Türk Silahlı Kuvvetleri'ni Yıpratma Girişimleri ve Nedenleri

Türk Silahlı Kuvvetleri’ni Yıpratma Girişimleri ve Nedenleri 

Sömürgecilik ve akabinde gelişen küresel sermayenin Dünya’ya hakim olma tasarıları; dengesizleşen Dünya siyasetinde,vahşice ilerlemeye devam ediyor.Hakim güç olmak isteyen ulusların, büyüme arzusu yadsınamaz.Çünkü büyümek, doğanın değişmez kanunlarından biridir.Yadsınacak birşey varsa,diğer ulusların Batı sömürgeciliğine karşı duyarsız kalmış olmasıdır.

Küresel sermayenin küçük devletcikler istediği aşikardır.Büyük ya da büyüme eğilimi olan ülkeler üzerinde yürütülen faliyetler, değişiklik gösterse de sonuç itibariyle hedef; o ülkelerin iktsadi kaynaklarını ele geçirmektir.Bunu ancak nüfus,asker,coğrafi bakımından küçülterek sağlayabilirler.Bir takım ülkelerde,bu dengeleri bozmak; kökensel ya da inanç ayrılıkları üzerine kurulur.Bazı ülkeler,hiç direnç göstermeden içerden teslim alınır.Hiç birisi yapılamayan ülkelere ise askeri müdaleler uygulanır.Büyük ve büyümeye meyilli olan ülkelerden biri de Türkiye’dir.

Türkiye’nin en büyük direnç gösterecek kurumu hiç süphesiz Türk Silahlı Kuvvetleridir.O sebeple,Türkiye Cumhuriyet’ini küçültmek için öncelikle T.S.K.’yı küçültmek gerekir.Türk Silahları Kuvvetleri’nin, bir başka özelliği ise ülke ile birlikte Cumhuriyet’i de korumaya yeminli olmasıdır.Atatürkçü Türkiye Cumhuriyet’i milliyetçi kimliği ile sömürgecilik karşıtıdır; aynı zamanda laik olan Türkiye Cumhuriyet’i; Amerika’nın Fas’tan Çin’e kadar çoğunluğu Müslüman olan ülkelerde kurmak istediği Büyük Ortadoğu Projesi’nde,Türkiye için biçtiği görev için uygun değildir.Yahudi kökenli Amerika’lı dış işleri görevlilerinin ‘Kemalizm’den vaz geçin’ demesi; Amerika’da böyle bir düşüncenin oluştuğunun göstergesidir.Bu noktadan sonra gelinen aşama Türk Silahlı Kuvvetleri’nin ülke içinde etkinliğini azaltmağa yönelik olacaktır.

Batı ülkelerindeki siyonist basın tarafından Türk Ordusu aleyhinde oluşturulan yazılar,Türkiye’de devşirilmiş bazı sözde aydınlar dışında kimse üzerinde etkili olmamaktadır.

Türk Milleti'nin köklü bir geleneğe sahip olması bu geleneğin asker,millet ve devletin birliğine inanan bir felsefeyle perçinleşmiş olması sebebiyle;Türk milleti,dış kaynaklı ruhbilimsel saldırılardan kolaylıkla etkilenmez.Böyle olduğunu,Türk milletini tanıyan Batı öğrenmiştir.O halde bu kurum ancak içerden oluşturulan etkilerle yıpratılabilir.

Bir ülke üzerine uzun vadeli tasarılar uygulayan devletler,hedef aldıkları ülkelerdeki rejim karşıtlarını kullandıkları bilinen bir gerçektir.Rejim karşıtlarının vatan haini olma süreci işte bu aşamadan sonra başlar.

Demire ne kadar çamur atılırsa atılsın demirliğini kaybetmez,ama içerisine verilen hava demiri paslandırır.

Tezkerenin reddinde Türk Silahlı Kuvvetleri’ni sorumlu gören Amerikan-İngiliz ittifakı,İran’a düzenlemeyi tasarladığı saldırıdan önce bu kurumun saygınlığını yıpratmak ve aynı zamanda bu kurum içinde, tezkerenin reddi ile sorumlu gördüğü komutanların önünü kesmek için içerde satın aldıkları ya da anlaştıklarını kullanarak bir tezgah hazırlamıştır.

Basından ibretle takip ettiğimiz olaylarda,savcının ailesinin siyasi bağlantıları ve T.S.K.’yi yıpratmak için yaptığı kanuni usulsüzlük çok çarpıcıdır.Bir hain anca ordusunu karalamak için bu denli sabırsız ve kural tanımaz olabilir.İdda sahibinin, Fethullahçı bağlantıları ve siyasi geçmişi de olayın bir başka ilginç yönüdür.

Kayda değer olmayan bu iddaların asıl hedefi Türk Silahlı Kuvvetlerine olan sarsılmaz güveni yıkmak mümkünse Yaşar Büyükanıt Paşa’nın önünü kesmektir.

Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök’ün Cumhurbaşkan’ı olmasını engellemek de bu yönde atılmış bir adımdır.Kim Cumhurbaşkanı olacak tartışmalarının yürütüldüğü ve Özkök Paşa’nın adının sıkça zikredildiği dönemde,Fethullah Gülen tarafından söylendiği idda edilen ‘Özkök gelirse rahatlarız’ sözü ile Özkök Paşa’nın cemaate yakın olduğu fikri aşılanmış; böylece onu da bu yönden şaibe altında bırakarak Cumhurbaşkan’ı olması engellenmek istenmiştir.

Akp hükümeti tarafında çıkarılan tedhişle(terör) mücadele yasasına göre T.S.K.’nın tedhişle mücadelesi kısıtlanmış,AB uyum yasaları gereğince de Avrupa Başsavcılığı tarafından,Türk askerlerinin yargılanabilmesinin önü açılmıştır.

Bütün bunların ortak hedefi ordumuzun etki alanını kısıtlamak,itibarını sarsmaktır.Doğuracağı sonuçlar ise,çok yönlü olan düşünüldüğü zaman hem İran’a yapılması tasarlanan savaş öncesine hazırlık hem ülke içindeki rejim karşıtlarının önünü açmaktır.Ancak böylece, ülkenin küçültülüp, iktisadının ele geçirilmesini sağlanabilir.

Tanrıkut

 14.03.2006