Anasayfa arrow Sivil cehalet
 
   
Türkçülüğün Esasları
Türkçülüğün Özü
A) Dilde Türkçülük
B) Sanatta Türkçülük
C) Ahlaki Türkçülük
D) Hukukta Türkçülük
E) Dinde Türkçülük
F) İktisatta Türkçülük
G) Siyasette Türkçülük
H) Felsefede Türkçülük
Büyük Türkçülerden
Türkçülerden Özlü Sözler
Genel İçerik
Marşlarımız
Görsellikler
Türk Dünyası Ezgileri 1
Türk Dünyası Ezgileri 2
Türkçülük Hakkında
Tüm Dosyalar
Tüm Yazarlar
Edebiyat
Makaleler
Tepkisiz Kalma
Ağelini Öneriniz
Belge Resim

Bilgilendirme
Türküler
Görsellik
Kitap Önerileri
Büyük Türkçüler
Büyük Türkçülerden
Azınlık veya Özerk Türkler
Nutuk
Duyurular
Özlü Sözler
Yorumsuz Resimler
Siyasi Dosyalar

  :: TSK'dan ABD-İsrail Koridoru'na balyoz
  :: Emperyalizmin Tetikçileri
  :: Komünistlerin Atatürk karşıtlığı
  :: Rockefeller'den yüzyılın itirafı
  :: Ayrılma bildirisi ve Sevr
  :: İstanbul Barosu’ndan yapılan 14 maddelik açıklama
  :: Öz Yurdunda Köleleşen Türk
  :: IŞİD – ABD ilişkisinin delilleri
  :: Barzani ve Erdoğan
  :: İran Türkleri Hapislerde
  :: Hitler’in Müftüsü Hacı Emin El Hüseyni
  :: Seçsis Neden Türkiye'de Kullanılıyor?
  :: Irak’ın 16. Tugayı Peşmergeye katıldı!
  :: Türker Ertürk , ABD tertiplerini ve ABD işbirlikçilerini açıklıyor.
  :: Hava Kuvvetlerinde Tasfiye
  :: Esad'ın Ulusal Kanal Söyleşisi
Türkçe
Türkçe Adlar
Türkçe İzgileri
Hayvan Adları
Türkçe Terimler
Göktürk Yazıtları
Kuş Adları Derlemesi
Türkçe Adlar Sözlüğü
Kazakistan Türkçesi Sözlüğü
Azerbaycan Türkçesi Sözlüğü
Dosyalar
Siyasi Dosyalar
Tarihi Dosyalar
Görüntüler
Dini Dosyalar
Belge Resim
Bilimsel Dosyalar
Atatürk
Eserleri
Makaleleri
Özlü Sözleri
Atatürk Dosyaları
İletişim
 

Content on this page requires a newer version of Adobe Flash Player.

Get Adobe Flash player

İlgili İçerikler

Petrol fiyatları artsın diye mi?

PDF Yazdır Ağhesabı

Talabani ve Barzani petrol fiyatları artsın diye operasyonu tahrik mi ediyor?   

  Emre KIZILKAYA/DIŞ AÇI

  Irak Cumhurbaşkanı Celal Talabani’nin, eski hasmı, şimdiki yoldaşı Mesud Barzani ile kol kola, Kuzey Irak’ın Erbil şehrinde düzenlediği basın toplantısı her şeyi daha açık bir biçimde ortaya koydu. Talabani ve Barzani, Türkiye’nin sınırötesi bir harekata girmesini belki de en çok isteyen kişiler. Petrol fiyatlarının yükselmesinden olağanüstü karlar sağlayabilecek bu ikili, bir yandan PKK’yı kullanıp, bir yandan Türkiye’yi tahrik ederek, kendilerine yönelik hiçbir tehlike olmadığını düşünüp büyük bir kumar oynuyor olabilir.  Talabani’nin basın toplantısında “Irak Cumhurbaşkanı” şapkasını çıkarıp, Kuzey Irak’taki bölgesel yönetimin sözcülüğüne soyunması, “aşiret reisi” kimliğinden belki de asla kurtulamayacağını gösterir gibiydi. Buna karşın, terör örgütü olarak tanımlamaktan hala kaçındığı PKK’nın Kuzey Irak dağlarındaki liderlerini teslim etmeyeceklerini ve Türkiye’nin sınırötesi harekat düzenlemesi durumunda karşı koyacaklarını söylemesini sıradan bir şark siyaseti olarak görmemek, altında kendileri için riskli ama kar getirebilecek bir “tahrik planı” olabileceğine de ihtimal vermek gerekir. 

Sınırötesi harekatın Türkiye’nin terörle mücadelesi açısından ne kadar elzem olduğunu tartışmak yerine, gelin soralım: Türk ordusunun Kuzey Irak’a girdiği dakikalarda dünyada ne olur?

 1)      Uluslararası haber ajansları, acil koduyla geçtikleri son dakika haberinde, Türk ordusunun Kuzey Irak’a girdiğini, beklenen “istilanın” başladığını duyurur. 

2)      Türk ordusunun nasıl bir operasyon planına sahip olduğu hakkında en ufak fikri olmayan sayısız yabancı medya kuruluşu, Türk ordusunun Irak’ı işgal ettiğini yazmaya başlar. Çeşitli dünya ülkelerinden kınamalar gelir, itidal çağrısı yapılır. 

3)      Talabani ve Barzani ise hiç şüphesiz en rahat isimlerdir. Nitekim Türkiye’nin daha önce onlarca kez açıkladığı gibi, harekatın amacının yalnız ve ancak PKK’nın dağlık bölgedeki üslerini yok etmek olduğu en iyi onlar bilirler. Nitekim Türkiye hiçbir zaman Kerkük, Musul gibi şehirleri işgal etmek, petrol kuyularına el koymak, bölgesel yönetimi devirmekten bahsetmemiştir. 

4)      Bu arada hiç şüphesiz dünya piyasaları sarsılır. Ama Talabani vae Barzani’yi en çok keyiflendiren, petrol fiyatlarının aniden fırlaması olur. Belki de varil başına 150, hatta 200 dolar sınırını geçebilecek petrol fiyatları (iki haftalık son gerginlik bile 89 dolara çıkmasına yetti), Kuzey Irak’ın tam anlamıyla “bir koyup üç almasını” sağlar. Dünya, petrol üretiminin aksayacağından endişe ederek fiyatları tırmandırırken, Türk ordusunun petrol kuyusu değil, terörist peşinde koştuğu Kuzey Irak’ta Kürt yönetimi bayram yapar. Üstelik Kuzey Irak halkının manevi açıdan birleşmesi ve asırlardır ulus olamamış bir topluluğun ortak bir düşman karşısında tek yürek olması, bölgenin elde edeceği ekonomik karın yanına siyasal ve sosyal bir katma değer de ekleyebilir.  

Sonuçta sormak gerekir: PKK’nın son dönemde tarihinin en kanlı saldırılarını gerçekleştirmesi aslında kimin işine geliyor? PKK bu eylemlerin sonucunda hiçbir siyasi çıkar sağlayamayacağını, üstelik askeri olarak tamamen imha edilebileceğini göremiyor mu? Yoksa sınırın ötesindeki birilerine alet mi oluyor?

Peki PKK neden Türkiye’nin olası sınırötesi harekatı halinde “petrol hatlarını vuracağı” tehdidini savurdu?  Talabani’nin “Türkiye PKK liderlerini teslim ettiğimizi rüyasında görür” mealindeki kışkırtıcı sözleri Barzani ile elele, Kuzey Irak’ta söylemesi rasgele atılan bir adım mıdır? Bu sözlerin hemen ardından Türk ordusunun “azametinden” bahsetmesi, iyi niyetli bir övgü müdür, yoksa bir “gaza getirme” taktiği midir?  

Bir noktayı özenle vurgulamak gerekiyor: Burada kastettiğim, sınır ötesi harekatın Türkiye açısından yanlış olacağı değil, ancak böyle bir harekatın Talabani-Barzani ikilisine ve Kuzey Irak’taki siyasal oluşuma katkılarının göreli olarak çok daha fazla olacağıdır. Ancak sonuçta Ankara’nın yapması gereken, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin gerekliliğini defalarca belirttiği bu operasyon için geç kalan ve ulusal çıkarlarımıza hizmet edecek siyasi iradeyi, kimlerin “daha fazla çıkar” kazandığını düşünmeksizin kararlılıkla göstermektir.

   Bu konuda uzman görüşü askere aittir, ama ne yazık ki onların sesi dahi, uzman görüşünü umursamama geleneği yerleşik olan ülkemizde, hükümet tarafından aylardır duymazdan gelindi. Bush Yönetimi gibi dünyanın gelmiş geçmiş en vizyonsuz, en beceriksiz hükümetlerinden biri bile, Irak’taki her kararda komutanlarının görüşlerini esas alırken, bizim bu hallere düşmemiz acı..Birkaç yıl öncesinin aşiret reislerinin, bugün “bir avuç petrol doları” kazanmak uğruna Türk evlatlarının canına kastediyor olabilme ihtimali daha da acı… 

En acısı da, artık olmayan bir sorunu çözmek için milyarlarca lira harcayıp referandum yaptıran hükümetin, birinci meselesi terör haline gelen halkın ve meseleyi çözmek için izin isteyen askerin taleplerini görmezden gelip, “Önce ABD’ye gidip bir görüş alalım” diye düşünmesi...


 
< Önceki   Sonraki >
 
Tavsiye Ettiklerimiz
Yasaklı Belgesel
Tebriz Türk Takımı
Tolon Paşa ve Ordusu
O.Sinanoğlu Sohbet
İthal Tohum İhaneti
Durum Çözümlemesi
Zekeriya Öz Hakkında
Kurtuluş Savaşında 2000 Kırgız
Hakikat nerede?
Etki Ajanları
Çıkışyolu Turan
Dilde Birlik ve Türklük Şuuru
TSK'yı Yıpratma Girişimleri
Siyasetimiz Nasıl Düzelir
Sivil cehalet
Türk Ülküsü
Mevlana'dan Öğütler
Kazak ve Türkiye Türkçesi
Ampulün Anlamı
Said-i Nursi'nin Gerçek Yüzü
Bor Madeni ve Önemi
İran'a şeriat nasıl geldi?
Atatürk'ün Kaleminden
Hablemitoğlu Belgeseli
Gül'ün Süreci
Gizli Mutabakat
Gladyocu İftirası
Kürt Federe Devletine
Gökşad'tan

Saçların gezerdi yüzümde eskiden

Ağlarsın

Saçların gezerdi yüzümde eskiden,

Şimdi yanaklarımda damla damlasın.

Ne çok severdim dizinde yatmayı,

Şimdi uykumu bölen keskin bıçaksın.

 

Nefesin vururdu nefesime her akşam,

Şimdi soluğumu kesen acı rüzgarsın.

Bütün dertlerim yalnız sende biterdi,

Şimdi yüreğimde kapanmaz yarasın.

 

Şehre uzak yerlerden yıldızlar sayardık,

Şimdi gökyüzünde en uzak yıldızsın.

Ne çok özledim seni anlatabilsem,

Şimdi oturup kana kana ağlarsın...

 

Çorlu, 2002

Gökşad

 

Gölgeler

Gölgeler

-I-

Ömrün gölgesi olsun ömrümün

Uzayıp gitsin ardımca

Ben gidersem bir ikindi vakti...

Ki sen bir Cuma sabahı gelirken

Ömrüm gölgesi olmuştu ömrünün

Uzayıp gitmişti ardınca...

 

Ankara, 2004

 

Gölgeler

-II-

Bütün zamanların tek suçlusu ben miyim

Üstüme bir bulutun bile gölgesi düşmez

Bu karanlık sahrada neye pervaneyim

Kapanan gözlerime bir ışık düşmez...

 

Medet ey sevgili, yandım bu çölde!

Bu nasıl bir serap, bu nasıl bir gölge?

Düştüm düşeli bu amansız hüzne

Divane yüreğim bir lahza gülmez

                                  

Ankara, 2004

 

Ahiret'te

 


 

Tanrım sen varlığı yaratansın

Canlı cansız her şeyi kuşatansın

Bir dileğim var sen bağışlayansın

Desem korkarım demesem yer beni

 

Garip gönlüm gece gündüz âhtadır

Dileğim gönlümde sana âyandır

Kusur kulundan bağış katındandır

Desem korkarım demesem yer beni

 

Bedenimi balçıktan sen halk ettin

Yüreğime dünyayı sen dar ettin

Gönlüm coştu, dilimi sen lâl ettin

Desem korkarım demesem yer beni

 

Tanrım hurilerin gözümde değil

Aşk için bir ömür yeterli değil

Hâşâ Kaynaroğlu isyanda değil

Âhirette sevdiğime ver beni

 

               Ankara, 2003

 

Sır Kapısı

Sır Kapısı

 

Kırk sır kapısı açıldı gözlerinde

Kırk ayrı yol var her kapının birinde

Her yol ağzında ayrı idam ettiler

Sade tenim kaldı saçının telinde

 

Bir tel saç ile bağladılar çenemi

Üç tas su ile yıkadılar tenimi

 

Beni gonca gül yaprağına sardılar

Musalla diye avucuna koydular

Nasıl bilirdiniz diye sordular

Sustum da dinledim başka bir alemde

 

Aşkı bilmeyenler hiç ses çıkarmadı

Mecnun dedi ki “beni utandırmadı”

 

Kaynaroğlu, adını toprağa verdin

İki kaş arasından sıratı geçtin

Lokman’ın sırrını sen âşikar ettin

Ölü müsün diri mi, bilmez hiç kimse.

 

Ankara, 2004

 

Nevruz

  

Nevruz

Gökyüzünde göç başlar vakit gece

Sultan kız batıdan doğuya göçer

Toy düğün başlar Türkistan ilinde

Sultan Nevruz önünde gergef işler

 

Bize de gel bilinmez bir saatte

Benim de ölülerim yeyip içsin

Rızkımızı bulalım bu yengi gün’de

Bütün alem Tanrı’ya secde etsin

 

Esir Türkleri unutma Sultanım

Onlar beklese de başka baharı

Birgün muhakkak biter bu zalim kış

Yine az görür Türk, koca dünyayı

 

Hazar’a muhabbet götür sultanım

Yesevi’den hikmet getir bizlere

De ki özlemiş sizi Kaynaroğlu

Gayrı dayanmazmış gönlü hasrete

Gökşad

Sivas, 1997

 

Kuşların Rüyası

Kuşların Rüyası 

Kuşların rüyasına girdim dün gece

Karar verdim bunu hep yapacağım

Hepsi de uyuyordu gözlerinde

Onları mı yoksa seni mi kıskanayım

 

Güya bir bülbül senin nefesinden

Şiirler okuyordu seher vaktinde

Şaşırdım kaldım, ses benim sesim

Dedi ki “İlham” derler buna sizin alemde

 

Rüyasında bir güvercin konup pencerene

Uzatıp kanatlarını tutundu ellerine

Şaşırdım kaldım, el benim elim

Dedi ki “Vuslat” derler buna sizin alemde

 

Bir serçe rüyasında kanat çırpıp

Su içti avuçlarından kana kana

Şaşırdım kaldım içim yanmış benim de

Dedi ki “Mecnun” derler buna sizin alemde

 

Kuşların rüyasına girdim dün gece

Gördüm ki seni seviyorum her bedende

Bir kaknus yaklaşıp kulağıma sessizce

Dedi ki “Kader” derler buna sizin alemde

 

Dedim ki “Hayrolur İnşallah...”

Gökşad 

Ankara, 2004

 

Gidişine Ağıt

 

 Mecnûn düşünde gördü Leylâ’yı bir gece:

 Ve sen, şehirlerini benim ülkeme kurdun,Pâyitahtını benim yaralı kalbime..

.Seni bir kan pıhtısı gibi elimde tuttum.

 İnsafsız rüzgârlar uğradı yurduma: 

Yağmur kar ortasında bir çöle düştüm,Kum fırtınasında tutundum saçlarına...

Sen uykudaydın, ben kâbuslar gördüm. 

Buğday tarlalarına kızgın alevler düştü: 

Çıplak ayaklı çocuklar savruldu her yana,

Çıplak ayaklı yıldızlar gibi darmadağın...

Ne olur beni de kat, beni de kat dualarına. 

Seni düşümde gördüm,  tam altı yıl önce: 

Ve sen, gözlerini giyindin Asya ceylanlarının,

Ak sakallardan miras bir huzur yüzünde...

Gezinip durdun içinde bütün damarlarımın.    

 Benim yüreğim mahşer, senin gönlün sırat: 

Zalim bir korku boğazlar sevincimi,

Gözlerim karanlık benim, senin gözlerin hayat.

Gözlerim hiç görmesin gittiğini...  

Ki o Selçuklu şehri seni bırakır mı bilmem:

 Lacivert göğünde gözlerin, bir muska gibi dururken,

Vakitsiz düşer toprağa kırkikindi yağmurları.

Bin yıllık Medrese, yeni bir Eylül’e soyunmuşken... 

Yıldızlara söyle seni geri getirsinler: 

Onlar bilir benim çekik gözlü yüreğimi.

Geçmişin saçından tut, sana yol göstersinler,

Yıldızlar bilir benim gökçe soylu düşlerimi... 

Ankara, 2003

Gökşad 

 

Gözlerin

 

Gözlerin

 

Sanki deryalara dalar giderim

Baktıkça içimi yakar gözlerin

Her şafak vaktinde çalar kapımı

İlmiği boynuma takar gözlerin

 

Mecnun’u çöllerde koyar çaresiz

Ferhad’ı dağlara salar gözlerin

Yanımda yöremde ölüm gezdirir

Benim peşimde o yeşil gözlerin

 

Başı dik dağlara yasla sırtını

Dolunay akşamı kaldır başını

Her kim ki yazarsa kişi bahtını

Ezelden alnıma yazmış gözlerin

 

Dört duvardan gayrı yerim olmadı

Kendi gölgem bana sadık kalmadı

Şu yalan dünyada yüzüm gülmedi

Benim tek servetim senin gözlerin

 

Kefenimi yeşil sarın, beyaz olmasın

Mezarımı göğe kazın yerde kalmasın

Sevdiğim gözünden yaşlar akmasın

Gider Kaynaroğlu, kalır gözlerin

 

Sivas, 1998

 
   
 
Benzer Yazılar