Anasayfa arrow Siyasi Dosyalar
 
   
Türkçülüğün Esasları
Türkçülüğün Özü
A) Dilde Türkçülük
B) Sanatta Türkçülük
C) Ahlaki Türkçülük
D) Hukukta Türkçülük
E) Dinde Türkçülük
F) İktisatta Türkçülük
G) Siyasette Türkçülük
H) Felsefede Türkçülük
Büyük Türkçülerden
Türkçülerden Özlü Sözler
Genel İçerik
Marşlarımız
Görsellikler
Türk Dünyası Ezgileri 1
Türk Dünyası Ezgileri 2
Türkçülük Hakkında
Tüm Dosyalar
Tüm Yazarlar
Edebiyat
Makaleler
Tepkisiz Kalma
Ağelini Öneriniz
Belge Resim

Bilgilendirme
Türküler
Görsellik
Kitap Önerileri
Büyük Türkçüler
Büyük Türkçülerden
Azınlık veya Özerk Türkler
Nutuk
Duyurular
Özlü Sözler
Yorumsuz Resimler
Siyasi Dosyalar

  :: TSK'dan ABD-İsrail Koridoru'na balyoz
  :: Emperyalizmin Tetikçileri
  :: Komünistlerin Atatürk karşıtlığı
  :: Rockefeller'den yüzyılın itirafı
  :: Ayrılma bildirisi ve Sevr
  :: İstanbul Barosu’ndan yapılan 14 maddelik açıklama
  :: Öz Yurdunda Köleleşen Türk
  :: IŞİD – ABD ilişkisinin delilleri
  :: Barzani ve Erdoğan
  :: İran Türkleri Hapislerde
  :: Hitler’in Müftüsü Hacı Emin El Hüseyni
  :: Seçsis Neden Türkiye'de Kullanılıyor?
  :: Irak’ın 16. Tugayı Peşmergeye katıldı!
  :: Türker Ertürk , ABD tertiplerini ve ABD işbirlikçilerini açıklıyor.
  :: Hava Kuvvetlerinde Tasfiye
  :: Esad'ın Ulusal Kanal Söyleşisi
Türkçe
Türkçe Adlar
Türkçe İzgileri
Hayvan Adları
Türkçe Terimler
Göktürk Yazıtları
Kuş Adları Derlemesi
Türkçe Adlar Sözlüğü
Kazakistan Türkçesi Sözlüğü
Azerbaycan Türkçesi Sözlüğü
Dosyalar
Siyasi Dosyalar
Tarihi Dosyalar
Görüntüler
Dini Dosyalar
Belge Resim
Bilimsel Dosyalar
Atatürk
Eserleri
Makaleleri
Özlü Sözleri
Atatürk Dosyaları
İletişim
 

Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player

İlgili İçerikler
Siyasi Dosyalar


CIA'in Türkiye'deki Bağlantıları

PDF Yazdır Ağhesabı
Değişik ülkelerde görevli Amerikan Büyükelçi ve Konsoloslarının Merkezle (Washington) yazışmalarından binlercesi Wikileaks (Hızlı Sızıntılar) tarafından İnternet yolu ile ortaya döküldü.

Bu yazışmalarda Merkezden kaynaklananlardan sonra, sayıca en fazla olan Ankara’dan merkeze gönderilenler. Bize bu kadar önem verdiklerine ve Obama’nın Erdoğan’a bu sıcak yaklaşımına da bakarsanız, Erdoğan’ın dediği gibi Türkiye “Butik Devlet” değil, “Dünyaya Açık Güçlü Devlet”.

Ankara’da Amerikan Büyükelçisini ziyaret ederek ve arzu ettiği bilgileri vererek bizi Butik Devlet olmaktan çıkarıp, değerimizi arttırarak böylesine Güçlü yapan kişilerin adları da bu belgelerde geçiyor.

CIA kendi puan sistemine göre bu kişilere not vermiş. Aşağıda bunların karnesi var; hepsi sınıf geçecek not almış.

Karnelerine bakıp kişiler hakkında hemen gıyaben hüküm vermeyelim.

Kişileri tanıyorsunuz, ülke için ne hizmetler verdiklerini biliyorsunuz; kafanıza fesat düşünceler sokmayın. Sakın ha, bunlar CIA ajanı gibi aşağılayıcı bir etiket takmayın, büyük haksızlık olur. Bizde, toplumun ahlak değerlerini çiğneyen işlere saplanmışlar için “kötü yola düşmüş kişi” derler. Bu vatandaşlarımızın ne zorunlu şartlar altında bu yükümlülük altına girdiklerini de bilmiyoruz, o yüzden böyle bir düşünceye de kapılmayın.

Bu durumlarını açıklayabilecek, aklıma gelen birkaç sebep şunlar olabilir:

• Geçim sıkıntısı var; çoluk çocuk evde aç beklerken ülkeye olan sorumluluk hissi biraz arka plana itilmiş, ekmek parası için bu yola düşmüş.

• Baskı altında; çek, senet mafyası gibi bazı kişilerin tehditlerinden çekinerek bu işe razı olmuş.

• Şantaj yapılıyor; gizli kamera çekimlerinin kayıtları var CIA’nın elinde, ele güne rezil olmamak için kabullenmiş.

Hiçbir şekilde, bu hizmetlerinin karşılığı bir maddi, politik kazanç ve mevki beklentileri olduğunu sanmıyorum. Zaten ABD’nin bizim iç işlerimize karışıp bu kişilere herhangi bir şekilde bir imkân doğurmaları da olası değil.

Siz, cari açık, dış borçlar büyüyor, vergiler artıyor, geçim zorlaştı diyen nankörlere kapılmayın. Ekonomik bağımsızlığımızın bize verdiği güçle pekişen siyasi bağımsızlığımızı ABD bile sorgulayamaz. Bakın Libya için neler söyledik, neler yaptık; şimdi aynı Güçlü politikayı Suriye’de uyguluyoruz, Obama ve Clinton hayranlıklarını ne şekilde anlatacaklarını bilemiyorlar.
Kim Hakkında Kontağın CIA değerlendirmesi Ne zaman söylenmiş

Liste

http://www.acikistihbarat.com/haberkategori.aspx?id=10137&katID=2 

Erkan GÜÇİZ,

BELGENİN ORJİNALİ:

02ANKARA8382
–Deputy P.M. Mehmet Ali Sahin: Born in the coal and iron and steel region of Karabuk in 1950. Graduated from Istanbul U. Faculty of Law. Practiced law as a private attorney. Elected to Parliament in 1995 on the ticket of Islamist Refah Party of Necmettin Erbakan. Married with four children. An Embassy contact for several years.

–State Minister for Economy Ali Babacan: see ref (D). Good contact of Embassy. –State Minister for Foreign Trade Kursad Tuzmen: see ref (D). Long known to Embassy. –Justice Minister Cemil Cicek: Born in Yozgat in central Anatolia in 1946. Graduated from Istanbul U. Faculty of Law 1971. Practiced law for 10 years and has an excellent reputation as a jurist. Entering politics as a founder of Turgut Ozal’s ANAP, he was close to Ozal and served as Mayor of Yozgat during the early Ozal years (mid-1980′s). A state minister in the ANAP governments of Ozal, Yildirim Akbulut and Mesut Yilmaz. Was driven from ANAP after a dispute with Yilmaz and served as an independent M.P. Member of parliamentary Constitutional Committee. Joined AK only a few months before the November elections. Married with three children. Speaks English and French. Good contact of Embassy.

–State Minister for Economy Ali Babacan: see ref (D). Good contact of Embassy.

–State Minister for Foreign Trade Kursad Tuzmen: see ref (D). Long known to Embassy.

–Justice Minister Cemil Cicek: Born in Yozgat in central Anatolia in 1946. Graduated from Istanbul U. Faculty of Law 1971. Practiced law for 10 years and has an excellent reputation as a jurist. Entering politics as a founder of Turgut Ozal’s ANAP, he was close to Ozal and served as Mayor of Yozgat during the early Ozal years (mid-1980′s). A state minister in the ANAP governments of Ozal, Yildirim Akbulut and Mesut Yilmaz. Was driven from ANAP after a dispute with Yilmaz and served as an independent M.P. Member of parliamentary Constitutional Committee. Joined AK only a few months before the November elections. Married with three children. Speaks English and French. Good contact of Embassy. Probably a Naksibendi.

–Defense Minister Vecdi Gonul: Born in Erzincan in eastern Turkey 1939. Graduated from Ankara U. Political Sciences faculty (then the premier training ground for future high civil servants) 1962; earned an M.S. from University of Southern California. Joined the Interior Ministry; after service as an inspector and sub-governor, appointed governor of Kocaeli (Izmit), director general of security (National Police), governor of Ankara, governor of Izmir; was close to Turgut Ozal; a founding member of the High Education Council (YOK), Undersecretary of Interior Ministry under Minister Abdulkadir Aksu (see below); chairman of the Court of Accounts (Sayistay). Elected to Parliament 1999 on the ticket of Erbakan’s Islam-oriented Fazilet Party. Joined AK in 2002. Married, three children. Speaks English. Long-time contact of the Embassy. Did his military service with President Sezer (a classic bonding experience). No base in AK’s grass-roots. Considered an exemplar of Turkey’s Deep State, and thus someone who will smoothly manage AK’s relations with the Turkish military. Expected to be nominated by AK as its candidate for speaker of Parliament, but was brushed aside by party vice-chairman Bulent Arinc. Probably a Naksibendi.

–Interior Minister Abdulkadir Aksu: Born in Diyarbakir 1944. Of Kurdish origin. Graduated from Ankara U. Political Science Faculty. Joined Interior Ministry, served as Malatya police director, Kahramanmaras deputy governor, deputy director general of security (National Police), Rize governor and mayor, Gaziantep governor. Entered politics with ANAP, elected to Parliament from Diyarbakir. Served as Interior Minister 1988-91. Married, two children. Speaks German. Long-time Embassy contact. Probably a Naksibendi.

–Education Minister Erkan Mumcu: Born in Yalvac (former Pisidian Antioch) in south-central Anatolia 1963. Graduated from Istanbul U. faculty of Law. Entered politics as a rising star in ANAP, elected to Parliament on ANAP ticket 1995 and 1999. Served as Minister of Tourism for first part of the Ecevit government. Resigned from ANAP in summer 2002 after long-running dispute with ANAP leader Yilmaz and joined AK. Married, two children. Speaks English. Long-standing contact of Embassy. Has been sharply critical of the Kemalist State for years. Seen as too openly ambitious by many.

–Industry and Trade Minister Ali Coskun: see ref (D). Long-time Embassy contact. Possibly a Naksibendi.

–Energy Minister Hilmi Guler: see ref (D). Embassy contact.

–Culture Minister Huseyin Celik: Born in Gurpinar (Van) 1959. Graduated from Istanbul U. Faculty of Literature, Department of Turkish Language and Literature. Post-grad studies at the University of London. Chairman and staff member of Department of Turkish Language and Literature at Centennial U. (Van). Has also written history articles, including on the Armenian question. Elected to Parliament on the DYP ticket 1995. Joined Fazilet Party 1999. Joined AK when Fazilet was closed. Married, three children. Speaks English. Good contact of Embassy. Focused, sometimes intense, but good natured. Likes to pontificate. Has long urged restoration of the Armenian church on Akhdamar island in Lake Van.

02ANKARA8505

Turkish Defense Minister Mehmet Vecdi Gonul is a long-time Embassy contact. His vast experience (below) with the organs of the state — and the Deep State (refs A,B) — have earned him the confidence of many in the Kemalist Establishment. Gonul also served in the military with President Sezer, a classic bonding experience. As a result, he is considered by Kemalists to be one of the most “acceptable” senior figures in the Islam-influenced AK (Justice and Development) Party government.

First, we have on good authority that Gonul has ties to the Naksibendi tarikat. This is a nominally illegal sufi Islamic order, generally dominated by Kurds and characterized now by tendencies toward quietism and serious religious piety. Gonul’s patron, the late P.M./President Turgut Ozal of the Motherland Party (ANAP) was a Naksibendi, as was Ozal’s Islamist brother Korkut — a long-time Embassy contact and senior Naksi figure in his own right. Gonul is reportedly close to Korkut. In private meetings with us, Gonul has evinced a remarkably intimate understanding of tarikat history — he sees the orders as a natural part of Anatolian society — and the current trends in tarikat politics in Turkey.

03ANKARA2258

On April 7, the Government replaced two Central Bank Board members at the Central Bank’s regularly scheduled annual meeting. The two new Board members are: Durmus Yilmaz, a Deputy DG of the Central Bank’s markets department and Embassy contact; and Dr. Mustafa Ilker, an economics professor from Uludag University. Central Bank official Ikler Domac told us Yilmaz is a religious Muslim, but not known to be close to AKP and is well respected at the CBT. The second appointee, Mustafa Ilker is an AKP cadre and close to MP Nazim Ekren. There are six GOT-appointed Central Bank board members, each has a three-year term.

03ANKARA2353

Elkatmis (Mehmet), an Embassy contact since 1996 and member of the more hard-core Islamist tendency in AK, has been a useful interlocutor in the past. However, this misstep, and a previous attempt by him to contribute to a smear campaign alleging USG support for the PKK (ref A), reflect the generally low quality and still embryonic understanding of democratic institutions shared by Elkatmis and other members of the Human Rights Committee. In this context, we note that Elkatmis and other Committee members: (1) profess to believe that the Committee’s work is somehow unconnected to the wider traffic of parliamentary activity and USG-GOT relations — despite their own sensitivities about U.S. Congressional attitudes towards Turkey; and (2) appear to derive considerable inspiration from fiery Speaker of Parliament Bulent Arinc, who has made no secret of his ambitions to challenge Erdogan for leadership of AK (ref B).

03ANKARA3507

We will follow up with members of Gul’s delegation and with MFA contacts for first-hand readouts of what Gul said in his private contacts with the Syrians and Iranians when the del returns to Ankara week of June 2. But it is clear that Gul’s comments are significant in several respects, particularly in terms of the domestic political and policy battles shaping up in Ankara. First, the philosophical: Gul’s emphasis on “rational thinking,” though coming from a political leader with impeccable “Islamic” credentials, runs counter to a theme recently reiterated in the Turkish Islamist press. Abdurrahman Dilipak, a columnist and Embassy contact with great influence over the Islamist hardcore rank-and-file, took issue recently with the West’s allegedly “rationalist secular religion,” which he charged has no respect for “sacred values.”

03ANKARA3784

Selma Acuner, former chairman of the women’s group Ka-Der, is a close Embassy contact with political ambitions whom Genc is trying to recruit. She told us recently that Uzan has quietly established a think tank-like organization in Ankara as a policy planning/propaganda center aimed at a more elite audience. According to Acuner, Genc is carefully trying to keep its distance publicly from this organization in order not to undermine its carefully-nurtured image as an “independent” — and thus credible — institution.

03ANKARA3992

In a June 19 meeting with poloff, Gokcek chief advisor Murat Dogru explained that the mayor wants to be on AK’s ticket and that negotiations are still underway. Dogru claimed that there is resistance to Gokcek’s membership in AK from F.M. Gul and those close to him — including AK M.P. and Embassy contact Murat Mercan, who once worked for Gokcek. They view the incumbent as a potential national rival. Dogru expressed confidence that AK will eventually agree to make Gokcek its candidate. “It’s the only thing that makes sense,” he said. (Note: as reported reftel, Erdogan and Gokcek are seeking rapprochement. End note). According to an independent pollster/activist with excellent access to conservative circles, Gokcek, a skilled political operator, is assiduously lobbying AK party officials, including members of the Parliamentary group, to support his AK candidacy and legitimize his place as a national contender.

03ANKARA5652

Sahin (Mehmet Ali) has been a long-time Embassy contact as an Istanbul M.P. from AK predecessor parties, Refah and Fazilet, and earlier as an Istanbul political bigwig (he served briefly as mayor of conservative Fatih district and later was Refah’s party boss for Istanbul in 1994). He has been an open, thoughtful interlocutor — and one not prone to blustering or hyperbole. Our contacts say Sahin has a certain entree to P.M. Erdogan. Their relationship likely grew out of their time working together in Istanbul, where Erdogan served as mayor 1994-1998.

03ANKARA6447

The delegates approved the list of 50 Central Decision Making and Administrative Board (MKYK) members submitted by Erdogan. Notably, Erdogan excluded Defense Minister Vecdi Gonul, former Deputy PM Ertugrul Yalcinbayir, and Parliament Human Rights committee MP Ersonmez Yarbay, a close Embassy contact. Erdogan increased the number of women on the MKYK to 10 — up from five — which Erdogan had promised prior to the convention (Note: seven of the 10 women do not wear headscarves. End Note). Erdogan also included the AK provincial chairmen from Ankara and Istanbul — a nod to the party grassroots.

Our contacts — including a leading national security analyst, the Aksam journalist, and AK Ankara chief and MKYK member Nurettin Akman — confirm press reports that, in re-shaping the MKYK, Erdogan has begun the process of decreasing the influence of the Islamist Milli Gorus foundation, which they say Erdogan sees as exploiting religion for personal material gain. In doing so, they say Erdogan is attempting to bring in a more modern, forward-thinking, and responsive cast that is closer to the PM and the AK Party decision-making inner circle. The Aksam journalist argued that leaving Gonul off the MKYK will actually strengthen his position as a Minister, because Gonul will no longer have to devote his energy to party business. Akman told poloff Oct. 14 that Gonul simply did not have enough time to devote to party affairs. Yalcinbayir is considered a chronic naysayer by AK insiders. Meanwhile, Yarbay — a thoughtful observer — may have dug his own grave recently by criticizing Erdogan for authoritarian tendencies, a useful warning but one made too bluntly in the press, our contacts say.

03ANKARA6535

In his address to the crowd, Bahceli strongly criticized the AK Government’s Iraq policy, claiming the GOT had surrendered to outside powers. He said the GOT has dishonored Turkey and has not pursued any policies that have benefited the Turkish nation. Opposition CHP Vice Chairman and close Embassy contact Sinan Yerlikaya, who attended the MHP convention, told poloff Oct. 17 that after hearing Bahceli’s speech, he believes MHP will react quickly and loudly to any Turkish casualties resulting from a troop deployment to Iraq (Note: CHP also opposes deploying Turkish troops. End Note). In a subsequent Oct. 17 conversation, Huseyin Kocabiyik, who once served as advisor to former PM Ciller and who maintains extensive contacts on the political right, echoed Yerlikaya’s sentiment, saying that Bahceli’s speech suggests the party will organize its extensive grassroots youth organizations in universities and elsewhere to demonstrate against the GOT, especially if Turkish troops take casualties.

Our contacts suggest that Bahceli will make at least some changes to the party administration. Mehmet Telek acknowledged that the party will bring in some new faces, but he does not believe there will be very many additions. MHP Vice Chairman and close Embassy contact Sevket Bulent Yahnici told us after the convention that the party assembly will choose MHP executives (Vice Chairmen, administrative board) next week. Yahnici, who has largely withdrawn from party activities and does not expect to serve as Vice Chairman again, was dismissive of any potential changes. He averred that any new party executives will be chosen by the current unsuccessful, Bahceli-led administration. As a result, the party will have the same uninspired leadership with little “vitality,” he claimed.

03ANKARA7411

The inability to criticize the party reflected in the above comments will carry over into the party’s policies at least until local elections, according to our CHP contacts. In private conversations recently, several party deputies told us that they do not expect any major shift in the party’s direction following the late October general convention that manipulated Baykal’s reelection as CHP leader. Close Embassy contact and CHP M.P. from Hakkari Esat Canan, who admitted to poloff that he has contemplated leaving the party, said there will be no change in party policy before local elections. He asserted that while many in the party are looking for former State Minister Kemal Dervis — now CHP Vice Chairman — to assert himself and make the party more appealing to the public, Dervis lacks the courage and political skill to pull it off. He added that Dervis is not fit to lead.

03ANKARA7641

Our ANAP contacts — including Kececiler, Dincerler, and long-time ANAP activist and Embassy contact Ali Turktas — tell us Nas has long been associated with former ANAP leader Yilmaz, who, along with several former Ministers, is about to be examined by a parliamentary high court (Yuce Divan) for corruption. Nas would only say to us that Yilmaz “does not oppose” her candidacy; in the past she has told us more openly that she favors his comeback. Dincerler, who Dec. 10 resigned his position as advisor to the ANAP chairman, told us Nas’ emergence probably means Yilmaz is planning an eventual comeback, which Dincerler claimed would destroy the party. Dincerler admitted that he privately hopes Nas becomes ANAP chairman, performs poorly, and is forced out so that the Yilmaz faction within the party will be discredited further. While acknowledging that Nas is likely paving the way for Yilmaz’ return, Kececiler pointed out that Yilmaz will do nothing to pursue his comeback while the corruption investigation continues.

04ANKARA126

FM Gul, the top GOT official responsible for human rights, personally asked Bicak to replace an ineffective predecessor as head of the Human Rights Presidency, according to our contacts. A long time Embassy contact, Bicak (Vahit) is sometimes seen as arrogant and aloof, which explains his failure to consult with human rights NGOs on this regulation. However, he is respected as an authority on human rights issues, and he is clearly trying to provide much-needed structure to a chaotic human rights monitoring system that to date has served as mere window-dressing. As an indication of the system’s low status in the GOT, Bicak’s office, part of the Prime Ministry, does not have a separate budget. And it is woefully underfunded — Bicak has asked a number of embassies to donate 10 computers to supplement the two his office currently has.

04ANKARA2119

In an April 12 meeting, CHP Diyarbakir M.P. and close Embassy contact Mesut Deger confirmed to us that Baykal is not going anywhere soon. Deger explained that Baykal convened both the party assembly and provincial chairmen on April 10-11 in Ankara. Both groups — whose members owe their jobs to Baykal — gave the CHP leader a vote of confidence, according to Deger, suggesting that change is not in the offing. Deger added that the party is awaiting the results of a research committee — headed by Tanla — that is reportedly evaluating the election results in detail.

Like Baykal, Tanla was dismissive of opposition in the party, even though nine prominent M.P.s, including Embassy contact and party executive board member Hakki Akalin, had just called for Baykal to resign. Tanla suggested that discontent is the point of equilibrium for a CHP Parliament group, adding that opposition inside the party had always existed since the time of Ismet Inonu, Ataturk’s right-hand man. As if searching for any theme that could mollify the party’s critics, Tanla asserted that the party needs young faces, although he could not explain how that might happen. Without prompting, Tanla rejected the possibility that Dervis could mount a serious challenge: “I meet with Dervis all the time; he doesn’t even want to be leader.”

CHP Denizli M.P. Mehmet Nessar, who serves on Parliament’s NATO assembly and who is normally free of knuckleheaded thinking, told us recently that the thrust of Dervis’ criticism is that: 1) Baykal has refused to accept new members into the party; 2) CHP provincial and district level officials are only out to benefit materially from their positions; and 3) the party is stuck in the 1930′s. While conceding that Dervis’ points are true, Nessar nevertheless claimed that Dervis would have been better served if he had worked behind the scenes versus expressing his criticisms aloud.

04ANKARA2291

MHP intellectual and long-time Embassy contact Riza Muftuoglu, who unlike most of his party colleagues is usually a free thinker, offered to us April 20 a more even-handed analysis of the party’s performance. Muftuoglu explained that MHP leaders can spin the results as a “victory” by noting that the party finished third in votes for provincial councils and that this is a tacit blessing of the party’s general direction. On the other hand, Muftuoglu argued that after factoring in the thirty percent of Turks who did not vote March 28, MHP’s showing is much less impressive. “If these had been national elections, we still would not have entered Parliament,” he asserted.

04ANKARA4524

A key Embassy contact on Islam in Turkey is launching an effort within the Muslim world to turn Mecca and Medina into an autonomous zone. He seeks USG financial support to bring his project to fruition. We will inform him that the U.S. cannot support such an initiative unless Department instructs us otherwise by Aug. 20

Habiboglu (Bedreddin) has raised with us an idea to make Mecca and Medina an autonomous zone, somewhat similar to an Islamic Vatican. He asserts that the idea is different from proposals to re-establish the caliphate. He claims the idea as his own, and demands that we keep his approach and idea closely held. We note, however, that the idea has circulated in Turkey at various times over the past 30-35 years, including under the late PM/President Turgut Ozal.

04ANKARA6490

Close Embassy contact Hak Is Labor Union President Salim Uslu, as well as other union contacts, accuse the MOLSS of unnecessarily shifting hospital facilities to the MOH and ultimately attempting to privatize state hospitals, a move which is expected to make the cost of health care more expensive for union members. Uslu, who portrays himself as close to PM Erdogan, alleges the “bureaucrats” misled the prime minister in citing a 22 quadrillion Turkish lira (approx. USD 1.5 billion) health care financing deficit for the first nine months of 2004. Uslu also cites “corruption” by pharmaceutical companies using a two-tier pricing system as contributing to cost overruns, possibly with reference to accusations that Roche has overcharged for medicines. Uslu does not see any practical benefit to be derived from transferring MOLSS-operated hospitals to the MOH and believes the central government could do a better job of managing hospitals and health care. He suggests it would be more efficient to consolidate various small non-MOLSS hospitals.

Yildirim Koc, special advisor to the President of Yol-Is (Highway Workers Union), affiliated with the more left-leaning Turk-Is Union, and another longtime Embassy contact, insisted to us that the U.S. and the EU want to dismember Turkey and carve it into several smaller states. Koc asserts the health care financial problems are related to MOLSS corruption and mismanagement and are being camouflaged under the pretext of making health care services more cost-effective by transferring them to the MOH. Koc describes this transition as going “from a republican system to a federal system” and cites what he calls failures to deliver good health care under privatized systems in Algeria, Egypt and the Palestinian Territories as examples of a vacuum in services that will set the stage for Islamists to take over and improve inferior quality state medical care in Turkey, as well.

04ANKARA7106

Long-term Embassy contact with deep experience in intel and national security analysis has relayed to us from his sources the belief that (1) PKK and Sunni radicals collaborated in Dec. 17 murder of five Turkish security guards in Mosul; (2) PKK is readying a serious terrorism campaign in Turkish cities; (3) Turkish Jandarma intel is besieged by paranoid orders from Ankara to uncover “Armenian separatists” and an “Israeli land grab” in the southeast; and (4) a serious disinformation and psyops campaign against NATO is being waged on more junior Turkish officers. Our contact has proven accurate in the past but we caution that we have no corroborating evidence for much of the information in this cable — especially relating to the Mosul attack.

Just returned from two trips to Turkey’s southeast, where he is involved in a major anti-smuggling investigation at the behest of Turkey’s Energy Minister, a pre-eminent Turkish national security analyst (Faruk Demir — strictly protect) briefed us Dec. 20-21 on several aspects of current Turkish security questions, and, in particular, Jandarma intel (JITEM) ops and preoccupations. He based his report to us on meetings with approximately 40 JITEM officers — lieutenants, captains, and majors, some of whom were our contact’s students — involved in field investigations and ops from Mersin to Mardin.

05ANKARA198

Baykal’s ability arbitrarily to manipulate CHP rules and machinery makes it more difficult to predict the outcome of the current struggle. Erol Cevikce — a former CHP State Minister and longtime Embassy contact on intra-CHP politics who correctly predicted two weeks ago that the YDK would not convict Sarigul — estimates that 700-800 of the approximately 1,200 party delegates are currently in the pro-Baykal camp. He also believes, however, that the wind is blowing in Sarigul’s favor. Cevikce claims that Sarigul will muster 30,000 supporters to rally outside the party convention hall and pressure the delegates to back Sarigul. Cevicke also believes that the delegates’ own political ambition may aid Sarigul. Many delegates want to be elected to parliament or other public offices, where they anticipate they can benefit from Sarigul’s pork barrel largesse, and they believe that their chances are dim as long as the unpopular and elitist Baykal remains the leader of the party.

05ANKARA776

Oya Aydin, a Board member and attorney for Kaboglu, told us the AKP leadership is dismissing the 14 Board members early, but there is a deeper motive beyond the minorities report. Shortly after the controversy over the minorities report, FM Gul announced that he had selected a number of candidates to fill upcoming openings on the 78-member Board. The new appointees included bitterly anti-Western, Islamic fundamentalist columnist Abdurrahman Dilipak, of the daily Vakit, and others known for Islam-oriented views in line with those of the AKP leadership. They will replace members who generally hold leftist, or Kemalist/secular views. The MFA has refused to respond to our repeated requests for confirmation that Gul indeed appointed Dilipak.

05ISTANBUL377

TESEV’s report and conference may stimulate more debate among Istanbul academic and media circles, which have lagged far behind the rest of the country in questioning the Diyanet and its relation to Islamic thought and practice. The future of the Diyanet is central to the question of the relationship between Islam, the state, and society. Although near-term consensus is unlikely, TESEV has made an important contribution by placing the issue squarely in the public domain and stimulating an open debate. TESEV Chairman Can Paker told poloff that he was pleased with the cooperation they received from the Diyanet in preparing the report. Participation in the conference and comments by senior Diyanet officials, moreover, suggest that they themselves are preparing for change. Co-author of the report Irfan Bozan told poloff most agree that the current system has failed in its basic purpose – to control religion in Turkey. What remains to be seen is what will be done about it. We will continue to track the debate and government statements or proposals to assess whether Turkey is moving in the direction of securing religious freedom and equal treatment for all groups or whether reforms are used to advance the interests and influence of some vis-a-vis others.

05ANKARA1231

A close Embassy contact in the Ministry of Justice (MOJ) retired early in frustration after being unable to overcome resistance within the ministry to EU reform; she returned at the insistence of the Justice Minister. The official, an expert on EU law, told us the MOJ Undersecretary has consistently blocked her efforts to enact regulatory reform required by the EU. She said the majority of MOJ bureaucrats openly oppose EU membership. GOT has thus failed to enact many reforms required for EU accession, including changes to the GOT’s High Council of Judges and Prosecutors, which the EU has criticized for restricting judicial independence. Moreover, the GOT failed to hold an interministerial meeting after the October EU progress report and December EU Summit to coordinate response to issues raised by the EU, leaving each ministry to develop its own approach. Her observations indicate that Turkey will be off to a slow start when accession negotiations begin in October.

We met with Ayse Saadet Arikan, director general of the MOJ’s General Directorate for EU Affairs, on March 4, shortly after Justice Minister Cicek persuaded her to reverse her decision to take an early retirement. Arikan (please protect), a close Embassy contact, is a key figure within the GOT bureaucracy working on the nuts and bolts of EU harmonization. She is one of Turkey’s top experts on EU law — she studied EU law in Amsterdam and London and wrote her Ph.D. thesis on Turkey-EU relations — and a strong advocate of EU-related reform. Over the past two years, she has expressed to us her increasing concerns about what she views as the sluggish, unprofessional approach of the GOT and ruling AK Party (AKP) to EU harmonization. Her experience serves as a gauge of Turkey’s capacity to meet the long-term demands of the EU accession process.

05ANKARA2072

In a meeting March 31 with EconOff and Econ Specialist, Board Member Galip Zerey expressed enthusiasm for a yet-to-be-scheduled expert trip to the FCC Washington. Zerey met Ambassador David Gross at the recent 3GSM Conference at Nice, France. He stated that the specific purpose of the trip would be to gain knowledge on 3rd generation GSM; the more broad purpose would be to gain general best regulatory practices from the FCC. EconOff also encouraged the Turkish visitors to meet with State Department telecom experts. Zerey stated that the board has increased its outreach to EU members’ bodies. According to Zerey, the previous Board President’s term ended March 29 and the Prime Minister had not yet named a new one. Zerey said that his name was one of two on the short list. Faruk Comert (another regular Embassy contact, also eager to pursue contact with the FCC) is acting President.

05ANKARA2784

As noted in reftel, the official unemployment figure published by the Turkish State Statistics Institute, which indicated Turkish unemployment was at 11.5 percent in January 2005, may understate the severity of the problem. Concurrently 13.1 percent (3,189,000 people) were working part-time because full-time employment was not available. One Embassy contact, economist and polling company owner Tarhan Erdem, suggests the real unemployment rate may be closer to 12 million, or approximately one-quarter of the work force. Most economists do not believe the official statistics are that far off. As noted reftel, unemployment data are difficult to capture with accuracy in Turkey because of high unemployment and the large unregistered economy.

05ANKARA4857

There is substantial evidence, however, that MHP,s popularity is not on the rise. MHP deserves credit for hosting a rally with 500,000 attendees, but this is roughly the same number as have attended MHP,s Erciyes Mountain rallies in previous years. ANAR pollster Ibrahim Uslu, moreover, recently told POLOFF that his polls indicate that MHP is still below the 10 percent threshold for representation in parliament. Ozgur Unluhisarcikli of the ARI movement told POLOFFs that his liberal-nonpartisan organization,s recent surveys indicated that MHP is polling only around 6 percent. A recent TNS/PIAR poll published in Radikal newspaper also placed MHP,s support at around 6 percent. MHP member and longtime Embassy contact Riza Muftuoglu also believes that MHP remains below the 10 percent threshold and he blames this on the failure of the current party leadership.

05ANKARA4857

Ozdag also argues in his book — and in conversations with POLOFFs — that the Europeans are trying to create a “Turkish Milosevich,” i.e. someone who will lead Turkey into an ethno-religious civil war that will result in the dismemberment of the country. Ozdag says that Turkey must resist this; but given the relish with which he discusses this scenario, we suspect he harbors dark fantasies of being Turkey’s nationalist leader during a time of ethno-religious civil war.

Dr. Riza Ayhan is a professor of international trade law at Gazi University in Ankara and another candidate to replace Bahceli. In manner and demeanor he is the exact opposite of Ozdag: Ayhan is very smooth and self confident with a patrician (if not imperial) style. Ayhan told POLOFF that nationalism must adapt to the realities of globalization, but he was unable to elaborate on what he meant by this phrase. As with Ozdag, Ayhan recognizes many of the problems facing Turkey and Turkish nationalism, but he is unable to come up with more than vague policy recommendations.

Sevket Bulent Yahnici is considered by many Turkish observers to be another leading MHP intellectual. Yahnici is a former MHP MP from Ankara, but he is not a candidate to replace Bahceli. Yahnici is slovenly and disorganized. He met POLOFFs in his office/apartment which was littered with books and papers. He sat in a large chair next to a nargile (Turkish water pipe) with ashes on the floor. He started the conversation by trying clumsily to bait POLOFF with anti-Christian rhetoric. He then complained about rural migration to Ankara and lamented that he was one of the few Ankara-born MP to represent the province in the last parliament. (Note. He claimed that most of Ankara’s twenty-nine MPs were born elsewhere. End Note.)

05ANKARA6540

The former president of the Tunceli Bar Association, Huseyin Aygun, told us in an October 25 conversation that the military had been carrying out intensive operations in the province over the past seven or eight months. The military portrayed these operations as a continuation of ongoing operations, but Aygun believed the operational tempo had increased in recent months over the previous period. ¶9. (C) Tunceli Governor Erkal warned us in an earlier October 25 conversation that Aygun was under investigation on charges of fraudulently filing a case, that he was trying to get rich by suing the Turkish state and appealing , case to the European Court of Human Rights (ECHR), and that he was not to be trusted. Aygun told us these charges are false. He explained that an elderly client who was living in Thrace had sent Aygun a power of attorney document allowing him to pursue the client,s Tunceli-based case regarding forced removal from his village in the 1980,s or 1990,s. The client died before Aygun opened the case in the ECHR, but the surviving family members neglected to tell Aygun that his client had passed away. The government claimed that Aygun had submitted fraudulent documents to the court. Aygun then obtained power of attorney from the client,s heirs to continue to pursue the case, which he successfully completed. Aygun added that public prosecutors and other state authorities believe that no case should be brought before the ECHR; they believe doing so shows disloyalty to Turkey.

In an October 26 conversation, Elazig Human Rights Association (HRA) President Nafiz Koc told us that he had personally seen some mutilated male bodies, including the body of a male Iranian national, which had since been retrieved by his parents who came from Iran for the body. Koc believed that some of the bodies he had seen showed indications of torture before being shot at close range or otherwise killed. Indicating that mutilation took place after death, some of the bodies had their eyes gouged out and some had parts of their skulls removed then re-attached. Koc mentioned that he had also seen the body of a female Syrian national whose face had been burned. Another member of the Elazig HRA told us he had seen three bodies that appeared to have been dragged behind a vehicle.

06ANKARA786

Oran (Baskin), a longstanding Embassy contact not known for humility, caustically mocked the prosecutor and ridiculed the indictment. He detailed what he said were the many factual errors in the document, which he said the prosecutor could have avoided by simply checking the encyclopedia. Oran asserted that he deserves a “better indictment,” adding, “I believe that I deserve better than this prosecutor, who pretended to be an academician and tried to undermine a scientific thesis, but in each case made himself look worse.” He told the court he wanted to issue a counter indictment accusing the prosecutor of violating free expression, interfering with academic autonomy, and abusing the power of the judiciary.

06ANKARA3312

Yusuf Alatas, attorney and president of the Human Rights Association, told us he believes the draft bill is part of a broader effort by the security establishment to regain powers curtailed under recent legal reforms. Alatas averred that the long list of crimes included in the bill would give prosecutors broad leeway to assert that common criminal suspects are linked to terrorism, and thereby to try their cases in the specialized heavy penal courts that handle crimes against the state. These courts operate under special rules that favor the prosecution.

06ANKARA3899

According to our contacts, the DTP remains the main political force in the region. The gains the Justice and Development Party (AKP) made locally in the run-up to the 2004 local elections appear to be softening as tension and violence have increased. (Comment: Diyarbakir AK officials claim just the opposite and bank on a previously untapped Islamic female vote to buoy their future numbers. Even if these predictions hold true, much urban Kurdish support and most village support squarely is in DTP,s corner. End Comment.) Close Embassy contact and former MP Hasim Hasimi, who himself has a wide range of contacts both among Kurds on the left and among more conservative, pious circles, told us that although the DTP was primarily run by leftist intellectuals who have little contact with man-on-the-street Kurds, the party is still the only legitimate political force in the region for now. Hasimi argued that DTP,s enduring popularity is tied directly to its relationship to the PKK. As clashes with the PKK have increased, support for the DTP has also gone up. Yet, Hasimi asserted, there is a significant portion of Kurds in the Southeast (he couldn,t say what percentage) who are disenchanted with DTP politics–particularly more religious Kurds, who see the DTP as Marxist-Leninist and therefore atheist, but also among moderate Kurds who want to distance themselves from PKK violence. Tanrikulu told us that there is a perception among many Kurds that neither the DTP nor the AKP has been able to address their concerns and they want an alternative.

06ANKARA4102

Over the past few months, Prime Minister Erdogan and the senior leadership within AKP have repeatedly interfered in local AKP conventions. The AKP leadership wants local party conventions to nominate only a single individual for that province’s party chairmanship. In some cases, the AKP leadership is openly intervening in the process in favor of a handpicked candidate. The AKP leadership has further intervened to postpone conventions in Isparta, Bingol, and several other provinces when the delegates refused to nominate only one candidate for the chairmanship. Erdogan summoned the nine strongest of twenty-three candidates in Agri province to Ankara and ordered them to nominate a single candidate for their convention. In Ankara province, Erdogan and other senior party leaders openly intervened to support incumbent chairman Nurettin Akman — an AKP moderate and longtime Embassy contact — against a more radical challenger from the poor district of Altindag.

06ANKARA4236

AKP whip and Ankara MP Salih Kapusuz, a reliable and longtime Embassy contact, reflected both party and public opinion in a July 19 conversation with us. Currently, Kapusuz said, Israel is killing peace and chances for peace. It was wrong for Hizbullah to kidnap the two soldiers, but Israel,s attacks on infrastructure and civilians are the biggest blow to the peace process. The Turkish public, he stated, did not welcome President Bush,s remarks on the Israeli attacks because they appeared one-sided. Although the public generally has little sympathy for Russia, people were attracted to Putin,s words. The U.S. must, he said, exert more pressure for peace.

07ANKARA1326

An Embassy contact at the Turkish General Staff, J-5 Plans officer Colonel Oktay Bingol, claimed to be unaware of any extraordinary deployments. He noted that counter-terrorist operations against the PKK in southeastern Turkey continue, as is routine in the spring and summer months.

Long-time Embassy contact and Turkey’s German Marshall Fund director Suat Kiniklioglu, who holds the number two slot in Cankiri (all three of which went to AKP in 2002).

Prominent Alevis, including close Embassy contact Reha Camuroglu and Ibrahim Yigit, will work to tap the previously incompatible Alevi vote; Camuroglu has a safe place on the Istanbul list; Yigit is just three slots behind. In strongly Alevi Tunceli province, Alevi Haydar Dogan tops AKP’s list.

07ANKARA1769

In a recent conversation, Yusuf Alatas, a long-time Embassy contact, independent thinker and outgoing president of Turkey’s Human Rights Association (IHD), was pessimistic about the current political situation and enormously skeptical as to whether the pro-Kurdish Democratic Society Party (DTP) is capable of playing a constructive post-election role. He also focused on what he sees as many Turkish Kurds’ main desire: respect for their ethnicity, culture and language. He is worried about the military, worried about ultra-nationalism, and worried about the state of democracy in Turkey. For a person who calls himself an optimist, he is currently downbeat, perhaps natural for someone who has worked incessantly to try to improve the situation and now sees his country as taking two steps back rather than one forward. This cable represents one free-thinking man’s view.

07ANKARA2014

TUNCA TOSKAY. A former academic elected with MHP in 1999, Tunca Toskay served as State Minister in the DSP-MHP-ANAP coalition. A good Embassy contact before the MHP defeat in 2002, Toskay returned to his hometown, Antalya, and taught at Antalya University after AKP came to power in 2002.

OKTAY VURAL. Also personally loyal to Bahceli, former Transportation Minister (1999-2002) Oktay Vural is now a deputy party leader. He is known for transcending intra-party feuds and will likely provide his boss with balanced council. He is pro-West but very skeptical of the EU. He was a member of the NATO Parliamentary Assembly and chairman of the TGNA Industry, Trade, Energy, Natural Resources, Information and Technology Committee. Vural has been a useful Embassy contact. He is intelligent and speaks English, though he prefers not to.

07ANKARA2036

Turkey’s parliament elected Koksal Toptan, a widely respected moderate, its new Speaker in condensed voting on August 9. Toptan, the ruling Justice and Development Party’s (AKP) Zonguldak deputy, is a former True Path Party (DYP) member with 30 years in government. Viewed across the board as fair, intelligent and clean, Toptan was mentioned as a consensus presidential candidate last spring. Nationalist Action Party (MHP) candidate Tunca Toskay and independent deputy Kamer Genc also ran but AKP’s 341 seats, bolstered by support from CHP and others, ensured an easy victory for Toptan. A well-respected Embassy contact, Toptan will bring a balanced, experienced approach to managing Turkey’s fractious new parliament. The every-man’s choice of Toptan as Speaker may be AKP’s attempt to smooth the way for FM Gul’s more contentious presidential candidacy. Debate continues on whether PM Erdogan will name his cabinet or his presidential candidate next.

08ANKARA575

Initial open insubordination by the military toward the new president had gradually been supplanted by a working relationship that Gul nurtured with strong language on national security issues. Gul’s apparent accommodation with the Turkish General Staff (TGS) was reflected in his recent invitation to Iraqi President Talabani, at which he had hinted for several months. In January, TGS chief Buyukanit restated his view that there was no benefit to meeting with Talabani, but in contrast to a similar statement made in February 2007, indicated that the TGS could not impose its view on other institutions of the state. Two days after Gul chaired his third National Security Council meeting (February 20), which the press portrayed as having been preoccupied by the headscarf controversy, the military launched a limited land operation (CBO) against the PKK into Northern Iraq while Talabani received his invitation to Ankara — he visited March 7, a week after the CBO wrapped up. Long-time Embassy contact Hasim Hasimi, who met with Gul for two hours on March 9, says Gul will reciprocate the visit sometime in the next two months.

08ANKARA1392

Turkish Land Forces Commander General Ilker Basbug (pronounced BAHSH-boo) was named as Turkey’s next CHOD at the Turkey’s Supreme Military Council (YAS) that concluded on August 4 (full YAS results reported septel). Despite some shifts in civil-military relations, the CHOD is still one of Turkey’s top policymakers. A regular embassy contact since 2003 when he served as the Deputy CHOD, Basbug is favorably disposed to the U.S. In his capacity as DCHOD, Basbug was instrumental in overcoming strained bilateral mil-to-mil relations in the aftermath of the March 1, 2003 vote and the July 4, 2003 “hooding incident.” The change of leadership at TGS is unlikely to lead to any significant policy shifts at TGS. Basbug appears to understand the struggle against the PKK cannot be won by military means alone and has expressed support for the government’s initiative to begin Kurdish language broadcasts on state-run stations. While Basbug is a committed secularist, media reporting suggests he is philosophically opposed to military intervention in politics, a view reportedly shaped by the events during and following the 1960 coup, when he was still a cadet in the military academy. Basbug’s “secret” meeting with a Constitutional Court judge days before the filing of the closure case against the AKP (ref a) suggests he might have had prior knowledge of the case and provided at least tacit approval of it. Having someone with Basbug’s experience and understanding of the U.S. and NATO as the CHOD should be beneficial for overall bilateral relations.
 

PKK ve DTP'yi kuranlar

PDF Yazdır Ağhesabı

Bu namussuz Batılıların hepsi TÜRK'e ve MÜSLÜMAN'a düşmandır!.. Onları hizaya getirmeden TÜRKİYE'de terörün sona ermesi zordur! Üstelik bunlar "Kürtler'e Özgürlük" derken terör örgütlerinde Ermeniler'i ve Süryaniler'i kullanırlar. PKK'nın 35.000 kişinin kanını ellerinde ve olmayan vicdanında taşıyan Ermeni asıllı Artin Agopyan (APO) adlı liderinin dışında:

"Parmaksız Zeki" kod adlı Şemdin Sakık, Ermeni'dir. Babaannesinin Ermeni olduğunu kendisi açıklamıştır.

   - Bölücü Kürt partisi milletvekili Sırrı Sakık ta Ermeni'dir.

    - Bölücü Kürt partisi sözde "eşbaşkanı" Emine Ayna, "Emine" değil, katıksız Ermeni'dir.

PKK'nın önderlik ettiği, şimdi pek adı duyulmayan "sürgünde Kürdistan hükümeti" delegesi, 1 959-Silvan doğumlu Semra Bakır, Ermeni'dir.

Semra'nın kardeşi Orhan Bakır'ın asıl adı Armenak'tır. Ermeni terör örgütü TİKKO mensubu idi, Örgütün merkez komitesine kadar yükselen Orhan Bakır, güvenlik güçleriyle girdiği çatışmada öldürülmüştür.

1977-Silvan doğumlu Bülent Bakır Ermeni'dir.

"Sürgündeki hükümet" delegesi Meryem Tabaş Ermeni'dir. Dedesi Hokar, ninesi Haykanuş'tur.

"Zazan Bertin" kod adlı 1 980-Silvan doğumlu Ruşen Tapancı Ermeni'dir. Dedesinin adı Ohanis'tir. "Mavi Çarşı"nın yakılması eylemine katılmıştır.

1 975 doğumlu Yusuf Cihangir Ermeni'dir. Dedesinin adı Vartan'dır.

1 965-Karakaçan doğumlu Adnan Dizin Ermeni'dir. Dedesinin adı Kirkor'dur.

1 970-Siirt doğumlu Nihat Türksoy, hiç de TÜRK soylu değildir, Ermeni'dir. Dedesinin adı Serkis, ninesinin adı Zerdo'dur.

 1 977-Bozova doğumlu Mehmet Güzel Eermeni'dir. Dedesinin adı Mıgırdıç, ninesinin adı İlsevik'tir.

"Cihan" kod adlı, 1 974-Pertek doğumlu Akif Yadigâroğulları Ermeni'dir. Büyük dedesi Apkar, ninesi Maryam'dır.

1 973-Ömerli doğumlu Metin Gümüş Ermeni'dir. Büyük dedesi Artin, ninesi Dihram'dır.

1 948-Palu doğumlu Zülküf Demirtaş Ermeni'dir. Bu hıristiyan herif, "HADEP İmamlar Birliği" üyesi olmuştur!..

1978-Silvan doğumlu Sidar Şimşek Ermeni'dir. DEHAP ilçe teşkilatında görev yapmıştır. Büyük dedesi Bedros, ninesi Luşin'dir.

1 977-Diyarbakır doğumlu Mehmet Sami Geniş Ermeni'dir. Uyuşturucu madde kaçakçısıdır. Yakalanıp, 1 1 / 1 2/2002 tarihinde İstanbul; 6.DGM mahkemesinde CK/405 ve CK/403 : Uyuşturucu madde ticaretinden yargılanarak 6 yıl 8 ay ağır hapis cezasına çarptırılmıştır. Büyük dedesi Serkis, ninesi Şuşi'dir.

1 975-Afşin doğumlu Özgür Erbil Ermeni'dir. Sahte belgeler ile yurtdışına çıkmıştır. Almanya'da, uyuşturucu tâciridir. Büyük dedesi Akup (agop), ninesi Lüsye'dir.

1 977-Silvan doğumlu Orhan Olsen Ermeni'dir. Büyük dedesinin adı İliyo, ninesinin adı Mari'dir. Sahte çürük raporu alarak askere gitmemiştir.

1 968-Muş doğumlu Kutbettin Akşula Ermeni'dir. 1 992 yılında Muş ilinde PKK terör örgütüne maddî yönden destek sağlamak amacıyla silah kaçakçılığı yapmaktan tutuklanmıştır. Büyük dedesi Vartan, ninesi Zelha'dır. Sahte çürük raporu alarak askere gitmemiştir.

1 979-Yurtbeyi doğumlu Barış Başak Ermeni'dir. Büyük ninesinin adı Kotine'dir. DTP kurucu üyesidir.

1 953-İdil doğumlu Abdülaziz Özdemir Ermeni'dir. Dedesi Yusuf, ninesi Kazo'dur. 2 1 .2. 1 99 1 günkü çatışmada ölü ele geçirilmiş, sünnetsiz olduğu tesbit edilmiştir.

1 972-Siverek doğumlu Levent Kayadağ Ermeni'dir. Dedesi Mikdat, ninesi Havuş adındadır. 1 6. 1 0. 1 993 günü çatışmada ölü ele geçirilmiş, sünnetsiz olduğu görülmüştür.

1 954-Beştüşşebap doğumlu Mehmet Öztunç Ermeni'dir. Dedesinin adı Musa, ninesinin adı Miran'dır. PKK'ya yardım ve yataklıktan tutuklanmış, sünnetsiz olduğu tesbit edilmiştir. Daha sonra HADEP Antalya İl Kurulu'na seçilmiştir.

1 977-Karayazı doğumlu İdris Sefil Ermeni'dir. Terörden hapis yatmış, sonra bir ara Konya HADEP Gençlik Komitesi üyeliği yapmıştır.Sahte çürük raporu alarak askere gitmemiştir.

İdris'in akrabası Ersin Sefil de Ermeni'dir. Kuzey ırak'ta çatışmada öldürülmüştür.

1 974-Hazro doğumlu Haci İçer'in hacılıkla hocalıkla alâkası yoktur, Ermeni'dir. Dedesi Ali, ninesi Gule'dir. HADEP Hazro İlçe Yönetim Kurulu üyesi idi. O da sahte çürük raporu alarak askere gitmemiştir.

1 973-Yaylayanı doğumlu Dilâver Öncü Ermeni'dir. HADEP Konak Şubesi Yönetim Kurulu üyesi idi. Izmir'de misyonerlik faaliyetinde bulunmuş, kilisede vaaz vererek hıristiyanlık propogandası yapmıştır.

1 965-Firke doğumlu Edip Yıldız Ermeni'dir. Büyük dedesi Ğaço, ninesi Rihan'dır. HADEP Parti Meclisi üyesi idi. PKK'lı suçluların avukatlığını yapmaktadır. Nevşehir E tipi cezaevinde yatan PKK terör örgütü mensubu Nimet Can'ın avukatlığını yapmıştır.

1 964-Benek doğumlu Haşim Benek Ermeni'dir. Büyük dedesinin adı Şiho, ninesinin adı Kitro'dur. 1 6.03. 1 985 günü Şırnak ilçesi Dereler Köyü civarında, Eşek Mağaraları mevkiinde güvenlik kuvvetleri ile teröristler arasında çıkan çatışmada sağ olarak ele geçirilmiş ve Diyarbakır mahkemesinde CK/ 1 68 : yasadışı silahlı örgüt kurmak veya katılmaktan yargılanmıştır. Hapis yatmış, sonra DEP Antalya-Muratpaşa Belediye Encümeni adayı olmuştur.

1 954-Kamberşeyh doğumlu Mahmut Hakkı Eşiyok Ermeni'dir. Büyük dedesinin adrı Hokar, ninesinin adı Haykanuş'tur. HADEP İstanbul il teşkilatı sekreterliği yapmıştır.

1959-Urfa doğumlu İzzettin Kalaycı Ermeni'dir. 1 1 .07. 1 986 tarihinde Diyarbakır 1 . Asm mahkemesinde CK/ 1 68 : Yasadışı silahlı örgüt kurmak veya katılmaktan yargılanarak 8 yıl 8 ay hapis yatmış, sonra Şanlıurfa HADEP il teşkilatında görev almıştır. 23.06. 1 996 tarihinde Ankara'daki HADEP 2. olağan kongresinde Türk bayrağının indirilerek sözde PKK bayrağı asılması olayına karışmıştır.

 1 948-Kölük doğumlu Mehmet Cantekin Ermeni'dir. Büyük dedesi Bedros, ninesi Meryem'dir. Diyarbakır merkez Kayapınar Belediye başkanlığı yapan Mehmet Cantekin, 1 995 tarihli milletvekili seçimlerinde Diyarbakır HADEP Milletvekili adayı olmuştur. Mehmet Cantekin Kulp Karpuzlu da köy koruyucularını yönlendirerek terör örgütü PKK'ya lojistik destek sağlamaktadır. 2003 yılında PKK'nın 1 978'de kurulduğu Diyarbakır'ın Lice ilçesine bağlı Fis köyünde DEHAP ve Göç-Der yöneticileri ile birlikte 'barış ağacı' adı altında ağaç dikme töreni düzenlemiştir. Törende bölücübaşı Öcalan'ı övücü sloganlar atılmıştır.

1 953-Siirt doğumlu Maruf Altın Ermeni'dir. Büyük dedesi Ohanis, ninesi Pori'dir. Ama babasının dönme adı Hüseyin, annesinin dönme adı Nafiye'dir. Böylece pek çok kişinin yaptığı gibi Ermeni olduklarını gizlemişlerdir. DEP İzmir-Konak ilçe teşkilatı üyesi idi. 23 Eylül 1

998 tarihinde TCK 1 68 : Yasadışı silahlı örgüt kurmak veya katılmaktan 1 2 yıl 6 ay ağır hapis cezasına mahkûm olmuştur.

1 973-Urfa doğumlu Mehmet Sait Yalçın Ermeni'dir. Dedesi Girbuş, ninesi Varti'dir. Ancak babasının dönme adı Mehmet Kerim, annesinin dönme adı Mevlude'dir. 1 997'deki Bodrum bombalı saldırısının sorumlusudur. Müebbet hapse mahkûm olmuştur.

1 975-Hazro doğumlu Zanamazak Yezidî'dir.

1 973-Nusaybin doğumlu Mehmet Zeki Şaşmaz Yezidî'dir.

1 97 1 -Nusaybin doğumlu Abdullah Şaşmaz, hiç te kendini ALLAH'ın kulu saymaz, Yezidî'dir.

1975-Hazro doğumlu Nevzat Tedik Yezidî'dir. Halit-Revzete’den olma Nevzat Tedik'in babaannesi Hüsna Tedik te Yezidi'dir. Diyarbakır il teşkilatı HADEP üyesi de olan PKK’nın gençlik örgütlenmesi içinde yer alan Nevzat Tedik, 1 1 Ekim 200 1 tarihinde TCK 1 68: Yasadışı silahlı örgüt kurmak veya katılmaktan 1 2 yıl 6 ay ağır hapis cezasına çarptırılmıştır.

PKK'nın Avrupa'daki kasası Nuriye Kesbir Yezidî'dir. Aynı zamanda Kongra-Gel PKK'nın cephe örgütü Avrupa Kürt Demokratik Toplum Koordinasyonu (CDK) sözde meclis üyesidir. Eylül 200 1 'de Hollanda’ya yasadışı yollardan girmek isterken yakalanmıştır.

1980-Midyat doğumlu Şevkiye Atalan Yezidî'dir.

1966-Midyat doğumlu Fahrettin Şahin Yezidî'dir.

 Adana'da yakalanan PKK'lı canlı bomba Hatice Arat Yezidî'dir. Dedesi Hasso, ninesi Meryem de Yezidî'dir.

1 955-Beşin doğumlu Osman Ergin Yezidî'dir. DTP Merkez Yönetim Kurulu üyesidir.

 

Batılılar'ın aleyhimize kullanmak için sözümona "Türkler" arasından seçtirdiği, Avrupa Parlamentosu üyesi Feleknaz Uca, Yezidî'dir.

Feleknaz'ın babası Abdullah Uca, "Yezidî Kürdistan Birliği" başkanıdır, Elbette o da Yezidî'dir. Televizyonlarda boy gösteren Metin Uca nedir, size kalmış... Çünkü bu bölücü-militanların yumuşak uzantısı tüm medya, bürokrasi, parlamento ve hatta asker içindedir.

Kim ki "TÜRK'ÜM" demekten imtina eder, kaçınır, kim ki olurolmaz vesilelerle İSLAM'a lâf eder, bilin ki, ya Yahudi dönmesi, ya da kendini gizlemiş Ermeni-Rum kırmasıdır.

1971 -Midyat doğumlu Seyithan Alpar Süryânî'dir, yani SEYYİT Peygamber torunu) falan değil, düpedüz Hıristiyan'dır.

1976-Midyat doğumlu Metin Kesenci Süryânî'dir. "Beth Nehrin" adlı Süryânî ve Asurî örgütünün kurucusudur.

1975-Midyat doğumlu Adnan Kesenci Süryânî'dir.

1983-Nusaybin doğumlu Bilal Yürek Süryânî'dir.

1980-Pervari doğumlu Salih Boğdu Süryânî'dir.

1937-Ceylanpınar doğumlu Şemsi Emen Süryânî'dir. HADEP üyesi idi.

1969-Kurtalan doğumlu İhsan Kaya Süryânî'dir. Romanya'da PKK insan, silah, ve uyuşturucu kaçakçılığı yapmaktayken sahte pasaport ve kimlikle yakalanmıştır. Büyük dedesi Görgis, ninesi Şemuni'dir.

1962-Siirt doğumlu Basri Kaysi Süryânî'dir. Büyük dedesi Gorgis, ninesi Şemuni'dir. İHD Siirt Şubesi üyesi, ve DEHAP Siirt il teşkilatı delegesi idi.

1980-Siirt doğumlu Ayhan Kaysi Süryâni'dir. Büyük dedesi Gorgis, ninesi Şemuni'dir. Pek çok olaya karışmış, 1 997'de teslim olmuştur.Itirafçı olmuş, 1 999'da tahliye edilmiştir.

1952-Nusaybin doğumlu Mehmet Zeki Kanşiray Süryânî'dir. Büyük dedesi Zeytun, ninesi Meryem'dir. İzmir Köy Hizmetleri soygununa katılmıştır. 1 6.7. 1 990 günü Bornova Tarım ve Orman Bakanlığı İzmir İl Müdürlüğü Personeli maaşlarının silah zoruyla gasp edilmesi olayında tutuklanmıştır. Hapis yatmış, sonra HADEP Gaziemir İlçesi Yönetim Kurulu üyesi olmuştur.

1 968-Derik doğumlu Fethi Oktay Süryânî'dir. Dedesi Turnas, ninesi Mennuş'tur. 1 997'de yakalanmış, müebbed hapse mahkûm olmuştur.

1948-Palu doğumlu Zülküf Demirtaş Ermeni'dir. Büyük dedesi Kinkos, ninesi Nazlı'dır. Ikisi de Ermeni idi. Ermeniler'de görülen Ttürk adları ve özellikle "Türk" soyadları, kendilerini gizlemek için alınmıştır. O yüzden dedelerin adlarını veriyoruz, babalar-analar takma Türk adları taşımaktadır.

Bu arada Özgür Gündem gazetesinin dağdaki 300 eşkiya arasında yaptığı ankette, "dinî önder" olarak % 34'ünün Zerdüşt, % 34'ünün İsâ, % 1 1 'inin Mani, % 10'unun Muhammed, % 7'sinin Musa ve % 4'ünün İbrahim dedikleri ortaya çıkmıştır.

Bundan da anlaşıldığı gibi, eşkiyanın ancak % 10'u müslümandır... Ona da "müslüman" denirse!..

Alıntı Önce Vatan Öbeği

 

Hüseyin Aygün'e açık mektup

PDF Yazdır Ağhesabı

Hüseyin Aygün’e açık mektup

‘Neredeyse bütün köşe yazarları söz birliği etmişçesine Mustafa Kemal’e saldırıyorlar.Bunların bir kısmı bizim “Haçlı İrtica” dediğimiz Ortaçağ özlemcileridir. Cumhuriyet Devrimi ile kazandığımız her şeye düşmanlar.’

Sayın Hüseyin Aygün Tunceli Milletvekili

10 Kasım 2011 tarihli Zaman Gazetesi’nde, sizin bir fotoğrafınızın da yer aldığı; “Dersim katliamının sorumlusu Devlet ve CHP’dir” başlıklı haberi okudum. Fethullahçı takımından ve Batıcı neoliberal çevrelerden Atatürk’e karşı bugünlerde yoğun bir şekilde yürütülen saldırı kampanyasına siz de, malum gazetenin sayfalarından, Mustafa Kemal’i “Dersim Soykırımı” nın sorumlusu ilan ederek katılmışsınız.

İki gün sonra, 12 Kasım günü, başka bir vazifeyle, ama gene aynı konuda olmak üzere, Zaman Gazetesi’nde bir kez daha “haber” oldunuz. 16 veya 17 Kasım günü, Çankaya’da Abdullah Gül ile görüşecekmişsiniz. 2003 yılında Vatan Gazetesi’nde Sedat Sertoğlu’na, Amerika ile 2 sayfa 9 maddelik gizli bir hizmet sözleşmesi imzaladığını bizzat kendi ağzıyla itiraf eden ve iktidarda olduğu 9 yıllık dönem boyunca bu “gizli anlaşmaya” uygun hareket eden Abdullah Gül ile Dersim Katliamı’nı konuşacakmışsızınz!

Zaman Gazetesi’ne söyledikleriniz sadece 1938’de Dersim’de olup bitenlerle ve Atatürk’ün “sorumsuzluğu” ile sınırlı değil. Gerçi sadece o konuyla sınırlı haliyle de Zaman Gazetesi sizi gene baştacı ederdi. Ama siz bir de, Ergenekon davası hakkında da konuşmuşsunuz. “Ergenekon Operasyonunun başlamasıyla yaşasa dışı eylemlerin bittiğini, faili meçhullerin neredeyse durma noktasına geldiğini” söylemişsiniz.

Fethullahçı Gladyo

Sayın Aygün,

Sizinle aynı köyden sayılırız. Sizin köyünüz Erdoğdu ile benim köyüm Gömemiş; her ne kadar iki ayrı muhtarlık ise de, tarlalarımız iç içe, sularımız ortak, davarımız, sığırımız çoğu kez hep birliktedir. İki köyden herkes birbirinin kirvesidir, müsahibidir veya akrabasıdır. Ben ilkokuldayken (1959-1964) okulumuz da ortaktı. Sizin Mezra’dan benimle beraber okuyan, çok sevdiğim ve bazılarıyla hl zaman zaman görüşmekte olduğum akranlarım vardı.

Sizinle ise, aramızdaki yaş farkından olsa gerek, şahsen tanışmıyorum. Bu yaz, seçimden sonra köyümüze gitmiştim. Kardeşim, CHP’den milletvekili seçilen sizin, Viroze Dewreş’ten Baba Baki’nin oğlu olduğunuzu söyledi. Sizi tanımıyorum ama babanızı hatırlıyorum. Ağırbaşlı, sakin, kendi halinde bir büyüğümüzdü.

Milletvekili seçilmenize de sevindim. Kendi köyümden bir arkadaşın Meclis’te olmasının iyi olacağını düşündüm. 10 ve 12 Kasım tarihlerinde Zaman Gazetesi’nde sizinle ilgili haberleri okuduğumda ise aynı şekilde üzüldüm. Kendi köyümden, Fethullahçı Gladyo’nun ülkemize ve halkımıza yönelik, ABD adına yürüttüğü saldırı kampanyasına destek olan birinin çıkması bana acı verdi.

Sayın Aygün,

Ergenekon davası konusunda yazdıklarınızdan başlayayım: Üç aydır bu dava kapsamında yürütülen soruşturma kapsamında Silivri’de tutukluyum. Tutuklanma gerekçem; “Ergenekon Silahlı Terör Örgütü’ne üye olmak.” 40 yılı aşkın bir süredir siyasi mücadele içinde olan ve bu 40 yıl boyunca tek bir şiddet hareketi ile yan yana gelmemiş bir siyasi parti yöneticisini, “silahlı terör örgütü üyeliği” suçlamasıyla tutuklama garabetini bir yana bırakarak, tutuklanmamın asıl nedenini söyleyeyim; Tayyip Erdoğan’ın zamanın KKTC Başbakanı Mehmet Ali Talat ile yaptığı ve yasalarımıza göre açıkça suç olan telefon konuşmasını, basın toplantısı ile kamuoyuna açıklamak... “Ergenekon soruşturması ile birlikte faili meçhul cinayetlerin bittiği” şeklindeki sözlerinize gelince; her şeyden önce şunu söylemeliyim: Bizi, yani İşçi Partisi yöneticilerini bir yana bırakıyorum.

“Ergenekon” adı altında yürütülen bütün davalarla ilgili olarak söylüyorum: Avukatsınız, bu davaların iddianamelerine ulaşma olanağınız her zaman var. Partinizden de bulabilirsiniz veya biz de size ulaştırabiliriz. Siyasi görüşünüz, nerede bulunduğunuz vb.den bağımsız olarak söylüyorum; bir hukuk adamının, herhangi bir davada yargılamalarla ilgili olarak bir açıklamada bulunmadan önce o davanın iddianamesine, ortaya konan kanıtlara bakması gerekmiyor mu?

Sayın Aygün,

Tamamen söz konusu iddianameler ve üç yıldır süren mahkemelerde ortaya çıkan gerçeklerden hareket ederek konuşuyorum. Bu davalarda, o bahsettiğiniz faili meçhul cinayetler ile ilgili olarak en ufak bir delil kırıntısı yoktur. Hatta delili bir yana bırakın, o davalarda bahsettiğiniz o faili meçhul cinayetler ile ilgili bir suçlama da yoktur. Tamamen sahte belgeler ve yalancı tanıklarla yürütülen bu davalarda, akıl almaz bir haksızlığı bugüne kadar yürütenlerin bile söylemeye cesaret edemediği bir “yargıyı” siz hiçbir araştırma yapmadan kendi kafanızda çözmüşsünüz! Oysa küçücük bir araştırma ile bu davalar yoluyla ne büyük bir tezgahın kurulduğunu görebilirdiniz. Unutmayın o tezgahın hedefinde, siz dahil bu ülkede Amerika’ya Eşbaşkan diktatörlüğüne ve F Tipi Gladyo’ya boyun eğmeyen herkes vardır.

Kontrgerilla’ya karşı Aydınlıkçılar

Sayın Aygün,

Bildiğiniz üzere 40 yıldır örgütlü siyasal mücadele içinde olan bir devrimciyim. Benim ve arkadaşlarımın bu 40 yıllık mücedele tarihi, aynı zamanda Kontrgerilla’ya karşı mücadele tarihidir. Bizler, Kontrgerilla ile ilk defa 12 Mart’ın işkencehanelerinde tanıştık. 1978 ile 1980 yılları arasında yayınladığımız günlük Aydınlık Gazetesi, Kontrgerilla’ya karşı bu ülke tarihinde ilk geniş kapsamlı yayınların yapıldığı, bu suç örgütünün kulaklarından tutularak karanlık köşelerinden gün ışığına çıkardığı büyük bir kampanya yürüttü. Türkiye, Kontrgerilla’yı Aydınlıkçıların verdiği bu mücadele ile tanıdı.

Bu mücadelemiz sonraki yıllarda da kesintisiz olarak devam etmiştir. Türkiye’de, Kontrgerilla üzerine yayınlanmış araştırmaların tamamına yakınının, Aydınlıkçılar tarafından yapıldığını ve kitap olarak yayınlandığını söyleyebilirim. Bu kitapları yazan Doğu Perinçek, Ferit İlsever, Nusret Senem, Hikmet Çiçek, Adnan Akfırat ve Emcet Olcaytu gibi isimlerin hepsinin şimdi Ergenekon davası dolayısıyla tutuklanması ve yargılanması size bir şey anlatmıyor mu?

Cevabını vereyim: Türkiye’nin yakın tarihinde Kontrgerilla’ya karşı kim mücadele etmişse, onlar şimdi Ergenekon soruşturmasında hedeftedir, hapistedir, yargılanmaktadırlar. Sayın Aygün, Yaşınız gereği rahat hatırlayabileceğiniz bir dönem olduğu için 1991 yılına ait bir anımı anlatmak istiyorum. O yıllarda yayınlanan 2000’e Doğru Dergi’sinin Genel Yayın Yönetmen Yardımcısı (Genel Yayın Yönetmenimiz Doğu Perinçek idi. İkimiz de 12 Eylül yargısı tarafından verilen hükümle siyasi yasaklı idik ve gazetecilik yapıyorduk) ve Diyarbakır temsilcisi idim. Yanlış hatırlamıyorsam 1991 yılı Mayıs sonu veya Haziran başında büromuza bir tehdit mektubu geldi. Tehdit mektubunda “birkaç gün içinde büromuzun boşaltılıp Diyarbakır’ı terk etmemiz gerektiği” söyleniyordu. Aksi taktirde büromuz “havaya uçurulacak”tı ve biz de “öldürülecektik.” Aynı tehdit, apartmanımızda bulunan diğer dairelere de duyurulmuştu. Bunun üzerine bir iki gün içinde butün apartman boşaldı. Biz 2000’e Doğru Diyarbakır bürosu çalışanları, koca apartmanda yalnız başımıza kaldık.

Büro sorumlusu olarak ben, muhabir arkadaşlardan Halit Güngen (8 ay sonra Kontrgerilla tarafından aynı büro içinde katledildi), diğer muhabir arkadaş Mehmet Şenol (iki yıl sonra Diyarbakır’da öldürüldü) ve tehdit sonrasında bizimle dayanışma için gelen 2-3 arkadaş daha, Büro’da olabilecek saldırıya karşı koymak üzere bekledik. Tehdidin yapılmasından bir veya iki gün sonra, Diyarbakır’ın bütün demokratik kitle örgütlerinden, sendikalardan ve meslek odalarından kalabalık bir heyet, başlarında Vedat Aydın olmak üzere Büromuza dayanışma ziyaretine geldiler. Vedat Aydın, gelen heyet adına bir destek konuşması yaptı.

Vedat Aydın, o ziyaretten bir buçuk ay sonra Kontrgerilla tarafından evinden alındı ve Mardin yolunda katledildi.

‘Kırk yıldır Kontrgerilla’nın hedefindeyiz’

Faili meçhuller tam da o günlerde başlamıştı. Sonraki yıllar ise bilindiği üzere faili meçhullerin kampanya halinde yürütüldüğü yıllar oldu. Aynı zamanda Partimizin Şırnak il yönetecisi olan Halit Güngen, Cizre ilçe başkanımız Resul Sakar, Nusaybin ilçe başkanımız Adil Başkan, Van il yönetim kurulu üyesi İbrahim Sarıca bu yıllarda Kontrgerilla tarafından katledildiler.

Bütün bunları şunun için anlatmak gereği duydum. Biz 40 yıldır Kontrgerilla’nın hedefindeyiz. Bu cinayet ve törör örgütüne karşı kelle koltukta mücadele ettik. En değerli arkadaşlarımızı şehit verdk. Ve en etkili mücadelenin; bu suç örgütünü, işlediği suçlarla halkın önüne çıkarmak olduğu bilinciyle çalıştık. Sadece Doğu Perinçek’in “Çiller Özel Örgütü” kitabını okuyun; söz konusu suç örgütünün 90’lı yıllar boyunca neler yaptığını tek tek öğrenirsiniz. Kontrgerilla’nın işlediği suçlara bulaşan elemanlarını isim isim orada göreceksiniz.

Bir savaşta düşmanı en iyi tanıyan, ona karşı mücadele edendir. Gene Doğu Perinçek’in Silivri’deki mahkemede sunduğu “Gladyo ve Ergenekon” kitabını inceleyin, Amerika’nın tam 40 yıldır bu ülkede yürütttüğü gizli faaliyeti, işlediği bütün suçları orada görebiliceksiniz.

Ve şimdi; 1990’lı yıllarda bizi hedef alan, arkadaşlarımızı katleden, bu ülkenin en değerli aydınlarını, Uğur Mumcuları vd. şehit edenler; bugün yurtsever devrimcileri hapislere tıkıyorlar; ellerindeki bütün olanakları seferber ederek, akıl almaz bir bir kare propaganda ile geçmişte işledikleri suçları o geçmişteki kurbanlarının üzerine atarak bir taşla iki taş vurmak istiyorlar.

Sayın Aygün,

Büyük gerçek en yalın haliyle şudur: Amerikan emperyalizminin Türkiye’deki gizli örgütlenmesi olan Kontgerilla, namı değer Gladyo (NATO içindeki adlandırmasıyla Süper NATO) 60 yıla yakın bir zamandır Türkiye’de faaliyet yürütmektedir. Bu 60 yıl içinde üç darbe tezgahlanmıştır. 1971 12 Mart, 12 Eylül 1980 ve 2002 darbeleri. Gladyo bu süre içinde binlerce insanımızı katletmiştir. Etnik ve dinsel ayrımları kışkırtmış, bu temelde çatışmalar örgütlemiştir. Ama Kontgerilla’nın en büyük operasyonu dört yıldır yürütülmekte olan “Ergenekon Tertibidir.” Çünkü bu tertibin hedefi; Türkiye’nin tamamen bitirilmesi ve onun yerine etnik farklılıklar ve inanç ayrımları temelinde milletimin birbirine düşürülerek, bu topraklar üzerinde oluşacak küçük küçük devletçiklerin doğrudan emperyalist metropollere bağlanmasıdır. Bu amaçla Türk Ordusu’nun yurtsever subayları hedef alınmıştır.

İşçi Partisi, bu tertibi gördüğü ve ona karşı mücadele ettiği için hedef tahtasındadır.

Bu saldırı karşısında, teslim olmayıp itiraz etmeye kalkışan aydınlar “İbreti alem” olsun diye hapislere tıkılmaktadır.

Ve bütün bunlar neredeyse tamamen ele geçirilmiş yapılı ve görsel basının tek yanlı kafa karıştırma eylemi eşliğinde gerçekleştirilmektedir.

Bugüne kadar önemli bir yol almış oldukları da ne yazık ki bir gerçektir.

‘Dersim aşiretleri geriyi temsil ediyordu’

Sayın Aygün,

Dersim konusuna gelelim: Yanılmıyorsam iki yıl kadar önce, Sayın Onur Öymen’in bu konuda söyledikleri üzerine büyük bir fırtına kopmuştu. O tartışmalar üzerine Aydınlık Dergisi’nde bir makalem yayınlanmıştı. Mektubuma ek olarak o makaleyi de bilginize sunuyorum. Ama bu vesileyle bir-iki noktaya dikkatinizi çekmeyi istiyorum:

1937-38’de, anti emperyalist, anti feodal bir devrim sonunda kurulmuş olan Türkiye Cumhuriyeti ile, o güne kadar başına buyruk yaşamış olan ve komşu aşiretler ile Erzincan, Elazığ ve Erzurum köylerine yönelik yağma olayları, ekonomik hayatlarında önemli bir yer tutan aşiretler; karşı karşıya geldiler. Hiç şüphe yok ki bu karşı karşıya gelişte, Cumhuriyet yönetimi ileriyi, Dersim aşiretleri ise geriyi temsil ediyordu.

Bununla birlikte 10 Ağustos 1938 ile 16 Eylül 1938 tarihleri arasında, Batı’ya göç ettirilmek üzere köylerinden toplanarak yollarda katledilen halka yapılan uygulama ayrıca değerlendirilmelidir. Ve bu konuda net tavır alınmalıdır. Ama bu konuda da Abdullah Güllerle konuşulacak bir şey yoktur.

Türkiye’nin devrimcileri olarak bizler, (Türk’ü ve Kürt’üyle) halka uygulanan bu şiddeti en başından beri mahkum ettik. 1972-73 yıllarında 12 Mart’ın Darbe Mahkemelerinde yargılanırken, tavrımızı net olarak ortaya koymuştuk. (Bkz. Türkiye İhtilalci İşçi Köylü Partisi, Savunma)

Türkiye’nin ve dünyanın anti emperyalist devrimci hareketinin Dersim olayına ilişkin değerlendirmesi en başından beri son derece nettir ve bizim için aydınlatıcıdır. Sosyalist Sovyetler Birliği ve Kominist Enternasyonal, daha o yıllarda Dersim İsyanı’nı değerlendirmiş ve tavrını belirlemiştir. Dünya devrimcileri, daha o günlerde Kemalist iktidarın haklı konumda olduğunu belirlemiş ve desteklemişlerdir. (Bkz. Mehmet Perinçek; Sovyet Devlet Kaynaklarında Kürt İsyanları) Sayın Aygün,

Zaman Gazetesi’nde birdenbire “muteber konuk” oldunuz. Üzerinde düşünmeniz gereken nokta budur. Niçin? Çünkü AKP ve Fetullahçı Gladyo; daha doğrusu Amerika; “Bölünmenin ve faşizmin Anayasası” nı bu yıl Meclis’ten geçirmek istiyorlar. 10 yıldır iktidardalar ama bu Millet’in bilincindeki ve kalbindeki Atatürk’ü aşamadılar. Bu engelin aşılması gerekiyor. Siz bir Dersimli, bir Kürt, bir Alevi olarak Atatürk’e karşı yürütülen bu kampanyaya katıldınız. Bulunmaz bir destek! Size gösterilen “İltifat”ın nedeni budur.

Özellikle son 15 günün yandaş basınını ve fethullahçı basın yayın organlarını takip etmişsinizdir. Neredeyse bütün köşe yazarları sözbirliği etmişçesine Mustafa Kemal’e saldırıyorlar.

Bunların bir kısmı bizim “Haçlı İrtica” dediğimiz Ortaçağ özlemcileridir. Cumhuriyet Devrimi ile kazandığımız her şeye düşmanlar. Osmanlı özlemcileridir. Atatürk, onların düzenlerini yıkmıştı. Düşmanlıkları anlaşılır. Tarikatların yeniden egemen olduğu bir Türkiye istiyorlar. Aslında bunu önemli ölçüde gerçekleştirdiler. Ama onlar Atatürk’ün geçmişte bu Millete kazandırdıklarından endişeliler. Milletin, bir gün bu kazanımlar için ayağa kalkacağından fena halde korkuyorlar. Onun için, geceleri ve gündüzleri Atatürk’ün “hayaleti” ile dopdolu. Kurtulmak için sürekli saldırmak ihtiyacı duyuyorlar.

“Haçlı İrtica”nın yanı sıra, Atatürk’e sürekli saldıran bir diğer takım ise Amerika’dan, AB fonlarından, Sorosgillerden, F tipi yapılanmadan ve AKP’den beslenen ve “Vatanı bir kadın memesine satarım” takımı. Her toplumda, her zaman bulunurlar. Yaşadığımız koşullar dolayısı ile sayıları çoğalmıştır. Bunların korkusu, irticacılardan daha az değildir. 10 yıldır iktidardadırlar. Devletin zor gücü ile her türlü kanunsuzlukla emirlerindedir. Ama 10 Kasımda y u r d u n dört bir yanında milyonları saygı duruşuna kaldıran vatanseverlik bilinci, korkularına çare bulamayacaklarını göstermiştir. Onun için çıldırmışlardır ve saldırıyorlar.

Anadolu’daki nüfus bileşimi

Sayın Aygün,

Alevilerin, Hz.Ali’nin resminin yanına neden Mustafa Kemal’in resmini astıkları üzerine tekrar düşünmenizi öneririm. Aslında Dersimliler, 12 Eylül Referandumunda Tayyip Erdoğan’ın “ileri demokrasisine” yüzde 84 oranında “Hayır” dedikleri zaman da aynı bilinci göstermişlerdi. Çorum’da Tayyip Erdoğan, “Alevilerin katli vaciptir” fetvasını veren “Şeyhülislam Ebussuud Efendi ile gurur duyuyoruz” deyince; Dersimliler ve bütün Aleviler, tehlikeyi gördüler ve “Hayır” dediler. 12 Eylül Referandumundaki “Hayır” Atatürk’e “Evet”tir.

Aynı şekilde sizi milletvekili yapan 12 Haziran seçimlerinde, Dersimde CHP’ye iki milletvekilini dekazandıran yönelimin nedenlerini doğru değerlendirmelisiniz. O oyla size “Dersim İsyanı” ile ilgili görüşlerinizden dolayı gelmedi. Çünkü aynı görüşleri çok daha tutarlı ve bütünsel olarak savunan BDP’nin bağımsız adayı da vardı. Ama oylar BDP’ye değil, Atatürk’ün kurduğu parti olan CHP’ye geldi ve siz de milletvekili oldunuz.

Neden Aleviler ve elbette Dersimliler, Atatürk’ü Hz.Ali ile eştutan bir yaklaşım içindeler? Celali isyanları 16. yüzyılın ilk yıllarında başladı. Bütün tarihçiler o zaman Anadolu nüfusunun yüzde 90 oranında Kızılbaş (Alevi) olduğunu tespit eder. Celalli isyanları tam 2 yüzyıl sürdü, 17. yüzyılın sonuna kadar. Bu süreç boyunca Osmanlı Devleti Kuyucu Murat politikaları izledi veya başka bir deyişle” Ebussuud Efendi Politikaları.”

İki yüzyılın sonunda Anadolu’da nüfus bileşimi tam tersine döndü. Azerbaycan’a, “Şaha gidenler” dışında kalan Aleviler; ya öldürüldü, ya sünnileşmek zorunda kaldı, ya da “Kuş uçmaz, kervan geçmez dağlar ile bataklık alanlara” sığınarak hayatta kalmaya çalıştı.

Tam 400 yıl böyle geçti. Ve Atatürk’ün önderlik ettiği Cumhuriyet Devrimi işte bu insanları, “eşit yurttaş” yaptı. 400 yıldan sonra inançlarından dolayı ilk defa sorgulanmadılar. Şehirlere indiler, okullara gittiler ülkenin ekonomik ve siyasi yaşamı içinde yer almaya başladılar.

Halkımız kadir bilir. İşte Atatürk’ü, halkımızın bilincinde Hz. Ali ile eş düzeye çıkaran o yüzyılların içinde oluşan bu bilinçtir.

Sayın Aygün,

Dersimlilerin seçtiği bir milletvekili olarak, halkımızın o büyük tarih bilincine uygun hareket etmenizi diliyorum.

İyilikler ve Sağlıklar dileklerimle.

Bedri Gültekin

 

 

DarbePlanı Öyle Yapılmaz , Böyle Yapılır

PDF Yazdır Ağhesabı

28 Eylül 2011 tarihi itibariyle, Hasdal Askeri Cezaevinde tutuklu 56 muvazzaf general ve amiral ile 200 Subay ve Astsubay var.  Buna Silivri Cezaevinde tutuklu bulunan emekli general ve amiraller ile subay ve astsubaylar dâhil değildir. Bunların içinde; zamanın Ordu, Kolordu, Tümen ve Tugay Komutanları ile Deniz ve Hava Kuvvetleri Komutanları da var. Balyoz Darbe Planı kapsamında toplam 194 general, amiral, subay ve astsubay, darbeye teşebbüs etmekle itham ediliyorlar.

1.     DARBE PLANI ÖYLE YAPILMAZ:

Diyorlar ki:

“Darbe planı hazırladılar ve 1nci Ordu Komutanlığı’nda düzenledikleri seminerde provasını yaptılar.”

Hadi diyelim ki inandık:

Darbe planı hazırladılar. Ama Dünyanın hiçbir yerinde yüzlerce subay ve astsubayların katıldığı bir ortamda, darbe planlarının provasını yapacak kadar saf bir tek asker bulamazsınız.

Diyorlar ki:

“Darbe yapmak için toprağa, silah ve mermileri gömdüler. Topraktan silah fışkırıyor.”

Hadi diyelim ki inandık:

Darbe planı hazırladılar ve toprağa silahları gömdüler. Ama cephaneliklerin anahtarları zaten darbe yapmakla itham edilen general ve amirallerin ellerindeydi. Neden toprağa gömsünler? Aynı tür silah ve cephaneler, acaba başka kimlerin ellerinde var?

Diyorlar ki:

“Darbe planını hazırladılar, provasını yaptılar, toprağa silahları gömdüler ama zamanın Genelkurmay Başkanı farkına vardı ve darbeyi engelledi.”

Hadi diyelim ki inandık:

Darbe planları hazırladılar, provasını yaptılar, toprağa silahları gömdüler. Acaba; kararlarını vermiş, provalarını yapmış, silahlarını hazırlamış ve vurucu gücü elinde bulunduran ordu, kolordu, tümen ve tugay komutanları ile Deniz ve Hava Kuvvetleri komutanlarını Genelkurmay Başkanı engelleyebilir miydi? Hem, böyle bir vahim durumda neden görevini yaparak, derhal görevden alınmalarını ve askeri mahkemede yargılanmalarını sağlamadı?

Diyorlar ki:

“Bir gazeteci tarafından bavulla getirilen belgeler, döşeme altına saklanmış CD ve yazışmalar var. ”

Hadi diyelim ki inandık:

Darbe planları hazırladılar, provasını yaptılar, toprağa silahları gömdüler ve Genelkurmay Başkanı farkına varıp engelledi.

Pekiyi ama neden bu belgeleri imha etmeyip, bavulla gazetecilerin eline geçsin diye ortalığa saçtılar ve döşeme altlarına sokuşturdular?

Esas darbe planının kayıtlı olduğu 11 numaralı CD, yapılan bilimsel incelemeler sonunda neden sahte çıktı?

Polis tarafından, bazı sanıkların telefonlarına neden sahte suç delilleri yüklendi. Bu durum ortaya çıkınca, neden yanlışlıkla (sehven) olmuş dediler?

Diyorlar ki: “Darbe ortamı yaratmak için cami bombalayacaklarmış veya Ege Denizinde kendi uçağımızı düşürüp Yunanlılar düşürdü diyerek harp çıkaracaklarmış.”

Hadi diyelim ki inandık:

Darbe planları hazırladılar, provasını yaptılar, toprağa silahları gömdüler, Genelkurmay Başkanı farkına varıp engelledi ve cami bombalayıp, uçak düşüreceklerini de tespit etti.

Ama bu tür iddiaları ispatlayan bir tek yazılı ve ıslak imzalı belge yok. Ayrıca, bu gibi iftiraları içeren CD’nin sahte olduğu bilimsel olarak kanıtlandı.

Ayrıca, darbe yapmak için harp çıkarmayı göze alabilecek kadar gözü dönen insanlar, harp çıkararak başlarını belaya sokmadan darbeyi yapıverirler, her şey olur biterdi. Darbe yapmak için harp çıkaracak kadar aklını, fikrini ve vicdanını yitiren bir tek asker bulamazsınız. Esas, bu gibi iddiaları Türk Ordusuna yamamaya çalışanların ne kadar şeytanca düşünebildiklerini, ahlak ve namustan yoksun olduklarını göstermektedir.

Hem, bütün bunların farkına vararak darbeyi engelleyebilen Genelkurmay Başkanı; cami bombalayıp, kendi uçağımızı düşürebilecek kadar aklını, fikrini yitirmiş ordu, kolordu, tümen ve tugay komutanları ile Deniz ve Hava Kuvvetleri komutanlarını neden görevde tuttu?

Ayrıca, Darbe yapmak için her şeyi göze alabilecek kadar kararlı olan zamanın komutanları, birdenbire hidayete erip sessiz sedasız görevlerini sürdürüp emekli olmaya mı karar verdiler?

Eğer, gerçekten darbe yapmaya karar verip, bu kadar hazırlık yaptıktan sonra, hemencecik vazgeçerler miydi?

Her şey, Türk Ordusunu tasfiye etmek amacıyla düzenlenmiş şeytanca bir plan olamaz mı?

 2.     DARBE PLANI ÖYLE YAPILMAZ BÖYLE YAPILIR:

 a.     Öncelikle, Dünyanın süper gücü Amerika’nın, Ortadoğu’daki petrol kaynaklarını kontrol altına almak maksadıyla; Amerikan yandaşı olmayan yönetimleri devirmek için hazırladığı “Büyük Ortadoğu Projesi”   isimli darbe planına taşeronluk yapmayı kabul edeceksiniz.

 

 b.     Bu plan kapsamında kurulması öngörülen “Bağımsız Kürt Devleti’nin” oluşturulmasına göz yummaya razı olacaksınız.

 c.      Kuzey Irak Kürt Yönetimi’nin sorumlu olduğu bölgede yuvalanan PKK terör örgütüne karşı, Türk Ordusu’nun kapsamlı “sınır ötesi harekât” yapmasına izin vermemeyi taahhüt edeceksiniz.

 d.     İslam Dünyasının tepkilerini kontrol altına almak amacıyla; Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa Birliği tarafından “Ilımlı İslam” adı altında yaratılmaya çalışılan düzmece dinin sözde halifeliğine teşne bir cemaat imamı bulacaksınız. Bu imamı Vatikan’a gönderip Papa’nın elini öptürerek Hıristiyan Dünyasının onayını alacaksınız.

 e.     Cemaat tarafından, fakir ve maddi desteğe muhtaç çocuklara sunulan yurt ve ev gibi olanaklar kullanılarak okutulan ve bu süreç içinde mürit haline dönüştürülen adamlarınızı; vali ve kaymakam gibi Devletin idari kademeleri ile hâkim ve savcı gibi adli birimlerine ve Emniyet İstihbarat kuruluşlarına sızdıracaksınız. Bunlara; “Aman, Devlet gücünü tamamen ele geçirinceye kadar kendinizi belli etmeyin” diyerek çok sıkı tembihte bulunacaksınız.

 f.       Tıpkı, Arap ülkelerinde “Müslüman Kardeşler örgütünün” yaptığı gibi; gezici erkek ve kadın vaizler görevlendireceksiniz. Ülke çapında düzenli olarak cami ve ev sohbetleri organize edeceksiniz. Bu sohbetlerde, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş temelleri olan “ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlük, laiklik ve Atatürk ilke ve devrimlerini” kötüleyerek, din kisvesi altında insanların beyinlerini yıkayacaksınız. Halkı, Hıristiyanlıkla uyumlu olarak yaratılmaya çalışılan “Ilımlı İslam” yönünde şartlandırmaya çalışacaksınız.

 g.     Müritlerinizi sızdırdığınız emniyet, istihbarat ve özel olarak oluşturduğunuz birimlerle; muhaliflerinizin telefonlarını dinleyecek ve yatak odalarına varıncaya kadar gözleyip, kişilerin özel hayatlarını kaydedeceksiniz. Bunları kesip, biçip ekleyerek sahte suç delilleri oluşturup, yeri ve zamanı gelince kullanmak üzere arşivleyeceksiniz.

h.     Kendinize biat etmiş bir yandaş medya oluşturmak amacıyla; tarafsız ve muhalif medya kuruluşları üzerine emrinizdeki vergi denetim uzmanlarını salarak, astronomik vergi cezaları kestirerek iflas noktasına getirip ele geçireceksiniz. Muhalif yazarları ekmeğinden edeceksiniz.

 i.       Ağzınızı açtığınız andan itibaren; Türk, Kürt diye başlayıp 32 etnik kimlik sayacaksınız, arkasından laik-anti laik, Alevi-Sünni, dindar-din karşıtı gibi etnik, mezhepsel ve ideolojik bazda milleti ayrıştırarak böl parçala yönet taktiğini uygulayacaksınız.

 

 j.       Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerini sarsıcı ve kuruluş ilkelerine aykırı plan ve projelere karşı çıkan aydınlar ile Türk Ordusunu tasfiye etmek amacıyla, gerekli hukuki altyapıyı oluşturacaksınız. Bunun için:

1)    Demokrasiye aykırı olan Devlet Güvenlik Mahkemelerini kaldırıyoruz diyerek, bunların yerine “Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemeleri” kuracaksınız.

2)    Bu mahkemelere, özel olarak yetiştirdiğiniz yandaş hâkim ve savcıları atayacaksınız.

3)    Söz konusu mahkemelerin hâkim ve savcılarına; “Şüpheli olarak gördükleri kişileri 10 yıla kadar sorgusuz sualsiz tutuklamak dâhil” çok geniş yetkiler vereceksiniz.

4)    Türk Ceza Kanunu’na; “Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs eden kimseye ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilir” maddesini ilave edeceksiniz.

  5)    Böyle her yöne çekilebilecek bir madde sayesinde, istenirse “hükümete muhalefet eden herkese bir kulp takarak, müebbet hapisle yargılama imkânı” yaratacaksınız.

 6)    Terörle Mücadele Kanununda; “Müdafiin dosya içeriğini incelemesi veya belgelerden örnek alması, soruşturmanın amacını tehlikeye düşürebilecek ise, Cumhuriyet savcısının istemi üzerine hâkim kararıyla bu yetkisi kısıtlanabilir” şeklinde değişiklik yapacaksınız.

 7)    Böylece, Türk hukuk sistemine “GİZLİ DELİL” kavramı sokacaksınız ve sanığa   “suçu ve neyle suçlandığı” söylenmeyerek savunma hakkının kısıtlanmasını sağlayacaksınız.

8)    Bu arada; “Terörle Mücadele Kanunu'nda Anayasal düzenin değiştirilmesi için örgütün silahlı örgüt olması şartı” getireceksiniz. Böylece:

Tarikat ve cemaatlerin; Cumhuriyet Anayasasının öngördüğü anayasal düzene karşı yürüttükleri eylemleri, suç kapsamı dışına çıkaracaksınız.

 

 İktidarda olmanın verdiği gücü kullanarak; Silah kullanmaya gerek kalmadan, ülkenin anayasal düzenini “Sivil darbe yoluyla Ilımlı İslam Cumhuriyeti’ne ve tek adam diktasına dönüştürmeyi” müebbetlik anayasal suç olmaktan kurtaracaksınız.

Buna karşılık; Anayasal görevi ve doğası gereği, silahla donatılmış olan Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarını, istendiği zaman bir kulp takılarak, kolayca “ Anayasal düzeni değiştirmek için silahlı örgüt kurdular” ithamlarıyla yargılamanın yolunu açacaksınız.

9)    Tanık Koruma Kanunuyla, hukuk sistemine “GİZLİ TANIK”  müessesesini sokacaksın. Buna göre; aleyhinize şahitlik yapan kişi veya kişilerin;

“Yüzleri saklanıp, sesleri değiştirilip ve kimlikleri gizlenerek duruşma sırasında veya duruşma salonu dışında ses ve görüntü akarımı yoluyla şahitlik yapmalarına” imkânı sağlayacaksınız.

10)          Böylece; “Etkin pişmanlık yasasından faydalanmak veya sanıklardan intikam almak isteyen terörist eskileri ile pek çok cinayetin faili olduğu belirlenen kişilerin bile, Tanık Koruma Kanunundan yararlanarak temize çıkmak için yalancı şahitlik yapmalarının” yolunu açacaksınız.

 11)          Bir kanun çıkararak “Anayasal düzene karşı suçlar” ile “terör” ve “çete” suçları doğrudan özel yetkili sivil savcılıklar tarafından soruşturulacak hükmü getireceksiniz.

 Bu değişiklikle, askeri bölgede bile işlenmiş olsa (disiplin suçları hariç) muvazzaf subayların sivil yargı tarafından yargılanmalarının yolunu açacaksınız.

12)          Yeni bir kanun çıkararak; “Hâkim ve savcıların bir soruşturma, kovuşturma veya davayla ilgili olarak yaptıkları işlem, yürüttükleri faaliyet veya verdikleri her türlü kararlar nedeniyle; Kişisel kusur, haksız fiil veya diğer sorumluluk sebeplerine dayanılarak da olsa hâkim veya savcı aleyhine tazminat davası açılamaz” hükmü getireceksiniz.

Böylece; Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemelerinin hâkim ve savcıları, siyasal iktidarın ve cemaatin istediği kişileri, haksız yere bilerek ve isteyerek 10 yıl tutuklu olarak içeride yatırsa ve sonunda beraat etseler bile, o hâkim ve savcı aleyhine dava açmalarının yolunu kapatıp, yaptıklarının yanlarına kâr kalmasını sağlayacak güvenceyi vereceksiniz.

13)           Muhalif aydınları, medya mensuplarını, bilim insanlarını, siyasal rakiplerinizi ve Türk Ordusunu “Silahlı terör örgütü veya silahlı çete” olarak itham etmenin yolunu işte böyle açacaksınız.

14)          Ayrıca, Anayasa değişiklikleri yaparak; Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna ve Yüksek Yargıya “Adalet Bakanlığı eşeği aday gösterse, oyumu verip seçerim” diyebilen ve “Anayasa Mahkemesi Başkanı Olarak hukukçu olmayan birisini seçebilecek kadar” siyasal iktidara biat eden zihniyete sahip hukukçuları kilit noktalara getireceksiniz.

15)          Buna karşılık, siyasal iktidar ile cemaat mensuplarının aleyhine karar veren hâkim ve savcılar ile “Deniz Feneri” davasını soruşturan ve yandaşınız olmayan savcıları bir günde görevden alıp haklarında soruşturma açacaksınız.

k.     Artık sıra, muhaliflerinizi ve Türk Ordusunu tasfiye etmeye gelmiştir. Korkmayın, arkanızda “Büyük Ortadoğu Projesi ile Ilımlı İslam” konularında taşeronu olduğunuz Amerika ve Avrupa Birliği var. Buradan aldığınız hızla “Durmak yok yola devam” diyeceksiniz ve:

1)    Muhalifleriniz ve istemediğiniz komutanlar hakkında, isimsiz ve imzasız ihbar e-postaları göndereceksiniz.

2)    Bu ihbarlara dayanarak, özel yetkili savcılarınız ve yargıçlarınız derhal, muhaliflerinizin evlerinizi arama ve gözaltı kararı verecekler.

3)    Emniyetteki müritleriniz sabaha karşı, muhaliflerin evlerini basıp sözde ihbarla ilgili ve ilgisiz ne varsa toparlayıp götürecekler. Bu arada, önceden hazırlanmış sahte suç delillerini de toplanan belgeler arasına sokuşturacaklar. Önceden haberdar ettikleri basın mensuplarının kameraları önünde, muhaliflerin onurlarını kıracak tarzda gözaltına alacaklar.

4)    Gözaltına aldırdığınız muhalifleriniz, Emniyette 2 gün tutulacak ve gece yarıları kaldırılıp ifadeleri alınacak.

5)    Bundan sonra, muhaliflerinizi, özel yetkili savcınız karşısına alıp sorgulayacak ve Özel yetkili mahkemeye sevk edecek. Özel yetkili yargıçlarınız da, derhal tutuklama kararı verecek.

6)    Bütün bunlar yapılırken; tutuklattıklarınıza “Neyle suçlandıkları ve suç delillerinin neler olduğu” söylenmeyecek. Böylece, kendilerini savunma imkânları ve adil yargılanma hakları kısıtlanacak.

7)    Bu arada, kanunlarımıza göre hazırlık soruşturmasının gizliliği kuralı ihlal edilerek, alınan ifadeler yandaş medyaya sızdırılacak. Yandaş medyanız da hemen, yıpratmak istediğiniz kişi ve kurumlar hakkında müthiş bir karalama kampanyası başlatarak kamuoyunu kışkırtacak.

8)    Aylar geçtikten sonra, özel yetkili savcılarınız; ucu açık iddianameler düzenleyecek.  İddianamenin ekleri olarak; yasal ve yasal olmayan dinleme kayıtları ile önceden hazırlanıp arşivlerde saklanan düzmece suç delillerini de hiçbir ayıklama yapmadan dosyalara dolduracak. Bunları yaparken kanunlarımıza göre, sanığın lehine olan delillerin toplanmasına önem verilmeyecek.

9)    Yasalarımıza göre; savcılar tarafından davayla ilgisi olmayan 3ncü şahıslara ait özel konuşmalar ile kayıtlar ayıklanıp, özel hayatlarının deşifre edilmemesi gerekirken, savcılar bu görevlerini yapmayacak. Bu bilgileri yandaş medyaya da sızdırarak, zorlama yorun ve abartmalarla kişilerin itibarsızlaştırmasına fırsat vermeleri sağlanacak.

10)          Bu arada, geçmişte kuyruk acısı bulananlar ile intikam hırsıyla dolu terörist eskilerinden gizli tanıklar da bulunacak. Onların verdikleri yalan yanlış ifadelere itibar edilecek.

11)          Fırsat bu fırsat diyerek; terörle mücadele eden madalyalı kahramanlarınız ile Türk Ordusunun Komutanlarına  “terör örgütü üyesi” damgasını vurarak tutuklayacaksınız.

12)          Terörist Başı Öcalan’ın yakalanmasında, Türkiye’ye getirilmesinde ve ilk ifadelerinin alınmasında katkısı bulunan askerlerin kimliklerini açıklayarak, Onları ve ailelerini terörün hedefi haline getireceksiniz.

13)          Çıkarmaya devam ettiğiniz kanunlarla, terörle mücadele edecek askerlerin operasyona çıkabilmeleri ve yol kontrolü yapabilmeleri için; yer, zaman ve süre belirterek validen izin almaları şartını getireceksiniz. Böylece kırsalda ve yollarda askerin hareketlerini kısıtlayarak, bölgede teröristlerin cirit atmasına imkân sağlayacaksınız.

14)          Çatışmada şehit düşen asker, ölen terörist veya yaralananlar olunca, ilgili subay, astsubay ve askerleri savcının karşısına dikeceksiniz. Böylece, Operasyona çıkan askerleri her an tutuklanma tehdidiyle sindireceksiniz.

15)          Amerikalıların ve Avrupa Birliği’nin talimatlarına uyarak “Kürt açılımı” başlatacaksınız. Bu açılım gereğince, Habur Sınır Kapısından Türkiye’ye giren teröristlerin ayağına, Türk hukukunda yeri olmayan seyyar mahkeme kurup göndereceksiniz. Sözde bağımsız savcı ve yargıçlarınız “pişman değilim” diye bağıran teröristleri “Etkin Pişmanlık Yasasından” yararlandırarak serbest bırakacaklar. Böylece, taşları bağlayıp köpekleri serbest bırakacaksınız.

16)          Türk Ordusu’nda tayin ve terfilerin kararlaştırıldığı Yüksek Askeri Şura toplantılarından önce, siyasal iktidarın beğenmediği generallerin terfilerini ve etkili makamlara tayinlerini engellemek için, özel yetkili savcılarınıza, sözde ihbarlara dayanarak tutuklama kararları çıkarttıracaksınız.

 

17)          Özel yetkili savcı ve yargıçlarınıza; Deniz Kuvvetleri’nin vurucu gücünü oluşturan Kuzey ve Güney Deniz Saha Komutanları ile pek çok amirali tutuklatacaksınız. Tefi sırasındaki Hava Eğitim ve Taktik Hava Kuvvet Komutanlarını tutuklatacaksınız. Kara Kuvvetlerinin pek çok Ordu, kolordu, tümen ve tugay komutanları ile terörle mücadelede tecrübe kazanmış madalyalı subay ve astsubaylarınızı tutuklatıp Türk Ordusu’nun komuta katını zafiyete uğratacaksınız.

18)          Sahte ihbarlara dayanarak, birlikler arasında cephane nakleden askeri araçların yolunu polislere kestireceksiniz. Başbakan Yardımsının evinin bulunduğu sokakta dolaşan iki subayı suikast yapacaklardı gerekçesiyle tutuklayacaksınız. Bunu bahane ederek, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin en gizli sırlarının bulunduğu kozmik odayı basıp arama yaptıracaksınız.  Birliği için erzak almaya çıkan askeri aracı, suikast yapacaklar iddiasıyla polislerinize durdurtup içindeki asker ile aşçıyı gözaltına almaya kalkışacaksınız. Böylece, hiçbir suç unsuru taşımayan olayları medyaya yansıtarak Türk Ordusunu itibarsızlaştırmaya çalışacaksınız.

19)          Ayrıca, özel yetkili hâkim ve savcılarınız, henüz basılmamış bir kitaba bile bomba muamelesi yapacaklar. Kaleme alan muhalif yazarını “terör örgütü üyesi” damgası vurarak tutuklayabilecek kadar coşacaklar. Tutukladıkları bir masumu, kanserden ölüm döşeğine düşünceye kadar tahliye etmeyecekler. Eşi ölmek üzere olan muhalif bir gazeteciye, son nefesinde eşiyle helalleşmesine bile izin vermeyecek kadar zalimleşeceklerdir.

20)          Hızınızı alamayıp, iktidardaki siyasi parti hakkında geçmişte “Laiklik karşıtı eylemlerin odağı” iddiasıyla dava dosyası hazırlayan Cumhuriyet savcıları ile partinin suçlu olduğuna karar veren Anayasa Mahkemesi’nin hâkimlerini “Hükümete karşı darbe yapmaya teşebbüs” iddiasıyla yargılamak için özel savcılarınızı harekete geçireceksiniz.

l.       Bütün bunlarla da yetinmeyeceksiniz. YÖK Başkanlına ve üniversite rektörlüklerine kendi yandaşlarınızı atayacaksınız.

1)    Parasız eğitim isteyen öğrencileri, terör örgütü üyesi olmakla itham edip 18 aydan beri zindanda tutacaksınız.

2)    Öğrenci seçme ve yerleştirme sınavlarında, soru kitapçıklarına özel şifreler koyup yandaşlarınıza sızdıracaksınız ve diğer öğrencilerin haklarını gasp edeceksiniz.

m.  Sendikaları ele geçirip suskunlaştıracaksınız. Gasp edilmiş haklarını geri isteyen işçilerin üzerine polislerinizi gönderip; gaz bombası ve coplarla cezalandırıp, kış ortasında içi su dolu havuza atacaksınız.

n.     Meslek odalarını ve sivil toplum örgütlerini çeşitli ayak oyunlarıyla avucunuzun içine alacaksınız.

o.     Böylece, Devletin ve toplumun bütün kurum ve kuruluşlarının kılcal damarlarına kadar sızıp ele geçireceksiniz.

İşte, darbe planı böyle hazırlanır.                                                                                      

Böyle uygulanır.

Türk Halkına “Alıştıra alıştıra, sindire sindire” İLERİ DEMOKRASİ adı altında böyle yutturulur.

 

Oysaki bunun adı “Post modern sivil darbedir.”

 3.     Sonuç olarak:

Bizim, evlatlarımızın ve torunlarımızın beyinlerini yıkıyorlar. Düşünmemizi, sorgulamamızı ve gerçekleri görmemizi istemiyorlar. Kendilerinin istedikleri şeyleri düşünmemizi ve sanal bir dünyada yaşamamızı kurnazca zihinlerimize sokuyorlar.

Bu medya ve ekranların yarattığı ve bizlere sunduğu dünya gerçek değildir. Bizleri sanal dünyada yaşatmayı; Kim kimin sevgilisini nasıl elinden aldığını anlatan cıvık magazin programlarını, kavgalı dövüşlü yemek programlarını, acıklı evlilik programlarını ve vurdulu kırdılı mafya dizileri ile muhteşem yüzyılı ve yalan rüzgârlarını izlemeye devam etmemizi istiyorlar.

Ülkenin ve milletin bölünmez bütünlüğü, hukukun üstünlüğü ve bağımsızlığı, demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti, demokratik hak ve özgürlükler kimin umurunda?

Ama sivil darbeyi “ileri demokrasi” diye yutturmaya çalışanlara, hukuk adına hukuku katledenlere, Hıristiyanlıkla uyumlu “Ilımlı İslam” adında düzmece bir din yaratmaya çalışan tarikat ve cemaatlere, kalemini ve vicdanını satmış sözde aydınlara ve bölücülerin değirmenine su taşıyanlara, “Arap baharı” adı altında uygulamaya sokulan darbe planına taşeronluk yapanlara bazı uyarılarım var:

 a.     Desteğini aldığınız yabancı efendileriniz sonsuza kadar arkanızda olmayacak ve işleri bittiği anda sizi buruşturup çöp tenekesine atacaklardır.

 b.     Eylemleriniz ve söylemlerinizin hepsi tarihin kayıtlarına geçmiş olup, arşivlerde durmaktadır. Bu Milleti bazen kandırıp uyutabilirsiniz ama asla ülkesine ve milletine ihanet ettiremezsiniz. Bu millet er geç bir gün uyanacak, işte o zaman yaptıklarınızın hesabını mutlaka soracaktır.

Bu Cumhuriyetin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü isteyenlere, hukukun üstünlüğünü ve bağımsızlığını özleyenlere, gerçek demokrasi ve özgürlük âşıklarına selam ve saygılarımla.

 

Hikmet YAVAŞ (İZMİR) Bu ağhesabı çöp ileti korumalıdır. Lütfen JavaScriptleri etkinleştirin.

 

http://hikmetyavas.wordpress.com/

 

'Şam'daki eşcinsel kız' erkek çıktı

PDF Yazdır Ağhesabı

 

'Şam'daki eşcinsel kız' erkek çıktı, dünyada ilk kez hurriyet.com.tr'ye konuştu

İrem KÖKER

14 Haziran 2011

'Şam'da Eşcinsel Bir Kız' başlığıyla Suriye'deki ayaklanmanın sembolü haline gelen ancak daha sonra sahte olduğu anlaşılan blogun yazarı Tom MacMaster dünya medyasında ilk yüz yüze röportajını hurriyet.com.tr’ye verdi.

Biz Türkiye'de seçim telaşı yaşarken, Emine Araf adı dünyanın en önemli gündem maddelerinden biri haline geldi.

 Araf, 35 yaşında Şam'da yaşayan bir Suriye-ABD vatandaşı olduğunu söylüyor, Şam'da Eşcinsel bir Kız (A Gay Girl in Damascus) adlı blogunda Suriye'deki son durumu aktarıyordu.

Hem Suriyeli olması, hem kusursuz İngilizce konuşması, hem de eşcinsel olması Araf'ı kısa sürede dünya medyasının da gündemine taşıdı.

 Guardian, New York Times, AP, Washington Post, Le Monde gibi dünyanın önde gelen yayın organları Araf ile e-mail üzerinden yaptıkları söyleşileri yayımladılar.

 Benim de geçtiğimiz haftalarda Araf ile e-mail üzerinden yaptığım söyleşi, hurriyet.com.tr'de yayınlanmıştı.

Geçen hafta içinde blog üzerinden kuzeni olduğunu söyleyen bir kişi Araf'ın kaçırıldığını duyurdu ve olanlar oldu.

Bir yandan Araf'ın kurtarılması için kampanyalar başlatılırken, diğer yandan da ortaya çıkan soru işaretleri, "Gerçekte bu kız kim?" araştırması başlattı.

GERÇEĞİ İSTANBUL’DA TATİLDE ÇIKTI

Ve dün akşam saatlerinde bir grup internet aktivisti ve gazeteci Araf'ın gerçekte var olmadığını ortaya çıkardı.

Blogu yazan ve uzun süredir internet üzerinden Araf kimliğini yaşatan kişinin ABD'li Tom MacMaster olduğu açıklandı.

MacMaster, önce reddetti. Ancak köşeye sıkışınca blog üzerinden herkesten özür dilediği bir yazı yayımladı.

MacMaster'ın imzasının altında bulunduğu yer olarak İstanbul yazıyordu.

MacMaster ve karısı Britta Froelicher, tatil için geldikleri İstanbul'da "sobelenmişti."

TELEFONLA SÖYLEŞİ VERİYOR

Kendileriyle hemen temasa geçtim. Sanal Emine ile yaptığımız yazışmaların ardından gerçeğiyle söyleşi  yapmak isteğimi ilettim.

Kabul ettiler ve Sultanahmet'te kaldıkları otelde buluştuk MacMaster ve Froelicher çiftiyle.

Görüştüğümüz süre içerisinde MacMaster sürekli olarak telefondaydı. Geldiğimde BBC ile görüşüyordu, bıraktığımda ise Guardian ile.

İLK YÜZ YÜZE SÖYLEŞİ

Ancak birazdan okuyacağınız söyleşi kendisiyle yüz yüze yapılan ilk röportaj olma özelliğini taşıyor.

Karşılaştığımız anda elimi sıkarken, "Yüzüme bir yumruk atmak istersen atabilirsin" dedi. Güldüm ve "Merak etme bunu yapmayı daha çok isteyenler var, hakkımı onlara devrediyorum" yanıtını verdim.

Kaldığı otelin bahçesinde yaptığımız söyleşiye, herkesin aklındaki soruyu sorarak başladım:

"Neden? Neden var olmayan bir kişilikr yaratıp, bu kadar insanla ilişki kurdun?"

“YORUM YAZABİLMEK İÇİN KURGULADIM”

MacMaster belli ki bu soruya hazırlıklı, hemen yanıtladı:

"Başta bloglara, haberlere, tartışma gruplarına yorum yazmak için yarattım bu kimliği. Bir Amerikalı olarak ABD'nin Ortadoğu politikalarını eleştirdiğimde beni 'Amerikan düşmanlığı' ile suçluyorlardı. Ama Emine olarak yazınca insanlar vermek istediğim mesajı anlıyorlardı. Sonra zaman içinde karakter gelişti. Ama asla bu kadar büyüyeceğini düşünmedim."

Emine Araf, MacMaster'ın bir kitap için kurguladığı bir kişilik aslında. Suriyeli, eşcinsel ve hem Doğu hem de Batı kültürünü yakından bilen biri.

MacMaster, tek bir kişiden ilham almamış. "Tanıdığım, arkadaşım 4-5 kişinin bir birleşimi aslında Emine. Ama düşüncelerinde, duygularında çokça ben var."

İLK ORTAYA ÇIKIŞI 2003

MacMaster, bu karakteri ilk olarak 2003-2004 yıllarında yaratıyor. Ancak yapılan araştırmalarda bu karakterin 2007 yılından sonra oldukça aktif bir hale geldiği ortaya çıktı.

MacMaster'ın "masum" olduğunu söylediği bir amaçla başlayan bu oyunu, bir anda okur ve medya ilgisi buluyor.

"Ben bir yazarım. Bana 'Ne kadar yakışıklısın' derlerse, mutlu olurum. Ama 'Ne kadar iyi yazıyorsun' denirse havalara uçarım. İnsanlar yazdıklarımı beğendi ve sonra basın ilgi göstermeye başladı. 'Guardian beni aradı demek ki herkesi kandırabilecek kadar zekiyim' dedim, egom şişti. Bırakmaya çalıştım ama yapamadım."

MacMaster, ısrarlı sorularım karşısında bu olayın arkasında bir istihbarat kuruluşunun olabileceği yönündeki iddialara sadece güldüğünü söyledi. "Sadece bendim. Kimse bilmiyordu. Ne karım ne de arkadaşlarım. Tek başıma yaptım her şeyi."

“ÇOK PİŞMANIM”

MacMaster yaptıklarından dolayı pişman olduğunu söylüyor. Özellikle de kendisinin bu sahtekarlığı yüzünden Ortadoğu'daki gerçek aktivistlerin zarar görmesi halinde bunun sorumluluğunu da kabul ediyor. Kendi deyimiyle, "yaptıklarından çok ama çok üzüntü duyuyor".

Öyle ya da böyle MacMaster, son yılların en ciddi internet sahtekarlığına imza atan isim. Hakkında dava açılması, hukuki yollara başvurulması gündemde.

MacMaster bu işten şahsi olarak ne kadar zarar görür bilinmez ancak en büyük zararı, gazetecilerin sokulmadığı Arap ülkelerinden haber verme işini gönüllü üstlenen onlarca isimsiz, internet aktivistinin gördüğü kesin.

Belki son sözü de MacMaster'a vermek gerekiyor:

"Eskiden kendimi iyi bir insan olarak nitelendirirdim. Ancak artık bundan emin değilim."

 
<< İlk < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Son >>

Sonuç 37 - 45 Toplam 134
 
Tavsiye Ettiklerimiz
Yasaklı Belgesel
Tebriz Türk Takımı
Tolon Paşa ve Ordusu
O.Sinanoğlu Sohbet
İthal Tohum İhaneti
Durum Çözümlemesi
Zekeriya Öz Hakkında
Kurtuluş Savaşında 2000 Kırgız
Hakikat nerede?
Etki Ajanları
Çıkışyolu Turan
Dilde Birlik ve Türklük Şuuru
TSK'yı Yıpratma Girişimleri
Siyasetimiz Nasıl Düzelir
Sivil cehalet
Türk Ülküsü
Mevlana'dan Öğütler
Kazak ve Türkiye Türkçesi
Ampulün Anlamı
Said-i Nursi'nin Gerçek Yüzü
Bor Madeni ve Önemi
İran'a şeriat nasıl geldi?
Atatürk'ün Kaleminden
Hablemitoğlu Belgeseli
Gül'ün Süreci
Gizli Mutabakat
Gladyocu İftirası
Kürt Federe Devletine
Gökşad'tan

Saçların gezerdi yüzümde eskiden

Ağlarsın

Saçların gezerdi yüzümde eskiden,

Şimdi yanaklarımda damla damlasın.

Ne çok severdim dizinde yatmayı,

Şimdi uykumu bölen keskin bıçaksın.

 

Nefesin vururdu nefesime her akşam,

Şimdi soluğumu kesen acı rüzgarsın.

Bütün dertlerim yalnız sende biterdi,

Şimdi yüreğimde kapanmaz yarasın.

 

Şehre uzak yerlerden yıldızlar sayardık,

Şimdi gökyüzünde en uzak yıldızsın.

Ne çok özledim seni anlatabilsem,

Şimdi oturup kana kana ağlarsın...

 

Çorlu, 2002

Gökşad

 

Gölgeler

Gölgeler

-I-

Ömrün gölgesi olsun ömrümün

Uzayıp gitsin ardımca

Ben gidersem bir ikindi vakti...

Ki sen bir Cuma sabahı gelirken

Ömrüm gölgesi olmuştu ömrünün

Uzayıp gitmişti ardınca...

 

Ankara, 2004

 

Gölgeler

-II-

Bütün zamanların tek suçlusu ben miyim

Üstüme bir bulutun bile gölgesi düşmez

Bu karanlık sahrada neye pervaneyim

Kapanan gözlerime bir ışık düşmez...

 

Medet ey sevgili, yandım bu çölde!

Bu nasıl bir serap, bu nasıl bir gölge?

Düştüm düşeli bu amansız hüzne

Divane yüreğim bir lahza gülmez

                                  

Ankara, 2004

 

Ahiret'te

 


 

Tanrım sen varlığı yaratansın

Canlı cansız her şeyi kuşatansın

Bir dileğim var sen bağışlayansın

Desem korkarım demesem yer beni

 

Garip gönlüm gece gündüz âhtadır

Dileğim gönlümde sana âyandır

Kusur kulundan bağış katındandır

Desem korkarım demesem yer beni

 

Bedenimi balçıktan sen halk ettin

Yüreğime dünyayı sen dar ettin

Gönlüm coştu, dilimi sen lâl ettin

Desem korkarım demesem yer beni

 

Tanrım hurilerin gözümde değil

Aşk için bir ömür yeterli değil

Hâşâ Kaynaroğlu isyanda değil

Âhirette sevdiğime ver beni

 

               Ankara, 2003

 

Sır Kapısı

Sır Kapısı

 

Kırk sır kapısı açıldı gözlerinde

Kırk ayrı yol var her kapının birinde

Her yol ağzında ayrı idam ettiler

Sade tenim kaldı saçının telinde

 

Bir tel saç ile bağladılar çenemi

Üç tas su ile yıkadılar tenimi

 

Beni gonca gül yaprağına sardılar

Musalla diye avucuna koydular

Nasıl bilirdiniz diye sordular

Sustum da dinledim başka bir alemde

 

Aşkı bilmeyenler hiç ses çıkarmadı

Mecnun dedi ki “beni utandırmadı”

 

Kaynaroğlu, adını toprağa verdin

İki kaş arasından sıratı geçtin

Lokman’ın sırrını sen âşikar ettin

Ölü müsün diri mi, bilmez hiç kimse.

 

Ankara, 2004

 

Nevruz

  

Nevruz

Gökyüzünde göç başlar vakit gece

Sultan kız batıdan doğuya göçer

Toy düğün başlar Türkistan ilinde

Sultan Nevruz önünde gergef işler

 

Bize de gel bilinmez bir saatte

Benim de ölülerim yeyip içsin

Rızkımızı bulalım bu yengi gün’de

Bütün alem Tanrı’ya secde etsin

 

Esir Türkleri unutma Sultanım

Onlar beklese de başka baharı

Birgün muhakkak biter bu zalim kış

Yine az görür Türk, koca dünyayı

 

Hazar’a muhabbet götür sultanım

Yesevi’den hikmet getir bizlere

De ki özlemiş sizi Kaynaroğlu

Gayrı dayanmazmış gönlü hasrete

Gökşad

Sivas, 1997

 

Kuşların Rüyası

Kuşların Rüyası 

Kuşların rüyasına girdim dün gece

Karar verdim bunu hep yapacağım

Hepsi de uyuyordu gözlerinde

Onları mı yoksa seni mi kıskanayım

 

Güya bir bülbül senin nefesinden

Şiirler okuyordu seher vaktinde

Şaşırdım kaldım, ses benim sesim

Dedi ki “İlham” derler buna sizin alemde

 

Rüyasında bir güvercin konup pencerene

Uzatıp kanatlarını tutundu ellerine

Şaşırdım kaldım, el benim elim

Dedi ki “Vuslat” derler buna sizin alemde

 

Bir serçe rüyasında kanat çırpıp

Su içti avuçlarından kana kana

Şaşırdım kaldım içim yanmış benim de

Dedi ki “Mecnun” derler buna sizin alemde

 

Kuşların rüyasına girdim dün gece

Gördüm ki seni seviyorum her bedende

Bir kaknus yaklaşıp kulağıma sessizce

Dedi ki “Kader” derler buna sizin alemde

 

Dedim ki “Hayrolur İnşallah...”

Gökşad 

Ankara, 2004

 

Gidişine Ağıt

 

 Mecnûn düşünde gördü Leylâ’yı bir gece:

 Ve sen, şehirlerini benim ülkeme kurdun,Pâyitahtını benim yaralı kalbime..

.Seni bir kan pıhtısı gibi elimde tuttum.

 İnsafsız rüzgârlar uğradı yurduma: 

Yağmur kar ortasında bir çöle düştüm,Kum fırtınasında tutundum saçlarına...

Sen uykudaydın, ben kâbuslar gördüm. 

Buğday tarlalarına kızgın alevler düştü: 

Çıplak ayaklı çocuklar savruldu her yana,

Çıplak ayaklı yıldızlar gibi darmadağın...

Ne olur beni de kat, beni de kat dualarına. 

Seni düşümde gördüm,  tam altı yıl önce: 

Ve sen, gözlerini giyindin Asya ceylanlarının,

Ak sakallardan miras bir huzur yüzünde...

Gezinip durdun içinde bütün damarlarımın.    

 Benim yüreğim mahşer, senin gönlün sırat: 

Zalim bir korku boğazlar sevincimi,

Gözlerim karanlık benim, senin gözlerin hayat.

Gözlerim hiç görmesin gittiğini...  

Ki o Selçuklu şehri seni bırakır mı bilmem:

 Lacivert göğünde gözlerin, bir muska gibi dururken,

Vakitsiz düşer toprağa kırkikindi yağmurları.

Bin yıllık Medrese, yeni bir Eylül’e soyunmuşken... 

Yıldızlara söyle seni geri getirsinler: 

Onlar bilir benim çekik gözlü yüreğimi.

Geçmişin saçından tut, sana yol göstersinler,

Yıldızlar bilir benim gökçe soylu düşlerimi... 

Ankara, 2003

Gökşad 

 

Gözlerin

 

Gözlerin

 

Sanki deryalara dalar giderim

Baktıkça içimi yakar gözlerin

Her şafak vaktinde çalar kapımı

İlmiği boynuma takar gözlerin

 

Mecnun’u çöllerde koyar çaresiz

Ferhad’ı dağlara salar gözlerin

Yanımda yöremde ölüm gezdirir

Benim peşimde o yeşil gözlerin

 

Başı dik dağlara yasla sırtını

Dolunay akşamı kaldır başını

Her kim ki yazarsa kişi bahtını

Ezelden alnıma yazmış gözlerin

 

Dört duvardan gayrı yerim olmadı

Kendi gölgem bana sadık kalmadı

Şu yalan dünyada yüzüm gülmedi

Benim tek servetim senin gözlerin

 

Kefenimi yeşil sarın, beyaz olmasın

Mezarımı göğe kazın yerde kalmasın

Sevdiğim gözünden yaşlar akmasın

Gider Kaynaroğlu, kalır gözlerin

 

Sivas, 1998

 
   
 
Benzer Yazılar