişik özdeciklerin bir araya gelmesiyle yeni özdecikler kuran oluşum.

kimyasal bireşim [Alm. chemische Synthese] [Fr. synthèse chimique] [İng. chemical synthesis] [Jap. kagaku-gôsei]: Bir kimyasal bileşiği, daha ilkel ayıraçlardan, bir dizi tepkimeler, işlemler sonucu elde etme.

kimyasal gerilim [Alm. chemisches Potential] [Fr. potentiel chimique] [İng. chemical potential] [Jap. kagaku-potensyaru]: Belirli kimyasal türün, bir özdemi başına düşen özgür erke niceliği.

kimyasal hızbilim [Alm. chemische Kinetik] [Fr. cinétique chimique] [İng. chemical kinetics] [Jap. kagaku-hannôsokudoron]: Kimyasal tepkimelerin hızlarını ve içyapısını inceleyen bilgi dalı.

kimyasal ışıldama [Alm. Chemolumineszens] [Fr. chimiluminescence] [İng. chemiluminescence] [Jap. kagaku-ruminesensu]: Kimyasal tepkime sonucu uyarık olarak çıkan kimi ürün özdeciklerinin, uzunca süre ışık salarak alt durulara az olasılıkla geçişleri olayı.

kimyasal kayım (NMR) [Alm. chemische Verschiebung] [Fr. déplacement chimique] [İng. chemical shift (NMR)] [Jap. kagaku shifuto]: Bir çekinsel mıknatıs yankılaşımı izgesinde, kimyasal bağ eksicikleri yüzünden görülen değer sapması.

kimyasal öğe [Alm. chemisches Element] [Fr. élément chimique] [İng. chemical element] [Jap. kagaku-genso]: Bütün özdeciklerin, kimyasal bileşiklerin yapıtaşı olan değişik öğecik türlerinden biri; tek bir öğecik türünden oluşan özdek.

kimyasal örüt [Alm. Chemischenetz] [Fr. réseau chimique] [İng. chemical network] [Jap. hannokinono amime]: Tepkime işleyişini, tepken, ürün, tezgen, tür ve özdem sayılarını düz çizgilerle, her bir temel tepkime adımını dalgalı çizgilerle gösteren çizge.

kimyasal yüzerme [Alm. chemische Adsorption, Chemosorption] [Fr. adsorption chimique, chimique] [İng. chemical adsorption, chemisorption] [Jap. kagaku kyûtyaku]: Kimi gaz özdeciklerinin, bir katının yüzeyine kimyasal bağlarla tutunması olayı.

kip [Alm. Werse] [Fr., İng. mode] [Jap. môdô]: Birbirine karışmadan incelenebilen titreşim ya da devinim biçimlerinden her biri.

koca yasal toplak [Alm. grand kanonischen Aggregat] [Fr. grand ensemble canonique] [İng. grand canonical ensemble] [Jap. ôkii hyôzyun-syudan]: Eş kimyasal gerilim gösteren, ancak her birindeki özdecik sayısı değişik olabilen dizgeler topluluğu.

kokunuk bileşik [Alm. aromatische Verbindung] [Fr. composé aromatique] [İng. aromatic compound] [Jap. hôkôzoku-kagobutu]: Pi-eksicikleri iki öğecikli bağlar arasında durmayıp bütün dolama yayılan, böylece nicemsel yankılaşım gösteren örgensel bileşik türü.

kokunukluk [Alm. Aromatizität] [Fr. aromaticité] [İng. aromaticity] [Jap. hôkôzoku-sei]: 1- Dolamlı bileşiklerde, pi-eksiciklerinin bütün dolama yayılması olayı. 2- Buna ilişkin kimyasal özellikler.

kolcuk [es. t. moment] [Alm. Moment] [Fr., İng. moment] [Jap. mômento]: Bir özdekten, eksenden bir noktaya olan uzaklıkla, o noktadaki kıvıl yük, kütle gibi bir niceliğin çarpımından elde edilen nicelik türü (ucay kolcuğu, mıknatıs kolcuğu, eylemsizlik kolcuğu gibi).

koltuk biçimi [Alm. Sesselform] [Fr. forme en chaise] [İng. chair form] [Jap. isugata]: Çevrimsel bir özdeğin bir ucu yukarı, bir ucu aşağı kıvrık biçimine verilen ad.

konbiçim [es. t. konfigürasyon] [Alm. Konfiguration] [Fr., İng. configuration] [Jap. haiti]: 1- Bir küme taneciğin kondukları, bir süre için bulundukları yerler. 2- Belli sayıda eksiciğin, öğecik ya da özdecik yörüngeçlerini doldurmuş biçimi.

konbiçim etkileşimi [Alm. Konfigurationswechgelwirkung] [Fr. interaction de configuration] [İng. configuration interaction] [Jap. hai-ishi-kan sogosayo]: Öğecik, özdecik durularına eksicikler kaçınımını katmak için, birkaç yörüngeç konbiçiminin doğrusal bileşkesini alıp, erke dizeyinin köşegenleştirilmesiyle çok eksicikli dizge işlevini bulma yöntemi.

konbiçim tümlevi [Alm. Konfigurationsintegrale] [Ft. intégrale de configuration] [İng. configurational integral] [Jap. kukan sekibun]: Sayıtım düzeneğinde dağı, yığa gibi nicelikleri veren, üleştirme işlevindeki bütün taneciklerin yalnız konsayıları üzerinden alınan tümlev.

konmalı bileşik [Alm. Koordinationsverbindung, Komplexverbindung] [Fr. composé de coordination, combinaison complexe] [İng. coordination compound] [Jap. haii-kayôbutu]: Olağan güçte kimyasal bağlarla değil de daha az yeğin yükünsel ya da fiziksel güçleri, bir özek öğecik çevresine tutunmuş öğeciklerden oluşan bileşik.

konoluşum [es. t. konformasyon] [Alm. Gestaltung] [Fr. configuration] [İng. conformation] [Jap. haiza]: Örgensel özdeciğin, kimyasal bağları değişmeden, az bir erke ayrımı ile alabildiği biçimlerin her biri.

konsayı [es. t. koordinat] [Alm. Koordinate] [Fr. coordonnée] [İng. coordinate] [Jap. zahyô]: Eksenlere ve bir köken noktasına göre, noktaların uzaydaki yerlerini belirten sayılar takımı içinden bir sayı.

konsayı dizgesi [es. t. koordinat sistemi] [Alm. Koordinatensystem] [Fr. système de coordonnées] [İng. coordinate system] [Jap. zahyo-kei]: Noktaların uzayda yerlerini belirlemeye yarayan değişkenler ya da değişken eksenleri.

konum [es. t. pozisyon] [Alm. Stellung] [Fr., İng. position] [Jap. itî]: Taneciğin yeri, bunu veren konsayılar.

kopma [Alm. Spaltung] [Fr., İng. fission] [Jap. kakubunretu]: Ağır çekinlerin uzayarak ikiye, kimi kez de birkaç parçaya ayrılmaları olayı.

koşullu olasılık [Alm. bedingt Wahscheinlichkeit] [Fr. probabilité conditionnelle] [İng. conditional probability] [Jap. zyôken kakuritu]: Bir olasılığın başka bir olayınkine bağlı olması durumu.

koşut tepkimeler [es. t. paralel reaksiyonlar] [Alm. parallel Reaktionen] [Fr. réactions parallèles] [İng. parallel reactions] [Jap. heiko-hannô]: Özdeş tepkenlerden başlayan, ancak ortak kimyasal türleri ve ürünleri olmayan tepkimeler.

kot [Alm. Kennziffer, Schlüssel] [Fr., İng. code] [Jap. kôdo]: Bir sınıflandırma işlemi için kullanılan simge.

kotlama [Alm. Schlüsseln, Verschlüsseln] [Fr. coder] [İng. code] [Jap. kôdo]: Simgeler vererek sınıflandırma işlemi.

kovuk [Alm. Gesenkhohnraum] [Fr. cavité] [İng. cavity] [Jap. kûkô]: Bir özdeciğin sıvı içine girmesi için açılması gereken boşluk.

kök belirtkeni [Alm. Säkulardeterminante] [Fr. déterminant séculaire] [İng. secular determinant] [Jap. einen gyoretsu-shiki]: Erke dizeyinin öz değerlerini veren dizey belirtkeni.

kökçe [es. t. radikal] [Alm. Radikal] [Fr., İng. radical] [Jap. yûri-ki, razi-karu]: bkz. özgür kökçe.

köşegendışı [Alm. undiagonale] [Fr. diagonal au loin] [İng. off-diagonal] [Jap. man-taikakusen]: Dizeyin köşegen üzerinde olmayan öğeleri.

köşegenleştirme [Alm. Diagonalisation] [Fr. diagonalisation] [İng. diagonalization] [Jap. taikaku-ka]: Bir dizeyi dönüştürüp, yalnız köşegen öğeleri sıfır olmayan duruma getirme.

Kulomb tümlevi [Alm. Coulomb Intégral] [Fr. intégrale Coulomb] [İng. Coulomb integral] [Jap. kûron-sekibun]: İki öğeciksel yörüngeç arasındaki toplam Kulomb itmesini veren tümlev.

kuramsal kimya [es. t. teorik kimya, nazarî kimya] [Alm. theoretische Chemie] [Fr. chimie théorique] [İng. theoretical chemistry] [Jap. riron-kagaku]: Özdeğin kimyasal ve fiziksel özelliklerini, deney yoluyla değil de matematik ve fizik kuramları ile hesaplayarak bulma bilimi.

kuvvet katsayısı [Alm. Kraftkonstante] [Fr. constante de force] [İng. force constant] [Jap. chikara no teisu]: Uygulanan kuvvetle, oluşturduğu esneme arasındaki orantıyı veren katsayı.

küçükyasal toplak [Alm. mikrokanonischen Aggregat] [Fr. ensemble microcanonique] [İng. microcanonical ensemble] [Jap. maikaro-kanonikoru-ansonburu]: Sayıtım düzeneğinde, her bir dizgesi tek özdecik olan toplak. bkz. toplak.

küme [Alm. Satz] [Fr. ensemble] [İng. set] [Jap. syûgô]: Matematik nesneler topluluğu.

küresel konsayılar [Alm. Kugelkoordinaten] [Fr. coordonnées sphériques] [İng. spherical coordinates] [Jap. kyû-zahyô]: Üç boyutlu uzaydaki noktaların yerlerini belirleyen bir yarıçap, iki de açı konsayıları.

kütle [Alm. Masse] [Fr. masse] [İng. mass (m; F=ma)] [Jap. situryô]: Bir nesneye uygulanan kuvvetle, oluşan ivme arasındaki orantıyı veren katsayı ya da nesne niceliği.

kütle eksiği [Alm. Massendefekt] [Fr. défaut de masse] [İng. mass defect] [Jap. situryô-kesson]: Çekin kütlesinin, çekincik kütleleri toplamından bağ erkesi yüzünden gösterdiği eksiklik.

kütle etki yasası [Alm. Gesetz der Massenwirkung, Massenwirkunggesetz] [Fr. loi d'action des masses] [İng. mass action law] [Jap. situryô-sayô no hosoku]: Isıldevingen dengedeki ürünlerin derişiklikleri çarpımının, tepkenler derişiklikleri çarpımına oranını değişmez gösteren yasa.

kütle izgeölçeri [Alm. Massenspektrograph] [Fr. spectrographe de masse] [İng. mass spectrograph] [Jap. situryô-bunsekiki]: Değişik kütle ve yükteki özdecikleri ayırıp gösteren aygıt.

kütle izgesi [Alm. Massenspektrum] [Fr. spectre de masse] [İng. mass spectrum] [Jap. situryô supekutoru]: Değişik kütle ve yükteki özdecikleri ayırıp gösteren izge.

L

LS-bağlaşımı [Alm. LS-Kupplung] [LS-couplage] [İng. LS-coupling] [Jap. eru-esu-ketsugo, eru-esu-kopringu]: Öğeciklerde, yörüngeçlerdeki eksiciklerin açısal devinirliklerini ve dönülerini ayrı ayrı bileştirerek çok eksicikli yapıyı bulma biçimi.

M

metal şerit kuramı [Alm. Band Theorie der Metalle] [Fr. théorie des bandes métalliques] [İng. band-theory of metals] [Jap. kinzoku-no-bando niron]: Eksicikleri, ayrı ayrı dalga işlevlerinde varsayan ve sonsuz boyutlu metaller için geçerli olan kuram.

mıknatın [Alm. Magneton] [Fr. magnéton] [İng. magneton] [Jap. jishi]: Dönü mıknatıs kolcuğu birimi.

mıknatıs kolcuğu [Alm. magnetisches Moment] [Fr. moment magnétique] [İng. magnetic moment] [Jap. jiki-momento]: Kuzey ve güney ucaylarda oluşan mıknatıscık; mıknatıs alanlarına kaynak olan noktasal mıknatıs.

mıknatıslık [es. t. manyetizm] [Alm. Magnetismus] [Fr. magnétisme] [İng. magnetism] [Jap. ziki]: Kıvıl yükler devindiğinde görülen kuvvet, alan ve bunlarla ilgili olaylar.

mıknatıssal [es. t. manyetik] [Alm. magnetisches] [Fr. magnétique] [İng. magnetic] [Jap. jiki]: Devinen kıvıl yüklerin yarattığı alanla ilgili.

mıknatıssal nicem sayısı [Alm. magnetische Quantenzahl] [Fr. nombre quantique magnétique] [İng. magnetic quantum number] [Jap. jiki-ryoshisu]: Kıvıl yüklü taneciklerin nicemsel dönmelerinde, ancak mıknatıs alan uygulanınca erkeleri ayrılan çakışık duruları belirleyen nicem sayısı.

mıknatıssal yankılaşım [es. t. manyetik rezonans] [Alm. magnetischen Resonanz] [Fr. résonance magnétique] [İng. magnetic resonance] [Jap. zikikyômei]: Mıknatıs alanı altında ayrılmış çekin dönüsünün erke düzeyleri arasındaki geçişlerini, özel kıvılmıknatıslı alanlarla saptama ilkesine dayanan izgeölçüm.

morötesi [es. t. ültraviyöle] [Alm. Ultraviolett] [Fr., İng. ultraviolet] [Jap. shigai]: Mor ışıktan daha kısa dalgaboylu, çıplak gözle görünmez ışık.

N

nicem [es. t. kuvantum] [Alm. Quantum] [Fr., İng. quantum] [Jap. ryosi]: Planck katsayısıyla kendi sıksayısının çarpımına eşit büyüklükte, daha bölünemeyen erke niceliği.

nicem durusu [Alm. Quantenzustand] [Fr., état des quanta] [İng. quantum state] [Jap. ryôsi-zyôtai]: Büyüklük düzeleri h (N

nicem [es. t. kuvantum] [Alm. Quantum] [Fr., İng. quantum] [Jap. ryosi]: Planck katsayısıyla kendi sıksayısının çarpımına eşit büyüklükte, daha bölünemeyen erke niceliği.

nicem durusu [Alm. Quantenzustand] [Fr., état des quanta] [İng. quantum state] [Jap. ryôsi-zyôtai]: Büyüklük düzeleri h (≈10^-27 erg-saniye) olan dizgelerin, nicem yasalarına göre tanımlanabilen devinim durularından her biri.

nicemleme [Alm. Quantelung, Quantiserung] [Fr. quantisation] [İng. quantization] [Jap. ryôsika]: Bir devinim kipinin nicem yasalarına göre hesaplanması, nicem sayılarının bulunması işlemi.

nicem sayısı [Alm. Quantenzahl] [Fr. nombre quantique] [İng. quantum number] [Jap. ryoshisu]: Nicem durularını ayırt eden, dizgenin bakışımıyla ilgili kesikli sayı.

nicemsel işler [Alm. quanten Bedienungsmann] [Fr. opérateur quantique] [İng. quantum operator] [Jap. enzan'si]: Nicemsel işlev ya da yöney gibi nesnelere uygulandığında yenilerini veren matematik nesnesi.

nicemsel sürem [Alm. quantische Kontinuum] [Fr. continuum quantique] [İng. quantic continuum]: Erkeleri, tamsayılara göre değil, sürekli sayılara bağlı olarak değişen nicemsel duruların tümü.

nitelik [es. t. kalite, vasıf] [Alm. Qualitä] [Fr. qualité] [İng. quality] [Jap. situ]: Sayısal olmadan belirtilen özellik.

noktabağ [Alm. Koordinative, Semipolare, halbpolare Bindung] [Fr. liaison de coordination, semipolaire, dative] [İng. dative bond] [Jap. kyôyo-ketugô]: Kimyasal bağın, iki eksicik anlamında üst üste iki nokta ile gösterilmesiyle oluşan simge.

nokta öbekleri [Alm. Punktruppen] [Fr. groupes ponctuels] [İng. point group] [Jap. ten-gun]: Bir noktası değişmez kalmak üzere, bir özdeciğe uygulanan bakışım işlemleri öbeği türleri.10^-27 erg-saniye) olan dizgelerin, nicem yasalarına göre tanımlanabilen devinim durularından her biri.

O

oksu akış [Alm. Düsenzufluss] [Fr. flux en jet] [İng. jet flow] [Jap. zyetto-kiryû]: Bir aygıtta, gaz ya da sıvıların dağılmadan ok gibi akışı.

olasılık [es. t. ihtimaliyet] [Alm. Wahrscheinlichkeit] [Fr. probabilité] [İng. probability] [Jap. kakuritu]: Sayıtımsal olayların, bir sonucu ortalama yüzde kaç kez vereceğini bildiren sayı.

oluşum [es. t. formasyon] [Alm. Bildung] [Fr., İng. formation] [Jap. seisei, keisei, kaşei]: Kırılcaların, temel yapılarına bağlı olarak büyürken geliştirdikleri biçim.

oluşum ısısı [Alm. Bildungswärme] [Fr. chaleur de formation] [İng. heat of formation] [Jap. seiseinetu]: Bir özdemlik kimyasal bileşiğin, öğelerinden yapılması için gerekli ısı.

ornatık [Alm. Substituent] [Fr., İng. substituent] [Jap. tikanki]: Özdeciğin bir öğeciği, bir topağı yerine başka bir türünü koyma işlemi.

ornatma [Alm. Substitution] [Fr., İng. substitution] [Jap. tikan]: Özdeciğin bir öğeciği, bir topağı yerine başka bir türünü koyma işlemi.

ortacık [Alm. Meson] [Fr. méson] [İng. meson] [Jap. tyûkansi]: Eksiciklerden birkaç yüz kez daha ağır, ancak ağırcıklardan on kez daha yeğin temel tanecik türü.

ortaç [Alm. Mittellinie, seitenhalbierende] [Fr. médion] [İng. median] [Jap. chûsen]: Bir değer dağılımında, değerlerin yarısının kendisinden büyük, yarısının daha küçük olduğu değer.

ortak bağ [Alm. kovalent Bindung, homöopolare Bindung] [Fr. liaison covalente, liaison homopolaire, liaison atomique] [İng. covalent bond] [Jap. kyôyû-ketugô]: İki karşıt dönülü eksiciğin, iki öğecik arasında eşit paylaşılmasından oluşan kimyasal bağ.

ortalama [es. t. averaj] [Alm. Mittelwert] [Fr. valeur moyenne] [İng. average] [Jap. heikinti]: Bir değer dağılımındaki her bir değerin olasılığı çarpılıp toplandıktan sonra, olasılıklar toplamına bölünmesinden çıkan sayı.

ortalama etkinlik [Alm. Durchschnittsaktivität] [Fr. activité moyenne] [İng. mean activity] [Jap. heikin-katuryô]: Çözeltideki karşıt artı, eksi yükünlerin etkinliklerini veren geometrik ortalama.: (γ ± = √γ+γ-)

ortalama gidim [Alm. mittlere freie Weglänge] [Fr. voie libre moyenne] [İng. mean free path] [Jap. heikin ziyû kôkei]: Gaz özdeciklerinin çarpışmadan gidebildikleri uzunlukların ortalaması.

oyluk [es. t. minimum] [Alm. Minimum] [Fr., İng. minumum] [Jap. saisyô]: Bir işlev değerinin en düşük, türevinin sıfır, ikinci türevinin de artı imli olduğu nokta.

oylum [es. t. hacim] [Alm. Volumen, Rauminhalt] [Fr., İng. volume] [Jap. taiseki, yôseki]: Bir nesnenin kapsadığı üç boyutlu uzay parçası.

oymak [Alm. atzen, einatzen] [Fr. graver par projection d'acide] [İng. etch] [Jap. ettingu]: Ekşitle metal üzerinde iz bırakmak.

Ö

öbek [Alm. Gruppe] [Fr. groupement] [İng. group] [Jap. gurupu]: Bir çarpım işlemi altında kapalı kalıp her öğesinin evriğini içeren, birim işlerli öğeler kümesi.

öğe [es. t. element] [Alm. Element] [Fr. élément] [İng. element] [Jap. genso]: 1- bkz. kimyasal öğe. 2- Matematiksel bir dizgeyi oluşturan nesnelerden her biri (örn. Bir dizeyin yan ve dik sıralarını oluşturan her bir sayı; bir öbeği oluşturan her bir işler, vb.)

öğe adımlar [Alm. elementarischen Stüfen] [Fr. étapes élémentaires] [İng. elementary steps] [Jap. kiso-katei]: Bir kimyasal işlemi oluşturan temel tepkimelerden her biri.

öğecik [es. t. atom] [Alm. Atom] [Fr., İng. atom] [Jap. genşi]: Birkaç türü birleşince çeşitli kimyasal bileşikleri, özdecikleri; bir tek türü ise bir kimyasal öğeyi oluşturan, bir çekin ve birkaç eksicikten yapılmış temel tanecik.

öğecik izgeterim değerleri [Alm. atomische Term Multiplet] [Fr. terme atomique, valeurs de termes, terme multiplet] [İng. atomic term values, multiplet term values] [Jap. gensiko tazyûkû]: Belli toplam dönüsü (S) ve toplam açısal kolcuğu (L) olan öğecik nicem durusu.

öğecikleşme [es. t. atomizasyon] [Alm. Zerstäuben] [Fr. atomisation] [İng. atomization] [Jap. hummu-biryûka]: Bir özdeciğin tüm öğeciklerine ayrışması için gerekli ısı niceliği.

öğeciksel birimler (ö. b.) [Alm. Atomeinheit] [Fr. unités atomiques] [İng. atomic units (a. u. = 0,53 A) (a. u. = 27.206 er) [Jap. gensi-situryôlan'i]: Öğecik fiziği ve nicem kimyasında çok kullanılan erke, uzaklık vb. birimler dizgesi (1 erke ö. b. = 27.206 ev., 1 uzaklık ö. b. = 0,53 A°).

öğecik yapısı [Alm. Atombau] [Fr. structure atomique] [İng. atomic structure] [Jap. gensi-kôzô]: Öğeciklerin, çeşitli yörüngeçlerde yer alan eksiciklerden oluşma biçimi.

ölçek [Alm. Skala, Massstab] [Fr. échelle] [İng. scale (e. g. temperature scale)] [Jap. hakari, sukêru]: 1- Bir büyüklüğü ölçmek için kullanılan karşılaştırma birimlerinden oluşan aralıklar (örn. sıcaklık ölçeği). 2- Türevsel, tümlevsel denklemlerde, uzaklık değişkenleriyle çarpılan katsayı.

ölçek dönüştürümü [Alm. skalar Umwandlung] [Fr. transformation d'échelle] [İng. scale transformation] [Jap. sukeru-henkan]: Ölçek katsayı değiştirilerek denklem üzerinde yapılan işlem.

ölçek katsayı [Alm. Skalenfaktor] [Fr. facteur d'échelle] [İng. scale factor] [Jap. syakudo-insi]: Genel büyüklüğü değiştiren uzunluk çarpanı.

ölçekleme [Alm. schuppen] [Fr. échelle] [İng. scale] [Jap. hakari]: Büyüklüğü belli ölçülerde değiştirme; böylece küçük çapta taslamlardan büyük çapta yapılar tasarlama.

ölçün [es. t. standart] [Alm. Standard] [Fr. étalon] [İng. standard] [Jap. genki, hyôzyun]: Bir ölçmeyi, karşılaştırmayı yapmaya yarayan belirli nesne.

ölçün duru [Alm. Normalzustand] [Fr. état standard] [İng. standard state] [Jap. hyôzyun-zyôtai]: Başka durularla karşılaştırılan, böylece onları belirlemeye yarayan özel duru.

ölçün sapma [Alm. Standardabweichung] [Fr. déviation normale] [İng. standard deviation] [Jap. hyôzyun-hensa]: Deneylerde, ortalama bir değerden gelen sapmaların kök orta karesi.

önayrışma [Alm. Prädissoziation] [Fr. prédissociation] [İng. predissociation] [Jap. zenkikairi]: Öğecikler arasındaki gerilim erke eğrilerinin kesişmesi yüzünden beklenmedik yerde oluşan özdeciksel ayrışma.

önbesi [es. t. protein] [Alm. Proteine] [Fr. protéine] [İng. protein] [Jap. tanpakusitu]: Amino ekşitlerinden yapılmış dirilçoğuz özdeciği.

öndeç [es. t. komütatör] [Alm. Kommutator] [Fr. commutateur] [İng. commutator] [Jap. kôkansa]: İki işlerin bir çarpımıyla, ikisinin yerleri değiştirilerek yapılan çarpımın farkı: (A, B) = AB - BA.

öndeleme [Alm. Kommutieren, Vertauschung, Auswechselung] [Fr., İng. commute] [Jap. kôkan-suru]: İki işlerin çarpımındaki çarpan sırasını değiştirme.

öndelemeli [Alm. kommutieren] [Fr. commutable] [İng. commuting] [Jap. kokan no]: İki işler çarpıldığında, hangisinin önde olduğuna göre çarpım sonucunun değişik olması özelliği.

öndelemesiz [Alm. unkommutieren] [Fr. incommutable] [İng. non-commuting] [Jap. hikokan no]: İki işler çarpıldığında, hangisi önde olursa olsun çarpım sonucunun değişmemesi.

önelcik [es. t. proton] [Alm. Proton] [Fr., İng. proton] [Jap. yôsi]: 1- Çekinlerin kıvıl yükünü veren her biri (+1) yüklü temel tanecik. 2- Hidrojen yükünü: H+.

öney [Alm. Ket] [Fr., İng. ket] [Jap. ketu]: Sayı çarpımın sağında görülen soyut yöney: | a >; ardayın ekleniği: < a |+ = | a >.

önsel [es. t. a priori] [Alm., Fr., İng. a priori] [Jap. apuriori]: Fizik, kimya olaylarını denemsel yollarla değil, ana ilke ve yasalardan, kesin matematiksel tümdengelimlerle bulmaya ilişkin.

örgü [Alm. Gitter] [Fr. reticule] [İng. lattice] [Jap. amime]: Öğecik ya da özdeciklerin düzenli dizilişinden oluşan iki ya da üç boyutlu geometrik yapı.

örnek [Alm. Probe] [Fr. échantillon] [İng. sample] [Jap. siryô]: Bir özdeğin özellikleri üzerinde bilgi verebilecek biçimde alınmış parça.

örnekleme [Alm. Probenahme] [Fr. échantillonnage] [İng. sampling] [Jap. siryô-saisyo, nukitori, sanpuringu]: Bir özdekten sayıtımsal anlamı olacak biçimde parça alma işlemi.

örtme [Alm. Abschirmung] [Fr. bindage] [İng. screening] [Jap. huruiwake]: Eksicik bulutlarının çekin artı yükünü dışardan daha azmış gibi göstermesi olayı.

örtme katsayısı [Alm. Abschirmungkonstante] [Fr. constante d'écran] [İng. screening constant] [Jap. shahei teisu]: Eksicik katmanları yüzünden, çekinsel artı yükün öğecik dışında ne ölçüde daha azmış gibi göründüğünü veren sayı.

öteleme [es. t. translasyon] [Alm. Verschiebung] [Fr., İng. translation] [Jap. heisin]: Matematik bir uzayı ya da uzay içindeki nesneyi, aynı doğrultuda bir yerden başka yere götürme işlemi.

ötelenme [es. t. translasyon] [Alm. Verschiebung] [Fr., İng. translation] [Jap. heisin]: Bir nesnenin aynı doğrultuda yer değiştirmesi.

özdecik [es. t. molekül] [Alm. Molekül] [Fr. molécule] [İng. molecule] [Jap. bunşi]: 1- Belirgin kimyasal özellikleri olan bir özdeği oluşturup, her biri eş fiziksel, kimyasal özellikleri gösteren bölünmez, bölünürse özellikleri değişecek taneciklerden her biri. 2- Bir ya da birkaç öğeciğin birleşmesinden oluşan birkaç çekin ya da eksicikli yapı.

özdecikiçin kuvvet [Alm. innermolekularkrafte] [Fr. force intermoléculaire] [İng. intermolecular force] [Jap. bunsi-nai-tyoku]: Tek bir özdeciğin kimyasal bölümleri arasındaki kuvvet.

özdeciklerarası kuvvetler [Alm. zwischenmolekulare Kräfte] [Fr. forces intermoléculaires] [İng. intermolecular forces] [Jap. bunshikan-ryoku]: Özdek evrelerinin özelliklerini hesaplamak için bilinmesi gereken, bağdan daha güçsüz kuvvetler.

özdeciksellik [Alm. Molekularität] [Fr. molécularité] [İng. molecularity] [Jap. bunshii sei]: Bir tepkimenin kaç özdeciğin çarpışmasıyla oluştuğunu gösteren sayı.

özdeciksel yapı [Alm. Molekülaufbau, Molekülverband] [Fr. structure moléculaire] [İng. molecular structure] [Jap. bunsi-kôzô]: Özdeciği kuran öğecikler arasındaki uzaklıklardan, açılardan oluşan geometrik yapı.

özdecik topağı [es. t. moleküler grup] [Alm. Molekularen Gruppe] [Fr. groupe moléculaire] [İng. molecular group] [Jap. bunsi-gun]: Bir özdeciğin temel yapısını bitişik, özellikleri bir derecede koruyan büyücek özdecik parçası.

özdecik toplaşımı [Alm. Molekularen Verbindung] [Fr. association moléculaire] [İng. molecular association] [Jap. bunsi-syûgôtai]: İki ya da daha çok özdeciğin fiziksel kuvvetler etkisiyle bir araya gelmesi ya da bir araya gelip daha büyük bir özdecik oluşturması (A + B => C gibi).

özdecik yörüngeçleri ilinti çizgesi [Alm. M. O. Korrelationdiagram] [Fr. diagramme de corrélation des orbitales moléculaires] [İng. M. O. correlation diagram] [Jap. bunsi-kidô, sôkan-zu]: Özdecik yörüngeç erkelerinin, öğeciklerarası uzaklık değiştikçe ayrışık öğeciklerden hangi birleşik öğecik ereylerine ulaştıklarını gösterir çizge.

özdek [es. t. madde] [Alm. Substanz] [Fr., İng. substance] [Jap. bussitu]: Uzayda yer doldurup kimyasal bir yapısı olan varlık.

özdem [Alm. Mol] [Fr., İng. mol] [Jap. moru]: Bir Avogadro sayısınca özdeciği içeren özdek niceliği.

özdemli çözelti [Alm. molare lösung] [Fr. solution molare] [İng. molar solution] [Jap. zyûryô-moru-yôeki]: Bir litrede kaç çözünük özdem olduğu belirtilen çözelti.

özdemlilik [es. t. molarlık] [Alm. Molarität] [Fr. molarité] [İng. molarity] [Jap. moru-nôdo]: Bir litre çözeltideki çözünük özdem sayısı.

özdem oranı [Alm. Molenbrunch] [Fr. fraction molaire] [İng. mole fraction] [Jap. moru-bunritu]: Çözünük ya da çözgen özdecik sayısının, çözeltideki her türden toplam özdecik sayısına oranı.

özdemsel çözelti [Alm. molale Lösung] [Fr. solution molale] [İng. molal solution] [Jap. zyûryô moru yôeki]: 1000 gr. da kaç çözünük özdem bulunduğu belirtilen çözelti.

özdemsellik [es. t. molallık] [Alm. Molalität] [Fr. molalité] [İng. molality] [Jap. zyûryô-moru-nôdo]: 1000 gr çözeltideki çözünük özdem sayısı.

özdenetim [Alm. Selbstregelung] [Fr. autoréglage] [İng. self-regulation] [Jap. ziko-seigyo]: Bir dizgenin, içindeki tepkimeleri kendi kendine denetlemesi olayı (canlı gözesinde olduğu gibi).

özdeşlemek [Alm. identifizieren] [Fr. identifier] [İng. identify] [Jap. dôtei-suru]: Matematik kuramın nesneleri ile fiziksel nesneler arasında bağıntı kurmak.

özdeşlik [Alm. Identität] [Fr. identité] [İng. identity] [Jap. doitsu]: İki yanı, değişkenlerinin her değeri için eşit olan denklem.

özdirenç [Alm. spezifischer Widerstand] [Fr. résistivité] [İng. resistivity] [Jap. teikosei]: Bir özdeğin birim niceliğinde görülen direnç.

özekçek kuvveti [es. t. merkezçek kuvveti] [Alm. Zentripetalkraft, Anstrebekraft] [Fr. force centripète] [İng. centripedal force] [Jap. kôsinryôku]: Bir özek çevresinde dönen nesneyi dışarı doğru atan özekkaç kuvvetinin ters yönde eşiti olan kuvvet.

özekkaç [es. t. santrifüjleme] [Alm. Zentrifugierung] [Fr., İng. centrifugation] [Jap. ensinbunri]: Tüp içinde bir sıvı hızla bir özek çevresinde döndürerek, içindeki özdekleri ağırlıklarına göre ayırma işlemi.

özeklenik [Alm. selbst-adjungierte] [Fr. adjointe soi-même] [İng. selfadjoint] [Jap. ziko-kamezi]: Bir işlerin, dizeyin ekleniğine eşit olması özelliği.

özellik [Alm. Eigenschaft] [Fr. qualité, propriété] [İng. property] [Jap. gensyo]: Bir özdeği belirleyen nitelik ve nicelikler.

özgelik [es. t. karakteristik] [Alm. Eigentumlichkeit] [Fr. caractéristique] [İng. characteristic] [Jap. tokusei, tokusei-kyokusen]: Bir özdeği, bir olguyu belirginleyen öğelerin her biri.

özgen [es. t. enzim, mayaözü] [Alm. Enzym] [Fr., İng. enzyme] [Jap. kôso]: Dirilkimyasal tepkimeleri, her birine özgün biçimde tezgenleyen önemli tezgen türü önbesi özdeciği.

özgenli [Alm. enzymatisch] [Fr. enzymatique] [İng. enzymatic] [Jap. kôso]: Özgenlerle hızı değiştirilen tepkimeye, sürece ilişkin.

özgü [es. t. karakteristik] [Alm. eigentümlich] [Fr. caractéristique] [İng. characteristic] [Jap. tokusei]: Bir özdek ya da işlemin özelliklerine ilişkin.

özgül ağırlık [Alm. spezifisches Gewicht] [Fr. poids spécifique] [İng. specific gravity] [Jap. hizyû]: Belirli sıcaklık ve basınç altında, bir özdeğin 1 cm. küpünün ağırlığı.

özgül ısı [Alm. spezifische Wärme] [Fr. chaleur spécifique] [İng. specific heat] [Jap. hinetu]: Bir özdeğin bir gramını, bir derece ısıtmak için verilmesi gereken ısı.

özgüllük [Alm. Spezifität] [Fr. spécificité] [İng. specificity] [Jap. tokuisei]: Bir etkileşimin ancak belli tür özdecikler arasında kuvvetli oluşu niteliği.

özgün değer [Alm. Eigenwert] [Fr. valeur propre] [İng. eigenvalue] [Jap. koyûti]: Bir işlerin, kendi altında değişmeyen, özgün yöneyine uygulandığında aldığı değer.

özgün duru [Alm. Eigenzustand] [Fr. état propre] [İng. eigenstate] [Jap. koyû-zyôrai]: Ölçülebilir bir işler uygulandığında, aynı kaldığı için üzerinde kesin ölçme yapılabilen nicem durusu.

özgün işlev [Alm. Eigenfunktion] [Fr. fonction propre] [İng. eigenfunction] [Jap. koyû-kansû]: Özgün yöneylerin konumsal görüngesini veren dalga işlevi.

özgün yöney [Alm. Eigenvektor] [Fr. vecteur propre] [İng. eigenvector] [Jap. koyû-bokutoru]: Bir işlerin, kendi altında değişmeyen yöneylerinden biri.

özgür erke [Alm. freie Enthalpie] [Fr. énergie libre] [İng. free energy] [Jap. ziyû-enerugii]: Isıldevingen duruların birinden öbürüne geçerken yapılabilecek en çok işi gösteren nicelik: (H - TS); (E - TS).

özgür kökçe [Alm. freies Radikal] [Fr. radical libre] [İng. free radical] [Jap. yûriki]: Tek sayıda eksicikleri bulunan, dolayısıyla toplam dönüsü çoğu kez S = 1/2 olan, kimyasal tepkinliği yüksek özdecik parçası.

öziletkenlik [Alm. Leitung] [Fr. conduction] [İng. conductivity] [Jap. dendô]: Birim nicelikte özdeğin geçirdiği ısı ya da kıvıl yük niceliği.

öztezleştirme [Alm. Autokatalyse, Selbstbeschleunigung] [Fr. autocatalyse] [İng. autocatalysis] [Jap. zisyokubai-gensyô]: Tepkime ürünlerinden birinin tezgenlik de ederek tepkimeyi hızlandırması olayı.

özüştürül [es. t. metabolik] [Alm. metabolisch] [Fr. métabolique] [İng. metabolic] [Jap. taisya]: Özüştürüm süreçlerine ilişkin.

özüştürüm [Alm. Staffwechsel] [Fr. métabolisme] [İng. metabolism] [Jap. bussitu- kôtai (taisya)]: Besinle gelen özdekleri dönüştürüp, onlardan erke sağlayan dirilkimyasal tepkime dizilerinin tümü.

özyayınım katsayısı [Alm. Selbstdiffusionskoeffizient] [Fr. coefficient d'autodiffusion] [İng. self-diffusion coefficient] [Jap. (ziko-kakusan) keisu]: Bir özdeciğin, eş tür özdeciklerden oluşmuş bir ortam içinde yaptığı zikzak devinimler sonunda, birim zamanda aldığı yolu ölçen nicelik.

özyükünleşme [Alm. Selbst-lonisierung] [Fr. auto-ionisation] [İng. auto-ionization] [Jap. jido ionka]: Öğecik ya da özdeciğin kendi kendine yükünleşmesi olayı.

 

P

parlamalı ışılkesim [Alm. Blitzlicht-Photolyse] [Fr. photolyse par éclair] [İng. flash photolysis] [Jap. senko bunkai]: Işığın bir anda parlamasından sonra özdeciklerden ayrışmayı sürdürmeleri olayı.

patlarlı ısıölçer [Alm. Bomben kalorimeter] [Fr. calorimètre scellé] [İng. bomb calorimeter] [Jap. bonbe-neturyôkei]: Belirli oylumda sağlam kapalı bir kap içinde, özdeğin tutuşturulup patlatılmasıyla yanma ısısının ölçülmesini sağlayan aygıt.

Pauli dışarlama ilkesi [Alm. Pauli-Verbot] [Fr. principe d'exclusion de Pauli] [İng. Pauli exclusion principle] [Jap. Pauli no haita-genri]: Eksicik gibi 1/2 dönülü taneciklerin dönüleri bir yönde ise, aynı zamanda aynı yerde bulunamamaları ilkesi.

Planck katsayısı [Alm. Plancksche Konstante] [Fr. constant de Planck] [İng. Planck's constant] [Jap. Puranku-teisû]: Nicem yasasının temel niceliğini oluşturan, ışıncık erkesi ile titreşim sayısı arasındaki değişmez oran.

R

rasgele değişken [Alm. zufällige Variable] [Fr. variable au hasard] [İng. random variable] [Jap. hukisoku-hensû]: Aynı olasılıkta rasgele değerler veren sayıtımsal değişken.

rasgele devinim [Alm. zufällige Bewegung] [Fr. mouvement au hasard] [İng. random motion] [Jap. hukisoku-undô]: Belli bir yörünge izlemeyip, aynı olasılıkta bir o yöne, bir bu yöne sapma gösteren devinim.

rasgelelik [Alm. zufällig] [Fr. hasard] [İng. randomness] [Jap. randamu-da-aru-koto]: Değişmelerin belli bir kurala uymadan aynı olasılıkta olması.

renkseçer [Alm. Monochromator] [Fr. monochromateur] [İng. monochromator] [Jap. monokuromêtâ]: Tek dalga boyunda ışığı seçip veren araç.

renkseme [es. t. kromatografi] [Alm. chromatographie] [Fr. choromatographie] [İng. chromatography] [Jap. kuromatogurafii]: Bir çözelti ya da gaz içindeki çeşitli özdeklerin, özel bir ortamın yüzerme özelliğine dayanarak ayrılmaları yöntemi.

renkseme dikeci [Alm. chromatographische Säule] [Fr. colonne chromatographique] [İng. chromatographic column] [Jap. kuromatogurafii-karamu]: İçinden geçen sıvıdaki değişik özdekleri, soğurma özelliklerine göre ayırıp, katmanlar olarak gösteren dikine aygıt.

 

renkseyici [es. t. kromatograf] [Alm. Chromatograph] [Fr. chromatographe] [İng. chromatograph]: Renkseme olayından yararlanarak çözümleme yapan aygıt.

renkveren [es. t. kromofor] [Alm. Chromophor] [Fr., İng. chromophore] [Jap. hasshoku-dan]: Büyücek bir özdeciğin belirli ışıklarını güçlüce soğuran ya da salan özdeciksel topak.

S

saçınım [Alm. Streuung, Zerstreuung] [Fr. éparpillement] [İng. scattering] [Jap. sanran]: Bir tanecik demetinin, başka taneciklerle çarpışarak çeşitli açılara dağılması olayı.

sakınık kuvvet [Alm. Erhaltungskraft] [Fr. force conservatrice] [İng. conservative force] [Jap. hozon-ryoku]: Bir sayıl gerilim işlevinden türev alınarak bulunabilen kuvvet.

sakınım [es. t. konservasyon] [Alm. Erhaltung] [Fr., İng. conservation] [Jap. hozon]: Dizgelerde, taneciklerarası etkileşimlerden, çarpışmalardan önce de sonra da toplam erke, devinirlik, kütle gibi niceliklerin değişmez kalması.

sakınım yasası [Alm. Gesetz von der Erhaltung] [Fr. loi de conservation] [İng. conservation law] [Jap. hozono-soku]: Düzenekte erke, devinirlik gibi niceliklerin çarpışımlardan önce ve sonra toplam olarak değişmediğini bildiren yasa.

salarlık [Alm. Emissionsvermögen, Emissionsfähigkeit] [Fr. émissivité] [İng. emissivity] [Jap. hôsyaritu]: Birim koşullarda salınan ışınımı ölçen nicelik.

salım izgesi [Alm. Emissionspektrum] [Fr. spectre d'émission] [İng. emission spectrum] [Jap. hakkô-supekutoru]: Soğurulan değil de salınan ışıkların izgesi.

salmak [Alm. emittieren, aussenden] [Fr. émettre] [İng. emit] [Jap. hôsya, hukusya]: (Özdek, öğecik vb.) Işıın, erke, tanecik demetleri verip göndermek.

sarmal eksen [Alm. Schraubenachse] [Fr. axe à vis] [İng. screw axis] [Jap. rasenziku]: Hem dönme, hem ötelenme işlemleri altında görülen bakışım ekseni.

sayaç [Alm. Zähler, Zählwerk] [Fr. computeur] [İng. counter] [Jap. keisû-sôti, keisûkan]: Gelen tanecikleri tek tek sayan araç.

sayıl [Alm. Skalar] [Fr. scalaire] [İng. scalar] [Jap. sukarâ]: Yöney ve gereyler gibi, birkaç bileşkenli ya da öğeli olmayıp tek bir sayı ile belirlenen nicelik.

sayıl çarpım [Alm. skalar Produkt] [Fr. produit scalaire] [İng. scalar product] [Jap. sukara-seiseibutu]: Bir uzaydan alınan yöneyle, | a >, ikizuzaydan alınan başka bir yöneyin, < b |, birlikte gönderildiği sayı: <a | b>.

sayıtım [es. t. istatistik] [Alm. Statistik] [Fr. statistique] [İng. statistics] [Jap. tôkei]: Sonucu kesinlikle bilinemeyen olayların olasılıklarını veren bilim dalı.

sayıtım düzeneği [Alm. statische Mechanik] [Fr. mécanique statistique] [İng. statistical mechanics] [Jap. tôkei-rihigaku]: Pek çok tanecikli dizgelerin özelliklerini tek tek taneciklerin kesin devinimlerinden değil de, ortalamalarından ya da olasılıklardan bulan bilim dalı.

sayıtımsal ısıldevimbilim [Alm. statistischen Thermodynamik] [Fr. thermodynamique statistique] [İng. statistical thermodynamics] [Jap. tôkei-neturikigaku]: Isıldevimbilim özelliklerini, sayıtım düzeneği ile hesaplama yöntemlerini veren kuramsal dal.

seçme kuralları [Alm. Auswahlregeln] [Fr. règles de sélection] [İng. selection rules] [Jap. sentaku ritsu]: Nicemsel bir dizgenin, ışık etkisiyle hangi erke düzeylerinden hangilerine geçebileceğini saptayan kurallar.

sekizli kuralı [Alm. Oktettregel] [Fr. règle d'octet] [İng. octet rule] [Jap. hatizyû senritu]: Birinci dizi öğeciklerin, sekiz eksicik almakla kimyasal bağ yapmaya karşı doymaları kuralı.

sekizucay [Alm. Oktapol] [Fr. octapôle] [İng. octupole] [Jap. haçizyûkyoku]: Yarısı eksi, yarısı artı olmak üzere sekiz kıvıl yükten oluşan ya da onun gibi gerilim işlevleri veren yük dağılımları.

sekizyüzsel yörüngeç [Alm. oktaedrischen Bahn] [Fr. orbitale octaédre] [İng. octahedral orbital] [Jap. haçimentai kidô]: Sekizyüzlü biçimin köşelerine doğru uzanan sekiz eş yörüngeçten her biri.

serpinme [es. t. dispersiyon] [Alm. Zerstreuung] [Fr., İng. dispersion] [Jap. bunsan-suru]: Özdeğin, bir sıvı içinde çözünmeksizin asıltıdan daha kalın biçimde dağılması olayı.

serpinme kuvveti [Alm. Dispersionskraft] [Fr. force de dispersion] [İng. dispersion force] [Jap. bunsanryoku]: İki özdeciğin karşılıklı eksicik kaçınımlarından oluşan, çekim gerilimi art uzaklığın altıncı üssüyle ters orantılı olarak değişen fiziksel kuvvet.

serpinti [es. t. dispersiyon] [Alm. Zerstreut] [Fr., İng. dispersion] [Jap. bunsan]: Toz bir özdeğin, sıvı içinde çözünmeksizin, asıltıdan daha kalın, iri ölçekli dağılmış biçimi.

seyreltik [Alm. verdünnbar] [Fr. dilué] [İng. dilute] [Jap. kihaku]: Derişik olmayan, içinde oylum başına az çözüneni olan (çözelti).

seyreltmek [Alm. verdünnen, heruntermischen] [Fr. diluer] [İng. dilute] [Jap. kisyaku]: Daha çok çözgen katarak derişikliği azaltmak.

sıcaklık [es. t. temperatür] [Alm. Temperatur] [Fr. température] [İng. temperature] [Jap. ondo]: Isıldevingen dengedeki bir özdeğin, her bir özdeciği başına düşen ortalama devinim erkesini ölçen nicelik.

sıcaklıkölçüm [es. t. termometri] [Alm. Temperaturmessung, Thermometrie] [Fr. thermométrie] [İng. thermometry] [Jap. netukagaku]: Sıcaklık derecesini ölçme yöntemleri.

sığa [es. t. kapasite] [Alm. Kapazität] [Fr. capacité] [İng. capacity] [Jap. nôryôku, yôryô]: Birim gerilimde bir nesneye sığabilen kıvıl yük niceliği.

sığa [es. t. kapasite] [Alm. Kapazität] [Fr. capacité] [İng. capacity] [Jap. nôryôku, yôryô]: Bir gerilimde bir nesneye sığabilen kıvıl yük niceliği.

sığalık [Alm. Kapazitanz] [Fr. capacitance (électrique)] [İng. capacitance (electric)] [Jap. yoryô]: Belirli nicelikte kıvıl sığası olan özel nesne.

sıkışık doldurma [Alm. dichte Packung] [Fr. arrangement compact] [İng. close packing] [Jap. saimitou-zyûten]: Özdeciklerin aralarında en az boşluk bırakarak, bir oylumu doldurmaları ile oluşan katı yapı.

sıkıştırılma katsayısı [Alm. Kompressibilitätsfaktor] [Fr. facteur de compressibilité] [İng. compressibility factor] [Jap. assyukusei insi]: Oylumun basınçla değişimini ölçen özgül nicelik.

sıksayı [es. t. frekans] [Alm. Frequenz] [Fr. fréquence] [İng. frequency] [Jap. sindosû]: Belirli bir dalga evresinin saniyede kaç kez geçtiğini veren sayı; titreşim sayısı.

sıksayı ölçünü [es. t. frekans standardı] [Alm. Freqeuenz-Standard] [Fr. standard de fréquence] [İng. frequency standard] [Jap. shindosu hyojun]: Zaman ve sıksayı ölçümlerini karşılaştırmak için kullanılan, belirli bir öğeciğin saldığı, sıksayısı büyük, kesinlikle bilinen ışık.

sıralı tepkimeler [Alm. Folgereaktion, zusammengesetzte Reaktionen] [Fr. réactions consécutives] [İng. consecutive reactions] [Jap. tikuzihannô]: Birinin ürünü öbürüne tepken olan art arda tepkimeler dizisi.

sıvıcıl eğri [Alm. Liquidus-Kurve, Erstarrungskurve] [Fr. liquidus] [İng. liquidus curve] [Jap. ekisôsen]: Evre çizgesinde, sıvı evrenin buhardan ilk oluşması koşullarını gösteren eğri.

sıvı evre [Alm. flüssige Phase] [Fr. phase liquide] [İng. liquid phase] [Jap. ekisô]: İçinde bulunduğu kabın biçimini alan, ancak oylumu olağan basınçlarla pek az değişebilen evre.

sıvılaştırma [Alm. Verflüssigung] [Fr. liquéfaction] [İng. liquefaction] [Jap. ekika]: Gazı, sıvı oluncaya dek yoğunlaştırma işlemi.

sızınım [es. t. effüzyon] [Alm. Ausgiessung] [Fr. éffusion] [İng. effusion] [Jap. efyûzyon]: Çok ufak bir delikten, tek tük gaz özdeciklerinin kaçması olayı.

sızma [Alm. Tunnel-Effekt] [Fr. effet tunnel] [İng. tunnelling] [Jap. tonneru koka]: Nicemsel taneciğin, erke engelinin üstünden geçecek denli devinim erkesi olmadığı halde arkaya geçebilmesi olayı.

simge [es. t. sembol] [Alm. Symbol] [Fr. symbole] [İng. symbol] [Jap. kigô]: Bir öğe, nesne, nitelik vb. gösteren harf, biçim, im.

sis odası [Alm. Nebelkammer] [Fr. chambre d'ionisation, chambre de détente] [İng. cloud chamber] [Jap. kiribako]: Yüksek erkeli bir taneciğin geçtiğini, sisten bir çizgi vererek gösteren aygıt.

soğubilim [Alm. Tieftemperaturforschung] [Fr. cryogénie] [İng. cryogenics] [Jap. teiongaku]: Çok düşük sıcaklıklardaki görüngülleri inceleyen deneysel bilim dalı.

soğukaltı [Alm. Unterkühlte] [Fr. surfondo] [İng. supercooled] [Jap. ka reikyaku]: Yoğunlaşma sıcaklığının altına inildikten sonra bile yoğunlaşmamış olma özelliği.

soğurgan [es. t. absorban] [Alm. Absorbens, Absorptionsmittel] [Fr. absorbant] [İng. absorbent] [Jap. kyûsyûzai]: Gaz ya da sıvı özdecikleri içine alma yeteneğinde olan (özdek).

soğurma [es. t. absorbsiyon] [Alm. Absorption] [Fr., İng. absorption] [Jap. kyûsyû]: Süngerimsi bir özdeğin kimi özdecikleri tutması olayı.

soğutum [Alm. Kühlung, Abkühlung] [Fr. refroidissement] [İng. refrigeration] [Jap. reitô]: Sıcaklığı, 0°C altında tutma işlemi.

sökücü tepkime [Alm. Entzichungreaktion] [Fr. réaction d'abstraction] [İng. abstraction reaction] [Jap. haijo-hanno]: Bir özdecikteki topağın, başka bir özdeciğe geçtiği kimyasal tepkime türü.

sönüm [Alm. Dampfung, Extinktion] [Fr., İng. extinction] [Jap. kyuko]: Engelleyici bir ortamda, saçılma ya da emilme yoluyla ışınırlık yoğunluğunun düşmesi.

sönüm katsayısı [Alm. Extinktionskoeffizient] [Fr. coefficient d'extinction] [İng. extinction coefficient] [Jap. kyuko-keisu]: Işığın, bir ortamdan geçtikçe ne ölçüde azaldığını belirleyen nicelik.

su kaplı eksicik [Alm. hydrahältig Elektronen] [Fr. électron hydraté] [İng. hydrated electron] [Jap. suiwa-densi]: Su ortamı içinde su özdecikleri ile çevrili bir yapı gösteren, tek başına bir kimyasal türmüş gibi özellikleri olan eksicik.

suylakesim [es. t. hidroliz] [Alm. Hydrolyse] [Fr. hydrolyse] [İng. hydrolysis] [Jap. kasui-bunkai]: Bir özdeciği, su özdeciklerinin kimyasal etkisiyle parçalama.

süngerimsi [Alm. Poros, Schwamming] [Fr. poreux, poreuse] [İng. porous] [Jap. tatôsei]: Sünger gibi sık delikli olan, bu nedenle bol sıvı ya da gaz emebilen özdek.

sürebölüm [Alm. Zeitteilungs-Verfahren] [Fr. distribution de temps] [İng. time-sharing] [Jap. zikan-bunpai]: Bir bilgisayara, çizeylemlerle birkaç uçta ayrı ayrı hesaplar yaptırma yöntemi.

 

sürebölüm [Alm. Zeitteilungs-Verfahren] [Fr. distribution de temps] [İng. time-sharing] [Jap. zikan-bunpai]: Bir bilgisayara, çizeylemlerle birkaç uçta ayrı ayrı hesaplar yaptırma yöntemi.

sürekli işlev [Alm. kontinuerliche Funktion] [Fr. fonction continue] [İng. continuous function] [Jap. renzoku-kansû]: Değişkeni sürekli olarak değiştiğinde, aldığı değerler kesiklik göstermeyen işlev.

sürem [Alm. Kontinuum] [Fr., İng. continuum] [Jap. renzoku]: Özellikleri, kesiksiz olarak bir yerden bir yere değişen ya da aynı kalan ortam.

sürer duru [Alm. stabiler stationär zustand] [Fr. état stationnaire] [İng. steady state] [Jap. teizyô-zyotai]: Açık dizgede, giren ve çıkan özdek erke niceliklerinin düzenlenmesiyle elde edilerek, dizge içi derişiklik, sıcaklık gibi yeğinsel nicelikleri değişmez tutan devingen duru.

Ş

şerit izge [Alm. Bandenspektrum] [Fr. spectre de bandes] [İng. band spectrum] [Jap. tai-supekutoru, bande-supekutoru]: Özdeciklerin dönme erke düzeyleri arasındaki geçişlerden oluşan izge.

T

taban duru [Alm. Grundzustand] [Fr. état fondamental] [İng. ground state] [Jap. kitei jotai]: Erkesi en düşük birinci nicem durusu.

tamkatlama [Alm. Stöchiometrie] [Fr. stoechiométrie] [İng. stoichiometry] [Jap. kogakuryôron]: Kimyasal tepkime denklemlerinde, kimyasal süreçlerdeki her tür öğeciğin salınım ve bileşiklerde tamsayılar oranlarında bulundukları ilkelerini kullanarak, çeşitli özdeciklerin niceliklerini hesaplama yöntemi.

tamkatlı bileşikler [Alm. stöchiometrische Verbindungen] [Fr. corps composés stoechiométriques] [İng. stoichiometric compounds] [Jap. kagakuryôron-teki, teihi-kogôgutsu]: Kimyasal bileşimlerinde, değişik tür öğecikleri birbirine tamsayı oranlarda bulunduran bileşikler.

tamkatsız bileşikler [Alm. nichtstochiometrische Verbindungen] [Fr. corps composés non-stoechiométriques] [İng. non-stoichiometric compounds] [Jap. huteihi-kagôbutu]: Kimyasal bileşimlerinde, değişik tür öğecikleri birbirine tamsayı oranlarda bulundurmayan bileşikler.

tanecik [Alm. körper] [Fr. particule] [İng. particle] [Jap. tai, şi]: Özdeği oluşturan belirli nicemsel özelliklerdeki en küçük temel nesneciklerden her biri.

taslam [es. t. model] [Alm. Modell, Muster, Schablone] [Fr. modèle] [İng. model] [Jap. mokei]: Kesin bir kuram olmayıp, öğecik, çekin vb. yapısı için benzetme yoluyla ortaya atılan matematiksel yaklaşık yöntem.

taşınım [Alm. Förderung] [Fr., İng. transport] [Jap. yusô]: Kütle, kıvıl yük ya da erkenin, genellikle özdecik çarpışmaları sonucu, ortamın bir yerinden, ilgili değişkenleri daha düşük bir yerine aktarılması.

taşınım özellikleri [Alm. Überführungs-eigenschaft] [Fr. propriétés de transport] [İng. transport properties] [Jap. yusogensyô]: Özdek, ısı ve devinirliğin bir ortam içindeki geçiş hızlarıyla ilgili yayınım, ısı aktarımı, akışmazlık özellikleri.

taşınım sayısı [Alm. Überführungzahlen] [Fr. nombre de transport] [İng. transport number] [Jap. yuritu]: Kıvıl alan etkisinde bulunan bir sıvı çözelti içindeki yükünlerin, birbirine göre olan hızları ile ilgili sayı.

tedirgi [Alm. Störung] [Fr., İng. perturbation] [Jap. setudô]: Bir dizge ya da denkleme uygulanan, onun niteliğini çok bozmadan biraz etkileyen etken.

tedirgilemek [Alm. stören] [Fr. perturber] [İng. perturb] [Jap. bisyô hanka o ataeru]: Dizgeyi niteliğini değiştirmeden biraz etkilemek.

tedirgileme kuramı [Alm. Störungstheorie] [Fr. théorie perturbative] [İng. perturbation theory] [Jap. satudô-hô]: Bir türevsel denklemin çözümünü, ondan biraz değişik bir denklem çözümünden yürüyerek matematik bir dizi biçiminde elde etme yöntemi.

tedirginlik [Alm. Störung] [Fr., İng. perturbation] [Jap. setsudo]: Dizgeyi, niteliğini değiştirmeden biraz etkileme işlemi.

tek bağ [Alm. einfache Bindung] [Fr. liaison simple] [İng. single bond] [Jap. tanketugô]: İki öğecik arasındaki eksicik çifti bağı.

tek değer işlev [Alm. einwertige Funktion] [Fr. fonction à valeur unique] [İng. single-valued function] [Jap. ikka-kansû]: Değişkenin her bir değeri için yalnız bir tek değer alabilen işlev.

tek eşlem [Alm. Ungerade] [Fr. parité impair] [İng. odd parity] [Jap. ki guki sei]: Eşlem bakışım işleri uygulandığında, nicemsel nesnenin eksi im verme özelliği.

tekiz [es. t. monomer] [Alm. Monomer] [Fr. monomère] [İng. monomer] [Jap. tanryôtai]: Kimyasal bağlarla birleşerek bir çoğuz oluşturan özdecik.

tekkatman [Alm. monomolekulare Schicht] [Fr. couche monomoléculaire] [İng. monolayer] [Jap. tan'itusô]: Bir yüzeyi kaplayan tek özdecik kalınlığında tabaka.

tekli [Alm. Singulett] [Fr. singulet] [İng. singlet] [Jap. itizyûsan, itizyûkô]: Toplam dönüsü S = O olan dizge.

teközdecikli tepkime [Alm. monomolekülare Reaktion] [Fr. réaction monomoléculaire] [İng. unimolecular reaction] [Jap. tanbunşi-hannô]: Teközdeciğin ayrıştığı ya da eşizleştiği tepkime.

teközdeciksel [Alm. einmolekular, monomolekular] [Fr. monomoléculaire] [İng. unimolecular] [Jap. tanbunşi]: Bir tepkimenin, özdecik çarpışmaları olmadan tek bir özdeciğin ayrışması, dönüşmesi biçiminde oluşuyla ilgili.

tektürel [es. t. homojen] [Alm. homogen] [Fr. homogène] [İng. homogeneous] [Jap. kinsitu]: Özellikleri, her noktasında eşdeğer olan özdek evresine ilişkin.

tektürelleme [Alm. Homogenisieren] [Fr. homogénéiser] [İng. homogenize] [Jap. kinitu-bunsan]: İçinde yağ parçaları gibi çözünmeyen özdekleri bulunan bir sıvının, iyice karıştırılarak tektürel duruya getirilmesi işlemi.

tekucay [es. t. monopol] [Alm. Monopol] [Fr. monopôle] [İng. monopole] [Jap. tanyoku]: Kıvıl yük dağılımının verdiği alan, matematiksel bir dizi olarak açıldığında ilk terimde görünen toplam kıvıl yük.

temel tanecik [Alm. Elementarteilchen] [Fr. particule élémentaire] [İng. fundamental (elemantary) particle] [Jap. soryûsi]: Bütün özdekleri oluşturan, kimileri ancak çok yüksek erkelerde elde edilebilen tanecikler (eksicik, çekincikler, ortacıklar, ağırcıklar vb.)

tepken [Alm. Reaktant] [Fr. substance réagissante] [İng. reactant] [Jap. hannôbutu, hannô-genkei]: Belli bir tepkimeye giren özdecik, özdek türlerinden her biri.

tepkime [es. t. reaksiyon] [Alm. Reaktion] [Fr. réaction] [İng. reaction] [Jap. hannô]: Birtakım ayıraçlardan yeni kimyasal türlere geçiş olayı.

tepkime düzesi [Alm. Reaktionsordnung] [Fr. ordre d'une réaction] [İng. order of reaction] [Jap. hannô-zisû]: Bir tepkimenin hızını veren denklemde, hız katsayısından sonra kaç derişikliğin çarpıldığını bildiren sayı.

tepkime işlergesi [Alm. Reaktionsmechanismus] [Fr. mécanisme de réaction] [İng. reaction mechanism] [Jap. hannô-kikô]: Yalnız tepkenleri, ürünleri, başı ve sonu görülen bir tepkimenin ayrıntılı olarak nasıl oluştuğunu gösteren, görünenden daha temel özdeciksel çarpışım olaylarını belirten tepkimeler dizisi.

tepkin [es. t. reaktif] [Alm. Gegenwirkend] [Fr. réactif] [İng. reactive] [Jap. hannôsei]: Kimyasal tepkimelere kolayca girebilen (özdek, özdecik).

tepkir [es. t. reaktör] [Alm. Reaktor, Atomofen] [Fr. réacteur] [İng. reactor] [Jap. hannôki, gensiro]: Bir tepkimenin olmasını sağlayan kap ya da aygıt.

tersbakışık bkz. tersbakışımlı.

tersbakışımlı [es. t. antisimetrik] [Alm. antisymmetrisch] [Fr. anti-symmétrique] [İng. antisymmetric] [Jap. gyaku-taişo, han-taisyô]: Bakışımlama altında aynı kalan, yalnız im değiştiren işlev özelliğinde olan.

 

tersbakışımlı [es. t. antisimetrik] [Alm. antisymmetrisch] [Fr. anti-symmétrique] [İng. antisymmetric] [Jap. gyaku-taişo, han-taisyô]: Bakışımlama altında aynı kalan, yalnız im değiştiren işlev özelliğinde olan.

tersinir işlem [Alm. umkehrbarer Prozess] [Fr. processus réversible] [İng. reversible process] [Jap. kagyaku-katei]: Her adımında ısıldevingen dengede tutulan, onun için yavaş yavaş, azar azar yürütülen işlem.

tersinirlik [Alm. Reversibilität] [Fr. réversibilité] [İng. reversibility] [Jap. kagyakusei]: Her adımda ısıldevingen dengede bulunma, dolayısıyla dengenin iki yanına da kolayca gidebilecek durumda olma.

tersinmez işlem [Alm. nichtumkehrbarer Prozess] [Fr. procédé irréversible] [İng. irreversible process] [Jap. hitajyakusei katei]: Hızla yapılan, onun için sürtünme yitimine yol açıp, adımları ısıldevingen dengeye varamayan işlem.

tersteş eşiz [Alm. trans-Isomer] [Fr. isomère trans] [İng. trans-isomer] [Jap. transo iseitai]: Bir özdeciğin iki topağının ters yönlerde bulunduğu eşiz durumu.

tersyüz eşlenik [Alm. umstellte Konjugiert] [Fr. conjugue transpose] [İng. transpose conjugate]: Bir dizeyin dik ve yansıralarını, yan ve diksıralar olarak değiştirdikten sonra, her öğenin karmaşık sayı gibi eşleniğini alarak edinilen yeni dizey.

tersyüzlenme [Fr., İng. transposition] [Jap. tankan, tentasuru]: Bir dizeyin diksıralarını yansıra, yansıralarını diksıra yapma işlemi.

tezgen [es. t. katalizör] [Alm. Katalysator, positiver Katalysator] [Fr. catalyseur] [İng. catalyst] [Jap. syokubai]: Bir tepkimenin hızını değiştirip, tepkime sonunda kendisi değişmeyen özdek.

tezgen ağılanması [Alm. Katalysatorvergiftung] [Fr. empoisonnement de catalyseur] [İng. catalyst poisoning] [Jap. syokubai-doku]: Kimi yabancı özdekler yüzünden bir tezgenin çalışamaz duruma gelmesi.

tezgenlemek [es. t. katalizlemek] [Alm. katalizieren] [Fr. catalysér] [İng. catalyze] [Jap. syokubaito suru]: Tezgen gibi davranıp bir tepkimenin hızını etkilemek.

tezgenli kırma [Alm. katalytisches Krackverfahren] [Fr. craquage catalytique] [İng. catalytic cracking] [Jap. sessyoku-bunkai]: Taşyağ (petrol) özdeciklerini, tezgenler kullanılarak taşyağ arıtıcılarında daha küçük yakıt özdeciklerine ayrıştırma.

tezgenli tepkime [es. t. katalitik reaksiyon] [Alm. katalytische Reaktion] [Fr. réaction catalytique] [İng. catalytic reaction] [Jap. syokubai to hannô]: Tezgenler kullanılarak hızlandırılan tepkime.

tezgensel [es. t. katalitik] [Alm. katalytisch] [Fr. catalytique] [İng. catalytic] [Jap. sessyoku]: Tezgenin özelliklerine ilişkin.

tezleştirme [es. t. kataliz] [Alm. Katalyse] [Fr. catalyse] [İng. catalysis] [Jap. syokubai-sayô]: Tezgenler kullanarak tepkime hızını artırma.

tikel basınç [Alm. Partialdruck] [Fr. pression partielle] [İng. partial pressure] [Jap. bun'atu]: Basıncın, bir kimyasal özdeğin özdem sayısına göre alınmış türevi.

tikel türev [Alm. partielle Derivat] [Fr. derivatif partial] [İng. partial derivative] [Jap. hen-bibun]: Çok değişkenli bir işlevin, öbür değişkenler dursayı gibi tutulurken, yalnız bir değişkene göre alınan türevi.

tikel türevsel denklem [Alm. partial Differentialgleichung] [Fr. équation différentielle partielle] [İng. partial differential equation] [Jap. hen-bibun hoteisiki]: Bilinmeyen işlevin tikel türevlerini içeren denklem.

titrercik [Alm. Phonon, Schallquantum] [Fr., İng. phonon] [Jap. onsi]: Özellikle katı ortam içinde görülen, belli dalga boyundaki titreşimlerin her bir nicem taneceği.

titreşim [es. t. vibrasyon] [Alm. Vibration, Schwingung] [Fr., İng. vibration] [Jap. sindô]: Esnek bir nesne parçalarının, her saniye eş sayıda ileri geri yaptıkları düzenli salınım.

titreşimsel özgür boyutlar [Alm. Schwingungsfreiheitsgrade] [Fr. degré de liberté vibratoire] [İng. vibrational degrees of freedom] [Jap. sindo-no-ziyûdo]: Birbirinden bağımsız titreşimsel devinim kipleri.

titreşir [es. t. osilatör] [Alm. Oszillator, Hochfrequenzgenerator] [Fr. oscillateur] [Jap. sindôsi-kyôdo]: Öğeciklerin belli dalga boyundaki ışıkları soğurma, salma olasılığını ölçen nicelik.

toplak [Alm. Aggregat] [Fr., İng. ensemble] [Jap. suyûdan]: Sayıtım düzeneğinde üzerinden ortalama alınan, iriölçekteki özellikleri eş, ancak özdeciksel duruları değişik, birbirine denk dizgeler topluluğu.

toplanırlık [Alm. Additivität] [Fr. additivité] [İng. additivity] [Jap. kaseisei]: Bir dizi özdecik arasındaki gerilim erkesinin, ikişer, üçer... özdecikarası gerilim erkelerinin toplamı olarak yazılabilmesi.

toplaşım [Alm. Assoziation] [Fr., İng. association] [Jap. kaigô]: Özdeciklerin, aralarındaki fiziksel kuvvetler nedeniyle oluşturdukları toplu durum.

topluca taslamı [Alm. Kollektivmodell] [Fr. modèle collectif] [İng. collective model] [Jap. syûgô-moderu]: Çekinciklerin bağımsız yörüngeçlerde değil de, birlikte devindiklerini savunan çekinsel yapı taslamı.

tortu [Alm. Niederschlag, Sediment] [Fr. sédiment] [İng. sediment] [Jap. tinkô butu]: İriölçekteki ortamlarda çözünmeyip, sıvının dibine çöken katı tanelerin oluşturduğu katman.

tutulmalı konoluşum [Alm. ekliptische konformation] [Fr. configuration éclipsée] [İng. eclipsed conformation] [Jap. kasana garita moderu]: Özdecik ekseni doğrultusunda bakıldığında, iki topağı üst üste görünen biçim.

tutunmaz duru [Alm. instable stationär zustand] [Fr. état instable] [İng. unstable steady state] [Jap. hiteizyô-zyôtai]: En küçük bir tedirgi ile sürerliğini yitirebilen duru.

tutunmazlık [Alm. Unbeständigkeit] [Fr. instabilité] [İng. unstability] [Jap. utsurigi]: Sürer durunun bozulmasına yol açan koşulların yarattığı durum.

tutunur duru [Alm. stationär zustand] [Fr. état stationnaire] [İng. stationary state, stable (steady) state] [Jap. teizyo-zyôtai]: Tedirgiler olsa bile sürerliğini yitirmeyen duru.

tutunurluk kuramı [Alm. theorie des stabilitä] [Fr. théorie de stabilité] [İng. stability theory] [Jap. anteisei-riron]: Sürer duruların, küçük tedirgiler karşısında sürerliklerini yitirip yitirmeyeceklerini inceleyen bilgi dalı.

tuzak [Alm. Abscheider] [Fr. trappe] [İng. trap] [Jap. torappu]: Fiziksel kimya aygıtlarında, kimi gazları yoğunlaştırarak alıkoyan ya da asıltı taneciklerini tutan kap.

tuz atma [Alm. Aussalzen] [Fr. relargage] [İng. salting out] [Jap. kaen]: Çözünmüş özdecikleri, tuz katarak çözeltiden çıkarma.

tümleme katsayısı [Alm. Integrationsfaktor] [Fr. facteur intégrante] [İng. integrating factor] [Jap. sekibun-insi]: Bir niceliği bölünce, onu tekdeğer bir işlev durumuna sokan değişken (Tersinir ısıyı salt sıcaklıkla bölünce, dağı işlevinin çıkması gibi).

tümlenik [Alm. integrierte] [Fr. intégre] [İng. integral, integrated] [Jap. sekibun no]: Tümlevi alınmış olma özelliğinde.

tümlev [es. t. integral] [Alm. Integral] [Fr. intégrale] [İng. integral] [Jap. sekibun]: Değişken aralıkları ile her aralık ortasındaki işlev değerleri çarpımları toplamının aralıklar küçüldükçe vardığı erey.

tümlev dönüşke [Alm. Integraltransform] [Fr. transforme-intégral] [İng. integral-transform] [Jap. sekibun-henkan]: Matematiksel bir işlerin tümlev türünden görüngesi.

tümlevini almak [Alm. erganzen] [Fr. intégrer] [İng. integrate] [Jap. sekibun suru]: Değişken aralıkları ile her aralıktaki işlev değerleri çarpımları toplamının, aralıklar küçüldükçe vardığı erey işlevini bulmak.

tünel etkisi bkz. sızma, engelden sızma.

türev [Alm. Derivat] [Fr. dérivé] [İng. derivative] [Jap. yûdôtai]: 1- İşlevde doğal değişikliğin değişken aralığına oranının, aralık sıfıra yaklaşırkenki ereyi. 2- İşlevin değişkene göre değişme hızı.

türevsel denklem [Alm. Differentialgleichung] [Fr. équation différentielle] [İng. differential equation] [Jap. bibun-hôteisiki]: Bilinmeyen işlevle birlikte, onun türevlerini de içeren denklem.

U

ucay [Alm. Pol] [Fr. pôle] [İng. pole] [Jap. kyoku]: Kıvıl ya da kıvılmıknatıs alan yaratan dingin, devinen yük dağılımı türlerinden her biri. bkz. çiftucay, dörtucay.

ucay ışınımı [Alm. Dipolstrahlung] [Fr. radiation dipôle] [İng. dipole radiation] [Jap. sôkyokusi-hôsya]: Titreşen ucayların saldığı kıvılmıknatıs alan.

ucaylanma [es. t. polarizasyon] [Alm. Polarisation] [Fr. polarisation] [İng. polarization] [Jap. henkô, bunkyoku]: 1- Özdek içinde çiftucayların belirmesi olayı. 2- Işıncıkların belli dönülere ayrılması; ışık dalgasının belirli düzleme alınması.

ucaylaşırlık [Alm. Polarisierbarkeit] [Fr. polarisabilité] [İng. polarizability] [Jap. bunkyokuritu]: Birim kıvıl alan altındaki özdecikte irgitlenen kıvıl ucay.

ucaylayıcı [es. t. polarizör] [Alm. Polarisator, Polarisationsprisma] [Fr. polariseur] [İng. polarizer] [Jap. henkôsi]: Geçirdiği ışık dalgalarını belirli bir düzleme sokan araç.

ucaylık [es. t. polarite] [Alm. Polarität] [Fr. polarité] [İng. polarity] [Jap. kyokusei]: Artı, eksi yüklerin birbirinden ne ölçüde ayrılmış olduğunu gösteren nitelik.

ucayölçer [es. t. polarimetre, kutupölçer] [Alm. Polarimeter] [Fr. polarimètre] [İng. polarimeter] [Jap. senkôkei]: Işık dalga düzlemi ile belirli bir düzlem arasındaki açıyı ölçen araç.

ucaysal bağ [Alm. polare Verbindung, dipolare Verbindung] [Fr. liaison polaire, liaison dipolaire] [İng. polar bond, dipolar bond] [Jap. kyoku-ketugô, nizyûkyoku-ketugô]: Kıvıl ucaylığı olan kimyasal bağ.

ucaysal konsayı [Alm. Polarkoordinate] [Fr. coordonnée polaire] [İng. polar coordinate] [Jap. kyokuzahyo]: Bir özek ve bir eksenden ölçülen açı ya da yarıçap konsayılarının biri.

ucaysı [Alm. polaroid] [Fr. polaroid] [İng. polaroid] [henkosi]: Işığı ucaylaştırıp az çok geçiren bir tür mercek özdeği.

ufakdalga izgesi [Alm. Mikrowellen-Spektrum] [Fr. spectre de micro-ondes] [İng. microwave spectrum] [Jap. maikuro-ha supekutoru]: Özdeciklerin dönmeleriyle oluşan, erke düzeyleri arasındaki geçişlerde salınan türden ışık dalga boylarına ilişkin izge.

ufakölçekte [es. t. mikroskobik] [Alm. mikroskopibch] [Fr. microscopigue] [İng. microscopic] [Jap. kenbikyo]: Çok küçük boyutlarda, özdeciksel çaptaki olaylara ilişkin.

 

ufakölçekte yüzey gerilimi [Alm. mikroskopische Oberflachenspannung] [Fr. tension superficielle microscopique] [İng. microscopic surface tension] [Jap. hisiteki hyômen tyôryoku]: Özdeciksel boyutlarda bir yüzey yaratmak için gerekli özgür erke.

uranötesi öğeler [Alm. transurane Elemente] [Fr. éléments transsuranien] [İng. transuranium elements] [Jap. tyû-uran-gensu]: Çevrimsel çizelgede, urandan sonra gelen kısa yaşam süreli öğeler.

uyarıcık [Alm. Exciton] [Fr., İng. exciton] [Jap. reikisi]: Katı içinde, bir tanecikmiş gibi devinen uyarma erkesi nicemi.

uyarık duru [Alm. angeregter Zustand] [Fr. état d'excitation] [İng. excited state] [Jap. reiki-zyôtai]: Daha yüksek erke düzeylerine çıkmış nicemsel dizge durusu.

uyarma [Alm. Anregung] [Fr., İng. excitation] [Jap. reiki]: Nicemsel dizgeyi, daha yüksek bir erke düzeyine çıkarma.

uyartı [Alm. Stimulans, Reiz] [Fr. stimulant, stimulus aiquillon] [İng. stimulus] [Jap. yuhatu (yuhatu-hôsya)]: Bir eğilime yol açan etki.

uyartılı salma [Alm. induzierte Emission] [Fr. émission induite] [İng. stimulated emission] [Jap. yuado hakkô]: Başka bir ışığın dolaylı bir etkisi ile kimi ışıkların salınması olayı.

uygulu durular [Alm. Übereinstimmende] [Fr. états correspondants] [İng. corresponding states] [Jap. taiô-zyôtai]: İki ayrı özdeğin, eş indirgenmiş sıcaklık ile basınçtaki duruları.

uymazlık [Alm. Regelwidrigkeit] [Fr. anomalie] [İng. anomaly] [Jap. izyôi tokui]: Bilinen kural ya da kuramlara uymayan sonuç, gözlem vb.

uyumlu titreşim [Alm. Oberschwingung] [Fr. vibration harmonique] [İng. harmonic vibration] [Jap. çôwa]: Gerilimsel erke eğrisini, esnemenin kuvvete orantılı kalan bölümünden çıkarmayan titreşim.

uyumsuz titreşim [Alm. anharmonische Vibration] [Fr. vibration anharmonique] [İng. anharmonic vibration] [Jap. hi çowa sindô (hityowa-sindô)]: Gerilimsel erke eğrisinin, esnemenin kuvvete orantılı kaldığı bölümünün dışına çıkmasıyla sönmeye başlayan titreşim.

uzam [Alm. Ausdehnung] [Fr. étendue] [İng. extent] [Jap. kakutyô]: Özdeğin kapladığı yer büyüklüğü ya da bir şeyin nereye dek vardığı. bkz. uzamsal özellik.

uzamsal özellik [Alm. extensive Eigenschaft] [Fr. propriété extensive] [İng. extensive property]: Özdeğin nicelliğiyle orantılı olan özellik.

uzay öbekleri [Alm. Raumgrauppe] [Fr. groupe spatiel] [İng. space groups] [Jap. kûkangun]: Sonsuz uzamlı kırılcaların yapı türlerini veren bakışım öbekleri.

uzun ivdirici [Alm. linear Beschleunigung] [Fr. accélérateur linéaire] [İng. linear accelerator] [Jap. senkei-kasokuki]: Taneciklerin yüksek devinim erkelerini hızlandıran uzunlamasına aygıt.

Ü

üçlü [Alm. Triplett] [Fr., İng. triplet] [Jap. sanzyûsen, sanzyûkô]: Toplam dönüsü S = 1 olan dizge.

üçlü bağ [Alm. Dreifachbindung] [Fr. liaison triple] [İng. triple bond] [Jap. sanzyû-keturgô]: Asetilendeki gibi, iki öğecik arasında üç çift eksicikten oluşan bağ.

üçlü duru [Alm. Triplett-Zustand] [Fr. état triplet] [İng. triplet state] [Jap. sanjuko jotai]: Toplam eksicik dönüsü S = 1 olan nicem durusu.

üçlülük noktası [Alm. Tripelpunkt] [Fr. point triple] [İng. triple point] [Jap. sanzyûten]: Bir özdeğe ilişkin katı, sıvı ve gaz evrelerinin bir arada dengede bulunabildiği nokta.

üleştirme işlevi [Alm. Verteilungsfunktion] [Fr. fonction de partition] [İng. partition function (p. f.)] [Jap. bunfai kansu]: Sayıtım düzenliğinde, dağı (S) ve yığa (H) gibi iriölçek ısıldevingenlik nicelliklerinin, özdeciksel niceliklerden başlayarak türetilmesine yol açan temel işlev.

ülkül çözelti [Alm. ideale Lösung] [Fr. solution idéale] [İng. ideal solution] [Jap. risô-yôeki]: İki bileşeni karışınca ısı alıp vermeyen, karışma dağısı, derişikliklerinin logaritmalarına bağlı kuramsal çözelti türü.

ülkül gaz [Alm. ideales Gas] [Fr. gaz parfait] [İng. ideal gaz] [Jap. risô-kitai]: Özdecikleri arasında hiçbir kuvvet olmayıp, duru denklemi PV = nRT'ye uyan gaz.

üslüönü etkeni [Alm. Vorexponentialfaktor] [Fr. facteur préexpotentiel] [İng. pre-exponential factor] [Jap. ikusu ponensyaru-no-kata-no insi]: Tepkime hız katsayısının, sıcaklıkla pek değişmeyen, etkinleşme dağısı ile ilgili birinci çarpan terimi. A; (k = Ae-B/T)

üstleç [Alm. Substrat] [Fr. substrat] [İng. substrate] [Jap. kisitu, kitai]: Özgen özdeciğini üstünde belli bir yere oturup, kimyasal değişikliğe uğrayan özdek.

üstözekkaç [es. t. üstmerkezkaç] [Alm. Ultrazentrifuge] [Fr. ultracentrifugueuse] [İng. ultracentrifuge] [Jap. tyô-ensinki]: Dirilçoğuzları, özdecik ağırlıklarına göre ayırmaya yarayan aygıt.

üstün akışkanlık [Alm. Supraflüssigkeit] [Fr. superfluidité] [İng. superfluidity] [Jap. ço-ryûdô]: Çok düşük sıcaklıklarda, nicemsel sıfır noktası devinimi yüzünden katılaşamayan helyumun, iriölçekte gösterdiği olağandışı nicemsel özellikler.

üstün iletken [Alm. Supraleiter] [Fr. supraconducteur] [İng. supraconductor] [Jap. tyô-dendôtai]: Çok düşük sıcaklıklarda, eksiciklere karşı direncini yitiren özel özdek.

V

van der Waals etkileşimi [Alm. van der Waalsche kräfte] [Fr. interaction de van der Waals] [İng. van der Waals interaction] [Jap. fan-deru-Wârusu]: Özdecikler arasında, kimyasal etkileşim yanında çok daha güçsüz kalan fiziksel etkileşim.

veri [es. t. data] [Alm. Date] [Fr. données] [İng. data] [Jap. deita]: Deneysel ölçme sonucu bulunan nicelik ya da sayı.

verimlilik [Alm. Hervorbringen, Nachgeben] [Fr. rendement] [İng. yield] [Jap. syûryô, syûritu]: Kimyasal bireşim işlemleri sonunda elde edilen erek özdek niceliğinin, kuramsal olarak beklenen niceliğe oranı.

verim oranı bkz. verimlilik.

verişim [Alm. Austausch, Umsatz, Austauchfähigkeit] [Fr. échange] [İng. exchange] [Jap. kôkan]: Eksiciklerin tek tek belirlenememesi yüzünden, eksicikler karşılıklı yer değiştirince gözlenebilir niceliklerin değişmez kalması olayı.

verişimli tepkime [Alm. Austauschreaktion] [Fr. réaction d'échange] [İng. exchange reaction] [Jap. kôkan-hannô]: Tepkenler arasında, öğeciklerin yer değiştirdiği tepkime.

verişim tümlevi [Alm. Austausch-Integral] [Fr. intégrale d'échange] [İng. exchange integral (Kij)] [Jap. kôkan-sekibun]: İçlerinde birer eksicik bulunan iki öğecik yörüngeci ile iki eksiciğin yerlerini değiştirdikten sonraki çarpımın üzerinden alınan tümlev.

Y

yabancı özdek bkz. katışkı.

yağyakıt [Alm. Heizöl] [Fr. gaz oil, fuel oil] [İng. fuel oil] [Jap. neryôyu, zyûyu]: Taşyağın (petrolün) damıtılmasında çıkan, kaynama ve parlama noktaları yüksek hidrokarbonlar kesimi.

yakınsak dizi [Alm. konvergente Reihe] [Fr. série convergente] [İng. convergent series] [Jap. sakihoso-tyokuretu]: Terimleri sonsuza dek toplandığında belirli bir sayı veren dizi.

yaklaştırma [Alm. Näherung] [Fr., İng. approximation] [Jap. kinzi]: Denklem ya da kuramlarda, kesin çözüm bulunamayan yerde yaklaşık çözüm bulma.

yalın çift [Alm. einsames (freies) Elektronenpaar] [Fr. paire solitaire] [İng. lone pair] [Jap. hikyoyû-densitui]: Kimyasal bağ yapmayıp, tek öğecik üstünde duran eksicik çifti.

yalıtık dizge [Alm. isolierten System] [Fr. système isolé] [İng. isolated system] [Jap. tozita kei]: Çevresiyle, erke ve özdek alışverişi yapmayan kapalı dizge.

yalıtkan [es. t. izolatör] [Alm. Isolator] [Fr. isolateur] [İng. isolator] [Jap. zetuentai, gaisi]: Isı ya da kıvı geçirmeyen (özdek, nesne vb.).

yalpa [Alm. Präzession] [Fr. précession] [İng. precession] [Jap. saisa undô]: Ekseni çevresinde dönmekte olan nesnenin, eksen doğrultusunu pek değiştirmeden ancak küçük bir açıda yaptığı tarama.

yalpalanma [Alm. präzessieren] [Fr. précesser] [İng. precess] [Jap. saisa undô o otonau]: Ekseni çevresinde dönmekte olan nesnenin, eksen doğrultusunda ancak küçük bir açıyı yalpa yaparak taraması olayı.

yamultma [es. t. distorsiyon] [Alm. Verdrehung, Verformung] [Fr., İng. distortion] [Jap. yugami, hizumi]: Geometrik biçimi, az ölçüde değiştirme işlemi.

yandaş eşiz [Alm. cis-isomer] [Fr. cis-isomère] [İng. cis-isomer] [Jap. sisu iseitai]: Bir özdeciğin iki topağının da bir yanda bulunduğu eşiz durumu.

yankılaşım [es. t. rezonans] [Alm. Resonanz] [Fr. résonance] [İng. resonance] [Jap. kyometi, kyôsin]: 1- Takışık iki titreşirden birindeki titreşimin öbürüne atlaması. 2- Erkeleri birbirine çok yakın birkaç nicemsel durunun doğrusal olarak birleşip, yeni durular oluşturması.

yanma ısısı [Alm. Verbrennungswärme, oberter Heizwert] [Fr. chaleur de combustion] [İng. heat of combustion] [Jap. nensyônetu]: Bir özdek ya da özdeminin yanmasıyla oluşan ısı niceliği.

yansıma düzlemi [Alm. Ebene der Reflektion] [Fr. plan dereflection] [İng. plane of reflection] [Jap. kyoeino heimen]: Bakışım işlemleri arasında yer alan yansıma noktalarını, bir düzlemin öbür yanında eş uzaklıktaki karşıtlarını bulma işlemini saptayan düzlem.

yansıra [Alm. Zeile] [Fr. rang] [İng. row] [Jap. narabi]: Bir dizeyi oluşturan yatay öğe dizilerinden her biri.

yapay ışınetkinlik [Alm. künstliche Radioaktivität] [Fr. radioactivité artificielle] [İng. artificial radioactivity] [Jap. zinkô-hôsyanô]: Özellikle çekinsel tepkirlerde, çekinlere ılıncıklar verilerek türetilen yeni yerdeşlerin ışıınetkinliği.

yapı [Alm. Struktur, Aufbau, Gefüge] [Fr., İng. structure] [Jap. kôzô]: Öğecik ile özdeciklerin, eksicik ya da öğeciklerden oluşma biçimi.

yapısal eşiz [Alm. Konsitutionsisomer] [Fr. isomère constitutionnel] [İng. constitutional isomer] [Jap. kôzô-isoitai]: Öğesel bileşimi eş, kimyasal bağları değişik özdecik türlerinden her biri.

yapışkan [Alm. klebrig, anhaftend] [Fr. adhérent, adhésif] [İng. adhesive] [Jap. settyaku]: Değişik bir özdeğe, fiziksel kuvvetlerle tutunup kalabilme özelliğinde olan.

yapıştırıcı [Alm. Klebemittel, Klebstoff, Bindemittel] [Fr. adhésif] [İng. adhesive] [Jap. settyaku]: Değişik bir özdeğe, fiziksel kuvvetlerle tutunup kalabilen ya da bu özelliği ile iki ayrı özdeği birbirine tutturabilen özdek.

 

yarıçapsal dağılım işlevi [Alm. radial Verteilungsfunktion] [Fr. fonction de distribution radiale] [İng. radial distribution function] [Jap. ziku-hôkô-bunpai-kansû]: Sıvı içinde, bir noktadan belirli bir yarıçap uzaklaşınca ortalama kaç sıvı özdeciği bulunacağını veren işlev.

yarıçapsal hız [Alm. radialgeschwindigkeit] [Fr. vitesse radiale] [İng. radial velocity] [Jap. ziku sokudo]: Bir özekten çıkan yarıçap doğrultusundaki hız.

yarıdenemsel [Alm. halbempirisch] [Fr. semi-empirique] [İng. semi-empirical] [Jap. han-jikken (han-bengi)]: Kuramsal yolla bulunmuş denklemlerde geçen nicelliklerden kimilerini temel hesaplardan bulmayıp, denklemi deneylere uydurmaya çalışarak kestirme yollarına ilişkin.

yarıgeçirgen [Alm. Halbdurchlässige, Semipermeable] [Fr. semiperméable] [İng. semi-permeable] [Jap. hantômaku]: Kimi özdecik ya da yükünleri geçirip kimilerini geçirmeyen (zar, ekran vb.).

yarıiletken [Alm. Halbleiter] [Fr. semi-conducteur] [İng. semi-conductor] [Jap. handôtai]: Kıvıl akımı pek az ileten siliş, german ya da kimi organik kırılcalara benzer özdekler.

yarılım [Alm. Spaltung, Aufspaltung] [Fr. clivage] [İng. splitting] [Jap. bunretu]: Bir erke düzeyi ya da izge çizgisinin iki, üç... düzey ya da çizgiye ayrılması.

yarım göze [Alm. Halbelement] [Fr. demi-pile] [İng. half-cell] [Jap. handenti]: Kıvılkesimde, artıuç ya da yalnız eksiuçların bulunduğu göze.

yarıyaşam [Alm. Halbwerszeit] [Fr. demi-vie] [İng. half-life] [Jap. hangenki]: Ayrışan, bozunan bir özdeğin yarısı kalıncaya dek geçen süre.

yasaklı geçiş [Alm. verbotener Übergang] [Fr. transition interdite] [İng. forbidden transition] [Jap. kinsei-sen'i]: Eş bakışım yüzünden geçiş olasılığı olmayan, ancak öğecik, özdecik yapısındaki küçük bir tedirgi etkisiyle izgede gene de biraz görünebilen nicemsel geçiş.

yasal eşlenik değişken [Alm. kanonische konjugierte Variable] [Fr. variable conjugé canoniquement] [İng. canonically conjugate variable] [Jap. seizyun kyôyaku kahen]: Konum-devinirlik (q ve p), erke-zaman (E ve t) gibi Hamilton işlevinin birine göre türevi öbürünü veren düzeneksel değişkenler çifti.

yasal toplak [Alm. kanonischen Aggregat] [Fr. ensemble canonique] [İng. canonical ensemble] [Jap. kanonikaru-ansanburu, hyôzyun-syûdan]: Her bir dizgesi eş sayıda, birçok özdecikten oluşan iriölçekte dizgeler toplağı. bkz. toplak.

yaygın yörüngeç [Alm. nichtlokalisierte Orbital] [Fr. orbitale délocalisée] [İng. delocalized orbital] [Jap. hi kyokuzaika kidô]: Özdeciğin belli bir yöresine değil de, her yanına yayılmış yörüngeç.

yayınım [es. t. difüzyon] [Alm. Diffusion] [Fr., İng. diffusion] [Jap. kakusan]: Özdeciklerin, derişikliğin daha az olduğu yerlere zamanla yayılmaları olayı.

yeğinlik [Alm. Intensität] [Fr. intensité] [İng. intesity] [Jap. kyôdo]: Birim alandan, birim zamanda geçen erke ya da tanecik niceliği.

yeğinsel özellik [Alm. intensive Eigenschaft] [Fr. propriété intensive] [İng. intensive property]: Özdeğin uzam ve nicelliğine bağlı olmayan özellik; uzamsal özelliğin tersi. (örn. sıcaklık, yeğinsel özellik olduğu halde ısı kapsağı (yığa), uzamsal bir özelliktir).

yeğlik [Alm. Festigkeit] [Fr. intesité] [İng. strength (not force)] [Jap. kyôdo]: Çözelti derişikliğinin ya da bir alanın güçlülüğü.

yeğni etkileşim [Alm. schwache Wechselwirkung] [Fr. interaction faible] [İng. weak interaction] [Jap. yonai-sôgosayô]: Eksicik ya da μ -ortacığı taneciklerinin gösterdiği, ılıncığın da bozunumuna yol açan temel etkileşim türü.

yerçekimsel [Alm. grantatims] [Fr. attractif] [İng. gravitational] [Jap. zyûryoku-no]: İki kütlenin çarpımı ile doğru, aralarındaki uzaklığın karesi ile ters orantılı yerçekim kuvvetlerine ilişkin.

yerdeş [es. t. izotop] [Alm. Isotop] [Fr., İng. isotope] [Jap. dôitai, dôi-genso]: Öğecik sayıları (Z) eş, çekinsel kütleleri değişik çekinlerden her biri.

yerdeş ayırımı [Alm. Isotopentrennung] [Fr. séparation d'isotopes] [İng. isotope separation] [Jap. dôikaku bunri]: Öğecik sayısı (Z) eş, kütlesi değişik çekinlerin ayrılması işlemi.

yerdeş ornatımı [Alm. Isotopen Substituierung] [Fr. substitution isotopique] [İng. isotopic substitution] [Jap. dôitai-sifuto]: Öğecik izge çizgilerinin, eş yerler değiştikçe az öteye gitmeleri olayı.

yerel [Alm. örtlich] [Fr. local, locaux, locale] [İng. local] [Jap. kyokusyo]: Özellikleri, uzayın tek tek noktaları ile ilgili olan.

yerel alan [Alm. lokal Feld] [Fr. champlocale] [İng. local field] [Jap. kyokusyoba]: Yalnız uzaydaki tek tek noktaların konumlarıyla belirlenen birkaç noktanın birbirine etkisini içermeyen fiziksel kuvvet alanı ya da nicemsel alan.

yerseme [es. t. lokalizasyon] [Alm. Lokalisierung] [Fr. localisation] [İng. localization] [Jap. kyokuzaika]: Bir etki, yörüngeç vb., özdeciğin belli bir yöresinde bulunur kılma.

yersenik [Alm. localisiert] [Fr. localisé] [İng. localized] [Jap. kyokusyokashita]: Özdeciğin belli bir yöresini kapsayan (yörüngeç, etki vb.).

yersenik yörüngeç [Alm. lokalisierte Orbital] [Fr. orbital localisée] [İng. localized orbital] [Jap. kyokusyokashita kidô]: Özdeciğin belirli bir yöresini, örneğin bir kimyasal bağı, bir yalın çifti kapsayan yörüngeç.

yersizleştirme [Alm. Nichtlokalisierung] [Fr. délocalisation] [İng. delocalization] [Jap. hi-kyokuzaika]: Yörüngeci, özdeciğin belirli bir yöresine değil de, birçok öğeciklerine yaygın duruma getirme.

yığa [Alm. Enthalpie, Wärmefunktion] [Fr. enthalpie] [İng. enthalpy] [Jap. entarupii]: Eşbasınçlı bir işlemde, dizgenin aldığı ısı: (H = E + PV).

yığılım [es. t. popülasyon] [Alm. 1- Population, 2- Besetzung] [Fr. 1- population, 2- peuplement] [İng. population] [Jap. bunshisu]: 1- Özdeciksel yörüngeçlere eksicikler dizildikten sonra, özdecikiçi öğecik yörüngeçlerine düşen eksicik sayısı dağılımı. 2- Erke düzeylerinin eksicik vb. ile doldurumu.

yığılım çözümlemesi [Alm. Besetzungsanalyse] [Fr. analyse de peuplement] [İng. population analysis] [Jap. bunshisu no bunseki]: Özdecik yörüngeçleri bulunduktan sonra, eksicik dağılımını yörüngeçlerdeki öğeciksel katsayılar türünden veren cebirsel işlem.

yitirgen [Alm. Spülmittel] [Fr. boueur, balayeur] [İng. scavenger] [Jap. hosyûzai]: Özellikle zincirleme tepkimelerde, kökçeleri yitirip tepkime dışı ederek tepkime hızını düşüren özdek.

yoğruk [es. t. plastik] [Alm. plastisch] [Fr. plastique] [İng. plastic] [Jap. purasutikku]: Çekildikçe uzayan, kuvvet kalkınca eski durumuna dönmeyen özdek.

yoğruklayıcı [Alm. Plastiziermittel] [Fr. plastifient] [İng. plasticizer] [Jap. kasozai]: Yoğrukların biçimlendirilmesinde kullanılan, yoğruluk özelliklerini etkileyen fıtalatlar gibi kimyasal özdeklere verilen ad.

yoğrukluk [Alm. Plastischlichkeit] [Fr. plasticité] [İng. plasticity] [Jap. sosei]: Kuvvet uygulandıkça uzayıp, kuvvet kalkınca eski durumuna dönmeme özelliği.

yoğun [Alm. dicht, kompakt] [Fr. compact, dense] [İng. dense] [Jap. mitu-na]: Özgül ağırlığı yüksek olan.

yoğunluk [Alm. Dichte] [Fr. densité] [İng. density] [Jap. mitudo, nôdo]: Birim oyluma düşen özdecik sayısı.

yönelik bağdeğer [Alm. Valenzrichtung] [Fr. valence dirigée] [İng. directed valence] [Jap. hôkô-gensika]: Kimyasal bağların, yalnız belirli doğrultularda kuvvetli olması.

yöney [es. t. vektör] [Alm. Vektor] [Fr. vecteur] [İng. vector] [Jap. bekutoru]: 1- Büyüklüğü ile yönü olan nicelik. 2- Daha genel anlamda: Doğrusal bileşme işlemi altında, kapalı, soyut bir matematik uzayını oluşturan öğelerden, matematik nesnelerden her biri.

yönlenim [Alm. Orientierung] [Fr., İng. orientation] [Jap. haikô]: Bir alanın etkisiyle, özdecik ya da yöneylerin belirli bir yöne doğru dizilmesi.

yörüngeç [Alm. Orbital] [Fr. orbitale] [İng. orbital] [Jap. kidô]: Tek eksiciğin çekinler çevresinde bulunduğu yerlerin olasılıklarını dağılımını, dolaylı olarak veren nicemsel dalga işlevi.

yuvar [Alm. Kügelchen] [Fr., İng. globule] [Jap. shôkyû]: Yuvarlak biçimde özdek parçası (örn. yağ yuvarı).

yuvarsıl [Alm. ballförmig] [Fr. globulaire] [İng. globular] [Jap. ryûqyô]: Yuvarlak biçimde özdek parçası özelliğinde olan (yuvarsıl önbesi özdecikleri vb.).

yük [es. t. şarj] [Alm. ladung] [Fr., İng. charge] [Jap. tyâzi, zyûden, denka, sôyaku]: Çevresinde kıvıl alan yaratan, artı ya da eksi alabilen temel tanecik özelliği, niceliği.

yük dağılımı [Alm. ladungsverteilung] [Fr. distribution de charge] [İng. charge distribution] [Jap. zyûden-bunpu]: Öğecik ya da özdecikteki eksiciklerin konum olasılıklarını veren işlev.

yükseltgenme [es. t. oksidasyon] [Alm. Oxydation] [Fr., İng. oxydation] [Jap. sanka]: Bir öğecik ya da özdeciğin, eksicik vermesiyle görünür artı yükünü çoğaltması.

yükün [es. t. iyon] [Alm. Ion] [Fr., İng. ion] [Jap. ion]: Artı, eksi kıvıl yük gösteren öğecik ya da özdecik.

yükün çifti [Alm. Ionenpaar] [Fr. paire d'ions] [İng. ion pair] [Jap. ion-tui]: Çözelti içinde birbirini çekip birlikte giden, dolayısıyla daha düşük iletkenlik veren iki yükün.

yükün değiştirici dikeç [Alm. Ionaustauschersäule] [Fr. colonne d'échange d'ions] [İng. ion-exchange column] [Jap. ion-kokânkaramu]: İçinde bir çeşit reçine, çoğuz özdek bulunup, geçen sıvıdaki kimi yükünleri başkalarıyla değiştiren dikine aygıt.

yükün göçü [Alm. Ionenwanderung] [Fr. migration d'ions] [İng. ion migration] [Jap. ion-no-idô]: Kıvılkesimde, yükünlerin kıvıluçlara doğru gitmesi.

yükünleşme [es. t. iyonlaşma] [Alm. Ionisierung] [Fr. ionisation] [İng. ionization] [Jap. ionka]: Özdeciklerin parçalanması, öğecik, özdecik topaklarına eksicik katılması ya da çıkarılmasıyla yükün oluşturması.

yükünleşme gerilimi [Alm. Ionisierungsspannung] [Fr. potential d'ionisation] [İng. ionization potential] [Jap. ionka potensharu]: Öğecik ya da özdecikten bir eksicik çıkartmak için verilmesi gereken erke niceliği.

yükünsel [es. t. iyonik] [Alm. ionen] [Fr. ionique] [İng. ionic] [Jap. ion]: Yükünlerle ilgili.

 

yükünsel bağ [Alm. Ionbindung, heteropolare Bindung, polare Bindung, Elektrovalenz] [Fr. liaison ionique, liaison hétéropolaire, liaison d'éclectrovalalence] [İng. ionic bond] [Jap. ion-ketugô]: İki öğecikten birinin eksicik verip, öbürünün almasıyla oluşan kimyasal bağ.

yükünsel boşalma [Alm. ionen Ausladung] [Fr. décharge ionique] [İng. ionic discharge] [Jap. hôden]: Gaz içinde yükünlerin oluşmasıyla kıvıl akımın geçivermesi olayı.

yükünsel boy etkisi [Alm. Ionengrosse Effekt] [Fr. effet de taille ionique] [İng. ionic size effect] [Jap. ion no ôkisa no sa ni yoru kôka]: Yükünlerin noktasal değil de belirli boylarda olmasından doğan etkiler.

yükünsel kırılca [Alm. Ionenkristall] [Fr. cristal ionique] [İng. ionic crystal] [Jap. ion-kessyô]: Artı ya da eksi karşıt yükünlerden oluşmuş kırılca.

yükünsel özgelik [Alm. Ionencharakter] [Fr. cractère ionique] [İng. ionic character] [Jap. ion-sei]: Bir kimyasal bağın ne ölçüde ortakbağ, ne ölçüde yükünsel bağ olduğunu belirtmeğe yarayan nicelik.

yükün toplaşımı [Alm. Ionenassoziation] [Fr. association d'ions] [İng. ion association] [Jap. ion-kyôsyû]: Çözeltide karşıt yükünlerin birbirlerini çekerek daha topluca bulunmaları.

yükün verişimi [Alm. Ionenaustausch] [Fr. échange d'ions] [İng. ion exchange] [Jap. ion-kôkan]: Yükün değiştirici dikeçten geçen özdeğin yükünleri yerine başkalarının konulması. 2- Bu olaya dayanan denel yöntem.

yürür sınır yöntemi [Fr. méthode de barrière mouvante] [İng. moving boundary method] [Jap. hikotei-kyôkai-hô]: Karışmayan iki sıvı arasındaki sınırın yürümesine bakılarak, yükünlerin hızlarını, iletkenliklerini ölçmeye yarayan yöntem.

yüzergen [es. adsorban] [Alm. Adsorbens, Adsorptionsmittel] [Fr. adsorbant] [İng. adsorbent] [Jap. kyûtyakuzai]: Yüzeyine özdecikleri çekip tutan, yüzerme eğilimi olan özdek.

yüzerik [Alm. Adsorptiv, Adsorbant, adsorbierte Substanz] [Fr. Produit adsorbé] [İng. adsorbate] [Jap. kyûtyakusitu]: Bir özdeğin yüzeyine, kimyasal ya da fiziksel kuvvetlerle tutunmuş özdecikler.

yüzerme [es. t. adsorpsiyon] [Alm. Adsorption] [Fr., İng. adsorption] [Jap. kyûtyaku, kyushu]: 1- Yüze, yüzeye soğurma. 2- Yabancı özdeciklerin, bir katı yüzeye kimyasal ya da fiziksel kuvvetlerle tutunup kalması.

yüzey gerilimi [Alm. Oberflächenspannung] [Fr. tension superficielle] [İng. surface tension] [Jap. hyômen tyôryoku]: İki evre arasında ya da bir evre ile boşay arasındaki yüzeyin, birim alan başına düşen özgür erkesi.

yüzey incekatı [Alm. Oberflächenfilm] [Fr. trempe superficielle] [İng. surface film] [Jap. hyômen-so]: Bir özdek yüzeyini kaplayan çok ince yabancı özdek katmanı.

yüzü özekli küpsel [Alm. flächenzentriert] [Fr. cube centré sur les surfaces] [İng. face centered cubic] [Jap. mensin-rippô-kôsi]: Birim öğesi küpsel, küp yüzlerinin özeklerinde de birer özdecik bulunan kırılca türü.

Z

zincirleme tepkime [Alm. Kettenreaktion] [Fr. réaction en chaine] [İng. chain reaction] [Jap. rensa-hannô]: Bir adımında çıkan ürünü, sonraki adımlarında gittikçe artıran tepkime türü.