Tekil İleti gösterimi
Eski 11-23-2008, 07:27   #10
İlker
Bölüm Sorumlusu
 
Üyelik tarihi: Apr 2008
İletiler: 929
Varsayılan Ynt: İçimizden Biri Atatürk

Lider deyince de nedense hep siyasi lider anlıyoruz, ben ondan bahsetmiyorum, benim lider dediğim çok kapsamlı bir kavram. Yoksa içerisindeki tek bir terimdir, siyasi lider veya sosyal lider. Ama lider dediğim zaman ben asrın lideri, dünya liderinden bahsediyorum. İşte böyle liderlere ihtiyacımız var. Ben şimdi soracağım size. Şu anda karşımda pek çok genç arkadaşım oturuyor. Bunlardan bir tanesinin birkaç dönem sonrasının Cumhurbaşkanı, Genelkurmay Başkanı ya da Başbakanı, Maliye Bakanı ya da evinin anne, babası olmayacağını bana iddia edebilir misiniz? Belki sizsiniz, ama biliniz ki işte bugün sizlerle paylaşacağım konu asrın lideri, dünya lideri ya da lider olmanın küçük sırlarını Atatürk’le sizinle paylaşacağım.

İlk sırrımız; Atatürk "Tamam arkadaşım, ben topraklarınızı kurtardım, askeri bir dehayım." deyip yerine çekilmemiş, hemen asker elbisesini çıkartıp sivil elbisesini giymiş ve inanır mısınız sınırlarını hangi sınırın lideri ise o sınırların içerisinde ne var ise, ama ne var ise taşından toprağına hepsinin, ama hepsinin sorumluluğunu omuzlarında hissetmiştir de onun için Mustafa Kemal bugün dünya lideridir. Nasıl mı?

Atatürk’ü ağlarken tarih çok ender tespit etmiştir. 25 yıllık araştırmacıyım, 7 tespitim oldu. İlki Çanakkale’de topçu atışımız başladığı sırada döktüğü gözyaşıdır, bir diğeri ise hepimizin bildiği bir hikâye, ama ben yine de anlatacağım. O günün Ankara'sı kurak, çorak bir köy. Çankaya’dan Meclise gelirken yol üzerinde sadece, ama sadece bir tek iğde ağacı varmış. Atatürk o iğde ağacının önünden geçişlerinde arabasını durdururmuş, inermiş ve o iğde ağacına selam verirmiş. “Aman demişler paşam ne yapıyorsunuz böyle?”, “Eee o demiş yediğim meyvenin, sığındığım gölgenin, soluduğum havanın bir neferi. En az diğer neferler kadar bunun da selama hakkı var”. Yani “Niye şaşırıyorsunuz?” der gibiymiş. Ve bir gün yanında bulunan arkadaşına “İşte bu benim...” derken bir de bakıyor ağaç yok ortada, hemen iniyor “Ne yaptınız bu ağaca?” diyor. “Paşam” diyorlar “Yolu genişletmek için mecburduk kestik o ağacı”. “Yahu diyor bir tek bana soraydınız bu ağacı kurtaracak bir yolu mutlaka bulurdum.” diyor. Daha fazla dayanamıyor, arabasına biniyor, şoförünün ve arkadaşının gözü önünde hüngür hüngür ağlamaya başlıyor. Bir tek iğde ağacı için mi dersiniz? Hayır. Çok zor şartlarda kurtardığı bu topraklarda yetişen bir canlıdır ve lideri olduğu için de bu toprakların da o iğde ağacının da sorumluluğu Mustafa Kemal’in omuzlarındadır da onun için.

Galiba şimdi anlatacağım inanılmaz projeyi de o gün düşünmeye başladı. Hani “Bir daha böyle bir şeyle karşılaşabilirsem nasıl müdahale edebilirim?” diye. Çok değil doğa katliamı, en kolay yaptığımız katliam.

Yıl 1930, Atatürk Yalova köşküne doğru çıkmakta. Bir de bakar bir bahçıvan koca bir çınar ağacını kesmek üzeredir. “Yahu” der, “Sen hayatında hiç böyle bir ağaç yetişdirdin mi ki kesmeye muktedir görüyorsun kendini ve niye?” der. Bahçıvan der ki “Paşam çınar ağacının kökleri köşkün temelini kaldırdı, yaprakları da köşkün pencerelerine müdahale ediyor. Ya köşkü kaybedeceğiz ya ağacı keseceğiz. Onun için de kusura bakmayın, ama biz ağacı kesiyoruz”. Bir an düşünür, “Hayır, gerekirse köşkü ağaçtan uzaklaştırırız.” der. Derler ki "Bugün Mustafa Kemal bir hoş. Ne demek köşkü tutup da ağaçtan uzaklaştırmak?" Ama inanır mısınız mühendis değil, mimar değil, ziraatçı değil ama ne yapar biliyor musunuz? İstanbul’daki köprü altındaki tramvay raylarını Yalova’ya taşıtır. Köşkü hiç yıkmadan olduğu gibi tutarak kendisi de kazma kürek temelini kazar ve köşkün altına tramvay raylarını döşeyerek köşkü ağaçtan 4 metre 80 santim kenara çekerek hâlâ Cumhuriyetimiz gibi ayakta durmakta olan çınar ağacının kurtuluşunu temin eder.

Yıl 1930. Dünya çevre lafını ne zaman etmeye başladı? 1980'den sonra. 1980'den önce, 1930 yılında dünyaya somut bir çevre dersi vermektedir Mustafa Kemal aslında. Ama, biraz acı parantezlerim olacak bu konferansımda. İlk acı parantezimi Atatürk kimdir belgesiyle açmıştım, ikinci acı parantezim burada olacak. Haydi gelin 5 Mart 1996'ya gidelim, yani günümüze yakın bir gün. “Atatürk ve Türk Kadını” konulu tiyatrolu konferansımı 25 gençle sunuyorum. 25 gençle birlikte prova yaptık, yorulduk, oturduk, televizyonu açtık. İkinci haber olarak 6 dakika müddetle ve 5 kere görüntü zumlanmak üzere önemli bir haber verildi televizyonda. Haberi aynen aktarıyorum, diyordi ki “Amerika'da eski bir ünlü bir müzikhol hiç yıkılmadan dünyada ilk kez uygulanan bir yöntemle raylar üzerinde iki metre kenara çekilerek yerine yeni bir binanın yapıldığı” haberiydi. Dünyada ilk kez lafı da beş kere edildi. Gençlerden biri kalktı, bana ne dedi biliyor musunuz? “Ya öğretmenim biz tarihe pek bir daldık. Bakın el âlem neler yapıyor? Teknik, medeniyet, biraz da onlara baksak.” deyince arşivimde 1930’da Atatürk’ün bu işi yaparken çekilmiş resimleri, raylar üzerindeki çekilen resimleri gösterdim kendilerine ve dedim ki ”Şu anda ne söyleyeceksiniz bana?”. Bir genç kalktı ne dedi biliyor musunuz? “Ya öğretmenim suç bizde mi? Biz bu konuyu ilk defa sizden duyuyoruz, sizden görüyoruz bu resimleri." Ama o haberi bugün milyonlarca Türk genci izledi ve oturdular 25 genç, bu haberi veren televizyona bir faks çektiler. Faksta aynen şu yazıyordu “İkinci haber olarak altı dakika müddetle, ama beş kez şu resimleri göstermek suretiyle bu arada da mutlak suretle mesajı iletin." dediler. “Bugün 1996, Amerika çekiyor raylar üzerinde iki metre, yerine yeni bir bina yapıyor; 1930 Atatürk çekiyor 4 metre 80 santim, bir ağaç kurtarmak için.” Bu mesajı da çok iyi verin, dediler. Yıl 1996 idi. Yıl 2005 hiçbir televizyonda izlediniz mi? İzlemediniz.
__________________
Atatürkçü
İlker isimli Üye şimdilik offline konumundadır   Alıntı ile Cevapla
 
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56